Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXI
(1915’te Ünye’de Neler Oldu?)
Bizans döneminde Ermeniler, imparatorluğun tahakkümü altında
yaşamış olsalar da bağımsız bir krallıktı. 387 ve 428 yılları arasında hüküm
süren Ermeni Krallığı Bizans ve Sasani imparatorlukları arasında ikiye bölündü.
Batı Ermenistan Bizans yönetimine, Doğu Ermenistan ise Sasani kontrolüne geçti.
Karadeniz’de bazı bölgeler Ermeni Bagratuni Krallığı'nın (880’lerin başı) kurulmasından sonra da Bizans
yönetimi altında kaldı. Ancak Ermeniler 451 yılındaki Kalkedon Konsili'nde temsil edilmediler. Bu nedenle Ermeni ve
Bizans Hristiyanlığı arasında teolojik
bir kayma ortaya çıktı. Bizans’ın çoğunluğu Ortodoks olurken, Ermeniler çoğunlukla Gregoryen olmayı tercih etti.[1]
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ermeniler yüzyıllar boyunca
Türklerle barış içinde yaşadılar. Osmanlı
Döneminde (Osmanlı Barışı),
yönetim kademesinde Ermeni devlet adamları hiç eksik olmadı.[2]
Osmanlılar, Millet-i
Sadıka olarak niteledikleri Ermeniler’e üst düzeyde değer vermişler, devlet
idaresindeki en sorumlu mevkilerde görev yapmalarına olanak tanımışlardır. O
kadar ki: Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yy sonlarına doğru 22 Bakan, 33
Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Konsolos, 29 Paşa ile 11 Profesör vardı. Ayrıca
803 Ermeni Okulu'nda 2.088 öğretmen, binlerce Ermeni öğrenciye eğitim
vermekteydiler.[3]
Bu girizgâhın ardından, bunca Ermeni nüfusa he olduğunu, Ünye
özelinden hareketle görmeye çalışalım.
Tehcir Kanunu
Tehcir Kanunu veya resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu, 27 Mayıs 1915'te Osmanlı Hükûmeti tarafından
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusu ile karşı karşıya gelebilecek iç unsurların
savaş bölgelerinden uzak yerlere devlet eliyle gönderilmesi için çıkarılan göç kanunu olarak bilinir.
1 Haziran 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi'de yayımlanarak
yürürlüğe giren kanunun içeriğinde Osmanlı Ermenilerinden bahsedilmemesine
rağmen, doğrudan imparatorlukta yaşayan Ermeni halkı hedef alır. Ermenilerin
yaşadığı şehirlerden başka yerlere sürülmesine yol açar ve bu nedenle Ermeni Tehciri adıyla anılır.
Tehcir’in amacı Ruslarla savaşan ordunun gerisini emniyete
almak ve Ermenilerin Ruslarla işbirliğini önlemek olarak belirtildi.
Tehcir, önceleri tüm Ermeniler'e uygulanmadı. Katolik ve Protestanların
yanı sıra subay ve sıhhiye sınıfı olarak
Osmanlı ordusunda görev yapanlar, Osmanlı Bankası çalışanları, sakatlar,
yaşlılar, dul kadınlar, çocuklar göçe tâbi tutulmadılar.
Milli Savunma Bakanlığı, Arşiv ve Askeri Tarih Daire
Başkanlığı Arşivi’nde bulunan belgelere göre 9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916’ya
kadar tehcire tabi tutulanların sayısı 395.000
kişidir. Bunlardan 356.084 kişi yeni yerleşim bölgelerine ulaşmışlardır. Yani
kayıp sayılan Ermeni 35.000
kadardır.
Cumhurbaşkanlığı Arşiv belgelerinde ise, 1915’te Osmanlı toprakları
üzerinde yaşayan Ermeni sayısı 1 milyon
250 bin kişidir. Bunlardan İstanbul, Bursa ve diğer Batı Anadolu illerinde
yaşayan 167.778 kişi tehcire tabi tutulmamıştır.[4]
Yine aynı belgelerde ölümler kış şartlarının zorluğu, Ermeni,
Rum, Türk soygun çetelerinin baskınları sonucu gerçekleşmiştir.
Ünye’de 1915 Tehciri
Elimizdeki bilgiler, tehcirle birlikte Ermeni nüfusun Ünye’nin
neresinden ve nasıl göçe tabi tutuldukları konusunu yeterince açıklayamamaktadır.
Daha çok “Ünye’den yasa gereği göç ettirilmeyen”
Ermeniler’den bahsedilmektedir. Kimdi göçe tabi tutulmayanlar? “Dönme” tabir
edilen, din değiştirerek Müslüman olan Ermeniler idi. Ayrıca, Ünye’nin hatırlı
eşraflarının koruma ve kefillikleriyle Ünye’de kalan Ermeniler mevcuttu.[5]
Bölgemizdeki 1915 Olayları’na ilişkin benzer bir yaklaşım,
Ermeni tarihçi Hovagimyan’dan
geliyor:
“Büyük Felaket günlerinde (Medz
Yeğern) hemen hemen bütün Ermeniler Müslümanlığı kabul edip yaşadıkları
yerde kalmaya devam ettiler. Ünye’de yaşayan akrabalarına mektup yazıp
‘Allah’ın dinini kabul ettik, siz de bizi takip edin’ diyenler oldu. Hükümet
başka yerlerde de bu üçkâğıtçı oyuna başvurup sonrasında katliamı organize
etmişti. Burada da aynısını yapıp, 3 yaşından büyük kimseyi hayatta
bırakmadılar, şehirden sürgün edip katlettiler, çocukları ise Türk ailelerine
dağıttılar. Sadece Fatsa’nın çevre köylerinden birkaç genç Sahag Hamalyan,
Mesrob Yazıcıyan ve Harutyun Minasyan’ın önderliğinde dağlarda saklanmayı
başardılar.”[6]
Bu ifadeler oldukça önemli. Çünkü bölgemiz nüfusunun azımsanmayacak
bir bölümünün Müslümanlaşmış Ermeni olduğunu ileri sürüyor. Müslümanlığı kabul
etmeyenlerin de katledildiğini. En azından Ermeni çocukları öldürülmemiş, Türk
ailelerine dağıtılmış. Sadece birkaç genç dağlarda saklanmayı başarmış. Beyrut’ta
yaşayan Ermeni tarihçi Hovagimyan’ın
kitabı yayınlanırsa, epey tartışılacağa benzer.
Ordu’da Yaşanan Tehcir Olayı
1915 tarihli gazetelerde Ordu’dan toplam on iki bin Ermeni’nin
tehcire tabi tutulduğunu öğreniyoruz. Bu göçten on beş hanelik kadın, çocuk ve
sigardan oluşan son Ermeni kafilesinin Mesudiye’ye vardığında, arzû-yı
vicdanlarıyla İslamiyet’i kabul ettiklerine dair bir telgraf çekilir. Telgraf,
kasaba müftüsü ve imamın da dâhil olduğu Mesudiyeli bir grup tarafından
İstanbul hükümetine çekilmiştir. Bakırcı
Harut Usta’nın öyküsüyle
harmanlanan tehcir olayı ise, Ordu’dan Gölköy’e doğrudur.
“Kafile, Gölköy’e ulaşmıştır bu arada. Karabayır/Karadere
denilen mevkie gelindiğinde ise Perşembe’den hareket eden 200 kişilik çete
korumasız ve savunmasız, silahsız Ermenilere saldırır. Çocukları ise kafileden
ayırıp öne almışlardır. Geride kalan anneler, babalar, kardeşler, yaşlılar
büyük bir katliama maruz kalırlar. Çocuklar can havli ile hiç bilmedikleri
arazilere dağılırlar korku içinde. Harut Amca’nın 7 yaşındaki annesi, teyzesi
ile beraber kilometrelerce çıplak ayakla yürüyerek bir sonraki yerleşim yeri
olan Mesudiye’ye ulaşır. Mesudiye’de bir postacı sahip çıkar annesine ve
teyzesine. Bir dayısını ise çok daha aşağılardaki köylerden birisi alır
büyütmek için.”[7]
Tehcir Sonrası Ünye’de Gayrimüslim Nüfus
1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim
kurumu bulunmaktayken, Haziran 1915’te
ise, Ünye Kazası Ermeni nüfusu hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir.
Tehcir Kanunu sonrasında Ünye Ermeni nüfusuna ne oldu?
Şüphesiz tehcire tabi tutuldular.
Ne yazık ki çoğunluğu çocuk, yaşlı ve kadınlardan oluşan bu nüfus,
bir ölüm yolculuğuna çıkarıldılar.
Tehcire rağmen bazı Ermeni aileleri Ünye’de kaldı.
Bir görüşe göre, Ünyeliler
tarafından korundukları için bazı Ermeni aileleri tehcirden etkilenmedi. Ermeni
kimlikleri, Ermeni dini ve âdetlerine rağmen, Ünye’de kalmayı başardılar.[8]
Bir başka görüşe göre, Ünye’deki mahut Ermeni aileleri,
Ünye’ye tehcirden sonra geldi.[9]
Belki de Lozan Mübadelesi’nin ardından geldiler.
Geldiler ama kendi kiliseleri artık yoktu.
Terk edilen Rum Ortodoks Kiliseleri’ni de kullanamadılar.
Özel günlerde Samsun’da yahut İstanbul’daki belirli
kiliselerde buluştular.
Ancak herkesçe bilinen bir gerçek vardı:
Türk ailelerin büyüttüğü Ermeni kız çocukları...
Devam edecek: Ermeni
Kız Çocukları ve Ünye
Lokumu.
Kaynaklar:
Koçaş, Sadi. 1970, Tarih Boyunca Ermeniler ve Selçuklulardan Beri
Türk-Ermeni İlişkileri, 3. Baskı, Truva Yay.
Işık, İrfan. 2013, Anılardan Taşan Yıllar, Ünye Belediyesi Kültür
Yay.
Biryol, Uğur (Der.) – Küpçük,
Selçuk, 2014, Karadeniz’in Kaybolan Kimliği, İletişim Yay.
04.02.2026,
Ünye Kent
[1] Bu
noktada bir hatırlatma yapmak gerekiyor. 1054’te Roma Katolik ve Rum Ortodoks
kiliselerinin ayrılmasıyla Batı ve Doğu arasında büyük bir gerginlik doğdu. Batılı
tarihçiler, bu nedenle Doğu Roma’yı “Roma” olarak anmak istemedi. Oysa Doğu
roma halkı kendisini hep “Romalı” addetti. Türkler ve Araplar, Doğu Romalılar
için “Rum” kelimesini kullandı. Alman tarihçi Hieronymus Wolf'un 1557 yılında “Corpus Historiae Byzantinæ” adlı
eserinin yayımlanmasının ardından, Doğu Roma’dan “Bizans" diye bahsedilmeye başlandı. Aslında Bizans, başkentin
en eski adıydı: Byzantion! Doğu Romalılar kendilerine hiçbir zaman “Bizanslı”
demedi. Tıpkı Mithradates krallığının kendilerine “Pontus” demediği gibi.
[2] Koçaş,
1970; 12-
[3] Işık,
2013; 312
[4] TC.
Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Sevkiyata Tabi Tutulmayan Ermeniler.
[5] Işık,
2013; 314
[6] Hovagim Hovagimyan’ın henüz Türkçeye
çevrilmeyen ‘Badmutyun Haygagan Bondosi’ [Ermeni Pontusu’nun Tarihi, Beyrut:
1967, s.720-21] kitabından aktaran Güven
Bayar, Agos, 14 Aralık 2023
[7] Biryol,
2014; 154-161
[8] Kurtuluş
Savaşı sırasında, Rum-Ermeni demeden, Gayrimüslim nüfus tehlike altındaydı. Topal
Osman Ağa ve maiyetindeki silahlı grup, o dönemde Ünye’ye geldiği ve Keşaplı
Sokak’ta ağırlandığı bilinmektedir. (Bkz. Keşaplı Sokak ve Topal Osman,
21.12.2022 Ünye Kent). Ünye’deki Elekçi Deresi’nin o günlerde günlerce kanlı
aktığı söylenir. O tarihte, Ermeni Vatandaşların bir kısmı o sokakta ikamet
etmekteydi. Ünye’nin hatırlı insanları tarafından mı korunup, kefil olunmuştu?
[9] Cafer
Sarıkaya, Agos Dergisi, Söyleşi.

















