4 Mart 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXV (Lozan Mübadilleri - 3)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXV

(Lozan Mübadilleri - 3)

 

Her ayrılıktan sonra birey yahut toplum yeniden tanımlanır. Çünkü ayrılık, sadece bir mekânı geride bırakmak değildir. Kendinden bir parçayı da bırakırsın orada ve giderken beraberinde pek çok şeyi götürürsün.

18 Aralık 1923’te yüz binlerce insan, “vatan” kavramının yeniden tanımladığı o büyük yolculuğa çıkmıştı.

Yunanistan’dan gelen ilk Müslüman-Türk kafilesi, yanlarında hüzünlü anılarını, gözyaşlarını ve umutlarını taşıyarak ana vatana ayakbastılar.

Anadolu’ya gelen Müslüman-Türk kafilenin üç katı Ortodoks Rum topluluğu da aynı tarihte Anadolu’dan Yunanistan’a doğru yola çıktı.

 

Ünye Mübadilleri 

 

1923 Nisan’ında ikinci gemi ile Ünye’ye gelenler, Batı Trakya’ya en yakın ilk göçmen kafilesindendi. Selanik’e bağlı Startiska (İsterça) köyü Makedon – Yunanistan sınırı arasında bugün bile itilaflı bir bölge. Hayruş adıyla bilinen ailenin erkeği 35 yaşında, eşi 16 yaşındadır ve kızlarına hamiledir. Yanlarında kardeşlerinin oğlu olan iki yeğeni vardır. Dedelerinin babası hakiki Arnavut, babaanne ve dedelerinin annesi Makedonca konuşan (Sırpçaya benzer bir dil) bir ailenin üyesidir. Orta Mahalle’de boş bir Rum evine yerleşirler. Beraber geldikleri akrabalarından bir kısmı İzmir’e gider ve Startista soyadını alırlar.

30’lu yıllarda Hayruş ailesinin evi Sivas’tan gelen Karargâh askerlerine verilince, aile Burunucu Mahallesine geçer.

Aynı kafileyle gelen Kayalılar (Startiska’ya yakın Kayalı mevkiinden geldikleri için bu adla anılırlar), Erdenizler (hepsi Ünye’den gitmişlerdir), Önder ailesi (Burunucu Camisi eski imamı Ali Önder efradı), Alan ailesi (Ünyeli ozan Kulfani / Mustafa Alan’ın efradı), Güldenizler, Parlaklar ve Balıkçı Yükseller’in aileleri Burunucu Mahallesi’nde iskan edilirler.

Ticari hayatı canlı tutan, özellikle Burunucu’nda çömlekçilik gibi çok önemli bir sektör yaratan Rumların 1923 sonrası gidişiyle birlikte Ünye ekonomisi çöker. Sadece ekonomik değil, kültürel ve mimari açıdan Ünye’de Rumların boşluğunu doldurmak uzun zaman alır. (Bkz. “Çömlekçi’nin Gülleri” adlı araştırma yazımız.)

Mübadil gelenler dâhil, Ünye’de ikamet eden herkes o dönem oldukça manidardır.

Selanik mübadili olarak Ünye’ye gelenler, kural olarak öncelikle giden Rumların mülklerine yerleşmesi gerekirken, bu ev ve araziler devlet erkânı, subaylar, felaketzedeler ve başka yerlerden gelen göçmenlerce kullanılmaktadır. Diğer yandan devletçe İstiklal Savaşı gazilerine, dul ve yetimlerine öncelik tanınarak ya satılır ya da tahsis edilir. Bu nedenle sevkiyat sırasında yaşanan karmaşa muhtemelen Ünye’de de görülür. Genellikle üç dört gün misafirhanelerde bekletilen mübadiller bakanlığın belirlediği iskân yerlerine sevk edilirken, yığılmalar ve gecikmeler olmaktadır. Tahsis edilen evlere yerleşemeyen göçmenler, cami ve okul binalarında bekletilir yahut başka yörelere sevk edilirler. Hatta Selanik’ten Ünye’ye gelen bir grup mübadilin Ünye’deki koşulları beğenmeyerek İzmir ve Manisa’ya gittiği bilinmektedir. (Benzeri sorunları içeren Hilal-i Ahmer Cemiyeti müfettişi Dr. Haydar Bey’in 1 Mayıs 1924 tarihli raporu bu konuda resmi bir belge niteliğindedir.)

Trenle yahut yaya olarak yapılan yolculuklar, göçmenlerin kaybolan eşyaları, camları ve kapıları kırık meskenlerde kalabalık olarak üst üste barınmaları, açlık ve hastalıklarla dolu bir tablo göz önüne alındığında, yolculuktan sonraki zayiat ve ölüm rakamlarını anlamak daha kolay olacaktır.

 


Ortak Acılar: Benden Selam Söyle Anadolu’ya

 

Türkiye’de “göçmen” yahut “muhacir” bilinen ve “kaybedilmiş toprakların hatırası / mirasçısı” olarak tanımlanan Lozan Mübadilleri, sayıca Rum mübadillerin dörtte biri kadardır. O yıllarda ve bir dönem öncesinde ülkenin dört bir yanından sürgün yahut tehcir nedeniyle yaşanan büyük nüfus hareketi yanında fazla öne çıkan bir olgu değildir. Buna karşın Yunanistan için mübadele olayı bir dönüm noktası olarak derin bir etki yaratmıştır. Muazzam koşulların zorlamasıyla toplumun benliğine kazınan, kültür ve sanat yaşamına damgasına vuran bir olgu halini almıştır.

Yunanistan’da “30 kuşağı” edebiyatçıları yoğun bir şekilde mübadele konusunu işlemişlerdir.

Yunanlı kadın yazar Dido Sotiriyu, “Matomena Homata - Kanlı Topraklar / Benden Selam Söyle Anadolu'ya” adlı kitabıyla 1982 yılında Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü'nü kazanmıştır. İzmir’in Şirince Köyü’nde doğan Sotiriyu, 13 yaşındayken 1922’de Yunanistan’a göçmüştür.

Sotiriyu, yıllar sonra kaleme aldığı mübadele öyküsünü şu şekilde sonlandırıyor:

 

“Ve sen Kör Mehmet'in damadı! Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum... Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşehriler... Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendi kendini!.. Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı! Benden Selam Söyle Anadolu'ya!.. Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin... Ve kardeşi kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!..[1]


 

Gece Yolculuğu

 

Gece Yolculuğu, yönetmenliğini ve senaristliğini Ömer Kavur'un yaptığı, başrollerinde Aytaç Arman ve Macit Koper'in rol aldığı 1987 yapımı filmin laytmotifini Karaköy yerleşimi oluşturur. 1923 Mübadelesi ile terk edilen Muğla-Fethiye’ye bağlı bu yerleşim, adeta hayalet kasaba görünümünde.

Bugün o eski evler bütünüyle koruma altına alındı. Eski adı Levissi olan köyde eskiden iki kilise, 14 şapel ( küçük kilise ) vardı. Taksiyarhis ve Katopanayi kiliseleri harap durumda. İkincisinin ahşap kapısı Fethiye Müzesi'nde. Panagia Pirgiotis Kilisesi (Aşağı kilise) ise daha iyi durumda. Freskleri ile ilgi çekici bu kilise, ziyaret etmeye değer.

Mübadele'den önce kız ve erkek ilkokulları, doktor ve eczaneleri, matbaası ve çok sayıda dükkânı ile çok canlı bir yerleşim yeriymiş. Gazete bile yayınlanırmış.

Mübadele ile gelen Müslümanların çoğu çeşitli nedenlerle, başka yerlere göçmüş. Buradan Yunanistan'a gidenler de Atina yakınlarında bir yere iskân edilmişler. Burayı mamur edip adına Nea Makri demişler. Yani "Yeni Meğri"yi kurmuşlar.

Kayaköy'de büyük ve küçük kilise ile on dört şapel ve bir çömlek atölyesi bulunmaktadır. Köyde 13. yy'dan beri Hristiyan toplumun yaşadığı biliniyor. 1922'ye kadar 25 bin kişi yaşıyorken, "Mübadele" sırasında köyün sakinleri tümüyle Yunanistan'a göçmüştür. Buraya da Batı Trakya’dan göçmenler yerleştirilmiş. Kayaköy’ün önündeki düzlüğe evler kurulmuş. Şimdi düzlükte birkaç bin kişilik yerleşik nüfus var.[2]


 

Yegâne Miras

 

Yunan edebiyatının en büyük düzyazı ustalarından ve önemli şairlerinden Yorgos Yoannu, bu romanında 1923 Mübadelesi’nden sonra ailesinin yerleştiği Selânik’i anlatıyor. Yazarın annesi ve babası Tekirdağ-Keşan doğumludur. Çocukluk ve yeniyetmelik dönemlerinin anılarını bir araya getirdiği Yegâne Miras’ta okura, görevli gittiği Atina ve Bingazi’den son derece canlı insan portreleri ve günlük yaşam manzaraları sunuyor.

Deneme-hikâye arası bir anlatım tarzıyla çağdaş Yunan edebiyatına yeni bir soluk getiren yazarın bu kitaptaki başkahramanı, doğup büyüdüğü ve büyük bir aşkla bağlı olduğu Selânik şehri. Yeniyetme bir delikanlı olarak yaşadığı İkinci Dünya Savaşı sırasında, bombalar altında yıkılan Selânik’te yazarın kendi aile çevresinde gelişen traji-komik olaylarla örülen bu öykülerin ayrıntılarında Yunanistan’ın gizli çağdaş tarihini bulmak mümkün.


 

Kardeş Nereye? Mübadele (Belgesel)

 

Ömer Asan tarafından hazırlanan "Kardeş Nereye- Mübadele" belgeseli Ege'nin iki yakasından mübadillerle yapılan görüşmelerden oluşuyor. Bir saatlik film yurtlarından koparılan insanların zorunlu yolculuklarını ve hayatlarını yeniden kurmalarını anlatıyor.

Belgesel, 2010 yılında Türkiye’de ve Yunanistan’da çekiliyor. İstanbul, Ordu, Selanik, Drama, Katerini, Kilkis’te çekimler yapılıyor. 1924 Mübadelesi öncesi ve sonrası yaşanan büyük insanlık dramını bizzat yaşayanların tanıklığıyla ekranlara getiriliyor.

Röportajlarda her iki ülkeden insanlar yer alıyor. Yaşananlar özellikle Ordu’dan gitmiş yahut Ordu’ya gelen mübadillerin ağzından anlatılıyor.

Yüz binlerce insan hiçbir şekilde onayları alınmadan, ani bir kararla yurtlarından sürülmüş ve hiç tanımadıkları topraklara yerleştirilmiştir.

Bu belgeselde iki devlet arasındaki (Türkiye ve Yunanistan) 20. yüzyılın en dramatik insan değişimi, tüm çıplaklığıyla ekranlara getiriliyor.   

 

Sonuç: Vatan ve Gurbet Arasındaki İnce çizgi

 

1923 Mübadelesi, Ege’nin ve Karadeniz’in iki yakasında milyonlarca insanın hayatını geri dönülmez şekilde değiştirdi. Gidenler ve gelenler aynı denize bakıp farklı dillerde aynı hasreti çektiler.

Bugün Ünye’deki bir kilise duvarı veya Selanik’teki bir cami, bu büyük göçün sessiz anıtlarıdır.

Daha önceki anlatımlarımızda olduğu gibi, anlatılan senin hikâyendir.

Bu hikâye, sayıların ötesinde, kaybedilen ve yeniden kurulan yaşamların hikâyesidir.

 

Devam Edecek: Osmanlı Arkeolojisi

 

Kaynaklar:

 

Varilci A.D.-Kabayel, Ahmet- 2009, Ünye Kent Yazıları   

Pekin, Müfide. 2005, Yeniden Kurulan Yaşamlar, 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi- Derleme: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Karakoyunlu, Yılmaz. 2005, Güz Sancısı, 5. Baskı, Doğan Kitap

Karakoyunlu, Yılmaz. 2023, Salkım Hanımın Taneleri, 21. Baskı, Doğan Kitap Varlık Vergisi

Sotiriyu, Dido. 2000, Benden Selam Söyle Anadolu'ya, Alan Yay.

Yoannu, Yorgo. 2002, Yegâne Miras, İletişim Yay.

Pekin, Müfide. 2005, Yeniden Kurulan Yaşamlar –Derleme: 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,

Kavur, Ömer. 1987, Gece Yolculuğu, Alfa Film

Asan, Ömer. 2011, Kardeş Nereye? Mübadele Belgeseli, Heyamola Production

 

04.03.2026, Ünye Kent

 

 

Dipnot:

[1] Sotiriyu, 2000; 240

[2] Muğla İl kültür ve Turizm Müdürlüğü

25 Şubat 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXIV (Lozan Mübadilleri - 2)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXIV

(Lozan Mübadilleri - 2)

  

17. Yüzyıla kadar Osmanlı’nın Batı’ya doğru ilerleyişinden söz etmekteyiz. Bu süreçte Doğu’dan Batı’ya doğru ilerleyen bir Osmanlı göçü görülür. İkinci Viyana Kuşatması (1683) sonrası rota tersine döner, Batı’dan Anadolu’ya doğru göç başlar. Kademeli bir biçimde gerçekleşen bu göç, en uç noktalardan başlayarak, merkeze doğru gerçekleşir.

Balkanlar, özellikle de Selanik, Batı’dan gelenlerin toplanma merkezi haline gelir. Bu nedenle Lozan Mübadilleri dendiğinde, Anadolu’da Selanik Muhacirleri akla gelmektedir.[1]

 



 

Büyük Göç

 

Batı’dan ilk büyük göç dalgası 1804’te Sırp isyanıyla başladı. Bu isyanda Fransız Devrimi’nin ve dalga dalga yayılan ulusalcı hareketlerin rolü büyüktür. Bosna – Hersek ve Rumeli’ye göçün ikinci dalgası, yine aynı nedenle 1826 yılında oldu. 1867’de ise, Sırp baskısından kaçan Boşnakların bir bölümü Türklerle birlikte Anadolu’ya kadar göç etti.

Yunanistan’dan ilk göç 1820 yılında Mora isyanından sonra başladı. 1826 yılında İngiltere ve Rusya ile yapılan antlaşmalar sonucunda bağımsız Yunan devleti kuruldu. Evlad-ı Fatihan, yüzlerce yıl yaşadığı topraklardan sürgün edilmeye başlandı. Üstelik bu sürgün büyük bir kıyım ve katliamla gerçekleşti.[2]

Türkçe konuşmayı bilmeyen 60 bin Müslüman, 1864 Yılında Girit’ten göç etmek zorunda kaldı.[3]

Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan yeni göç dalgasının ardından, 1923 yılında Yunan askerinin Anadolu’yu terk etmesiyle başlayan süreç 1923 Lozan mübadele antlaşmasıyla sonuçlandı. Lozan’ın ek maddesi “mübadele” içerikliydi.

1923 -33 yılları arası 384 bin Türk ve Müslüman, Yunanistan’dan Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutuldu.[4]

Buna karşılık 1,2 milyon Ortodoks Rum Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldı.

Lozan Mübadele’si sayıca en kalabalık göç dalgası olmasına rağmen, göçler 1970 yılına kadar sürdü. 1934 – 60 arası 23 bin 788 kişi, 1960 – 70 arasında ise 20 bin kişi Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etti.

Yugoslavya’dan 1946 – 68 arası ve 1970’te resmi kayıtlara göre 305 bin 158 kişi, Romanya’da 1812 sonrası 200 bin, 1877 – 78 Savaşı sonrası 80 bin, 1923 -33 arası 33 bin 852, 1934 – 60 arası 87 bin 476 kişi göç etti.  

Bulgaristan’dan ise, yine 1828 sonrası 30 bin, 1876 -78 arası 200 bin, 1885 – 23 arası 500 bin, 1923- 33 arası 101 bin, 1934 – 1960 arası 273 bin, 1968 – 79 arası 115 bin 500 kişi göç etmiştir.

Göç yollarında bir kısım göçmen hastalık ve açlıktan ölmüş yahut uğradıkları saldırılar sonucunda ağır kayıplar vererek Türkiye’ye gelebilmişlerdir.[5]




Aynı zorlu ve zorunlu yolculuk, Türk Kurtuluş Savaşı sonrası Rumlar için de geçerliydi.

Lozan göçleri her ne kadar resmi kanalla ve Hilal-i Ahmer (Kızılay) gibi yardım yahut sağlık kuruluşları aracılığıyla organize edilmeye çalışılsa da mağduriyeti gideremedi.

Mübadiller gittikleri topraklarda da rahat edemedi.

 


Göç Yollarında

 

Lozan'da 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan sözleşme ve protokol gereği "Türk-Yunan nüfus mübadelesi”ne karar verilir. 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, Türk topraklarında yerleşmiş Rum-Ortodokslar ile Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman Türkler zorunlu göçe tabi tutulurlar.

Yunanistan savaşı kaybedince Anadolu’dan Yunanistan’a, Yunanistan da Türkiye’ye karşılıklı göç başlar. Her iki tarafta da büyük bir yığılmalar oluşur. Gelenler düzenli iskân edilemeyince, resmi yoldan karşılıklı göç, “mübadele” kararına varılır.

İstanbul'da oturan Rumlar ve Batı Trakya'da oturan Müslümanlar mübadeleden muaf tutulur.

Muafiyet kararı düzenli işlemez; Kıbrıs Sorunu ve 6-7 Eylül 1955 olayları gibi dönem dönem yaşananlar dolayısıyla aksar ve “göç” günümüze kadar uzar.[6]

Daha önceki yıllarda yaşanan göç perişanlığı göz önünde tutularak, 13 Ekim 1923 tarihinde Tunalı Hilmi Bey’in önergesiyle “Mübadele İmar ve İskân Bakanlığı” kurulur. Mustafa Necati’nin Bakanlığında merkezde ve taşrada örgütlenerek birçok yasal düzenleme gerçekleştirildi. Zaten baskı altında oldukları için Türklerin bir kısmı resmi göç kararını ve tarihini beklemeden kıyı kentlere yığılmışlardı.[7]

Ağırlıklı olarak deniz yoluyla yapılan taşıma Hilal-i Ahmer (Kızılay) kuruluşunun yardımlarıyla gerçekleşti. Müslüman göçmenler Selanik, Kalikratya ve Kavala'dan gemilere alınarak Tekirdağ, İstanbul, Mudanya, Zonguldak, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, İzmit, Gelibolu, Bandırma ve Burhaniye’ ye taşınırken, Girit ve Kandiye ‘den alınanlar ise Mersin, Silifke, Marmaris, Bodrum, Güllük, Ayvalık, Çanakkale ve Erdek iskelelerine taşınır. Deniz yoluyla yapılan taşımalar, her iki ülkeye güçlü bir deniz filosu yaratma konusunda yardımcı olmuştur. Başlangıçta yeterli olmayan Türk gemileri nedeniyle açılan ihaleyi İtalyan Lloyd Tristino Vapur Şirketi kazanmışsa da, gelen tepki üzerine ihale iptal edilerek, görev Seyr-i Sefain İdaresi ile Türk Vapurcularına verilir. Selanik Limanı’ndan Samsun ve Ordu Limanlarına Türk ve Müslüman Mübadillerini taşıyan araçlardan biri de Gülcemal Vapuru’dur.[8]


Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, mübadele yoluyla Türkiye’ye gelen göçmen sayısı toplam 456.720 kişidir. İllere göre dağılımı şöyledir:

Edirne'ye 40.041, Balıkesir'e, 33.138, Bursa'ya 32.075, Tekirdağ’a 22.237, İstanbul’a 32.773, İzmir'e 31.867, Kırklareli'ne 19.920, Samsun'a 16.277, Kocaeli’ne 15.530, Niğde’ye 15.668, Manisa'ya 11.872, diğer il ve ilçelere 185.322 kişi yerleştirilir.[9]

Yolculuk esnasında 269 kişi, konakladıkları yerlerde 870 kişi, iskân edilişlerinin hemen ertesinde 2.680 kişi olmak üzere toplam 3.819 kişi hayatını kaybetmiştir. (Mübadele, İmar ve İskân ikinci Bakanı Refet Bey'in (Canıtez) basın açıklaması.)[10]


 

Devam Edecek: Lozan Mübadilleri – 3 (Ünye Mübadilleri / Ortak Acılar )

 

Kaynaklar:

 

Anadol, Kemal. 2003, Büyük Ayrılık, Doğan Kitap

Arı, Kemal. 1995, Büyük Mübadele Türkiye'ye Zorunlu Göç, Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Gökaçtı, Mehmet Ali, 2005, Nüfus Mübadelesi, Kayıp Bir Kuşağın Hikâyesi, İletişim Yay.

Belli, Mihri. 2004, Türkiye - Yunanistan Nüfus Mübadelesi, Ekonomik Açıdan Bir Bakış, Belge Yay.

İpek, Nedim. 2000, Mübadele ve Samsun, Türk Tarih Kurumu

Tosun, Ramazan. 2002, Türk-Yunan İlişkileri ve Nüfus Mübadelesi (1821-1930), Berikan Elektronik Basım Yay.

Karakoyunlu, Yılmaz. 2005, Güz Sancısı, 5. Baskı, Doğan Kitap

Varilci-Kabayel, 2009, Ünye Kent Yazıları  

Samsun Mübadele Derneği, 2011, Mübadele: Şen Gittik Yaslı Döndük, Yayın ve Demeçler.

Lozan Mübadilleri Vakfı, 2025, Yayın ve Demeçleri.

 

25.02.2026, Ünye Kent

 

Dipnot:

[1] Anadol, 2003

[2] Arı, 1995

[3] Gökaçtı, 2005

[4] Belli, 20004

[5] İpek, 2000

[6] 6-7 Eylül Olayları veya İstanbul Pogromu, İstanbul'da yaşayan Rum azınlığa karşı 6-7 Eylül 1955'te gerçekleşen organize toplu saldırı için bkz. Karakoyunlu, 2005

[7] Tosun, 2002

[8] Varilci-Kabayel, 2009

[9] Samsun Mübadele Derneği, 2011

[10] Lozan Mübadilleri Vakfı, 2025

18 Şubat 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXIII (Lozan Mübadilleri - 1)


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXIII

(Lozan Mübadilleri - 1)

 

Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde karşılaştığı en önemli sorunların başında, tebaası olan bazı toplulukların ayrılıkçı isyan girişimleri gelir. Balkanlarda başlayan ulusalcı ayaklanmalar Arap Yarımadası ve Ön Asya’ya sıçrar. Birinci Dünya Savaşı henüz sürerken, Karadeniz’de Rusların etkisiyle önce Ermeniler ve ardından İngiltere - Yunanistan etkisiyle Rumlar, kurdukları cemiyetler aracılığı ile çeteler halinde faaliyete geçerler.  

24 Nisan 1915’te Ermeni toplum liderlerinin İstanbul’da tutuklanmasıyla başlayan süreç, “Tehcir Kanunu” ve “Müsadere ve El Koyma Kanunu” gibi yasal düzenlemelerle desteklenmiştir. Bu uygulamalar, Osmanlılar tarafından savaş koşullarında askerin arka cephesini sağlama almak için Ermeni isyancılara karşı bir tedbir olarak görülmüş ve “meşru” sayılmıştır. Batılı devletler ise bu durumu “Soykırım” olarak nitelendirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Jön Türk hükümeti (İttihat ve Terakki Cemiyeti) tarafından Ermeni halkına karşı planlı ve sistematik bir imha politikası uygulandığı ve bunun sonucunda 1,5 milyon Ermeni’nin hayatını kaybettiğini ileri sürülür.

Aynı tedbirler ayaklanan Rum çeteleri için söz konusu olsa da yerleşik Rum ahali için toplu göç yahut “Tehcir” olayı kısmen uygulanır.

Ancak Kurtuluş Savaşı’ndan zaferle çıkmış Türkiye’de, Cumhuriyet’in ilânına yakın, 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Batılı devletlerarasında sürdürülen Lozan Konferansı sırasında Yunanistan’la “Halkların Mübadelesi Sözleşmesi” imzalanır.

Bu top yekûn bir göç ettirme olayıdır; 1923’te başlar ve 1924’te zirveye yükselir.

Batı’dan (Yunanistan) yaklaşık 500 bin Müslüman Anadolu’ya göç ettirilir.

Anadolu’dan da 1,5 milyon Rum, Batı’ya göç eder.

Karşılıklı göç 1924 sonrasında devam eder, 1960’lı yıllara kadar sürer.


 

Sessiz Tanıklar

 

Birkaç sokak ötemizde, Kilise Tepesi’ne çıkan yokuşun başında bir ev…

Üç katlı, yarı-kâgir; 1901 yazısı kazılmış duvarına, zamana yenik düşmüş, terk edilmiş bir Rum evi...

Bunun gibi daha birçok ev vardı Ünye’de; çoğu yıkıldı, çok azı restore edildi.  

Bir zamanlar düğün salonu olarak kullanılan Yalı’daki Rum Ortodoks Kilisesi mesela, Ünye’de ayakta kalan tek kiliseydi, yıllarca düğün salonu olarak kullanıldı ve sonunda restore edildi, bir kültür mekânına dönüştürüldü…  

Mevcudunu çeşitli belgelerden bildiğimiz ama yerlerinde olmayan kiliselere gelince.

Ünye’nin batısında, küçük bir adada bulunan Ayanikola Kilisesi bunlardan biri; yuvarlak, kâgir bir kilisedir diyor, Bijişkyan: “Eski zamanlardan” kalma.[1]

Ünye’nin ilk Ortaokulu olarak kullanılan ahşap bina ise bir zamanlar Tepe’deki kilisenin yanındaymış. Ünye’de Kilise Tepesi denilen bu yerde, 1938’de Meçhul Asker Ortaokulu kurulmuş. Bahçe duvarlarının bir kısmı, 1954’te yıkılan bu kilisenin duvarlardır.

Ayanikola Kilisesi’nin ise, sadece duvar kalıntılarını görebilmekteyiz. Denizcilere atfedilen bu kilise, Osmanlı öncesinden kalan bir Doğu Roma ibadethanesidir.[2]

İçinde bir zamanlar oturulan ev kalıntıları dâhil, her biri 1923’te kaybolan bir topluluğun sessiz tanıklarıdır.


 

Mübadele Öncesi Ünye

 

Papalık özel emri ile Timur'un sarayına elçi olarak gönderilen Ruy Gonzales Clavijo, 6 Nisan 1404’de Ünye limanına sığınır. Clavijo, Ünye (Hinio) halkının tamamen Rum olmasına karşın kalesinde 300 kadar Türk’ün yaşadığını, sahilde demirci dükkânlarının varlığını, kale ve kentin Timur’a vergi veren Melaseno adlı bir Rum beyine ait olduğunu bildirir.[3]

Evliya Çelebi 1640 yılında Ünye’yi ziyaret ettiğinde kentin Ünyes adında bir kral (Trabzon Tekfuru) tarafından kurulduğunu anlatır. Canik Sancağı toprağında Voyvodalıktır. 100 akça Bijişkyan, 1998; 75lık kazadır. Başkaca Yeniçeri Serdarı, Kale Dizdarı, neferi vardır. Müftüsü, Nakîbi yok. Kalesi deniz kıyısında, kare şeklinde kâgir bir yapıdır. Nispi bağımsızlıkla yönetildiğini söylediği şehrin umumi nüfusunun Rumlardan teşkil olduğu ve sahilde tam tekâmülü kalesinde Osmanlı askerlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.[4]   

Rahip Per Minas Bijişkyan ise, 1817’de esasen yerlisi olduğu Karadeniz mıntıkasında vikerlik görevi münasebetiyle bölgeyi adım adım gezerken, Ünye’de 800 Rum ile 40 Ermeni evinin varlığını bildirir.[5]

1870 Tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesi’nde Ünye’de 9 kilise ve 14 rahip olduğu kayıtlıdır. Aynı kayıtlarda Ünye’nin kendisine bağlı Fatsa, Bolaman ve Karakuş nahiyeleriyle birlikte toplam nüfusunun 34.309 olduğu görülmektedir. Ünye kazasına ait 14.354 kişi bulunmaktadır. Kazanın İslam nüfusu 10.998, Çerakis (Kuzey Kafkasya’dan göç gelen Çerkezler) 573, Ermeni 1.269 ve Rum nüfus 1.514 olarak belirtilmektedir.

Ermeni nüfusun daha çok köylerde ve Rumların şehir merkezinde ikamet ettiği bilinmektedir. Demek ki Ünye kent merkezinde ikamet eden yaklaşık 1.500 Rum vardır.

Bu sayı artarak 1923 yılına kadar, 53 yılda birkaç katına varır. 1902 Tarihli 20. cilt, sayfa 665 Trabzon Vilayet Salnamesi’nde Ünye’nin toplam nüfusu 60.443 olarak gösterilmekte ve Rum nüfus 4.554 olarak belirtilmektedir.

Mübadele öncesi, 1920 – 1923 yılları rakamıyla Ünye’de 8.500 Rum olduğu tahmin edilmektedir.

1923 Yılında başlayan “zorunlu göç” nedeniyle Ünye’de bir tek Rum kalmaz.



 

Mübadele’yi Hazırlayan Koşullar

 

Lozan Barış Konferansı’nın öncelikli konusu sığınmacılar ve esirlerdi. Zaten Rumların çoğu, protokol imzalanmadan önce Yunan Ordusu’yla birlikte Anadolu’yu terk etmişti. Büyük bir karmaşa içinde gerçekleşen ilk Rum göçü, daha çok kaçıp kurtulma amaçlıydı. Tren istasyonları, vapur iskeleleri dolmuş, bir milyona yakın Rum, Yunanistan’a geçmek için sınıra yığılmıştı. Yunan hükümeti gelenleri barındırmakta zorlanıyor, okul ve kiliseler dolup taşıyordu. Göçmenlerin bir kısmı aç sefil sokaklarda yatarken, diğer yandan, özellikle Ege’den gelenler sadece kendi mallarını değil, işgal altındaki komşularının mallarını da gasp ederek beraberlerinde getirmişlerdi.

Tıpkı 93 Harbi (1877- 78 Osmanlı –Rus Savaşı) sonrası, Doğu Anadolu’nun işgalci Rus Ordularına kılavuzluk yapan Ermeni Çeteleri gibi, Batı’daki Yunan Ordusu’nu Yunan bayraklarıyla karşılayan Rumların Türk topraklarında yaşayabilmeleri zora girmişti. Akıbet belliydi. Batı’da yaşayan Müslümanlar da aynı zor koşullarla karşı karşıyaydı. Lozan Protokol’ü böyle bir ortamın gereği doğdu ve göçe zorlanan mübadiller hayvanlarını ve ürünlerini köylerinde bırakarak, ani bir emirle sahillere döküldüler.

 


Lozan Konferansı

 

Lozan’da İngiltere temsilcisi Lord Curzon’un teklifi ve Milletler Cemiyeti görevlisi Nansen’in raporu doğrultusunda “mübadele” anlaşması görüşülür.

30 Ocak 1923 tarihinde, Yunanistan’daki Müslümanlarla Türkiye’deki Ortodoks Rumların değişimini öngören “Mübadele Sözleşmesi” imzalanır.[6]

Sözleşme gereği; İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar mübadeleden muaf tutulur.

Karşılıklı nüfus değişiminde ölçüt, sadece dindir: Müslümanlara karşı Ortodoks Hristiyanlar.

Amaç: Her iki tarafın da daha homojen bir ulus oluşturabilme çabasıdır.

Yunanistan’da yerleşik bütün Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik bütün Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderilir.

Kafa kâğıdında “Milleti” karşılığında “Ortodoks” yazan ve Türkçeden başka dil bilmeyen Hıristiyan Karamanlı bir grup Türk de mübadeleden nasibini alır, Rumlarla aynı göçe tabi tutulur.

İki milyon civarında insan göç yollarına koyulur.

 

Devam Edecek: Lozan Mübadilleri – 2

 

Kaynaklar:

 

Clavijo, Ruy Gonzales, 2008, Timur’un Hayatı, Kadiz’den Semerkant’a Seyahatler, 1. Baskı, Pozitif Yay.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler, 1971, Hazırlayan Nihal Atsız, 1. Cilt, 1000 Temel Eser, MEB Devlet Kitapları, İstanbul

Bijişkyan, P. Minas, 1998, Pontos Tarihi, 2. Baskı, Çivi Yazıları

Varilci-Kabayel, Ünye Kent Yazıları  

18.02.2026, Ünye Kent


Dipnot:

[1] Bijişkyan, 1998; 76

[2] Kilise Tepesi’ndeki ve Yalı’daki Ortodoks kiliseleri 1830 yılı sonrası (Meşrutiyet Dönemi) kiliseleridir.

[3] Clavijo, 2008; 122

[4] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 1971; 165

[5] Bijişkyan, 1998; 75

[6] 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak yapılan bu sözleşme uyarınca Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan Krallığı'nın kendi ülkelerinin yurttaşları, din esası üzerinden tehcir ve zorunlu göçe tabi tutulur. Göçün adı “Mübadele”dir, göçe tabi tutulanlar ise “Mübadil” olarak adlandırılır.