Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XX
(Ünye Ermenileri’nin Sonu)
Kars yöresindeki bir Ermeni ailesinin 111 yıl önceki öyküsünü
anlatırken: “İnsanlık tarihinin insana en yakışmayan, en vahşi, en kanlı, en
karanlık günleri nasıl anlatılır?” diye soruyor Agos’taki yazısında Maral
Dink.
Ne yazık ki benzer acılar o dönemde ülkenin birçok yerinde
yaşandı.
Bu yerlerden biri de Ünye’ydi...
Ermeni tarihçi Kévorkian’a göre Samsun, Bafra, Çarşamba, Ünye ve
Fatsa gibi şehir merkezlerinde varlık gösteren Ermeni toplumu, kırsal alanlara
da yerleşmişti. Ünye civarındaki on köy, Terme dolaylarında bulunan dört bucak
ve Çarşamba kazasındaki yirmi yerleşim yerinin hemen hemen tümü 18. Yüzyılın başında (1700’lerin başı) Hemşin
ve Sevked’den (Rize-Kalkandere) gelen sığınmacılar tarafından kurulmuştu.[1]
Fransız coğrafyacı ve oryantalist Vital Cuinet, 1890’larda Ünye
kasabasının nüfusunu 10.000 kişi olarak belirtir. 3.000’i İslam, 5.000’i Rum ve
2.000’i Ermeni’dir. Ünye kazasında
ise 40.000 kişinin yaşadığını bildirir; 25.000’i İslam, 8.000’i Rum, 7.000’i Gregoryen Ermeni’dir. (5.000’i
göçmen olarak gelmiştir.)[2]
1904 Trabzon Vilayet Salnamesi’nde Ünye nüfusu toplam
45.821 kişidir; 36.344’i İslam, 4.711’i Rum, 4.766’sı Ermeni’dir.
1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim
kurumu bulunmaktaydı.[3]
1915 yılına gelindiğinde Ünye ve çevresinde yaşayan
Ermeni nüfus, Maral Dink’in deyimiyle insanlık tarihinin insana en yakışmayan,
en vahşi, en kanlı, en karanlık günlerini yaşadı.
Ünye’nin Son Ermenileri
Çocukluk ve ilkgençlik yıllarım Ünye Ortayılmazlar
Mahallesi’nde geçti. Dede mirası, Baba ocağı mahallemizde 1701’den kalma bir
cami (Hacı Osman Ağa Cami) ve iki kilise mevcuttu. Kiliselerden biri 1938’de
kurulan Meçhul Asker Ortaokulu yanında, Kilise Tepesi denilen yerdeydi ve
okulun deposu olarak kullanılmaktaydı. Doğduğum yıl, tepedeki kilise yıkıldı.
Diğer kilise, Yalı Mevkiindeydi ve günümüze kadar ayakta
kaldı. 2010’da restore edildi. Ünye’de 1930’larda faaliyete geçen ilk elektrik
santrali burada kuruldu. 70’li yıllarda Yalı Kilisesi düğün salonuna
dönüştürüldü. 90’lı yılların sonunda kadar düğün salonu olarak işlevini
sürdürdü. Yalı Kilisesi, Meryem Ana'ya adandığı için Panagia Rum Ortodoks Kilisesi veya Meryem Ana Kilisesi olarak bilinir.
2010 yılında Ünye Belediyesi tarafından on yıllığına Kültür ve Turizm
Bakanlığı'na devredildi ve ardından restore edilerek 2015’te kültür ve sanat
merkezi haline getirildi.
Her iki kilise de Tanzimat sonrası (1839) inşa edildi ve 1923
Lozan Mübadelesi’nin ardından ibadete kapandı.
Çocukluk yıllarında mahallenin neredeyse bütün çocuklarıyla
bir aradaydık. Kimlerin Ermeni olduğunu bilsek te önemsemezdik. Ermeni
ailelerin evleri Ortaokul civarındaydı, bazıları da çarşıda, Kazancılar arastasındaydı.
Yıllar sonra bu aile mensuplarından Annik
ile Lise’de okul arkadaşlığı yaptık.
60’lı yıllarda, babamın işyerine yakın, Belediye Caddesi
üzerinde, Bakırcılar Çarşısı’nda ve Orta Çarşı’da Ermeni esnaflar vardı.
Tehcir sonrası Ünye’ye dönen yahut gelen Ahbap ve Baygın
ailelerinin Belediye Caddesi üzerinde, Döner Çeşme Meydanı’na yakın dükkânları
vardı. Terzi Levon Baygın ve Minas Ahbap; terzi ve şapkacılardı.
Bakırcılar Çarşısı’nda soğuk demir işiyle uğraşan (yaygın
adıyla tenekeci) Mıgırdiç Usta’nın
oğlu Karakin Gülezyan vardı.
Oğulları Berç ve Aret halen Ünye’de ikamet etmekte olan Ünye’nin Son Ermenileridir. Diğer Ermeni aileleri çeşitli nedenlerle
Ünye’den ayrıldılar. Çoğunluğu İstanbul’a taşındı, bir kısmı da yurtdışına
yerleşti.
Bir de Ünye’de Bakırcılar Çarşısı’nda ve Orta Çarşı yakınında Sobacılık
ve soğuk demirle iştigal eden Murat ustayı hatırlıyorum. (Adını sonradan
değiştirmişti.)
Rahmetli öğretmenim Osman
İrfan Işık, Ünye’deki Ermeni ailelerini şöyle anlatıyor:
“Mıgırdiç Usta'nın Nerser (Murat Usta), Karakin, Nubar isimli
3 oğlu vardı. Nubar çocuk yaşta İstanbul’da yaşamaya başlamıştı, ama Murat ve
Karakin Ustalar hep Ünye'deydiler. Ve Ünye’nin vazgeçilmezleriydiler. O
yıllarda Ünyeliler'in çoğu, kış aylarında ocakta ısınıyor, sobayı
bilmiyorlardı. Mıgırdiç Usta bu iki oğluyla teneke sobayı getirdi Ünye’ye.
Özellikle de Murat Usta, yaptığı fındıkkabuğu yakan, ördek soba ve borularını
bizzat kendi elleriyle evlere kurmak suretiyle yıllarca çalıştı Ünye’de.
Murat Usta'nın Alis, Aznif, Anayif isimli üç kızı, Gayzak
isimli bir oğlu vardı. Gayzak da çok hizmet verdi Ünye’de. O, soba dışında daha
çok evlere su bağladı. Şimdi İstanbul’da yaşıyor. Alis ve Aznif Tokatlı
Ermenilerle evlendiler. Anayif İstanbul’da. Aznif ve Alis eşimin candan
arkadaşları idi genç kızlıklarında. Evlilikten sonra koptular.
Karakin Ustanın Bahar ve Ayda isimli iki kızı, Berç ve Aret
isimli iki oğlu vardı.
Terzi Maksut Usta'nın dört oğlu Hampar, Minas, Mıgır ve Vahan
Ahbap kardeşler uzun yıllar terzilik ve şapkacılık yaptılar. Ölen iki kardeşten
sonra Minas ve Vahan İstanbul’a göçtüler.
3. Ermeni ailesi Terzi Leon Usta’ydı. Onun da Paylon Hanım'dan
Gazaros, Mardiros, Mari isimli 2 oğlu ile dünyalar güzeli 1 kızı vardı. Leon
Usta öldü. Çocuklarının hepsi Kanada’da yaşıyorlar. Mardiros benim öğrencimdi.
Çok zeki ve çok çalışkandı. Mimar oldu. Kanada’ya gitti.”[4]
Özetle söylersek, 60’lı 70’li yıllarda Ünye’de yaklaşık 6-7
hane Ermeni ailesi mevcuttu.
70’li yılların ortasında onların önemli bir kısmı Ünye’yi terk
etti.
Kimi İstanbul’a, kimi de yurt dışına gitti.
Ünye’de kala kala Bakırcılar Çarşısı’nda Gülezyan ailesinden iki kişi kaldı.
![]() |
| Ünye Çakırtepe-Pelitpark arsası Ermeni Mezarlığı Arşiv: Hayrettin Varilci |
Ünye’deki Ermenilere Ne Oldu?
Ünye’de 1914’te 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve
yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktayken, ne olmuştu da 70’li yılların sonunda
sayıları bir elin parmakları kadar kalmıştı?
1915 yılı itibariyle Ünye’deki Ermeni Nüfusun önemli bir
bölümü, elbet te yaşanan kargaşa ve Ermeni Tehciri nedeniyle bölgeyi terk etmişlerdi.
Daha doğrusu göç etmek zorunda kalmışlardı.
Hatta bunlardan Rusya’ya kaçan bir kısım Ermeni firarinin
kaçak yolla bölgeye (evine, köyüne) dönmeye çalışırken yakalandıkları
arşivlerde kayıtlıdır.
1914’te Ünye kazasında bulunan 7.700 Ermeni nüfusunun (1.130 hane)
çoğunluğu Ünye köylerinde bulunmaktaydı. BM, Soykırım Sözleşmesi raportörü
Benjamin Whitaker’ın 1985 yılında
sunduğu raporda, 1915-1923 yılları arasında Osmanlı Ermenilerine yönelik
olaylar (Tehcir, vb.) "20. yüzyılın ilk soykırımı" olarak nitelendirilir.
Ancak tehcir olayında Osmanlı devletinin öne sürdüğü önemli
bir etken vardı. Ermeni ahali özellikle 1915-1923 yılları arasında bölgedeki
Rum-Ermeni çetelerinin faaliyetleri nedeniyle tehcire tabi tutulmuşlardı.
Osmanlı arşivlerine göre Ünye’nin Gürgen köyünde Moris, Çakal
köyünde Mihail, Gazar, Serkis, Madiloğlu Rafael, Çarşambalı Tahmazoğlu Haçik,
Baltacıoğlu Kiragus, Zil Ohannes, Kiraztepe köyünden Yavas Çakır, Hristo, Nikola,
Derebaşı köyünden Harigo, Murad, Köklük köyünden Avadis, Karahoca, Serob,
Asador, Kalos, Artin, Vartan, Vesken, Ovakim, Misak, Çökükburun Akaryan
çeteleri mevcuttu.
Bu çeteler özellikle Niksar yolu üzerinde soygun ve cinayet hadiselerini,
köylerdeki mal ve hayvan gasplarını icra ediyorlardı.[5]
24 Nisan 1915, Sonun Başlangıcı
"Polis kapıyı çaldı… 'Birkaç saat kalıp dönecekseniz,
yanınıza bir şey almanıza gerek yok' dendi." BBC Türkçe'ye konuşan
tarihçiler 24 Nisan 1915'te İstanbul'da tutuklanan Ermeni aydınlarının polisle
ilk karşılaşmalarını bu sözlerle anlatıyor.
O gün Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentinde 250 Ermeni'nin
tutuklanmasıyla başlayan süreç daha sonra farklı kesimlerin "tehcir"
ya da "Ermeni soykırımı" olarak anacağı trajedinin habercisi oldu.
Bu olaylarda devlet kaynaklarına göre 350 bin, bazı
tarihçilere göreyse 1,5 milyon Ermeni öldü.
Ermeniler 24 Nisan'daki tutuklamaları "soykırımın"
fiili başlangıcı kabul ediyor ve 1915'te hayatını kaybedenleri her sene bu gün
anıyor.[6]
Ermeniler 24 Nisan 1915 için Medz Yeğern (Büyük Felaket Günleri) demektedir. 24 Nisan günü,
Osmanlı vatandaşı Ermeniler’in büyük felaketinin başladığı gündür.
Ermeni toplumuna göre, çıktıkları ölüm yolculuğunda çoğunluğu
çocuk ve kadınlardan oluşan 2,5 milyon Ermeni’nin can verdiği gündür.
“Yolların büyük kısmını yürüyerek geçiyorlar. Kadınlar,
çocuklar, yaşlılar… yollarda devamlı soyguncu çeteler var. Bu giden insanların
malına mülküne saldırıyor, karısını, çocuğunu alıyor. Böyle bir tablo düşünün.
Yukarıdan aşağı, kuzeyden güneye akan bir sel var. Bu sel yollarda devamlı
tacize uğruyor.”[7]
24 Nisan 1915’te özellikle İstanbul’daki Ermeni aydınları,
yazarlar, sanatçılar, avukatlar, doktorlar, mebuslar evlerinden alınıp götürülürler
ve çoğu bir daha geri dönmez: İstanbul’da tutuklanıp Çankırı ve Ayaş’taki
toplama merkezlerine gönderilen bu Ermeniler, yaşanacak büyük dram ve acıların
başlangıç noktasında yer alırlar...
Osmanlı resmi makamlarınca, birtakım olayların çıkmasını
engellemek için böyle bir tedbir alındığı ileri sürülse de, Sarafian’a göre 24 Nisan 2015 tarihli Tehcir
Kanunu başlı başına bir infaz olayına dönüşüyor.
1915 olaylarını "soykırım" olarak tanımlayan tarihçi
Ara Sarafian "Maalesef
eleştirel diyalog kuramıyoruz çünkü mesele siyasileştirildi. Ermeniler
tarafından da siyasileştirildi. Türkiye'den siyasi, ideolojik talepleri oluyor.
İdeolojik yaklaşımlar meşru tartışmaların altını kazıdı ve bu, iki taraftaki
milliyetçi kampın da işine geldi."[8]
Devam Edecek: 1915’te Ünye’de Neler Oldu?
28.01.2026, Ünye Kent
Kaynaklar:
Kévorkian,
Raymond H.- Paboudjian, Paul B.
2012, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Aras Yay.
Hovagimyan,
Hovagim. 1967, Ermeni Pontus Tarihi, Beyrut (Türkçeye çevrilmedi.)
Cuinet,
Vital Casimir, 1892, La Turquie d'Asie, Maison d'édition
Leroux, Paris
Bacacı,
Sabri. 2008, Tarihin Bir Döneminde Ünye ve Çevresinde Yaşanan Olaylar (1864 -
1920), Ünsev Yay.
Işık,
İrfan. 2013, Anılardan Taşan Yıllar, Ünye Belediyesi Kültür Yay.
İzrail,
Nesim Ovadya, 2014, 24 Nisan 1915, İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara, İletişim
Yay.
Sarafian,
Ara. 2025, Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler ve Kürtler, Aras Yay.








