8 Eylül 2026 Salı

Assos Nekropolü ve Et Yiyen Lahitler

 


Assos Nekropolü ve Et Yiyen Lahitler

 

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesindeki Assos Antik Kenti'nde üretilen ve yöreye özgü volkanik andezit/trakit taşından (Assos taşı) yapılan lahitler, içine konulan cesetleri diş ve kemikler hariç yaklaşık 40 günde tamamen çürüttüğü için halk arasında "et yiyen lahitler" (sarkofagus) olarak anılır.

Yunancada et yiyen/etobur anlamına gelen "sarcophagus" kelimesinin kökeninin Assos'taki bu taşlara dayandığı düşünülür. Taşın yapısındaki yoğun kimyasal maddelerin ve şap bileşenlerinin cesetlerin yumuşak dokularını çok kısa sürede eritip yok ettiği bilinir.

Lahitlerin boyut ve ağırlığı: Genellikle 2 metre 30 santim boyunda, 80-90 santim genişliğinde ve yaklaşık 3 ton ağırlığındadır. Bu lahitler Assos’un ihracat ürünüdür. Assos'tan Roma, Yunanistan, Mısır, Suriye ve Lübnan gibi dönemin büyük merkezlerine yoğun bir lahit ticareti yapılmıştır. Antik dönemde aristokratlar ve zengin tüccarlar bedenlerinin hızla erimesi ve kemiğe dönüşmesi için bu lahitlere özel siparişler vermiştir. Dönemin inancına göre, ruhun bir an önce serbest kalması ve hadese (ölüler diyarı) ulaşabilmesi için bedenin çürümesi gerekiyordu.


 

Nekropol

 

Assos kentinin denize bakan yönü hariç olmak üzere, diğer bölgelere ölüler gömülmüştür. Nekropol denilen “Ölüler Şehri”, Helenistik ve Roma dönmelerinden kalmadır. Kentin Batı ve Doğu Kapısı boyunca uzanan caddelerin iki yakası, konumları yüzünden en yoğun gömülerin yapıldığı alanlardır. Nekropolün 900 yıl boyunca mezarlık olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. En eski gömülerde yakılan cesetlerin (kremasyon) küllerinin küplere konularak ağızlarının kapanması şeklinde gömüldüğü ve sonraki dönemlerde daha büyük küplere (pitos), ana karnındaki pozisyonda (hacker tarzı) yerleştirilerek defnedildiği görülmüştür. Küplerin içine ölüler için hediyeler konduğu ve define avcıları tarafından çoğunun tahrip edildiği tespit edilmiştir.


 

Assos Nekropolü ve Lahitlerin Gizemi

 

Assos nekropolünde ana kapı önünden başlayan (Batı Nekropolü) cadde, batıya doğru uzanır (Resim-1). 200 metresi açığa çıkarılan caddenin zemini yol boyunca andezit taş bloklarla kaplanmıştır. Bu yol, MÖ. 500’den önce inşa edilmiştir. Batı Nekropolündeki bu yol “Arkaik Cadde” olarak isimlendirilmiştir.

Arkaik Cadde’ye paralel uzanan iki caddenin kenarlarındaki çok sayıda anıt mezarlar ve lahitler, Clarke ve Bacon ikilisince kazılmıştır. Batı Nekropolü’ndeki en eski mezarlar, MÖ. 7.yy. ortalarına tarihlendirilmektedir ve geneli yakılarak urnelerle gömülmüştür.

MÖ. 6.yy. ortalarından itibaren yetişkinler, pithos içerisine yakılmadan gömülmeye başlanır. Arkaik Çağ sonlarında lahit kullanımı ortaya çıkar.

Assos’ta Hellenistik Çağ’da daha da yaygınlaşacak olan yerel malzemeden üretilen bu lahitlerin farklı bir özelliği keşfedildi. Bölgeye özgü volkanik andezit/trakit içinde bulunan kimyasal maddeler, içine konulan cesetleri kısa sürede çürütmekteydi. Dönemin inancına göre bu özellik, aristokratlar tarafından tercih edilmekteydi. Assos’ta lahit üretimi hızla arttı, çevre ülkelere ihraç edilmeye başladı.

Pitos ve sandık tipi mezarların ardından Assos’ta sıkça kullanılan andezit lahitler ve üzerine girland (çelenk) kabartmaları işlenen ihraç ürünü lahitler tüm antik dünyaya yayıldı. Peloponnesos'un güneyinde Methoni açıklarındaki bir gemi batığının Assos'tan alınmış lahitlerle yüklü olduğu saptanmıştır. [1]

Roma Çağı’nda lahitler yanında, MS. 1.-3. yüzyılda anıt mezarlar inşa edilmeye başlanır. Bu mezarların biri Romalı tüccar Publius Varius’a aittir (Resim-2).[2]

 

Assos Sarkofagusları (Et Yiyen Lahitler )

 

Assos Antik Kenti'nde üretilen ve yöreye özgü volkanik andezit/trakit (Assos taşı) taşından yapılan lahitler, içine konulan cesetleri diş ve kemikler hariç yaklaşık 40 günde tamamen çürüttüğü için halk arasında "et yiyen lahitler" (sarkofagus) olarak anılır.

Assos denilince arkeoloji dünyasında akla gelen ilk şey, ünü antik çağda kıtaları aşmış olan sarkofaguslardır. Yunanca kökeniyle "et yiyen" (sarcophagus) anlamına gelen bu kelime, ismini bizzat Assos’un andezit taşından alır. Ancak antik literatürde bu mucizevi maddeye çok daha görkemli bir isim verilmiştir: Asya Taşı (Lapis Assius). Bölgeye özgü volkanik andezit/trakit (Assos taşı), içinde barındırdığı yoğun kimyasal maddeler ve özellikle alunit (şap) bileşeni sayesinde cesetlerin yumuşak dokularını inanılmaz bir hızla eritme özelliğine sahipti.

Bu lahitlerin içine konulan bir beden, kemik ve dişler hariç, yaklaşık 40 gün gibi kısa bir sürede tamamen çözülüp yok oluyordu. Antik dönemde bu durum, bedenlerinin bir an önce toprağa karışmasını isteyen aristokratlar ve zengin tüccarlar için prestijli bir "teknoloji" olarak görülüyordu. Öyle ki, bu ağır ve görkemli lahitler Assos'tan Lübnan, Suriye, Mısır ve Roma gibi dönemin büyük merkezlerine ihraç edilen en önemli ticaret kalemlerinden biriydi. Taşın gizemi sadece etle sınırlı değildi; içine konulan eşyaların bile zamanla form değiştirdiği iddia edilirdi.

Bu isimlendirmenin ciddiyetini, Pollux’un aktardığı mektuplarda, Platon’un öğrencilerinin hocalarına sunduğu şu rapor özetlemektedir:

"Platon'un öğrencileri... hocalarına yazdıkları mektupta bir Asya Lahitinden söz ederler. Öğrenciler bu mektuplarında et yiyen taştan bahsetmektedir."

Rome döneminde de bu taşlardan söz edilir:

"[...] Troas’da bir şehir olan Assos’ta Sarkofak taşları dilimlenebilir damarlarından kırılırlar. Bu taşın içerisinde ölülerin vücutlarının, dişleri hariç, kırk gün gibi bir sürede tamamen çözüldükleri saptanmıştır. Mucianus; ayna, ustura, giysi ve mücevher gibi ölü gömülerinin de bu lahit içinde taşa dönüştüğünü belirtir."[3]

Taşın yapısındaki yoğun alunit (potasyum alüminyum sülfat) minerali, bedenin çürüme esnasında yaydığı nem ile temas ettiğinde bir geri besleme döngüsü başlatır. Bu nemli ortamda açığa çıkan sülfürik asit (H2SO4), yumuşak dokuları ve zamanla kemik yapısını eriterek yok eder. Antik dönem aristokratları için bu, bir "temizlenme" biçimiydi; bedenlerinin kokuşmuş bir sürece hapsolmadan, hızla doğanın sonsuz döngüsüne karışması en büyük lükstü.[4]

 

Antik Çağın Antibiyotiği: Romatizmadan Vereme Lahit Tedavisi

 

Assos taşının tek mahareti bedenleri yok etmek değildi; antik kaynaklar bu taşın şaşırtıcı tıbbi kullanım alanlarından da bahseder. Taşın yapısındaki şap/alunit, antik çağın adeta doğal antibiyotiği olarak kabul ediliyordu. Öyle ki bu mineral, Orta Çağ’a kadar Foça üzerinden tüm dünyaya ihraç edilen çok kıymetli bir tıbbi malzemeydi. Taşın yüzeyinde oluşan ve "taşın çiçeği" (flos) denilen un benzeri tozun, yaralar üzerinde kurutucu ve iyileştirici bir gücü olduğuna inanılıyordu.

Assos Taşının Tıbbi Tarifleri:

Gut (Podagra): Hastalar, ayaklarını bu taştan oyulmuş özel kapların içine sokarak ağrılarından kurtulmaya çalışırlardı.

Cilt Tedavisi: Taşın tozunun bal, terebentin veya katranla karıştırılmasıyla elde edilen merhem; eski çıbanların ve urların tedavisinde kullanılırdı.

Solunum Yolları: Taşın tozu (flos) bal ile karıştırılıp emilerek, o dönem "phthisis" olarak adlandırılan verem benzeri akciğer hastalıklarında şifa aranırdı.

Zayıflama: Taşın çiçeği banyo suyuna katılarak vücuttaki fazla yağların atılması sağlanırdı.


 

Assos’ta Felsefenin ve Ticaretin Gücü

 

Assos, antik dünyada sadece bir felsefe merkezi değil, aynı zamanda devasa bir sanayi deviydi. Standartları 2.30 metre boyunda ve yaklaşık 3 ton ağırlığında olan bu devasa lahitler, adeta "3 tonluk ölüm kutuları" olarak Roma, Mısır, Suriye ve Lübnan gibi merkezlere ihraç ediliyordu. Vinçlerin ve modern lojistiğin olmadığı bir çağda, bu dev andezit blokların denizleri aşarak dünyanın dört bir yanına gönderilmesi, Assos’un ulaştığı ticari dehanın ve mühendislik başarısının kanıtıdır.

 

09.09.2026, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

 

Koch, Guntram (2001), Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri, Arkeoloji ve Sanat Yay.

Arslan, Nurettin (2014), Assos Taşın Hayat Verdiği Kent, Homer Yay.

Plinius, Gaius Secundus (2022), Doğa Tarihi, Doğubatı Yay.

Savaşçın, MY. –Er, Selman (2023), Et Yiyen Lahitler, Jeoloji Müh. Odası Yay.


Dipnot:

[1] Koch, 2001; 23

[2] Arslan. 2014; 122

[3] Plinius, 2022; 151

[4] Savaşçın, MY. –Er, Selman, 2023; 50

2 Eylül 2026 Çarşamba

Assos Aristoteles Okulu

 


Assos Aristoteles Okulu

 

 

Assos tarihinin en önemli süreci, MÖ 4. yüzyılda kenti yöneten tiranlar ve ünlü filozof Aristoteles ile ilgili olan dönemdir. Kent bu yıllarda, önce zengin bir banker olan Eubulos, ardından onun halefi ve eski kölesi Hermeias tarafından yönetilmiştir.


 

Assos’un Kısa Tarihi ve Aristoteles

 

Homeros’un İlyada destanında (XIII,1,50,56) Satnioeis ırmağının kıyısında ve sarp kayalıklar üzerine kurulmuş olan Pedasos, Assos kenti ile özdeşleştirilmektedir.

Pedasos, Troya savaşı sırasında Akhalarca işgal edilmiştir. Homeros’un sözünü ettiği Pedasos’un Assos olduğu konusunda yeterli bulgu yoktur.

Hitit Kralı I.Tudhalya’nın yıllıklarında geçen (M.Ö.13.yy) Assuwa adındaki kentin, Assos olabileceği ileri sürülmektedir.

Helenlerin Lideri Agamennon öldürdü Elatos’u, Elatos güzel akan Satnioeis ırmağı kıyısında sarp Pedasos’ta otururdu” (İlyada, VI, 33-35) [Homeros. 2017. İlyada. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul. S.120.]

“Altes kralıdır savaş sever Leleglerin, Satnioeis kıyısında yalçın Pedasos’u tutardı elinde” (İlyada XXI, 85-87)

Lesboslu Hellanikos, Assos’un M.Ö.7.yy.da, Lesbos’un (MidilliAdası) Methymna kentindeki Aioller tarafından kurulduğunu aktarır. Assos’ta ele geçen Aiol lehçesindeki yazıtlar, bu göç hareketini destekler.[1]

M.Ö.560 yıllarında Lidya Krallığı topraklarına dahil olur.

M.Ö.547 yılında, Lidya Krallığı’nın Pers Kralı Kyros tarafından ortadan kaldırılmasının ardından, Pers kontrolüne geçer.

M.Ö.477-401 yılları arasında Troas’ın diğer kıyı kentleri gibi Assos da Attik Delos Deniz Birliği üyesidir.

M.Ö.387 yılındaki Antalkidas Barışı gereğince, yeniden Perslere bırakılır. Daha sonra Assoslu banker Eubulus kenti yönetir ve kölesi Hermias yardımcısı olur. Eubulus’un ölümünden sonra, hakimiyet Hermias’ta olur.

M.Ö.345 yılında Persler Hermias’ı tutuklar ve öldürür. Tekrar hakimiyet Perslere geçer.

M.Ö.334 yılında, Makedonya Kralı Büyük İskender’in Granikos kıyısında, Persleri                 mağlup etmesiyle Assos bağımsızlığına kavuşur.

M.Ö.241’den itibaren Pergamon Krallığı hakimiyeti söz konusudur.

M.Ö.133 yılında Pergamon Kralı III.Attalos’un vasiyetiyle Assos, Roma İmparatorluğuna dahil olur.

İlion’da ele geçen bir yazıta göre; Assos, Hellenistik Çağ’da Troas kentleri arasında oluşturulan Şehirler Federasyonu’nun üyesidir.



 

Aristoteles Akademisi

 

Eubulus, çok sevdiği Bithynia’lı kölesi Hermeias’ı, Platon’dan ders almak üzere Atina’ya gönderir. Hermeias orada Aristoteles ile yakın dost olur. Tekrar Assos’a dönen Hermeias Şehir Yönetimi’nde önemli bir rol oynar.  

Aristoteles, yakın dostu Hermeias’ın daveti üzerine, M.Ö. 347 yılında Assos’a gelir ve felsefe okulu kurar. M.Ö. 345 yılında Hermeias’ın Perslilerce öldürülmesinden sonra, Assos’ta kalmanın risk olacağını düşünen Aristoteles, Atina’ya döner.

 

Aristoteles’in Assos’a Geliş Nedeni

 

Makedonya’daki Yunan kolonilerinden Stagira’da doğan Aristoteles’in yaşamında Assos’un önemli bir yeri vardır. Makadonya Kralı’nın özel doktoru olan babası Nikomahos, Aristoteles daha çocukken ölür.  Bakımını ve eğitimini ablası Arimneste’nin eşi Atarneus’lu Proxenus üstlenir. Bir retorik ve edebiyat hocası olan Proxenus’un gözetiminde Aterneus’da 3 yıl kalan Aristoteles, 17 yaşına geldiğinde yüksek eğitim için Atina’ya gönderilir ve o devirde en iyi eğitimin verildiği okul olan Platon’un Academia’sına kabul edilir. Burada Aristoteles hocası Platon’un özellikle takdir ettiği başarılı bir öğrenci olur. Academia’da bulunduğu süre içinde üstün zekası ile öğrencilikten eğiticiliğe yükselir. Platon ona, “okulun beyni” adını takar.[2]

Platon MÖ. 347 yılında ölünce, Aristoteles, M.Ö. 366 yılından beri yaklaşık 20 yıldır mensubu olduğu Academia’dan ayrılır. Ayrılma nedeni, okulun başına kendisinin değil de Platon’un yeğeni Speusippos’un geçmesi veya o günlerde Atina ile Makedonya arasındaki ilişkilerin gerginleşmesi olabilir. Atinalılar tarafından Makedonya sarayına yakın olduğu düşünüldüğü için kendini tehdit altında hisseden Aristoteles, o sıralarda Atarneus-Assos birliğinin yöneticiliğini yapan eski okul arkadaşı Hermeias’ın davetini kabul etti ve yine okuldan arkadaşı Kadıköy’lü (Chalcedon) Xenocrates ile birlikte Assos’a geldi.[3]

Aristoteles ve Xenocrates Assos’da üç yıl kaldılar. Bu süre içinde burada kurdukları okulda dersler verdiler. Aristoteles Assos’da ve buradan gittiği Lesbos adasında deniz canlıları üzerinde çok detaylı gözlemler yaptı ve bu bilgileri kullanarak daha sonra yazacağı zooloji ve biyoloji kitaplarının içeriğini oluşturdu, canlıların sınıflandırılması ile ilgili düşüncelerini geliştirdi.



 

Aristoteles Felsefesi

 

Aristoteles, Antik Çağ'ın en önemli düşünürlerindendir. Onun felsefesi, sadece Antik felsefesinin oluşumunda değil, çağdaş düşüncenin gelişiminde de etkili olmuştur.

Aristoteles, felsefeyi sistemleştiren ilk filozoflardandır. Kendisinden önce bilinmeyen birçok araştırma konusuna el atmış; mantık, fizik, metafizik, edebiyat eleştirisi (şiir, tiyatro, müzik, retorik, gramer), politika, etik, estetik, biyoloji, zooloji, doğal tarih, fizyoloji, psikoloji, felsefe tarihi gibi daha bir çok alanda eserler vermiştir.

Batı kültürünü oluşumunda oynadıüı rol kadar Doğu felsefesini ve İslâmi düşünceyi de biçimlendirmiş; Theophrastos, Thomas Aquinas, Hegel, Heidegger, Birûni, İbn-i Sina, Farabi, Kindi, İbn Rüşd, İbn-i Heysem gibi düşünürleri etkilemiştir.

Aristoteles'in eserleri üç döneme ayrılır:

·         Platon ile ilişki dönemi: “Ruh Üzerine” başlıklı diyalog, “Protreptikus”, “Mantıksal Çalışmalar”, “Fizik”, “"De Anima”nın (Kitap R) en eski parçaları.

·         Assos ve Mytilene'deki etkinlik yılları: “Felsefe Üzerine” adını taşıyan diyalog, “Metafizik”in ilk taslağı, “Eudemos'a Etik”, “Politika”nın 2., 3., 7. ve 8. Kitapları ile “De Caelo” yazıları bu döneme aittir.

·         Atina'da Lykeium başkanlığı yılları (MÖ. 335-322), gözlemci ve bilimci dönemi; "Kategoriler", "Önerme ve Yargı Üzerine", "Birinci Çözümlem", "İkinci Çözümlem", "Konular", "Sofistik Aldatılar", "Metafizik", "Fizik", "Meteoroloji", "Hayvan Tarihleri", "Büyük Etik", "Nikomakhos'a Etik" ile "Politika"nın 4., 5., 6. ve sonradan bütüne eklenen ı. kitabıyla, "Retorik" ve "Poetika" yer alır.[4] 

 

MÖ 335'te Atina'ya dönen Arşstoteles, "Apollon Lykeius ve Musalar"a adanmış kutsal koruda okulunu kurdu. Okulu da "Lykeium" adını buradan almıştır. Aristoteles'in bu okuluna "Peripatos okulu" da denir. Bir görüşe göre bu durum, düşünürün ders verdiği yapılardan birinin üstü kapalı bir avluya sahip olmasıyla (peripatos) ilişkilendirilirken, başka bir görüşe göre ise; filozofun, derslerini yürüyerek anlatmasıyla bağlantılıdır.

 

Aristoteles ve Büyük İskender

 

Aristoteles MÖ. 343-342'de, Makedonya kralı II. Philip tarafından oğlu İskender'e eğitmenlik yapması için Pella'ya davet edildi. Assos'taki okulun yöneticisi olan Aristoteles, bu öneriyi seve seve kabul etti. Aristoteles'in öğretmenliği, MÖ. 343 yılından MÖ. 340 yılına kadar sürdü. İskender, 336'da babası ölünce, onun yerine geçti ve eski öğretmeni Aristoteles'i danışman olarak atadı. İskender’in Yunanistan'daki ve Balkanlar'daki ayaklanmaları bastırmak üzere harekete geçmesiyle Aristoteles, Makedonya’dan ayrıldı ve büyük idealini gerçekleştirmek üzere yeni bir okul kurmak için Atina'ya döndü.[5]

İskender'in ölümüns dek Atina'da kalan Aristoteles, Makedonya karşıtı düşüncelerin arttığı bir dönemde Khalkis'e gitti ve MÖ. 322'de burada öldü.


 

Antik Anadolu Coğrafyasında Assos'un Önemi

 

Assos sadece bir harabe değil; biyolojinin, etiğin ve Batı Felsefesi’nin temellerinin atıldığı entelektüel bir mekandır. Aristoteles’in izini sürmek, insanlık tarihiyle eşsiz bir bağ kurmaktır.

Geleceğe aktarım, kültürel miras bağlamında bu evrensel mirası korumak, restore etmek ve deneyimlemektir. Geçmişin bilgeliğini bugüne taşımak, Aristoteles’i ve Assos’un felsefesini anlamakla mümkündür. 

 

Son Bölüm: Assos Nekropolü ve Et Yiyen Lahitler

02.09.2026, Ünye Kent

 

 

Kaynaklar:

 

Homeros, “İlyada”, Can Yayınları, İstanbul 2007, Çev. Azra Erhat, A. Kadir.

Demir, Devrim (2018), Assos Athena Tapınağı Frizleri, ÇOMÜ, Seminer Dersi Notları.

Mansel, Arif Müfit (1999), Ege ve Yunan Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay.

Hidayetoğlu, Sayit (2010), Assos ve Filozofları, İnt. Yay.

Copleston, Frederick (1997), Felsefe Tarihi, Yunan ve Roma Felsefesi, idea Yay. İst.

Speake, Graham (1994), Dictionary Of Aııcient Histoıy, Penguin Books, London.

 



Aristoteles ve Athena Parthenon

 

“...Heykeltraş Phidias, Akropolis'teki Athena heykeli üzerinde çalışırken, tanrıçanın kalkanının tam ortasına kendi portresini yerleştirmiş. Bunurıla heykeli gizli bir mekanizma vasıtasıyla o şekilde birleştirmiştir ki, kim bu portreyi yerinden uzaklaştırmak isterse kaçınılmaz olarak heykeli parçalamak ve yıkmak zorunda kalacaktı. Tanrıyla evren arasındaki ilişki de böyledir ve tanrı, evrenin uyumunu, varlığını, süreldiliğini güven altına alır" [Aristoteles, Protreptikos ve Evren Üstüne, (Çeviren: Oğuz Özügül), Pencere Yayınlan, İstanbul, 2003, s.92.]

Aristoteles'in değindiği bu heykel; Antik Çağ'ın en ünlü yontucularından Phidias'ın MÖ. 440 yılında yaptığı heykeldir. Geç Antik Çağ'daki akıbeti belli olmayan bu eser, anlatılanlara göre devasa boyutlardaydı. Bir görüşe göre; onbir metre elli santim yükseldiğindeki bu muhteşem yontu, Atina'daki Athena tapınağının ortasında duruyordu ve altın-fildişi kanşımı bir malzemeden biçimlendirilmişti. Sayısız detayla süslüydü ve elindeki kalkan üzerinde kadın savaşçı Amazonlar'la devIerin mücadelesi betimlenmişti. Kalkanın tam ortasında heykeli yaptıran Atina'lı devlet adamı Perikles'le Phidias'ın tasvirleri yer alıyordu.

 

Dipnot:

[1] Demir, 2018; 5 - 6

[2] Mansel, 1999; 9-15

[3] Hidayetoğlu, 2010; 2/4

[4] Copleston, 1997;

[5] Speake, 1994; 70

26 Ağustos 2026 Çarşamba

Assos Mimari Yapıları - II

 


Assos Mimari Yapıları - II

  

Assos antik kentinin önemli mimari kalıntılarından olan gymnasion ve hamam, Anadolu’da Hellenistik dönemde başlayan ve Roma döneminde en ihtişamlı halini yaşayan yapılardır. Assos tiyatrosu, kentteki sosyal yaşamın, kültürel etkileşimin ve ekonomik yapının göstergesidir.


 

Tiyatro

 

İyi korunmuş Assos tiyatrosu, kentin güneyinde Roma Hamamı ve Güney Stoa’nın aşağısındadır. Tiyatro, kayalık bir yamaca yaslanmaktadır ve oturma sıralarını yerleştirmek için kayalar kesilerek oturma yerleri (sekiler) oluşturulmuştur.[1]

Assos tiyatrosu, doğal bir yamaca yaslanması ve at nalı planı ile tipik bir Yunan tiyatrosudur (Resim 1). M.Ö.3. yüzyılda inşa edilen ve yaklaşık 5000 kişi kapasiteli olan tiyatroya, Roma Çağı’nda bazı küçük ilaveler yapılarak kullanılmaya devam edilmiştir. Örneğin Roma Dönemi’nde tiyatronun merkezinde yer alan ve orchestra (orkestra) denen kısmın önüne, iki katlı bir sahne binası ilave edilmiştir.

Tiyatrodaki yazıtlar, şehrin gelir kaynakları ve meslek grupları hakkında bilgi içermektedir. Bu yazıtlarda demirciler, dericiler ve taş işletmecileriyle ilgili bazı bilgiler yer aldığı gibi Serapis kültüyle ilgili buluntular ele geçirilmiştir.[2]

Tiyatro, 1883 yılındaki kısa süreli kazıların ardından 1980’li yıllarda tamamen açığa çıkartılarak restore edilmiştir. Taş ocağı olarak kullanılan antik mekan, günümüze ulaşana kadar epeyce hasar görmesine rağmen özgün haline sadık kalınarak bazı düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Böylelikle Antik Tiyatro, günümüzde aktif olarak kullanılabilen bir yer haline gelmiştir.

Orkestrayı saran birinci oturma sırasının kesilerek korkuluk levhalarının yerleştirilmesi, tiyatroda gladyatör oyunlarının düzenlemesine bağlanmaktadır. Bu görüş akropolisin güneybatı yamaçlarındaki kayalık üzerinde, miğferli ve elinde ağ tutan gladyatör (retiarius) tasviri ile desteklenmektedir. Bu betimleme yanındaki yazıta göre MS 2. yy’a tarihlemektedir.

Tiyatro, koridor aracılığıyla üç bölüme ayrılmıştır. Yedi yürüyüş yolu ile oturma alanları birkaç bölüme ayrılır. Her bir bölüm, farklı sınıfsal gruplara aittir. Alanda görevliler için yapıldığı düşünülen mekanlar bulunur. Orta sahne 19 m. genişliğinde, 0.43 m. yüksekliğindedir. Sahneye üç ayrı kapıdan girilir.  

Assos’daki yazıtların katalog çalışmalarını yürüten T. Özhan, tiyatronun oturma sıraları üzerinde dört yazıt tespit etmiştir. Yazıtlardan biri Serapis kültü, diğerleri ise taş ocağı işletmecileri, demirciler ve dericiler gibi farklı meslek gruplarına aittir. Roma Çağı’nda oturma sıralarına kazınan bu meslek grupları hiç kuşkusuz kentin ekonomisi konusunda bize bilgi vermektedir.[3]

 


Gymnasion

 

Gymnasion yahut gymnasium, halkın soyunarak beden eğitimi yaptığı bir yer anlamına gelir. Helen yaşamında beden eğitimi büyük rol oynardı, olağan eğitim düzeninde gymnastike, mousike’yi (müzik ve edebiyat) tamamlardı.[4]

Gymnasium kelimesi Grekçe gymnos yani ‘‘çıplaklar’’ anlamına gelen çoğul sıfattan türemiştir. Çünkü yunanlılar çıplak spor yaparlardı. Kelime, önceleri bu şekilde çoğul anlamda “gymnos” kullanılırken daha sonraları tekil olarak “gymnasion” şeklini alarak belirli bir formdaki yapılar için kullanılmaya başlanmıştır.[5]

Bir kurum olarak, gymnasiumun ilk kez Dor’lar tarafından İ.Ö. VII. yy.’da kurulduğu bilinmektedir. Büyük olasılıkla gymnasium düşüncesi Girit ve Sparta’dan Atina’ya, daha sonra da tüm Grek toplumuna geçmiş ve kültürel etkileşim sonucu Anadolu’da da çok sayıda inşa edilmiştir. Antik dönemde gymnasiumlar: beden eğitimine, felsefe derslerinin verilmesine ve spordan sonra yapılan vücut bakımına hizmet etmektedir. Hellenistik dönemde gymnasium, kent içerisinde bir kamu binasıyken, özellikle Roma imparatorluk döneminde hem kamu binası olarak hem de Romalı zengin yurttaşların süslü villalarında bir bölüm olarak karşımıza çıkar.[6]

Assos’ta gymnasion şehrin Batı Kapısı’nı agoraya bağlayan yolun kuzeyinde bulunmaktadır. 52 x 52 metre ölçüşerinde, kare planlı avlunun etrafı, sundurma çatıyı taşıyan Dor stilindeki sütunlu bir galeri ile çevrilmiştir. Avlunun etrafını saran bu revaklı bölüm, öğrencileri yağmur ve güneşten korumaktaydı. (Resim 2).

Troas bölgesinde ilk gymnasion’lar, Sestos ve Abydos kentlerinde kurulmuştur. Assos Gymnasion’u, M.Ö.2. yy.da inşa edilmiştir. Gymnasion’un arşitravı üzerindeki yazıta göre yapı Roma Çağı’nda da kullanılmıştır. Yazıtta Quintus Lollius Philetaerus adlı bir kişinin Gymnasion’a Stoa yaptırdığı yazılıdır. Bizans Çağı’na gelindiğinde yapının bir bölümü kiliseye dönüştürülmüştür.[7]


 

Hamam

 

Assos’ta Roma Çağı yapılarından biri olan hamam, tiyatro ile Güney Stoa arasında yer almaktadır (Resim 2).

Hamamda ele geçen kitabeden, yapıyı yaptıran kişinin Lollia Antiokhis olduğu öğrenilmektedir. Kitabede “Hayatı boyunca Tanrı Augusutus Caesar’ın rahibi olan Quintus Lollius Philetairos’un karısı, atalarının yasalarına göre hüküm süren, kadınların en önde geleni Lollia Antiokhis, hamamı Aphrodite loulia’ya ve halka adadı.” yazmaktadır.[8]

1882 yılında kazısı yapılmış olan hamam, günümüzde yeniden toprak ve makilerle kaplanmıştır. 


Mozaikli Mekânlar

 

Amerikan kazı heyeti, Güney Stoa’nın doğu kenarında, yarım daire şeklinde küçük bir odeon planlı yapı açığa çıkarmıştır. Zemini, mozaik ile kaplanmıştır. Kenarları geometrik bordür ile çevrili mozaik üzerinde; Nikeler, Eroslar, terazi ve Aphrodite betimlenmiştir. M.Ö.4.yy.sonu-erken 3.yy.a tarihlenmiştir.[9]

2014 yılı kazı çalışmalarında, Bizans Çağı’na ait mekânın zemininde 6x7 metrelik mozaik açığa çıkarılmıştır. Benzer bir mozaik 1881 yılı kazılarında Athena tapınağının cellasında küçük bir parçası korunmuş halde tespit edilmiştir.[10]

 26.08.2026, Ünye Kent


Devam Edecek: Assos Aristoteles Akademisi


Kaynaklar:

Strabon. 2015. Geographika. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. İstanbul.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bülteni (2018), Assos Kazısı

Serdaroğlu, Ümit (1996), Assos Behramkale, Arkeoloji ve Sanat Yay.

Arslan, Nurettin (2014), Assos Taşın Hayat Verdiği Kent, Homer Yay.

Clarke, Joseph Thacher (2025), A Doric Shaft And Base Found At Assos, Myrina Yay.

Demir, Devrim (2018), Assos Athena Tapınağı Frizleri, Seminer Dersi Notları, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

Arslan, N. – Böhlendorf-Arslan, B. - Bakan, C. – Ayaz, M. (2015), 37. Kazı Sonuçları Toplantısı, Assos Kazısı 2014 Yılı Çalışmaları. 2.Cilt. Sy. 347 - 362. Erzurum.

Wycherley, Richard Ernest (1993), Antik Çağda Kentler Nasıl Kuruldu? Ark. ve Sanat Yay.

Tekçam, Tamay (2007), Arkeoloji Sözlüğü, Alfa Yay.

Bingül, Ahmet (2013), Antik Dönemde Gymnasiumun Önemi, Selçuk Üniv. YLT.

  

Dipnot:

[1] Arslan. 2014; 99.

[2] Serapis kültü, MÖ 4. yüzyılın sonlarında İskenderiye'de I. Ptolemaios tarafından kurulan, Yunan ve Mısır tanrılarını (özellikle Osiris ve Apis) birleştiren bir inanç sistemidir. Amaç, Mısır'da yaşayan Yunanlar ile yerli halkı ortak bir tanrıda buluşturmaktı. Bu kült, Helenistik ve Roma dönemlerinde Akdeniz dünyasına hızla yayıldı.

[3] Arslan. 20..; 154-125

[4] Wycherley, 1993: 125

[5] Tekçam, 2007: 84

[6] Bingül, 2013; iii

[7] Arslan. 2014; 74

[8] Arslan. 2014; 97

[9] Arslan. 2014; 94

[10] Arslan, N. – Böhlendorf-Arslan, B. - Bakan, C. – Ayaz, M. 2015