26 Ağustos 2026 Çarşamba

Assos Mimari Yapıları - II

 


Assos Mimari Yapıları - II

  

Assos antik kentinin önemli mimari kalıntılarından olan gymnasion ve hamam, Anadolu’da Hellenistik dönemde başlayan ve Roma döneminde en ihtişamlı halini yaşayan yapılardır. Assos tiyatrosu, kentteki sosyal yaşamın, kültürel etkileşimin ve ekonomik yapının göstergesidir.


 

Tiyatro

 

İyi korunmuş Assos tiyatrosu, kentin güneyinde Roma Hamamı ve Güney Stoa’nın aşağısındadır. Tiyatro, kayalık bir yamaca yaslanmaktadır ve oturma sıralarını yerleştirmek için kayalar kesilerek oturma yerleri (sekiler) oluşturulmuştur.[1]

Assos tiyatrosu, doğal bir yamaca yaslanması ve at nalı planı ile tipik bir Yunan tiyatrosudur (Resim 1). M.Ö.3. yüzyılda inşa edilen ve yaklaşık 5000 kişi kapasiteli olan tiyatroya, Roma Çağı’nda bazı küçük ilaveler yapılarak kullanılmaya devam edilmiştir. Örneğin Roma Dönemi’nde tiyatronun merkezinde yer alan ve orchestra (orkestra) denen kısmın önüne, iki katlı bir sahne binası ilave edilmiştir.

Tiyatrodaki yazıtlar, şehrin gelir kaynakları ve meslek grupları hakkında bilgi içermektedir. Bu yazıtlarda demirciler, dericiler ve taş işletmecileriyle ilgili bazı bilgiler yer aldığı gibi Serapis kültüyle ilgili buluntular ele geçirilmiştir.[2]

Tiyatro, 1883 yılındaki kısa süreli kazıların ardından 1980’li yıllarda tamamen açığa çıkartılarak restore edilmiştir. Taş ocağı olarak kullanılan antik mekan, günümüze ulaşana kadar epeyce hasar görmesine rağmen özgün haline sadık kalınarak bazı düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Böylelikle Antik Tiyatro, günümüzde aktif olarak kullanılabilen bir yer haline gelmiştir.

Orkestrayı saran birinci oturma sırasının kesilerek korkuluk levhalarının yerleştirilmesi, tiyatroda gladyatör oyunlarının düzenlemesine bağlanmaktadır. Bu görüş akropolisin güneybatı yamaçlarındaki kayalık üzerinde, miğferli ve elinde ağ tutan gladyatör (retiarius) tasviri ile desteklenmektedir. Bu betimleme yanındaki yazıta göre MS 2. yy’a tarihlemektedir.

Tiyatro, koridor aracılığıyla üç bölüme ayrılmıştır. Yedi yürüyüş yolu ile oturma alanları birkaç bölüme ayrılır. Her bir bölüm, farklı sınıfsal gruplara aittir. Alanda görevliler için yapıldığı düşünülen mekanlar bulunur. Orta sahne 19 m. genişliğinde, 0.43 m. yüksekliğindedir. Sahneye üç ayrı kapıdan girilir.  

Assos’daki yazıtların katalog çalışmalarını yürüten T. Özhan, tiyatronun oturma sıraları üzerinde dört yazıt tespit etmiştir. Yazıtlardan biri Serapis kültü, diğerleri ise taş ocağı işletmecileri, demirciler ve dericiler gibi farklı meslek gruplarına aittir. Roma Çağı’nda oturma sıralarına kazınan bu meslek grupları hiç kuşkusuz kentin ekonomisi konusunda bize bilgi vermektedir.[3]

 


Gymnasion

 

Gymnasion yahut gymnasium, halkın soyunarak beden eğitimi yaptığı bir yer anlamına gelir. Helen yaşamında beden eğitimi büyük rol oynardı, olağan eğitim düzeninde gymnastike, mousike’yi (müzik ve edebiyat) tamamlardı.[4]

Gymnasium kelimesi Grekçe gymnos yani ‘‘çıplaklar’’ anlamına gelen çoğul sıfattan türemiştir. Çünkü yunanlılar çıplak spor yaparlardı. Kelime, önceleri bu şekilde çoğul anlamda “gymnos” kullanılırken daha sonraları tekil olarak “gymnasion” şeklini alarak belirli bir formdaki yapılar için kullanılmaya başlanmıştır.[5]

Bir kurum olarak, gymnasiumun ilk kez Dor’lar tarafından İ.Ö. VII. yy.’da kurulduğu bilinmektedir. Büyük olasılıkla gymnasium düşüncesi Girit ve Sparta’dan Atina’ya, daha sonra da tüm Grek toplumuna geçmiş ve kültürel etkileşim sonucu Anadolu’da da çok sayıda inşa edilmiştir. Antik dönemde gymnasiumlar: beden eğitimine, felsefe derslerinin verilmesine ve spordan sonra yapılan vücut bakımına hizmet etmektedir. Hellenistik dönemde gymnasium, kent içerisinde bir kamu binasıyken, özellikle Roma imparatorluk döneminde hem kamu binası olarak hem de Romalı zengin yurttaşların süslü villalarında bir bölüm olarak karşımıza çıkar.[6]

Assos’ta gymnasion şehrin Batı Kapısı’nı agoraya bağlayan yolun kuzeyinde bulunmaktadır. 52 x 52 metre ölçüşerinde, kare planlı avlunun etrafı, sundurma çatıyı taşıyan Dor stilindeki sütunlu bir galeri ile çevrilmiştir. Avlunun etrafını saran bu revaklı bölüm, öğrencileri yağmur ve güneşten korumaktaydı. (Resim 2).

Troas bölgesinde ilk gymnasion’lar, Sestos ve Abydos kentlerinde kurulmuştur. Assos Gymnasion’u, M.Ö.2. yy.da inşa edilmiştir. Gymnasion’un arşitravı üzerindeki yazıta göre yapı Roma Çağı’nda da kullanılmıştır. Yazıtta Quintus Lollius Philetaerus adlı bir kişinin Gymnasion’a Stoa yaptırdığı yazılıdır. Bizans Çağı’na gelindiğinde yapının bir bölümü kiliseye dönüştürülmüştür.[7]


 

Hamam

 

Assos’ta Roma Çağı yapılarından biri olan hamam, tiyatro ile Güney Stoa arasında yer almaktadır (Resim 2).

Hamamda ele geçen kitabeden, yapıyı yaptıran kişinin Lollia Antiokhis olduğu öğrenilmektedir. Kitabede “Hayatı boyunca Tanrı Augusutus Caesar’ın rahibi olan Quintus Lollius Philetairos’un karısı, atalarının yasalarına göre hüküm süren, kadınların en önde geleni Lollia Antiokhis, hamamı Aphrodite loulia’ya ve halka adadı.” yazmaktadır.[8]

1882 yılında kazısı yapılmış olan hamam, günümüzde yeniden toprak ve makilerle kaplanmıştır. 


Mozaikli Mekânlar

 

Amerikan kazı heyeti, Güney Stoa’nın doğu kenarında, yarım daire şeklinde küçük bir odeon planlı yapı açığa çıkarmıştır. Zemini, mozaik ile kaplanmıştır. Kenarları geometrik bordür ile çevrili mozaik üzerinde; Nikeler, Eroslar, terazi ve Aphrodite betimlenmiştir. M.Ö.4.yy.sonu-erken 3.yy.a tarihlenmiştir.[9]

2014 yılı kazı çalışmalarında, Bizans Çağı’na ait mekânın zemininde 6x7 metrelik mozaik açığa çıkarılmıştır. Benzer bir mozaik 1881 yılı kazılarında Athena tapınağının cellasında küçük bir parçası korunmuş halde tespit edilmiştir.[10]

 26.08.2026, Ünye Kent


Devam Edecek: Assos Aristoteles Akademisi


Kaynaklar:

Strabon. 2015. Geographika. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. İstanbul.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bülteni (2018), Assos Kazısı

Serdaroğlu, Ümit (1996), Assos Behramkale, Arkeoloji ve Sanat Yay.

Arslan, Nurettin (2014), Assos Taşın Hayat Verdiği Kent, Homer Yay.

Clarke, Joseph Thacher (2025), A Doric Shaft And Base Found At Assos, Myrina Yay.

Demir, Devrim (2018), Assos Athena Tapınağı Frizleri, Seminer Dersi Notları, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

Arslan, N. – Böhlendorf-Arslan, B. - Bakan, C. – Ayaz, M. (2015), 37. Kazı Sonuçları Toplantısı, Assos Kazısı 2014 Yılı Çalışmaları. 2.Cilt. Sy. 347 - 362. Erzurum.

Wycherley, Richard Ernest (1993), Antik Çağda Kentler Nasıl Kuruldu? Ark. ve Sanat Yay.

Tekçam, Tamay (2007), Arkeoloji Sözlüğü, Alfa Yay.

Bingül, Ahmet (2013), Antik Dönemde Gymnasiumun Önemi, Selçuk Üniv. YLT.

  

Dipnot:

[1] Arslan. 2014; 99.

[2] Serapis kültü, MÖ 4. yüzyılın sonlarında İskenderiye'de I. Ptolemaios tarafından kurulan, Yunan ve Mısır tanrılarını (özellikle Osiris ve Apis) birleştiren bir inanç sistemidir. Amaç, Mısır'da yaşayan Yunanlar ile yerli halkı ortak bir tanrıda buluşturmaktı. Bu kült, Helenistik ve Roma dönemlerinde Akdeniz dünyasına hızla yayıldı.

[3] Arslan. 20..; 154-125

[4] Wycherley, 1993: 125

[5] Tekçam, 2007: 84

[6] Bingül, 2013; iii

[7] Arslan. 2014; 74

[8] Arslan. 2014; 97

[9] Arslan. 2014; 94

[10] Arslan, N. – Böhlendorf-Arslan, B. - Bakan, C. – Ayaz, M. 2015

19 Ağustos 2026 Çarşamba

Assos Mimari Yapıları - I

 


Assos Mimari Yapıları - I

  

Assos Akropolü eski ve sönmüş bir volkanik tepe üzerinde, trakit (trachyte) ve andezit taşı oluşumlu oldukça sarp bir arazide yer alır. Dik arazi yapısı nedeniyle agoralar, meclis binaları ve tapınaklar teraslama tekniği ile devasa istinat duvarları kullanılarak inşa edilmiştir. Savunma amacıyla harçsız, büyük taşların üst üste yığılmasıyla oluşturulan poligonal (çok köşeli) sur duvarları ile çevrilidir. Akropol merkezli bu yerleşim planı, sarp ve savunma öncelikli bir mimari karaktere sahiptir.[1]

Assos’un mimari yapıları denince ilk akla gelen, daha önce anlattığımız gibi Anadolu’nun ilk ve tek Dor tarzı tapınağı olan Athena Tapınağı’dır. Ancak Assos Antik Mimarisi, sözünü ettiğimiz tapınaktan ibaret değildir. Antik dünyanın en önemli kent planının bir parçası olan akropol (yukarı şehir), üzerinde yer alan yönetim ve ticaret yapıları ve bazı bölümleriyle günümüze kadar ulaşmayı başaran kent surları Assos mimarisinin önemli bir parçasıdır.  


 

Surlar

 

Bugün Assos’un en ihtişamlı kalıntılarından biri olan sur duvarları, yaklaşık 3 km.

uzunluğundadır. Surlar, andezit blok taşlardan kabuk sistemi olarak isimlendirilen bir teknikle ve harç kullanılmadan inşa edilmiştir. (Resim 2).

Surların büyük bir bölümü pseudoisodomik duvar tekniğinde olmakla birlikte, altı örgü tekniğinin varlığında söz edilmektedir. Polygonal kısım M.Ö.4.yy.da inşa edilmiş olmalıdır.

Surlardan kente girişi sağlayan farklı büyüklük ve planda kapılar vardır. Batıdaki kapı, Apollon Smintheus kutsal alanına, doğudaki Antandros ve Adramition kentlerine uzanmaktadır. Surların en iyi korunduğu bölümler, şehrin batı ve kuzey yönlerindedir.

Osmanlı Dönemi’nde, İstanbul gibi kentlerdeki yapıların inşasında kullanılmak üzere sur taşlarının sökülüp, gemilerle götürülmesi yüzünden, kentin denize bakan kısımlarındaki duvarlardan geriye sadece temel taşları kalmıştır.[2]

 

Liman

 

Assos’un güneyinde, Lesbos (Midilli Adası) karşısındaki antik liman, Strabon’un da belirttiği gibi bir dalgakıran ile oluşturulmuştur. Strabon şöyle aktarmaktadır: “Assos, doğal ve yapay olarak iyi tahkim edilmiştir. Buraya deniz tarafından, limandan çok dik ve uzun bir yolla ulaşılır. Liman büyük bir mendirekle kurulmuştur.”[3]

Fırtınalı havalarda Babakale Burnu’nu geçemeyen gemiler, rüzgâr dininceye kadar Assos limanında beklemek zorundaydılar. (Bkz. Antik Liman: Assos Antik Kenti Yerleşim Planı - Resim 1).

Roma Çağı’nda, gemilerin Midilli adasının güneyinden geçen rotayı takip etmeleri yüzünden, Assos limanı önemini yavaş yavaş yitirmiştir. Assos limanının hemen gerisinin yüksek ve sarp kayalık olması nedeniyle, liman sadece malların boşaltılıp yüklendiği ve depolandığı mekânlar ile sınırlı kalmış ve hiçbir zaman bir yaşam alanı haline gelmemiştir.

 

Agora

 

Antik kentlerde pazar yeri anlamına gelen Agora, Assos’un güney ve doğu kesimdeki konut bölgelerinin ortasında yer almaktadır. Liman’ın üst yamacındadır. Kentin güneyinde, üçüncü teras üzerine inşa edilen agora, Lesbos ve Ege Denizi’ne bakmaktadır.

Assos’un bütün sokakları, şehrin kalbi sayılan agoraya bağlanır. Agora, çarşı/pazar fonksiyonuna, M.Ö. 5.yy.da kavuşur. Tiyatroların inşasından sonra agoralar, dini ve siyasi toplantı amacı ile kullanılmaz. Assos agorası, Pergamon agorası ile benzerliklerinden dolayı, MÖ. 2.yüzyıla tarihlenir. (Resim 3).


 

Stoa (Sütunlu Galeri)

 

Stoa, Antik Yunan'da üstü kapalı sütunlu galeri veya veranda demektir. Kentin merkezinde kurulan agoranın (pazar yeri) kenarında yer alır ve halkın yağmurdan, güneşten korunarak gezdiği, ticaret yaptığı, sohbet ettiği alanlardır. Tek veya iki katlı yapılardır, bir tarafı tamamen sütunlarla çevrilidir.

Assos’ta mimari anlamda ilk ve en temel bilgileri bu alanda ilk çalışmaları yapan Clarke, Bacon ve Koldeweyin yayınladığı raporlardan edinmekteyiz. Bu raporlara göre Kuzey Stoa, agora seviyesinden 11,3 metre yükseklikte, 111,526 metre uzunluğunda, 12,42 metre genişliğindedir. Dor üslubunda, iki nefli, iki katlı; iç ve dışta olmak üzere iki sütun sırasına sahip “I” formunda bir yapıdır. (Resim 5a).

İki katlı Stoa tipi, ilk kez Pergamon’da ortaya çıkar.

Yapı malzemesi olarak bölgenin yerel malzemesi olan andezit kullanılmıştır. Ayrıca bazı mimari elemanlarında beyaz mermer kullanılarak yapının dış görünümünün etkileyiciliği arttırılmak istenmiştir. Bu açık renk elemanlar, alınlık kalkanı ve dor düzenindeki başlıklarda görülür. (Resim  5b).[4]

Kuzeydeki stoaya göre daha küçük olan Güney Stoa, teraslar arasındaki yükseklik farkı yüzünden dört katlıdır. Dördüncü kat agoraya açılırken, diğer katlar depo ve zemin katı sarnıç olarak kullanılmıştır.[5]




 

Bouleuterion (Meclis Binası)

 

Bouleuterion, Antik Yunan şehir devletlerinde (polis) halk meclisinin (boule) toplandığı resmi bina yani meclis binası veya senato binası anlamına gelir. Siyasi kararların alındığı, demokratik tartışmaların yapıldığı bu yapılar antik kentlerin en önemli kamu yapıları arasında yer alır.

Assos’ta Şehir Meclis Binası olarak hizmet veren kare planlı Bouleuterion, 20.60x20.60 metre ölçülerindedir. Dor düzenindeki yapının batı yönü hariç, üç tarafı 0.60 metre kalınlığında taş duvarlarla çevrelidir. (Resim 4).

Meclis toplantılarına katılan üyelerin oturma yerlerinin ahşaptan olduğu tahmin edilmektedir. Bouleuterion, yapı kitabesine göre M.Ö.4.yüzyıla tarihlenmektedir. Roma Çağı’nda da siyasi yapısını koruyan Assoslular, Bouleuterion’u toplantı için kullandıkları ve kuzey duvarı önüne heykeller diktikleri belirlenmiştir.[6]

Agoranın doğu yönündeki binanın agoraya bakan batı yönü beş sütun ve bunlar arasındaki çift kanatlı altı kapı ile kapatılmıştır. Üç tarafı kapalı olan yapı kapıların üzerindeki boşlukların yardımı ile aydınlatılmıştır. Sadece meclis üyelerinin (Bule) katıldığı toplantılar sırasında kapılar kapatılmaktadır.

Kentle ilgili hukuki, yasal ve idari işlerin yürütüldüğü bouleuterionun içerisinde yaklaşık 500 üyenin oturması için muhtemelen ahşap oturma sıraları bulunmaktaydı. Meclis başkanlığı değişimli olarak sıra ile yapılmıştır. Assos bouleuterionu yapı kitabesine göre M.Ö. 4. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Ladamos adlı memur veya varlıklı bir kişi tarafından inşa ettirilmiştir. Assos boueluterionu Batı Anadolu’daki en eski meclis binası örneklerinden biridir. Roma Çağı’nda imparatorluk kült odası olarak kullanılan meclis binasının kuzey duvarı önüne anıtlar dikilmiştir. Bouleuteriona asıldığı tahmin edilen bronz bir levha üzerindeki yazıtta 6 yaşında babası Germanicus ve annesi Agrippina ile M.S. 18 yılında Assos’u ziyaret eden Caligula’nın imparator olmasından dolayı Assosluların duydukları mutluluk ve bağlılıkları ifade edilmiştir. Bizans Çağı’nda bouleuterionun bir bölümü ahır, diğer bir bölümü ise demirci atölyesi olarak kullanılmıştır.[7]

 

Devam Edecek: Assos Mimari Yapıları - II

 

19.08.2026, Ünye Kent


Dipnot:

[1] Arslan. 2014; 99. [Trakit, alkali feldispattan oluşan açık renkli bir volkanik (püskürük) kayadır. İnce taneli bir yapıya sahiptir. Andezit, magmanın yeryüzüne çıkıp hızla soğumasıyla oluşan, sert ve dayanıklı bir volkanik (magmatik) kayaç türüdür. Genellikle gri, kahverengi, pembe veya gülkurusu tonlarındadır. Bazalt ve riyolit taşları arasında bir ara yapıya sahiptir.]

[2] Arslan. 2014; 62.

[3] Strabon. 2015; 57

[4] Sezgin, 2010; 30

[5] Arslan. 2014; 80.

[6] Arslan. 2014; 88

[7] ÇOMÜ. 2018

12 Ağustos 2026 Çarşamba

Assos ve Parthenon Tapınağı

 


Assos ve Parthenon Tapınağı

 

Yunan Anakarasından Batı Anadolu’nun Kuzey kıyılarına gelen Aeol göçmenleri, MÖ. VI. Yüzyılda Assos’un zirvesine Athena Tapınağı’nı inşa ettiler. 100 yıl aradan sonra bu defa Yunan Anakarasının merkezi Atina’da, Tanrıça Athena adına bir başka tapınak inşa edildi: Athena Parthenon Tapınağı 

İki kat büyüklükteki bu yeni tapınağın Anadolu’dakine benzeyen yönleri oldukça fazlaydı. Bu tapınak Atina Demokrasisi için bir simgeydi ve kente adını veren Tanrıça Athena’ya adanmıştı. Tıpkı Anadolu’daki Assos Athena Tapınağı gibi…

Athena Parthenon Tapınağı’nın inşasına Perikles Dönemi’nde başlandı. Klasik Yunan sanatının zirvesi sayılan bu eserin mimarları, Antik Çağın dehası kabul edilen İktinos ve Kallikrates’ti.


 

Antik Çağ’ın Öncüleri

 

Düz bir çizgi her zaman düz müdür? Ya da devasa bir taş sütun, sadece yukarı doğru uzanan mekanik bir silindirden mi ibarettir? Antik dünya mimarları için bu soruların cevabı, estetik ile matematiğin kusursuz birleşiminde gizliydi. Onlar, insan gözünün biyolojik kusurlarını ve perspektif yanılsamalarını biliyor, bu kusurları alt etmek için matematiği kullanıyorlardı.

Atina Akropolisi'nin tacı Parthenon ve onun öncüsü Çanakkale’nin rüzgârlı bir volkanik tepesinde yükselen Assos Athena Tapınağı, sadece tanrıça Athena’ya adanmış taş yapılar değil, antik mühendisliğin ulaştığı en yüksek mertebelerin sessiz tanıklarıdır. Bu yazıda, Ege’nin iki yakasındaki bu iki ikonik anıt arasındaki şaşırtıcı benzerlikleri ve keskin üslup farklarını, bir kültür mirası perspektifiyle keşfedeceğiz.



 

Parthenon’da Optik Düzenleme

 

Atina Akropolisi’nde MÖ 447-432 yılları arasında yükselen Parthenon, uzaktan bakıldığında kusursuz bir geometrik dikdörtgen gibi görünür. Ancak bu, mimarlar Iktinos ve Kallikrates’in dehasıyla kurgulanmış devasa bir optik illüzyondur. Yapıda neredeyse tek bir düz çizgi bile yoktur.

·         Entastis ve Dinamik Denge: Sütunlar yukarı doğru dümdüz ilerlemez; orta kısımlarında entastis adı verilen hafif bir şişkinlik bulunur. Bu, sütunların gözümüze zayıf veya ortadan kırılacakmış gibi görünmesini engellerken, yapıya canlı bir organizma gibi "nefes alan" bir görünüm katar.

·         Matematiksel Oran 4/9: Parthenon’un her santimetresinde matematiksel bir disiplin hakimdir. Sütun çaplarının sütunlar arasındaki mesafeye oranı ve yapının genel boyutları, x=2y+1 (4/9) formülüyle belirlenmiştir. Daha da şaşırtıcısı, cepheden bakıldığında genişliğin yüksekliğe oranı, insanoğlunun estetik ideal kabul ettiği Altın Oran’ın tarihteki ilk büyük uygulamalarından biridir.

·         Optik Düzeltmeler: Tapınağın tabanı (stylobat) merkeze doğru hafifçe kavisli yapılarak uzun yatay hatların ortadan aşağı "sarkıyormuş" gibi görünmesi engellenmiş, dış sütunlar ise yapıya görsel bir sağlamlık katmak adına hafifçe merkeze doğru eğilmiştir.





Yüzyıl Önceki Öncü: Assos Athena Tapınağı

 

·         Ege’nin karşı kıyısında, MÖ 540-530 yıllarında sönmüş bir volkanın zirvesinde yükselen Assos Athena Tapınağı, coğrafyasına meydan okuyan "vakur" bir duruş sergiler. Onu özel kılan, Anadolu mimarlık tarihindeki "öncü" karakteridir.

·         Assos Athena Tapınağı, Anadolu’daki Arkaik Çağ’a ait tek Dor düzeni tapınaktır. Ancak bu yapı, sadece Yunan anakarasının ağır ve sade Dor disiplinini kopyalamamıştır. Assoslu ustalar, Batı’nın bu disiplinli üslubunu, Anadolu’nun (özellikle komşu İon bölgelerinin) süslemeci ruhuyla harmanlamışlardır.

·         Normalde sade olması beklenen Dor düzenine, İon mimarisinin ürünü kabartmalı frizler eklenerek eşine az rastlanan bir sentez yaratılmıştır. Bu durum, bölgenin Aeolis (Aiol) köklerinin, güneydeki İon komşularının sanatsal derinliğiyle girdiği estetik bir etkileşimdir.

 

Pentelikon Mermeri ve Sert Andezit

 

İki tapınak arasındaki yapısal fark, aslında yerin altından gelen malzemenin ruhuyla şekillenmiştir.

·         Parthenon’un Zarafeti: Yapı, temel hariç tamamen Atina yakınlarındaki Pentelikon mermerinden inşa edilmiştir. Beyaz mermerin ışığı yansıtan dokusu, yapının Atina demokrasisinin parlak bir sembolü olmasını sağlamıştır.

·         Assos’un Direnci: Assos’ta ise durum çok daha zahmetlidir. Tapınak, akropolün üzerine kurulduğu volkanik tepeden çıkarılan yerel andezit taşından yapılmıştır. İşlenmesi son derece zor, "inatçı" ve sert bir taş olan andezit, tapınağa rüstik ve sarsılmaz bir güç katar. Ancak bu sertlik bir avantajı da beraberinde getirmiştir: Andezitin dayanıklılığı sayesinde frizlerdeki Herakles ve Kentauros mücadeleleri gibi ince detaylı kabartmalar, binlerce yılın aşındırıcı etkisine rağmen günümüze ulaşabilmiştir.

·         Karma Tarz “Hibrit”: Her ne kadar Dor düzeniyle tanınsalar da, her iki tapınak da karma özellikler taşır. Parthenon’un kutsal iç mekânında (naos) İon düzeninde sütunlar ve frizler bulunurken, Assos’ta bu karışım dış cephe frizlerinde görülür.



Her İki Tapınağın Tarihsel Yolculuğu

 

Bu iki yapı, sadece fiziksel olarak değil, ideolojik olarak da defalarca "yeniden doğmuştur."

·         Parthenon, 6. yüzyılda bir kiliseye, 1456’da ise camiye dönüştürüldü. 1687’deki trajik Venedik bombardımanında, Osmanlı cephaneliği olarak kullanıldığı sırada büyük bir patlama yaşadı. Venedikliler yapıyı ele geçirdiğinde, cami minaresinin yerine (bugün mevcut olmayan) bir çan kulesi inşa ederek yapıyı Katolik kilisesine çevirdiler. 19. yüzyılda Lord Elgin tarafından götürülen heykeller ise bugün hala Britanya Müzesi'nde büyük bir diplomatik tartışmanın konusudur.

·         Assos ise Bizans döneminde ciddi bir dönüşümden geçti. Tapınağın altar (sunak) kısmı bu dönemde tahrip edildi veya ortadan kalktı. Tapınağın kalbi sayılan Naos duvarlarının taşları sökülerek başka inşaatlarda kullanıldı; öyle ki bugün kutsal odanın sadece yerdeki hüzünlü izleri seçilebilmektedir.

 

Sonuç: Geçmişin Işığı Denizcilere Rehberlik Ediyor

 

Hem Atina hem de Assos Akropolisi, şehirlerinin en korunaklı ve en yüksek noktalarına kurulmuş stratejik kale kentleridir. Ancak Assos’un konumu, sarp bir volkan tepesinin üzerinde doğrudan denize bakan bir gözetleme kulesi gibidir. Antik kaynaklar, tapınağın denizcilerin uzaktan görerek yollarını bulabilecekleri bir nirengi noktası olarak tasarlandığını doğrular.

Boyutları açısından bakıldığında, Parthenon (yaklaşık 30.88 x 69.50 m) ihtişamı ve imparatorluk gücünü simgelerken; Assos Athena Tapınağı (14.30 x 30.31 m) daha mütevazı ama Anadolu’nun özgün taş işçiliğiyle perçinlenmiş sarsılmaz bir karaktere sahiptir.

Bugün bu kalıntılara bakarken sormadan edemiyoruz: Modern mimarimiz, 2500 yıl önceki bu optik hassasiyetin, matematiksel derinliğin ve malzemeyle kurulan bu "ruhsal" bağın ne kadarına sahip? Antik mimarların gözlerimize oynadığı bu oyunlar, aslında bize gerçeğin sadece bakmakla değil, görmekle ve anlamakla ilgili olduğunu fısıldamaya devam ediyor.


Devam edecek: Assos’un Diğer Yapıları.

12.08.2026, Ünye Kent