11 Mart 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi - I

 


Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi - I

 

 

Karadeniz’de Doğu Roma (Bizans) yerleşimini ele alırken, ağırlıklı olarak Osmanlı Dönemine, özel olarak Osmanlı’nın son yıllarındaki Ortodoks Rum varlığına değindik. Bizans Arkeolojisi’ni irdelerken, bir yandan da Osmanlı Arkeolojisi’ne girmiş olduk. 

 

Osmanlı Arkeolojisi

 

Osmanlı arkeolojisi, başlangıçta öne çıkan, arkeoloji alanında benimsenen bir uzmanlık alanı değildir. 19. yüzyıldan itibaren bilimsel bir disiplin olarak arkeoloji önce Yunan ve Roma gibi klasik uygarlıkları, daha sonra da Mısır ve Mezopotamya gibi protohistorik uygarlıkları ortaya çıkarmasıyla başlayan süreç giderek çeşitlenmiştir.

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren arkeoloji, insanın dünya üzerinde görülmeye başlamasından itibaren, onun dünya üzerinde ortaya koymuş olduğu bütün maddi kültür öğelerini araştıran bir disipline dönüşmüştür.

Böylece gerek zaman aralığının uzaması, gerekse çalışma alanın da genişlemesi doğal olarak bu disiplinin de araştırdığı konular itibarıyla çeşitlenmesine yol açmıştır. Günümüzde bile Türkiye’de tek bir arkeoloji disipliniyle bütün dönemleri ve uygarlıkları incelemek mümkün olmadığından, üniversitelerde klasik arkeolojiyle başlayan disiplin zamanla prehistorya, protohistorya ve önasya arkeolojisi gibi değişik branşlara ayrılmış durumdadır.

Osmanlı kalıntıları ise başlangıçta önemsenmeyen, kazılarda “moloz yığını” işlemi gören arkeolojik çalışmalara engel bir katmandı.

1990’lı yıllara geldiğimizde Paleolitik çağdan Selçuklu ve Bizans dönemi sonlarına pek çok arkeolojik araştırma Türkiye’de yapılmaya başlandı. Türk tarihçiliğinin pusulası ve tarihçilerimizin “kutbu” olarak anılan Prof. Dr. Halil İnalcık arşiv belgeleriyle yetinmeyip sahaya indi. Sanat Tarihçilerinin de katkısıyla arkeolojide multidisipliner, “çok branşlı” bir bilim dalı olarak Osmanlı arkeolojisi doğdu.[1]

Osmanlı arkeolojisi ilk olarak Yunanistan’da, Balkanlarda ve Ortadoğu’da, Yunan ve Roma kazıları sırasında rastlanan Osmanlı kalıntılarının değerlendirilmesiyle ortaya çıktı. Zaman içerisinde çeşitlendi, örneğin Saraçhane kazılarında İstanbul’un Roma ve Bizans dönemleri kalıntıların dışında Osmanlı İstanbul’una ait çeşitli buluntular da ortaya çıktı ve bunlar değerlendirilerek yayınlandı.

Karadeniz’den örnek vermek gerekirse, Yavuz Sultan Selim’in Sancak Beyliği’ni yaptığı, Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu bir kent olan Trabzon’da günümüze kadar sağlam ulaşabilen pek çok tarihsel anıt Osmanlı arkeolojisi kapsamında ele alınmaktadır.

Osmanlı Arkeolojisi konusunda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Tarih Bölümünden, Prof. Dr. Reyhan Körpe’nin, Amerikalı Yazar - Arkeolog Uzi Baram ve Antropolog Lynda Carroll’un özel çabalarını anmak gerekiyor.


 

Tarih Araştırmalarında Yeni Bir Metot: Osmanlı Arkeolojisi

 

Prof. Dr. Reyhan Körpe ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Osmanlı Arkeolojisi konusuna özel olarak eğilmiştir. 10-13 Nisan 2017 tarihinde Ankara’da, Uluslararası Prof. Dr. Halil İnalcık Tarih ve Tarihçilik Sempozyumu’nda “Osmanlı Araştırmalarında Yeni Bir Yöntem Olarak Osmanlı Arkeolojisi” konulu bir tebliğ sunulmuştur.

Tebliğ Osmanlı araştırmalarının yeterince kullanmadığı bir alan olan arkeoloji sahasına eğiliyor ve yeni bir disiplin olan Osmanlı arkeolojisini tanıtmayı hedefliyordu. Bilim ve Sanat Vakfı Türkiye Araştırmaları Merkezi bu tebliği vesilesiyle Tez-Makale sunumlarının Kasım ayı konuğu olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Reyhan Körpe’yi misafir etti. Bu sayede hem Sayın Körpe bir tebliğ süresinden daha geniş bir zaman diliminde konuyu sunma imkânını elde etti hem de katılımcılar bu yeni akademik disiplin üzerine birinci ağızdan bilgi sahibi olma ve konuyu müzakere imkânı buldular.[2]

Sempozyumda ele alınan Osmanlı arkeolojisi, 2014 yılında akademik alana taşındı.


Türkiye’de ilk defa Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Osmanlı Arkeolojisi Anabilim Dalı kuruldu. Programın isim babası ise kendi araştırmalarında saha çalışmalarına önem veren ve ilk kez bu yönde çalışmalar yapılması gerektiğini dillendiren merhum Halil İnalcık’tı. Körpe’nin verdiği bilgilere göre bu program hâlihazırda yüksek lisans ve doktora seviyesinde şu anki mevcut öğrencileriyle eğitime devam ediyor ve ilk mezunlarını vermiş durumda.

Arkeoloji disiplini içine en son katılan çalışma alanlarından biri olan Osmanlı Arkeolojisi terimi diğer arkeoloji dallarında olduğu gibi dönemsel ve coğrafi olarak sınırlanmış durumdadır. Osmanlı arkeolojisi dönem olarak Osmanlı Devleti’nin kurulduğu 1299’dan, devletin sona erdiği 1922 yılına kadar yaklaşık 600 yıldan fazla süren bir zaman aralığını, coğrafi olarak ise imparatorluğun Asya, Avrupa ve Afrika’da hüküm sürdüğü toprakları kapsar.[3]

 


Halil İnalcık ve Osmanlı Arkeolojisi


Türkiye’de ve dünyada sosyal bilimler camiasının mümtaz ismi, Türk tarihçiliğinin pusulası ve tarihçilerimizin “kutbu” olarak anılan Prof. Dr. Halil İnalcık, Türkiye’de Osmanlı arkeolojisinin önemini kavrayan ve bu konuda bilimsel çevrelerin harekete geçmesini sağlayan öncü isimdir. İnalcık, özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi üzerine yaptığı çalışmalarda yazılı kaynakların yetersizliğini tespit etmiş ve bu boşluğun doldurulması için arazi çalışmalarının (yüzey araştırmaları ve kazılar) yapılması gerektiğini savunmuştur.

Bu amaçla araziye inen İnalcık, Osmanlı’nın kuruluş sürecini anlamak amacıyla Anadolu’nun kuzeybatısında on yıldan fazla süren saha araştırmaları gerçekleştirmiştir.

Bu süreçte erken Osmanlı ve Bizans kaynaklarını rehber edinerek, metinlerde adı geçen yerleşim yerlerini bizzat yerinde incelemiş ve olayların geçtiği yolları takip ederek tarihi verileri fiziki kanıtlarla doğrulamıştır.

Yaptığı bu yüzey araştırmaları sayesinde, Osman Gazi’nin 27 Temmuz 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Bapheus (Koyunhisar) Savaşı’nın gerçek yerini tespit ederek, bu savaşın Osmanlı Devleti’nin asıl kuruluşu olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur.

 

İnalcık ve Bapheus (Koyunhisar) Savaşı

 

Bapheus (Koyunhisar) Savaşı'nın yerinin tespiti, Osmanlı tarih yazımında devrim niteliğinde bir değişim yarattığı için büyük öneme sahiptir. Bu önemin temel nedenleri şunlardır:

·         Devletin "Asıl" Kuruluş Tarihinin Belirlenmesi: Prof. Dr. Halil İnalcık, yaptığı yüzey araştırmalarıyla yerini tespit ettiği bu savaşın, Osmanlı Devleti’nin asıl kuruluşu olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur.

·         Geleneksel olarak kabul edilen 1299 tarihi yerine, 27 Temmuz 1302'de Bizanslılara karşı kazanılan bu zafer, devletin bağımsız bir siyasi teşekkül olarak tarih sahnesine çıkış noktası olarak kabul edilmiştir.

·         Yazılı Kaynakların Doğrulanması: Osmanlı’nın kuruluş dönemine ait yazılı belgelerin yetersizliği, bu dönemi bir "kara delik" haline getirmişti. İnalcık, erken Osmanlı ve Bizans kaynaklarını arazi çalışmalarıyla birleştirerek, metinlerde geçen yerleşim yerlerinin ve olayların gerçekliğini fiziki kanıtlarla teyit etmiştir.

·         Stratejik ve Coğrafi Netlik: Savaşın gerçekleştiği konumun ve Osman Gazi'nin takip ettiği güzergâhların belirlenmesi, Osmanlı Devleti'ni kuranların stratejik hamlelerini ve yayılma siyasetini anlamayı mümkün kılmıştır.

·         Metodolojik Dönüşüm: Bu tespit, Türk tarihçiliğinde sadece kütüphane çalışmalarına değil, saha araştırmalarına ve arkeolojik verilere dayalı yeni bir metodolojinin (Osmanlı Arkeolojisi) öncüsü olmuştur.

Özetle, Bapheus Savaşı'nın yerinin tespiti, Osmanlı Devleti'nin doğuşuna dair efsanevi anlatıları somut tarihi verilere dönüştürmüş ve kuruluş sürecine dair bilgilerin büyük bir bölümünün aydınlatılmasını sağlamıştır.

 

Devam edecek: Osmanlı Dönemi - II  

 

Kaynaklar:

 

Körpe, Reyhan. 2010, Tarih Araştırmalarında Yeni Bir Metot: Osmanlı Arkeolojisi, Uluslararası Prof. Dr. Halil İnalcık Tarih ve Tarihçilik Sempozyumu Bildiriler, II. Cilt, TTK. Yay. VIII. Dizi – Sayı: 32b

Körpe, Reyhan. 2022, Dünyada ve Türkiye’de Osmanlı Arkeolojisi çalışmaları ve Osmanlı Arkeolojisinin Geleceği, Çelebi Dergisi, Sayı 9, Sayfa 223-236

Uluslararası Prof. Dr. Halil İnalcık Tarih ve Tarihçilik Sempozyumu Bildiriler, Cilt I – II, Türk Tarih Kurumu Yay. Ankara, 2022

 

11.03.2026, Ünye Kent

 

Dipnot:

[1] Körpe, 2010; 410

[2] Yusuf Ziya Altıntaş, “Tarih Araştırmalarında Yeni Bir Metot: Osmanlı Arkeolojisi” üzerine Değerlendirme.

[3] Körpe, 2022; 224

4 Mart 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXV (Lozan Mübadilleri - 3)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXV

(Lozan Mübadilleri - 3)

 

Her ayrılıktan sonra birey yahut toplum yeniden tanımlanır. Çünkü ayrılık, sadece bir mekânı geride bırakmak değildir. Kendinden bir parçayı da bırakırsın orada ve giderken beraberinde pek çok şeyi götürürsün.

18 Aralık 1923’te yüz binlerce insan, “vatan” kavramının yeniden tanımladığı o büyük yolculuğa çıkmıştı.

Yunanistan’dan gelen ilk Müslüman-Türk kafilesi, yanlarında hüzünlü anılarını, gözyaşlarını ve umutlarını taşıyarak ana vatana ayakbastılar.

Anadolu’ya gelen Müslüman-Türk kafilenin üç katı Ortodoks Rum topluluğu da aynı tarihte Anadolu’dan Yunanistan’a doğru yola çıktı.

 

Ünye Mübadilleri 

 

1923 Nisan’ında ikinci gemi ile Ünye’ye gelenler, Batı Trakya’ya en yakın ilk göçmen kafilesindendi. Selanik’e bağlı Startiska (İsterça) köyü Makedon – Yunanistan sınırı arasında bugün bile itilaflı bir bölge. Hayruş adıyla bilinen ailenin erkeği 35 yaşında, eşi 16 yaşındadır ve kızlarına hamiledir. Yanlarında kardeşlerinin oğlu olan iki yeğeni vardır. Dedelerinin babası hakiki Arnavut, babaanne ve dedelerinin annesi Makedonca konuşan (Sırpçaya benzer bir dil) bir ailenin üyesidir. Orta Mahalle’de boş bir Rum evine yerleşirler. Beraber geldikleri akrabalarından bir kısmı İzmir’e gider ve Startista soyadını alırlar.

30’lu yıllarda Hayruş ailesinin evi Sivas’tan gelen Karargâh askerlerine verilince, aile Burunucu Mahallesine geçer.

Aynı kafileyle gelen Kayalılar (Startiska’ya yakın Kayalı mevkiinden geldikleri için bu adla anılırlar), Erdenizler (hepsi Ünye’den gitmişlerdir), Önder ailesi (Burunucu Camisi eski imamı Ali Önder efradı), Alan ailesi (Ünyeli ozan Kulfani / Mustafa Alan’ın efradı), Güldenizler, Parlaklar ve Balıkçı Yükseller’in aileleri Burunucu Mahallesi’nde iskan edilirler.

Ticari hayatı canlı tutan, özellikle Burunucu’nda çömlekçilik gibi çok önemli bir sektör yaratan Rumların 1923 sonrası gidişiyle birlikte Ünye ekonomisi çöker. Sadece ekonomik değil, kültürel ve mimari açıdan Ünye’de Rumların boşluğunu doldurmak uzun zaman alır. (Bkz. “Çömlekçi’nin Gülleri” adlı araştırma yazımız.)

Mübadil gelenler dâhil, Ünye’de ikamet eden herkes o dönem oldukça manidardır.

Selanik mübadili olarak Ünye’ye gelenler, kural olarak öncelikle giden Rumların mülklerine yerleşmesi gerekirken, bu ev ve araziler devlet erkânı, subaylar, felaketzedeler ve başka yerlerden gelen göçmenlerce kullanılmaktadır. Diğer yandan devletçe İstiklal Savaşı gazilerine, dul ve yetimlerine öncelik tanınarak ya satılır ya da tahsis edilir. Bu nedenle sevkiyat sırasında yaşanan karmaşa muhtemelen Ünye’de de görülür. Genellikle üç dört gün misafirhanelerde bekletilen mübadiller bakanlığın belirlediği iskân yerlerine sevk edilirken, yığılmalar ve gecikmeler olmaktadır. Tahsis edilen evlere yerleşemeyen göçmenler, cami ve okul binalarında bekletilir yahut başka yörelere sevk edilirler. Hatta Selanik’ten Ünye’ye gelen bir grup mübadilin Ünye’deki koşulları beğenmeyerek İzmir ve Manisa’ya gittiği bilinmektedir. (Benzeri sorunları içeren Hilal-i Ahmer Cemiyeti müfettişi Dr. Haydar Bey’in 1 Mayıs 1924 tarihli raporu bu konuda resmi bir belge niteliğindedir.)

Trenle yahut yaya olarak yapılan yolculuklar, göçmenlerin kaybolan eşyaları, camları ve kapıları kırık meskenlerde kalabalık olarak üst üste barınmaları, açlık ve hastalıklarla dolu bir tablo göz önüne alındığında, yolculuktan sonraki zayiat ve ölüm rakamlarını anlamak daha kolay olacaktır.

 


Ortak Acılar: Benden Selam Söyle Anadolu’ya

 

Türkiye’de “göçmen” yahut “muhacir” bilinen ve “kaybedilmiş toprakların hatırası / mirasçısı” olarak tanımlanan Lozan Mübadilleri, sayıca Rum mübadillerin dörtte biri kadardır. O yıllarda ve bir dönem öncesinde ülkenin dört bir yanından sürgün yahut tehcir nedeniyle yaşanan büyük nüfus hareketi yanında fazla öne çıkan bir olgu değildir. Buna karşın Yunanistan için mübadele olayı bir dönüm noktası olarak derin bir etki yaratmıştır. Muazzam koşulların zorlamasıyla toplumun benliğine kazınan, kültür ve sanat yaşamına damgasına vuran bir olgu halini almıştır.

Yunanistan’da “30 kuşağı” edebiyatçıları yoğun bir şekilde mübadele konusunu işlemişlerdir.

Yunanlı kadın yazar Dido Sotiriyu, “Matomena Homata - Kanlı Topraklar / Benden Selam Söyle Anadolu'ya” adlı kitabıyla 1982 yılında Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü'nü kazanmıştır. İzmir’in Şirince Köyü’nde doğan Sotiriyu, 13 yaşındayken 1922’de Yunanistan’a göçmüştür.

Sotiriyu, yıllar sonra kaleme aldığı mübadele öyküsünü şu şekilde sonlandırıyor:

 

“Ve sen Kör Mehmet'in damadı! Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum... Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşehriler... Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendi kendini!.. Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı! Benden Selam Söyle Anadolu'ya!.. Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin... Ve kardeşi kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!..[1]


 

Gece Yolculuğu

 

Gece Yolculuğu, yönetmenliğini ve senaristliğini Ömer Kavur'un yaptığı, başrollerinde Aytaç Arman ve Macit Koper'in rol aldığı 1987 yapımı filmin laytmotifini Karaköy yerleşimi oluşturur. 1923 Mübadelesi ile terk edilen Muğla-Fethiye’ye bağlı bu yerleşim, adeta hayalet kasaba görünümünde.

Bugün o eski evler bütünüyle koruma altına alındı. Eski adı Levissi olan köyde eskiden iki kilise, 14 şapel ( küçük kilise ) vardı. Taksiyarhis ve Katopanayi kiliseleri harap durumda. İkincisinin ahşap kapısı Fethiye Müzesi'nde. Panagia Pirgiotis Kilisesi (Aşağı kilise) ise daha iyi durumda. Freskleri ile ilgi çekici bu kilise, ziyaret etmeye değer.

Mübadele'den önce kız ve erkek ilkokulları, doktor ve eczaneleri, matbaası ve çok sayıda dükkânı ile çok canlı bir yerleşim yeriymiş. Gazete bile yayınlanırmış.

Mübadele ile gelen Müslümanların çoğu çeşitli nedenlerle, başka yerlere göçmüş. Buradan Yunanistan'a gidenler de Atina yakınlarında bir yere iskân edilmişler. Burayı mamur edip adına Nea Makri demişler. Yani "Yeni Meğri"yi kurmuşlar.

Kayaköy'de büyük ve küçük kilise ile on dört şapel ve bir çömlek atölyesi bulunmaktadır. Köyde 13. yy'dan beri Hristiyan toplumun yaşadığı biliniyor. 1922'ye kadar 25 bin kişi yaşıyorken, "Mübadele" sırasında köyün sakinleri tümüyle Yunanistan'a göçmüştür. Buraya da Batı Trakya’dan göçmenler yerleştirilmiş. Kayaköy’ün önündeki düzlüğe evler kurulmuş. Şimdi düzlükte birkaç bin kişilik yerleşik nüfus var.[2]


 

Yegâne Miras

 

Yunan edebiyatının en büyük düzyazı ustalarından ve önemli şairlerinden Yorgos Yoannu, bu romanında 1923 Mübadelesi’nden sonra ailesinin yerleştiği Selânik’i anlatıyor. Yazarın annesi ve babası Tekirdağ-Keşan doğumludur. Çocukluk ve yeniyetmelik dönemlerinin anılarını bir araya getirdiği Yegâne Miras’ta okura, görevli gittiği Atina ve Bingazi’den son derece canlı insan portreleri ve günlük yaşam manzaraları sunuyor.

Deneme-hikâye arası bir anlatım tarzıyla çağdaş Yunan edebiyatına yeni bir soluk getiren yazarın bu kitaptaki başkahramanı, doğup büyüdüğü ve büyük bir aşkla bağlı olduğu Selânik şehri. Yeniyetme bir delikanlı olarak yaşadığı İkinci Dünya Savaşı sırasında, bombalar altında yıkılan Selânik’te yazarın kendi aile çevresinde gelişen traji-komik olaylarla örülen bu öykülerin ayrıntılarında Yunanistan’ın gizli çağdaş tarihini bulmak mümkün.


 

Kardeş Nereye? Mübadele (Belgesel)

 

Ömer Asan tarafından hazırlanan "Kardeş Nereye- Mübadele" belgeseli Ege'nin iki yakasından mübadillerle yapılan görüşmelerden oluşuyor. Bir saatlik film yurtlarından koparılan insanların zorunlu yolculuklarını ve hayatlarını yeniden kurmalarını anlatıyor.

Belgesel, 2010 yılında Türkiye’de ve Yunanistan’da çekiliyor. İstanbul, Ordu, Selanik, Drama, Katerini, Kilkis’te çekimler yapılıyor. 1924 Mübadelesi öncesi ve sonrası yaşanan büyük insanlık dramını bizzat yaşayanların tanıklığıyla ekranlara getiriliyor.

Röportajlarda her iki ülkeden insanlar yer alıyor. Yaşananlar özellikle Ordu’dan gitmiş yahut Ordu’ya gelen mübadillerin ağzından anlatılıyor.

Yüz binlerce insan hiçbir şekilde onayları alınmadan, ani bir kararla yurtlarından sürülmüş ve hiç tanımadıkları topraklara yerleştirilmiştir.

Bu belgeselde iki devlet arasındaki (Türkiye ve Yunanistan) 20. yüzyılın en dramatik insan değişimi, tüm çıplaklığıyla ekranlara getiriliyor.   

 

Sonuç: Vatan ve Gurbet Arasındaki İnce çizgi

 

1923 Mübadelesi, Ege’nin ve Karadeniz’in iki yakasında milyonlarca insanın hayatını geri dönülmez şekilde değiştirdi. Gidenler ve gelenler aynı denize bakıp farklı dillerde aynı hasreti çektiler.

Bugün Ünye’deki bir kilise duvarı veya Selanik’teki bir cami, bu büyük göçün sessiz anıtlarıdır.

Daha önceki anlatımlarımızda olduğu gibi, anlatılan senin hikâyendir.

Bu hikâye, sayıların ötesinde, kaybedilen ve yeniden kurulan yaşamların hikâyesidir.

 

Devam Edecek: Osmanlı Arkeolojisi

 

Kaynaklar:

 

Varilci A.D.-Kabayel, Ahmet- 2009, Ünye Kent Yazıları   

Pekin, Müfide. 2005, Yeniden Kurulan Yaşamlar, 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi- Derleme: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Karakoyunlu, Yılmaz. 2005, Güz Sancısı, 5. Baskı, Doğan Kitap

Karakoyunlu, Yılmaz. 2023, Salkım Hanımın Taneleri, 21. Baskı, Doğan Kitap Varlık Vergisi

Sotiriyu, Dido. 2000, Benden Selam Söyle Anadolu'ya, Alan Yay.

Yoannu, Yorgo. 2002, Yegâne Miras, İletişim Yay.

Pekin, Müfide. 2005, Yeniden Kurulan Yaşamlar –Derleme: 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,

Kavur, Ömer. 1987, Gece Yolculuğu, Alfa Film

Asan, Ömer. 2011, Kardeş Nereye? Mübadele Belgeseli, Heyamola Production

 

04.03.2026, Ünye Kent

 

 

Dipnot:

[1] Sotiriyu, 2000; 240

[2] Muğla İl kültür ve Turizm Müdürlüğü

25 Şubat 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXIV (Lozan Mübadilleri - 2)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXIV

(Lozan Mübadilleri - 2)

  

17. Yüzyıla kadar Osmanlı’nın Batı’ya doğru ilerleyişinden söz etmekteyiz. Bu süreçte Doğu’dan Batı’ya doğru ilerleyen bir Osmanlı göçü görülür. İkinci Viyana Kuşatması (1683) sonrası rota tersine döner, Batı’dan Anadolu’ya doğru göç başlar. Kademeli bir biçimde gerçekleşen bu göç, en uç noktalardan başlayarak, merkeze doğru gerçekleşir.

Balkanlar, özellikle de Selanik, Batı’dan gelenlerin toplanma merkezi haline gelir. Bu nedenle Lozan Mübadilleri dendiğinde, Anadolu’da Selanik Muhacirleri akla gelmektedir.[1]

 



 

Büyük Göç

 

Batı’dan ilk büyük göç dalgası 1804’te Sırp isyanıyla başladı. Bu isyanda Fransız Devrimi’nin ve dalga dalga yayılan ulusalcı hareketlerin rolü büyüktür. Bosna – Hersek ve Rumeli’ye göçün ikinci dalgası, yine aynı nedenle 1826 yılında oldu. 1867’de ise, Sırp baskısından kaçan Boşnakların bir bölümü Türklerle birlikte Anadolu’ya kadar göç etti.

Yunanistan’dan ilk göç 1820 yılında Mora isyanından sonra başladı. 1826 yılında İngiltere ve Rusya ile yapılan antlaşmalar sonucunda bağımsız Yunan devleti kuruldu. Evlad-ı Fatihan, yüzlerce yıl yaşadığı topraklardan sürgün edilmeye başlandı. Üstelik bu sürgün büyük bir kıyım ve katliamla gerçekleşti.[2]

Türkçe konuşmayı bilmeyen 60 bin Müslüman, 1864 Yılında Girit’ten göç etmek zorunda kaldı.[3]

Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan yeni göç dalgasının ardından, 1923 yılında Yunan askerinin Anadolu’yu terk etmesiyle başlayan süreç 1923 Lozan mübadele antlaşmasıyla sonuçlandı. Lozan’ın ek maddesi “mübadele” içerikliydi.

1923 -33 yılları arası 384 bin Türk ve Müslüman, Yunanistan’dan Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutuldu.[4]

Buna karşılık 1,2 milyon Ortodoks Rum Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldı.

Lozan Mübadele’si sayıca en kalabalık göç dalgası olmasına rağmen, göçler 1970 yılına kadar sürdü. 1934 – 60 arası 23 bin 788 kişi, 1960 – 70 arasında ise 20 bin kişi Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etti.

Yugoslavya’dan 1946 – 68 arası ve 1970’te resmi kayıtlara göre 305 bin 158 kişi, Romanya’da 1812 sonrası 200 bin, 1877 – 78 Savaşı sonrası 80 bin, 1923 -33 arası 33 bin 852, 1934 – 60 arası 87 bin 476 kişi göç etti.  

Bulgaristan’dan ise, yine 1828 sonrası 30 bin, 1876 -78 arası 200 bin, 1885 – 23 arası 500 bin, 1923- 33 arası 101 bin, 1934 – 1960 arası 273 bin, 1968 – 79 arası 115 bin 500 kişi göç etmiştir.

Göç yollarında bir kısım göçmen hastalık ve açlıktan ölmüş yahut uğradıkları saldırılar sonucunda ağır kayıplar vererek Türkiye’ye gelebilmişlerdir.[5]




Aynı zorlu ve zorunlu yolculuk, Türk Kurtuluş Savaşı sonrası Rumlar için de geçerliydi.

Lozan göçleri her ne kadar resmi kanalla ve Hilal-i Ahmer (Kızılay) gibi yardım yahut sağlık kuruluşları aracılığıyla organize edilmeye çalışılsa da mağduriyeti gideremedi.

Mübadiller gittikleri topraklarda da rahat edemedi.

 


Göç Yollarında

 

Lozan'da 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan sözleşme ve protokol gereği "Türk-Yunan nüfus mübadelesi”ne karar verilir. 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, Türk topraklarında yerleşmiş Rum-Ortodokslar ile Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman Türkler zorunlu göçe tabi tutulurlar.

Yunanistan savaşı kaybedince Anadolu’dan Yunanistan’a, Yunanistan da Türkiye’ye karşılıklı göç başlar. Her iki tarafta da büyük bir yığılmalar oluşur. Gelenler düzenli iskân edilemeyince, resmi yoldan karşılıklı göç, “mübadele” kararına varılır.

İstanbul'da oturan Rumlar ve Batı Trakya'da oturan Müslümanlar mübadeleden muaf tutulur.

Muafiyet kararı düzenli işlemez; Kıbrıs Sorunu ve 6-7 Eylül 1955 olayları gibi dönem dönem yaşananlar dolayısıyla aksar ve “göç” günümüze kadar uzar.[6]

Daha önceki yıllarda yaşanan göç perişanlığı göz önünde tutularak, 13 Ekim 1923 tarihinde Tunalı Hilmi Bey’in önergesiyle “Mübadele İmar ve İskân Bakanlığı” kurulur. Mustafa Necati’nin Bakanlığında merkezde ve taşrada örgütlenerek birçok yasal düzenleme gerçekleştirildi. Zaten baskı altında oldukları için Türklerin bir kısmı resmi göç kararını ve tarihini beklemeden kıyı kentlere yığılmışlardı.[7]

Ağırlıklı olarak deniz yoluyla yapılan taşıma Hilal-i Ahmer (Kızılay) kuruluşunun yardımlarıyla gerçekleşti. Müslüman göçmenler Selanik, Kalikratya ve Kavala'dan gemilere alınarak Tekirdağ, İstanbul, Mudanya, Zonguldak, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, İzmit, Gelibolu, Bandırma ve Burhaniye’ ye taşınırken, Girit ve Kandiye ‘den alınanlar ise Mersin, Silifke, Marmaris, Bodrum, Güllük, Ayvalık, Çanakkale ve Erdek iskelelerine taşınır. Deniz yoluyla yapılan taşımalar, her iki ülkeye güçlü bir deniz filosu yaratma konusunda yardımcı olmuştur. Başlangıçta yeterli olmayan Türk gemileri nedeniyle açılan ihaleyi İtalyan Lloyd Tristino Vapur Şirketi kazanmışsa da, gelen tepki üzerine ihale iptal edilerek, görev Seyr-i Sefain İdaresi ile Türk Vapurcularına verilir. Selanik Limanı’ndan Samsun ve Ordu Limanlarına Türk ve Müslüman Mübadillerini taşıyan araçlardan biri de Gülcemal Vapuru’dur.[8]


Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, mübadele yoluyla Türkiye’ye gelen göçmen sayısı toplam 456.720 kişidir. İllere göre dağılımı şöyledir:

Edirne'ye 40.041, Balıkesir'e, 33.138, Bursa'ya 32.075, Tekirdağ’a 22.237, İstanbul’a 32.773, İzmir'e 31.867, Kırklareli'ne 19.920, Samsun'a 16.277, Kocaeli’ne 15.530, Niğde’ye 15.668, Manisa'ya 11.872, diğer il ve ilçelere 185.322 kişi yerleştirilir.[9]

Yolculuk esnasında 269 kişi, konakladıkları yerlerde 870 kişi, iskân edilişlerinin hemen ertesinde 2.680 kişi olmak üzere toplam 3.819 kişi hayatını kaybetmiştir. (Mübadele, İmar ve İskân ikinci Bakanı Refet Bey'in (Canıtez) basın açıklaması.)[10]


 

Devam Edecek: Lozan Mübadilleri – 3 (Ünye Mübadilleri / Ortak Acılar )

 

Kaynaklar:

 

Anadol, Kemal. 2003, Büyük Ayrılık, Doğan Kitap

Arı, Kemal. 1995, Büyük Mübadele Türkiye'ye Zorunlu Göç, Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Gökaçtı, Mehmet Ali, 2005, Nüfus Mübadelesi, Kayıp Bir Kuşağın Hikâyesi, İletişim Yay.

Belli, Mihri. 2004, Türkiye - Yunanistan Nüfus Mübadelesi, Ekonomik Açıdan Bir Bakış, Belge Yay.

İpek, Nedim. 2000, Mübadele ve Samsun, Türk Tarih Kurumu

Tosun, Ramazan. 2002, Türk-Yunan İlişkileri ve Nüfus Mübadelesi (1821-1930), Berikan Elektronik Basım Yay.

Karakoyunlu, Yılmaz. 2005, Güz Sancısı, 5. Baskı, Doğan Kitap

Varilci-Kabayel, 2009, Ünye Kent Yazıları  

Samsun Mübadele Derneği, 2011, Mübadele: Şen Gittik Yaslı Döndük, Yayın ve Demeçler.

Lozan Mübadilleri Vakfı, 2025, Yayın ve Demeçleri.

 

25.02.2026, Ünye Kent

 

Dipnot:

[1] Anadol, 2003

[2] Arı, 1995

[3] Gökaçtı, 2005

[4] Belli, 20004

[5] İpek, 2000

[6] 6-7 Eylül Olayları veya İstanbul Pogromu, İstanbul'da yaşayan Rum azınlığa karşı 6-7 Eylül 1955'te gerçekleşen organize toplu saldırı için bkz. Karakoyunlu, 2005

[7] Tosun, 2002

[8] Varilci-Kabayel, 2009

[9] Samsun Mübadele Derneği, 2011

[10] Lozan Mübadilleri Vakfı, 2025