4 Şubat 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXI (1915’te Ünye’de Neler Oldu?)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi – XXI

(1915’te Ünye’de Neler Oldu?)

 

 

Bizans döneminde Ermeniler, imparatorluğun tahakkümü altında yaşamış olsalar da bağımsız bir krallıktı. 387 ve 428 yılları arasında hüküm süren Ermeni Krallığı Bizans ve Sasani imparatorlukları arasında ikiye bölündü. Batı Ermenistan Bizans yönetimine, Doğu Ermenistan ise Sasani kontrolüne geçti.  Karadeniz’de bazı bölgeler Ermeni Bagratuni Krallığı'nın (880’lerin başı) kurulmasından sonra da Bizans yönetimi altında kaldı. Ancak Ermeniler 451 yılındaki Kalkedon Konsili'nde temsil edilmediler. Bu nedenle Ermeni ve Bizans Hristiyanlığı arasında teolojik bir kayma ortaya çıktı. Bizans’ın çoğunluğu Ortodoks olurken, Ermeniler çoğunlukla Gregoryen olmayı tercih etti.[1]

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ermeniler yüzyıllar boyunca Türklerle barış içinde yaşadılar. Osmanlı Döneminde (Osmanlı Barışı), yönetim kademesinde Ermeni devlet adamları hiç eksik olmadı.[2]

Osmanlılar, Millet-i Sadıka olarak niteledikleri Ermeniler’e üst düzeyde değer vermişler, devlet idaresindeki en sorumlu mevkilerde görev yapmalarına olanak tanımışlardır. O kadar ki: Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yy sonlarına doğru 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Konsolos, 29 Paşa ile 11 Profesör vardı. Ayrıca 803 Ermeni Okulu'nda 2.088 öğretmen, binlerce Ermeni öğrenciye eğitim vermekteydiler.[3]

Bu girizgâhın ardından, bunca Ermeni nüfusa he olduğunu, Ünye özelinden hareketle görmeye çalışalım.


 

Tehcir Kanunu

 

Tehcir Kanunu veya resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu, 27 Mayıs 1915'te Osmanlı Hükûmeti tarafından I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusu ile karşı karşıya gelebilecek iç unsurların savaş bölgelerinden uzak yerlere devlet eliyle gönderilmesi için çıkarılan göç kanunu olarak bilinir.

1 Haziran 1915 tarihinde Takvim-i Vekâyi'de yayımlanarak yürürlüğe giren kanunun içeriğinde Osmanlı Ermenilerinden bahsedilmemesine rağmen, doğrudan imparatorlukta yaşayan Ermeni halkı hedef alır. Ermenilerin yaşadığı şehirlerden başka yerlere sürülmesine yol açar ve bu nedenle Ermeni Tehciri adıyla anılır. 

Tehcir’in amacı Ruslarla savaşan ordunun gerisini emniyete almak ve Ermenilerin Ruslarla işbirliğini önlemek olarak belirtildi.

Tehcir, önceleri tüm Ermeniler'e uygulanmadı. Katolik ve Protestanların yanı sıra subay ve sıhhiye sınıfı olarak Osmanlı ordusunda görev yapanlar, Osmanlı Bankası çalışanları, sakatlar, yaşlılar, dul kadınlar, çocuklar göçe tâbi tutulmadılar.

Milli Savunma Bakanlığı, Arşiv ve Askeri Tarih Daire Başkanlığı Arşivi’nde bulunan belgelere göre 9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916’ya kadar tehcire tabi tutulanların sayısı 395.000 kişidir. Bunlardan 356.084 kişi yeni yerleşim bölgelerine ulaşmışlardır. Yani kayıp sayılan Ermeni 35.000 kadardır.

Cumhurbaşkanlığı Arşiv belgelerinde ise, 1915’te Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Ermeni sayısı 1 milyon 250 bin kişidir. Bunlardan İstanbul, Bursa ve diğer Batı Anadolu illerinde yaşayan 167.778 kişi tehcire tabi tutulmamıştır.[4]

Yine aynı belgelerde ölümler kış şartlarının zorluğu, Ermeni, Rum, Türk soygun çetelerinin baskınları sonucu gerçekleşmiştir.

 

Ünye’de 1915 Tehciri

 

Elimizdeki bilgiler, tehcirle birlikte Ermeni nüfusun Ünye’nin neresinden ve nasıl göçe tabi tutuldukları konusunu yeterince açıklayamamaktadır. Daha çok “Ünye’den yasa gereği göç ettirilmeyen” Ermeniler’den bahsedilmektedir. Kimdi göçe tabi tutulmayanlar? “Dönme” tabir edilen, din değiştirerek Müslüman olan Ermeniler idi. Ayrıca, Ünye’nin hatırlı eşraflarının koruma ve kefillikleriyle Ünye’de kalan Ermeniler mevcuttu.[5] 

Bölgemizdeki 1915 Olayları’na ilişkin benzer bir yaklaşım, Ermeni tarihçi Hovagimyan’dan geliyor:

“Büyük Felaket günlerinde (Medz Yeğern) hemen hemen bütün Ermeniler Müslümanlığı kabul edip yaşadıkları yerde kalmaya devam ettiler. Ünye’de yaşayan akrabalarına mektup yazıp ‘Allah’ın dinini kabul ettik, siz de bizi takip edin’ diyenler oldu. Hükümet başka yerlerde de bu üçkâğıtçı oyuna başvurup sonrasında katliamı organize etmişti. Burada da aynısını yapıp, 3 yaşından büyük kimseyi hayatta bırakmadılar, şehirden sürgün edip katlettiler, çocukları ise Türk ailelerine dağıttılar. Sadece Fatsa’nın çevre köylerinden birkaç genç Sahag Hamalyan, Mesrob Yazıcıyan ve Harutyun Minasyan’ın önderliğinde dağlarda saklanmayı başardılar.”[6]

Bu ifadeler oldukça önemli. Çünkü bölgemiz nüfusunun azımsanmayacak bir bölümünün Müslümanlaşmış Ermeni olduğunu ileri sürüyor. Müslümanlığı kabul etmeyenlerin de katledildiğini. En azından Ermeni çocukları öldürülmemiş, Türk ailelerine dağıtılmış. Sadece birkaç genç dağlarda saklanmayı başarmış. Beyrut’ta yaşayan Ermeni tarihçi Hovagimyan’ın kitabı yayınlanırsa, epey tartışılacağa benzer. 

 

Ordu’da Yaşanan Tehcir Olayı

 

1915 tarihli gazetelerde Ordu’dan toplam on iki bin Ermeni’nin tehcire tabi tutulduğunu öğreniyoruz. Bu göçten on beş hanelik kadın, çocuk ve sigardan oluşan son Ermeni kafilesinin Mesudiye’ye vardığında, arzû-yı vicdanlarıyla İslamiyet’i kabul ettiklerine dair bir telgraf çekilir. Telgraf, kasaba müftüsü ve imamın da dâhil olduğu Mesudiyeli bir grup tarafından İstanbul hükümetine çekilmiştir. Bakırcı Harut Usta’nın öyküsüyle harmanlanan tehcir olayı ise, Ordu’dan Gölköy’e doğrudur.

“Kafile, Gölköy’e ulaşmıştır bu arada. Karabayır/Karadere denilen mevkie gelindiğinde ise Perşembe’den hareket eden 200 kişilik çete korumasız ve savunmasız, silahsız Ermenilere saldırır. Çocukları ise kafileden ayırıp öne almışlardır. Geride kalan anneler, babalar, kardeşler, yaşlılar büyük bir katliama maruz kalırlar. Çocuklar can havli ile hiç bilmedikleri arazilere dağılırlar korku içinde. Harut Amca’nın 7 yaşındaki annesi, teyzesi ile beraber kilometrelerce çıplak ayakla yürüyerek bir sonraki yerleşim yeri olan Mesudiye’ye ulaşır. Mesudiye’de bir postacı sahip çıkar annesine ve teyzesine. Bir dayısını ise çok daha aşağılardaki köylerden birisi alır büyütmek için.”[7]

 

Topal Osman Ağa


Tehcir Sonrası Ünye’de Gayrimüslim Nüfus

 

1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktayken,  Haziran 1915’te ise, Ünye Kazası Ermeni nüfusu hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir.

Tehcir Kanunu sonrasında Ünye Ermeni nüfusuna ne oldu?

Şüphesiz tehcire tabi tutuldular.

Ne yazık ki çoğunluğu çocuk, yaşlı ve kadınlardan oluşan bu nüfus, bir ölüm yolculuğuna çıkarıldılar.

Tehcire rağmen bazı Ermeni aileleri Ünye’de kaldı.  

Bir görüşe göre, Ünyeliler tarafından korundukları için bazı Ermeni aileleri tehcirden etkilenmedi. Ermeni kimlikleri, Ermeni dini ve âdetlerine rağmen, Ünye’de kalmayı başardılar.[8]

Bir başka görüşe göre, Ünye’deki mahut Ermeni aileleri, Ünye’ye tehcirden sonra geldi.[9]  

Belki de Lozan Mübadelesi’nin ardından geldiler.

Geldiler ama kendi kiliseleri artık yoktu.

Terk edilen Rum Ortodoks Kiliseleri’ni de kullanamadılar.

Özel günlerde Samsun’da yahut İstanbul’daki belirli kiliselerde buluştular.

Ancak herkesçe bilinen bir gerçek vardı:

Türk ailelerin büyüttüğü Ermeni kız çocukları...

 

Devam edecek: Ermeni Kız Çocukları ve Ünye Lokumu.

 

Kaynaklar:

 

Koçaş, Sadi. 1970, Tarih Boyunca Ermeniler ve Selçuklulardan Beri Türk-Ermeni İlişkileri, 3. Baskı, Truva Yay.

Işık, İrfan. 2013, Anılardan Taşan Yıllar, Ünye Belediyesi Kültür Yay.

Biryol, Uğur (Der.) – Küpçük, Selçuk, 2014, Karadeniz’in Kaybolan Kimliği, İletişim Yay.

 

04.02.2026, Ünye Kent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/karadeniz_arkeolojisi_bizans_donemi_xxi_1915te_unyede_neler_oldu-5774.html

 



[1] Bu noktada bir hatırlatma yapmak gerekiyor. 1054’te Roma Katolik ve Rum Ortodoks kiliselerinin ayrılmasıyla Batı ve Doğu arasında büyük bir gerginlik doğdu. Batılı tarihçiler, bu nedenle Doğu Roma’yı “Roma” olarak anmak istemedi. Oysa Doğu roma halkı kendisini hep “Romalı” addetti. Türkler ve Araplar, Doğu Romalılar için “Rum” kelimesini kullandı. Alman tarihçi Hieronymus Wolf'un 1557 yılında “Corpus Historiae By­zantinæ” adlı eserinin yayımlanmasının ardından, Doğu Roma’dan “Bizans" diye bahsedilmeye başlandı. Aslında Bizans, başkentin en eski adıydı: Byzantion! Doğu Romalılar kendilerine hiçbir zaman “Bizanslı” demedi. Tıpkı Mithradates krallığının kendilerine “Pontus” demediği gibi.

[2] Koçaş, 1970; 12-

[3] Işık, 2013; 312

[4] TC. Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Sevkiyata Tabi Tutulmayan Ermeniler.

[5] Işık, 2013; 314

[6] Hovagim Hovagimyan’ın henüz Türkçeye çevrilmeyen ‘Badmutyun Haygagan Bondosi’ [Ermeni Pontusu’nun Tarihi, Beyrut: 1967, s.720-21] kitabından aktaran Güven Bayar, Agos, 14 Aralık 2023

[7] Biryol, 2014; 154-161

[8] Kurtuluş Savaşı sırasında, Rum-Ermeni demeden, Gayrimüslim nüfus tehlike altındaydı. Topal Osman Ağa ve maiyetindeki silahlı grup, o dönemde Ünye’ye geldiği ve Keşaplı Sokak’ta ağırlandığı bilinmektedir. (Bkz. Keşaplı Sokak ve Topal Osman, 21.12.2022 Ünye Kent). Ünye’deki Elekçi Deresi’nin o günlerde günlerce kanlı aktığı söylenir. O tarihte, Ermeni Vatandaşların bir kısmı o sokakta ikamet etmekteydi. Ünye’nin hatırlı insanları tarafından mı korunup, kefil olunmuştu?

[9] Cafer Sarıkaya, Agos Dergisi, Söyleşi.

28 Ocak 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XX (Ünye Ermenileri’nin Sonu)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XX

(Ünye Ermenileri’nin Sonu)

 

 

Kars yöresindeki bir Ermeni ailesinin 111 yıl önceki öyküsünü anlatırken: “İnsanlık tarihinin insana en yakışmayan, en vahşi, en kanlı, en karanlık günleri nasıl anlatılır?” diye soruyor Agos’taki yazısında Maral Dink.

Ne yazık ki benzer acılar o dönemde ülkenin birçok yerinde yaşandı.

Bu yerlerden biri de Ünye’ydi...

Ermeni tarihçi Kévorkian’a göre Samsun, Bafra, Çarşamba, Ünye ve Fatsa gibi şehir merkezlerinde varlık gösteren Ermeni toplumu, kırsal alanlara da yerleşmişti. Ünye civarındaki on köy, Terme dolaylarında bulunan dört bucak ve Çarşamba kazasındaki yirmi yerleşim yerinin hemen hemen tümü 18. Yüzyılın başında (1700’lerin başı) Hemşin ve Sevked’den (Rize-Kalkandere) gelen sığınmacılar tarafından kurulmuştu.[1]

Fransız coğrafyacı ve oryantalist Vital Cuinet, 1890’larda Ünye kasabasının nüfusunu 10.000 kişi olarak belirtir. 3.000’i İslam, 5.000’i Rum ve 2.000’i Ermeni’dir. Ünye kazasında ise 40.000 kişinin yaşadığını bildirir; 25.000’i İslam, 8.000’i Rum, 7.000’i Gregoryen Ermeni’dir. (5.000’i göçmen olarak gelmiştir.)[2]

1904 Trabzon Vilayet Salnamesi’nde Ünye nüfusu toplam 45.821 kişidir; 36.344’i İslam, 4.711’i Rum, 4.766’sı Ermeni’dir.

1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktaydı.[3]  

1915 yılına gelindiğinde Ünye ve çevresinde yaşayan Ermeni nüfus, Maral Dink’in deyimiyle insanlık tarihinin insana en yakışmayan, en vahşi, en kanlı, en karanlık günlerini yaşadı.




Mardiros Baygın

 

Ünye’nin Son Ermenileri

 

Çocukluk ve ilkgençlik yıllarım Ünye Ortayılmazlar Mahallesi’nde geçti. Dede mirası, Baba ocağı mahallemizde 1701’den kalma bir cami (Hacı Osman Ağa Cami) ve iki kilise mevcuttu. Kiliselerden biri 1938’de kurulan Meçhul Asker Ortaokulu yanında, Kilise Tepesi denilen yerdeydi ve okulun deposu olarak kullanılmaktaydı. Doğduğum yıl, tepedeki kilise yıkıldı.

Diğer kilise, Yalı Mevkiindeydi ve günümüze kadar ayakta kaldı. 2010’da restore edildi. Ünye’de 1930’larda faaliyete geçen ilk elektrik santrali burada kuruldu. 70’li yıllarda Yalı Kilisesi düğün salonuna dönüştürüldü. 90’lı yılların sonunda kadar düğün salonu olarak işlevini sürdürdü. Yalı Kilisesi, Meryem Ana'ya adandığı için Panagia Rum Ortodoks Kilisesi veya Meryem Ana Kilisesi olarak bilinir. 2010 yılında Ünye Belediyesi tarafından on yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredildi ve ardından restore edilerek 2015’te kültür ve sanat merkezi haline getirildi.

Her iki kilise de Tanzimat sonrası (1839) inşa edildi ve 1923 Lozan Mübadelesi’nin ardından ibadete kapandı.  

Çocukluk yıllarında mahallenin neredeyse bütün çocuklarıyla bir aradaydık. Kimlerin Ermeni olduğunu bilsek te önemsemezdik. Ermeni ailelerin evleri Ortaokul civarındaydı, bazıları da çarşıda, Kazancılar arastasındaydı. Yıllar sonra bu aile mensuplarından Annik ile Lise’de okul arkadaşlığı yaptık.

60’lı yıllarda, babamın işyerine yakın, Belediye Caddesi üzerinde, Bakırcılar Çarşısı’nda ve Orta Çarşı’da Ermeni esnaflar vardı.

Tehcir sonrası Ünye’ye dönen yahut gelen Ahbap ve Baygın ailelerinin Belediye Caddesi üzerinde, Döner Çeşme Meydanı’na yakın dükkânları vardı. Terzi Levon Baygın ve Minas Ahbap; terzi ve şapkacılardı.

Bakırcılar Çarşısı’nda soğuk demir işiyle uğraşan (yaygın adıyla tenekeci) Mıgırdiç Usta’nın oğlu Karakin Gülezyan vardı. Oğulları Berç ve Aret halen Ünye’de ikamet etmekte olan Ünye’nin Son Ermenileridir. Diğer Ermeni aileleri çeşitli nedenlerle Ünye’den ayrıldılar. Çoğunluğu İstanbul’a taşındı, bir kısmı da yurtdışına yerleşti.

Bir de Ünye’de Bakırcılar Çarşısı’nda ve Orta Çarşı yakınında Sobacılık ve soğuk demirle iştigal eden Murat ustayı hatırlıyorum. (Adını sonradan değiştirmişti.)

Rahmetli öğretmenim Osman İrfan Işık, Ünye’deki Ermeni ailelerini şöyle anlatıyor:

“Mıgırdiç Usta'nın Nerser (Murat Usta), Karakin, Nubar isimli 3 oğlu vardı. Nubar çocuk yaşta İstanbul’da yaşamaya başlamıştı, ama Murat ve Karakin Ustalar hep Ünye'deydiler. Ve Ünye’nin vazgeçilmezleriydiler. O yıllarda Ünyeliler'in çoğu, kış aylarında ocakta ısınıyor, sobayı bilmiyorlardı. Mıgırdiç Usta bu iki oğluyla teneke sobayı getirdi Ünye’ye. Özellikle de Murat Usta, yaptığı fındıkkabuğu yakan, ördek soba ve borularını bizzat kendi elleriyle evlere kurmak suretiyle yıllarca çalıştı Ünye’de.

Murat Usta'nın Alis, Aznif, Anayif isimli üç kızı, Gayzak isimli bir oğlu vardı. Gayzak da çok hizmet verdi Ünye’de. O, soba dışında daha çok evlere su bağladı. Şimdi İstanbul’da yaşıyor. Alis ve Aznif Tokatlı Ermenilerle evlendiler. Anayif İstanbul’da. Aznif ve Alis eşimin candan arkadaşları idi genç kızlıklarında. Evlilikten sonra koptular.

Karakin Ustanın Bahar ve Ayda isimli iki kızı, Berç ve Aret isimli iki oğlu vardı.

Terzi Maksut Usta'nın dört oğlu Hampar, Minas, Mıgır ve Vahan Ahbap kardeşler uzun yıllar terzilik ve şapkacılık yaptılar. Ölen iki kardeşten sonra Minas ve Vahan İstanbul’a göçtüler.

3. Ermeni ailesi Terzi Leon Usta’ydı. Onun da Paylon Hanım'dan Gazaros, Mardiros, Mari isimli 2 oğlu ile dünyalar güzeli 1 kızı vardı. Leon Usta öldü. Çocuklarının hepsi Kanada’da yaşıyorlar. Mardiros benim öğrencimdi. Çok zeki ve çok çalışkandı. Mimar oldu. Kanada’ya gitti.”[4]

 

Özetle söylersek, 60’lı 70’li yıllarda Ünye’de yaklaşık 6-7 hane Ermeni ailesi mevcuttu.

70’li yılların ortasında onların önemli bir kısmı Ünye’yi terk etti.

Kimi İstanbul’a, kimi de yurt dışına gitti.

Ünye’de kala kala Bakırcılar Çarşısı’nda Gülezyan ailesinden iki kişi kaldı.

 


Ünye Yalı Mevki Panagia Orftodoks Rum Kilisesi

Ünye Meçhul Asker Ortaokulu Kilise Tepesi

Ünye Çakırtepe-Pelitpark arsası Ermeni Mezarlığı
Arşiv: Hayrettin Varilci


Ünye’deki Ermenilere Ne Oldu?

 

Ünye’de 1914’te 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktayken, ne olmuştu da 70’li yılların sonunda sayıları bir elin parmakları kadar kalmıştı?

1915 yılı itibariyle Ünye’deki Ermeni Nüfusun önemli bir bölümü, elbet te yaşanan kargaşa ve Ermeni Tehciri nedeniyle bölgeyi terk etmişlerdi. Daha doğrusu göç etmek zorunda kalmışlardı.

Hatta bunlardan Rusya’ya kaçan bir kısım Ermeni firarinin kaçak yolla bölgeye (evine, köyüne) dönmeye çalışırken yakalandıkları arşivlerde kayıtlıdır.

1914’te Ünye kazasında bulunan 7.700 Ermeni nüfusunun (1.130 hane) çoğunluğu Ünye köylerinde bulunmaktaydı. BM, Soykırım Sözleşmesi raportörü Benjamin Whitaker’ın 1985 yılında sunduğu raporda, 1915-1923 yılları arasında Osmanlı Ermenilerine yönelik olaylar (Tehcir, vb.) "20. yüzyılın ilk soykırımı" olarak nitelendirilir.

Ancak tehcir olayında Osmanlı devletinin öne sürdüğü önemli bir etken vardı. Ermeni ahali özellikle 1915-1923 yılları arasında bölgedeki Rum-Ermeni çetelerinin faaliyetleri nedeniyle tehcire tabi tutulmuşlardı.

Osmanlı arşivlerine göre Ünye’nin Gürgen köyünde Moris, Çakal köyünde Mihail, Gazar, Serkis, Madiloğlu Rafael, Çarşambalı Tahmazoğlu Haçik, Baltacıoğlu Kiragus, Zil Ohannes, Kiraztepe köyünden Yavas Çakır, Hristo, Nikola, Derebaşı köyünden Harigo, Murad, Köklük köyünden Avadis, Karahoca, Serob, Asador, Kalos, Artin, Vartan, Vesken, Ovakim, Misak, Çökükburun Akaryan çeteleri mevcuttu.

Bu çeteler özellikle Niksar yolu üzerinde soygun ve cinayet hadiselerini, köylerdeki mal ve hayvan gasplarını icra ediyorlardı.[5]


 

24 Nisan 1915, Sonun Başlangıcı

 

"Polis kapıyı çaldı… 'Birkaç saat kalıp dönecekseniz, yanınıza bir şey almanıza gerek yok' dendi." BBC Türkçe'ye konuşan tarihçiler 24 Nisan 1915'te İstanbul'da tutuklanan Ermeni aydınlarının polisle ilk karşılaşmalarını bu sözlerle anlatıyor.

O gün Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentinde 250 Ermeni'nin tutuklanmasıyla başlayan süreç daha sonra farklı kesimlerin "tehcir" ya da "Ermeni soykırımı" olarak anacağı trajedinin habercisi oldu.

Bu olaylarda devlet kaynaklarına göre 350 bin, bazı tarihçilere göreyse 1,5 milyon Ermeni öldü.

Ermeniler 24 Nisan'daki tutuklamaları "soykırımın" fiili başlangıcı kabul ediyor ve 1915'te hayatını kaybedenleri her sene bu gün anıyor.[6]

Ermeniler 24 Nisan 1915 için Medz Yeğern (Büyük Felaket Günleri) demektedir. 24 Nisan günü, Osmanlı vatandaşı Ermeniler’in büyük felaketinin başladığı gündür.

Ermeni toplumuna göre, çıktıkları ölüm yolculuğunda çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 2,5 milyon Ermeni’nin can verdiği gündür.

“Yolların büyük kısmını yürüyerek geçiyorlar. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… yollarda devamlı soyguncu çeteler var. Bu giden insanların malına mülküne saldırıyor, karısını, çocuğunu alıyor. Böyle bir tablo düşünün. Yukarıdan aşağı, kuzeyden güneye akan bir sel var. Bu sel yollarda devamlı tacize uğruyor.”[7]

24 Nisan 1915’te özellikle İstanbul’daki Ermeni aydınları, yazarlar, sanatçılar, avukatlar, doktorlar, mebuslar evlerinden alınıp götürülürler ve çoğu bir daha geri dönmez: İstanbul’da tutuklanıp Çankırı ve Ayaş’taki toplama merkezlerine gönderilen bu Ermeniler, yaşanacak büyük dram ve acıların başlangıç noktasında yer alırlar...

Osmanlı resmi makamlarınca, birtakım olayların çıkmasını engellemek için böyle bir tedbir alındığı ileri sürülse de, Sarafian’a göre 24 Nisan 2015 tarihli Tehcir Kanunu başlı başına bir infaz olayına dönüşüyor.

1915 olaylarını "soykırım" olarak tanımlayan tarihçi Ara Sarafian "Maalesef eleştirel diyalog kuramıyoruz çünkü mesele siyasileştirildi. Ermeniler tarafından da siyasileştirildi. Türkiye'den siyasi, ideolojik talepleri oluyor. İdeolojik yaklaşımlar meşru tartışmaların altını kazıdı ve bu, iki taraftaki milliyetçi kampın da işine geldi."[8]

 

Devam Edecek: 1915’te Ünye’de Neler Oldu?

 

28.01.2026, Ünye Kent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/karadeniz_arkeolojisi_bizans_donemi_-_xx_unye_ermenilerinin_sonu-5763.html

 

Kaynaklar:

 

Kévorkian, Raymond H.- Paboudjian, Paul B. 2012, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Aras Yay.

Hovagimyan, Hovagim. 1967, Ermeni Pontus Tarihi, Beyrut (Türkçeye çevrilmedi.)

Cuinet, Vital Casimir, 1892, La Turquie d'Asie, Maison d'édition Leroux, Paris

Bacacı, Sabri. 2008, Tarihin Bir Döneminde Ünye ve Çevresinde Yaşanan Olaylar (1864 - 1920), Ünsev Yay.

Işık, İrfan. 2013, Anılardan Taşan Yıllar, Ünye Belediyesi Kültür Yay.

İzrail, Nesim Ovadya, 2014, 24 Nisan 1915, İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara, İletişim Yay.

Sarafian, Ara. 2025, Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler ve Kürtler, Aras Yay.



[1] Kévorkian, Paboudjian. 2012; 199

[2] Cuinet, 1892; 525

[3] Kévorkian, Paboudjian. 2012; 204

[4] Işık, 2013; 316-317

[5] Bacacı, 2008; 45-112

[6] BBC News Türkçe, 24 Nisan 2025

[7] İzrail, 2014; 40

[8] Sarafian, 2025; Önsöz

20 Ocak 2026 Salı

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIX (Son Dönem Anadolu Arkeolojisi ve Ermeniler)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIX

(Son Dönem Anadolu Arkeolojisi ve Ermeniler)

 

Planlanmış cinayetlere kurban edilen tüm Ahparigler anısına!

 

Antik ve modern Ermeni ulusu, Hint-Avrupalı Proto-Ermeni dili konuşmacıları ve diğer Anadolu halklarından olan Luviler ile beraber, yukarı Mezopotamya menşeli Urartu ve Hurri halklarının etnik ve dilsel çözülmeleri ile başlayan bireşimine dayanarak oluştu.

MÖ 1500-500 yılları arasında Ermeni Yaylalarının tarihi: Hititler, Luviler, Proto-Ermeniler ve Ermenistan konusunda yapılan son dönem araştırmaları, yeni ve şaşırtıcı bilgiler sunmaktadır.[1]



 

Bronz Çağı’ndan Günümüze Doğu Anadolu Arkeolojisi

 

"Biz kimiz ve nereden geldik?" Bu soru, insanlık tarihinin en kadim ve en büyüleyici arayışlarından biridir.

Günümüz arkeolojik verileri ve antropolojinin sunduğu modern araçlar bizi tarihöncesine kadar götürdü. Genetik araştırmalar ve fosil kayıtlar ışığında, insanın da üyesi olduğu primat takımının evrim sürecinde, günümüzden yaklaşık 65-55 milyon yıl öncesinde (Paleosen dönemde) insanın ortaya çıktığı tespit edilmiştir.[2]

Evrimin en önemli bölgelerinden biri, Bereketli Hilal'in kuzeyinde yer alan Ermeni Yaylalarıdır. Burası sadece coğrafi bir bölge değil; insan evrimi, tarımın yayılışı ve dillerin şekillenmesi açısından tarihin akışını değiştiren bir kavşak noktasıdır.

Ermeni topluluklarının yerleştiği bu alan, Hint-Avrupa dillerinin ve kültürünün dünyaya yayıldığı "Proto-Hint-Avrupa" dünyasını şekillendirmiştir.

Yapılan son araştırmalar, bu coğrafyada yapılan DNA analizlerinin, antik dünyaya ışık tuttuğunu göstermektedir. Marc Haber liderliğindeki uluslararası bir bilim insanı ekibi (İngiltere, İspanya, İtalya ve Lübnan'dan), Ermeni genlerini analiz ederek, bazı antik DNA örnekleri de dâhil olmak üzere dünya çapındaki 78 farklı popülasyonla karşılaştırdı.[3]

Bu araştırmaya göre Ermeniler, günümüz Yakın Doğu popülasyonlarından ziyade, binlerce yıl önce yaşamış antik Avrupalı çiftçilere daha yüksek genetik yakınlık göstermektedir.

 

Ötzi ile Genetik Akrabalık ve Neolitik Avrupa Bağlantısı

 

5.300 yıl önce Alpler'de yaşamış olan ünlü "Buz Adam" Ötzi ile yapılan eşleştirmede, Ermenilerin Neolitik Avrupalılarla daha yakın bir DNA yapısına sahip olduğu anlaşılmıştır.

Ermeniler, Avrupa'yı iskân eden Neolitik çiftçilerle güçlü bir akrabalık paylaşırken, İspanya'daki La Braña örneğinde görülen Mesolitik avcı-toplayıcı gruplarla benzer bir yakınlık göstermezler. Yapılan analizler, Ermeni soyunun yaklaşık %29'unun bu antik Avrupalı çiftçi popülasyonları tarafından temsil edilen bir atadan geldiğini gösteriyor.

"Ermenilerin diğer günümüz Yakın Doğulularından daha çok Neolitik Avrupalılara genetik yakınlık gösterdiğini ve Ermeni soyunun %29'unun Neolitik Avrupalılar tarafından en iyi temsil edilen bir atadan kaynaklanabileceğini gösteriyoruz."[4]

Ermenilerin tarihlerinin başlarında kendine özgü bir kültürü benimsemeleri, onları çevrelerinden genetik olarak izole etmiştir. Günümüzde Yakın Doğu'daki diğer genetik olarak izole olmuş topluluklara genetik olarak benzemeleri, ancak diğer Yakın Doğuluların çoğuna benzememeleri, son dönemdeki karışımın bölgedeki çoğu popülasyonun genetik yapısını değiştirdiğini göstermektedir.

Bu sonuçlar, Ermenilerin (Yakın Doğu'daki genetik olarak izole edilmiş kişiler) muhtemelen Yakın Doğu'da, günümüz Yakın Doğu nüfuslarının çoğundan daha fazla Avrupa'ya yakınlık gösteren eski bir genetik manzaranın özelliklerini koruduğunu göstermektedir.

Ermenilerin genetik olarak izole edilmiş olmaları, çevrelerindeki komşularından farklı bir etnik dilsel ve dini bir grup olmalarıyla doğrudan ilişkilidir. MS. 1. yüzyılda kurulan ve MS 301'de devlet dini haline gelen ilk Hristiyanlık kolu yine Ermeni toplumunun karakteristik özelliğidir. Kendi kiliselerini (Ermeni Apostolik Kilisesi) Hristiyan dinin ilk kilisesi kabul ederler. Ayrıca, Hint-Avrupa dil ailesinin bağımsız bir kolu olarak sınıflandırılan kendi alfabeleri ve dilleri de vardır.


 

Efsane ile Bilimin Buluşması: MÖ 2492

 

Ermeni tarihçisi Movses Khorenatsi, Ermeni ulusunun kuruluşunu efsanevi patrik Hayk'ın Babil Kralı Bel'i mağlup etmesine dayandırır ve bu tarihi MÖ 2492 olarak verir.

Efsaneye göre Babil kralı Bel, Ermeni Patrik Hayk'ın halkına zulmünü dayatmaya çalıştı. Ancak gururlu Hayk, Bel'e boyun eğmeyi reddetti. Oğlu Aramaneak doğar doğmaz, Hayk ayağa kalktı ve halkını atalarının toprakları Ararad'a geri götürdü. Dağın eteğinde bir köy kurdu ve ona kendi adını verdi: "Haykashen".

Ortaçağ Ermeni tarihçisi Movses Khorenatsi (yaklaşık 410-490'lar) Ermeni ulusunun efsanevi kuruluşunu MÖ. 2492'ye tarihlendirerek böyle anlatıyor. Efsane doğrulanmamış olsa da, Ermeni ulusunun kuruluşunun tarihlendirilmesi, yakın zamanda yapılan bir genetik çalışmayla güvenilirlik kazanmış gibi görünüyor.

Uzun süre bir halk efsanesi olarak görülen bu tarih, modern genetik verilerle bire bir uyum içindedir. Ermeni soyundaki büyük popülasyon karışımı bu dönemde, yani MÖ 3000 ile 2000 yılları arasındaki Bronz Çağı'nda gerçekleşir. Atın evcilleştirilmesi, savaş arabalarının ortaya çıkışı ve ilk yazı sistemlerinin geliştiği bu teknolojik sıçrama dönemi, Ermeni etnik kimliğinin genetik temellerinin atıldığı zaman dilimiyle birebir örtüşmektedir.[5]


Antik Anadolu’dan günümüze kadar işleyen süreçte Ermeniler kadim bir halk olarak kalan ender topluluklardan biridir. Yakın Doğu'nun genetik manzarası, yüzyıllar boyunca süren büyük göçlerle sürekli yeniden şekillenmiştir. Örneğin, modern Türklerde yaklaşık 800 yıl önce Selçukluların gelişiyle başlayan %7,9 oranında bir Doğu Asya gen akışı görülür. Benzer şekilde Suriye, Filistin ve Ürdün popülasyonlarında, Arap genişlemesi sonrası yaklaşık 850 yıl önce gerçekleşen Sahra altı Afrika etkisi saptanmaktadır.

Ermeniler ise bu tür dış etkilerden uzak kalarak, bölgenin Bronz Çağı çöküşü öncesindeki genetik yapısını günümüze taşıyan bir "genetik ada" görevi görmektedir.

Bu özellikleri sayesinde Ermeniler, modern popülasyonlar arasında antik Yakın Doğu ve Anadolu sakinlerinin en berrak genetik görüntüsünü sunan temsilcilerdir.[6]

Ermeni popülasyonu dışarıya kapalı kalsa da, kendi içinde 1425–1550 yılları arasında şekillenen bir iç yapılaşma yaşamıştır. Bu tarih aralığı, siyasi tarihin biyoloji üzerindeki silinmez izini temsil eder: Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi İmparatorluğu arasındaki savaşlar ve Ermenistan'ın Doğu ile Batı olarak ikiye bölünmesi. Bu siyasi ayrışma, Ermeni genetik yapısında bugün bile tespit edilebilen ve yaklaşık 500 yıl önce mühürlenmiş olan ince farklılıkların oluşmasına yol açmıştır.[7]


 

Ünye Ermenileri

 

1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktaydı. Demir madenleriyle ünlü kaza merkezi, Khalyblerin ülkesinin eski başkenti olan antik Oinoe, bir körfezin gerisine hilal şeklinde yayılmıştı. Vaktiyle refah kaynağı olan gemi kızakları, buharlı gemilerin ortaya çıkmasıyla modern dönemde iş yapamaz oldu. Böylece Ünye’nin çoğunluğu denizci ve doğramacı olan sakinleri, 19. Yüzyılın ikinci yarısında mecburen göç ettiler. Orada kalan 120 Ermeni ailesi (700 kişi), 18. Yüzyılda inşa edilip 1835’te restore edilen Surp Minas Kilisesi’yle Mesrobyan Okulu’nun (1914’te 175 öğrenci) çevresinde toplanmışlardı.

Ozan, Yamurcan (Surp Garabed Kilisesi), Eyrubeyle, Tekedam (Surp Kevork Kilisesi), Düztarlan (Surp Haç Kilisesi), Khaçdur, Yusuflar (Surp Krikor Kilisesi), Seylen (Surp Garabed Kilisesi), Gözderen ve Manasdere olmak üzere, iç kesimlerdeki on Ermeni köyünde yaşayanlar, taş yontmacılığı, dokumacılık, fındık ve tütün tarımıyla uğraşıyorlardı.[8]   

Samsun, Bafra, Çarşamba, Ünye ve Fatsa gibi şehir merkezlerinde varlık gösteren Ermeni toplumu, kırsal alanlara da yerleşmişti. Ünye civarındaki on köy, Terme dolaylarında bulunan dört bucak ve Çarşamba kazasındaki yirmi yerleşim yerinin hemen hemen tümü 18. Yüzyılın başında Hemşin ve Sevked’den (Kalkandere) gelen sığınmacılar tarafından kurulmuştu. 1914’te buralarda kırk dokuz kiliseyle 3.254 öğrencili yetmiş dört eğitim kurumu bulunmaktaydı.[9]


Kaynaklar, Ünye’ye ve çevre ilçelere Ermeni nüfusun 18. Yüzyılın başında Hemşin ve Sevked’den (Rize-Kalkandere) geldiklerini göstermektedir. Bu tarihten önce bölgede kayıtlı bir Ermeni nüfusa rastlanmamaktadır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında, Ünye’deki ekonomik koşullar nedeniyle bir kısım Ermeni ailesinin diğerleri gibi başka yerlere göç ettiği anlaşılmaktadır.

Yine de Kévorkian’ın belgelediği gibi, Ünye’de kalan 120 Ermeni ailesi (700 kişi) mevcuttur.

Evet, Osmanlı Barışı sona erdi!

1915 yılı gelip çattığında Ünye ve çevresinde yaşayan Ermeni nüfusa ne oldu?

Özellikle 1. Dünya Savaşı yıllarında bölgemizdeki Ermeni nüfus neler yaşadı?

O dönemin tartışmaları sürse de yaşananlar tarihin tozlu sayfalarında yavaş yavaş yerlerini almaya başladı.

Oysa çocukluk yıllarımızda büyüklerimizden dinlediğimiz dönemin acıklı öyküleri hala kulaklarımızdadır.

Sahiden ne olmuştu, neler yaşanmıştı Ünye’de?

 

19 Ocak 2007, Ünye

 

Devam Edecek: Ünye Ermenileri’nin Sonu

 

Kaynaklar:

 

Dyakonov, Igor Mikhailovich. 1968, Ermeni Halkının Tarih Öncesi Dönemi, SSR Bilimler Akademisi, Erivan Yayınevi

Huxley, Thomas H. 1862, Man’s Place In Nature, D. Appleton & Company, New York  

Haber, M. ve diğerleri. 2016, Ermenilerin Bronz Çağı'nda birden fazla popülasyonun karışımından kaynaklandığına dair genetik kanıtlar. Avrupa İnsan Genetiği Dergisi 24, 931-936 (2016).

Bournoutian, George A. 2011, Ermeni Tarihi, Aras Yay.

Hovagimyan, Hovagim. 1967, Ermeni Pontus Tarihi, Beyrut (Türkçeye çevrilmedi.)

Kévorkian, Raymond H.- Paboudjian, Paul B. 2012, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Aras Yay.

 

21.01.2026, Ünye Kent

 

Dipnot:

[1] Dyakonov, 1968; 1-14

[2] Huxley, 1863; 137-184

[3] Dr. Marc Haber, Kanser ve Genomik Bilimler Bölümü'nde Doçenttir ve Dubai Kampüsü'ndeki Sağlık Veri Bilimi Programı'nı yönetmektedir.

[4] Haber, M. 2016; 935

[5] Horenli Musa (410-490), Antik Çağ Ermeni tarihçisi ve Ermenistan Tarihi adlı eserin yazarıdır.

[6] Haber, M. 2016; 931

[7]  Bournoutian, 2011; 133

[8] Hovagimyan, 1967; 658, Akt. Kévorkian, Paboudjian. 2012; 204

[9] Kévorkian, Paboudjian. 2012; 199