10 Haziran 2026 Çarşamba

Eğitimci Murat Yılmaz ve Kekir Kalesi

 


Eğitimci Murat Yılmaz ve Kekir Kalesi

 

Murat’ı sonsuzluğa uğurlayışımızın ardından 20 yıl geçmiş...

Ne kadar çabuk ve acımasız geçmiş zaman.

Daha dün gibiydi: “Haydi teyzemoğlu, Akkuş’a gidiyoruz, Kekir Kalesi’ne” demişti, 2003 yılında ve Ekim ayının 5’inde iki araçla yola koyulmuştuk.

Kekir Kalesi henüz adı sanı bilinen bir tarihi miras değildi. Tokat (Erbaa)-Ordu (Akkuş) sınırındaki bu tarihi kale defineciler dışında kimsenin ilgi alanında değildi.

Kalenin burçlarından biri ayakta kalmayı başardığı için “Dibek Kalesi” adıyla da anılmaktadır. Kevgir ve Keygür adı yanında, bir söylenceye dayanarak yörede “Keçi Kalesi” adıyla da bilinmektedir.


 

Kevgir’e Yolculuk

 

Kale’ye ilişkin bilgilerimiz, yöre halkının kalede olduğunu rivayet ettiği kilolarca altından ibaretti. Bazıları iyice abartıp, 60 ton altından bahsediyordu. Ama bizim ilgi alanımız bahsedilen altınlar değildi.

Kale hakkında İlk bilimsel veri, A. Bryer-D. Winfield’in “The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos” adlı eseriydi. Eser henüz dilimize çevrilmemişti. Ünye’yi ziyaret eden yabancı bir akademisyenden alınan metnin Ünye’ye ait kısmını Türkçe’ye çevirttik:

“Türkmen ve Yunan toplulukları için orada Oinaion’nun sadece güneyinde sahilde ya da sahile yakın yan yana bulunan Derebeyi tarzı Çaleoğlu Kalesi’nde yaşayan Hacı Ömer’in oğlunun daha sonra evi kuvvetlendirdiği olasıdır. Bir diğer olasılık da (eski adı KARAKUŞ) olan AKKUŞ’un iletişim merkezine ve ufak dağın yaklaşık olarak 13 km batısındaki Kekir Kalesi (ya da MAHALLE KALESİ) olduğudur. Temelleri klâsik olan işbu ürkütücü kale Neokaisareia’dan Oinaion’daki Ortaçağ’a özgü konumda (ancak modern tarzda değil) bulunan ve bilhassa bu noktada hoş olan Rhododendron (Orman gülü) fundalıklarının üzerindeki otlak alanlara sahip dağ yolu güzergâhında baskın konumda olacaktır.”[1]

Diğer bilgi Trabzon Tarihçisi Mihail Panaretos, Kroniklerinde bulunmaktadır.

Panaretos Kroniklerinde tahttan indirilen Trabzon Rum İmparatoru Büyük Komnenos’un 1341’de Oinaion’a (Ünye) sürgün edildiğini yazar. 1347’de Oinaion ve Aziz Andreas (büyük olasılıkla Yoson Burnu) Türkler tarafından fethedilir. 1357 Kasım’ında Emiroğulları Maçka’yı alır ve sekiz ay sonra; Ağustos 1358’de Basil Kommenos’un kızı Theodora Komnene, Bayram beyin oğlu Hacı Ömer’le diplomatik bir evlilik gerçekleştirir.

Bu evlilik nedeniyle Emiroğlu Hacı Ömer’in kalesini ziyaret eden Panaretos, bu mekanın Ünye’nin güneyindeki Çaleoğlu Kalesi (Ünye Kalesi) olabileceği üzerinde durur.

Diğer ihtimal, Akkuş’un (daha önceki Karakuş) küçük dağ ve iletişim merkezinin yaklaşık 13 km. batısında yer alan Kekirkalesi’dir.[2]

 

İşte bu bilgiler ışığında 5 Ekim 2003’te, “Yerel Tarih Grubu” olarak Kevgir Kalesi’ne ilk ziyaretimizi yaptık.




 

Kekir Kalesi’nin Tescili

 

Tarihi kale, bizim ziyaretimizden üç yıl sonra Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “Taşınmaz Kültür varlığı ve Arkeolojik Sit Alanı” olarak tescillendi.       

Türkiye Kültür Portalı’nda “Anıt” olarak yer alan “Kevgir Kalesi”,  22 Haziran 2006 tarihinde “22.06.2006 / 127” tescil kararıyla kayıtlıdır.

(Murat Yılmaz’ın aramızdan ayrıldığı 12.06.2006 tarihinden on gün sonra…)

Tescil bilgileri kısaca şöyledir: 

Genel Tanım: Kale

Mahalle- Köy – Mevkii: Tokat - Erbaa

Adres: Doğanyurt Bucağı-Akgün Köyü

Ayrıntılı Tanımı: Kevgir Kalesi ismiyle bilinen kale; Erbaa ilçesi, Doğanyurt Bucağı, Akgün Köyü sınırları içerisinde Şahinkaya Baraj alanında kalmaktadır. Akgün Köyü, Ordu ili Akkuş ilçesi ile sınır teşkil eden Tifi Çayı üzerinde yer almaktadır. Ormanlık bir alanda, yalçın kayalıklar üzerinde kuzey-güney ekseninde kurulan kaleye ulaşım bugün için güneyden sağlanabilmektedir. Kuzey ve batısı kayalıklardan oluşan kaleye güney cephede dar bir alandan girilmektedir. Burada kayaya oyulmuş dört basamaklı bir merdivenle kale üzerine çıkılmaktadır. Girişin doğu tarafına moloz taşlardan set şeklinde bir duvar yapılmıştır. Bu duvarın güneyinde yaklaşık 6 m. çapında, 5 m. yüksekliğinde silindirik bir yapı yükselmektedir. Ayrıca kalede bir sarnıç, sarnıcın güneyinde de kale bünyesi içerisinde bulunabilecek çeşitli yapılara ait temel izleri görülmektedir.


 

Kekir Kalesi’nde Defineci Tahribatı 

 

10.09.2018 tarihli haber: “Ordu’da 10 yıllık define kazısı fiyasko ile sonuçlandı!”

Akkuş ilçesi Alan Mahallesi yakınlarındaki Kevgir Kalesi'nde bulunan 3 odalı mağaranın altında [sözü edilen yer, kaledeki kaya mezarıdır] bir papazın gizlediği öne sürülen 60 ton altını çıkartmak için 7 ortaktan oluşan bir grup 2008 yılında harekete geçti. Ordu Müze Müdürlüğünden ruhsatlı olarak alınan bir aylık kazı izninin ardından paletli kepçe dâhil tüm araç ve aletler kullanıldı. Ancak bir aylık arama süresinde bir şey çıkmadı.

 Aynı grup resmi arama izinlerini her yıl yenileyerek 10 yıl boyunca aynı noktada arama yaptı.

Define talanı, kaleye ilişkin bir söylenceye dayanmaktadır.

Darphane kalesi olarak adlandırılan Kevgir Kalesi Efsanesi MÖ. 2. Yüzyıl’a tarihlenen Pontus Krallığı dönemine dayanır. Bu dönemde kalenin darphane olarak kullanıldığı rivayet edilir. Kale'de altını işleyen işçiler bu sırrı sızdırmamaları için zehirlenerek öldürülmüştür. Kale içindeki geçiş tünelleri ve altın potalarının bulunduğu dehlizler taşlarla doldurularak kapatılmış, ve altınlar cesetlerle  birlikte yer altına gömülmüştür.

Bir efsaneye dayanan ve on yıl boyunca “yasal olarak” sürdürülen bu define arayışından hiç bir sonuç alınamamıştır.

 

Kekir Kalesi’ne Tarih Yolculuğu

 

Hasan Uğurlu Barajı'na akan Tifi Çayı, bir "U" yaparak kale topraklarını içine alıyor ve Erbaa toprakları kısmında kalmasına yol açıyor. Tifi Çayı'ndan 399 m kadar yükseklikte bulunan kale bugün coğrafî yönden Akkuş topraklarına daha yakın.

Bu tarihi mekana yolculuğumuz, sevgili Murat’ın aramızdan ayrılışından yıllar sonra da devam etti. Taşınmaz Kültür Varlığı olarak tescil edilmesine rağmen, defineci talanından kurtulamadığını bizzat gördük. Bu talanın “yasal izinle” yapılması bizi daha çok üzdü.

Ormangülü çiçekleriyle bezeli kaleyi son ziyaretimde sevgili Murat’ı andım; İsmail Uyaroğlu’nun dizeleriyle:

 

Demişti ki

bir gün biri

Yalnız acımız da

doğurgan olmalı bizim

Biz acı çekerken

Sabahsa iyi

Ama geceyse

Mutlaka ay doğmalı.

 

10.06.2026, Ünye Kent



[1] Anthony Bryer and David Winfield, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos.

[2] Aktaran: Anthony Bryer, David Winfield, Karadeniz’in Ortaçağ Dönemi Eserleri ve Topoğrafyası, Cilt 1, s. 190

3 Haziran 2026 Çarşamba

Çorum Spor ve Sarı Ünsal

 


Çorum Spor ve Sarı Ünsal

  

Geçtiğimiz hafa 1. Lig play-off finalinde Arca Çorum Futbol Kulübü, Esenler Erokspor'u 2-0 mağlup ederek Trendyol Süper Lig'e yükseldi.

Törenle şampiyonluk kupasını alan alan Arca Çorum Futbol Kulübü’nü bu vesileyle kutluyoruz.

Karadeniz’de 1. Lig’de top koşturan bir futbol kulübü daha oldu.

Çorum’un profesyonel fotbol geçmişine göz atınca, karşımıza Ünyeli bir futbolcu çıkıyor; Ünsal Sertkaya, diğer namıyla Sarı Ünsal.

Şüphesiz şampiyonluk mücadelesinde klübün tüm futbolcularının, çalışanların, spor klübünü çalıştıranların, yönetenlerin ve finansman sağlayan pek çok kişinin emeği vardır. 

Kim bilir Çorum futbolunun bu başarısında, yıllar önce Çorum’da top koşturan Ünyeli bir spocunun, Sarı Ünsal’ın da bir katkısı vardır.

Tam bu noktada Çorum - Ünye-arasındaki futbol bağlantısına biraz daha yakından bakalım.

 

Ahlatcı Çorum FK

 

1. Lig’den  Süper Lig'e geçiş yapan Arca Çorum Futbol Klübü’nün bir önceki sezonda adı, Ahlatcı Çorum Futbol Kulübü’dür.

Ahlatçı Çorum FK olarak tarihi, 1997 yılında Çorum Belediyespor olarak kurulmasıyla başlamıştır.

·         Kulüp, 2011-2012 sezonunda Bölgesel Amatör Lig'de şampiyon olarak Spor Toto 3. Lig'e yükselmiştir. 2013 yılında kulübün renkleri mavi-beyazdan kırmızı-siyaha değiştirilmiştir.

·         2018 yılında kulübün adı Yeni Çorumspor olarak değiştirilmiş, 2019 yılında ise şimdiki adı olan Çorum Futbol Kulübü olmuştur.

·         Aralık 2023'te kulübün adı, sponsorluğu nedeniyle Ahlatcı Çorum Futbol Kulübü olarak yeniden değiştirilmiştir.

·         Ağustos 2024’te Ahlatcı Çorum FK, Ahlatcı Holding ile isim sponsorluğu anlaşması yaptı.

 

Sponsorluk anlaşması nedeniyle Çorum Şehir Stadı'nda düzenlenen törende, Ahlatcı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ahlatcı ile Ahlatcı Çorum FK Başkanı Oğuzhan Yalçın protokol imzaladı.

 

Arca Çorum FK

 

2024-2025 sezonu sonuna kadar “Ahlatcı” ismi ile mücadele eden Kırmızı-Siyahlılar, 2025-2026 sezonu için Sungurlu merkezli Türkiye’nin savunma sanayi iştirakçisi ARCA Savunma firması ile isim sponsorluğu anlaşması yapmıştır.

·         Ahlatcı Çorum FK iken,  2025-2026 sezonunda kulubün adı Arca Çorum FK olmuştur.

·         Çünkü kulübün Ahlatcı Holding ile arasındaki isim sponsorluğu anlaşmasının sona ermiş ve Arca Savunma Sanayi ile anlaşma sağlanmıştır.

·         Arca Çorum FK kulüp hisselerinin tamamı Balkar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve Arca Savunma ortağı olan iş insanı Savaş Balçık'a aittir.

·         Savaş Balçık’ın yaptığı açıklamada memleketleri Çorum’a ve spora katkı sağlamak amacıyla kulübe isim sponsoru olduklarını belirtmiştir.

 

Çorum’un Futbol Tarihi

 

Çorum Spor’un kuruluş tarihi 1967 yılıdır.

"Kırmızı Şimşekler" Dönemi olarak adlandırılan bu dönemde klüp, kırmızı-siyahlı renklere sahipti ve Dr. Turhan Kılıçcıoğlu'nun kurucu başkanlığında uzun yıllar Türk  futbolunda mücadele etti.

·         Anadolu futbolunun bir parçası olan Kırmızı Şimşekler, bu dönemde önemli transferler yaptı.

·         Malatya Şeker Spor’dan Ünyeli futbolcu Ünsal Sertkaya’yı transfer etti.

·         Çorum Spor, 1997-1998 sezonuna kadar 1. Lig seviyesine kadar yükseldi.

·         Ancak artan maddi krizler ve borçlar, kulübü düşüşe sürükledi. Sürekli lig kaybederek amatör kümelere kadar gerileyen tarihi kulüp, kapanma noktasına geldi.

·         1997 yılında Çorum Belediyespor olarak kabuk değiştiren kulüp 2011-2012 sezonunda Bölgesel Amatör Lig'de şampiyon olarak Spor Toto 3. Lig'e yükseldi.

·         2014 tarihinde “mavi ve beyaz” renkleri ile logosu değiştirildi, yeniden kırmızı- siyah renklere dönüldü..

·         Aralık 2018'de takımın ismi Yeni Çorumspor oldu.

·         2018-2019 sezonu sonunda kulüp, 3. Ligden 2. Lig'e yükseldi.

·         Aralık 2019'da kulübün adı bir kez daha değişerek Çorum Futbol Kulübü oldu.

 

Ünsal Sertkaya (Sarı Ünsal)

 

"Sarı Ünsal" lakaplı Ünsal Sertkaya, 1944 Ünye doğumludur. Akranları gibi çok küçük yaşlarında futbol oynamaya başlayan Ünsal’ın, Ünye’de mahalle aralarında, Yalı Kumsalı’nda başlayan futbol serüveni Ünye amatör klüplerinde top koşturmakla devam etti.

1960’lı yıllarda Ünsal profesyonel futbolculuğa yöneldi. Forvet olarak oldukça hızlıydı. Toplara sert vuruşuyla isim yaptı. Malatya Şeker Spor’da Sarı Ünsal adıyla önemli bir oyuncuyken, sakatlandı. Çarpışme ve düşme sonrası, bel kemiğinde kırıklar oluştu.

Geçirdiği kaza futbol kariyerini etkilemedi. Malatya’dan Çorum’a transfer oldu.

Bundan sonrasını, kardeşi Rıfat Sertkaya’dan dinleyelim:

Babamla Çorum Spor maçını trübünde izliyorduk. Yanımızda bulunan seyirci ağabeyimi kastederek ‘Ünsal Malatya Şeker Spor’da oynadığı gibi, kimse onu tutamazdı, çok süratliydi.’ diyor. (Beli Malatya Şeker’de kırıldıktan sonra süratı düştü.)

Adam bizi tanımıyordu. Ağbimin hızlı koşan ve toplara çok sert vuran bir forvetti

Abim Ünyespor’dan Samsun Yol Spor’a transfer olmuştu. O zamanlarda Fenerbahçe’de gol kralı olan Osman Arpaçıoğlu aynı takımdaydı ve yedekti.”

 

Ünsal Sertkaya 15 nisan 2023 yılında Foça da 79 yaşında vefat etti.

 

Önemli not: Çorumspor’da farklı dönmelerde “Sarı” lakaplı iki isim vardı: Sarı Ünsal ve Sarı Ünal... “Sarı” lakabıyla anılan ilk futbolcu Ünyeli Ünsal Sertkaya’dır. İkincisi de 1978 doğumlu “Sarı Ünal” lakaplı Ünal Sarı’dır. Ünal Sarı, Çorum’ Spor’un eski bir futbolcusu ve futbol menajeridir.


 

Ünye 2026 Mayıs’ı sonunda iki değerini kaybetti. Bunlardan biri, sevgili arkadaşımız merhum Hulusi Sağlam’ın ağabeyi Avukat Ersoy Sağlam’dı. Diğeri Arap Ayhan lakaplı Ayhan Alkış’tı. Her ikisi de Ünyespor camiasının ve Ünye’nin önemli insanlarındandı.

 

Mekanları cennet olsun.

 

Ünye Tarih Araştırma Grubu

Ahmet Kabayel – Ahmet Derya Varilci

 

Kaynaklar:

 

Arca Çorum FK Resmi Web Sitesi

Rıfat Sertkaya

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Hakimiyet

Yayla Haber

 

03.06.2026, Ünye Kent

 

21 Mayıs 2026 Perşembe

Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VIII (Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VIII

(Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu)

  

XIX. Yüzyıl sadece Osmanlı açısından değil, tüm dünya için önemli bir değişim ve dönüşüm dönemiydi. Çoğu araştırmacılar, günümüz Türkiye toplumunun şekillenmesinde, XIX. Yüzyıl’ın sancılarını görmektedir. Bugün olduğu gibi o dönemde de ülkenin iç dinamikleri tek başına mevcut durumu açıklamaya yeterli değildir. Ülke işleyişinde iç dinamikler, her ne kadar belirleyici unsur olsa da dış etkilerle çarpıtılabildiği için Osmanlı’nın “Islahat” çabaları boşa gitmiş, “çöküş” kaçınılmaz hale gelmiştir.

İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı olarak adlandırılan XIX. Yüzyıl, Osmanlı’nın modernleşmesini, Tanzimat dönemini ve merkeziyetçilik çabalarını yansıtır.[1]

Günümüze ulaşmayı başaran ve kullanım gören Osmanlı mimari yapılarının çoğu bu dönemden kalmadır. Döneme ilişkin uygulamalar ve sistem arayışları, sürecin en önemli detaylarıdır. Timar’ın neredeyse tümüyle uygulamadan kalktığı bu aşamada, iltizam Sistemi de uzun ömürlü olmayacaktır.   


 

İltizam Sistemi’nin Ortaya Çıkışı

 

·           İlk Uygulama: İltizam usulü ilk olarak Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) döneminde (15. yüzyıl) uygulanmaya başlanmıştır.

·           Nedeni: Nakit ihtiyacı è Vergi toplama işinin özelleştirilmesi:

·           İşleyişi: Vergi ünitelerinin mukataa haline getirilmesi; merkezde veya taşrada düzenlenen müzayedelerle özel şahıslara devredilmesi biçimindedir.

·         Bu devir işlemi iltizam, emanet ve malikâne adı verilen üç yöntemle gerçekleştirilmiştir.[2]

·         Yaygınlaşması: Başlangıçta sadece uzak eyaletlerde ve bazı gümrük gelirlerinde kullanılan bu sistem, 16. yüzyılın sonlarından itibaren tımar sisteminin bozulmasıyla birlikte imparatorluk genelinde yaygınlık kazanmıştır.

·         Kaldırılışı: İltizam sistemi, 1839 Tanzimat Fermanı ve ardından gelen 1856 Islahat Fermanı ile resmi olarak kaldırılmaya çalışılmıştır.

·         Tamamen Sona Ermesi: Sistemin tam anlamıyla tasfiyesi ve modern vergi toplama yöntemlerine geçilmesi Cumhuriyet dönemine kadar sarkmış; 1925 yılında Aşar vergisinin kaldırılmasıyla bu tür geleneksel vergi toplama usulleri tamamen sona ermiştir.

Timar ve İltizam Sistemi Temel Farkları

 

·         Tımar Sistemi (Dirlik): Devlet, toprak gelirini (vergiyi) hizmet karşılığı memuruna veya askerine (sipahi) bırakır. Sipahi, bu gelirle hem kendi geçimini sağlar hem de devlete atlı asker (cebelü) yetiştirir. Bu sistemde hazineye doğrudan nakit para girmez; amaç ordunun ve yerel yönetimin masrafsız idaresidir.

·         İltizam Sistemi: Devletin vergi gelirlerini açık artırma yoluyla belirli bir süreliğine (genellikle 1-3 yıl) şahıslara ihale etmesidir. İhaleyi kazanan kişiye mültezim denir. Mültezim, devlete peşin ödeme yapar ve sonrasında bölgedeki vergiyi kendi kârını da koyarak halktan toplar. Bu sistem, devletin acil nakit ihtiyacını karşılamak için kullanılır. 

Tımar ve İltizam Sistemleri Karşılaştırması

 

Özellik 

Tımar Sistemi

İltizam Sistemi

Temel Amaç

Ordu yetiştirmek ve üretimde süreklilik

Hazinenin nakit ihtiyacını karşılamak

Ödeme Biçimi

Hizmet karşılığı toprak geliri

Devlete peşin para ödemesi

Uygulayıcı

Tımar sahibi (Sipahi)

Girişimci (Mültezim)

Asker Yetiştirme

Zorunludur (Cebelü)

Yoktur.

Dönem

Kuruluş ve Yükselme dönemi ağırlıklı

Duraklama ve Gerileme döneminde yaygınlaştı

Tarihsel Süreç

 

Tımar sistemi bozulmaya başladığında ve savaş masrafları arttığında, devlet tımar topraklarını mukataa haline getirerek iltizama vermeye başlamıştır. Bu durum ordunun (sipahilerin) zayıflamasına ve yerel güçlerin (ayanların) ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Mukataa: Osmanlı mali sisteminde geliri doğrudan devlet hazinesine (Hazine-i Amire) aktarılan vergi birimlerine veya işletmelere denir.

Tımar sisteminde vergi geliri memura veya askere bırakılırken, mukataada bu gelir doğrudan merkeze, yani devlete aittir.

Sistemin Gelir Kaynağı: Madenler, gümrükler, tuzlalar, balıkçı dalyanları veya bazı özel tarım arazileri mukataa haline getirilebilir.

İşletme Biçimi: Mukataalar genellikle iltizam sistemi yoluyla işletilir. Yani devlet, mukataanın vergi toplama hakkını açık artırmayla bir "mültezim"e satar.

Nakit İhtiyacı: Devletin acil nakit para ihtiyacı arttıkça, tımar toprakları (dirlikler) bozulup mukataa haline getirilmiş ve mültezimlere ihale edilmiştir.

Zaman İçindeki Değişimi

İltizam Dönemi: Mukataa gelirleri mültezimlere 1-3 yıllığına kiralanırdı.

Malikâne Dönemi: 1695'ten itibaren devlet, daha fazla nakit toplamak için mukataaları şahıslara kayd-ı hayat (ömür boyu) şartıyla vermeye başladı. Buna da "Malikâne Sistemi" denildi.

Özetle; mukataa verginin toplandığı yer/birim, iltizam ise bu verginin toplanma yöntemidir.

Malikâne Sistemi: 1695 yılında Osmanlı Devleti’nin artan nakit ihtiyacını karşılamak ve vergi kaynaklarını daha istikrarlı hale getirmek amacıyla başlatılan, mukataa topraklarının ömür boyu (kayd-ı hayat) ihale edilmesi yöntemidir.

İltizam sisteminin bir üst aşaması olarak görülebilir; iltizamda süre 1-3 yılken, malikânede bu hak kişiye ölünceye kadar verilir.

Malikâne Sisteminin İşleyişi:

Muaccele (Peşinat): İhaleyi kazanan kişi, devlete "muaccele" adı verilen yüklü bir peşinat öderdi.

Müecceler (Yıllık Vergi): Malikâne sahibi (malikâneci), her yıl devlete sabit bir miktar vergi ödemeye devam ederdi.

Ömür Boyu Hak: Malikâneci ölmediği sürece o bölgenin vergi toplama hakkı elinden alınamazdı. Kişi ölünce toprak tekrar devlete döner ve yeniden ihaleye çıkarılırdı.

Malikâne Sistemine Neden İhtiyaç Duyuldu?

İltizamın Zararları: Mültezimler (vergi mültezimleri) sadece birkaç yıllığına kiraladıkları toprağı aşırı sömürüyor, üreticiyi kaçırıyordu.

Üretimi Korumak: Devlet, vergi toplama hakkını ömür boyu vererek, kişinin o toprağı "kendi malı gibi" korumasını ve üretimi sürdürmesini amaçladı.

Büyük Nakit Girişi: İhalelerdeki yüksek peşinatlar (muaccele) sayesinde hazineye bir kerede büyük paralar girdi.


 

İltizam Sisteminin Sonuçları ve Bozulması

 

Âyanların Yükselişi: Bu sistem, taşrada çok güçlü ve zengin bir sınıfın (Ayanlar) doğmasına yol açtı. Bu kişiler zamanla merkezi otoriteye kafa tutmaya başladı.

Merkezi Otoritenin Zayıflaması: Devletin taşradaki topraklar üzerindeki doğrudan kontrolü azaldı.

Suistimal: Zamanla malikâneler belirli ailelerin elinde toplanmaya başladı ve sistem asıl amacından saptı.

Sistem, 1840'larda Tanzimat reformlarıyla birlikte yerini doğrudan vergi toplama usulüne bırakmaya başlamıştır.


 

İmparatorluğun Sonu

 

Bu değişmelerdeki tek etken küçük Osmanlı Beyliğinden çok kavimli bir imparatorluğa geçiş olgusu değildir; hızlı bir yapısal değişim geçiren Yeniçağ dünyasının koşullarına uyma zorunluluğu da bu değişimde önemli bir rol oynamıştır.

19. yüzyıl bütün Osmanlı camiasının en hareketli, en sancılı, yorucu, uzun bir asrıdır; geleceği hazırlayan en önemli olaylar ve kurumlar bu asrın tarihini oluşturur. [3]

 

Devam edecek: Osmanlı Dönemi IX (Osmanlı Dönemi’nde Arkeoloji)

 

Kaynaklar:

 

Ortaylı, İlber (2005), İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yay.

İnalcık, Halil (2016), Devlet-i ‘Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-IV Âyânlar, Tanzimat, Meşrutiyet, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yay.

Pamuk, Şevket (2005), Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914, İstanbul: İletişim Yay.

 

20.05.2026, Ünye Kent


Dipnot;

[1] Ortaylı, 2005; 8

[2] İnalcık 2016: 62-95

[3] Ortaylı, 2005; 32