Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIX
(Son Dönem Anadolu Arkeolojisi ve Ermeniler)
Planlanmış cinayetlere kurban edilen tüm Ahparigler anısına!
Antik ve modern Ermeni ulusu, Hint-Avrupalı Proto-Ermeni dili
konuşmacıları ve diğer Anadolu halklarından olan Luviler ile beraber, yukarı Mezopotamya menşeli Urartu ve Hurri halklarının etnik ve dilsel çözülmeleri ile başlayan bireşimine
dayanarak oluştu.
MÖ 1500-500 yılları arasında Ermeni Yaylalarının tarihi: Hititler,
Luviler, Proto-Ermeniler ve Ermenistan konusunda yapılan son dönem
araştırmaları, yeni ve şaşırtıcı bilgiler sunmaktadır.[1]
Bronz Çağı’ndan Günümüze Doğu Anadolu Arkeolojisi
"Biz kimiz ve nereden geldik?" Bu soru, insanlık
tarihinin en kadim ve en büyüleyici arayışlarından biridir.
Günümüz arkeolojik verileri ve antropolojinin sunduğu modern
araçlar bizi tarihöncesine kadar götürdü. Genetik araştırmalar ve fosil
kayıtlar ışığında, insanın da üyesi olduğu primat takımının evrim sürecinde,
günümüzden yaklaşık 65-55 milyon yıl öncesinde (Paleosen dönemde) insanın ortaya
çıktığı tespit edilmiştir.[2]
Evrimin en önemli bölgelerinden biri, Bereketli Hilal'in kuzeyinde yer alan Ermeni Yaylalarıdır. Burası sadece coğrafi bir bölge değil; insan
evrimi, tarımın yayılışı ve dillerin şekillenmesi açısından tarihin akışını
değiştiren bir kavşak noktasıdır.
Ermeni topluluklarının yerleştiği bu alan, Hint-Avrupa
dillerinin ve kültürünün dünyaya yayıldığı "Proto-Hint-Avrupa" dünyasını
şekillendirmiştir.
Yapılan son araştırmalar, bu coğrafyada yapılan DNA
analizlerinin, antik dünyaya ışık tuttuğunu göstermektedir. Marc Haber liderliğindeki uluslararası
bir bilim insanı ekibi (İngiltere, İspanya, İtalya ve Lübnan'dan), Ermeni
genlerini analiz ederek, bazı antik DNA örnekleri de dâhil olmak üzere dünya
çapındaki 78 farklı popülasyonla karşılaştırdı.[3]
Bu araştırmaya göre Ermeniler, günümüz Yakın Doğu
popülasyonlarından ziyade, binlerce yıl önce yaşamış antik Avrupalı çiftçilere daha yüksek genetik yakınlık göstermektedir.
Ötzi ile Genetik Akrabalık ve Neolitik Avrupa Bağlantısı
5.300 yıl önce Alpler'de yaşamış olan ünlü "Buz Adam" Ötzi ile yapılan eşleştirmede, Ermenilerin Neolitik Avrupalılarla daha
yakın bir DNA yapısına sahip olduğu anlaşılmıştır.
Ermeniler, Avrupa'yı iskân eden Neolitik çiftçilerle güçlü bir
akrabalık paylaşırken, İspanya'daki La Braña örneğinde görülen Mesolitik
avcı-toplayıcı gruplarla benzer bir yakınlık göstermezler. Yapılan analizler,
Ermeni soyunun yaklaşık %29'unun bu antik Avrupalı çiftçi popülasyonları
tarafından temsil edilen bir atadan geldiğini gösteriyor.
"Ermenilerin diğer günümüz Yakın Doğulularından daha çok
Neolitik Avrupalılara genetik yakınlık gösterdiğini ve Ermeni soyunun %29'unun
Neolitik Avrupalılar tarafından en iyi temsil edilen bir atadan
kaynaklanabileceğini gösteriyoruz."[4]
Ermenilerin tarihlerinin başlarında kendine özgü bir kültürü
benimsemeleri, onları çevrelerinden genetik
olarak izole etmiştir. Günümüzde Yakın Doğu'daki diğer genetik olarak izole
olmuş topluluklara genetik olarak benzemeleri, ancak diğer Yakın Doğuluların
çoğuna benzememeleri, son dönemdeki karışımın bölgedeki çoğu popülasyonun
genetik yapısını değiştirdiğini göstermektedir.
Bu sonuçlar, Ermenilerin (Yakın Doğu'daki genetik olarak izole
edilmiş kişiler) muhtemelen Yakın Doğu'da, günümüz Yakın Doğu nüfuslarının
çoğundan daha fazla Avrupa'ya yakınlık gösteren eski bir genetik manzaranın
özelliklerini koruduğunu göstermektedir.
Ermenilerin genetik olarak izole edilmiş olmaları, çevrelerindeki
komşularından farklı bir etnik dilsel ve dini bir grup olmalarıyla doğrudan
ilişkilidir. MS. 1. yüzyılda kurulan ve MS 301'de devlet dini haline gelen ilk Hristiyanlık kolu yine Ermeni toplumunun
karakteristik özelliğidir. Kendi kiliselerini (Ermeni Apostolik Kilisesi) Hristiyan dinin ilk kilisesi kabul
ederler. Ayrıca, Hint-Avrupa dil ailesinin bağımsız bir kolu olarak
sınıflandırılan kendi alfabeleri ve dilleri de vardır.
Efsane ile Bilimin Buluşması: MÖ 2492
Ermeni tarihçisi Movses Khorenatsi,
Ermeni ulusunun kuruluşunu efsanevi patrik Hayk'ın
Babil Kralı Bel'i mağlup etmesine
dayandırır ve bu tarihi MÖ 2492 olarak verir.
Efsaneye göre Babil kralı Bel, Ermeni Patrik Hayk'ın halkına zulmünü
dayatmaya çalıştı. Ancak gururlu Hayk, Bel'e boyun eğmeyi reddetti. Oğlu
Aramaneak doğar doğmaz, Hayk ayağa kalktı ve halkını atalarının toprakları
Ararad'a geri götürdü. Dağın eteğinde bir köy kurdu ve ona kendi adını verdi:
"Haykashen".
Ortaçağ Ermeni tarihçisi Movses Khorenatsi (yaklaşık 410-490'lar) Ermeni ulusunun efsanevi
kuruluşunu MÖ. 2492'ye
tarihlendirerek böyle anlatıyor. Efsane doğrulanmamış olsa da, Ermeni ulusunun
kuruluşunun tarihlendirilmesi, yakın zamanda yapılan bir genetik çalışmayla
güvenilirlik kazanmış gibi görünüyor.
Uzun süre bir halk
efsanesi olarak görülen bu tarih, modern genetik verilerle bire bir uyum
içindedir. Ermeni soyundaki büyük popülasyon karışımı bu dönemde, yani MÖ 3000
ile 2000 yılları arasındaki Bronz Çağı'nda gerçekleşir. Atın evcilleştirilmesi,
savaş arabalarının ortaya çıkışı ve ilk yazı sistemlerinin geliştiği bu
teknolojik sıçrama dönemi, Ermeni etnik kimliğinin genetik temellerinin
atıldığı zaman dilimiyle birebir örtüşmektedir.[5]
Antik Anadolu’dan günümüze kadar işleyen süreçte Ermeniler kadim bir halk olarak kalan ender topluluklardan biridir. Yakın Doğu'nun genetik manzarası, yüzyıllar boyunca süren büyük göçlerle sürekli yeniden şekillenmiştir. Örneğin, modern Türklerde yaklaşık 800 yıl önce Selçukluların gelişiyle başlayan %7,9 oranında bir Doğu Asya gen akışı görülür. Benzer şekilde Suriye, Filistin ve Ürdün popülasyonlarında, Arap genişlemesi sonrası yaklaşık 850 yıl önce gerçekleşen Sahra altı Afrika etkisi saptanmaktadır.
Ermeniler ise bu tür dış etkilerden uzak kalarak, bölgenin
Bronz Çağı çöküşü öncesindeki genetik yapısını günümüze taşıyan bir
"genetik ada" görevi görmektedir.
Bu özellikleri sayesinde Ermeniler, modern popülasyonlar
arasında antik Yakın Doğu ve Anadolu sakinlerinin en berrak genetik görüntüsünü
sunan temsilcilerdir.[6]
Ermeni popülasyonu dışarıya kapalı kalsa da, kendi içinde
1425–1550 yılları arasında şekillenen bir iç
yapılaşma yaşamıştır. Bu tarih aralığı, siyasi tarihin biyoloji üzerindeki
silinmez izini temsil eder: Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi İmparatorluğu
arasındaki savaşlar ve Ermenistan'ın Doğu ile Batı olarak ikiye bölünmesi. Bu
siyasi ayrışma, Ermeni genetik yapısında bugün bile tespit edilebilen ve
yaklaşık 500 yıl önce mühürlenmiş olan ince farklılıkların oluşmasına yol
açmıştır.[7]
Ünye Ermenileri
1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört
kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktaydı. Demir madenleriyle ünlü kaza
merkezi, Khalyblerin ülkesinin eski başkenti olan antik Oinoe, bir körfezin gerisine hilal şeklinde yayılmıştı. Vaktiyle
refah kaynağı olan gemi kızakları, buharlı gemilerin ortaya çıkmasıyla modern
dönemde iş yapamaz oldu. Böylece Ünye’nin
çoğunluğu denizci ve doğramacı olan sakinleri, 19. Yüzyılın ikinci yarısında
mecburen göç ettiler. Orada kalan 120 Ermeni ailesi (700 kişi), 18. Yüzyılda
inşa edilip 1835’te restore edilen Surp
Minas Kilisesi’yle Mesrobyan Okulu’nun
(1914’te 175 öğrenci) çevresinde toplanmışlardı.
Ozan, Yamurcan
(Surp Garabed Kilisesi), Eyrubeyle, Tekedam (Surp Kevork Kilisesi), Düztarlan (Surp Haç Kilisesi), Khaçdur, Yusuflar (Surp Krikor Kilisesi), Seylen (Surp Garabed Kilisesi), Gözderen ve Manasdere
olmak üzere, iç kesimlerdeki on Ermeni köyünde yaşayanlar, taş yontmacılığı,
dokumacılık, fındık ve tütün tarımıyla uğraşıyorlardı.[8]
Samsun, Bafra, Çarşamba, Ünye ve Fatsa gibi şehir
merkezlerinde varlık gösteren Ermeni toplumu, kırsal alanlara da yerleşmişti.
Ünye civarındaki on köy, Terme dolaylarında bulunan dört bucak ve Çarşamba
kazasındaki yirmi yerleşim yerinin hemen hemen tümü 18. Yüzyılın başında Hemşin ve Sevked’den (Kalkandere) gelen sığınmacılar tarafından kurulmuştu.
1914’te buralarda kırk dokuz kiliseyle 3.254 öğrencili yetmiş dört eğitim
kurumu bulunmaktaydı.[9]
Kaynaklar, Ünye’ye ve çevre ilçelere Ermeni nüfusun 18. Yüzyılın başında Hemşin ve Sevked’den (Rize-Kalkandere) geldiklerini göstermektedir. Bu tarihten önce bölgede kayıtlı bir Ermeni nüfusa rastlanmamaktadır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında, Ünye’deki ekonomik koşullar nedeniyle bir kısım Ermeni ailesinin diğerleri gibi başka yerlere göç ettiği anlaşılmaktadır.
Yine de Kévorkian’ın
belgelediği gibi, Ünye’de kalan 120 Ermeni ailesi (700 kişi) mevcuttur.
Evet, Osmanlı Barışı sona erdi!
1915 yılı gelip çattığında Ünye ve çevresinde yaşayan Ermeni
nüfusa ne oldu?
Özellikle 1. Dünya Savaşı yıllarında bölgemizdeki Ermeni nüfus
neler yaşadı?
O dönemin tartışmaları sürse de yaşananlar tarihin tozlu
sayfalarında yavaş yavaş yerlerini almaya başladı.
Oysa çocukluk yıllarımızda büyüklerimizden dinlediğimiz dönemin
acıklı öyküleri hala kulaklarımızdadır.
Sahiden ne olmuştu, neler yaşanmıştı Ünye’de?
19 Ocak 2007, Ünye
Devam Edecek: Ünye Ermenileri’nin Sonu
Kaynaklar:
Dyakonov, Igor Mikhailovich. 1968, Ermeni Halkının Tarih Öncesi Dönemi,
SSR Bilimler Akademisi, Erivan Yayınevi
Huxley, Thomas H. 1862, Man’s Place In Nature, D. Appleton &
Company, New York
Haber, M. ve diğerleri. 2016, Ermenilerin Bronz Çağı'nda birden
fazla popülasyonun karışımından kaynaklandığına dair genetik kanıtlar. Avrupa
İnsan Genetiği Dergisi 24, 931-936 (2016).
Bournoutian, George A. 2011, Ermeni Tarihi, Aras Yay.
Hovagimyan, Hovagim. 1967, Ermeni Pontus Tarihi,
Beyrut (Türkçeye çevrilmedi.)
Kévorkian, Raymond H.- Paboudjian,
Paul B. 2012, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Aras Yay.
[1]
Dyakonov, 1968; 1-14
[2] Huxley,
1863; 137-184
[3] Dr. Marc
Haber, Kanser ve Genomik Bilimler Bölümü'nde Doçenttir ve Dubai Kampüsü'ndeki
Sağlık Veri Bilimi Programı'nı yönetmektedir.
[4] Haber,
M. 2016; 935
[5] Horenli
Musa (410-490), Antik Çağ Ermeni tarihçisi ve Ermenistan Tarihi adlı eserin yazarıdır.
[6] Haber,
M. 2016; 931
[7] Bournoutian, 2011; 133
[8]
Hovagimyan, 1967; 658, Akt. Kévorkian, Paboudjian. 2012; 204
[9]
Kévorkian, Paboudjian. 2012; 199







