20 Ocak 2026 Salı

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIX (Son Dönem Anadolu Arkeolojisi ve Ermeniler)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIX

(Son Dönem Anadolu Arkeolojisi ve Ermeniler)

 

Planlanmış cinayetlere kurban edilen tüm Ahparigler anısına!

 

Antik ve modern Ermeni ulusu, Hint-Avrupalı Proto-Ermeni dili konuşmacıları ve diğer Anadolu halklarından olan Luviler ile beraber, yukarı Mezopotamya menşeli Urartu ve Hurri halklarının etnik ve dilsel çözülmeleri ile başlayan bireşimine dayanarak oluştu.

MÖ 1500-500 yılları arasında Ermeni Yaylalarının tarihi: Hititler, Luviler, Proto-Ermeniler ve Ermenistan konusunda yapılan son dönem araştırmaları, yeni ve şaşırtıcı bilgiler sunmaktadır.[1]



 

Bronz Çağı’ndan Günümüze Doğu Anadolu Arkeolojisi

 

"Biz kimiz ve nereden geldik?" Bu soru, insanlık tarihinin en kadim ve en büyüleyici arayışlarından biridir.

Günümüz arkeolojik verileri ve antropolojinin sunduğu modern araçlar bizi tarihöncesine kadar götürdü. Genetik araştırmalar ve fosil kayıtlar ışığında, insanın da üyesi olduğu primat takımının evrim sürecinde, günümüzden yaklaşık 65-55 milyon yıl öncesinde (Paleosen dönemde) insanın ortaya çıktığı tespit edilmiştir.[2]

Evrimin en önemli bölgelerinden biri, Bereketli Hilal'in kuzeyinde yer alan Ermeni Yaylalarıdır. Burası sadece coğrafi bir bölge değil; insan evrimi, tarımın yayılışı ve dillerin şekillenmesi açısından tarihin akışını değiştiren bir kavşak noktasıdır.

Ermeni topluluklarının yerleştiği bu alan, Hint-Avrupa dillerinin ve kültürünün dünyaya yayıldığı "Proto-Hint-Avrupa" dünyasını şekillendirmiştir.

Yapılan son araştırmalar, bu coğrafyada yapılan DNA analizlerinin, antik dünyaya ışık tuttuğunu göstermektedir. Marc Haber liderliğindeki uluslararası bir bilim insanı ekibi (İngiltere, İspanya, İtalya ve Lübnan'dan), Ermeni genlerini analiz ederek, bazı antik DNA örnekleri de dâhil olmak üzere dünya çapındaki 78 farklı popülasyonla karşılaştırdı.[3]

Bu araştırmaya göre Ermeniler, günümüz Yakın Doğu popülasyonlarından ziyade, binlerce yıl önce yaşamış antik Avrupalı çiftçilere daha yüksek genetik yakınlık göstermektedir.

 

Ötzi ile Genetik Akrabalık ve Neolitik Avrupa Bağlantısı

 

5.300 yıl önce Alpler'de yaşamış olan ünlü "Buz Adam" Ötzi ile yapılan eşleştirmede, Ermenilerin Neolitik Avrupalılarla daha yakın bir DNA yapısına sahip olduğu anlaşılmıştır.

Ermeniler, Avrupa'yı iskân eden Neolitik çiftçilerle güçlü bir akrabalık paylaşırken, İspanya'daki La Braña örneğinde görülen Mesolitik avcı-toplayıcı gruplarla benzer bir yakınlık göstermezler. Yapılan analizler, Ermeni soyunun yaklaşık %29'unun bu antik Avrupalı çiftçi popülasyonları tarafından temsil edilen bir atadan geldiğini gösteriyor.

"Ermenilerin diğer günümüz Yakın Doğulularından daha çok Neolitik Avrupalılara genetik yakınlık gösterdiğini ve Ermeni soyunun %29'unun Neolitik Avrupalılar tarafından en iyi temsil edilen bir atadan kaynaklanabileceğini gösteriyoruz."[4]

Ermenilerin tarihlerinin başlarında kendine özgü bir kültürü benimsemeleri, onları çevrelerinden genetik olarak izole etmiştir. Günümüzde Yakın Doğu'daki diğer genetik olarak izole olmuş topluluklara genetik olarak benzemeleri, ancak diğer Yakın Doğuluların çoğuna benzememeleri, son dönemdeki karışımın bölgedeki çoğu popülasyonun genetik yapısını değiştirdiğini göstermektedir.

Bu sonuçlar, Ermenilerin (Yakın Doğu'daki genetik olarak izole edilmiş kişiler) muhtemelen Yakın Doğu'da, günümüz Yakın Doğu nüfuslarının çoğundan daha fazla Avrupa'ya yakınlık gösteren eski bir genetik manzaranın özelliklerini koruduğunu göstermektedir.

Ermenilerin genetik olarak izole edilmiş olmaları, çevrelerindeki komşularından farklı bir etnik dilsel ve dini bir grup olmalarıyla doğrudan ilişkilidir. MS. 1. yüzyılda kurulan ve MS 301'de devlet dini haline gelen ilk Hristiyanlık kolu yine Ermeni toplumunun karakteristik özelliğidir. Kendi kiliselerini (Ermeni Apostolik Kilisesi) Hristiyan dinin ilk kilisesi kabul ederler. Ayrıca, Hint-Avrupa dil ailesinin bağımsız bir kolu olarak sınıflandırılan kendi alfabeleri ve dilleri de vardır.


 

Efsane ile Bilimin Buluşması: MÖ 2492

 

Ermeni tarihçisi Movses Khorenatsi, Ermeni ulusunun kuruluşunu efsanevi patrik Hayk'ın Babil Kralı Bel'i mağlup etmesine dayandırır ve bu tarihi MÖ 2492 olarak verir.

Efsaneye göre Babil kralı Bel, Ermeni Patrik Hayk'ın halkına zulmünü dayatmaya çalıştı. Ancak gururlu Hayk, Bel'e boyun eğmeyi reddetti. Oğlu Aramaneak doğar doğmaz, Hayk ayağa kalktı ve halkını atalarının toprakları Ararad'a geri götürdü. Dağın eteğinde bir köy kurdu ve ona kendi adını verdi: "Haykashen".

Ortaçağ Ermeni tarihçisi Movses Khorenatsi (yaklaşık 410-490'lar) Ermeni ulusunun efsanevi kuruluşunu MÖ. 2492'ye tarihlendirerek böyle anlatıyor. Efsane doğrulanmamış olsa da, Ermeni ulusunun kuruluşunun tarihlendirilmesi, yakın zamanda yapılan bir genetik çalışmayla güvenilirlik kazanmış gibi görünüyor.

Uzun süre bir halk efsanesi olarak görülen bu tarih, modern genetik verilerle bire bir uyum içindedir. Ermeni soyundaki büyük popülasyon karışımı bu dönemde, yani MÖ 3000 ile 2000 yılları arasındaki Bronz Çağı'nda gerçekleşir. Atın evcilleştirilmesi, savaş arabalarının ortaya çıkışı ve ilk yazı sistemlerinin geliştiği bu teknolojik sıçrama dönemi, Ermeni etnik kimliğinin genetik temellerinin atıldığı zaman dilimiyle birebir örtüşmektedir.[5]


Antik Anadolu’dan günümüze kadar işleyen süreçte Ermeniler kadim bir halk olarak kalan ender topluluklardan biridir. Yakın Doğu'nun genetik manzarası, yüzyıllar boyunca süren büyük göçlerle sürekli yeniden şekillenmiştir. Örneğin, modern Türklerde yaklaşık 800 yıl önce Selçukluların gelişiyle başlayan %7,9 oranında bir Doğu Asya gen akışı görülür. Benzer şekilde Suriye, Filistin ve Ürdün popülasyonlarında, Arap genişlemesi sonrası yaklaşık 850 yıl önce gerçekleşen Sahra altı Afrika etkisi saptanmaktadır.

Ermeniler ise bu tür dış etkilerden uzak kalarak, bölgenin Bronz Çağı çöküşü öncesindeki genetik yapısını günümüze taşıyan bir "genetik ada" görevi görmektedir.

Bu özellikleri sayesinde Ermeniler, modern popülasyonlar arasında antik Yakın Doğu ve Anadolu sakinlerinin en berrak genetik görüntüsünü sunan temsilcilerdir.[6]

Ermeni popülasyonu dışarıya kapalı kalsa da, kendi içinde 1425–1550 yılları arasında şekillenen bir iç yapılaşma yaşamıştır. Bu tarih aralığı, siyasi tarihin biyoloji üzerindeki silinmez izini temsil eder: Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi İmparatorluğu arasındaki savaşlar ve Ermenistan'ın Doğu ile Batı olarak ikiye bölünmesi. Bu siyasi ayrışma, Ermeni genetik yapısında bugün bile tespit edilebilen ve yaklaşık 500 yıl önce mühürlenmiş olan ince farklılıkların oluşmasına yol açmıştır.[7]


 

Ünye Ermenileri

 

1914’te Ünye kazasında 7.700 Ermeni (1.130 hane), on dört kilise ve yirmi bir eğitim kurumu bulunmaktaydı. Demir madenleriyle ünlü kaza merkezi, Khalyblerin ülkesinin eski başkenti olan antik Oinoe, bir körfezin gerisine hilal şeklinde yayılmıştı. Vaktiyle refah kaynağı olan gemi kızakları, buharlı gemilerin ortaya çıkmasıyla modern dönemde iş yapamaz oldu. Böylece Ünye’nin çoğunluğu denizci ve doğramacı olan sakinleri, 19. Yüzyılın ikinci yarısında mecburen göç ettiler. Orada kalan 120 Ermeni ailesi (700 kişi), 18. Yüzyılda inşa edilip 1835’te restore edilen Surp Minas Kilisesi’yle Mesrobyan Okulu’nun (1914’te 175 öğrenci) çevresinde toplanmışlardı.

Ozan, Yamurcan (Surp Garabed Kilisesi), Eyrubeyle, Tekedam (Surp Kevork Kilisesi), Düztarlan (Surp Haç Kilisesi), Khaçdur, Yusuflar (Surp Krikor Kilisesi), Seylen (Surp Garabed Kilisesi), Gözderen ve Manasdere olmak üzere, iç kesimlerdeki on Ermeni köyünde yaşayanlar, taş yontmacılığı, dokumacılık, fındık ve tütün tarımıyla uğraşıyorlardı.[8]   

Samsun, Bafra, Çarşamba, Ünye ve Fatsa gibi şehir merkezlerinde varlık gösteren Ermeni toplumu, kırsal alanlara da yerleşmişti. Ünye civarındaki on köy, Terme dolaylarında bulunan dört bucak ve Çarşamba kazasındaki yirmi yerleşim yerinin hemen hemen tümü 18. Yüzyılın başında Hemşin ve Sevked’den (Kalkandere) gelen sığınmacılar tarafından kurulmuştu. 1914’te buralarda kırk dokuz kiliseyle 3.254 öğrencili yetmiş dört eğitim kurumu bulunmaktaydı.[9]


Kaynaklar, Ünye’ye ve çevre ilçelere Ermeni nüfusun 18. Yüzyılın başında Hemşin ve Sevked’den (Rize-Kalkandere) geldiklerini göstermektedir. Bu tarihten önce bölgede kayıtlı bir Ermeni nüfusa rastlanmamaktadır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında, Ünye’deki ekonomik koşullar nedeniyle bir kısım Ermeni ailesinin diğerleri gibi başka yerlere göç ettiği anlaşılmaktadır.

Yine de Kévorkian’ın belgelediği gibi, Ünye’de kalan 120 Ermeni ailesi (700 kişi) mevcuttur.

Evet, Osmanlı Barışı sona erdi!

1915 yılı gelip çattığında Ünye ve çevresinde yaşayan Ermeni nüfusa ne oldu?

Özellikle 1. Dünya Savaşı yıllarında bölgemizdeki Ermeni nüfus neler yaşadı?

O dönemin tartışmaları sürse de yaşananlar tarihin tozlu sayfalarında yavaş yavaş yerlerini almaya başladı.

Oysa çocukluk yıllarımızda büyüklerimizden dinlediğimiz dönemin acıklı öyküleri hala kulaklarımızdadır.

Sahiden ne olmuştu, neler yaşanmıştı Ünye’de?

 

19 Ocak 2007, Ünye

 

Devam Edecek: Ünye Ermenileri’nin Sonu

 

Kaynaklar:

 

Dyakonov, Igor Mikhailovich. 1968, Ermeni Halkının Tarih Öncesi Dönemi, SSR Bilimler Akademisi, Erivan Yayınevi

Huxley, Thomas H. 1862, Man’s Place In Nature, D. Appleton & Company, New York  

Haber, M. ve diğerleri. 2016, Ermenilerin Bronz Çağı'nda birden fazla popülasyonun karışımından kaynaklandığına dair genetik kanıtlar. Avrupa İnsan Genetiği Dergisi 24, 931-936 (2016).

Bournoutian, George A. 2011, Ermeni Tarihi, Aras Yay.

Hovagimyan, Hovagim. 1967, Ermeni Pontus Tarihi, Beyrut (Türkçeye çevrilmedi.)

Kévorkian, Raymond H.- Paboudjian, Paul B. 2012, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Aras Yay.

 

21.01.2026, Ünye Kent

 

Dipnot:

[1] Dyakonov, 1968; 1-14

[2] Huxley, 1863; 137-184

[3] Dr. Marc Haber, Kanser ve Genomik Bilimler Bölümü'nde Doçenttir ve Dubai Kampüsü'ndeki Sağlık Veri Bilimi Programı'nı yönetmektedir.

[4] Haber, M. 2016; 935

[5] Horenli Musa (410-490), Antik Çağ Ermeni tarihçisi ve Ermenistan Tarihi adlı eserin yazarıdır.

[6] Haber, M. 2016; 931

[7]  Bournoutian, 2011; 133

[8] Hovagimyan, 1967; 658, Akt. Kévorkian, Paboudjian. 2012; 204

[9] Kévorkian, Paboudjian. 2012; 199