2 Nisan 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi-Ünye Kalesi Yerleşkesi / Chabackta

 


Karadeniz Arkeolojisi-Ünye Kalesi Yerleşkesi / Chabackta

 

Orta Karadeniz’i araştıran akademisyen ve arkeologlar, Ünye yerleşimi ve Ünye Kalesi ile ilgili olarak Chabackta adını kullanırlar.[1]

Arkeologlar, bölgede ele geçen Pontus sikkelerini tanımlarken “Khabakta” lejantlı sikkelerin Ünye’de, özellikle de Ünye Kalesi’nde darp edildiğini ileri sürerler.

Ünye Kalesi’ne atfedilen “Chabackta” adı nereden geliyor? 



 

Ünye kalesi / Chabackta

 

Antik Dönem’in ünlü coğrafyacısı Amasyalı Strabon, Anadolu’yu adım adım gezmiş ve dönemin neredeyse tüm yerleşimlerini belirtmiştir. Ancak Strabon’da Ünye’nin antik adlarından Oinoe,  Onea veya Unieh gibi her hangi bir isme rastlanmamaktadır. Bölgeyi anlatırken “Sidena” adını kullandığı için Ünye yerleşiminin bunlardan biri olabileceği kanısına varılmıştır. Sikke üzerindeki isimlerden hareketle Strabon’un yer tanımları yeniden anlam kazanmaya başlamıştır.

“Themiskra’dan sonra, Themiskra gibi iyi sulanmadığı halde verimli bir ova olan Sidené’ye gelinir. Deniz tarafında kaleleri vardır. Khabaka, Phabda ve Side. Sidené ismini buradan almıştır. Halen Amisos arazisi buraya kadar uzanır ve bu kent sözü edilmeye değer bilginler yetiştirmiştir.”[2]

Strabon’un Themiskra dediği Terme’dir ve sonra sıraladığı Khabakta ve Phabda ise Ünye ve Fatsa olmalıdır. Nitekim bölgede ele geçirilen sikkelerin üzerinde “Kabakta” yahut “Xabakta” lejantlarının yer alması, bu sikkelerin Ünye’de basıldığı sonucunu doğurmuştur. Pontus yahut Roma dönemine ait bu sikkelerin darphaneleri tam olarak saptanamamıştır. Ünye’de yerleşim merkezi, Ünye Kalesi yahut Midrebolu olabileceği gibi, Erbaa-Akkuş sınırının kesişme noktasında yer alan Kevgir Kalesi de Mitridatlar tarafından darphane olarak kullanılmış olabilir.

Coenon Choiron Kalesi olarak Strabon’da yer alan kale muhtemelen Kevgir Kalesi’dir.   

Strabon’un Kabeira’yla bağlantılı olarak anlattığı Kainon Khoiron Kalesi günümüzde Erbaa’ya bağlı Akgün köyünde yer alır. Söz konusu kale Erbaa’nın kuş uçuşu yaklaşık 27 km kuzeydoğusunda, Niksar’ın ise yaklaşık 23 km kuzeybatısında bulunur. Ancak Antik Çağ’da, Strabon’dan öğrenildiğine göre hem Kainon Khorion hem de Ameria, Kabeira’nın sınırları içerisinde yer alıyordu. Muhtemelen bu durum çok dikkate alınmadığı için Ameria’yı keşfetmeye yönelik yapılan araştırmaların Niksar ve yakın çevresiyle sınırlı kalınarak gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu araştırmaların ilki 1900’lü yıllarında başında F. ve E. Cumont kardeşler, diğeri ise 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren E. Olshausen ve J. Biller tarafından yapılmıştır.”[3]

Midrebolu (Mithrapolis) yerleşimine yakın bir başka müstahkem mevkii, Ünye-Fatsa arasında kalan, Fatsa-Çıngırt Kayası’dır ki, madencilik faaliyetiyle bilinir.  

OlshausenBiller, Arrianus’un kayıtlarında belirttiği mesafelerden yola çıkarak Phadisane’nin Fatsa yakınlarına lokalize edilebileceğini belirtmektedir. Phadisane’nin içinde yer aldığı Sidené yöresi, adını Sidenos Çayı’nın (Bolaman Çayı) denize döküldüğü yerde konumlanan Side isimli kaleden almaktadır. [Bkz. Strabon Geographika, XII. 3. 16 ]. Strabon, Sidené yöresinde sahil boyunca yer alan tahkimli üç kaleden söz etmektedir. Bunlar Khabakta (Ünye/Kaleköy), Phabda ve Side/Polemonion (Bolaman) kaleleridir. VI. Mithradates Küçük Armenia bölgesini ele geçirdikten sonra, söz konusu bölge ve çevresinde hâkimiyetini güçlendirmek için 75 adet kale yerleşimi kurduğu yine Strabon’un kayıtlarında geçmektedir. Wilson 1960 yılında bölgede yaptığı yüzey araştırmalarında, Phabda’nın Kahveler Deresi yakınlarındaki Cıngırt Tepesi’ne lokalize edilebileceğini önermektedir. Weimert bahsi geçen kalenin Sidené’nin doğu kesimindeki demir madenlerini koruma altında tutmak için yapıldığından söz etmektedir. [Weimert, 1984; s. 152]. Cıngırt Kayası, Pontos coğrafyasındaki konumu itibariyle erken dönemlerden itibaren madencilik faaliyetlerinin yaşandığı, zengin maden rezervlerinin bulunduğu bir bölgede yer almaktadır. [Ünye ve Fatsa kesimindeki bakır cevheri, kurşun-gümüş ve demir yatakları için Bkz. MTA 1972, 23-24; E Kaptan, Türkiye Madencilik Tarihi ve Kalay’ın Kökeni Hakkında Kahramanmaraş, Tokat, Ordu, Kastamonu ve Çorum Bölgelerindeki Eski Cüruf Depolarında Yapılan Genel Bir Araştırma, MTA Raporu, No: 5546 Ankara 1976, 48.]”[4]

Kevgir Kalesi’nden Ünye Kalesi’ne ve Çıngırt’a Hellenistik Dönem’de (Mitridatlar) ve Roma Dönemi’nde yollar inşa edilmiş ve lojistik amaçlı kullanılmıştır.[5]   


 

Højte’de Chabakta / Ünye Kalesi

 

Danimarkalı akademisyen Jakob Munk Højte, Mithridates VI and the Pontic Kingdom adlı eserinde Ünye’den, Chabakta adıyla bahseder.

“Komana hariç, sikke basan tüm yerler güçlü bir şekilde güçlendirilmiş bir kaleye sahip olmalarıyla karakterize edilir. İki yer özellikle dikkat çeker: Chabakta ve Taulara. Chabakta, Ünye'nin 10 km güney batısındaki Kaleköy'de bulunan dik bir dağdaki bir kaleyle, kıyıdaki antik Yunan şehri Oinoe ile özdeşleştirilebilir.”[6]

Halys Nehri'nin coğrafi anlamında tanımlandığı gibi Pontos'ta on tane sikke basan yer vardı: Amaseia, Amisos, Chabakta, Gazioura, Kabeira, Komana, Laodikeia, Pharnakeia, Pimolisa ve Taulara ve Pontos'un dışında üç tane daha. Bunlar, birincil kraliyet ikametgâhı olan Sinope, kralların erken dönem mülkü olan Amastris ve muhtemelen Herakleia'nın batısındaki Dia'dır.

Højte, açıklamalarını şöyle sürdürür:

Madeni paranın amacı şehirleri tanıtmak olsaydı, bu iki durumda darphaneler için bariz tercihler Oinoe ve Dazimon olurdu. Dahası, Side, Kotyora, Zela, Kromna ve Phazemon gibi şehirler neden sikke basmadı. Makul bir açıklama, kraliyet yönetiminin merkezleri olmamaları olabilir.[7]

Buradan şu sonuca ulaşıyoruz.

Ünye yerleşimi Oinoe Midridatların yönetim merkezi değildir. Bu nedenle sikke basımı Oinoe’nin 7 km. güneyindeki Kabakta’da (Ünye Kalesi) yapılmaktadır. Çünkü bu kale aynı zamanda Pontos krallığının yönetim merkezlerinden biridir.




 

Hamilton’da Ünye Kalesi

 

İngiliz Jeolog William John Hamilton, 1839-40 yılları arasında Karadeniz'e yaptığı gezi sırasında Ünye Kalesi’nde çeşitli keşiflerde bulunur.

“Kale tepesine ulaşmak için yeni bir girişimde bulunmayı da arzuluyordum. Zira oranın Pontus’ta benzer birkaç yere sahip olmuş Mithridates’in istihkâmlarından biri olabileceği fikri beynimde dolanıyordu.”[8]

Ünye Kalesi’nin bir Mithridat yerleşkesi olabileceği fikri 19. Yüzyılın ortalarında bu şekilde teyit ediliyordu. Ancak Hamilton Ünye Kalesi’ni Akkuş, Erbaa sınırındaki Kevgir Kalesi’ne atfedilen Coenon Choiron ile karıştırıyordu.

“Aslında buranın Coenon Choiron Kalesi olması mümkündü. Coenon Choiron Kalesi Strabon tarafından Cabira’dan sadece 200 stadya uzağa konulmasına rağmen, Cramer’e göre Niksar’ın kuzey dağlarında aranmalıydı. Şimdilerde adı Ünye kalesiydi ve bazen Coena olarak yazılıyor ve anılıyordu.”[9]

Hamilton, Ksenephon’un sözünü ettiği “demiri işlemeyi bilen” ilk kavimlerden Haliblerin ülkesinde Ünye Kalesi’ni keşfediyordu.

Ünye Kalesi’nden 18. Yy. Derebeyi ile ilgili olarak Çaloğlu Kalesi adıyla bahseden İngiliz Tarihçi ve Bizantolog Anthony Bryer ve David Winfield, kaleyi “klasik dönem Caena’sı” olarak nitelendirir.[10] Her iki tarihçi de 1950’lerin sonlarına doğru bölgede yoğun araştırmalarda bulunmuşlardır. Arrianus ve Bijişkyan’a dayandırdıkları çalışmalarında ilginç ayrıntılar verirler.   

  

Kaynaklar:

 

Højte, Jakob Munk. 2009, Mithridates VI and the Pontic Kingdom, Aarhus University Press

Sökmen, Emine. 2016, Mitridat Krallık Coğrafyasındaki Kalelerin Tanımlanması, ODTÜ Doktora Tezi, Yerleşim Arkeolojisi Bölümü, Ankara

Strabon, 1993, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika XII-XII-XIV), Ark. ve Sanat Yay. İst. 

Tekin, Murat. 2024, Arkeolojik ve Epigrafik Veriler Işığında-Belleten, TTK. Cilt: 88 Sayı: 311

Varilci, A.D. 2020, Cıngırt Kayası (Üçüncü Bölüm), Ünye Kent; 25.02.2020

Wilson, D.R. 1960 The Historical Geography of Bithynia, Paphlagonia and Pontos, Oxford Weimert, H. 1984, Die Antike Landschaft Pontos – Eine Fallstudie, Stuttgart

Olshausen, Eckart, 1980 “Der König und die Priester in Pontos” Historischen Geographie I

Olshausen E.-Biller, J.-1984, Historisch-Geographie von Pontos. Wiesbaden

Hamilton, William John. 2013, Küçük Asya, Midas Kitap, Ank.

Bryer, Anthony-Winfield, David. 2020, Karadeniz’in Ortaçağ Dönemi Eserleri ve Topoğrafyası, I-II, Türk Tarih Kurumu Yay. Ank.

 

02.04.2025, Ünye Kent



[1] Højte, 2009; Sökmen, 2016 vb.

[2] Strabon, 199; s. 21

[3] Tekin, 2024; s. 62

[4] Varilci, 2020

[5] Karadeniz Arkeolojisi’nin Roma Dönemi bölümünde bölgedeki Roma yolları ayrıntılı olarak yer alacaktır.

[6] Højte, 2009; s. 99

[7] Højte, 2009; s. 99

[8] Hamilton, 2013, s. 211

[9] Hamilton, 2013, s. 211

[10] Bryer, Winfield. 2020, s. 194

26 Mart 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi-Ünye Kalesi

 


Karadeniz Arkeolojisi-Ünye Kalesi

  

Ünye Kalesi girişindeki kaya mezarının kime ait olduğunu yahut kim tarafından yaptırıldığını anlamak için kalenin antik dönemde nasıl kullanıldığına bakmak gerekir. Her şeyden önce bu kale, diğer kaleler gibi savunma amaçlı bir askeri üs olarak tahkim edilmiş olması gerekir. Bölgede arkeolojik bir araştırma yapılmadığından, kalede ilk tahkimatın ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. 

Tahkimat veya istihkâm, savaşlarda kullanılmak üzere savunma amaçlı inşa edilmiş askerî yapılar ve binaları tanımlar. 2008 yılında yapılan yüzey temizliği sırasında açığa çıkan dört aşamalı surlardan, kalenin kullanımını MÖ. 2. Yüzyıl’a kadar götürebilmekteyiz.

Araştırmaların derinleştirilmesiyle bu tespiti daha önceki dönemlere kadar götürmek mümkündür. Binlerce yıl süren uygarlık tarihinin çeşitli aşamalarında insanlar, farklı şekillerde savunma amaçlı yapılar inşa etmişlerdir. Ünye Kalesi, Osmanlı Dönemi dâhil tarihin her döneminde yerleşim görmüş ve bu sürecin bazı aşamalarında farklı inşa tarzıyla duvarlar örülmüş yahut yenilenmiştir. En son en dıştaki sur kalıntıları 60’lı yılların sonunda restorasyon amaçlı yeniden yapılandırılsa da aslını yansıtmaktan uzak kalmıştır. 2008 yılındaki yüzey temizliği esnasında, “eskitme” yöntemine başvurulmuş, yakın dönemde inşa edilen bu duvarlar kalenin genel durumuyla uyumlandırılmaya çalışılmıştır.

 

Mitridatların Ünye Kalesi

 

Savunma anlayışı, Hellenistik dönem tarihinde en çok karşılaşılan konulardan biridir. Dönemin çalkantılı ve savaş odaklı doğası gereği, savunma üzerinden toplulukların ekonomisi, sosyal yapısı ve askeri organizasyonu hakkında birçok bilgiye ulaşmak mümkündür. Büyük İskender’in ölümünden sonra komutanları arasında Anadolu coğrafyasını paylaşmak üzere gerçekleşen savaşlar idari olarak boşlukların oluşmasına neden olmuştu. Bu karmaşayı fırsat bilen bazı krallıklar güçlenerek tarih sahnesinde yerlerini almaya başlamışlardı. Bunlardan bir tanesi de Orta Karadeniz Bölgesi’nin tek gücü haline gelen Mithradat Krallığı’dır. Greko-Pers odaklı bir politika yürüten krallık kendine has bir yönetsel yapıya sahipti. Hellenistik dönemin diğer krallıklarından farklı olarak Mithradatlar kentleşme politikası gütmemiş, kırsalın efektif bir şekilde yönetilmesine dair bir düzenleme gerçekleştirmişti. Verimli tarım arazileri, bu arazilerden elde edilen ürünü krallık ekonomisi için katkıya dönüştüren köy toplulukları ve bunların içinde bulunduğu vadileri, önemli geçiş noktalarını koruyan gözeten kaleler ile kült merkezleri, krallığın yönetsel organizasyon şemasını oluşturmaktaydı.[1]

 

Kale Yerleşimi / Yerleşke Kavramı

 

Ünye Kalesi yerleşimi, öncelikle savunma amaçlıdır. Müstahkem mevki anlamına gelen kaleler; sağlamlaştırılmış, tahkim ve istihkâm edilmiş, hasmın harekâtını güçleştirmek, geciktirmek için stratejik yollar üzerine kurulmuş alanlardır. Ünye Kalesi de ulaşımı güç, sarp bir kayalık alana kurulmuş, dört kademeli surlarla tahkim edilmiştir.

Kale, bölgede sadece savunma amaçlı yapılar olmayıp, üretimin organizasyonu ve siyasi yönetim merkezleri olarak da işlev görürüler. Düşman akınları sırasında bölge halkının sığındığı yerler olması yanında, üretimin düzenlendiği ve bölüştürüldüğü alanlardır.

Oinoe/Ünye’nin böyle kilometrelerce uzağındaki bu kale, asla Ünye’yi savunmaya yarayamaz, yalnızca iç bölgeden gelip Ünye’ye çıkan yolu denetlemek için yapıldığı bellidir.[2]

Bilge Umar’a ait bu belirleme kalenin hangi dönemi için söylenmiştir, belirtilmiyor. Ünye’nin kuruluşunu MÖ. 5. Hatta 7. yüzyıla kadar taşırken (Kolonyal Dönem), söz konusu sarp kayalığın kale amaçlı kullanılıp kullanılmadığı bilinmemektedir. Kimmer ve ardından İskit akınlarının hüküm sürdüğü dönemde bölge tam bir bilinemezler yumağıdır.

Aslında Ünye Kalesi’nin tarihi Anadolu’da Pers hâkimiyetinin sona erdiği dönemle birlikte başlamaktadır. Bu dönem, Büyük İskender’in tüm bölgeyi fethettiği ve Hellenistik Krallıkların kurulduğu dönemdir.

Bölgedeki idari boşluktan yararlanan Mitridat Krallığı, Karadeniz’de hâkimiyet kur5muş ve II. Mithridates zamanında (MÖ 250-MÖ 220 civarı) Orta Karadeniz kıyılarını ele geçirmiştir. Ünye Kalesi girişindeki kaya mezarının da bu dönemde yapılmış olması muhtemeldir.

Bölgede egemenlik kuran II. Mithridates’in Ünye Kalesi’ni kurduğu yahut zapt ettiği biçiminde bir bilgiye sahip değiliz. Ancak Mithridat krallığının siyasi ve ekonomik yapısı gereği bu kaleyi kullandıklarını söylemek mümkündür. Haliyle kale girişindeki söz konusu kaya mezarı da Mithridatlar’a özgüdür, onlara ait olmalıdır.[3] 

Ancak kral bu mezarı kendisi için değil de bir ittifak sonucu evlendiği eşi "Laodice" (gerçek adı bilinmiyor) adına yaptırmış olmalıdır. [4]

II. Mithridates’in mezarı, Amasya’da Harşena Dağı’nda “B” ile işaretli mezardır. Bu dönem Pontus krallığının mezarları dağın güney yamacında bulunmaktadır.[5]

En büyük kralları VI. Mithradates ise, cesedinin Sinop’a getirilmesinden ötürü Sinop’taki nekropole, bir başka kraliyet mezarlığına defnedilmiştir. [6] 

Bir rivayete göre de VI. Mithradates altın heykeliyle birlikte Sinop’ta bilinmeyen bir yerde gömülüdür.[7]      

 

II. Mithridates (MÖ 250-MÖ 220)

 

Ünye Kalesi’ndeki antik mezar araştırmacılar tarafından II. Mithridates’le ilişkilendirilir, buna dair net bir belge olmadığı da vurgulanarak.[8]  

II. Mithridates, Hellenistik Dönem’de Orta Karadeniz kıyı kesiminde kontrolü sağlayan Pontos kralıdır. Bu nedenle hayat öyküsü üzerinde biraz durmak gerekir.

II. Mithridates, babası Ariobarzanis'in ölümünün ardından üçüncü Pontus kralı olarak tahta çıkmıştır. Babası öldüğünde küçük yaşlardaydı. Tahta çıkışından kısa süre sonra krallığı Galatlar tarafından istila edilse de bir süre sonra onları püskürtebildi. Büyük olasılıkla MÖ 240/239 gibi Seleukos İmparatorluğu II. Seleukos'un kızı Laodike ile evlendi.[9]

Bu evlilikle beraber Frigya bölgesinden bazı şehirleri çeyiz olarak alırken, krallığında da Seleukos yanlısı dış siyaset izlemeye başladı. Bununla birlikte kayınpederi II. Seleukos ile kayınpederinin küçük kardeşi Antiohos İeraks arasında MÖ 237 yılında yaşanan Ankyra (Ankara) Muharebesinde Antiohos İeraks'ın yanında yer alarak savaşın kazanılmasında rol aldı. MÖ 222'de kızı Leodike'yi Seleukos İmparatoru III. Antiohos ile evlendirerek Seleukoslarla ilişkilerini yeniden güçlendirdi.

MÖ 220'de dönemin güçlü şehirlerinden Sinop'a saldırsa da, Rodoslulardan yardım gören şehri ele geçiremedi. Ancak Orta Karadeniz’de egemenliğini güçlendirdi ve kıyı kesiminde kontrolü sağladı. Bu durumu Helenistik dönemi ayrıntılarla ele alan antik Yunan tarihçisi Polibios, Yunanca adını taşıyan 40 ciltten oluşan ama günümüze ancak ilk 4 cildi kalmış olan “Akdeniz Dünyası ve Roma’nın Yükselişi” adlı eserinde anlatır.[10]

MÖ 220 tarihinden sonraki hayatı net bilinmemektedir. MÖ. 220 ile 2010 yılları arasında öldüğü ya da krallığını oğlu III. Mithridates’e bıraktığı belirtilir. 


 

Atmaca Kalesi Efsanesi

 

Boğaziçi Üniversitesi eski profesörlerinden John Freely (1926-2017), Ünye Kalesi’ni (dönemin derebeyinin adıyla Çaleoğlu Kalesi) anlattığı eserinde, edebiyat dünyasında yazılan ilk roman kabul edilen bir yapıta atıfta bulunur. Fransız yazar/şair Jean d’Arras’ın yazdığı on dördüncü yüzyıl romansı Mélusine adlı romanda geçen Atmaca Kalesi’nin Ünye Kalesi olduğu ileri sürer.



Çaleoğlu Kalesi aynı zamanda efsanevi Atmaca Kalesi’dir, edebiyata ilk olarak, Jean d’Arras’ın yazdığı on dördüncü yüzyıl romansı Mélusine’de görülür. Mélusine, hem Kıbrıs’ı hem de Kilikia Ermeni Krallığını yöneten hanedandan Lusignan kontu Raimondin’in karısıydı.  Efsaneye göre, Mélusine’in kız kardeşi prenses Merlier, kıyamete kadar bu kalede mahpus tutulmaya mahkûm edilmişti. Gardiyanı bir atmacaydı ama aynı zamanda kalenin etrafında şövalyeler de nöbet tutuyordu. Şövalyelerin görevi atmacaları uyanık tutmak ve yemeden, içmeden, uyumadan, sohbet etmeden üç gün boyunca kalenin dışında beklemekti. Ödül olarak mahpus prenses, ‘maddi’ olmak kaydıyla, her dilekleri yerine getiriyordu ama ondan ‘vücudunu ya da evlilikle veya başka yollarla aşkını talep edemiyorlardı’. Uygunsuz istekte bulunan şövalyelerin dokuz nesli bahtsızlıktan kurtulmuyordu. Bir Ermeni kralı nöbetini tuttuktan sonra prensesi istemiş, ceza olarak da o ve torunları kendilerini bitmeyen bir savaşın içinde bulmuşlardı.”[11]

15. yüzyıl Fransız şair ve besteci Jean d'Arras’ın Roma de Mélusine Le Noble Hystoire adlı eseri roman formatında yazılan ilk eser olarak kabul edilir. Şiir kalıplarından bir hayli uzaklaşmış bir eser olması ve içeriği bakımından roman türünün prototipi sayılır.[12]

Jean d'Arras-Melusine 1895 yılı basımı

Melusine romanında "Atmaca Kalesi Efsanesi" ve eski basımın resimleri.

Bir atmaca efsanesi üzerine kurgulanan eserde, bitip tükenmek bilmeyen savaşlar konu edilir. Savaşların geçtiği bölge ve Ünye kalesi üzerinde bulunan kartal figürü, efsanede sözü edilen Atmaca Kalesi’nin Çaleoğlu Kalesi olduğu kanaatini doğurur. Kaledeki kartal figürü Bijikşyan’dan Hamilton’a, Hommaire’den Vital Cuinnet’e kadar birçok gezgin ve yazarın dikkatini çekmiştir. Fransız seyyah Hommeire’in Ünye’de kalarak yaptığı araştırmalar, tarihçi Cramer’in Niksar’ın kuzeyinde “Coenon Chorion” diye anılan kalenin Ünye kalesi olması gerektiği sonucuna götürür.

 Karadeniz Arkeolojisi Devam Edecek: Ünye Kalesi yerleşkesi / Chabackta

 

26.04.2025, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

 

Sökmen, Emine. 2016, Mitridat Krallık Coğrafyasındaki Kalelerin Tanımlanması, ODTÜ Doktora Tezi, Yerleşim Arkeolojisi Bölümü, Ankara

Højte, Jakob Munk. 2009, Mithridates VI and the Pontic Kingdom, Aarhus University Press

Umar, Bilge. 2000, Karadeniz Kappadokia’sı (Pontos), İnkılap Yay. İst.

Varilci, A.D. 12.02.2025, Amasya Kral Kaya Mezarları, Ünye Kent

Fleischer, Robert- 2005, The Rock-tombs of the Pontic Kings in Amaseia (Amasya)

Özsait, Mehmet. 2008, Arkeolojik Verilerin Işığı Altında Ünye, 25. Arş. Sonuçları

Polibios, 2022, Akdeniz Dünyası ve Roma’nın Yükselişi I-II, Alfa Yay.

Arslan, Murat, 2007, Mithradates VI. Eupator, Roma’nın Büyük Düşmanı, Odin Yay. İst.

Freely, John. 2008, Türkiye Uygarlıklar Rehberi-2, Yapı Kredi Yay. 4. Baskı, İst.

Kabayel, A.-Varilci A.D. 2011, Gezginlerin Gözüyle Eski Ünye 26, (10 Haz. 2011 Ünye Kent)


Dipnotlar:

[1] Sökmen, 2016, s. VI

[2] Umar, 2000, s. 92

[3] Daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz gibi Ünye Kalesi kaya mezarının mimari tarzı ve Hellenistik Mitridat krallığına ait tarihsel belgeler bizi bu sonuca ulaştırıyor. Yeni belge ve bulgularla bu durumun çürütüleceği ana kadar en gerçekçi tespit bu olacaktır.  

[4] Bir başka tahmine göre mezar, VI. Mithridates’in gözde eşi Monime’ye aittir. Bir zamanlar Pharnakeia'da (Giresun) esir tutulan Monime, daha sonra Ünye Kalesi’ne hapsedilmiş ve intiharının ardından Ünye Kalesi girişindeki kaya mezarına defnedilmiştir. Plutarkhos (Luc. XVIII. 2) ve Aelianus’a (Fr. 12 str. 2) göre, antikçağda güzelliği dillere destan olan Monime, Miletos’luydu. Ancak Appianos (Mithr. 21; 27)’de, onun Stratonikeia’lı Philopoimenos’un kızı olduğunu ifade etmektedir.(Bkz. Arslan, 2007, s. 361)

[5] Varilci, 2025,  Fleischer, 2005

[6] Arslan, 2007, s. 510

[7] Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü web sayfası

[8] Özsait, 2008, s. 295-296

[9] Højte, 2009

[10] Polibios, 2022, s. 44-46

[11] Freely, 2008, s. 114-115

[12] Kabayel-Varilci, 2011

19 Mart 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi- Ion Mimarisi ve Ünye Kalesi Kaya Mezarı

 


Karadeniz Arkeolojisi- Ion Mimarisi ve Ünye Kalesi Kaya Mezarı

 

Ünye Kalesi Kaya Mezarı, metop ve triglifleriyle her ne kadar Dor düzenli tapınak mimarisini anımsatsa da Kuzey Anadolu’daki semerdam çatılı kaya mezarları Ion mimarisine daha yakındır.

 

Ion ve Dor Düzeni Karşılaştırması




Ion Mimarisi

 

MÖ. II. Bin yılın sonlarında özellikle Dorlar olmak üzere Yunanistan’a kuzeyden inen istilacı kavimler, daha önce bölgede yerleşen ve aslı Akha olan halkı huzursuz eder ve onların bir kısmının Adalar ve Anadolu’nun batı kıyılarına göç etmelerine neden olurlar. Göç dalgası sonucunda Anadolu kıyılarına geçen ve yerli halkla karışan; daha sonra bölgede gelişecek kültürün özünü oluşturan bu topluluğa “ionlar”; kurdukları Anadolu kökenli kültüre de “ion kültürü” deniliyor.

8. yüzyılın ikinci yarısı, özellikle de 7. yüzyılda Ege Adalarına ve ardından da Akdeniz Kıyıları, Mısır ve Karadeniz’e yaptıkları deniz ticaretiyle zenginleşen İonlar, gittikleri yerlerde koloniler kurarak buraların kültürlerini tanırlar; dünya görüşlerini genişletirler. 7. yüzyılda bölgeye özgü “İon Sanatı” görülmeye başlanır. Bu sanat konusundaki asıl bildiklerimiz, 6. yüzyılda ortaya çıkmaktadır.

İon tapınağının özü de alt yapıda megarona dayanmaktadır. İon tapınağını Dor tapınağından ayıran özellikler ise, üst yapıda karşımıza çıkar: İon Düzeni’nin üst yapısı, Dor’dan farklı olarak Doğu Sanatları’ndan alınan bezemelerle süslenmiştir. İon mimarisinde, Dor’daki gibi katı ve matematiksel kurallar yerine, esnek ve sürekli değişen bir bezeme anlayışı sanata hâkimdir.[1]

Romalı ünlü mimar Vitruv’a göre Dor Düzeni, kaba ve sert karakterli olan Dor’ların yerel düzenidir; formu oluşturan çizgiler sert, ayrıntılar önemsiz ve bezemesizdir. Dor Düzeni’nin bütün özelliği matematiksel kurallar simetri ve oranlamalar üzerine kurulmuştur. İon Düzeni ise, zarif ve narin yapılı zengin ve çeşitli bezeme elemanlarına dayalıdır. Bu yapısıyla İon Düzeni, yerel Anadolu halkının da estetik zevkine uygun bir işçilik yansıtmaktadır.

Dor sütunu gibi ion sütunu da aşağıdan yukarıya doğru incelir. Ancak, ion sütunu dor sütununa göre daha ince ve narin bir yapıya sahip; ayrıca ion sütunu doğrudan doğruya stylobat üzerinde değil, bir “kaide” (=altlık) üzerinde yükselmektedir. İon sütun kaidesi, profilden bakıldığında, konveks ve konkav (içbükey/ dışbükey) biçimler gösteren yatay bileziklerle bezenmiş üst-üste oturan yastıklardan oluşmaktadır.




 

Ünye Kalesi Kaya Mezarı

 

Mezar odası girişi bir mabet cephesi şeklinde yapılmış üçgen alınlıklıdır, akroterlerde kanatlarını açmış üç kartal figürü vardır. Kartal figürleri orta akroterde cepheden, yan akroterlerde ¾ gösterilmiştir.

Çok güzel bir işçilik gösteren cephe maalesef zamana ve iklimin rutubetine dayanamamış, çok aşınmıştır. Mezar odasına diyagonal bir merdivenle çıkıldığı kalan izlerden anlaşılmaktadır. Mezar odasının aşağısında kaya cephesinde değişik yüksekliklerde arcosoliumlar görülür.[2] Ünye’deki diğer kaya mezarları gibi bu da, Hıristiyanlıkta gerekli değişimler yapılarak kilise olarak kullanılmıştır. Duvarlarda yer alan fresklerin solmayan renkleri aşağıdan görülebilmektedir.[3]

Arcosolium kelime olarak incelendiğinde bir bileşik isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ismin bileşenleri arasında arcus (kemer) ve solium (tabut) sözcükleri bulunmaktadır.[4]

Bu türde oyulmuş mezarlar incelendiğinde, en yalın ifadeyle, kayalık bir alanın kazılması veya oyulması suretiyle oluşturulan kemerli mezar tipine arcosolium adı verilmektedir.[5]

Arcosolium ismi, Antik Çağ’da ölülerin taşındığı düzenek için kullanılırken zaman içerisinde yukarıda tanımlanan türde mezarları adlandırmak için kullanılmaya başlanmıştır. Antik metinlerde de karşımıza bu kullanımı ile çıkmaktadır.

 

Kaya Mezarı’nın Yazarlarca Ele Alınışı

 

Ünye Kalesi girişindeki kaya mezarının yazarlar tarafından ele alınışı ilginçtir. Çoğunlukla yöre halkının ağzından yapılan değerlendirmeler, gerçeklik boyutunu aşmaktadır.

Boğaziçi Üniversitesi Profesörü John Freely Bölgemiz ve Ünye hakkında bilgiler aktarırken, Ünye Kalesini Atmaca Kalesi olarak değerlendirir. Fransız yazar Jean d’Arras’ın yazdığı on dördüncü yüzyıl romansı Mélusine’de geçen Atmaca Kalesi efsanesi Ünye Kalesi’nde geçmiştir. Dünyada yazılan ilk romandır Mélusine ve Freely tarafından Ünye Kalesi Kaya Mezarı kaynak gösterilmektedir.[6]

Prof. Dr. Bilge Umar, Karadeniz Kapadokia’sını yazarken, Oinoe / Ünye yakınlarında bulunan kale girişi yanı başında Paphlagonia türü görkemli kaya mezarından söz eder: “Yalçın kayalığın dimdik yüzeyi düzeltilerek, biraz yükseğe işlenmiş kaya mezarı, Bittel’in İÖ: 7. Yüzyıla tarihlediği Paphlagonia kaya mezarlarının tüm özelliklerini gösteriyor” demektedir.[7]   

İngiliz Jeolog William John Hamilton, 1839-40 yılları arasında Karadeniz'e yaptığı bir gezi sırasında Ünye'ye uğrar, amacı Ksenofon'un MÖ. 400 yıllarında kaleme aldığı Anabasis'te bahsi geçen demir madenlerini keşfetmektir.

Hamilton'un asıl üzerinde yoğunlaştığı konu, mesleki alanına girmese de "Ünye'de görülecek tek şey" olarak tarif edilen Ünye Kalesi'dir.

"Ev sahibi sadece Ünye’de görülecek tek şeyin yüksek bir kayanın zirvesinde yapılmış bir kale olduğunu söyledi. Bu kale kentin içine doğru bir saatlik bir mesafedeymiş, harika merdivenleri, hazineleri, banyoları, v.s. varmış ve yekpare sert kaya içine oyularak ortaya çıkarılmış."[8]

Ünye Kalesi, Hamilton'un Ünye'de iki gün daha fazla kalmasını sağlar.

İkinci kez kaleye tırmanmak zorunda kalan Hamilton, kaleyle ilgili ilginç detaylar aktarır. Haliyle en çok üzerinde durduğu bölüm, kalenin girişinde yüksek bir kayaya oyulmuş olan kaya mezarıdır. O dönemde de merdiven kısmı göçmüş olduğu için, mezara ulaşmak imkânsızdır.

"Kale çok yüksekte, neredeyse 90 derecelik açıdaki bir kayanın zirvesinde bulunuyordu. Etrafı derin vadiler ve ağaçlıklı tepelerle ve ormanlık alanların aralarına serpiştirilmiş açık alanlarla kaplı olan kale 500 feet’lik dik bir yüksekliğe çıkıyordu. Güneyinde ise tepeler Kale Köyü isminde küçük bir Türk yerleşiminin bulunduğu kara parçası ile birleşiyordu. Daha burada bile kaya dik açıda 200 feet kadar yükselmekte ve dik kayanın düzgün yüzeyinin tam ortasına tetrastilinde kayaları oyarak yapılmış bir tapınak görülmekte. Buradaki bir deliğin küçük bir mağaraya gittiği ve orada geçmişte bir münzevi din adamının yaşadığı rivayet ediliyor. Şimdi ise mağaraya erişebilmek imkânsız, oraya yetişebilecek bir merdiven yok ve kayanın önünden doğru çerçeveleyen dar patika da hemen hemen yok edilmiş durumda."[9]

 Ünye Kalesi'ne gidenler, öncelikle Hamilton'un 183 yıl önce (1842) gördüğü kale girişindeki o muhteşem kaya mezarına odaklanacaktır.

Kime aittir Ünye Kalesi'ndeki bu kaya mezarı?

Kim yaptırdı, kimin için yaptırıldı?

 

Bu soruyu 2016 yılında Ünye Tarih Araştırma Grubu olarak Sn. Ahmet Kabayel’le birlikte sormuştuk. Bir sonraki yazıda, derlediğimiz cevapları sunmak üzere esenlikler.

 

Kaynaklar:

 

Özsait, Mehmet. 2007, Arkeolojik Verilerin Işığı altında Ünye, 25. Araştırma Sonuçları Toplantısı, 2. Cilt, Kültür ve Turizm Bakanlığı

Keleş Vedat, 2018, Ion Düzenli Anadolu Tapınakları, 19 May. Üniv. Arkeoloji Ders Notları

Sancaktar, Hacer, Sezgin, Kudret. 2020. “Son Dönem Araştırmaları Işığında Yozgat ve

Çevresindeki Kaya Mezarları”. CEDRUS VIII: 325-349.

Finegan, Jack, 1992. The Archeology of the New Testament: The Life of Jesus and the

Be-ginning of the Early Church. New Jersey: Princeton University Press.

Freely, John. 2008 Türkiye Uygarlıklar Rehberi-2, Yapı Kredi Yay. 4. Baskı, İst.

Umar, Bilge. 2000, Karadeniz Kappadokia’sı (Pontos), İnkılap Yay. İst.

Hamilton, W.J. 1842, Researces Asia Minor, Pontus and Armenia, Çev. Cazibe Tongur

 

19.03.2025, Ünye Kent


Dipnot:

[1] Keleş, 2018

[2] Arkosolium ya da Arkosol Katakomb yahut kaya içine oyulmuş, üzeri bir kemer ile kapanan bir nişin zemininde yer alan mezar. Arkosolium erken dönem Hıristiyanları tarafından MS. 3. ve 4. yüzyılda özellikle katakomblarda sıkça kullanılan bir mezar çeşididir.

[3] Özsait, 2007, s. 296

[4] Sancaktar, 2020, s. 329

[5] Finegan, 1992, s. 299

[6] Freely, 2008, 115

[7] Umar, 2000, s. 92

[8] Hamilton, 1842, s. 273

[9] Hamilton, 1842, s. 274