11 Şubat 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXII (Ermeni Kız Çocukları ve Ünye Lokumu. Harut Usta'ya Veda)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXII

(Ermeni Kız Çocukları ve Ünye Lokumu.)

 

 

Belki anlatılanlar kurgudan ibarettir…

Belki de gerçeğin küçük bir bölümünü yansıtıyor, bilemiyoruz.

Kulaktan kulağa yayılan bu öykülerin özneleri bugün hayatta değilse bile bazılarının çocukları ve torunları aramızda yaşıyor.

Bize büyük annelerinden duydukları, Tehcir sırasında öleceklerine kesin gözüyle bakılan Ermeni kız çocuklarının hazin öykülerini anlatıyorlar.

Bu öyküler, siyasi tartışmaların, suçlamaların ve spekülasyonların ötesinde, herkesin kabul etmek zorunda kaldığı gerçeklerdir.

 

Çünkü herkesin bir gideni vardır,

İçinden bir türlü uğurlayamadığı…[1]

 

Ünyeli Ermeni Kız Çocukları

 

Köylerde ve Ünye’de, Ermeni ve Türk aileler, öylesine iç içe, öylesine saygılı ve öylesine dostça bağlı idiler ki birbirlerine…

Tehcir adı verilen zorunlu göç olayında bile Ünye’de bu bağlılıklar kopmadı.

Göçenlerin götüremediği malları, evleri, tarlaları, yatak ve yorganları, kazan ve kepçeleri, kedi ve köpekleri, dana ve inekleri birçok yerde yağmalandı ama bazı yerlerde emanet alındı.

Ünye, gidenlerin mallarını ve bebeklerini emanet bıraktığı yerlerden biriydi.

Anneler yavrularını canlarından kopararak, yürekleri yırtan haykırışlarla, sel olup akan gözyaşlarıyla terk etmişlerdi yavrularını…

Ünyeli bazı aileler alıp kendi yavruları gibi kollayıp korudu, yedirip doyurdu, büyütüp eğitti bu kimsesizleri.

Gidenler gitti. Bir daha hiç ama hiç dönmediler. Eşyalar ve bebekler kaldı.[2]




 

Tehcirden Geriye Kalanlar

 

Tehcir edilen Ermeni ailelerin bebekleri, en iyi görüştükleri komşu Müslüman ailelere bırakılmışlardı. Bu çocuklar, bırakıldığı ailelerin terbiyesiyle büyüdü, genç kız oldular.

Kökenlerini bilseler de adları Müslüman adıydı.

Hiçbiri Ermeni adını kullanmadı.

Himayelerine alan aileler, onları öz çocuklarından ayırmadı. Ellerinden geleni esirgemediler. Eğitim almalarını sağladılar. Sonra çeyizleyip kısmetini bulmasını sağladılar.[3]

Aynı durumu İrfan Işık hocamızdan farklı değerlendiren hemşerimiz Cafer Sarıkaya, Agos dergisiyle yaptığı söyleşide şöyle diyor:

Komşulara bırakılan çocukların aileleri hiçbir zaman dönememiş, emanet bırakılan çocuklar Müslüman ailelerin yanında, Türk gibi yetiştirilmiştir. Ünye’de, kendi ailemde ve tanıdığım bazı diğer ailelerde, bu şekilde büyütülmüş çok sayıda çocuk var. … Müslüman aileler tarafından sahiplenilen ya da alıkonan Ermeni kadınlar ve çocukların çoğu o şekilde yaşamaya devam edip, o şekilde öldüler. Müslüman olarak mı? Orası net değil. Geride kalanlar ile konuştuğunuzda aynı kadın için “Bizden daha Müslümandı, namazında niyazındaydı” diyenlerin yanında “Odasına gider gizli gizli kendi duasını ederdi” diyenler de oluyor.[4]

Hikâyelerden birine göre, tehcirden yıllar sonra Ünye’ye dönen Ermeni bir kadın, beş yaşındayken orada bıraktığı kızı Arpi’yi bulur, onunla Ermenice konuşur, onu Fransa’ya götürmek ister ama Müslüman biriyle evlendirilmiş ve çoluk çocuk sahibi olmuş olan Arpi, Ünye’den ayrılmak istemez. Gözü yaşlı anne, kızını ve torunlarını öpüp koklar, eski komşularına ve Ünye’ye veda eder. Üç ay sonra Paris’ten gelen bir mektupla, yaşlı kadının Ünye’yi ve kızını sayıklayarak hayata veda ettiği bildirilir.[5]

Özlemle andığımız Gazeteci-Yazar Yaşar Karaduman da, Ünye’de duyup derlediği ve kurguladığı Ermeni Kızların öykülerini yazmıştır.

Aileler dört veya beş yaşın altında çocuklarını çok çetin yol ve mevsim koşullarına dayanamazlar, burada bırakırsak biz dönemesek bile en azından onların hayatta kalma şansları olur diye bilinçli olarak bırakmışlardır. Bu hikâyelerden an acıklısı ikiz kardeşini burada bırakarak anne ve babası ile giden Magda’nin 80 yil sonra Ünye’ye gelişini ve kardeşini buluşunu anlatan hikâyedir.[6]

Bırakılan çocukların bir kısmı (sahiplenilmeyenler), yetimhanelere yerleştirildiler. 

Bunların dışında Ermeni kimlikleri, Ermeni dini ve âdetleriyle Ünyelilerce korunarak kalan ailelerden de söz edilmektedir.

 

Ünye Lokumu; Ermeni Kızların Ünye’ye Mirası mı?

 

Ünye lokumu olarak bilinen tatlandırılmış mayalı hamur, rulo yapılarak avuç içine sığacak biçimde kesilir, fırında pişirilirdi. Mahalledeki fırınlarda yahut evlerde yapılan Ünye lokumu, her bayram evlerden eksik olmaz, ancak o dönemde pastanelerde satılmazdı.[7]

Türkçede geçen lokma veya lokum kelimeleri, Arapçadan gelmektedir. Osmanlıca karşılığı, Arapçadan gelen rahat ul-hulkümdür ve boğaz rahatlatan anlamına gelir.

Afyon Lokumu olarak bilinen Osmanlı Lokumu, Ünye’de Rahat Lokumu adıyla geçer. Ünye Lokumundan farklıdır. Ünye Lokumu daha çok kurabiye yahut çörek sınıfına girer ama Bayramların vazgeçilmez ikram ürünü olduğu için “Lokum” olarak adlandırılır.

Ünye Lokumunun orijini, Ünye’de ne zamandan beri yapıldığı bilinmemektedir.

Agos Gazetesindeki söyleşide Sarıkaya, Ünye Lokumu için “1915 yılında hayatlarını kurtarmak ve yurtlarından uzaklaşmamak için Müslüman olan ya da olmak zorunda bırakılan Ermeni kadınlar sayesinde bugüne kadar gelebilmiştir” diyor. Ermenilerin bir zamanlar Paskalya yortuları için yaptığı lokumların, Ünye mutfağı ve kültürünün bir parçası olarak yaşamaya hala devam ediyor. Müslümanlaş(tırıl)mış kadınlar, torunlarından ve çocuklarından saklasalar da, bir geleneği kendi aralarında sessizce yaşatmış, kutsal günlerini unutmamaya çalışmışlar.[8]

Tamamen sözlü tarihe dayalı bu bilgi teyit edilmeye (doğrulanmaya) muhtaçtır.

Ermeni tarihçi Kévorkian’a göre Ünye ve hinterlandına Ermenilerin gelişi 18. Yüzyıl’ın (1700’lü yıllar) başındadır. Oysa hamur işi börek, çörek ve kurabiyeler, yörede yüzyıllardır bilinmekte, Rumlar ve Türkler tarafından yapılıp yenilmektedir. Üstelik Ermenilerin Paskalya Çörekleri (lokum değil, çörek), Ünye Lokumuna benzemez, saç örgüsü, yahut simit biçimindedir.

Ünye’nin kadim bir tadını, dayanağı olmadan belli bir kesime mal etmek, Ünye’deki diğer topluluklara haksızlıktır.

Bırakın Ünye’nin lokumu, Ünyelilerin olsun!

İlle de arkasında bir etnisite yahut trajik bir öykü aramayın.   


 

Harut Usta’ya Veda

 

Ordu Ermenilerinden Harutyun Artun, 5 Şubat 2026’da İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Harutyun Artun ya da bilinen ismiyle Bakırcı Harut Usta için 7 Şubat Cumartesi günü cenaze töreni düzenlendi.


Selçuk Küpçük’ün kaleminden geçen haftaki yazımızda aktarmıştık Bakırcı Harut Usta’nın Tehcir ile ilgili söylediklerini. O şimdi anılarda ve kitap sayfalarında yaşıyor.[9]  

Ordulu Bakırcı Mıgırdıç Usta'nın oğlu Harutyun Artun'la 2010 yılı tanışmıştık. Tehcir yıllarını bizzat yaşamamıştı ama yaşayanlardan bire bir dinlemişti. Her iki tarafın da derin acılar yaşadığını söyledi, bize…

Harut Usta, o dönem acılarının hakkaniyetli bir örneğiydi.[10]

2011 yılı Mayıs’ında, Ahmet Kabayel'le birlikte, değerli kardeşimiz Coşkun Çetinalp'in çağrısı üzerine Ordu'ya gitmiştik ve yerel bir TV kanalında yaptığımız keyifli bir söyleşinin ardından Harut Usta'ya uğradık.

Bizi karşıladığı mekân, Harut Usta'yla adeta bütünleşmişti. Müzeyi andıran, eski eşyalarla dolu bu mekânda çaylarımızı içerken bir dönemin tarihine tanıklık ediyorduk. Harut Usta için neredeyse her eşyanın ayrı bir öyküsü vardı.

Bizim asıl öğrenmek istediğimiz, Usta'nın Ünye'ye uzanan akrabalık ilişkileri, sürgünlerle, acılarla geçen yıllarıydı. Nedense o kısmı geçiştiriyor, daha çok eşyaları ve masasının üzerindeki fotoğraflarda yer alan insanları anlatmayı yeğliyordu.

Henüz yapım aşamasındaki Ünye Müze Evi'nden söz ettik... Kalktı, eşyaları arasında kısa bir yolculuğa çıktı. Eline eski bir gemici feneri aldı. Sağını solunu kurcaladı, düzeltti, kontrol etti. Bize uzattı. "Bu da benden Müze Ev'e hatıra olsun." dedi. Böylece yapım aşamasındaki müzemiz, Harut Usta'dan antik bir eşya kazandı. Bizi Usta'yla tanıştıran arkadaşımız Coşkun daha sonra bize: "Harut Usta asla böyle bir şey yapmaz, bu eşyaları evladı gibi saklar." diyecekti. Biz de "Merak etmesin, Müze evde bu emanetini gözümüz gibi koruyacağız." dedik.[11]





Harut Usta'nın öyküsünü, hemşerisi İbrahim Dizman’ın kitabından aktararak bitiriyoruz Tehcir konusunu:

"Ermeniler arasında sürgün konu edilmezdi. Büyükler konuşmazdı, bizi de konuşturmazlardı. Biz çocuklar bazı şeylerin farkına varınca soruyorduk, dedemiz, amcamız, teyzemiz nerde, filan diye. Öldüler, deyip kestirip atıyorlardı büyükler. Sonraları anladık ki huzur içinde yaşayabilelim, intikam peşinde koşmayalım diye anlatmıyorlarmış. 18-20 yaşına gelince, sağdan soldan duyduklarımızla yaşanan felaketi biraz olsun öğrenmiştik ama artık kin güdecek yaşı geçmiştik. Çünkü Türklerle iç içe yaşıyorduk, en yakın arkadaşlarımız, komşularımız Türk’tü. Kime kızacaksın, kimden intikam alacaksın? Böyle olması, büyüklerimizin sağduyulu davranması çok doğru oldu tabii. Yoksa gençlik var, sağda solda birilerine çatar başımızı büyük belaya sokardık."[12]

 

Devam Edecek: Lozan Mübadilleri

 

Kaynaklar:

Pala, Fatih. 2023, Tutaste “Dolunayın kız kardeşi”, Paşa Yayınları

Işık, İrfan. 2013, Anılardan Taşan Yıllar, Ünye Belediyesi Kültür Yay.

Karaduman, Yaşar. 2020, Tarihin Kayıp Kızları Ünye’den gidenler bir daha Geri dönmediler, 20.06.2020, Ünye Kent Gazetesi

Sarıkaya, Cafer. Ekim 2016, AGOS Gazetesi

Kabayel-Varilci, 21.01.2008 Hizmet Gazetesi, Ünye’de Pastacılık ve Şekerciliğin Tarihi - I

Varilci, 15.01.2025, Ünye Kent; Karadeniz Arkeolojisi - Pontus Sorunu IV

Varilci, 25.05.2016, Ünye Kent; Harut Usta

Biryol, Uğur (Derleme), 2014, Karadeniz’in Kaybolan Kimliği, İletişim Yay.

Dizman, İbrahim. 2016, Adı Başka Acı Başka, İletişim Yay.

 

11.02.2026, Ünye Kent

 

Dipnot:

[1] Fatih Pala, 2023

[2] Işık, 2013; 315

[3] Işık, 2013; 316

[4] Sarıkaya, Agos Dergisi, Söyleşi

[5] Sarıkaya, 2016

[6] Karaduman, 2020

[7] Kabayel-Varilci, 2008 (Aslında Ünye Lokumu yerine Ünye Çöreği yahut kurabiyesi denilmeliydi. Bayram ikramı olarak üretilen bu yerel ürünü dillendirirken Ünyeliler, iskeleye “köprü” deyişindeki metaforu kullanmışlardır.)

[8] Sarıkaya, 2016

[9] Biryol – Küpçük, 2014; 147-177

[10] Varilci, 2025, Ünye Kent Köşe Yazısı

[11] Varilci, 2016, Ünye Kent Köşe Yazısı

[12] Dizman, 2016; 123

4 Şubat 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXI (1915’te Ünye’de Neler Oldu?)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXI

(1915’te Ünye’de Neler Oldu?)

 

 

Bizans döneminde Ermeniler, imparatorluğun tahakkümü altında yaşamış olsalar da bağımsız bir krallıktı. 387 ve 428 yılları arasında hüküm süren Ermeni Krallığı Bizans ve Sasani imparatorlukları arasında ikiye bölündü. Batı Ermenistan Bizans yönetimine, Doğu Ermenistan ise Sasani kontrolüne geçti.  Karadeniz’de bazı bölgeler Ermeni Bagratuni Krallığı'nın (880’lerin başı) kurulmasından sonra da Bizans yönetimi altında kaldı. Ancak Ermeniler 451 yılındaki Kalkedon Konsili'nde temsil edilmediler. Bu nedenle Ermeni ve Bizans Hristiyanlığı arasında teolojik bir kayma ortaya çıktı. Bizans’ın çoğunluğu Ortodoks olurken, Ermeniler çoğunlukla Gregoryen olmayı tercih etti.[1]

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ermeniler yüzyıllar boyunca Türklerle barış içinde yaşadılar. Osmanlı Döneminde (Osmanlı Barışı), yönetim kademesinde Ermeni devlet adamları hiç eksik olmadı.[2]

Osmanlılar, Millet-i Sadıka olarak niteledikleri Ermeniler’e üst düzeyde değer vermişler, devlet idaresindeki en sorumlu mevkilerde görev yapmalarına olanak tanımışlardır. O kadar ki: Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yy sonlarına doğru 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Konsolos, 29 Paşa ile 11 Profesör vardı. Ayrıca 803 Ermeni Okulu'nda 2.088 öğretmen, binlerce Ermeni öğrenciye eğitim vermekteydiler.[3]

Bu girizgâhın ardından, bunca Ermeni nüfusa he olduğunu, Ünye özelinden hareketle görmeye çalışalım.


 

Tehcir Kanunu

 

Tehcir Kanunu veya resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu, 27 Mayıs 1915'te Osmanlı Hükûmeti tarafından I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusu ile karşı karşıya gelebilecek iç unsurların savaş bölgelerinden uzak yerlere devlet eliyle gönderilmesi için çıkarılan göç kanunu olarak bilinir.

1 Haziran 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi'de yayımlanarak yürürlüğe giren kanunun içeriğinde Osmanlı Ermenilerinden bahsedilmemesine rağmen, doğrudan imparatorlukta yaşayan Ermeni halkı hedef alır. Ermenilerin yaşadığı şehirlerden başka yerlere sürülmesine yol açar ve bu nedenle Ermeni Tehciri adıyla anılır. 

Tehcir’in amacı Ruslarla savaşan ordunun gerisini emniyete almak ve Ermenilerin Ruslarla işbirliğini önlemek olarak belirtildi.

Tehcir, önceleri tüm Ermeniler'e uygulanmadı. Katolik ve Protestanların yanı sıra subay ve sıhhiye sınıfı olarak Osmanlı ordusunda görev yapanlar, Osmanlı Bankası çalışanları, sakatlar, yaşlılar, dul kadınlar, çocuklar göçe tâbi tutulmadılar.

Milli Savunma Bakanlığı, Arşiv ve Askeri Tarih Daire Başkanlığı Arşivi’nde bulunan belgelere göre 9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916’ya kadar tehcire tabi tutulanların sayısı 395.000 kişidir. Bunlardan 356.084 kişi yeni yerleşim bölgelerine ulaşmışlardır. Yani kayıp sayılan Ermeni 35.000 kadardır.

Cumhurbaşkanlığı Arşiv belgelerinde ise, 1915’te Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Ermeni sayısı 1 milyon 250 bin kişidir. Bunlardan İstanbul, Bursa ve diğer Batı Anadolu illerinde yaşayan 167.778 kişi tehcire tabi tutulmamıştır.[4]

Yine aynı belgelerde ölümler kış şartlarının zorluğu, Ermeni, Rum, Türk soygun çetelerinin baskınları sonucu gerçekleşmiştir.

 

Ünye’de 1915 Tehciri

 

Elimizdeki bilgiler, tehcirle birlikte Ermeni nüfusun Ünye’nin neresinden ve nasıl göçe tabi tutuldukları konusunu yeterince açıklayamamaktadır. Daha çok “Ünye’den yasa gereği göç ettirilmeyen” Ermeniler’den bahsedilmektedir. Kimdi göçe tabi tutulmayanlar? “Dönme” tabir edilen, din değiştirerek Müslüman olan Ermeniler idi. Ayrıca, Ünye’nin hatırlı eşraflarının koruma ve kefillikleriyle Ünye’de kalan Ermeniler mevcuttu.[5] 

Bölgemizdeki 1915 Olayları’na ilişkin benzer bir yaklaşım, Ermeni tarihçi Hovagimyan’dan geliyor:

“Büyük Felaket günlerinde (Medz Yeğern) hemen hemen bütün Ermeniler Müslümanlığı kabul edip yaşadıkları yerde kalmaya devam ettiler. Ünye’de yaşayan akrabalarına mektup yazıp ‘Allah’ın dinini kabul ettik, siz de bizi takip edin’ diyenler oldu. Hükümet başka yerlerde de bu üçkâğıtçı oyuna başvurup sonrasında katliamı organize etmişti. Burada da aynısını yapıp, 3 yaşından büyük kimseyi hayatta bırakmadılar, şehirden sürgün edip katlettiler, çocukları ise Türk ailelerine dağıttılar. Sadece Fatsa’nın çevre köylerinden birkaç genç Sahag Hamalyan, Mesrob Yazıcıyan ve Harutyun Minasyan’ın önderliğinde dağlarda saklanmayı başardılar.”[6]

Bu ifadeler oldukça önemli. Çünkü bölgemiz nüfusunun azımsanmayacak bir bölümünün Müslümanlaşmış Ermeni olduğunu ileri sürüyor. Müslümanlığı kabul etmeyenlerin de katledildiğini. En azından Ermeni çocukları öldürülmemiş, Türk ailelerine dağıtılmış. Sadece birkaç genç dağlarda saklanmayı başarmış. Beyrut’ta yaşayan Ermeni tarihçi Hovagimyan’ın kitabı yayınlanırsa, epey tartışılacağa benzer. 

 

Ordu’da Yaşanan Tehcir Olayı

 

1915 tarihli gazetelerde Ordu’dan toplam on iki bin Ermeni’nin tehcire tabi tutulduğunu öğreniyoruz. Bu göçten on beş hanelik kadın, çocuk ve sigardan oluşan son Ermeni kafilesinin Mesudiye’ye vardığında, arzû-yı vicdanlarıyla İslamiyet’i kabul ettiklerine dair bir telgraf çekilir. Telgraf, kasaba müftüsü ve imamın da dâhil olduğu Mesudiyeli bir grup tarafından İstanbul hükümetine çekilmiştir. Bakırcı Harut Usta’nın öyküsüyle harmanlanan tehcir olayı ise, Ordu’dan Gölköy’e doğrudur.

“Kafile, Gölköy’e ulaşmıştır bu arada. Karabayır/Karadere denilen mevkie gelindiğinde ise Perşembe’den hareket eden 200 kişilik çete korumasız ve savunmasız, silahsız Ermenilere saldırır. Çocukları ise kafileden ayırıp öne almışlardır. Geride kalan anneler, babalar, kardeşler, yaşlılar büyük bir katliama maruz kalırlar. Çocuklar can havli ile hiç bilmedikleri arazilere dağılırlar korku içinde. Harut Amca’nın 7 yaşındaki annesi, teyzesi ile beraber kilometrelerce çıplak ayakla yürüyerek bir sonraki yerleşim yeri olan Mesudiye’ye ulaşır. Mesudiye’de bir postacı sahip çıkar annesine ve teyzesine. Bir dayısını ise çok daha aşağılardaki köylerden birisi alır büyütmek için.”[7]

 

Topal Osman Ağa


Tehcir Sonrası Ünye’de Gayrimüslim Nüfus

 

1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktayken,  Haziran 1915’te ise, Ünye Kazası Ermeni nüfusu hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir.

Tehcir Kanunu sonrasında Ünye Ermeni nüfusuna ne oldu?

Şüphesiz tehcire tabi tutuldular.

Ne yazık ki çoğunluğu çocuk, yaşlı ve kadınlardan oluşan bu nüfus, bir ölüm yolculuğuna çıkarıldılar.

Tehcire rağmen bazı Ermeni aileleri Ünye’de kaldı.  

Bir görüşe göre, Ünyeliler tarafından korundukları için bazı Ermeni aileleri tehcirden etkilenmedi. Ermeni kimlikleri, Ermeni dini ve âdetlerine rağmen, Ünye’de kalmayı başardılar.[8]

Bir başka görüşe göre, Ünye’deki mahut Ermeni aileleri, Ünye’ye tehcirden sonra geldi.[9]  

Belki de Lozan Mübadelesi’nin ardından geldiler.

Geldiler ama kendi kiliseleri artık yoktu.

Terk edilen Rum Ortodoks Kiliseleri’ni de kullanamadılar.

Özel günlerde Samsun’da yahut İstanbul’daki belirli kiliselerde buluştular.

Ancak herkesçe bilinen bir gerçek vardı:

Türk ailelerin büyüttüğü Ermeni kız çocukları...

 

Devam edecek: Ermeni Kız Çocukları ve Ünye Lokumu.

 

Kaynaklar:

 

Koçaş, Sadi. 1970, Tarih Boyunca Ermeniler ve Selçuklulardan Beri Türk-Ermeni İlişkileri, 3. Baskı, Truva Yay.

Işık, İrfan. 2013, Anılardan Taşan Yıllar, Ünye Belediyesi Kültür Yay.

Biryol, Uğur (Der.) – Küpçük, Selçuk, 2014, Karadeniz’in Kaybolan Kimliği, İletişim Yay.

 

04.02.2026, Ünye Kent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/karadeniz_arkeolojisi_bizans_donemi_xxi_1915te_unyede_neler_oldu-5774.html

 



[1] Bu noktada bir hatırlatma yapmak gerekiyor. 1054’te Roma Katolik ve Rum Ortodoks kiliselerinin ayrılmasıyla Batı ve Doğu arasında büyük bir gerginlik doğdu. Batılı tarihçiler, bu nedenle Doğu Roma’yı “Roma” olarak anmak istemedi. Oysa Doğu roma halkı kendisini hep “Romalı” addetti. Türkler ve Araplar, Doğu Romalılar için “Rum” kelimesini kullandı. Alman tarihçi Hieronymus Wolf'un 1557 yılında “Corpus Historiae By­zantinæ” adlı eserinin yayımlanmasının ardından, Doğu Roma’dan “Bizans" diye bahsedilmeye başlandı. Aslında Bizans, başkentin en eski adıydı: Byzantion! Doğu Romalılar kendilerine hiçbir zaman “Bizanslı” demedi. Tıpkı Mithradates krallığının kendilerine “Pontus” demediği gibi.

[2] Koçaş, 1970; 12-

[3] Işık, 2013; 312

[4] TC. Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Sevkiyata Tabi Tutulmayan Ermeniler.

[5] Işık, 2013; 314

[6] Hovagim Hovagimyan’ın henüz Türkçeye çevrilmeyen ‘Badmutyun Haygagan Bondosi’ [Ermeni Pontusu’nun Tarihi, Beyrut: 1967, s.720-21] kitabından aktaran Güven Bayar, Agos, 14 Aralık 2023

[7] Biryol, 2014; 154-161

[8] Kurtuluş Savaşı sırasında, Rum-Ermeni demeden, Gayrimüslim nüfus tehlike altındaydı. Topal Osman Ağa ve maiyetindeki silahlı grup, o dönemde Ünye’ye geldiği ve Keşaplı Sokak’ta ağırlandığı bilinmektedir. (Bkz. Keşaplı Sokak ve Topal Osman, 21.12.2022 Ünye Kent). Ünye’deki Elekçi Deresi’nin o günlerde günlerce kanlı aktığı söylenir. O tarihte, Ermeni Vatandaşların bir kısmı o sokakta ikamet etmekteydi. Ünye’nin hatırlı insanları tarafından mı korunup, kefil olunmuştu?

[9] Cafer Sarıkaya, Agos Dergisi, Söyleşi.

28 Ocak 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XX (Ünye Ermenileri’nin Sonu)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XX

(Ünye Ermenileri’nin Sonu)

 

 

Kars yöresindeki bir Ermeni ailesinin 111 yıl önceki öyküsünü anlatırken: “İnsanlık tarihinin insana en yakışmayan, en vahşi, en kanlı, en karanlık günleri nasıl anlatılır?” diye soruyor Agos’taki yazısında Maral Dink.

Ne yazık ki benzer acılar o dönemde ülkenin birçok yerinde yaşandı.

Bu yerlerden biri de Ünye’ydi...

Ermeni tarihçi Kévorkian’a göre Samsun, Bafra, Çarşamba, Ünye ve Fatsa gibi şehir merkezlerinde varlık gösteren Ermeni toplumu, kırsal alanlara da yerleşmişti. Ünye civarındaki on köy, Terme dolaylarında bulunan dört bucak ve Çarşamba kazasındaki yirmi yerleşim yerinin hemen hemen tümü 18. Yüzyılın başında (1700’lerin başı) Hemşin ve Sevked’den (Rize-Kalkandere) gelen sığınmacılar tarafından kurulmuştu.[1]

Fransız coğrafyacı ve oryantalist Vital Cuinet, 1890’larda Ünye kasabasının nüfusunu 10.000 kişi olarak belirtir. 3.000’i İslam, 5.000’i Rum ve 2.000’i Ermeni’dir. Ünye kazasında ise 40.000 kişinin yaşadığını bildirir; 25.000’i İslam, 8.000’i Rum, 7.000’i Gregoryen Ermeni’dir. (5.000’i göçmen olarak gelmiştir.)[2]

1904 Trabzon Vilayet Salnamesi’nde Ünye nüfusu toplam 45.821 kişidir; 36.344’i İslam, 4.711’i Rum, 4.766’sı Ermeni’dir.

1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktaydı.[3]  

1915 yılına gelindiğinde Ünye ve çevresinde yaşayan Ermeni nüfus, Maral Dink’in deyimiyle insanlık tarihinin insana en yakışmayan, en vahşi, en kanlı, en karanlık günlerini yaşadı.




Mardiros Baygın

 

Ünye’nin Son Ermenileri

 

Çocukluk ve ilkgençlik yıllarım Ünye Ortayılmazlar Mahallesi’nde geçti. Dede mirası, Baba ocağı mahallemizde 1701’den kalma bir cami (Hacı Osman Ağa Cami) ve iki kilise mevcuttu. Kiliselerden biri 1938’de kurulan Meçhul Asker Ortaokulu yanında, Kilise Tepesi denilen yerdeydi ve okulun deposu olarak kullanılmaktaydı. Doğduğum yıl, tepedeki kilise yıkıldı.

Diğer kilise, Yalı Mevkiindeydi ve günümüze kadar ayakta kaldı. 2010’da restore edildi. Ünye’de 1930’larda faaliyete geçen ilk elektrik santrali burada kuruldu. 70’li yıllarda Yalı Kilisesi düğün salonuna dönüştürüldü. 90’lı yılların sonunda kadar düğün salonu olarak işlevini sürdürdü. Yalı Kilisesi, Meryem Ana'ya adandığı için Panagia Rum Ortodoks Kilisesi veya Meryem Ana Kilisesi olarak bilinir. 2010 yılında Ünye Belediyesi tarafından on yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredildi ve ardından restore edilerek 2015’te kültür ve sanat merkezi haline getirildi.

Her iki kilise de Tanzimat sonrası (1839) inşa edildi ve 1923 Lozan Mübadelesi’nin ardından ibadete kapandı.  

Çocukluk yıllarında mahallenin neredeyse bütün çocuklarıyla bir aradaydık. Kimlerin Ermeni olduğunu bilsek te önemsemezdik. Ermeni ailelerin evleri Ortaokul civarındaydı, bazıları da çarşıda, Kazancılar arastasındaydı. Yıllar sonra bu aile mensuplarından Annik ile Lise’de okul arkadaşlığı yaptık.

60’lı yıllarda, babamın işyerine yakın, Belediye Caddesi üzerinde, Bakırcılar Çarşısı’nda ve Orta Çarşı’da Ermeni esnaflar vardı.

Tehcir sonrası Ünye’ye dönen yahut gelen Ahbap ve Baygın ailelerinin Belediye Caddesi üzerinde, Döner Çeşme Meydanı’na yakın dükkânları vardı. Terzi Levon Baygın ve Minas Ahbap; terzi ve şapkacılardı.

Bakırcılar Çarşısı’nda soğuk demir işiyle uğraşan (yaygın adıyla tenekeci) Mıgırdiç Usta’nın oğlu Karakin Gülezyan vardı. Oğulları Berç ve Aret halen Ünye’de ikamet etmekte olan Ünye’nin Son Ermenileridir. Diğer Ermeni aileleri çeşitli nedenlerle Ünye’den ayrıldılar. Çoğunluğu İstanbul’a taşındı, bir kısmı da yurtdışına yerleşti.

Bir de Ünye’de Bakırcılar Çarşısı’nda ve Orta Çarşı yakınında Sobacılık ve soğuk demirle iştigal eden Murat ustayı hatırlıyorum. (Adını sonradan değiştirmişti.)

Rahmetli öğretmenim Osman İrfan Işık, Ünye’deki Ermeni ailelerini şöyle anlatıyor:

“Mıgırdiç Usta'nın Nerser (Murat Usta), Karakin, Nubar isimli 3 oğlu vardı. Nubar çocuk yaşta İstanbul’da yaşamaya başlamıştı, ama Murat ve Karakin Ustalar hep Ünye'deydiler. Ve Ünye’nin vazgeçilmezleriydiler. O yıllarda Ünyeliler'in çoğu, kış aylarında ocakta ısınıyor, sobayı bilmiyorlardı. Mıgırdiç Usta bu iki oğluyla teneke sobayı getirdi Ünye’ye. Özellikle de Murat Usta, yaptığı fındıkkabuğu yakan, ördek soba ve borularını bizzat kendi elleriyle evlere kurmak suretiyle yıllarca çalıştı Ünye’de.

Murat Usta'nın Alis, Aznif, Anayif isimli üç kızı, Gayzak isimli bir oğlu vardı. Gayzak da çok hizmet verdi Ünye’de. O, soba dışında daha çok evlere su bağladı. Şimdi İstanbul’da yaşıyor. Alis ve Aznif Tokatlı Ermenilerle evlendiler. Anayif İstanbul’da. Aznif ve Alis eşimin candan arkadaşları idi genç kızlıklarında. Evlilikten sonra koptular.

Karakin Ustanın Bahar ve Ayda isimli iki kızı, Berç ve Aret isimli iki oğlu vardı.

Terzi Maksut Usta'nın dört oğlu Hampar, Minas, Mıgır ve Vahan Ahbap kardeşler uzun yıllar terzilik ve şapkacılık yaptılar. Ölen iki kardeşten sonra Minas ve Vahan İstanbul’a göçtüler.

3. Ermeni ailesi Terzi Leon Usta’ydı. Onun da Paylon Hanım'dan Gazaros, Mardiros, Mari isimli 2 oğlu ile dünyalar güzeli 1 kızı vardı. Leon Usta öldü. Çocuklarının hepsi Kanada’da yaşıyorlar. Mardiros benim öğrencimdi. Çok zeki ve çok çalışkandı. Mimar oldu. Kanada’ya gitti.”[4]

 

Özetle söylersek, 60’lı 70’li yıllarda Ünye’de yaklaşık 6-7 hane Ermeni ailesi mevcuttu.

70’li yılların ortasında onların önemli bir kısmı Ünye’yi terk etti.

Kimi İstanbul’a, kimi de yurt dışına gitti.

Ünye’de kala kala Bakırcılar Çarşısı’nda Gülezyan ailesinden iki kişi kaldı.

 


Ünye Yalı Mevki Panagia Orftodoks Rum Kilisesi

Ünye Meçhul Asker Ortaokulu Kilise Tepesi

Ünye Çakırtepe-Pelitpark arsası Ermeni Mezarlığı
Arşiv: Hayrettin Varilci


Ünye’deki Ermenilere Ne Oldu?

 

Ünye’de 1914’te 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktayken, ne olmuştu da 70’li yılların sonunda sayıları bir elin parmakları kadar kalmıştı?

1915 yılı itibariyle Ünye’deki Ermeni Nüfusun önemli bir bölümü, elbet te yaşanan kargaşa ve Ermeni Tehciri nedeniyle bölgeyi terk etmişlerdi. Daha doğrusu göç etmek zorunda kalmışlardı.

Hatta bunlardan Rusya’ya kaçan bir kısım Ermeni firarinin kaçak yolla bölgeye (evine, köyüne) dönmeye çalışırken yakalandıkları arşivlerde kayıtlıdır.

1914’te Ünye kazasında bulunan 7.700 Ermeni nüfusunun (1.130 hane) çoğunluğu Ünye köylerinde bulunmaktaydı. BM, Soykırım Sözleşmesi raportörü Benjamin Whitaker’ın 1985 yılında sunduğu raporda, 1915-1923 yılları arasında Osmanlı Ermenilerine yönelik olaylar (Tehcir, vb.) "20. yüzyılın ilk soykırımı" olarak nitelendirilir.

Ancak tehcir olayında Osmanlı devletinin öne sürdüğü önemli bir etken vardı. Ermeni ahali özellikle 1915-1923 yılları arasında bölgedeki Rum-Ermeni çetelerinin faaliyetleri nedeniyle tehcire tabi tutulmuşlardı.

Osmanlı arşivlerine göre Ünye’nin Gürgen köyünde Moris, Çakal köyünde Mihail, Gazar, Serkis, Madiloğlu Rafael, Çarşambalı Tahmazoğlu Haçik, Baltacıoğlu Kiragus, Zil Ohannes, Kiraztepe köyünden Yavas Çakır, Hristo, Nikola, Derebaşı köyünden Harigo, Murad, Köklük köyünden Avadis, Karahoca, Serob, Asador, Kalos, Artin, Vartan, Vesken, Ovakim, Misak, Çökükburun Akaryan çeteleri mevcuttu.

Bu çeteler özellikle Niksar yolu üzerinde soygun ve cinayet hadiselerini, köylerdeki mal ve hayvan gasplarını icra ediyorlardı.[5]


 

24 Nisan 1915, Sonun Başlangıcı

 

"Polis kapıyı çaldı… 'Birkaç saat kalıp dönecekseniz, yanınıza bir şey almanıza gerek yok' dendi." BBC Türkçe'ye konuşan tarihçiler 24 Nisan 1915'te İstanbul'da tutuklanan Ermeni aydınlarının polisle ilk karşılaşmalarını bu sözlerle anlatıyor.

O gün Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentinde 250 Ermeni'nin tutuklanmasıyla başlayan süreç daha sonra farklı kesimlerin "tehcir" ya da "Ermeni soykırımı" olarak anacağı trajedinin habercisi oldu.

Bu olaylarda devlet kaynaklarına göre 350 bin, bazı tarihçilere göreyse 1,5 milyon Ermeni öldü.

Ermeniler 24 Nisan'daki tutuklamaları "soykırımın" fiili başlangıcı kabul ediyor ve 1915'te hayatını kaybedenleri her sene bu gün anıyor.[6]

Ermeniler 24 Nisan 1915 için Medz Yeğern (Büyük Felaket Günleri) demektedir. 24 Nisan günü, Osmanlı vatandaşı Ermeniler’in büyük felaketinin başladığı gündür.

Ermeni toplumuna göre, çıktıkları ölüm yolculuğunda çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 2,5 milyon Ermeni’nin can verdiği gündür.

“Yolların büyük kısmını yürüyerek geçiyorlar. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… yollarda devamlı soyguncu çeteler var. Bu giden insanların malına mülküne saldırıyor, karısını, çocuğunu alıyor. Böyle bir tablo düşünün. Yukarıdan aşağı, kuzeyden güneye akan bir sel var. Bu sel yollarda devamlı tacize uğruyor.”[7]

24 Nisan 1915’te özellikle İstanbul’daki Ermeni aydınları, yazarlar, sanatçılar, avukatlar, doktorlar, mebuslar evlerinden alınıp götürülürler ve çoğu bir daha geri dönmez: İstanbul’da tutuklanıp Çankırı ve Ayaş’taki toplama merkezlerine gönderilen bu Ermeniler, yaşanacak büyük dram ve acıların başlangıç noktasında yer alırlar...

Osmanlı resmi makamlarınca, birtakım olayların çıkmasını engellemek için böyle bir tedbir alındığı ileri sürülse de, Sarafian’a göre 24 Nisan 2015 tarihli Tehcir Kanunu başlı başına bir infaz olayına dönüşüyor.

1915 olaylarını "soykırım" olarak tanımlayan tarihçi Ara Sarafian "Maalesef eleştirel diyalog kuramıyoruz çünkü mesele siyasileştirildi. Ermeniler tarafından da siyasileştirildi. Türkiye'den siyasi, ideolojik talepleri oluyor. İdeolojik yaklaşımlar meşru tartışmaların altını kazıdı ve bu, iki taraftaki milliyetçi kampın da işine geldi."[8]

 

Devam Edecek: 1915’te Ünye’de Neler Oldu?

 

28.01.2026, Ünye Kent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/karadeniz_arkeolojisi_bizans_donemi_-_xx_unye_ermenilerinin_sonu-5763.html

 

Kaynaklar:

 

Kévorkian, Raymond H.- Paboudjian, Paul B. 2012, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Aras Yay.

Hovagimyan, Hovagim. 1967, Ermeni Pontus Tarihi, Beyrut (Türkçeye çevrilmedi.)

Cuinet, Vital Casimir, 1892, La Turquie d'Asie, Maison d'édition Leroux, Paris

Bacacı, Sabri. 2008, Tarihin Bir Döneminde Ünye ve Çevresinde Yaşanan Olaylar (1864 - 1920), Ünsev Yay.

Işık, İrfan. 2013, Anılardan Taşan Yıllar, Ünye Belediyesi Kültür Yay.

İzrail, Nesim Ovadya, 2014, 24 Nisan 1915, İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara, İletişim Yay.

Sarafian, Ara. 2025, Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler ve Kürtler, Aras Yay.



[1] Kévorkian, Paboudjian. 2012; 199

[2] Cuinet, 1892; 525

[3] Kévorkian, Paboudjian. 2012; 204

[4] Işık, 2013; 316-317

[5] Bacacı, 2008; 45-112

[6] BBC News Türkçe, 24 Nisan 2025

[7] İzrail, 2014; 40

[8] Sarafian, 2025; Önsöz