İnsan Evriminin Yeniden Kurgulanması
Diyanet İşleri Başkanlığı, Darwin’in evrim teorisini ve
canlıların tesadüflerle başka türlere dönüştüğü fikrini İslam’ın yaratılış
inancına aykırı bularak reddetse de Hristiyan dünyası konuya daha esnek yaklaşmaktadır. Diyanet ise,
resmi fetvalarında, yayınlarında ve Diyanet TV gibi platformlarındaki akademik
programlarında evrim konusuna net bir sınır çizmektedir.
Öte yandan ülkemizdeki akademik çevreler (konuyla bağlantılı
kürsüler) öznel tavırlar sergiliyor. Kimileri sadece “bilgi” aktarımında”
bulunurken, bazıları karşı tezlerle “evrim yasası”nı çürütmeye çalışabiliyor.
Diyanet’le devam edelim...
Diyanet, Kur'an-ı Kerim'deki ayetleri esas alarak ilk insan
Hz. Adem'in topraktan, doğrudan ve özel bir şekilde yaratıldığı inancını savunuyor.
İnsanın başka bir canlı türünden (primatlardan/maymunlardan) evrilerek meydana
geldiği fikrini, İslam'a aykırı buluyor.
Herşeye rağmen bu konuda İslami çevreler tümüyle rijit bir tavır içinde değil.
Örneğin Diyanet ve geleneksel İslam alimleri evrimsel
süreçleri ikiye ayırarak inceleyebiliyor:
• Tür içi değişim (Mikro Evrim):
Canlıların çevreye uyum sağlaması (adaptasyon) veya kendi genetik sınırları
içinde değişime uğraması kabul edilir. Bu, Allah'ın canlılara bahşettiği bir
çeşitlilik mekanizması olarak görülür.
• Türler arası geçiş
(Makro Evrim): Bir canlı türünün zamanla tamamen başka bir canlı türüne
dönüşmesi (örneğin balıktan kurbağaya veya maymundan insana geçiş) ise
reddedilir. Sünni kelam inancına göre Allah her türü ayrı ayrı ve kendi
özellikleriyle yaratmıştır.[1]
Bilimi rehber edinen çevreler ise, kısır tartışmalara
girmeyip bilimsel verilere dayanmayı tercih ediyor.
Bilim dünyası, işte
bu veriler ışığında insan evrimini yeniden kurguluyor.
İnsan Evriminde Yeni Paradigma
İnsan evrimini ve küresel göç yollarını anlamaya yönelik
geleneksel yaklaşımlar, uzun süre morfolojik varyasyonların epifenomenal
doğasına hapsolmuş durumdaydı. Morfolojik varyasyonlar aynı türün bireyleri
arasındaki dış görünüş, şekil, yapı ve boyut farklarıdır. Bu farklar, evrimsel
sürecin yan ürünü olan, ancak o ana sürece hiçbir şekilde etki edemeyen
durumların içine hapsolmuştu.
Oysa genetik bilimi,
insanlık tarihine ilişkin daha derin bir görüş açısı veriyor.
Bunu nasıl yapıyor?
Genetik polimorfizmlerin
frekans analizine odaklanarak, fiziksel antropolojinin yüzeysel ölçümlerini
aşan bir "derin zaman" (deep time) perspektifi sunarak yapıyor.[2]
Oldukça karmaşık bir açıklama değil mi?
İnsan evrimiyle ilgili bu açıklamayı anlamak için bilimsel verilere biraz daha yakından bakalım.
Önce genetik bilimi nedir, ondan bahsedelim...
Genetik bilimi canlılardaki kalıtımı, genetik
çeşitliliği ve ebeveynlerden nesillere aktarılan özellikleri inceleyen bir bilim
dalıdır. Daha çok biyolojinin kapsamı içindedir.
Kalıtım (Heredite), Fiziksel ve biyolojik özelliklerin ana
babadan çocuklara geçiş sürecidir.
DNA ve Genler, yaşamın şifresini barındıran DNA
molekülünü, bu molekül üzerindeki genleri ve kromozomları inceler.
Varyasyon, Canlılar arasındaki genetik
farklılıkların ve çeşitliliğin nedenlerini araştırır.
Modern genetik, 19. yüzyılda Gregor Mendel'in bezelyelerle yaptığı kalıtım deneyleriyle
başlamıştır. 1953 yılında James Watson
ve Francis Crick'in DNA'nın ikili sarmal yapısını
çözmesiyle büyük bir hız kazanmıştır.
Genetik bilimi günümüzde
tıp, tarım, adli tıp ve biyoteknoloji alanlarında, hastalıkların tedavisinden
bitki ıslahına kadar pek çok alanda kullanıldığı gibi, insanlık tarihini ve
insan evrimini çözümlemek amacıyla da kullanılmaktadır.
Tarihi Yeniden kurmanın Üçayağı
Günümüzde insan
evrimini anlayabilmek için Darwinci
evrim teorisi tek başına yeterli görülmemektedir. Genetik uzmanı yazarlar; Luigi
Luca Cavalli - Sforza, Paolo Menozzi,
Alberto Piazza’nın 1994’te
yayımlanan İnsan Genlerinin Tarihi ve Coğrafyası adlı eseri, elimizde
konuya ışık tutan temel kaynaklardan biridir.
Bu esere göre, insanlık tarihinin gerçek anlamda anlaşılabilmesi
için üç disiplinin bir araya gelmesi ve birbirleriyle örtüşmesi gerekir.
Bu üç disiplin; Arkeoloji,
Genetik Bilimi ve Dilbilim’dir.
Genetik Bilimi nüfus füzyonlarını, birleşmelerini ve
göç hareketlerini takip eder. Kesin soy ağaçları sunar ama tek başına tarih
veremez.
Arkeoloji, karbon testi ve kazılarla belirli
tarihler ve demografik veriler (nüfus yoğunluğu vb.) sağlar. Ancak kültürel
yayılım ile fiziksel insan göçünü ayırt etmekte zorlanır.
Dilbilim ise kültürel alışverişi ve eski
temasları gösterir. Ancak genetik evrime göre çok daha hızlı değişir ve kısa
sürede tamamen yerini başka bir dile bırakır.
Üç disiplinin bir araya gelmesiyle insanlık tarihinin genetik atlası ortaya çıkarılır. DNA’mızdaki mikroskobik varyasyonlar
atalarımızın binlerce yıllık göç haritasını çiziyor. Çünkü kemikler dahil insan
kalıntıları değişir, genler hatırlar.
Fiziksel antropoloji yanıltıcı olabilir. Kafatası ölçümleri,
boy gibi özellikler kısa vadeli çevresel değişikliklere (örneğin beslenme)
hızla uyum sağlayabilir. Buna karşın genler, olağanüstü bir kalıcılılığa
sahiptir. Çevresel değişimlere anında yepki vermezler, bu nedenle türümüzün
100.000 yıldan geriye giden bölünme ve birleşme geçmişini korur
Genetik
Verilerin Temel Dinamikleri
Genetik veriler, insan yaşamına kılavuzluk eden varyasyonlar
içerir. En küçük birimi, her hücrede 23 çift bulunan kromozomlardır. Biri anneden, bir diğeri babadan gelir. İnsan
genomundaki varyasyonun derinliği, rastgele seçilen iki kromozom arasında
ortalama "her 500 nükleotidden birinin" farklı olması ile
karakterizedir. Bu mikro düzeydeki çeşitlilik, popülasyonların tarihsel
kökenlerini izlemek için eşsiz bir enformasyon derinliği sağlar.
İnsan DNA’sı, 3
milyar bazdan (A,C,G,T) oluşan devasa bir zincirdir. Gen, DNA üzerinde belirli bir işlevi (örneğin bir proteini) kodlayan
bölgedir.
Evrimin temel hammadddesi, işte bu verilerdir. Evrim
sürecindeki genetik kodlama yahut kopyalama sırasındaki küçük hatalar (“Mutasyon”) yeni varyasyonlar yaratır. Bu
genin farklı versiyonlarına Alel
denir.
Gen frekanslarındaki değişim, evrimsel sürecin nicel
izdüşümüdür. Bu değişimleri yöneten temel faktörden biri Mutasyon’dur. Düşük frekansta gerçekleşse de (nükleotid başına
yaklaşık 200 milyonda 1), moleküler saat çalışmaları için temel veri sağlar.
Mutasyon ile birlikte evrimin diğer ham maddeleri:
Doğal Seçilim, Genetik
Sürüklenme ve Göç’tür.
Doğal Seçilim (Selection): Çevreye uyumu doğuran tek güçtür.
Seçilim katsayısının (s) yayılma hızı üzerindeki etkisi dramatiktir: 1150 yılda
(yaklaşık 46 nesil) sağlayabilir. Uyum dışı kalanlar, elenir.
Genetik Sürüklenme (Drift): Küçük popülasyonlardaki rastgele
dalgalanmalardır. Bütün bir kıtanın genetik peyzajını nasıl domine ettiği,
genetik sürüklenme ile açıklanır.
Göç (Migration): Genetik izolasyon endeksi, bir
popülasyonun aldığı göç oranını ve dolayısıyla genetik izolasyon derecesini
belirler. Bu endeks, sürüklenmenin (drift) yarattığı farklılaşmayı tamponlayan bir
güçtür.
Sonuç: Multidisipliner Yaklaşım
Genetik yapılanma, doğası gereği insan "ırkları"
kavramının bilimsel bir kategori olarak iflas ettiğini kanıtlamıştır. Genetik
veriler, zaman içinde kararlı (stable) yapılarıyla popülasyonların fizyon,
füzyon ve göç süreçlerini anlamada temel bir "çapa" görevi görür.
Ancak bu biyolojik verilerin tek başına kullanılması,
demografik yoğunluk ve kesin tarihlendirme için arkeolojiye, kültürel sınıflandırma içinse dilbilime olan muhtaçlığı ortadan kaldırmaz.
İnsan
Genlerinin Tarihi ve Coğrafyası adlı eser, söz konusu
disiplinlerin metodolojik entegrasyonu için stratejik bir çerçeve sunmaktadır.
İnsanlık tarihini araştırmak, küreselleşmenin yarattığı
homojenleşme baskısı altında hiç olmadığı kadar acildir. M.S. 1492 öncesi
popülasyon yapısının korunması, evrimsel kurgu için vazgeçilmez bir eşiktir.
Modern ulaşım ve kitlesel göçler, binlerce yıllık izolasyonun ürünü olan
genetik imzaları hızla eritmektedir.
"Human Genome
Diversity Project"[3] gibi girişimler, bu "kaybolan"
(vanishing) aboriginal popülasyonların verilerini, küresel gen havuzunda tamamen
erimeden önce kayıt altına almayı amaçlar. DNA sekanslama ve PCR teknolojileri
bize devasa bir veri seti sunsa da, bu verileri anlamlı kılan disiplinler arası
sentezdir. Bu metodoloji, insanlık tarihini sadece bir veri seti olmaktan
çıkarıp; biyoloji, kültür ve coğrafyanın kesiştiği yaşayan bir büyük anlatıya
dönüştürmektedir.
Kaynak: Luigi Luca Cavalli - Sforza, Paolo Menozzi, Alberto Piazza, (1994) “THE HISTORY AND GEOGRAPHY OF HUMAN GENES” (İnsan Genlerinin Tarihi ve Coğrafyası), Princeton University Press, Princeton, New Jersey
[1] Ahmet
Özdemir, Kur’ân ve Bazı İslâm Âlimleri açısından Yaratılış ve Evrimci Görüş,
Bitlis İslamiyat Dergisi, c. 2, s. 1, Haziran 2020; s. 61-76
[2] Luigi
Luca Cavalli - Sforza, Paolo Menozzi, Alberto Piazzi (1994), THE HISTORY AND GEOGRAPHY OF HUMAN GENES (İnsan
Genlerinin Tarihi ve Coğrafyası), Princeton University Press, P. 151
[3] İnsan
Genomu Çeşitliliği Projesi: 1990'larda Stanford Üniversitesi Morrison Enstitüsü
tarafından dünyanın dört bir yanından bilim insanlarının iş birliğiyle başlattığı
proje.































