6 Mayıs 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VII (Tımar Sistemi’nin Sonu)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VII

(Tımar Sistemi’nin Sonu)

 

Osmanlı toplumunda Tımar Sistemi ile sağlanan nispi refah, birkaç yüz yıl sonra sona erdi. Ayni ürüne dayalı Tımar Sistemi çökerken, nakdi işleme dayalı İltizam Uygulaması önem kazandı ve tımar uygulamasının önüne geçti.

 

Tımar Sistemi ve İltizam

 

Aslında İltizam uygulaması, Fatih zamanında nakit ihtiyacı nedeniyle sıkça kullanılan bir yöntemdir ve Osmanlı Devlet sisteminde tımar ile birlikte vergi toplama ve toprak yönetimi için kullanılan iki temel biçimden biridir. Aralarındaki temel fark, verginin kime gittiği ve karşılığında ne alındığıdır.

Osmanlı Devleti'nde iltizam sistemi, devletin artan nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla Fatih zamanında başlamış, 18. Yüzyılda Tımar’ın önüne geçmiş ve 19. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir.

Tımarlar, hislere bölünemez, satılamaz, devredilemez, bütün halinde başka birime katılamaz ya da bağışlanamazdı.[1]

Kanunnamelerde “timar-eri marifeti olmadan raiyyet yerin âhara vermek, kendü feragat etmek caiz değildir, kendü eküp biçüb hakkından mümkünse hoş ve illa sahib-i timara teslim eyliye” denilmektedir.[2]

 Bununla birlikte Rumeli ve Anadolu'daki 15. yüzyılın sonlarından itibaren birçok timar ve zeamet, yaygın biçimde iltizamla yönetilmiştir. İstanbul kadı sicillerinde bu uygulamanın birçok örneği bulunmaktadır.[3]

Osmanlı Tımar Sistemi, 16. yüzyıldan itibaren askeri teknolojilerin değişmesi (ateşli silahlar vb.), dünya ticaretinin artması, fetihlerin durmasıyla toprak gelirlerinin azalması, sipahilerin yozlaşması ve nüfus artışının yarattığı toprak yetersizliği gibi nedenlerle bozulmuş; nakit ihtiyacının da artmasıyla yerini iltizam sistemine bırakarak 1839'da resmen kaldırılmak istendi ancak tümüyle terk edilemedi.[4]






 

Ayanlar Dönemi

 

İltizam sisteminin Tımar’ın önüne geçmesi yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Osmanlı'da Ayanlar Dönemi denen bu dönemi, özellikle 18. yüzyılda güçlenip taşrada hâkimiyet kuran mahalli otoriteler temsil etmektedir.

18. yüzyılda başlayan ve 19. yüzyılın başlarına kadar süren Ayanlar Dönemi, 1808’de Sened-i İttifak’la sona erdirilmeye çalışıldı.

Ayanlar Dönemi, merkezi otoritenin zayıflamasıyla, taşra idaresinde mahalli güçlerin etkili oldukları dönemdir.

Bu dönemi “Batı Feodalizmi” ile benzeştirenler olsa da Kapitülasyon ve Düyunu Umumi gibi “piyasa ekonomisi” unsurlarının öne çıkmasıyla, Osmanlı’nın yarı-sömürgeleşme sürecini ifade eder.[5]

Osmanlı’da 19. Yy. köklü değişimler dönemiydi. Tanzimat’la birlikte radikal uygulamalara gidildi. Yeniçeri Ocağı, 16 Haziran 1826'da Sultan II. Mahmud tarafından İstanbul'da topa tutularak kaldırıldı (Vaka-i Hayriye). 1840’lı yıllarda İltizam Sistemi kaldırıldı ve doğrudan vergi toplama usulüne geçildi.

1864 yılında Sultan Abdülaziz döneminde çıkarılan Teşkîl-i Vilâyet Nizamnamesi (Vilayetler Kanunu) ile Osmanlı Eyalet Sistemi resmen terk edildi. Sistemin zaaflarını gidermek amacıyla, klasik eyalet (beylerbeylik) yapısı yerine, merkeziyetçi ve daha küçük birimlerden oluşan vilayet sistemi (il düzeni) benimsendi.

Islahat yahut reform adı verilen bu tedbirlere rağmen, “düşüş” engellenemedi.

Osmanlı’da Duraklama ve /veya Gerileme Dönemi denilen bu süreci, bazı tarihçiler Osmanlı İmparatorluğu’nun Doruğu (1512-1606) olarak nitelendirilen yılların ikinci yarısına kadar götürür. Sokullu Mehmed Paşa (1566-1579) ile bir müddet daha İmparatorluk dorukta kalsa da Fatih ve Yavuz döneminin ivmesine asla ulaşamayacaktı.[6]

 

Osmanlı Askeri Düzeni

 

Osmanlı toprak düzenine paralel gelişen askeri biçimlenme şöyleydi:

Kapıkulu ordusu Sultan Süleyman’ın ordularının % 20-25’ini oluştururken bu oran, 1697-98’de % 40-50’ye yükselmişti. Tımarlı sipahiler ise 16. yüzyıl başlarında Osmanlı sefer gücünün % 60-75’ini oluştururken 1690’ların sonunda bu oran % 10-15’e gerilemişti. 1526’da Rumeli ve Anadolu eyaletlerinden 45.000 civarında tımarlı sipahi sefere katılmışken 1697’de bu iki yerden sadece 11.000 tımarlı sipahi gönderilebilmişti. Taşra valilerinin ve eşrafının kişisel orduları ise 1690’ların sonunda seferi ordunun % 16-18’inini teşkil ediyorlardı. Kısaca, 17. yüzyılın sonunda seferi ordunun % 50-60’ı piyadeden ibaretti. Diğer taraftan, Ágoston bu oranın aynı dönemde Habsburg ordularındaki piyade-süvari dengesiyle benzer olduğuna dikkat çekmiştir.[7]

Batı’lı görüşe göre gücünün doruğundaki Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’nın teknolojik gelişmeleri karşısında kendini yenileyemedi ve gerilemeye başladı. “Muhafazakâr” Osmanlı, dünyadaki gelişmeler karşısında teknolojik geriliğe düştü.

Oysa Osmanlılar, Avrupa askeri teknolojisindeki gelişmeleri oldukça yakından takip etmiş, Avrupa ve Ortadoğulu rakipleri üzerinde üstünlük kurmuş ve kurdukları bu üstünlüğü asırlar boyu sürdürmüştür. Dahası sahip olduğu ateşli silah üretim gücü İstanbul’a ve kendi kendine yetebilirlik konusunda uzun vadeli bir avantaj sağlamıştı.[8]

Şayet askeri açıdan değilse bu düşüş, Osmanlı’nın sonunu ne getirdi?

Değişen ekonomik yapı ve toprak düzeni mi?

Timar Sistemi çökmüş, İltizam Sistemi’ne geçilmişti; dünya ekonomik sistemine uyum sağlamanın bir aracı durumundaki nakdi sistem (para), Osmanlı İmparatorluğu’nu diriltmemiş, giderek “yarı-sömürge” durumuna getirmişti.[9]  

 

Devam edecek: Osmanlı Dönemi VIII (Karadeniz’de Ayanlar Dönemi)

 

Kaynaklar:

 

İnalcık, Halil (2012), “Timar”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), XLI

İnalcık, Halil (1958), "Osmanlı Hukukuna Giriş: Örfi -Sultani Hukuk ve Fatih'in Kanunları". Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 13/02 (Şubat 1958),

Barkan, Ö. Lütfi (1980), Türkiye'de Toprak Meselesi, Toplu Eserler I, Gözlem Yay.

Pamuk, Şevket (2015). Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi 1500-1914, İletişim Yay.

Veinstein, Gilles (2012), Büyüklüğü İçinde İmparatorluk (XVI. Yüzyıl); Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, 1. Cilt, 2. Baskı, Yayın Yön. Robert Madran, iş Ban. Kül. Yay.

Ágoston, Gábor (2014), Firearms and Military Adaptation: The Ottomans and the European Military Revolution, 1450–1800, Journal of World History, XXV, 1 (Mart 2014)

Ágoston, Gábor (2025), Osmanlı’da Strateji ve Askeri Güç, Timaş Yay.

Timur, Taner (2010), Osmanlı Çalışmaları - İlkel Feodalizmden Yarı Sömürge Ekonomisine, İmge Kitabevi. 

06.05.2026, Ünye Kent

 

 

Dipnot:

[1] İnalcık, 2012; XLI, 170

[2] Barkan, 1980; 851

[3] Akkuş, 2019; 63-82

[4] Pamuk, 2015; s. 148

[5] Timur, 2010; 116

[6] Veinstein, 2012; 212

[7] Ágoston, 2014; 123

[8] Ágoston, 2025; 140

[9] Timur, 2010; 230

29 Nisan 2026 Çarşamba

Dünden Bugüne Ayanikola – II

 


Dünden Bugüne Ayanikola – II

 

Ünye Tarih Araştırma Grubu

Ahmet Kabayel-Ahmet Derya Varilci

 

Ünye Aya Nikola Kilisesi hakkında Per Minas Bijişkyan, Anthony Bryer - David Winfield ve John Freely’nin açıklamalarının ardından diğer yazarlara geçiyoruz.

 

İngiliz Jeolog: William John Hamilton

 

1835-1842 yılları arasında Anadolu’nun tamamını dolaşarak yazdığı “Küçük Asya” adlı eserde Hamilton, terk edilmiş, harabe halindeki Aya Nikola kilisesinden bahseder.

14-15 Temmuz 1836 tarihinde Ünye’de bir Rum evinde iki gün konaklayan Hamilton, daha çok methini duyduğu Ünye Kalesi’yle ilgileniyor. Kale’ye çıkarak incelemelerde bulunuyor. Haliplerin ülkesi olarak bilinen Ünye’de demir madeninin nasıl çıkarıldığını Antik dönemin geleneksel uygulamalarına dayanarak anlatıyor ve Ünye civarındaki eski maden ocaklarına dikkat çekiyor.[1]

Üçüncü gün Ünye’den ayrılan Hamilton, yolu üzerindeki Aya Nikola’ya uğrar:

“16 Temmuz Cumartesi. [1836] – Ünye’de görülecek antik kalıntı kalmadığından, on saat uzaktaki Çarşamba’ya erkenden hareket ettik. Caddelerden dolaşarak şehrin kurulu olduğu çıkıntıyı geçip tekrar kıyıya indik. Batıya doğru denizdeki küçük bir kaya üstünde, bir Yunan kilisesi [Rum] harabesi görülüyor.”[2]

Hamilton’un ziyareti sırasında kilise harabe durumdadır. Bryer-Winfield’in sözünü ettiği gibi kilise bu tarihten sonra onarıma alınmış olmalıdır. 1839 sonrası, Tazminat’la birlikte benzeri pek çok kilise onarılmış yahut yenileri inşa edilerek ibadete açılmıştır.     


 

Fransız Gezgin: Xavier Hommaire De Hell

 

1847 yılında Karadeniz kıyılarını gezen Hell, beraberinde Ressam Jules Laurens olduğu halde Ünye’ye gelirler. Tuttuğu notlar ve çizdikleri resimler tüm Karadeniz için önemli bir belge niteliği taşır. Özellikle misafir edildikleri Ünye’deki Süleyman Paşa Sarayı hakkında önemli bilgiler aktarırlar. Fransız Ressam Laurens, sarayın birkaç açıdan resmini çizer. 1850’li yıllarda yanan sarayın nasıl bir mimariye sahip olduğu, bu çizimler sayesinde günümüze ulaşır. [3]  

Şehrin kuzey-batısında bulunan Aya-Nikolas burnundaki gezinti ise dar bir yoldan geçerek küçük bir adacıkta devam ediyor. Zirvede ise bayram günlerinde oldukça dolu olan bir Rum kilisesi bulunuyor.[4]

Aya Nikola hakkında Hell’in bu açıklaması, 1839 öncesi harabe halinde olan kilisenin onarıma alınarak yeniden ibadete açıldığını doğrulamaktadır. (Bkz. Bryer-Winfield, 2020)

1846’dan 1848’e uzanan Hell’in yolculuğu, hastalandığı İsfehan’da 36 yaşındayken sona erer, günümüze 1000’den fazla belgeye sahip bir arşiv bırakır.[5]

Ünye’deki Aya Nikola kilisesi hakkında bilgi içeren son eser Boğaziçi Üniversitesi eski Profesörü John Freely’nin 2008 tarihli Türkiye Uygarlıklar Rehberi - c. 2” adlı eseridir:

“Aynikola köyü adını yerli denizcilerin koruyucusu olan Aziz Nikolaos’tan almıştır. Denizciler karaya bir geçitle bağlanan bir adacık üzerine onun adına bir kilise yaptırmıştır.”[6]

Son değerlendirme, Aziz Nikolas hakkında ilginç bir yaklaşımda bulunan Mimar Erdoğan Vata’dan geliyor.

 

Mimar Erdoğan Vata

 

Anadolu’daki Hristiyan azizlerin en ünlülerinden biri Saint Nicholas (Aya Nikola) adıyla bilinir. Bölgemize ait bu tür araştırmalardan birini merhum Mimar Erdoğan Vata yapmıştır. 2004 Yılında yayınlanan habere göre Mimar Vata; Vatikan Kütüphanesi, Haidelberg ve Geotheburg Üniversiteleri’nde yaptığı araştırmalar sonucunda Orta Karadeniz’de yaşayan Aziz Nikola’ya ulaşmıştır. Asıl adı Sarı Saltuk olan Türk kökenli bu azizin, Çarşamba ile Perşembe arasında faaliyet sürdürdüğünü tespit etmiştir.[7]

Erdoğan Vata’nın işaret ettiği coğrafyada, Aya Nikola adında Ünye dışında bir yer yahut kilise mevcut değildir.

Muhtemelen Aziz Nikola bu kilisenin banisidir yahut sonradan Aziz Nikola adına inşa edilmiştir. Her iki ihtimali de göz önünde bulundurarak, Ünye’nin Aya Nikola adacığı, Erdoğan Vata’nın çizdiği rotada yeni bir araştırma konusu olarak karşımıza çıkar.        

Mimar Vata, iddiası şu şekilde sürdürür:

Hristiyanlığın Karadeniz’de öncülüğünü yapan Türk asıllı Aziz Nikola daha sonra Akdeniz’e geçmiş, çalışmalarını orada sürdürerek Noel Baba (Aziz Nicholas, Saint Claus) adıyla efsaneleşmiştir.

Mimar Vata, araştırmalarını bizzat Vatikan’a giderek sürdürmüştür. Vatikan’da kilise faaliyetlerini ve yönetim hiyerarşisini içeren kodeksler (günlük, rapor) mevcuttur. Kilise kodeksleri düzenli olarak bağlı bulundukları merkezle bağlantılıdır. Katolik-Ortodoks ayrımından önce merkez tektir ve Vatikan’dır. Kiliselere ve eski Hıristiyan azizlerine ait bilgiler Vatikan’a iletildiği için, kiliselerin tüm bilgileri (kodeks-günlük biçiminde) Vatikan’da bulunmaktadır.

Bu tür bilgi kaynaklarının güvenilirliği elbette sorgulanabilir. Ancak Ünye’nin Batı’sındaki adacığın ve burada varlığı bilinen kilise adının Aziz Nikolas olarak bilinmesi tesadüfi bir durum değildir.

Ünye sahilinde karayla bağlantılı küçük bir ada üzerinde kurulu Aya Nikola kilisesi hakkında bilgilerimiz –maalesef- bu kadardır.

Üzerinde bulunduğu adacığın boyutundan dolayı neredeyse bir şapel ölçeğinde olmasına rağmen, bu kilise denizciler için kutsal kabul edilmekte ve Hıristiyanların hacılık mekânı olarak bilinmektedir.

Hepsinden öte, sadece adı bile bu tarihi mekânı “kutsal” kılmaktadır: Aya Nikola!  

 

Hristiyanlıkta “Aziz” Kavramı

 

“Aya” kelimesi (Roma Yunancası ile söylenişi γιος ve/veya ayos), Aziz veya Azize anlamına gelmektedir. "Kutsal" anlamına gelen "Hagia" ile benzer anlamlarda kullanılan bir önektir. Hem erkek hem de kadınlar için kullanılmaktadır; Aya İrini, Aya Sophia, Aya Yorgi, Aya Bonifacius, Aya Filipus, Aya Basilus, Aya Anthonious gibi.[8]

Azizlik kavramı genel olarak Hristiyan literatüründe yer alsa da kökleri tam olarak Yahudilik geleneğinde bulunmaktadır. Aynı biçimde kavram İslam, Hinduizm ve Budizm’de de yer alır.

Yunanca “Άγιος” (Agios) “Αγία” (Aya ya da Agia), erkekler için Aziz, kadınlar için Azize olarak kullanılırken, Katolik, Ortodoks ve Anglikan Hristiyanlıkta iyilikleriyle tanınmış kutsal kişileri karşılayan terimlerdir. Bu unvan Hristiyan otoriteleri tarafından sonradan (genellikle kişi hayatta değilken) verilir.

Hristiyanlığın ilk yüzyılı boyunca Aziz terimi yalnızca iman şehitleri için kullanılmıştı (Yunanca tanık kavramı). Şehitlik, bugüne dek bizlere ulaşan ve resmi anlamda kanonize edilen bir durum olmaya devam ediyor. Havarilerin İşleri kitabına göre Kilise tarafından kabul edilen ilk Aziz, İsa Mesih'e olan bağlılığı ve Yahudi iken din değiştirerek diyakoz olan Aziz İstefan’dır. Hapsedilen veya işkence gören tüm Hristiyanlar, ölümlerinin ardından başlangıçta şehit yahut aziz kabul edilmedi. Hayatta kaldıktan sonra toplumsal yaşamına dönen ve inancını açık bir biçimde ilan eden, Kilise hizmetinden sonra doğal biçimde ölen kişiler de zamanla Aziz olarak kabul edildi.

 

Aya Nikola Turizme Kazandırılıyor!

 

Ordu'nun Ünye ilçesindeki tarihi Ayanikola Adası, Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ve onaylanan proje kapsamında restore edilerek turizme kazandırılıyor. Haber bu şekilde… Yıllar önce benzer biçimde gündeme gelmiş, askıya alınmıştı. Şimdi yeniden gündemde.

Ne yapmak gerekir?

Tarihi yapıların ve sit alanlarının korunması ve restorasyonu konusunda uluslararası standartları belirleyen, 1964 tarihli Venedik Tüzüğü’ne bakmak gerekir.

Amaç bu tarihi alanı turizme açmak mı, korumak mı?

Amaç, Ünye’de Aya Nikola adındaki tarihi adayı öncelikle korunmak olmalıdır.

Aksi halde, bir zamanlar bir kilisenin varlığına işaret edilen bu kutsal mekânın sıradan bir mesire alanına dönüşmesi kaçınılmazdır.

Yapılmak istenen nedir?

 

Restorasyon ve Rekonstrüksiyon 

 

Restorasyon, tarihi veya sanatsal değeri olan yapıların, eserlerin ve objelerin zamanla hasar gören kısımlarının, özgün yapısına, malzemesine ve dokusuna sadık kalınarak onarılması, korunması ve geleceğe aktarılması işlemidir.

Rekonstrüksiyon ise, "yeniden inşa etme", “ayağa kaldırma” veya "yeniden yapılandırma" sürecidir. Mimarlıkta, hasar görmüş veya tümüyle yıkılmış tarihi yapıların belgeler ışığında ve aslına uygun olarak yeniden yapılmasıdır.

Bu tanımlamalar gereği Ünye Ayanikola’da bir restorasyon mümkün değildir.

Çünkü ortada hasarlı yahut başka türlü bir “yapı” mevcut değildir. Yıkım ve onarımlardan arta kalan, ne olduğu pek anlaşılamayan depo kalıntısı bir görüntü mevcuttur.

1930’lu yıllardan kalma “belge” sayılabilecek, aslına uygun bir emare de söz konusu değildir. Bu nedenle rekonstrüksiyona; “yeniden inşa” yahut yapılandırmaya gitmek de pek mümkün değildir.

Konunun uzmanı, uluslararası otorite sayılan değerli hemşerimiz Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’a danışsak hangi yanıtı alırdık?  

 

Önemli Not:

 

Aya Nikola kilisesinden günümüze temel ve duvar kalıntıları, karşı kıyıda yıkık bir kulübe oyuğundan başka bir şey kalmadı. Aya Nikola Kilisesi, Ünye’deki diğer kiliseler gibi 1923 Lozan Mübadelesi’yle mi, yoksa çok daha uzun yıllar önce mi terk edildi, bilmiyoruz. Bu kilisenin tarihinde Karadeniz’in hırçın dalgalarına maruz kaldığından birçok defa hasar gördüğü ve ciddi onarımlardan geçtiğini biliyoruz. Mimari yapısı hakkında hiç bir bilgiye sahip değiliz.

Bu kutsal mekânla ilgili nasıl bir “düzenleme” yapılacağı konusu kafaları kurcalamaktadır. 

Benzer durumda bir tarihi kalıntı (sit alanı), Ünye Kalesi’dir.

Arşiv belgelerinde sözü edilen Kale’nin en eski görüntüsü, Fransız Ressam Jules Laurens (1825-1901) tarafından çizilmiştir. Çizimde ayrıntılar görünmez, kale günümüzdeki durumundan pek farklı değildir. Ünye Kalesi’nde çocukluğumuzda var olan hamam, tuvalet, kapı ve bazı oda kalıntıları da tahrip edildiği için artık mevcut değildir. Ünye Kalesi’ndeki son çalışmalar ve inşa edilen kafeterya-işyerleri biçimindeki yapılar göz önüne alındığında, Ayanikola’da benzer bir duruma yol açılacağından kuşkuluyuz.

 

Kaynaklar:

 

Ksenephon (2019), Anabasis, On Binler'in Dönüşü, İş Bankası Kültür Yay.

Hamilton, William John (2013), Küçük Asya, Midas Kitap

Doğan, Osman (2003), Tarih Boyunca Ünye, Ünye Belediyesi Kültür Yay.

Hell, Xavier Hommaire De (1855), Voyage en Turquie et en Perse, (Paris, 1854-60)

Eyice, Semavi (1962), Hommaire De Hell ve Ressam Jules Laurens, Araştırma, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay.

Freely, John (2008), Türkiye Uygarlıklar Rehberi - c. 2, 4. Baskı, İst. Yapı Kredi Yay.

 

29.04.2026, Ünye Kent



Dipnot:

[1] Ksenephon, 2019; 121

[2] Hamilton, 2013; 215

[3] Doğan, 2003; 403

[4] Hell, 1855; 369

[5] Eyice, 1962; 71

[6] Frelly, 2008; 114

[7] Sarı Saltuk, eski Türk efsanelerine dayanan bir kişiliktir. Orta Asya öykülerinden 13. yüzyıl “alp-eren” dervişliğine uzanan, zaman dışı (anakronik) bir kahramandır.

[8] Yunanca "Aya" (veya Agia/Ayia), "Azize" (kutsal kadın) anlamına gelir ve erkekler için kullanılan "Aziz" kelimesinin Yunancası "Ayos" (Agios/Ayios)’tur. Ancak her ikisi de yaygın olarak “Aya” biçiminde kullanılır.

22 Nisan 2026 Çarşamba

Dünden Bugüne Ayanikola - I

 


Dünden Bugüne Ayanikola - I

 

Ünye Tarih Araştırma Grubu

Ahmet Kabayel-Ahmet Derya Varilci

 

Aya Nikola Kilisesi’nin adını Ünye’ye ait bazı belgelerde görmekteyiz, ancak bugün yerinde belli belirsiz bir duvar kalıntısının bulunduğu tarihi yerlerden biri olarak biliyoruz.

Ünye Atatürk Mahallesinde “Aynikola” denen deniz kıyısında bir sayfiye yerleşimindedir.

Ayanikola kilisesinin kim tarafından, nasıl ve ne zaman yapıldığını kesin olarak bilmiyoruz.

Ünye’deki Aya Nikola kilisesinin “17. yüzyılın ilk yarısında inşa edildiği tahmin edilmektedir” biçimindeki Wikipedia yorumunun dayanağı yoktur. 18. Yüzyıl yazar ve gezginlerinden Bijişkyan’ın “Eski zamanlardan kalma” dediği Ayanikola kilisesinin ne kadar eskiye dayandığı ve ilk inşa tarihi bilinmemektedir. Ancak şöyle bir tahminde bulunmak mümkündür: Ayanikola Kilisesi, muhtemelen Osmanlı öncesi döneme aittir.[1]

Bölgesel iklim koşulları ve deniz kıyısında dalgalarına maruz kalan yapısıyla bu kutsal mekânın “defalarca” onarım gördüğü hatta zaman zaman tümüyle yenilendiğinden söz etmek mümkündür. Yapının günümüze ulaşan bir elamanı bulunmadığından, Mimari yapısı hakkında en ufak bilgimiz bulunmamaktadır. Tanzimat’a kadar, Gayrimüslim ibadethanelerinin “imar ve tamiratı” doğrudan Devlet-i Ali Osmanlı tarafından yapıldığı, bilinen bir kuraldır. Fatih Kanunnamesi gibi “zaruri” ve sürekli hale gelen bu uygulama ancak 1839 tarihinde yayınlanan bir fermanla değiştirilmiştir. Meryem Ana’ya adanmış, Ünye Yalı Mevkiindeki Panagia Kilisesi benzeri kiliselerin ancak bu tarihten sonra ortaya çıktığı ve bölgemizdeki sayılarının bu tarih itibariyle hızla arttığı gözlenmektedir. Mevcut kiliselerin çoğu ise bu tarih itibariyle ilgili cemaatler tarafından onarıma alınmış, “külliye” haline getirilerek; ruhban okulu, manastır ve benzeri yapılar inşa edilmiştir.[2]


 

Bazı Belgelerde Ünye Aya Nikola Kilisesi

   

Ünye’nin batı kıyısında, küçük bir adada bulunan Aya Nikola Kilisesi, bir zamanlar bölgemizde sayıları yediyi bulan kiliselerden sadece biridir. “Yuvarlak, kâgir bir kilisedir” diyor, 18. Yüzyıl yazar ve gezginlerinden Bijişkyan: “Eski zamanlardan kalma” diye ekliyor.[3]

Aslen Karadeniz Bölgesi insanı olan Per Minas Bijişkyan (1777- 1851), Trabzon doğumlu, Ermeni asıllı, gezgin bir rahiptir. Ünye’den bahseden en eski kaynaklardan biri ona aittir. Bijişkyan, 1817’de yerlisi olduğu Karadeniz mıntıkasında vikerlik görevi münasebetiyle bölgeyi adım adım gezer. Gezi notlarında Ünye’den ve Ayanikola kilisesinden bahseder; 800 Rum ile 40 Ermeni evinin varlığını bildirir.

Günümüze sadece duvar kalıntıları ulaşan Ayanikola kilisesinden bahseden bir başka kaynak, Anthony Bryer ve David Winfield adlı Britanyalı iki tarihçi ve Bizantologlara aittir:

“Aziz Nicholas adacığı halen Ainikola [Ayanikola] olarak adlandırılmaktadır. Ainikola deniz feneri karşısında, Oinaion’un yaklaşık 1 km. batısında yer almaktadır. Adacık, ana karaya kaba taş ve harç kalıntılarından yapılmış 47 adım uzunluğunda dar bir yolla bağlıdır.

Bağlantı yolunun sonunda, anakaraya yakın noktada 1 metrekare büyüklüğünde bir yapının kalıntıları vardır. Yapının duvarları gelişigüzel, belli bir sırası olmayan taş işçiliğinden oluşmaktadır. İç tarafı iki kat kireç harcı sıva ile sıvanmıştır. Alt kattaki sıvanın içine öğütülerek toz haline getirilmiş seramik ya da pişmiş toprak parçaları katılmıştır. Bu yapı muhtemelen küçük bir sarnıçtı. Uçurumun yukarısındaki düz platoda, 12x26 adım büyüklüğünde dikdörtgen biçimli bir binanın temelleri bulunmaktadır. Uçurumun altında, kuzeybatıya bakan yapay bir mağara vardır. Zemin çakıl taşları ve harç ile yükseltilmiş, mağara girişinin önünden deniz kıyısına kadar yaklaşık 1 m. devam ettirilmiştir. Şu andaki sahil seviyesi, mağara zemini ile hemen hemen aynı yüksekliktedir. Mağaranın arka kısmında kayaya oyulmuş yaklaşık 0,20 m. eninde küçük bir basamak bulunmaktadır. Gerek bu basamak gerekse de mağaranın tavanı, kireç harcı sıva ile sıvanmıştır.

Adacığın kendisi ebat olarak 32x37 adımdan daha büyük olmayıp çevresi tamamen duvarlarla çevrilmişti. Duvarlar ortalama 1 m. kalınlığındaydı, fırtınalı havalarda adacığı korumak için inşa edilmişlerdi. Adacığın ortasında, en yüksek noktasında (deniz seviyesinden yaklaşık 8 m. yukarıda) Aziz Nicholas Kilisesinin kalıntıları yer almaktadır (resim 27b).

Bu kilise Bijişkyan tarafından daire şeklinde tarif edilmektedir. Ritter tarafından Bizans dönemine ait olduğu belirtilen yapı 1629 tarihinde tamir edilmiştir. [ABÇ]. 1658 tarihinde III. Makarios tarafından da ziyaret edilmiştir. Makarios binayı ‘muhteşem bir şekilde taş duvar ile inşa edilmiştir’ şeklinde tanımlamaktadır. 1836 yılında Hamilton söz konusu binayı harabe halinde bulmuştur. Fakat anlaşıldığı kadarıyla yapı bu tarihten çok kısa süre sonra tamir edilmiştir. Çünkü Hell, alanın yortu günlerinde çok sık olarak ziyaret edildiğini belirtmektedir. On dokuzuncu yüzyıl süresince buraya Yunanistan ve Rusya’dan hacı bağışları gelmiştir. Yapı hakkında en son 1904 yılında Cartanze tarafından bilgi verilmektedir, yapı halen İngiliz denizciler Amirallik yönergesinde yer almaktadır.

Anakara üzerindeki yapılar belki de adacığın belli bir öneme sahip hac yeri olduğunu gösteriyor olabilir. Fakat kilisenin boyutları mütevazıdır. 1969 yılında üstteki toprak kaldırılarak binanın tek apsisli, yaklaşık 2,50 m. uzunluğunda (apsis dâhil 3,40 m.) şapel olduğu ortaya çıkartılmıştır, girişin batıdan olduğu açıkça bellidir. Apsisin sadece ilk sıra duvarının bir kısmı görülebilir durumdadır. (Çünkü defineciler 1970 yılı ile birlikte tüm kalıntıları yok etmiştir). Fakat kalıntılardan binanın intizamlı yarım daire şeklinde, iç yarıçapı 0,74-0,76 m. arasında temeldeki duvarların ise 0,16 m. kalınlıkta olduğu anlaşılmaktadır. Kaba temel taşları kireç harcıyla birbirine tutturulmuştur. Şapelin (muhtemelen anakaraya bağlantı sağlayan yol ile bitişiğindeki mağaranın) Orta Çağ dönemine ait olduğu, dairesel değil geleneksel plana göre inşa edildiğini gösteren güçlü kanıtlar mevcuttur.

1963 yılında adacığa dağılmış ve işlenmemiş pişmiş kırmızı çömlek kırıkları vardır. Bu kırıklardan kurşun yeşil sırlı olan ya Osmanlı ya da Bizans dönemine aittir.”[4]        


 

Aynikola: Denizcilerin Kutsal Mekânı

 

Elimizdeki belgelerde de bahsedildiği gibi Aya Nikola küçük bir kilisedir çünkü yer aldığı ada küçüktür. Bilinen en eski fotoğrafı 1930’lu yıllardan kalma Gülay Sümer Birben’e ait arşiv fotoğrafıdır ki, görüntüde odaya benzer, kapalı bir yapı kalıntısı ve adayı kuşatan duvarlardan başka bir ayrıntı yoktur. Fotoğraftan da küçük bir kilise olduğu anlaşılmaktadır. Karşı kıyıda ise kiliseye ait olduğu zannedilen taş basamaklar ve kesme taşlardan inşa edilmiş bir kovuk (muhtemelen nöbetçi barınağı) bulunmaktadır.

Söz konusu fotoğrafta, bir oda ve günümüze ulaşmayı başaran duvar kalıntılarından başka kiliseye ait mimari bir eleman bulunmamaktadır. Bu nedenle kilisenin mimari durumu hakkında hiçbir bilgiye sahip değiliz.

Fotoğraf, kiliseye ait önemli bir belgedir. Diğer yandan kiliseye dair yazılan ve söylenen başka bilgiler, belgeler mevcuttur.

Kilise “denizciler için kutsal bir ibadet yeridir” denilmektedir hatta Hristiyanların Hac mekânı olduğu ileri sürülmektedir.

Her Pazar denizciler gemilerinden inerek, Kalebozu’ndaki (Galabuzu diyenler de mevcuttur) Derya Hamamı’nda yıkanır, paklanır; yeni esvaplarını giyerek, Aya Nikola Kilisesi’ne ayine giderlermiş.[5]

Aya Nikola’dan bahseden diğer kaynaklar: İngiliz jeolog William John Hamilton, Boğaziçi Üniversitesi eski Profesörü John Freely (1926-2017) ve merhum Mimar Erdoğan Vata’ya ait araştırmalardır.


 

John Freely ve Aynikola Köyü

 

John Freely (d. 1926 –ö. 20 Nisan 2017), Amerikalı bir fizikçi, tarihçi, öğretmen ve yazardır. New York Üniversitesi'nde fizik dalında yaptığı doktoranın ardından çalışmalarını İstanbul'da Boğaziçi Üniversitesi'nde sürdürdü. Türkiye’de "Doğu ve Batı'nın Modern Biliminin Ortaya Çıkışı" dersi de dâhil olmak üzere, tarih ve astronomi dersleri verdi. 40'tan fazla seyahat ve tarih konulu kitabın yazarıdır. Türkiye Uygarlıklar Rehberi adlı kitabında, Ünye’ye değinir, “Aynikola” köyü ve kilisesinden bahseder:

“Terme’nin otuz kilometre ilerisinde, Ünye’ye varmadan hemen önce, deniz kıyısındaki Aynikola köyü çıkar karşımıza. Bu köy adını yerli denizcilerin koruyucusu olan Aziz Nikolaos’tan almıştır. Denizciler karaya bir geçitle bağlanan bir adacık üzerine onun adına bir kilise yaptırmıştır.”[6]

 

Devam Edecek: Hell, Hamilton, Vata ve Hristiyanlıkta “Aziz” Kavramı.

 

Kaynaklar:

 

Akman, Mehmet (1996),  “Kilise ve Havraların İslâm- Osmanlı Hukuk Tarihindeki Yeri”. İlam Araştırma Dergisi, s. 133-144.

Bijişkyan, Per Minas (1998), Pontos Tarihi - Tarihin Horona Durduğu Yer Karadeniz, Çiviyazıları Yay.

Bryer, Anthony-Winfield, David (2020), Karadeniz’in Ortaçağ Dönemi Eserleri ve Topoğrafyası. 1. ve 2. cilt, TTK Yay. Ank.

Freely, John (2008), Türkiye Uygarlıklar Rehberi-c. 2, 4. Baskı, İst. Yapı Kredi Yay.

 

24.04.2026, Ünye Kent

 

 



[1] Aya Nikola kilisesinin Bizans döneminden kalma olduğu, Bryer-Winfield adlı araştırmacıların 1985 tarihinde yazdıkları eserde doğrulamaktadır. Makalemizdeki alıntıda ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.

[2] Akman 1996; 133-144

[3] Bijişkyan, 1998;

[4] Bryer-Winfield, 2020; 193

[5] Kaynak, Ünye Belediyesi tanıtım broşürleri.

[6] Freely, 2008; s. 114