Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi - I
Karadeniz’de Doğu Roma (Bizans) yerleşimini ele alırken,
ağırlıklı olarak Osmanlı Dönemine, özel olarak Osmanlı’nın son yıllarındaki
Ortodoks Rum varlığına değindik. Bizans Arkeolojisi’ni irdelerken, bir yandan
da Osmanlı Arkeolojisi’ne girmiş
olduk.
Osmanlı Arkeolojisi
Osmanlı arkeolojisi, başlangıçta öne çıkan, arkeoloji alanında
benimsenen bir uzmanlık alanı değildir. 19. yüzyıldan itibaren bilimsel bir
disiplin olarak arkeoloji önce Yunan
ve Roma gibi klasik uygarlıkları,
daha sonra da Mısır ve Mezopotamya gibi protohistorik
uygarlıkları ortaya çıkarmasıyla başlayan süreç giderek çeşitlenmiştir.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren arkeoloji, insanın dünya
üzerinde görülmeye başlamasından itibaren, onun dünya üzerinde ortaya koymuş
olduğu bütün maddi kültür öğelerini araştıran bir disipline dönüşmüştür.
Böylece gerek zaman aralığının uzaması, gerekse çalışma alanın
da genişlemesi doğal olarak bu disiplinin de araştırdığı konular itibarıyla
çeşitlenmesine yol açmıştır. Günümüzde bile Türkiye’de tek bir arkeoloji
disipliniyle bütün dönemleri ve uygarlıkları incelemek mümkün olmadığından, üniversitelerde
klasik arkeolojiyle başlayan disiplin zamanla prehistorya, protohistorya ve önasya
arkeolojisi gibi değişik branşlara ayrılmış durumdadır.
Osmanlı kalıntıları ise başlangıçta önemsenmeyen, kazılarda
“moloz yığını” işlemi gören arkeolojik çalışmalara engel bir katmandı.
1990’lı yıllara geldiğimizde Paleolitik çağdan Selçuklu ve
Bizans dönemi sonlarına pek çok arkeolojik araştırma Türkiye’de yapılmaya
başlandı. Türk tarihçiliğinin pusulası ve tarihçilerimizin “kutbu” olarak
anılan Prof. Dr. Halil İnalcık arşiv
belgeleriyle yetinmeyip sahaya indi. Sanat Tarihçilerinin de katkısıyla arkeolojide
multidisipliner, “çok branşlı” bir bilim dalı olarak Osmanlı arkeolojisi doğdu.[1]
Osmanlı arkeolojisi ilk olarak Yunanistan’da, Balkanlarda
ve Ortadoğu’da, Yunan ve Roma
kazıları sırasında rastlanan Osmanlı kalıntılarının değerlendirilmesiyle ortaya
çıktı. Zaman içerisinde çeşitlendi, örneğin Saraçhane kazılarında İstanbul’un
Roma ve Bizans dönemleri kalıntıların dışında Osmanlı İstanbul’una ait çeşitli
buluntular da ortaya çıktı ve bunlar değerlendirilerek yayınlandı.
Karadeniz’den örnek vermek
gerekirse, Yavuz Sultan Selim’in Sancak Beyliği’ni yaptığı, Kanuni Sultan
Süleyman’ın doğduğu bir kent olan Trabzon’da günümüze kadar sağlam ulaşabilen
pek çok tarihsel anıt Osmanlı arkeolojisi kapsamında ele alınmaktadır.
Osmanlı Arkeolojisi konusunda Çanakkale Onsekiz Mart
Üniversitesi, Tarih Bölümünden, Prof.
Dr. Reyhan Körpe’nin, Amerikalı Yazar - Arkeolog Uzi Baram ve Antropolog Lynda Carroll’un
özel çabalarını anmak gerekiyor.
Tarih Araştırmalarında Yeni Bir Metot: Osmanlı Arkeolojisi
Prof. Dr. Reyhan Körpe ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Osmanlı
Arkeolojisi konusuna özel olarak eğilmiştir. 10-13 Nisan 2017 tarihinde
Ankara’da, Uluslararası Prof. Dr. Halil
İnalcık Tarih ve Tarihçilik Sempozyumu’nda “Osmanlı Araştırmalarında Yeni
Bir Yöntem Olarak Osmanlı Arkeolojisi” konulu bir tebliğ sunulmuştur.
Tebliğ Osmanlı araştırmalarının yeterince kullanmadığı bir
alan olan arkeoloji sahasına eğiliyor ve yeni bir disiplin olan Osmanlı
arkeolojisini tanıtmayı hedefliyordu. Bilim ve Sanat Vakfı Türkiye
Araştırmaları Merkezi bu tebliği vesilesiyle Tez-Makale sunumlarının Kasım ayı
konuğu olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Reyhan Körpe’yi misafir etti.
Bu sayede hem Sayın Körpe bir tebliğ süresinden daha geniş bir zaman diliminde
konuyu sunma imkânını elde etti hem de katılımcılar bu yeni akademik disiplin
üzerine birinci ağızdan bilgi sahibi olma ve konuyu müzakere imkânı buldular.[2]
Sempozyumda ele alınan Osmanlı arkeolojisi, 2014 yılında akademik
alana taşındı.
Türkiye’de ilk defa Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Osmanlı Arkeolojisi Anabilim Dalı kuruldu. Programın isim babası ise kendi araştırmalarında saha çalışmalarına önem veren ve ilk kez bu yönde çalışmalar yapılması gerektiğini dillendiren merhum Halil İnalcık’tı. Körpe’nin verdiği bilgilere göre bu program hâlihazırda yüksek lisans ve doktora seviyesinde şu anki mevcut öğrencileriyle eğitime devam ediyor ve ilk mezunlarını vermiş durumda.
Arkeoloji disiplini içine en son katılan çalışma alanlarından
biri olan Osmanlı Arkeolojisi terimi
diğer arkeoloji dallarında olduğu gibi dönemsel ve coğrafi olarak sınırlanmış
durumdadır. Osmanlı arkeolojisi dönem olarak Osmanlı Devleti’nin kurulduğu
1299’dan, devletin sona erdiği 1922 yılına kadar yaklaşık 600 yıldan fazla
süren bir zaman aralığını, coğrafi olarak ise imparatorluğun Asya, Avrupa ve
Afrika’da hüküm sürdüğü toprakları kapsar.[3]
Halil İnalcık ve Osmanlı Arkeolojisi
Türkiye’de ve dünyada sosyal bilimler camiasının mümtaz ismi,
Türk tarihçiliğinin pusulası ve tarihçilerimizin “kutbu” olarak anılan Prof. Dr. Halil İnalcık, Türkiye’de
Osmanlı arkeolojisinin önemini kavrayan ve bu konuda bilimsel çevrelerin
harekete geçmesini sağlayan öncü isimdir. İnalcık, özellikle Osmanlı
Devleti’nin kuruluş dönemi üzerine yaptığı çalışmalarda yazılı kaynakların
yetersizliğini tespit etmiş ve bu boşluğun doldurulması için arazi
çalışmalarının (yüzey araştırmaları ve kazılar) yapılması gerektiğini
savunmuştur.
Bu amaçla araziye inen İnalcık, Osmanlı’nın kuruluş sürecini
anlamak amacıyla Anadolu’nun kuzeybatısında on yıldan fazla süren saha
araştırmaları gerçekleştirmiştir.
Bu süreçte erken Osmanlı ve Bizans kaynaklarını rehber edinerek,
metinlerde adı geçen yerleşim yerlerini bizzat yerinde incelemiş ve olayların
geçtiği yolları takip ederek tarihi verileri fiziki kanıtlarla doğrulamıştır.
Yaptığı bu yüzey araştırmaları sayesinde, Osman Gazi’nin 27 Temmuz 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Bapheus (Koyunhisar) Savaşı’nın gerçek yerini
tespit ederek, bu savaşın Osmanlı
Devleti’nin asıl kuruluşu olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur.
İnalcık ve Bapheus (Koyunhisar) Savaşı
Bapheus (Koyunhisar) Savaşı'nın yerinin tespiti, Osmanlı tarih
yazımında devrim niteliğinde bir değişim yarattığı için büyük öneme sahiptir.
Bu önemin temel nedenleri şunlardır:
·
Devletin
"Asıl" Kuruluş Tarihinin Belirlenmesi: Prof. Dr. Halil İnalcık,
yaptığı yüzey araştırmalarıyla yerini tespit ettiği bu savaşın, Osmanlı
Devleti’nin asıl kuruluşu olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur.
·
Geleneksel
olarak kabul edilen 1299 tarihi yerine, 27 Temmuz 1302'de Bizanslılara karşı
kazanılan bu zafer, devletin bağımsız bir siyasi teşekkül olarak tarih
sahnesine çıkış noktası olarak kabul edilmiştir.
·
Yazılı
Kaynakların Doğrulanması: Osmanlı’nın kuruluş dönemine ait yazılı belgelerin
yetersizliği, bu dönemi bir "kara delik" haline getirmişti. İnalcık,
erken Osmanlı ve Bizans kaynaklarını arazi çalışmalarıyla birleştirerek, metinlerde
geçen yerleşim yerlerinin ve olayların gerçekliğini fiziki kanıtlarla teyit
etmiştir.
·
Stratejik
ve Coğrafi Netlik: Savaşın gerçekleştiği konumun ve Osman Gazi'nin takip ettiği
güzergâhların belirlenmesi, Osmanlı Devleti'ni kuranların stratejik hamlelerini
ve yayılma siyasetini anlamayı mümkün kılmıştır.
·
Metodolojik
Dönüşüm: Bu tespit, Türk tarihçiliğinde sadece kütüphane çalışmalarına değil,
saha araştırmalarına ve arkeolojik verilere dayalı yeni bir metodolojinin
(Osmanlı Arkeolojisi) öncüsü olmuştur.
Özetle, Bapheus Savaşı'nın yerinin tespiti, Osmanlı
Devleti'nin doğuşuna dair efsanevi anlatıları somut tarihi verilere dönüştürmüş
ve kuruluş sürecine dair bilgilerin büyük bir bölümünün aydınlatılmasını
sağlamıştır.
Devam edecek: Osmanlı
Dönemi - II
Kaynaklar:
Körpe, Reyhan. 2010, Tarih Araştırmalarında Yeni Bir Metot: Osmanlı
Arkeolojisi, Uluslararası Prof. Dr. Halil İnalcık Tarih ve Tarihçilik
Sempozyumu Bildiriler, II. Cilt, TTK. Yay. VIII. Dizi – Sayı: 32b
Körpe, Reyhan. 2022, Dünyada ve Türkiye’de Osmanlı Arkeolojisi
çalışmaları ve Osmanlı Arkeolojisinin Geleceği, Çelebi Dergisi, Sayı 9, Sayfa
223-236
Uluslararası Prof. Dr. Halil İnalcık Tarih
ve Tarihçilik Sempozyumu
Bildiriler, Cilt I – II, Türk Tarih Kurumu Yay. Ankara, 2022






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder