Ne eskidir, ne de tam olarak yeni…
İkisinin bileşkesi.
Grafik sanatların, fizik bilimine yakınlığı bundandır.
2008’de hayat bileşkenizin grafiği daima yukarıda olsun!
MUTLU YILLAR

İnsani olan hiçbir şeyin yabancısı olma.
Şuramızda öten çalıkuşu ve yaralı bir şahin olan yüreğimizle, 12 Haziran günü seni yitirmenin acısını yaşattın bize. Kimilerine göre şakaydı bu, ağır bir şaka.. Kimilerine göre yeri doldurulamayan bir kayıp.
Kiminle konuşsam özel bir yanın, herkesle paylaştığın farklı bir şey vardı.
Birlikte okuduğumuz, söyleştiğimiz ve karşılıklı yazıştığımız oldu bunca zaman.
1871’de Paris’te olmak isterdim. Dünyanın ezilen halkları ve tüm işçileriyle birlikte orada hazır bulunmak isterdim.. ki, komün, 76 gün sonra Versay Birlikleri tarafından kanla boğulmasın.
Renk :
……mavi derdim. Deniz rengi yani.. Dedemin genleri. Dedem bir denizci.. kaptanmış… Annemin babası ise tam bir doğa adamı. Japon yönetmen Akiro Kurusava’nın “Dersu Uzala”sı gibi.. O da benim yeşil’im.
En sevdiğiniz erkek sanatçı :
Beethoven, Nazım Hikmet, Marlon Brando,
En sevdiğiniz kadın sanatçılar :
Edith Piaf, İdil Biret, Meryl streep,
Bülent Ersoy vardı bi de.. Ama hangi şıkka yakışık alır bilemedim. Buca’dan tanışırız. Aynı sorun orda da çıkmıştı. Henüz ameliyatlı değildi. Bayanlar koğuşu ile, siyasi koğuş arasında bir yerde, spor salonunun malzeme odasında ağırlanmıştı.
Kendine benzettiğin sanatçılar (Hangi tarafını ):
Alain Delon derdik eskiden… Şimdilerde Brad pitt var. Sol kulak memeleri, aynı bana benziyor. Ama ikisinin de benimle alakası yok. Ben Clint Eastwood’u tercih ederim. Karizmamız aynı:-))
Hobileri :
Yüzmek, yürümek, izlemek, görüntülemek, müzik (dinleyici olarak) ve okumak…
Fobileri :
Sevdiğim insanları üzmek
Fetişleri :
Bir zamanlar bir çakmağım vardı, birinden hediye.. Sigaramı her yakışımda kendisini hatırlatıyordu bana…Bir gün, bir binasının mazgalları arasına fırlattım. Nasıl olsa ele geçirip, benden alacaklardı. Herkes öyle bir şeyi hayatı pahasına korumak isterken, ben düşman eline geçmesin diye imha etmiştim.
Hastalıkları :
Bu adamın (benim) hastalıkları saymakla bitmez.. En son ikinci tip diyabet olduğu belirlendi. Yıllar öncesinden kalma akciğer enfeksiyonu, görme bozuklukları, ayak tabanlarında ekimoza bağlı deri kaybı, damar deformasyonu vs.
En sevdiği çiçek :
Gül… Bir çiçeğin tüm özelliklerine sahip. Renk, koku, desen (biçim) ve diken… Her güzelliğin kendini koruyan yanı olmalı.
En sevdiği metal :
Demir… Yıllarını demir parmaklıklar ardında geçiren birine sor; demir en soylu ama en sevimsiz metaldir.. Çünkü onunla paylaşılan inanılmaz duygular vardır. “Haberin var mı taş duvar? / demir kapı / kör pencere. “ cinsinden.
Erkekte aradığı en önemli özellikler :
Fedakarlık
Kadında aradığı en önemli özellikler :
Sadakat
Unutmak istedikleri :
Sadakatsizlik
Unutamadıkları :
Hadi seninki gibi “dual” olsun.. Gene sadakatsizlik.
Kendinde en sık değiştirdikleri :
Üzerinde çalıştığım bir yazı, şiir ya da resim… Bi türlü son halini alamazlardı. (Eskiden...)
Özdeyiş, en beğendiği söz:
De obnimus dubidandum: (Herşeyden şüphelen ).
Tabi bu, septisizm anlamında bir şüphe değil, bilimsel anlamda bir şüphe.. Bunu bir yere kaydet. “Kafirden hacı, elden bacı olmaz" demişsin. Bak, ben bunu duymamıştım. “El adamın..” diye bi şey var lakin.
"EEEEEEEEE…… merak ettim valla devamını .” demişsin, şu:
Evet babam söylerdi: “El adamın ya parasına, ya karısına bakar” diye…
Yaşamının temel taşı :
Bu soruyu sen “sevgi” diye yanıtlamışsın. Sevgi yerine ben daha somut bi kavramı yeğliyorum: Kızım.
Sevginin tanımını sormuştum:
“Olmadan yaşayamadığımı sandığım şey. evgi herhangi bişeye karşı ilgi duymamı sağlayan duygu.” demişsin. Sevgiyi daha da soyutlayarak tanımlamaya çalışmışsın. İçinden besbeter çıkılamaz olmuş.
Kızmazsan tekrar soracağım, sevgi nedir? Nasıl tanımlarsın sevgiyi?
Dini İnanç:
Herkes nasıl inanır, bilmiyorum. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da denilenin ne ölçüde gerçeği yansıtığı şüpheli. Örneğin, "dindar" olduğunu bin dereden su getirerek kanıtlamaya çalışanlar olduğu gibi, inançsız olduğunu iddia ettiği halde primitif bir aşkla tanrıya bağlı olanlar var. Ben kendimi daha çok ikinci gruba sokuyorum. Her ikisinin de yobazı var. Bağnazlık ve yobazlığın uzağında durmayı yeğliyorum.
Kullandığı kokular :
Bazen aftershave…Üç beş traştan sonra.
Elinden gelse öldüreceği kişi :
İyi ki gelmiyor elimden. Liste kabarık. Diğer yandan Nil gibi: “Ben kimse ölsün, mölsün istemem.” Diyor gönlüm.
Ütopyaları :
John Lennon’un Imagine şarkısındaki gibi:
“düşün, sınırların olmadığını
uğruna öldürecek ya da ölecek bir şey yok
ve din için savaşlar da yok
tüm insanların barış içinde yaşadığını düşün……
.. düşün, malın mülkün olmadığını
ne açlık var ne aç gözlülük
insanların hepsi kardeş
tüm insanların
dünyayı kardeşçe paylaştığını düşün..”
İdealindeki Meslek :
Piano virtüözlüğü.
Evin en sevdiği bölümü :
Kitaplığın olduğu oda aslında, ama kitabımı bile hep birlikte oturduğumuz büyük odada okuyorum. TV de dahil, her şey, herkes orada..
Unutamadığı sinema filmleri :
Spartacus, Benhur, Baba I, II, Bir Zamanlar Amerika, Sophie’nin Seçimi, Geceyarısı Kowboyu, Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Zorba, Viva Zapata, Rıhtımlar Üstünde, Yağmur Adam, Akbaba’nın Üç Günü, Taxi Driver, Apocalipsy Now, Missing, Amen… yazamadıklarım beni bağışlasın..
Yerli:
Züğürt Ağa, Muhsin Bey… Acı, Ağıt, Umut, Sürü,Yol… Gelin, Düğün.. vd.
Beğendiği Yönleri :
Kendimi pek beğenmiyorum, şu günlerde… Eskiden istikrarlı oluşumu, kararlılığımı severdim..
Beğenmediği Yönleri :
Bir anda, bir çok alana el atmak..
Son bir soru:Hayatında yediğini sandığın en esaslı kazık?
(Benimkini yazmaya gerek yok... Biliyorsun!)
Mart 2007
Eski eser sıralamasında ön sıralarda yer alan Saray Camisi’nin restorasyonuna Kültür Bakanlığınca 2007’de başlanmış olup, yıl sonuna kadar tamamlanması düşünülmektedir. Camiyi 1720 – 21 yılları arasında yaptıran Hacı Ahmed Efendi ve kimlikleri bilinmeyen toplam 11 mezarın da bulunduğu camiye ait mezarlık talan edilmiş, buradan çıkan kemikler ilgililerin ilgisizliği nedeniyle sahildeki “dolgu” alanına malzeme olarak dökülmüştür.
Feneraltı mezarlığı, Çömlekçi Cami ve Hacı Osman Ağa Camisine ait mezar taşları, taş ve mermer işçiliğinin güzide örneklerindendir. Yeni tescillenen Feneraltı mezarlığının defineci talanından korunması, diğer tarihi eserler gibi koruma altına alınarak tahkim edilmesi gerekmektedir.
Hacı Osman Ağa Camisi mezar taşlarını, yeniden cami avlusuna getirten ve düzenlenmesini sağlayan Cami İmamı Sn. Mevlüt Yakışır ve Ünye Belediyesidir.
(Gülay Birben arşivinden alınmıştır.)
Ortodoks Rum Kilisesi olduğu bilinen Yalıkahvesi’ndeki kilise, bugün düğün salonu olarak kullanılmaktadır. Uzun yıllar elektrik santrali olarak kullanılan bu yapı, kilise olarak tescillenmiş bir tarihi eserdir. Tarihi ve kutsal bir yapının düğün salonu olarak değil de, kent müzesi yahut benzeri bir amaçla kullanılmasının daha yerinde olacağı kanısındayız.
Ayanikola Kilisesi’nin ise bugün yalnızca temeli ve yıkık duvarlarının az bir bölümü kalmıştır. John Freely’nin Türkiye Uygarlıkları Rehberi adlı kitabında, adını denizcilerin koruyucusu Aziz Nikolas’tan aldığı ve daha bir çok kaynakta adakların adanarak, Hıristiyanların hacı olmak maksadıyla gidilen kutsal mekanlarından biri olduğu belirtilmektedir.
1980’li yıllarda tespiti yapılan Ünye’deki Tarihi Eserlere ek olarak, Ünye Yerel Tarih Grubu ve Prof. Dr. Mehmet Özsait’in katkılarıyla 2006 Temmuz’unda altı yeni eser tescillenmiştir.
1- Kadavat Kaya Mezarları,
2- Karşıyaka Mahallesi’ndeki Balağuz Kaya mezarı,
3- Kızılkaya Saklı Kiliseler,
4- Esenkale,
5- Feneraltı mezarlığı,
6- Erenyurt Kalesi
7- Yazkonağı Mağarası ( Sn. Yaşar Argan’ın katkılarıyla )…
Tescillenen diğer tarihi eserlerdir.
Ünye’de bulunan tarihi eserlerin önemli bir bölümü Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndedir. Samsun Müzesi’nden bulunan eserlerle beraber Ünye’ye ait tarihi eserlerin Ünye’de açılması gereken bir kent müzesi’ne yerleştirilmesi mutlaka gündeme getirilmelidir.
Kadılar yokuşu, “sokak iyileştirilmesi” kapsamında proje için müracaatı gerçekleştirilmiş, ancak Kültür Bakanlığımızca bu faaliyetin Bakanlık düzeyinde ele alınması kararlaştırılmıştır.
Ortayılmazlar Mahallesi Muhtarı Seyhan İhtiyaroğlu’ndan alınan bilgiye göre, seksenli yıllarda “altın arama” nedeniyle tahrip edilen, akabinde “tehlike” arz ettiği için Belediye tarafından yıktırılan Meçhul Asker ilkokulu ( Bu adın ilk ve özgün sahibi olan, Cumhuriyet Caddesindeki okul ), İstanbul’daki hemşerimiz iş adamı Arif Vidinli tarafından restore edilecektir. Bu okulda bir zamanlar Afitap Öğretmenin de kullandığı söylenen piyano’nun akıbeti halen belli değildir.
Ünye’de bugün sayıları 76’nın çok üstünde olduğu bilinen tarihi kapsamındaki eserin bir kısmı artık yerinde yoktur. Kaderlerine terk edildiği sürece, her geçen gün geri kalanları da yok olacaktır. Devlet, Yerel Yönetimler, Vakıflar, sivil toplum örgütleri ve iş adamları tarafından bu eserlere sahip çıkılmadığı sürece Ünye’nin kültürel mirası dağılıp gidecektir.
Bu ve benzeri projelerde, doğrudan devlet desteği yahut ilgili kuruluşların maddi destekleri çoğunlukla mal sahipleri tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Öncelikle projelendirme aşamasında verilen mali destek, yeterli gibi görünse de, projenin kabulü ve inşaat aşamasında ortaya çıkan problemler, girişimcileri restorasyon faaliyetinden uzaklaştırmaktadır. Örneğin, mal sahiplerinden her hangi birinin imzasıyla başvuru yapılabilmekte, hazırlanacak projeye mali destek verilmekte, ancak bu destekle hazırlanan projenin kabulü aşamasında, tüm varislerin onayı gerekmektedir. Akabinde girişimcilerin kendi imkanlarıyla restorasyona başlaması ve belli bir aşamadan sonra mali desteğin –şayet proje kabul görmüş ise- kademeli olarak verilmesi söz konusudur. Destek sürecince yapılan denetimlerde bir olumsuzluk görüldüğü takdirde, derhal destekten vazgeçilebilmektedir.
Sonuçta alınan mali destek özendirici olmaktan uzaktır. Yapılacak masrafı tümüyle karşılayamadığı gibi, proje ve diğer prosedür nedeniyle eser malikleri restore işine girememektedir. Koruma kapsamındaki bu yapılarda onarım da yapılamadığı için bir bölümü konut vasfından çıkmış, terk edilmişlerdir. Harabe ve mezbele konumundadır. Bu manada mali açıdan daha yetkin unsurların, restore edilecek evleri satın alması gerekmektedir. Ünye’li iş adamlarına bu konuda büyük görev düşmektedir.Gerekli duyarlığı gösteren ve getirisi fazla olmayan bu alana yatırım yaparak Ünye’deki kültürel mirasın gelecek kuşaklara taşınmasını sağlayan Ünyelilere teşekkür ediyoruz:
1- Hüseyin Tantu ( Dört konutu bitirip, şu an beşinci restorasyonunu yapmaktadır),
2- Yürür ailesi ( İki konut ),
3- Ceyhan Kokulu,
4- Nejat Güney,
5- Aydın Ekmekçi,
6- Hilmi Ergün,
7- Ziver Aykaç (Tescilli tarihi eser bitişiğinde, yeni bir yapı olarak),
8- Diktepe ailesi,
9- Ali Gürsoylu ve Kefeli ailesi…
Herhangi bir destek görmeden bu görevi yerine getirmişlerdir. Kendilerine minnettarız.
Çalışmalarımızda bizi bilgilendiren, yardımcı olan kişi ve kuruluşlara, özellikle ilgisini eksiltmeyen Ünye Belediyesi Yapı İşleri Müdiresi Mimar Zerrin Gümüş Hanım’a teşekkürü borç biliriz.
Ekim 2007
Ahmet Derya Varilci varilci@gmail.com
Ahmet Kabayel ahmetkabayel@gmail.com
(Fotoğraflar : Varilci arşivinden)