21 Mayıs 2026 Perşembe

Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VIII (Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VIII

(Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu)

  

XIX. Yüzyıl sadece Osmanlı açısından değil, tüm dünya için önemli bir değişim ve dönüşüm dönemiydi. Çoğu araştırmacılar, günümüz Türkiye toplumunun şekillenmesinde, XIX. Yüzyıl’ın sancılarını görmektedir. Bugün olduğu gibi o dönemde de ülkenin iç dinamikleri tek başına mevcut durumu açıklamaya yeterli değildir. Ülke işleyişinde iç dinamikler, her ne kadar belirleyici unsur olsa da dış etkilerle çarpıtılabildiği için Osmanlı’nın “Islahat” çabaları boşa gitmiş, “çöküş” kaçınılmaz hale gelmiştir.

İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı olarak adlandırılan XIX. Yüzyıl, Osmanlı’nın modernleşmesini, Tanzimat dönemini ve merkeziyetçilik çabalarını yansıtır.[1]

Günümüze ulaşmayı başaran ve kullanım gören Osmanlı mimari yapılarının çoğu bu dönemden kalmadır. Döneme ilişkin uygulamalar ve sistem arayışları, sürecin en önemli detaylarıdır. Timar’ın neredeyse tümüyle uygulamadan kalktığı bu aşamada, iltizam Sistemi de uzun ömürlü olmayacaktır.   


 

İltizam Sistemi’nin Ortaya Çıkışı

 

·           İlk Uygulama: İltizam usulü ilk olarak Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) döneminde (15. yüzyıl) uygulanmaya başlanmıştır.

·           Nedeni: Nakit ihtiyacı è Vergi toplama işinin özelleştirilmesi:

·           İşleyişi: Vergi ünitelerinin mukataa haline getirilmesi; merkezde veya taşrada düzenlenen müzayedelerle özel şahıslara devredilmesi biçimindedir.

·         Bu devir işlemi iltizam, emanet ve malikâne adı verilen üç yöntemle gerçekleştirilmiştir.[2]

·         Yaygınlaşması: Başlangıçta sadece uzak eyaletlerde ve bazı gümrük gelirlerinde kullanılan bu sistem, 16. yüzyılın sonlarından itibaren tımar sisteminin bozulmasıyla birlikte imparatorluk genelinde yaygınlık kazanmıştır.

·         Kaldırılışı: İltizam sistemi, 1839 Tanzimat Fermanı ve ardından gelen 1856 Islahat Fermanı ile resmi olarak kaldırılmaya çalışılmıştır.

·         Tamamen Sona Ermesi: Sistemin tam anlamıyla tasfiyesi ve modern vergi toplama yöntemlerine geçilmesi Cumhuriyet dönemine kadar sarkmış; 1925 yılında Aşar vergisinin kaldırılmasıyla bu tür geleneksel vergi toplama usulleri tamamen sona ermiştir.

Timar ve İltizam Sistemi Temel Farkları

 

·         Tımar Sistemi (Dirlik): Devlet, toprak gelirini (vergiyi) hizmet karşılığı memuruna veya askerine (sipahi) bırakır. Sipahi, bu gelirle hem kendi geçimini sağlar hem de devlete atlı asker (cebelü) yetiştirir. Bu sistemde hazineye doğrudan nakit para girmez; amaç ordunun ve yerel yönetimin masrafsız idaresidir.

·         İltizam Sistemi: Devletin vergi gelirlerini açık artırma yoluyla belirli bir süreliğine (genellikle 1-3 yıl) şahıslara ihale etmesidir. İhaleyi kazanan kişiye mültezim denir. Mültezim, devlete peşin ödeme yapar ve sonrasında bölgedeki vergiyi kendi kârını da koyarak halktan toplar. Bu sistem, devletin acil nakit ihtiyacını karşılamak için kullanılır. 

Tımar ve İltizam Sistemleri Karşılaştırması

 

Özellik 

Tımar Sistemi

İltizam Sistemi

Temel Amaç

Ordu yetiştirmek ve üretimde süreklilik

Hazinenin nakit ihtiyacını karşılamak

Ödeme Biçimi

Hizmet karşılığı toprak geliri

Devlete peşin para ödemesi

Uygulayıcı

Tımar sahibi (Sipahi)

Girişimci (Mültezim)

Asker Yetiştirme

Zorunludur (Cebelü)

Yoktur.

Dönem

Kuruluş ve Yükselme dönemi ağırlıklı

Duraklama ve Gerileme döneminde yaygınlaştı

Tarihsel Süreç

 

Tımar sistemi bozulmaya başladığında ve savaş masrafları arttığında, devlet tımar topraklarını mukataa haline getirerek iltizama vermeye başlamıştır. Bu durum ordunun (sipahilerin) zayıflamasına ve yerel güçlerin (ayanların) ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Mukataa: Osmanlı mali sisteminde geliri doğrudan devlet hazinesine (Hazine-i Amire) aktarılan vergi birimlerine veya işletmelere denir.

Tımar sisteminde vergi geliri memura veya askere bırakılırken, mukataada bu gelir doğrudan merkeze, yani devlete aittir.

Sistemin Gelir Kaynağı: Madenler, gümrükler, tuzlalar, balıkçı dalyanları veya bazı özel tarım arazileri mukataa haline getirilebilir.

İşletme Biçimi: Mukataalar genellikle iltizam sistemi yoluyla işletilir. Yani devlet, mukataanın vergi toplama hakkını açık artırmayla bir "mültezim"e satar.

Nakit İhtiyacı: Devletin acil nakit para ihtiyacı arttıkça, tımar toprakları (dirlikler) bozulup mukataa haline getirilmiş ve mültezimlere ihale edilmiştir.

Zaman İçindeki Değişimi

İltizam Dönemi: Mukataa gelirleri mültezimlere 1-3 yıllığına kiralanırdı.

Malikâne Dönemi: 1695'ten itibaren devlet, daha fazla nakit toplamak için mukataaları şahıslara kayd-ı hayat (ömür boyu) şartıyla vermeye başladı. Buna da "Malikâne Sistemi" denildi.

Özetle; mukataa verginin toplandığı yer/birim, iltizam ise bu verginin toplanma yöntemidir.

Malikâne Sistemi: 1695 yılında Osmanlı Devleti’nin artan nakit ihtiyacını karşılamak ve vergi kaynaklarını daha istikrarlı hale getirmek amacıyla başlatılan, mukataa topraklarının ömür boyu (kayd-ı hayat) ihale edilmesi yöntemidir.

İltizam sisteminin bir üst aşaması olarak görülebilir; iltizamda süre 1-3 yılken, malikânede bu hak kişiye ölünceye kadar verilir.

Malikâne Sisteminin İşleyişi:

Muaccele (Peşinat): İhaleyi kazanan kişi, devlete "muaccele" adı verilen yüklü bir peşinat öderdi.

Müecceler (Yıllık Vergi): Malikâne sahibi (malikâneci), her yıl devlete sabit bir miktar vergi ödemeye devam ederdi.

Ömür Boyu Hak: Malikâneci ölmediği sürece o bölgenin vergi toplama hakkı elinden alınamazdı. Kişi ölünce toprak tekrar devlete döner ve yeniden ihaleye çıkarılırdı.

Malikâne Sistemine Neden İhtiyaç Duyuldu?

İltizamın Zararları: Mültezimler (vergi mültezimleri) sadece birkaç yıllığına kiraladıkları toprağı aşırı sömürüyor, üreticiyi kaçırıyordu.

Üretimi Korumak: Devlet, vergi toplama hakkını ömür boyu vererek, kişinin o toprağı "kendi malı gibi" korumasını ve üretimi sürdürmesini amaçladı.

Büyük Nakit Girişi: İhalelerdeki yüksek peşinatlar (muaccele) sayesinde hazineye bir kerede büyük paralar girdi.


 

İltizam Sisteminin Sonuçları ve Bozulması

 

Âyanların Yükselişi: Bu sistem, taşrada çok güçlü ve zengin bir sınıfın (Ayanlar) doğmasına yol açtı. Bu kişiler zamanla merkezi otoriteye kafa tutmaya başladı.

Merkezi Otoritenin Zayıflaması: Devletin taşradaki topraklar üzerindeki doğrudan kontrolü azaldı.

Suistimal: Zamanla malikâneler belirli ailelerin elinde toplanmaya başladı ve sistem asıl amacından saptı.

Sistem, 1840'larda Tanzimat reformlarıyla birlikte yerini doğrudan vergi toplama usulüne bırakmaya başlamıştır.


 

İmparatorluğun Sonu

 

Bu değişmelerdeki tek etken küçük Osmanlı Beyliğinden çok kavimli bir imparatorluğa geçiş olgusu değildir; hızlı bir yapısal değişim geçiren Yeniçağ dünyasının koşullarına uyma zorunluluğu da bu değişimde önemli bir rol oynamıştır.

19. yüzyıl bütün Osmanlı camiasının en hareketli, en sancılı, yorucu, uzun bir asrıdır; geleceği hazırlayan en önemli olaylar ve kurumlar bu asrın tarihini oluşturur. [3]

 

Devam edecek: Osmanlı Dönemi IX (Osmanlı Dönemi’nde Arkeoloji)

 

Kaynaklar:

 

Ortaylı, İlber (2005), İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yay.

İnalcık, Halil (2016), Devlet-i ‘Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-IV Âyânlar, Tanzimat, Meşrutiyet, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yay.

Pamuk, Şevket (2005), Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914, İstanbul: İletişim Yay.

 

20.05.2026, Ünye Kent


Dipnot;

[1] Ortaylı, 2005; 8

[2] İnalcık 2016: 62-95

[3] Ortaylı, 2005; 32

13 Mayıs 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VIII (Karadeniz’de Ayanlar Dönemi)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VIII

(Karadeniz’de Ayanlar Dönemi)

  

Karadeniz’de Ayanlar Dönemi’ni yansıtan en önemli eserlerden biri Süleyman Paşa'nın Ünye'de yaptırdığı saraydır. Ne yazık ki bu saray, yapımından yaklaşık 50 yıl sonra çıkan yangınlar sonucu, 19. Yüzyılın ortalarında tamamen yok olmuş, günümüze temel kalıntıları, çeşmesi ve müştemilatı konumundaki hamamı kalmıştır.

Ayanlar Dönemi, Karadeniz'de 18. yüzyıl ve 19. yüzyıl başlarında (Tanzimat'a kadar) etkili olan, merkezi otoritenin zayıflamasıyla taşrada yerel eşrafın yönetimde söz sahibi olduğu, uluslararası ticaretin geliştiği ve yerel güçlerin merkeze karşı denge unsuru haline geldiği önemli bir sosyal/ekonomik dönemdir.

Ayanlar, taşrada (merkez dışı bölgelerde) varlıklı, toprak ve nüfuz sahibi olan, yerel halk ile devlet yönetimi arasında aracı rolü oynayan ileri gelen kişilerdir. Vergi toplama, asker temini ve asayiş gibi işleri üstlenen bu grup, zamanla yerel egemenlere dönüşmüştür.

Tımar sisteminin bozulmasıyla vergi toplama işlerinin iltizamlar aracılığıyla (mültezim) yürütülmesi, yerel güçleri (mütegallibe) iktidar karşısında özel bir konuma getirmiştir. Başlangıçta devletin atadığı idari yardımcılarken, 18. ve 19. yüzyıllarda merkezi otoriteye kafa tutacak kadar güçlenmişler ve bu güç babadan oğula geçen bir yapıya bürünmüştür. Taşranın kodamanları, eski idareciler, sözü geçen, saygı duyulan zengin aileler veya soylular, halkın isteklerini yöneticilere ileten, devletle halk arasında köprü kuran ve yerel sorunları çözen unsurlar haline gelmişlerdir.

Bunlar arasında Tuzcuoğulları Rize dolaylarında, Canikli Hacı Ali Paşa ve oğulları Samsun ve çevresinde, Çapanoğulları Yozgat yöresinde, Zennecizâdeler Kayseri’de, Müderriszâdeler Ankara’da ün kazanmışlardı. Karadeniz’de Canikli Hacı Ali Paşa’dan sonra gelen isin Hazinedarzade Süleyman Paşa olmuştur.

 

Bafra Canikli Ali Paşa Çeşmesi-1751

Çeşmenin Kitabesi

Canikli Ali Paşa

 

Canikli Hacı Ali Paşa 1133’te (1720-21) İstanbul’da doğdu. Dergâh-ı âlî kapıcıbaşı efradından Fatsalı Ahmed Ağa’nın küçük oğludur. Çocukluğu İstanbul’da geçti. Daha sonra Canik’e (Samsun) gitti. Babasının Terme ve Fatsa çevresinde yaptığı zulümler yüzünden 1741 yılı Ağustos’unda onunla birlikte Ankara’ya sürüldü. 1748’de babasının ölümünden bir süre sonra ağabeyi Süleyman (Paşa) ile birlikte tekrar Canik’e döndü. Orada devlet işlerinde tecrübe kazanarak, mülk edinmiş ve kardeşi Süleyman Paşa'dan sonra Canik muhassılı olmuştur.[1]

Canikli Ali Paşa’nın Karadeniz hâkimiyeti, Osmanlı devlet düzeninin o dönemki zaaflarını yansıtan tipik bir örnektir. 18. Yüzyılın ikinci yarısında bölgeye damgasını vuran; idari, askeri ve sosyal açıdan toplumu etkileyen bir paşadır. İdari ve askeri hizmetlerinin yanı sıra diğer mütegallibelerle çatışması, devlete karşı isyanı, ayan dönemine has uygulamalardır.

Bilhassa 1770’lerden sonra gücünü artırıp büyük hanedanlar arasında yer almaya başlayan Caniklizâdeler, devlet tarafından kendilerine büyük rütbeler verilen ve halk tarafından saygı duyulan kimselerden oluşmaktadır.[2]

1768-1774 Osmanlı Rus Harbi’nde büyük yararlılık gösteren Ali Paşa, Hotin Muharebesi’nde, Çorum’dan Kırım’a asker ve zahire sevkinde ve Kartal Muharebesi sırasında önemli görevler üstlendi.[3]

Samsun ve Amasya çevresini eşkıyadan temizleyen Ali Paşa’ya Trabzon, Amasya mutasarrıflığı, Trabzon, Erzurum ve Sivas valiliği ile Kırım ve Kars Seraskerliği gibi görevler verildi. Oğlu ve yeğenleri de önemli devlet görevlerine getirildi. 1773 yılının Aralık ayında kendisine Trabzon sancağı verildi. 21 Temmuz 1774’te Rusya ile Küçük Kaynarça Antlaşması imzalanınca Kırım’dan döndü ve Canik muhassıllığına tayin edildi. Uzun yıllar bu görevi sürdürerek bölgeye hâkim oldu.[4]

Ali Paşa’nın Canik muhassıllığı, 1779 sonlarına kadar devam etti. Ekim 1779 tarihinde devlet, Çapanoğlu ile aralarındaki husumette Çapanoğullarından yana taraf oldu. Asi ilan edildi, Canik muhassıllığı elinden alındı. İki yıl Kırım’da firari olarak kaldı, sonra affedildi. 1781’de yeniden Canik muhassıllığına getirildi.[5]

Hastalığı nedeniyle 26 Haziran 1785 tarihinde Erzurum’da ölen Ali Paşa’nın oğlu Kapıcıbaşı Battal Hüseyin Bey, hanedanın nüfuzunu sürdürmeye devam etti.

 

Hazinedar Süleyman Paşa
(Kaynak: Ayşe Haznedar Yalın)

Hazînedarzâde Süleyman Paşa

 

Canikli Ali Paşa'nın hazinedarı Behram Ağa'nın oğludur. Süleyman Paşa'nın 1760'lı yıllarda doğduğu tahmin edilmektedir. Süleyman Behram Bey’in hazinedarlığı, sonraki yıllarda oğullarının bu unvanla anılmasına sebep olmuştur. Bilahare Canik bölgesinin hatırı sayılır hanedanından olan Haznedarzâdeler, Behram Bey’in kendi adını verdiği oğlu Süleyman Bey (Paşa) ile birlikte, Karadeniz bölgesinde muhassıllık ve valilik makamına yükselen tarihi şahsiyetler çıkaracaktır.[6]

Hazînedarzâde Süleyman Paşa’nın (1760- 1818 Çarşamba), aileye ait bir şecerede Gürcü asıllı olduğu kayıtlıdır. Ünye'de bulunan Süleyman Paşa Sarayı veya Hazînedarzâde Konağı adıyla bilinen yapının banisi olarak bilinmektedir.

Ailenin Gürcistan bölgesinde yaşayan Türklerden olup, o havalide Tavat namıyla ünlenmiş oymağa mensup olduğu ileri sürülmektedir.[7]

Ancak bu bilgi, Faruk Sümer’in Oğuz boyları hakkındaki eserinde böyle bir oymak adı geçmediği için şüpheli bulunmaktadır. Osmanlı belgelerinde Tavat tabiri, Gürcistan ve Çerkezistan bölgesindeki bazı kabilelerin beyleri için kullanılmaktadır.[8]

Süleyman Paşa, Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde uzun yıllar söz sahibi olan Hazînedarzâde ailesinin kurucusudur. 1808'de Canik muhassıllığı, 1810'da Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Faş muhafızlığı, 1812'de Trabzon valiliği görevlerinde bulunmuştur. Ayrıca Gönye mutasarrıflığı ve Karahisar-ı Şarki Voyvodalığı görevlerini üstlenmiştir. Gürcü hanlarıyla anlaşarak bölgede istikrar sağladığı kaydedilmektedir.[9]

1818'de Trabzon valiliğinden azledilen Süleyman Paşa, Alaiye Sancağı (Alanya) mutasarrıflığına atanmıştır. Bozulan sağlığı sebebiyle Çarşamba'da konaklayan paşa burada ölmüştür. Cenazesi Çarşamba'da bulunan Rıdvan Paşa Camii avlusuna defnedilmiştir. Soyundan gelenler başta Trabzon valiliği ve kaymakamlığı olmak üzere pek çok görev üstlenmiştir.[10]

Son dönem Osmanlı edebiyatı şairi Fitnat Hanım da bu aileye mensuptur. Hazînedarzâde ailesinin mensupları bugün Haznedar soyadını taşımaktadır.

 

Hazinedar  Süleyman Paşa'nın mezarı, 
Çarşamba Rıdvan Paşa Camii Haziresi

Süleyman Paşa’nın Ünye’deki Sarayı

 

Süleyman Paşa Ünye’de, zamanın en büyük saraylarından birini yaptırmıştır. Bugün çeşmesi, hamamı, birkaç taş merdiveni, temel ve bir duvar kalıntısıyla varlığını bildiğimiz bu sarayın inşasına, kesin olmamakla birlikte, Süleyman Paşa’nın valilikten önceki Canik muhassıllığı yıllarında başlanmıştır. Hükümet konağı olarak da kullanılan sarayı Minas Bijişkyan, 1817-1819 yıllarında bölgeyi gezerken saray hakkında “Paşa’nın konağı muhteşem bir binadır” demektedir.[11]

 Süleyman Paşa Sarayı'nın köşklerden ve bahçelerden oluşan, ana binasında geniş salonları olan bir yapı olduğu Xavier Hommaire de Hell'in anıları ve ressam Jules Laurens'in çizimleri sayesinde bilinmektedir.[12]    

Saray, inşasından yaklaşık 50 yıl sonra çıkan yangınlar sonucu kısmen kullanılsa da giderek oturulamaz hale gelmiş ve terk edilmiştir.

Hazinedar  Süleyman Paşa'nın Ünye'de yaptırdığı saray
Palais_d'Eunieh_-_Jules_Laurens_1847



Günümüzde saraydan kalan surlar
(Surların önünden geçen, Yaşar Karaduman - 2019 ?)

Sarayın Çeşmesi

Saray Hamamı

 

Ayan Döneminin Sonu

 

Ayanların taşradaki nüfuzlarının artması ve valilerle çatışmaları sonucu, 1786 yılında âyanlık resmen kaldırılmış ve yerine şehir kethüdâlığı kurulmuştur. Ancak bu girişim, iltizam sistemine dayanan iktisadi yapıda âyanlık kurumunu tümüyle ortadan kaldıramamıştır.

Sened-i İttifak ile meşrulaşan ve gücünü artıran ayanlar, II. Mahmud tahta geçtikten sonra (1808), merkezi devleti zayıflattığı gerekçesiyle hedef alınmıştır. Bu nedenle İstanbul'daki ve taşradaki güçlü âyanlar etkisiz hale getirilmiş ve yerel güçlerin devlet içindeki yarı-resmi hâkimiyetine son verilmiştir.

 

Devam edecek: Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu

 

Kaynaklar

 

Özkaya, Yücel (2014), Osmanlı İmparatorluğu'nda Ayanlık, Türk Tarih Kurumu Yay.

Karagöz, Rıza (2003), Canikli Ali Paşa, Türk Tarih Kurumu Yay.

Karagöz, Rıza (2009), Haznedarzade Süleyman Paşa, Etüt Yay.

Doğan, Osman (2003), Tarih Boyunca Ünye, Ünye Bel. Kül. Yay.

Kabayel, Ahmet-Varilci, Ahmet Derya (2017), Kültür Yolu Projesi Kapsamında Paşabahçe ve Saray Hamamı, Ünye Kent, 31 Mayıs 2017

Karaduman, Yaşar (2019), Haznedar Süleyman Paşa, Canik Dergi, Haziran 2019

Bijişkyan, Per Minas (1998), Pontos Tarihi, Çiviyazıları Yay.

Hell, Xavier Hommaire De (1855), Voyage en Turquie et en Perse, (Paris, 1854-60)

 

13.05.2026, Ünye kent


Dipnot:

[1] Özkaya, 2014; 151

[2] Özkaya, 2014; 137

[3] Karagöz, 2003; 27-43

[4] Doğan, 2003; 172

[5] Karagöz, 2003; 15

[6] Karagöz, 2009; 23

[7] Doğan, 2003; 178

[8] Karagöz, 2009; 22

[9] Kabayel-Varilci, 2017

[10] Karaduman, 2019

[11] Bijişkyan, 1998; 36

[12] Hell, 1855; 367-368