Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi VII
(Tımar Sistemi’nin Sonu)
Osmanlı toplumunda Tımar
Sistemi ile sağlanan nispi refah, birkaç
yüz yıl sonra sona erdi. Ayni ürüne
dayalı Tımar Sistemi çökerken, nakdi işleme dayalı İltizam Uygulaması önem kazandı ve tımar
uygulamasının önüne geçti.
Tımar Sistemi ve İltizam
Aslında İltizam
uygulaması, Fatih zamanında nakit ihtiyacı nedeniyle sıkça kullanılan bir
yöntemdir ve Osmanlı Devlet sisteminde tımar ile birlikte
vergi toplama ve toprak yönetimi için kullanılan iki temel biçimden biridir. Aralarındaki temel fark, verginin kime gittiği ve karşılığında ne alındığıdır.
Osmanlı Devleti'nde iltizam
sistemi, devletin artan nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla Fatih zamanında başlamış, 18. Yüzyılda
Tımar’ın önüne geçmiş ve 19. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir.
Tımarlar, hislere bölünemez, satılamaz, devredilemez, bütün
halinde başka birime katılamaz ya da bağışlanamazdı.[1]
Kanunnamelerde
“timar-eri marifeti olmadan raiyyet yerin âhara vermek, kendü feragat etmek
caiz değildir, kendü eküp biçüb hakkından mümkünse hoş ve illa sahib-i timara
teslim eyliye” denilmektedir.[2]
Bununla birlikte Rumeli ve Anadolu'daki 15.
yüzyılın sonlarından itibaren birçok timar ve zeamet, yaygın biçimde iltizamla yönetilmiştir. İstanbul kadı
sicillerinde bu uygulamanın birçok örneği bulunmaktadır.[3]
Osmanlı Tımar Sistemi, 16.
yüzyıldan itibaren askeri teknolojilerin değişmesi (ateşli silahlar vb.), dünya
ticaretinin artması, fetihlerin durmasıyla toprak gelirlerinin azalması,
sipahilerin yozlaşması ve nüfus artışının yarattığı toprak yetersizliği gibi nedenlerle
bozulmuş; nakit ihtiyacının da
artmasıyla yerini iltizam sistemine
bırakarak 1839'da resmen kaldırılmak istendi ancak tümüyle terk edilemedi.[4]
Ayanlar Dönemi
İltizam
sisteminin Tımar’ın önüne geçmesi yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Osmanlı'da Ayanlar Dönemi denen bu dönemi, özellikle 18. yüzyılda güçlenip
taşrada hâkimiyet kuran mahalli
otoriteler temsil etmektedir.
18. yüzyılda başlayan ve 19.
yüzyılın başlarına kadar süren Ayanlar
Dönemi, 1808’de Sened-i İttifak’la sona erdirilmeye çalışıldı.
Ayanlar
Dönemi, merkezi otoritenin zayıflamasıyla, taşra idaresinde mahalli güçlerin etkili
oldukları dönemdir.
Bu dönemi “Batı Feodalizmi” ile benzeştirenler olsa da Kapitülasyon ve Düyunu Umumi
gibi “piyasa ekonomisi” unsurlarının öne çıkmasıyla, Osmanlı’nın yarı-sömürgeleşme sürecini ifade eder.[5]
Osmanlı’da 19. Yy. köklü
değişimler dönemiydi. Tanzimat’la birlikte radikal uygulamalara gidildi. Yeniçeri Ocağı, 16 Haziran 1826'da
Sultan II. Mahmud tarafından
İstanbul'da topa tutularak kaldırıldı (Vaka-i Hayriye). 1840’lı yıllarda İltizam Sistemi kaldırıldı ve doğrudan vergi toplama usulüne geçildi.
1864 yılında Sultan Abdülaziz
döneminde çıkarılan Teşkîl-i Vilâyet
Nizamnamesi (Vilayetler Kanunu) ile Osmanlı
Eyalet Sistemi resmen terk edildi. Sistemin zaaflarını gidermek amacıyla, klasik
eyalet (beylerbeylik) yapısı yerine, merkeziyetçi ve daha küçük birimlerden
oluşan vilayet sistemi (il düzeni)
benimsendi.
Islahat yahut reform adı verilen bu tedbirlere
rağmen, “düşüş” engellenemedi.
Osmanlı’da Duraklama ve /veya Gerileme
Dönemi denilen bu süreci, bazı tarihçiler Osmanlı İmparatorluğu’nun Doruğu
(1512-1606) olarak nitelendirilen yılların ikinci yarısına kadar götürür. Sokullu Mehmed Paşa (1566-1579) ile bir
müddet daha İmparatorluk dorukta kalsa da Fatih ve Yavuz döneminin ivmesine
asla ulaşamayacaktı.[6]
Osmanlı Askeri Düzeni
Osmanlı
toprak düzenine paralel gelişen askeri biçimlenme şöyleydi:
Kapıkulu ordusu Sultan Süleyman’ın ordularının % 20-25’ini
oluştururken bu oran, 1697-98’de % 40-50’ye yükselmişti. Tımarlı sipahiler ise
16. yüzyıl başlarında Osmanlı sefer gücünün % 60-75’ini oluştururken 1690’ların
sonunda bu oran % 10-15’e gerilemişti. 1526’da Rumeli ve Anadolu eyaletlerinden
45.000 civarında tımarlı sipahi sefere katılmışken 1697’de bu iki yerden sadece
11.000 tımarlı sipahi gönderilebilmişti. Taşra valilerinin ve eşrafının kişisel
orduları ise 1690’ların sonunda seferi
ordunun % 16-18’inini
teşkil ediyorlardı. Kısaca, 17. yüzyılın sonunda seferi ordunun % 50-60’ı
piyadeden ibaretti. Diğer taraftan, Ágoston
bu oranın aynı dönemde Habsburg
ordularındaki piyade-süvari dengesiyle benzer olduğuna dikkat çekmiştir.[7]
Batı’lı görüşe göre gücünün doruğundaki Osmanlı İmparatorluğu,
Avrupa’nın teknolojik gelişmeleri karşısında kendini yenileyemedi ve gerilemeye
başladı. “Muhafazakâr” Osmanlı, dünyadaki gelişmeler karşısında teknolojik
geriliğe düştü.
Oysa Osmanlılar, Avrupa askeri teknolojisindeki gelişmeleri
oldukça yakından takip etmiş, Avrupa ve Ortadoğulu rakipleri üzerinde üstünlük
kurmuş ve kurdukları bu üstünlüğü asırlar boyu sürdürmüştür. Dahası sahip
olduğu ateşli silah üretim gücü İstanbul’a ve kendi kendine yetebilirlik
konusunda uzun vadeli bir avantaj sağlamıştı.[8]
Şayet askeri açıdan değilse bu düşüş, Osmanlı’nın sonunu ne getirdi?
Değişen ekonomik yapı ve toprak düzeni mi?
Timar Sistemi çökmüş, İltizam Sistemi’ne geçilmişti; dünya
ekonomik sistemine uyum sağlamanın bir aracı durumundaki nakdi sistem (para), Osmanlı İmparatorluğu’nu diriltmemiş, giderek
“yarı-sömürge” durumuna getirmişti.[9]
Devam edecek: Osmanlı Dönemi VIII (Karadeniz’de Ayanlar Dönemi)
Kaynaklar:
İnalcık, Halil (2012), “Timar”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), XLI
İnalcık, Halil (1958), "Osmanlı
Hukukuna Giriş: Örfi -Sultani Hukuk ve Fatih'in Kanunları". Ankara Üniversitesi
SBF Dergisi 13/02 (Şubat 1958),
Barkan, Ö. Lütfi (1980), Türkiye'de Toprak Meselesi,
Toplu Eserler I, Gözlem Yay.
Pamuk, Şevket (2015). Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi
1500-1914, İletişim Yay.
Veinstein, Gilles (2012), Büyüklüğü İçinde İmparatorluk
(XVI. Yüzyıl); Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, 1. Cilt, 2. Baskı, Yayın Yön.
Robert Madran, iş Ban. Kül. Yay.
Ágoston, Gábor (2014), Firearms and Military Adaptation: The Ottomans
and the European Military Revolution, 1450–1800, Journal of World History, XXV, 1 (Mart 2014)
Ágoston, Gábor (2025), Osmanlı’da Strateji ve Askeri Güç, Timaş Yay.
Timur, Taner (2010), Osmanlı Çalışmaları - İlkel Feodalizmden Yarı Sömürge Ekonomisine, İmge Kitabevi.






