Assos Nekropolü ve Et Yiyen Lahitler
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesindeki Assos Antik Kenti'nde üretilen ve yöreye özgü volkanik
andezit/trakit taşından (Assos taşı) yapılan lahitler, içine konulan cesetleri
diş ve kemikler hariç yaklaşık 40 günde tamamen çürüttüğü için halk arasında
"et yiyen lahitler"
(sarkofagus) olarak anılır.
Yunancada et yiyen/etobur anlamına gelen
"sarcophagus" kelimesinin kökeninin Assos'taki bu taşlara dayandığı
düşünülür. Taşın yapısındaki yoğun kimyasal maddelerin ve şap bileşenlerinin
cesetlerin yumuşak dokularını çok kısa sürede eritip yok ettiği bilinir.
Lahitlerin boyut ve ağırlığı: Genellikle 2 metre 30 santim
boyunda, 80-90 santim genişliğinde ve yaklaşık 3 ton ağırlığındadır. Bu
lahitler Assos’un ihracat ürünüdür. Assos'tan Roma, Yunanistan, Mısır, Suriye
ve Lübnan gibi dönemin büyük merkezlerine yoğun bir lahit ticareti yapılmıştır.
Antik dönemde aristokratlar ve zengin tüccarlar bedenlerinin hızla erimesi ve kemiğe
dönüşmesi için bu lahitlere özel siparişler vermiştir. Dönemin inancına göre,
ruhun bir an önce serbest kalması ve hadese (ölüler diyarı) ulaşabilmesi için
bedenin çürümesi gerekiyordu.
Nekropol
Assos kentinin denize bakan yönü hariç
olmak üzere, diğer bölgelere ölüler gömülmüştür. Nekropol denilen “Ölüler
Şehri”, Helenistik ve Roma dönmelerinden kalmadır. Kentin Batı ve Doğu Kapısı
boyunca uzanan caddelerin iki yakası, konumları yüzünden en yoğun gömülerin
yapıldığı alanlardır. Nekropolün 900 yıl boyunca mezarlık olarak kullanıldığı
tespit edilmiştir. En eski gömülerde yakılan cesetlerin (kremasyon) küllerinin
küplere konularak ağızlarının kapanması şeklinde gömüldüğü ve sonraki
dönemlerde daha büyük küplere (pitos), ana karnındaki pozisyonda (hacker tarzı)
yerleştirilerek defnedildiği görülmüştür. Küplerin içine ölüler için hediyeler
konduğu ve define avcıları tarafından çoğunun tahrip edildiği tespit
edilmiştir.
Assos Nekropolü ve Lahitlerin Gizemi
Assos nekropolünde ana kapı önünden başlayan
(Batı Nekropolü) cadde, batıya doğru uzanır (Resim-1). 200 metresi açığa
çıkarılan caddenin zemini yol boyunca andezit taş bloklarla kaplanmıştır. Bu
yol, MÖ. 500’den önce inşa edilmiştir. Batı Nekropolündeki bu yol “Arkaik Cadde” olarak isimlendirilmiştir.
Arkaik Cadde’ye paralel uzanan iki caddenin
kenarlarındaki çok sayıda anıt mezarlar ve lahitler, Clarke ve Bacon ikilisince
kazılmıştır. Batı Nekropolü’ndeki en eski mezarlar, MÖ. 7.yy. ortalarına
tarihlendirilmektedir ve geneli yakılarak urnelerle gömülmüştür.
MÖ. 6.yy. ortalarından itibaren yetişkinler,
pithos içerisine yakılmadan gömülmeye başlanır. Arkaik Çağ sonlarında lahit kullanımı ortaya çıkar.
Assos’ta Hellenistik Çağ’da daha da
yaygınlaşacak olan yerel malzemeden üretilen bu lahitlerin farklı bir özelliği
keşfedildi. Bölgeye özgü volkanik andezit/trakit içinde bulunan kimyasal
maddeler, içine konulan cesetleri kısa sürede çürütmekteydi. Dönemin inancına
göre bu özellik, aristokratlar tarafından tercih edilmekteydi. Assos’ta lahit
üretimi hızla arttı, çevre ülkelere ihraç edilmeye başladı.
Pitos ve sandık tipi mezarların ardından
Assos’ta sıkça kullanılan andezit
lahitler ve üzerine girland (çelenk)
kabartmaları işlenen ihraç ürünü lahitler tüm antik dünyaya
yayıldı. Peloponnesos'un güneyinde Methoni açıklarındaki bir gemi batığının Assos'tan
alınmış lahitlerle yüklü olduğu saptanmıştır. [1]
Roma Çağı’nda lahitler yanında, MS. 1.-3.
yüzyılda anıt mezarlar inşa edilmeye başlanır. Bu mezarların biri Romalı tüccar
Publius Varius’a aittir (Resim-2).[2]
Assos Sarkofagusları (Et Yiyen Lahitler )
Assos Antik Kenti'nde üretilen ve yöreye özgü volkanik
andezit/trakit (Assos taşı) taşından yapılan lahitler, içine konulan cesetleri
diş ve kemikler hariç yaklaşık 40 günde tamamen çürüttüğü için halk arasında
"et yiyen lahitler" (sarkofagus)
olarak anılır.
Assos denilince
arkeoloji dünyasında akla gelen ilk şey, ünü antik çağda kıtaları aşmış olan
sarkofaguslardır. Yunanca kökeniyle "et yiyen" (sarcophagus) anlamına
gelen bu kelime, ismini bizzat Assos’un andezit taşından alır. Ancak antik literatürde
bu mucizevi maddeye çok daha görkemli bir isim verilmiştir: Asya Taşı
(Lapis Assius). Bölgeye özgü volkanik andezit/trakit (Assos
taşı), içinde barındırdığı yoğun kimyasal maddeler ve özellikle alunit
(şap) bileşeni sayesinde cesetlerin yumuşak dokularını inanılmaz bir
hızla eritme özelliğine sahipti.
Bu lahitlerin içine
konulan bir beden, kemik ve dişler hariç, yaklaşık 40 gün gibi
kısa bir sürede tamamen çözülüp yok oluyordu. Antik dönemde bu durum,
bedenlerinin bir an önce toprağa karışmasını isteyen aristokratlar ve zengin
tüccarlar için prestijli bir "teknoloji" olarak görülüyordu. Öyle ki,
bu ağır ve görkemli lahitler Assos'tan Lübnan, Suriye, Mısır ve Roma gibi
dönemin büyük merkezlerine ihraç edilen en önemli ticaret kalemlerinden
biriydi. Taşın gizemi sadece etle sınırlı değildi; içine konulan eşyaların bile
zamanla form değiştirdiği iddia edilirdi.
Bu isimlendirmenin ciddiyetini, Pollux’un aktardığı mektuplarda, Platon’un öğrencilerinin hocalarına
sunduğu şu rapor özetlemektedir:
"Platon'un öğrencileri...
hocalarına yazdıkları mektupta bir Asya Lahitinden söz ederler. Öğrenciler bu
mektuplarında et yiyen taştan bahsetmektedir."
Rome döneminde de bu
taşlardan söz edilir:
"[...] Troas’da
bir şehir olan Assos’ta Sarkofak taşları dilimlenebilir damarlarından
kırılırlar. Bu taşın içerisinde ölülerin vücutlarının, dişleri hariç, kırk gün
gibi bir sürede tamamen çözüldükleri saptanmıştır. Mucianus; ayna, ustura,
giysi ve mücevher gibi ölü gömülerinin de bu lahit içinde taşa dönüştüğünü belirtir."[3]
Taşın yapısındaki yoğun alunit (potasyum
alüminyum sülfat) minerali, bedenin çürüme esnasında yaydığı nem ile temas
ettiğinde bir geri besleme döngüsü başlatır. Bu nemli ortamda açığa çıkan
sülfürik asit (H2SO4), yumuşak dokuları ve zamanla kemik yapısını eriterek yok
eder. Antik dönem aristokratları için bu, bir "temizlenme" biçimiydi;
bedenlerinin kokuşmuş bir sürece hapsolmadan, hızla doğanın sonsuz döngüsüne
karışması en büyük lükstü.[4]
Antik Çağın Antibiyotiği: Romatizmadan Vereme Lahit Tedavisi
Assos taşının tek mahareti bedenleri yok
etmek değildi; antik kaynaklar bu taşın şaşırtıcı tıbbi kullanım alanlarından
da bahseder. Taşın yapısındaki şap/alunit, antik çağın adeta doğal
antibiyotiği olarak kabul ediliyordu. Öyle ki bu mineral, Orta Çağ’a
kadar Foça üzerinden tüm dünyaya ihraç edilen çok kıymetli bir tıbbi
malzemeydi. Taşın yüzeyinde oluşan ve "taşın çiçeği" (flos) denilen
un benzeri tozun, yaralar üzerinde kurutucu ve iyileştirici bir gücü olduğuna
inanılıyordu.
Assos Taşının Tıbbi Tarifleri:
Gut (Podagra): Hastalar,
ayaklarını bu taştan oyulmuş özel kapların içine sokarak ağrılarından
kurtulmaya çalışırlardı.
Cilt Tedavisi: Taşın
tozunun bal, terebentin veya katranla karıştırılmasıyla elde edilen merhem;
eski çıbanların ve urların tedavisinde kullanılırdı.
Solunum Yolları: Taşın
tozu (flos) bal ile karıştırılıp emilerek, o dönem "phthisis" olarak
adlandırılan verem benzeri akciğer hastalıklarında şifa
aranırdı.
Zayıflama: Taşın
çiçeği banyo suyuna katılarak vücuttaki fazla yağların atılması sağlanırdı.
Assos’ta Felsefenin ve Ticaretin Gücü
Assos, antik dünyada sadece bir felsefe merkezi değil, aynı
zamanda devasa bir sanayi deviydi. Standartları 2.30 metre boyunda ve yaklaşık
3 ton ağırlığında olan bu devasa lahitler, adeta "3 tonluk ölüm
kutuları" olarak Roma, Mısır, Suriye ve Lübnan gibi merkezlere ihraç
ediliyordu. Vinçlerin ve modern lojistiğin olmadığı bir çağda, bu dev andezit
blokların denizleri aşarak dünyanın dört bir yanına gönderilmesi, Assos’un
ulaştığı ticari dehanın ve mühendislik başarısının kanıtıdır.
Kaynaklar:
Koch, Guntram (2001), Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri, Arkeoloji
ve Sanat Yay.
Arslan, Nurettin (2014), Assos Taşın Hayat Verdiği Kent, Homer Yay.
Plinius, Gaius Secundus (2022), Doğa Tarihi, Doğubatı Yay.
Savaşçın, MY. –Er,
Selman (2023), Et Yiyen Lahitler, Jeoloji Müh. Odası Yay.




















