12 Ağustos 2026 Çarşamba

Assos ve Parthenon Tapınağı

 


Assos ve Parthenon Tapınağı

 

Yunan Anakarasından Batı Anadolu’nun Kuzey kıyılarına gelen Aeol göçmenleri, MÖ. VI. Yüzyılda Assos’un zirvesine Athena Tapınağı’nı inşa ettiler. 100 yıl aradan sonra bu defa Yunan Anakarasının merkezi Atina’da, Tanrıça Athena adına bir başka tapınak inşa edildi: Athena Parthenon Tapınağı 

İki kat büyüklükteki bu yeni tapınağın Anadolu’dakine benzeyen yönleri oldukça fazlaydı. Bu tapınak Atina Demokrasisi için bir simgeydi ve kente adını veren Tanrıça Athena’ya adanmıştı. Tıpkı Anadolu’daki Assos Athena Tapınağı gibi…

Athena Parthenon Tapınağı’nın inşasına Perikles Dönemi’nde başlandı. Klasik Yunan sanatının zirvesi sayılan bu eserin mimarları, Antik Çağın dehası kabul edilen İktinos ve Kallikrates’ti.


 

Antik Çağ’ın Öncüleri

 

Düz bir çizgi her zaman düz müdür? Ya da devasa bir taş sütun, sadece yukarı doğru uzanan mekanik bir silindirden mi ibarettir? Antik dünya mimarları için bu soruların cevabı, estetik ile matematiğin kusursuz birleşiminde gizliydi. Onlar, insan gözünün biyolojik kusurlarını ve perspektif yanılsamalarını biliyor, bu kusurları alt etmek için matematiği kullanıyorlardı.

Atina Akropolisi'nin tacı Parthenon ve onun öncüsü Çanakkale’nin rüzgârlı bir volkanik tepesinde yükselen Assos Athena Tapınağı, sadece tanrıça Athena’ya adanmış taş yapılar değil, antik mühendisliğin ulaştığı en yüksek mertebelerin sessiz tanıklarıdır. Bu yazıda, Ege’nin iki yakasındaki bu iki ikonik anıt arasındaki şaşırtıcı benzerlikleri ve keskin üslup farklarını, bir kültür mirası perspektifiyle keşfedeceğiz.



 

Parthenon’da Optik Düzenleme

 

Atina Akropolisi’nde MÖ 447-432 yılları arasında yükselen Parthenon, uzaktan bakıldığında kusursuz bir geometrik dikdörtgen gibi görünür. Ancak bu, mimarlar Iktinos ve Kallikrates’in dehasıyla kurgulanmış devasa bir optik illüzyondur. Yapıda neredeyse tek bir düz çizgi bile yoktur.

·         Entastis ve Dinamik Denge: Sütunlar yukarı doğru dümdüz ilerlemez; orta kısımlarında entastis adı verilen hafif bir şişkinlik bulunur. Bu, sütunların gözümüze zayıf veya ortadan kırılacakmış gibi görünmesini engellerken, yapıya canlı bir organizma gibi "nefes alan" bir görünüm katar.

·         Matematiksel Oran 4/9: Parthenon’un her santimetresinde matematiksel bir disiplin hakimdir. Sütun çaplarının sütunlar arasındaki mesafeye oranı ve yapının genel boyutları, x=2y+1 (4/9) formülüyle belirlenmiştir. Daha da şaşırtıcısı, cepheden bakıldığında genişliğin yüksekliğe oranı, insanoğlunun estetik ideal kabul ettiği Altın Oran’ın tarihteki ilk büyük uygulamalarından biridir.

·         Optik Düzeltmeler: Tapınağın tabanı (stylobat) merkeze doğru hafifçe kavisli yapılarak uzun yatay hatların ortadan aşağı "sarkıyormuş" gibi görünmesi engellenmiş, dış sütunlar ise yapıya görsel bir sağlamlık katmak adına hafifçe merkeze doğru eğilmiştir.





Yüzyıl Önceki Öncü: Assos Athena Tapınağı

 

·         Ege’nin karşı kıyısında, MÖ 540-530 yıllarında sönmüş bir volkanın zirvesinde yükselen Assos Athena Tapınağı, coğrafyasına meydan okuyan "vakur" bir duruş sergiler. Onu özel kılan, Anadolu mimarlık tarihindeki "öncü" karakteridir.

·         Assos Athena Tapınağı, Anadolu’daki Arkaik Çağ’a ait tek Dor düzeni tapınaktır. Ancak bu yapı, sadece Yunan anakarasının ağır ve sade Dor disiplinini kopyalamamıştır. Assoslu ustalar, Batı’nın bu disiplinli üslubunu, Anadolu’nun (özellikle komşu İon bölgelerinin) süslemeci ruhuyla harmanlamışlardır.

·         Normalde sade olması beklenen Dor düzenine, İon mimarisinin ürünü kabartmalı frizler eklenerek eşine az rastlanan bir sentez yaratılmıştır. Bu durum, bölgenin Aeolis (Aiol) köklerinin, güneydeki İon komşularının sanatsal derinliğiyle girdiği estetik bir etkileşimdir.

 

Pentelikon Mermeri ve Sert Andezit

 

İki tapınak arasındaki yapısal fark, aslında yerin altından gelen malzemenin ruhuyla şekillenmiştir.

·         Parthenon’un Zarafeti: Yapı, temel hariç tamamen Atina yakınlarındaki Pentelikon mermerinden inşa edilmiştir. Beyaz mermerin ışığı yansıtan dokusu, yapının Atina demokrasisinin parlak bir sembolü olmasını sağlamıştır.

·         Assos’un Direnci: Assos’ta ise durum çok daha zahmetlidir. Tapınak, akropolün üzerine kurulduğu volkanik tepeden çıkarılan yerel andezit taşından yapılmıştır. İşlenmesi son derece zor, "inatçı" ve sert bir taş olan andezit, tapınağa rüstik ve sarsılmaz bir güç katar. Ancak bu sertlik bir avantajı da beraberinde getirmiştir: Andezitin dayanıklılığı sayesinde frizlerdeki Herakles ve Kentauros mücadeleleri gibi ince detaylı kabartmalar, binlerce yılın aşındırıcı etkisine rağmen günümüze ulaşabilmiştir.

·         Karma Tarz “Hibrit”: Her ne kadar Dor düzeniyle tanınsalar da, her iki tapınak da karma özellikler taşır. Parthenon’un kutsal iç mekânında (naos) İon düzeninde sütunlar ve frizler bulunurken, Assos’ta bu karışım dış cephe frizlerinde görülür.



Her İki Tapınağın Tarihsel Yolculuğu

 

Bu iki yapı, sadece fiziksel olarak değil, ideolojik olarak da defalarca "yeniden doğmuştur."

·         Parthenon, 6. yüzyılda bir kiliseye, 1456’da ise camiye dönüştürüldü. 1687’deki trajik Venedik bombardımanında, Osmanlı cephaneliği olarak kullanıldığı sırada büyük bir patlama yaşadı. Venedikliler yapıyı ele geçirdiğinde, cami minaresinin yerine (bugün mevcut olmayan) bir çan kulesi inşa ederek yapıyı Katolik kilisesine çevirdiler. 19. yüzyılda Lord Elgin tarafından götürülen heykeller ise bugün hala Britanya Müzesi'nde büyük bir diplomatik tartışmanın konusudur.

·         Assos ise Bizans döneminde ciddi bir dönüşümden geçti. Tapınağın altar (sunak) kısmı bu dönemde tahrip edildi veya ortadan kalktı. Tapınağın kalbi sayılan Naos duvarlarının taşları sökülerek başka inşaatlarda kullanıldı; öyle ki bugün kutsal odanın sadece yerdeki hüzünlü izleri seçilebilmektedir.

 

Sonuç: Geçmişin Işığı Denizcilere Rehberlik Ediyor

 

Hem Atina hem de Assos Akropolisi, şehirlerinin en korunaklı ve en yüksek noktalarına kurulmuş stratejik kale kentleridir. Ancak Assos’un konumu, sarp bir volkan tepesinin üzerinde doğrudan denize bakan bir gözetleme kulesi gibidir. Antik kaynaklar, tapınağın denizcilerin uzaktan görerek yollarını bulabilecekleri bir nirengi noktası olarak tasarlandığını doğrular.

Boyutları açısından bakıldığında, Parthenon (yaklaşık 30.88 x 69.50 m) ihtişamı ve imparatorluk gücünü simgelerken; Assos Athena Tapınağı (14.30 x 30.31 m) daha mütevazı ama Anadolu’nun özgün taş işçiliğiyle perçinlenmiş sarsılmaz bir karaktere sahiptir.

Bugün bu kalıntılara bakarken sormadan edemiyoruz: Modern mimarimiz, 2500 yıl önceki bu optik hassasiyetin, matematiksel derinliğin ve malzemeyle kurulan bu "ruhsal" bağın ne kadarına sahip? Antik mimarların gözlerimize oynadığı bu oyunlar, aslında bize gerçeğin sadece bakmakla değil, görmekle ve anlamakla ilgili olduğunu fısıldamaya devam ediyor.


Devam edecek: Assos’un Diğer Yapıları.

12.08.2026, Ünye Kent

5 Ağustos 2026 Çarşamba

Assos Athena Tapınağı

 


Assos Athena Tapınağı

 

Assos Athena Tapınağı, Anadolu'da Arkaik Dönem'de inşa edilen tek Dor düzenli tapınaktır. Bu durumun temel sebepleri kurucuların kökeni, bölgenin mimari tercihleri ve erken dönem yerleşim koşulları ile ilgilidir.

Assos’tan tam yüz yıl sonra Atina’ya adını veren Yunanistan’daki Athena Parthenon Tapınağı inşa edilmiştir. Konum ve mimari yapı olarak birbirlerine benzeyen bu iki kutsal yapının karşılaştırılmasına geçmeden, Assos’taki Athena Tapınağı’na biraz daha yakından bakalım. 

Assos Athena Tapınağı’nın mimari ve tarihsel konumu: Assos kenti, MÖ 1000 civarında Midilli Adası'ndan gelen Aeolis (Eol) kolonistleri tarafından kurulmuştur. Günümüz Behramkale köyünde konumlanan Assos'taki ilk yerleşimciler kesin olarak bilinmemekle birlikte, şehir antik kaynaklara göre Midilli Adası'ndan gelen Methymnalılar tarafından MÖ 7. yüzyılda kurulmuştur. Assos, sonraki tarihte Yunan ve Pers imparatorlukları hâkimiyeti altına girmiş, Büyük İskender'in ardından MÖ 4. yüzyılda Seleukos krallığı ve MÖ 190 yılında da Pergamon krallığına katılmıştır. MÖ 133'te Pergamon krallığıyla birlikte Roma hâkimiyetine girmiştir.

MÖ 11. yüzyılın ikinci yarısında  (yaklaşık MÖ 1100–1050) Kuzey Ege’ye yapılan Aeolis göçünde en büyük etken, Yunan anakarasına kuzeyden gelen Dor kavimlerinin istilası ve yaşadıkları toprakların mevcut nüfusu besleyemez durumda olmasıydı.

Yunanistan’ın Tesalya ve Boiotia bölgelerinden gelen bu topluluk, Midilli (Lesbos) adası ile Edremit Körfezi'nden Gediz Nehri'ne kadar olan alanda yerleşmiştir.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan Aeoller, Aiolis adını verdikleri bu bölgede Güney komşuları İonlar gibi önemli bir uygarlık kurmuşlardır.

Başkent niteliğindeki en büyük kentleri bir kıyı yerleşimi olan Kyme’dir. İlk kurulan Aiol kentlerinden biri olan Smyrna (İzmir), daha sonra İon Birliği’ne katılmıştır. Midilli (Lesbos) adası, ünlü şair Sappho'nun memleketidir. Assos gibi diğer önemli kentleri; Aigai, Myrina, Pitane, Temnos ve Larissa’dır.

Assos Antik Kenti, Ege’nin doğu kıyısında bir volkanik tepe üzerine kurulmuştur. Akropol’ün zirvesinde MÖ. 540-530 tarihlerinde inşa edilen, Anadolu’nun ilk ve tek DOR düzenli tapınağı Athena Tapınağı yer alır.

Malzeme ve Konum Faktörü: Tapınağın yapımında yöreye özgü sert ve dayanıklı andezit taşı (volkanik kaya) kullanılmıştır ki bu taş, Dor düzeninin kalın ve ağır hatlarına son derece uygundur.

Erken Tarihleme: MÖ 530 yıllarında akropolün zirvesine inşa edilen bu yapı, Arkaik Çağ'ın erken aşamasında bölgede başka bir muadili bulunmamaktadır.

 



Tapınak Neden Athena’ya Adandı?

 

Antik şehirler tanrı ya da tanrıçalarını yalnızca dini inanç nedeniyle değil, aynı zamanda stratejik, toplumsal ve psikolojik ihtiyaçlarla da belirliyordu.

MÖ 5. - 4. yüzyıla uzanan 3200 metrelik surların ve denizden yüksekliğin koruma sağlamasına rağmen tarihi boyunca istilalara uğramış olan Assos’ta savaş stratejisi, akıl ve bilgelikle ilişkilendirilen bir tanrıça koruyucu olarak seçilmiştir.

Bu koruyucu tanrıça Athena’dır…  

Kabartmalarıyla ünlü Athena Tapınağı'nın sütunları, friz ve heykelleri bugün eksiktir. En önemli heykelleri Fransa, Amerika ve İngiltere'deki müzelerde ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.

Assos’ta 1881-1883 yılları arasında geçekleştirilen kazılarda kentin resmî yapılarına ağırlık verilmiştir. Bu kapsamda Athena Tapınağı, agora çevresinde bouleuterion ve stoa, gymnasion, tiyatro ve Batı Nekropolisi’nde kazılar yapılmıştır.[1]

İnşasından yaklaşık 2300 yıl sonra yeniden gün yüzüne çıkarılan Assos Athena Tapınağı ancak 2010 yılında ayağa kaldırılabildi. Prof. Dr. Nurettin Arslan başkanlığındaki kazı ekibi ve uzmanlar tarafından restore edilen tapınağın eksik sütun tamburları ve antik blokları, özgün malzemesi olan andezit taşı kullanılarak yerlerine monte edildi ve böylece tapınak kısmen ayağa kaldırılabildi.

Assos Athena Tapınağı Sütunları ayağa kaldırılıyor

 

Assos Athena Tapınağı Mimarisi

 

MÖ. 540 - 530 tarihleri arasında inşa edilen tapınak Anadolu’da Arkaik Çağ’da inşa edilen tek Dor tapınağıdır. Assoslular Athena Tapınağı’nı akropolisin doğu kenarına yakın bir noktaya inşa ederek özellikle gemilerde yolculuk edenlerin görmelerini arzu etmişleridir.

Tapınak, ana kaya kısmen kesilerek oluşturulmuş olan düzlüğe inşa edilmiştir. 14,30x30,31 metre ölçülerindeki stylobat (temel) üzerine oturmaktadır. Stylobatın batı ve güney temel taşları üzerinde kazıma ve kabartma tekniğinde polygonal duvar görünümü verilmiştir. Girişi doğuda olan tapınağın uzun yönlerinde on üç; kısa kenarlarında ise altı adet sütün vardır. Prostylos planlı tapınakta, cellanın etrafı tek sıra sütun ile çevrilmiştir. Tapınağın bütününde yapı malzemesi olarak kentin yerel taşı olan andezit kullanılmıştır. Tapınağın frizlerinde Herakles-Kentaur (at adam) mücadelesi, karşılıklı duran sfenksler, boğalar ve ziyafet sahnesi; metoplar da ise Zeus’un Europa’yı kaçırması, at üzerinde süvariler, Priamos’un Hektor’un cesetini istemesi gibi birbirinden farklı onlarca konu işlenmiştir.[2]

Hellenistik Çağ’da (M.Ö. 3. yüzyılın ikinci yarısında) kutsal oda (cella) zemini mozaik ile kaplanmıştır. Roma Çağı’nda tapınağın kullanıldığına dair bir kanıt mevcut değildir. 1838 yılında Sultan II. Mahmud’un izni ile Fransız arkeolog Désiré Raoul-Rochette tapınağın parçalarını bir savaş gemisi ile Fransa’ya (Louvre Müzesi) götürmüştür. 1881-1883 yılındaki kazılarında bulunan eserlerin 3/1’lik bölümü Amerikan kazı heyetine verilmiştir. Böylece tapınağa ait mimari parçaların bir bölümü A.B.D.’ye (Museum of Fine Arts, Boston) bir bölümü ise İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne götürülmüştür. 2010 yılında tapınakta gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları kapsamında eksik parçalar yapının özgün yapı malzemesi olan andezitten yeniden üretilmiştir.[3]




 

Assos Athena Tapınağı Frizleri

 

Kısa kenarlarında 5, uzun kenarlarında 12 olmak üzere toplam 34 friz bloğundan 15’i iyi korunmuştur. Friz betimlemeleri, doğu kültürü özelliği de olan, farklı konularda ve karışıktır. Frizlerde Lydia, Lycia, Atina, Korint kültürlerinden izler bulunur.

Assos tapınağı frizleri İon düzeni alıntılar taşır. Alınlık kısmı boş bırakılmıştır.

Helenistik Çağ’dan sonra, tahrip olan tapınağın taşları, Bizans döneminde başka yapıların inşasında kullanılmıştır. Tapınağın diğer kabartmalı blokları ise 1835 yılında Fransızlara hediye edilmiştir. Amerikan kazılarının 1883’te sonlanmasıyla, tapınaktan çıkan mimari bloklar Amerika’ya ve İstanbul’a taşınır.

Böylece taş bloklar Louvre, Boston, İstanbul ve Çanakkale müzelerine dağılmıştır.

İyi korunmuş 15 friz bloğundaki konular ise Herakles-Kentaur mücadelesi, bir hayvana saldıran aslanlar, karşılıklı duran sfenksler, ziyafet sahnesi ve boğalardır.

Ayrıca kısa kenarlarında 10, uzun kenarlarında 24 olmak üzere toplam 68 metoptan, 10 tanesi korunmuştur.[4]

 

Athena Kimdir?

 

Assos kentinin koruyucu tanrısı Athena’dır. Göklere hükmeden tanrılar kralı Zeus’un kızıdır. Athena Yunan mitolojisinde bilgelik, zekâ, sanat ve stratejik savaş tanrıçasıdır. Annesiz olarak doğan Athena, doğrudan Zeus'un kafasından tam zırhlı bir şekilde doğmuştur. Sembolleri; bilgeliği ifade eden baykuş, barışın ve bereketin simgesi zeytin dalı, savaş simgesi miğfer ve mızraktır.

Adını Yunanistan’daki Atina şehrine veren Athena, kaba kuvvetin değil, aklın ve adil mücadelenin savaştaki temsilcisidir. Mitolojik kahramanların neredeyse hepsine destek olan, Athena dünyanın kaderini etkilemiştir. Örneğin Homeros’un İlyada adlı destanında Akhilleus’u desteklemiştir. Herakles öykülerinde her daim yardımcı ilahi güçtür.

 

Devam Edecek: Assos Athena Tapınağı’na karşı Atina Parthenon.

05.08.2026, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

 

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bülteni (2018), Assos Kazısı

Serdaroğlu, Ümit (1996), Assos Behramkale, Arkeoloji ve Sanat Yay.

Arslan, Nurettin (2014), Assos Taşın Hayat Verdiği Kent, Homer Yay.

Cömert, Sinan (2017), Bin Tanrılı Ülkeye Bisikletle Yolculuk, Paris Yay.

Clarke, Joseph Thacher (2025), A Doric Shaft And Base Found At Assos, Myrina Yay.

Boyut Yayın Grubu (2003), Assos: Türkiye Gezi Kitaplığı, Boyut Yay.

Demir, Devrim (2018), Assos Athena Tapınağı Frizleri, Seminer Dersi Notları, Çanakkale


Dipnot:

[1] Clarke 1882; Clarke 1898

[2] Arslan, 2014; 60 - 61

[3] Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bülteni’nden, 2018.

[4] Demir, 2018; 5 - 6

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Assos Kazıları

 


Assos Kazıları

 

Arkeoloji bilimi adına Anadolu’da ilk resmi kazı Assos’ta gerçekleşti.

1881 yılında J.T. Clarke ve F.H. Bacon adlı iki genç mimar, yanlarına aldıkları 500 dolarlık mütevazı bir birikim ve "Dorian" adını verdikleri bir yelkenliyle İngiltere’den yola çıktı.  26 yaşlarındaki bu iki genç, Assos’ta ilk bilimsel çalışmayı başlattı: kentin surları, agorası ve Athena Tapınağı gibi önemli yapıları ortaya çıkardı.

Assos'ta (Behramkale) ilk sistemli kazı 1881-1883 yıllarında J. T. Clarke ve F. H. Bacon önderliğindeki Amerikan Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılmasının ardından uzun bir ara verildi. İkinci dönem, 1981'de Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu ile başlayıp 2005'e kadar sürdü. Üçüncü ve son dönem kazıları 2006'da Prof. Dr. Nurettin Arslan başkanlığında başladı ve halen sürmektedir.




 

Assos'ta Arkeolojik Araştırmaların Tarihçesi

 

Modern arkeolojinin en romantik ve öncü hikâyesi 1881 yılında bir yelkenliyle başlar. “Amerikan Kazıları” adıyla Assos’ta başlayan kazıların kahramanı J.T. Clarke ve F.H. Bacon adlı iki genç mimardır. Yanlarına aldıkları 500 dolarlık mütevazı bir birikim ve "Dorian" adını verdikleri bir yelkenliyle İngiltere’den yola çıkarlar. Bu macera, Osmanlı topraklarındaki ilk resmi Amerikan kazısı olma özelliğini taşır.


Koldewey
’in çektiği 1902 tarihli fotoğrafta yer alan eski kazı atmosferi, arkeolojinin o dönemdeki tutkulu ruhunu yansıtır. Başlangıçta 500 dolarla yola çıkan ekip, zamanla Boston Güzel Sanatlar Müzesi ve çeşitli enstitülerin desteğiyle 19.121 dolarlık bir bütçeye ulaşmış; bu da çalışmanın maceraperestlikten profesyonel bilimsel bir modele evrilmesini sağlamıştır. Hatta o dönemde bölgeyi ziyaret eden Alman define avcısı Schliemann’ın "buradan önemli bir şey çıkmaz" şeklindeki kuşkucu tavrına rağmen, bu ekip Athena Tapınağı’nın frizlerini dünyaya tanıtmayı başarmıştır.

1879 yılında kurulan Amerikan Arkeoloji Enstitüsü, J. T. Clarke ve F. H. Bacon’u dor mimarisini araştırmak üzere Ege kıyılarına göndermişti.[1]

Joseph Thacher Clarke 13 Ocak 1856'da Boston'da bir doktorun oğlu olarak doğdu. Babası 12 yaşındayken öldü ve annesi onu eğitim için Almanya'ya götürdü; burada Dresden'de okula gitti. 16 yaşında Boston'a döndü. Münih'teki Politeknik Okulu'nda mimarlık okudu ve sanat tarihçisi Franz Reber'den ilham alarak antik Yunan mimarisine ilgi duydu. 1876'da mimar olarak çalışmak üzere Boston'a döndü. 1878'de Boston Mimarlar Derneği'nden Yunanistan ve Küçük Asya'daki Dorik binaları incelemek için bir seyahat bursu kurdu. Başka bir genç Amerikalı mimar F. H. Bacon ile birlikte Clarke, Londra'dan Hollanda, Ren, Tuna ve Karadeniz üzerinden Ege Denizi'ne yelken açtı.[2]

Francis Henry Bacon (1856-1940), 1881-1883 yılları arasında Assos'ta çalışmış, detaylı çizimler yapmış ve 1921'de ünlü "Investigations at Assos" kitabını yayımlamıştır. 1856 yılında Massachusetts'te doğan Bacon, 1876 yılında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden (MIT) mimar olarak mezun oldu. Arkeolojiye duyduğu büyük tutku, onu arkadaşı Joseph Thacher Clarke ile birlikte Ege'yi gezmeye ve 1881 yılında America Arkeoloji Enstitüsü (AIA) adına Assos'ta ilk büyük kazı çalışmasını başlatmaya itti. Assos'taki çalışmaları sırasında çektiği fotoğraflar, yaptığı haritalar ve mimari çizimler, arkeoloji dünyasında çizim standartlarını belirledi. Bacon, Assos kazılarının tamamlanmasının ardından Amerika'ya dönerek başarılı bir iç mimar ve tasarımcı olarak kariyerine devam etti. Ancak hayatı boyunca Türkiye'yi ve antik kalıntıları unutamadı. Son yıllarında Türkiye'ye geri dönen Bacon, eşiyle birlikte Çanakkale Boğazı'na bakan bir evde yaşamını yitirdi.

Clarke ve Bacon’un daveti üzerine 1 Nisan 1882 tarihinde Assos’a gelen Alman mimar ve arkeolog R. Koldewey de kazıda görev alır. Münih ve Viyana’da mimarlık, arkeoloji ve sanat tarihi eğitimi almış olan Koldewey bu iki arkadaşını çok geride bırakarak 20. yy’ın en ünlü arkeologları arasında yer almayı başarmıştır (Ceram 1949: 378-379). Bacon’ın “Koldewey’i insan tanıdıkça daha çok seviyor, Clarke ve bana uygun bir adam” diye tanımladığı 27 yaşındaki bu Alman arkeolog sayesinde daha düzenli ve programlı çalışmak mümkün olmuştur.[3] (Ceram 1949:379; Andreia 1952: 22).

Robert Koldewey (1855–1925), antik Babil kazıları ve Anadolu'daki bilimsel mimari araştırmalarıyla tanınan öncü bir Alman mimar ve arkeologdur. Assos, Lesbos (Midilli), Neandreia ve Zincirli gibi merkezlerde erken dönem arkeolojik ve mimari incelemeler yaptı.

 

Clarke ve Bacon’ın Assos Çalışmaları

 

Sultan II. Mahmut tarafından 1835 yılında Athena Tapınağı’na ait kabartmalı bloklar Fransızlara hediye olarak verilmiştir. Raoul-Rochette İstanbul’da gerekli hazırlıkları tamamlayarak 1838 yılında Assos’taki mimari parçaları Paris’e götürmüştür. 1878 yılında yirmi bir yaşındaki J. T. Clarke ve ona çizimlerde yardım edecek olan arkadaşı F. H. Bacon, Yunanistan ve Türkiye’deki Dor mimarisi üzerinde bir çalışma yapmaya karar verirler. Boston Mimarlar Derneği’nin verdiği küçük bir avans ve her birinin biriktirdiği beş yüzer doları vardır. İngiltere’de ellerindeki paranın projeyi gerçekleştirmek için yeterli olmadığını düşünürler. Yolculuğu daha ucuza getirmek ve aynı zamanda konaklamak için Dorian adını verdikleri bir yelkenli tekne alarak İngiltere’den yolculuğa çıkarlar. Manş Denizi, Ren Nehri, Tuna Nehri, İstanbul ve Çanakkale Boğazı’ndan sonra 1879 yılında Assos’u ziyaret ederler. Ülkelerine dönüşte yirmi sayfalık raporu Amerikan Arkeoloji Enstitüsü başkanı E. Norton’a sunarlar ve onu Assos’ta kazı yapmak için ikna ederler.[4]

Amerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün İtalya ve Yunanistan gibi ülkeler yerine Osmanlı topraklarındaki bir antik kenti seçmesinin bir nedeni de Osmanlı Devleti yasalarının daha uygun olmasıdır. E. Norton’a göre Yunanistan’dan antik eserleri çıkarmak mümkün değildir. Buna karşın Türkiye’den her şeyi çıkartmak doğru ilişkilerle mümkündür. O yıllardaki yasaya göre bulunan eserler kazı yapan, arazi sahibi ve Osmanlı Devleti arasında üçe bölünmekteydi.[5]

Clarke ve Bacon’un daveti üzerine 1 Nisan 1882 tarihinde Assos’a gelen Alman mimar ve arkeolog R. Koldewey de kazıda görev alır. Münih ve Viyana’da mimarlık, arkeoloji ve sanat tarihi eğitimi almış olan Koldewey bu iki arkadaşını çok geride bırakarak 20. yy’ın en ünlü arkeologları arasında yer almayı başarmıştır. Bacon’ın “Koldewey’i insan tanıdıkça daha çok seviyor, Clarke ve bana uygun bir adam” diye tanımladığı 27 yaşındaki bu Alman arkeolog sayesinde daha düzenli ve programlı çalışmak mümkün olmuştur.[6]

1881 yılında Clarke başkanlığında başlatılan arkeolojik kazılar, 1883 yılı baharına kadar devam etmiştir. Yüz yıl sonra (1981) Ü. Serdaroğlu’nun başlattığı kazılar 2005 yılına kadar kesintisiz devam etmiştir.


 

Assos’ta Yüz Yıllık Yalnızlık

 

Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu Dönemi (1981-2005): Yaklaşık yüz yıllık aradan sonra kazıları yeniden başlatan isimdir. Bu dönemde tiyatro, nekropol (mezarlık alanı) ve surlarda büyük çaplı kazı ve restorasyon çalışmaları gerçekleştirildi.[7]

Prof. Dr. Nurettin Arslan Dönemi (2006-Günümüz): Kazılar Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) adına sürdürülmektedir. Kentin yerleşim dokusu, Kuzey Stoa alanı ve günlük yaşam alanları incelenip restore edilmektedir.

2006 yılından sonraki üçüncü dönemde antik kentteki tekil yapılardan çok, kenti bir bütün olarak anlamaya yönelik araştırmalara öncelik verilmiştir.[8]

Bu amaç doğrultusunda Assos’ta farklı disiplinlerden oluşan araştırma grupları çalışmalarını sürdürmektedir. 2024 yılı ve sonrası N. Arslan, kentin ticari ve siyasi faaliyetlerinin icra edildiği agoranın kullanım evrelerini araştırmaktadır. Yapılan kazılarda agorayı çevreleyen binaların Erken Hellenistik Çağ’dan Bizans Çağı’na kadar devam eden uzun bir imar faaliyetinin ürünü olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu araştırmalarda Agora ve onun güneyindeki yamaca yaslanmış tiyatronun da MÖ 4. yüzyılın sonlarındaki bir yapı programında inşa edildiği belirlenmiştir.[9]


Assos’ta gezginlerin en çok dikkatlerini çeken yapı, kabartmalarını tanımlamakta zorlandıkları Athena Tapınağı’dır. Clarke ve Bacon’ın çıktığı arkeolojik serüvenin de en önemli nedenidir.

 

Devam edecek: Asos’ta Athena Tapınağı, Agora ve Tiyatro  

 

29.07.2026, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

 

Clarke, Joseph Thacher (2025), A Doric Shaft And Base Found At Assos, Myrina Yay.

Bacon, Francis Henry (1921), Investigations at Assos, America Arc. Inst.

Allen, Susan Heuck (2002), “Doğudaki Amerikalılar”: Francis Henry Bacon, Joseph Thacher Clarke ve Assos'taki AIA. Boston 2002

Arslan, Nurettin (2010), Troas Bölgesi’ndeki Taşın Hayat Verdiği Kent Assos: 1881-2009 Yılları Arasındaki Kazılara Genel Bakış, Colloquium Anatolicum IX 2010

Arslan, Nurettin (2014), Assos Taşın Hayat Verdiği Kent, Homer Yay.

Serdaroğlu, Ümit (1996), Assos Behramkale, Arkeoloji ve Sanat Yay.

 

Dipnot:

[1] Clarke 1882; Clarke 1898; Clarke-Bacon-Koldewey 1902; Allen 2002, 63-92.

[2] Allen 2002, s. 63–92.

[3] Ceram 1949:379; Andreia 1952: 22

[4] Arslan, 2010; 114-115

[5] Dyson, 1998; 68, Allen, 2002; 67

[6] Arslan 2010; 114-116

[7] Serdaroğlu 1983, 81-182; Serdaroğlu 1992, 43-51.

[8] Arslan 2010, 13-139; Arslan 2012, 231-247; Arslan-Rheidt, 2013, 195-246; Arslan-Mohr-Rheidt 2016.

[9] Arslan-Eren 2012, 273-286; Arslan 2016, 85-116; Arslan 2019, 139-161.