Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VIII
(Karadeniz’de Ayanlar Dönemi)
Karadeniz’de Ayanlar Dönemi’ni yansıtan en önemli eserlerden
biri Süleyman Paşa'nın Ünye'de yaptırdığı saraydır. Ne yazık
ki bu saray, yapımından yaklaşık 50 yıl sonra çıkan yangınlar sonucu, 19.
Yüzyılın ortalarında tamamen yok olmuş, günümüze temel kalıntıları, çeşmesi ve
müştemilatı konumundaki hamamı kalmıştır.
Ayanlar Dönemi, Karadeniz'de 18. yüzyıl ve 19. yüzyıl
başlarında (Tanzimat'a kadar) etkili olan, merkezi otoritenin zayıflamasıyla
taşrada yerel eşrafın yönetimde söz sahibi olduğu, uluslararası ticaretin
geliştiği ve yerel güçlerin merkeze karşı denge unsuru haline geldiği önemli
bir sosyal/ekonomik dönemdir.
Ayanlar, taşrada (merkez dışı bölgelerde) varlıklı, toprak ve
nüfuz sahibi olan, yerel halk ile devlet yönetimi arasında aracı rolü oynayan
ileri gelen kişilerdir. Vergi toplama, asker temini ve asayiş gibi işleri
üstlenen bu grup, zamanla yerel egemenlere dönüşmüştür.
Tımar sisteminin bozulmasıyla vergi toplama işlerinin iltizamlar
aracılığıyla (mültezim) yürütülmesi, yerel güçleri (mütegallibe) iktidar
karşısında özel bir konuma getirmiştir. Başlangıçta devletin atadığı idari
yardımcılarken, 18. ve 19. yüzyıllarda merkezi otoriteye kafa tutacak kadar güçlenmişler
ve bu güç babadan oğula geçen bir yapıya bürünmüştür. Taşranın kodamanları,
eski idareciler, sözü geçen, saygı duyulan zengin aileler veya soylular, halkın
isteklerini yöneticilere ileten, devletle halk arasında köprü kuran ve yerel
sorunları çözen unsurlar haline gelmişlerdir.
Bunlar arasında Tuzcuoğulları Rize dolaylarında, Canikli Hacı Ali Paşa ve oğulları Samsun ve çevresinde, Çapanoğulları
Yozgat yöresinde, Zennecizâdeler Kayseri’de, Müderriszâdeler Ankara’da ün
kazanmışlardı. Karadeniz’de Canikli Hacı Ali Paşa’dan sonra gelen isin Hazinedarzade Süleyman Paşa olmuştur.
Canikli Ali Paşa
Canikli Hacı Ali Paşa 1133’te (1720-21) İstanbul’da doğdu.
Dergâh-ı âlî kapıcıbaşı efradından Fatsalı Ahmed Ağa’nın küçük oğludur.
Çocukluğu İstanbul’da geçti. Daha sonra Canik’e (Samsun) gitti. Babasının Terme
ve Fatsa çevresinde yaptığı zulümler yüzünden 1741 yılı Ağustos’unda onunla
birlikte Ankara’ya sürüldü. 1748’de babasının ölümünden bir süre sonra ağabeyi
Süleyman (Paşa) ile birlikte tekrar Canik’e döndü. Orada devlet işlerinde
tecrübe kazanarak, mülk edinmiş ve kardeşi Süleyman Paşa'dan sonra Canik muhassılı
olmuştur.[1]
Canikli Ali Paşa’nın Karadeniz hâkimiyeti, Osmanlı devlet
düzeninin o dönemki zaaflarını yansıtan tipik bir örnektir. 18. Yüzyılın ikinci
yarısında bölgeye damgasını vuran; idari, askeri ve sosyal açıdan toplumu
etkileyen bir paşadır. İdari ve askeri hizmetlerinin yanı sıra diğer
mütegallibelerle çatışması, devlete karşı isyanı, ayan dönemine has
uygulamalardır.
Bilhassa 1770’lerden sonra gücünü artırıp büyük hanedanlar
arasında yer almaya başlayan Caniklizâdeler, devlet tarafından kendilerine
büyük rütbeler verilen ve halk tarafından saygı duyulan kimselerden
oluşmaktadır.[2]
1768-1774 Osmanlı Rus Harbi’nde büyük yararlılık gösteren Ali
Paşa, Hotin Muharebesi’nde, Çorum’dan Kırım’a asker ve zahire sevkinde ve
Kartal Muharebesi sırasında önemli görevler üstlendi.[3]
Samsun ve Amasya çevresini eşkıyadan temizleyen Ali Paşa’ya
Trabzon, Amasya mutasarrıflığı, Trabzon, Erzurum ve Sivas valiliği ile Kırım ve
Kars Seraskerliği gibi görevler verildi. Oğlu ve yeğenleri de önemli devlet
görevlerine getirildi. 1773 yılının Aralık ayında kendisine Trabzon sancağı
verildi. 21 Temmuz 1774’te Rusya ile Küçük Kaynarça Antlaşması imzalanınca
Kırım’dan döndü ve Canik muhassıllığına tayin edildi. Uzun yıllar bu görevi
sürdürerek bölgeye hâkim oldu.[4]
Ali Paşa’nın Canik muhassıllığı, 1779 sonlarına kadar devam
etti. Ekim 1779 tarihinde devlet, Çapanoğlu ile aralarındaki husumette
Çapanoğullarından yana taraf oldu. Asi ilan edildi, Canik muhassıllığı elinden
alındı. İki yıl Kırım’da firari olarak kaldı, sonra affedildi. 1781’de yeniden
Canik muhassıllığına getirildi.[5]
Hastalığı nedeniyle 26 Haziran 1785 tarihinde Erzurum’da ölen
Ali Paşa’nın oğlu Kapıcıbaşı Battal Hüseyin Bey, hanedanın nüfuzunu sürdürmeye
devam etti.
Hazînedarzâde Süleyman Paşa
Canikli Ali Paşa'nın
hazinedarı Behram Ağa'nın oğludur.
Süleyman Paşa'nın 1760'lı yıllarda doğduğu tahmin edilmektedir. Süleyman Behram
Bey’in hazinedarlığı, sonraki yıllarda oğullarının bu unvanla anılmasına sebep
olmuştur. Bilahare Canik bölgesinin hatırı sayılır hanedanından olan
Haznedarzâdeler, Behram Bey’in kendi adını verdiği oğlu Süleyman Bey (Paşa) ile
birlikte, Karadeniz bölgesinde muhassıllık ve valilik makamına yükselen tarihi
şahsiyetler çıkaracaktır.[6]
Hazînedarzâde Süleyman Paşa’nın (1760- 1818 Çarşamba), aileye
ait bir şecerede Gürcü asıllı olduğu kayıtlıdır. Ünye'de bulunan Süleyman Paşa Sarayı veya Hazînedarzâde Konağı adıyla
bilinen yapının banisi olarak bilinmektedir.
Ailenin Gürcistan bölgesinde yaşayan Türklerden olup, o
havalide Tavat namıyla ünlenmiş oymağa mensup olduğu ileri sürülmektedir.[7]
Ancak bu bilgi, Faruk
Sümer’in Oğuz boyları hakkındaki eserinde böyle bir oymak adı geçmediği
için şüpheli bulunmaktadır. Osmanlı belgelerinde Tavat tabiri, Gürcistan ve
Çerkezistan bölgesindeki bazı kabilelerin beyleri için kullanılmaktadır.[8]
Süleyman Paşa, Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde uzun yıllar
söz sahibi olan Hazînedarzâde ailesinin kurucusudur. 1808'de Canik
muhassıllığı, 1810'da Osmanlı-Rus Savaşı sırasında
Faş muhafızlığı, 1812'de Trabzon valiliği görevlerinde bulunmuştur. Ayrıca
Gönye mutasarrıflığı ve Karahisar-ı Şarki Voyvodalığı görevlerini
üstlenmiştir. Gürcü hanlarıyla anlaşarak
bölgede istikrar sağladığı kaydedilmektedir.[9]
1818'de Trabzon valiliğinden azledilen Süleyman Paşa, Alaiye
Sancağı (Alanya) mutasarrıflığına atanmıştır. Bozulan sağlığı sebebiyle
Çarşamba'da konaklayan paşa burada ölmüştür. Cenazesi Çarşamba'da bulunan
Rıdvan Paşa Camii avlusuna defnedilmiştir. Soyundan gelenler başta Trabzon
valiliği ve kaymakamlığı olmak üzere pek çok görev üstlenmiştir.[10]
Son dönem Osmanlı edebiyatı şairi Fitnat Hanım da bu aileye
mensuptur. Hazînedarzâde ailesinin mensupları bugün Haznedar soyadını
taşımaktadır.
Süleyman Paşa’nın Ünye’deki Sarayı
Süleyman Paşa Ünye’de, zamanın en büyük saraylarından birini
yaptırmıştır. Bugün çeşmesi, hamamı, birkaç taş merdiveni, temel ve bir duvar
kalıntısıyla varlığını bildiğimiz bu sarayın inşasına, kesin olmamakla
birlikte, Süleyman Paşa’nın valilikten önceki Canik muhassıllığı yıllarında
başlanmıştır. Hükümet konağı olarak da kullanılan sarayı Minas Bijişkyan,
1817-1819 yıllarında bölgeyi gezerken saray hakkında “Paşa’nın konağı muhteşem bir binadır” demektedir.[11]
Süleyman Paşa
Sarayı'nın köşklerden ve bahçelerden oluşan, ana binasında geniş salonları olan
bir yapı olduğu Xavier Hommaire de Hell'in
anıları ve ressam Jules Laurens'in
çizimleri sayesinde bilinmektedir.[12]
Saray, inşasından yaklaşık 50 yıl sonra çıkan yangınlar sonucu
kısmen kullanılsa da giderek oturulamaz hale gelmiş ve terk edilmiştir.
Ayan Döneminin Sonu
Ayanların taşradaki nüfuzlarının artması ve valilerle
çatışmaları sonucu, 1786 yılında âyanlık resmen kaldırılmış ve yerine şehir
kethüdâlığı kurulmuştur. Ancak bu girişim, iltizam sistemine dayanan iktisadi
yapıda âyanlık kurumunu tümüyle ortadan kaldıramamıştır.
Sened-i İttifak ile meşrulaşan ve gücünü artıran ayanlar, II. Mahmud tahta geçtikten sonra
(1808), merkezi devleti zayıflattığı gerekçesiyle hedef alınmıştır. Bu nedenle İstanbul'daki
ve taşradaki güçlü âyanlar etkisiz hale getirilmiş ve yerel güçlerin devlet
içindeki yarı-resmi hâkimiyetine son verilmiştir.
Devam edecek: Osmanlı
İmparatorluğu’nun Sonu
Kaynaklar
Özkaya, Yücel (2014), Osmanlı İmparatorluğu'nda Ayanlık, Türk Tarih
Kurumu Yay.
Karagöz, Rıza (2003), Canikli Ali Paşa, Türk Tarih Kurumu Yay.
Karagöz, Rıza (2009), Haznedarzade Süleyman Paşa, Etüt Yay.
Doğan, Osman (2003), Tarih Boyunca Ünye, Ünye Bel. Kül. Yay.
Kabayel, Ahmet-Varilci,
Ahmet Derya (2017), Kültür Yolu Projesi Kapsamında Paşabahçe ve Saray Hamamı, Ünye
Kent, 31 Mayıs 2017
Karaduman, Yaşar (2019), Haznedar Süleyman Paşa, Canik Dergi, Haziran
2019
Bijişkyan, Per Minas (1998), Pontos
Tarihi, Çiviyazıları Yay.
Hell, Xavier Hommaire De (1855), Voyage en Turquie et en Perse,
(Paris, 1854-60)



















