Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VI
(Osmanlı’nın Dokusal Çerçevesi)
Orta Çağ'dan Yakın Çağ'a uzanan Osmanlı toplumu, İslam inancına dayalı, Müslüman-gayrimüslim unsurları barındıran (millet sistemi) ve üç kıtaya hükmeden çok kültürlü bir yapıydı.[1]
1299'da çekirdeklenen Osmanlı
devleti baştan itibaren merkeziyetçi bir yönetime sahipti ve dokusal çerçevesini
“padişah ile divan” ikilisi oluşturuyordu.[2]
Bir başka deyişle Osmanlı İmparatorluğu; merkezî monarşi, güçlü
bürokrasi ve tımar sistemi (dirlik) üzerine kurulu, çok dinli bir millet yapısına
sahip, merkeziyetçi bir devletti.
Padişahın mutlak
otoritesi altında, reayanın (halk)
üretim yapıp vergi verdiği, askerî
sınıfın devleti yönettiği üç ana sınıflı
toplum yapısına sahipti (Asker, Reaya
ve İlmiye).[3]
Bu yapı, Anadolu Selçuklu
mirasına dayanıyordu. Bizans sınır ilişkisiyle yoğrulmuş ve Mimar Sinan’ın mekân kültürüyle zirveye
ulaşmıştı.
Osmanlı toplumunun dokusal çerçevesini oluşturan temel
unsurlar şunlardı:
·
Siyasi ve İdari Yapı: Padişah
mutlak otoritedir. Devlet, merkeziyetçi bir yönetim anlayışına sahiptir.
·
Toplumsal Yapı (Millet Sistemi): Toplum,
Müslümanlar (Ümmet-i Muhammed) ve gayrimüslimler olarak temel iki gruba
ayrılmıştır.
·
Kuruluş Dokusu (Uç Beyliği): Bizans
sınırında (uçlarda) kurulan devlet, gaza
geleneği ve Ahilerin-Dervişlerin (kolonizatör Türk dervişleri) etkisiyle
zaviye kültürü temelinde gelişmiştir. [4]
·
Üretim ve Arazi yapısı (Tımar Sistemi): Yaklaşık 480
yıl süren, toprağın devlet mülkü (miri arazi) olduğu, işlenmesinin köylüye
(reaya), vergi toplama ve asker yetiştirme hakkının ise tımarlı sipahiye
bırakıldığı sistemdir.
·
Mekân ve Mimari Doku: Anadolu
Beylikler Devri ve Selçuklu mirası, Osmanlı mimarisin ana yapısını oluşturur. Mimaride
merkezi konumlama; mihrap önü kubbe ve gelişmiş avlu ile son cemaat yeri olan cami
gövdesine entegre edilmiş yapıdır. Bu mimari yapı, Mimar Sinan’la zirveye ulaşmıştır.
·
Hukuki ve
Toplumsal Düzen: Şer’i ve örfi hukuk temeline dayanır.
·
Kültürel Doku: Minyatür,
İznik çinisi, hattatlık gibi sanatlar ve kendine has giyim-kuşam ile mimari
kafes tarzı dokusal yüzeyler kültürel çerçeveyi oluşturmuştur.
Bu çerçeve, Balkanlar'dan Orta
Doğu'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada, özgün bir sentez (Osmanlı
İmparatorluğu) meydana getirmiştir.
Osmanlı Üretim Tarzının Üst-Dokusal Çerçevesi
Osmanlı üretim tarzının üst-dokusal çerçevesi, merkezi
otoritenin yerel güç odaklarını (feodalleşmeyi) engellemek amacıyla oluşturduğu
mutlak merkeziyetçi bir idari, hukuki ve siyasi yapıdan ibarettir. Bu yapı,
Batı feodalitesinin aksine, iktidarın parçalanmasını önleyen ve tüm güç
kaynaklarını padişahın şahsında toplayan mekanizmalar üzerine kurulmuştur.
Osmanlı üst-dokusal yapısını
belirleyen temel unsurlar şunlardır:
1. Kul Sistemi ve Devşirme
Bürokrasisi
Merkeziyetçilik Aracı: Osmanlı merkezi, yerel bir soy asaletinin
oluşmasını engellemek için yönetim ve ordu kademelerini padişahın kulları olan
devşirmelerden oluşturmuştur. Bu unsurlar köksüz oldukları ve doğrudan padişaha
bağlı kaldıkları için merkezkaç güçlere karşı merkezin en sadık dayanağı
olmuşlardır.
Soy veya Asaletinin
Engellenmesi: Padişahlar,
hanedan dışından bir soylu sınıf çıkmasını önlemek için üst düzey görevlileri
ve askerleri sık sık yer değiştirmiş (rotasyon) ve dirliklerin babadan oğula mülkiyet
olarak geçmesini engellemişlerdir.
2. Hukuki Yapı ve Yasama
Tekeli
Kanunname ve Örfi Hukuk: Osmanlı düzeni sadece Şeriat ile değil, padişahın iradesiyle konulan örfi hukuk ve Kanunnameler
ile yönetilmiştir. Fatih Sultan Mehmet döneminde tescil edilen bu sistemle
padişah, devletin tek kanun koyucusu haline gelmiş ve Batı'daki feodal
parçalanmışlığın aksine hukuk birliği sağlanmıştır.
Yargı ve Yasama: Sipahinin
reayayı yargılama veya cezalandırma yetkisi yoktur. Adalet ve hukuk tekeli tamamen merkeze bağlı kadıların elindedir. Bu
durum, sipahinin reaya üzerinde feodal bir cebir uygulamasını imkânsız
kılmıştır.
İlmiye Sınıfı: Yargı, eğitim ve din görevlerinden oluşan
ilmiye sınıfı, merkezin bir parçası haline getirilmiştir. Kadılar, merkezden
(kazaskerlik kanalıyla) atanarak yerel güçlerden bağımsızlaştırılmış ve
tımarlardaki dirlik sahiplerini bile yargılayabilir hale getirilerek devletin
adalet tekeli korunmuştur.
3. Siyasi İdeoloji: Rum
Sultanlığı
Roma Mirasçılığı: Osmanlı sultanları, özellikle I. Bayezid
ve Fatih döneminden itibaren kendilerini Bizans ve Roma'nın mirasçısı olarak
görerek "Rum Sultanı" (Kayser-i Rum) unvanını kullanmışlardır. Bu
ideoloji, devleti basit bir aşiret beyliğinden evrensel bir imparatorluk
merkezine dönüştürme ve Anadolu'daki merkezkaç Türkmen beylerine karşı mutlak
otorite kurma amacını taşımaktadır.
4. Tımar Sisteminin Siyasi
Fonksiyonu
Anti-Feodal Düzenleme: Tımar, bir mülkiyet devri değil, merkezin
vergi toplama yetkisini bir görevliye devretmesidir. Bu sistemle merkez, toprağı
işleyen reayayı doğrudan kendine bağlı (miri) tutarken, sipahinin toprak
üzerinde yargı yetkisi kurmasını ve köylüyü serfleştirmesini yasalarla
engellemiştir.
Miri Rejim: Devlet, mülk ve vakıf topraklarını
sistemli olarak miriye (kamu mülküne) dönüştürerek, ekonomik gücün yerel
ellerde toplanıp bir aristokrasiye dönüşmesini engellemiştir.
5. Adalet ve Zulüm Kavramı
Reayanın Korunması: Resmi ideolojide, askeri sınıfın
(yöneticilerin) reayaya kanun dışı yükümlülük yüklemesi "zulüm"
sayılmıştır. Merkez, yerel yöneticilerin güçlenmesini ve reayaya el koymasını
engellemek için Adaletnameler yayınlamış ve "Yevmlü Teftişi" gibi
mekanizmalarla dirlik sahiplerini denetlemiştir. Bu yolla doğrudan üretici,
yerel feodal unsurların değil, doğrudan devletin kulu ve vergi mükellefi olarak
kalmıştır.
Özetle, Osmanlı üst-dokusu, iktidarın bölünmezliği ilkesine
dayanarak feodaliteye geçişi kilitleyen, bürokrasiyi devşirmelerle, hukuku ise
merkezi bir kadılık teşkilatıyla tahkim eden pre-feodal bir imparatorluk
aygıtıdır,
Osmanlı Üretim Tarzının Alt-Dokusal Çerçevesi
Osmanlı üretim tarzının alt-dokusal çerçevesi, esas olarak
tımar sistemi ve bu sistemin belirlediği üretim ilişkileri üzerine kuruludur.
Kaynaklara göre bu çerçeve, merkezi otoritenin yerel güç odaklarını
(feodalleşmeyi) engellemek amacıyla kullandığı güçlü bir anti-feodal araç
olarak işlev görmüştür.
Osmanlı üretim tarzının
alt-dokusal (iktisadi) yapısını belirleyen temel unsurlar şunlardır:
1. Tımar Sistemi ve Miri
Rejim
Tanım ve İşlev: Tımar, belirli bir toprağın mülkiyeti değil, o
toprak üzerindeki doğrudan üreticilerin (reaya) devlete ödemekle yükümlü olduğu
vergilerin tahsil yetkisinin bir görevliye (sipahi) devredilmesidir.
Mülkiyet Yapısı: Toprağın çıplak mülkiyeti (rakabesi) devlete
(miri), kullanım hakkı tapulu reayaya, vergi toplama yetkisi ise sipahiye
aittir.
Merkeziyetçi Denetim: Tımarlar, Batı’daki "fief"
sisteminin aksine, sipahilerin yerel birer soylu sınıfı (lord, baron) haline
gelmesini önlemek için sık sık değiştirilir (rotasyon). Ayrıca yüksek gelirli
dirlikler (has ve zeamet) büyük oranda devşirme kökenli merkez kullarına
verilerek yerel güçlenmenin önüne geçilmiştir.[5]
2. Üretimin Ekonomik İşleyişi
(Fief’e karşı Tımar)
Rezerv (Hassa Çiftlik)
Yokluğu: Batı
feodalitesinin temel taşı olan, baronun doğrudan işlettiği ve serfleri
angaryayla çalıştırdığı büyük "reserve"
alanları Osmanlı tımarında kural olarak bulunmaz. Tımar topraklarının tamamına
yakını reaya çiftliklerinden oluşur.
Pazarla İlişki: Malikâne ekonomisi (manoir), kapalı ve otarşik bir yapıdayken, tımar ekonomisi kentsel
üretime ve mübadeleye çok daha açıktır.
Üretimin Denetimi: Sipahi, üretimin doğrudan bir ajanı
değildir; üretimi reaya örgütler, sipahi ise sadece yasal sınırları belirlenmiş
vergileri toplar.
3. Doğrudan Üretici: Reaya
Statü: Osmanlı reayası, şahıslara değil toprağa
bağlıdır. Bu yönüyle Batı serfinden ziyade Roma'daki colonus statüsüne benzer. Toprağı terk edememeleri, kişisel kölelikten
değil, devletin vergi sürekliliğini sağlama amacından dolayıdır.
Üretim Araçları: Reaya, toprak hariç tüm üretim araçlarının
ve iş aletlerinin (çift, öküz, saban vb.) mülkiyetine
sahiptir.
Farklılaşan Sömürü Oranı: Feodalitede sömürü oranı her serf için
eşitken (gerekli emek = artık emek), Osmanlı'da reayanın elindeki toprak
büyüklüğü ve verime göre sömürü oranları bireysel düzeyde farklılık gösterir.
4. Angaryanın Tasfiyesi ve Adalet
Tekeli
Bedensel Yükümlülüklerin
Kaldırılması: Osmanlı
merkezi, fethettiği yerlerdeki feodal kalıntılar olan angaryaları (yedi kulluk
gibi) "bi'dat" sayarak
kaldırmış ve bunları resm-i çift
gibi sabit nakdi vergilere çevirmiştir.
Sonuç: Pre-Feodal Bir Yapı
Osmanlı üretim tarzı, toprak-emek oranının Batı Avrupa'ya göre
ters yönde olması (emeğin nispeten bol, toprağın kıt olması) nedeniyle
feodaliteye geçememiş, ancak feodalleşme öğeleri de barındıran pre-feodal bir oluşum olarak kalmıştır.[6]
Osmanlı eşrafının, bu alt-dokusal çerçevede artığın tamamına
el koyması mümkün olmamış, toplumsal sömürü yasalarla ve merkezi denetimle
sınırlandırılmıştır.
Osmanlı toplumundaki bu nispi
refah dönemi birkaç yüz yıl sonra sona ermiştir.
Ayni ürüne dayalı Tımar Sistemi giderek günün koşullarına uymadığı için Tımar yerine,
nakdi işleme dayalı İltizam Sistemi’ne geçilmiştir.
Devam edecek: Osmanlı Dönemi VII (Tımar Sistemi’nin Sonu)
Kaynaklar:
İnalcık, Halil. 1958
"Osmanlı Hukukuna Giriş: Örfi -Sultani Hukuk ve Fatih'in Kanunları".
Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 13/02 (Şubat 1958)
İnalcık, Halil. 1993, "İslam Arazi ve Vergi Sisteminin Teşekkülü ve Osmanlı Devrindeki Şekillerle Mukayesesi",
Eren Yay.
Kılıçbay, Mehmet Ali.
1985, Feodalite ve Klasik Dönem Osmanlı Üretim Tarzı, 2. Yazım 1. Baskı, Verso
Teori Yay.
[1]
Osmanlı’da “millet” anlayışı, klasik
millet yahut “ulus” kavramıyla örtüşmez.
Dolayısıyla Osmanlı Millet Sistemi, Eski Türk “Budun” geleneğinin yeni toprak
düzeniyle ve İslami normlarla biçimlenmiş halidir.
[2]
Çerçeveleme kuramı, bilginin sunuluş biçimiyle ilgili bir kavramdır. Bu kurama
göre, gerçekliğin belirleyici yönleri ele alınarak, önemsiz bulunan tali
kısımları ihmal edilebilir. (Bkz. Erving Goffman, 1974)
[3]
Kılıçbay, 1985; 373-374
[4] İnalcık,
1993; 17-28
[5] İnalcık,
1958; 22-28. (Halil İnalcık'ın çalışmalarına göre İslam arazi
sistemi, fethedilen toprakların devlete ait sayılması (emlak-i emîriyye) ve kullanım hakkının reayaya bırakılması esasına
dayanır. Osmanlılar, öşür (Müslüman)
ve haraç (gayrimüslim) gibi şer'i
vergileri timar sistemi içinde
uygularken, örfi ihtiyaçlara göre avârız gibi
vergilerle sistemi geliştirip merkeziyetçi yapıya uyarlamıştır.)
[6] 1960’lı
yıllarda tartışılan pre-feodalizm konusu, farklı tanımlamaları da beraberinde
getirmiştir. Bazılarınca İlkel Feodalizm
(Taner Timur) olarak
adlandırılmıştır. Asya Tipi Üretim Tarzı
(ATÜT) diyenler (Sencer Divitçioğlu,
İdris Küçükömer) yahut mülkiyet
biçimini ATÜT şeklinde ele alanlar (Muzaffer İlhan Erdost) olmuştur.










