Bekle İstanbul: Bir Dönem Romanı İncelemesi
Dönem romanları, tarihte yaşanmış olayların ve bunlara
tanıklık eden, yön veren yahut mimarı olan kişilerin günümüz yazarları
tarafından ele alınmasıyla oluşan edebi türdür.
Dünya edebiyatında dönem romanı yahut tarihi roman türünün ilk örneği,
İskoç yazar Walter Scott’ın 1814’te yayımlanan
Waverly isimli eseridir. Türk
edebiyatının ilk tarihi romanı ise Namık
Kemal’in 1880 yılında kaleme aldığı Cezmi
adlı eseri olarak bilinse de Ahmet
Mithat Efendi’nin 1871 yılında kaleme aldığı Yeniçeriler isimli eseridir.[1]
Bir başka kaynakta tarihi roman, geçmişte belirli bir zaman
diliminde olup bitmiş olayların, yaşantıların, belirgin dönemlerin, önemli
kişilerin hayat hikâyelerinin tarihi gerçekliğe bağlı kalınarak, romancı
muhayyilesinde zenginleştirilip yeniden üretildiği metin olarak belirtilir. Tarihi
romanda olaylar ve kişiler tarihten alınır, ancak bunlar olduğu gibi
nakledilmek yerine belirli bir amaca göre yeniden düzenlenir, canlı yaşantı
sahnesinde dönüştürülerek sunulur.[2]
Bu tanımlamalar ışığında Gazanfer
Oktay’ın ilk romanı Bekle İstanbul,
bir dönem romanı olmanın tüm özelliğini karşılıyor. Mart 2023’te Perseus
Yayınevi’nden çıkan romanın yazarını bir ay önce Antalya’da tanıma fırsatını
buldum. Görev yaptığı okulun bahçesinde Sayın Oktay’la kısa bir muhabbetimiz
oldu. Tarihi dönem itibariyle ilgimi çeken eseri en kısa zamanda okuyacağımı
söyledim. İzmir, Çanakkale ve Ayvalık derken… Ünye’ye dönmem yaklaşık bir ayımı
aldı. Kitabı elime aldım, bırakamadım. Hızla okuyup bitirdim.
Şimdi artıları ve eksileriyle önümde duruyor.
Yazarın İlk Eseri Olarak “Bekle İstanbul”
İlk roman zordur, önemlidir. İlk olmanın getirdiği eksiklik ve
aksaklıklar kadar taşıdığı gizemli güç sayesinde daima yazarların başeseri olma
adayıdır. Üstelik bir dönem romanı olması nedeniyle, zorluk derecesi en üst
noktadır.
Öncelikle karşımıza “zaman” ve “mekân” kavramları çıkıyor.
1918 yılının Kasım ayında İstanbul’dayız. Osmanlı 1. Dünya
Savaşı’nı kaybetmiştir. Filistin Cephesi’nden İstanbul’a dönen Yüzbaşı Fikret,
daha evine varmadan bu yenilginin sonuçlarını iliklerine kadar hissederken,
İstanbul işgal edilir.
İstanbul’un işgali 13 Kasım 1918'de başlar, 16 Mart 1920'de
resmiyet kazanır.
İlk olarak stratejik noktalar kontrol altına alınır, resmi
binalar ve haberleşme merkezleri ele geçirilir. Beş yıla yaklaşan işgal
sürecinde Yüzbaşı Fikret, ailesi, gönül ilişkisi ve Kurtuluş Savaşı mücadelesi ile
iç içe hummalı bir hayat yaşar.
Bunca yoğun bir örgüyü bazı iniş ve çıkışlarıyla vermek ve bu
anlatımı tarihi bir atmosfer içinde yansıtmak öncelikle cesaret işi… Bu açıdan
tebrik ediyorum Gazanfer öğretmenimi…
Eksikleri, gedikleri elbet te olacak.
Üslup Sorunu
Ünlü Alman düşünürü Schopenhauer
“Üslûp, aklın fizyonomisidir” diyor. Edebiyat dünyasındaki karşılığı, bir kişinin
duygu, düşünce ve hayallerini sözle ya da yazıyla kendine özgü bir tarzda ifade
ediş biçimidir. Edebiyatçı üslubunu kullandığı dille açığa vurur. Kendine özel
kullanılış tarzıyla yeni bir dünya kurar. Her yazarın üslubu, onun dünya görüşünün,
hayata bakış açısının, yaşama biçiminin dildeki yansımasıdır. Üslup, yazarın sanatçının
içten gelen samimi duygularının tercümanıdır ve onun kişiliğinin ifadesidir.
Yazarımızın 20. Yüzyıl’ın başlangıcında, işgal altındaki
İstanbul’u anlatırken günümüz Türkçesi’ni kullanıyor. Aynı dili, Osmanlı alt
bürokrasisinden varlıklı bir ailenin konuşma biçiminde de görüyoruz. Zaman ve
mekânı yansıtırken, günümüz dilini kullanması, yazarın tercihidir ve üslubuna
yormak gerekiyor. Sonuçta günümüz Türkçesi de İstanbul Türkçesi’ni temel
almıyor mu?[3]
Tarihsel Konum
Tarihsel romanlarda işlenen dönemin çok iyi incelenmesi gerekir.
Tanıdığım yazarlar arasında Ahmet Ümit en
iyilerden biri. Yazarımız da kronolojik açıdan titiz davranmış. Ancak sık sık
vurguladığı “çay içme” konusu henüz o dönemde kahve kadar yaygın değil.
İstanbul’u anlatırken sözünü ettiği neon
ışıkları ise o dönemde hiç yok, 1940’larda ancak…
Tarihsel konum tasvir edilirken, özellikle romanın girişinde
yapıldığı gibi yer yer edebi yana ağırlık verilmiş. Ancak romanın tamamına düz
bir anlatım hâkim. Uzun metrajlı bir film yahut dizi film gibi… Araya merak
uyandıran adventure tarzı atraksiyonlar
eklenmiş ki okunma kolaylığı sağlıyor. Zaten roman baştan itibaren akıcı bir
anlatıma sahip...
Roman türünün olmazsa olmazı, fazla derinliği olmayan aşk öyküleridir.
Aradaki aşk büyük olabilir ancak tutkulu bir aşkı okuyucuya hissettirmek kolay değildir.
Bu ayrıntıyı 315 sayfaya sığdırmak oldukça zor olsa gerek.
Öte yandan nakıs bir eyleme yer verilmesi yahut sonuçsuz kalan
eylem hazırlıkları romana fazla bir özellik kazandırmıyor.
Tema (İzlek)
Romanın ana teması, yazarın okura verdiği ileti yahut
mesajdır. Her roman ille de bir mesaj içermeli mi? Elbet te hayır, mesajı olmasa
da olur. Ama bu romanın bir teması (mesajı) var; beş yıla yaklaşan bir İstanbul İşgali…
Hem de ne işgal! Adım adım ilerleyen, giderek şiddetini
artıran; işkence ve idamlarla ilerleyen bir işgal süreci…
Gazanfer öğretmenin eseri işte bu işgal ve Mustafa Kemal’in “Geldikleri gibi giderler!” sözüyle özdeşleşen önemli bir mesaj üzerine kurgulanmış…
Yeterince bilinmeyen İstanbul’un işgali olayını renkli
anlatımıyla okura sunan yazar, eseri sıradan bir roman olmaktan çıkarıyor.
Aklıma mütareke yıllarını anımsatan süreç geliyor. Henüz
kucağında bebesiyle babaannemi alıp İstanbul’u terk eden Hasan dedem geliyor. Yakup
Kadri’nin Sodom ve Gomore’si
geliyor. O dönem ki sadece maddi yıkım ve ölümlerle gelmedi. Bıraktığı ruhsal
yıkımlarla da özel bir öneme sahiptir.
Yalnızca romanı yazılmamalı, Bekle İstanbul filme çekilmeli hatta dizi film yapılmalı.
Not: Elinize, kaleminize sağlık Gazanfer öğretmenim. Yeni bir baskısı
yapılırsa romanın, bazı sözcükler (az da olsa) yanlış yazılmış. Klavye hatası
gibi duruyor. Örneğin birkaç yerde “alnını” diyecek yerde “anlını” demişsiniz.
Esenlik dileğiyle…
15.07.2026 Ünye
Kaynaklar:
Demir, Berrin (2021), Bir Harem Bestekârı Sadullah Ağa: Bir Tarihi
Roman İncelemesi, Diyalektolog, Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi, Yaz 2021, Sayı
7
Çetin, N. (2011). Roman Çözümleme Yöntemi, (10. Baskı). Öncü Kitap,
Ankara
İlhan, Attila (2010), Dersaadet’te Sabah Ezanları, İş Bankası Yay.
3. Baskı
Karaosmanoğlu, Yakup Kadri (1928), Sodom ve Gomore, İletişim
Yayıncılık, 2004
Criss, Bilge (2020), İşgal Altında İstanbul (1918-1923), İletişim
Yayıncılık
Karayaka, Ali (2016), İşgal Altında İstanbul, İnkılap Kitabevi.
















.jpg)




