15 Temmuz 2026 Çarşamba

Bekle İstanbul: Bir Dönem Romanı İncelemesi

 


Bekle İstanbul: Bir Dönem Romanı İncelemesi

 

Dönem romanları, tarihte yaşanmış olayların ve bunlara tanıklık eden, yön veren yahut mimarı olan kişilerin günümüz yazarları tarafından ele alınmasıyla oluşan edebi türdür.  Dünya edebiyatında dönem romanı yahut tarihi roman türünün ilk örneği, İskoç yazar Walter Scott’ın 1814’te yayımlanan Waverly isimli eseridir. Türk edebiyatının ilk tarihi romanı ise Namık Kemal’in 1880 yılında kaleme aldığı Cezmi adlı eseri olarak bilinse de Ahmet Mithat Efendi’nin 1871 yılında kaleme aldığı Yeniçeriler isimli eseridir.[1]

Bir başka kaynakta tarihi roman, geçmişte belirli bir zaman diliminde olup bitmiş olayların, yaşantıların, belirgin dönemlerin, önemli kişilerin hayat hikâyelerinin tarihi gerçekliğe bağlı kalınarak, romancı muhayyilesinde zenginleştirilip yeniden üretildiği metin olarak belirtilir. Tarihi romanda olaylar ve kişiler tarihten alınır, ancak bunlar olduğu gibi nakledilmek yerine belirli bir amaca göre yeniden düzenlenir, canlı yaşantı sahnesinde dönüştürülerek sunulur.[2]

Bu tanımlamalar ışığında Gazanfer Oktay’ın ilk romanı Bekle İstanbul, bir dönem romanı olmanın tüm özelliğini karşılıyor. Mart 2023’te Perseus Yayınevi’nden çıkan romanın yazarını bir ay önce Antalya’da tanıma fırsatını buldum. Görev yaptığı okulun bahçesinde Sayın Oktay’la kısa bir muhabbetimiz oldu. Tarihi dönem itibariyle ilgimi çeken eseri en kısa zamanda okuyacağımı söyledim. İzmir, Çanakkale ve Ayvalık derken… Ünye’ye dönmem yaklaşık bir ayımı aldı. Kitabı elime aldım, bırakamadım. Hızla okuyup bitirdim.

Şimdi artıları ve eksileriyle önümde duruyor.

 

Yazarın İlk Eseri Olarak “Bekle İstanbul”

 

İlk roman zordur, önemlidir. İlk olmanın getirdiği eksiklik ve aksaklıklar kadar taşıdığı gizemli güç sayesinde daima yazarların başeseri olma adayıdır. Üstelik bir dönem romanı olması nedeniyle, zorluk derecesi en üst noktadır.

Öncelikle karşımıza “zaman” ve “mekân” kavramları çıkıyor.

1918 yılının Kasım ayında İstanbul’dayız. Osmanlı 1. Dünya Savaşı’nı kaybetmiştir. Filistin Cephesi’nden İstanbul’a dönen Yüzbaşı Fikret, daha evine varmadan bu yenilginin sonuçlarını iliklerine kadar hissederken, İstanbul işgal edilir.   

İstanbul’un işgali 13 Kasım 1918'de başlar, 16 Mart 1920'de resmiyet kazanır.

İlk olarak stratejik noktalar kontrol altına alınır, resmi binalar ve haberleşme merkezleri ele geçirilir. Beş yıla yaklaşan işgal sürecinde Yüzbaşı Fikret, ailesi, gönül ilişkisi ve Kurtuluş Savaşı mücadelesi ile iç içe hummalı bir hayat yaşar.

Bunca yoğun bir örgüyü bazı iniş ve çıkışlarıyla vermek ve bu anlatımı tarihi bir atmosfer içinde yansıtmak öncelikle cesaret işi… Bu açıdan tebrik ediyorum Gazanfer öğretmenimi… Eksikleri, gedikleri elbet te olacak.

 

Üslup Sorunu

 

Ünlü Alman düşünürü Schopenhauer “Üslûp, aklın fizyonomisidir” diyor. Edebiyat dünyasındaki karşılığı, bir kişinin duygu, düşünce ve hayallerini sözle ya da yazıyla kendine özgü bir tarzda ifade ediş biçimidir. Edebiyatçı üslubunu kullandığı dille açığa vurur. Kendine özel kullanılış tarzıyla yeni bir dünya kurar. Her yazarın üslubu, onun dünya görüşünün, hayata bakış açısının, yaşama biçiminin dildeki yansımasıdır. Üslup, yazarın sanatçının içten gelen samimi duygularının tercümanıdır ve onun kişiliğinin ifadesidir.

Yazarımızın 20. Yüzyıl’ın başlangıcında, işgal altındaki İstanbul’u anlatırken günümüz Türkçesi’ni kullanıyor. Aynı dili, Osmanlı alt bürokrasisinden varlıklı bir ailenin konuşma biçiminde de görüyoruz. Zaman ve mekânı yansıtırken, günümüz dilini kullanması, yazarın tercihidir ve üslubuna yormak gerekiyor. Sonuçta günümüz Türkçesi de İstanbul Türkçesi’ni temel almıyor mu?[3] 

 




Tarihsel Konum

 

Tarihsel romanlarda işlenen dönemin çok iyi incelenmesi gerekir. Tanıdığım yazarlar arasında Ahmet Ümit en iyilerden biri. Yazarımız da kronolojik açıdan titiz davranmış. Ancak sık sık vurguladığı “çay içme” konusu henüz o dönemde kahve kadar yaygın değil. İstanbul’u anlatırken sözünü ettiği neon ışıkları ise o dönemde hiç yok, 1940’larda ancak…

Tarihsel konum tasvir edilirken, özellikle romanın girişinde yapıldığı gibi yer yer edebi yana ağırlık verilmiş. Ancak romanın tamamına düz bir anlatım hâkim. Uzun metrajlı bir film yahut dizi film gibi… Araya merak uyandıran adventure tarzı atraksiyonlar eklenmiş ki okunma kolaylığı sağlıyor. Zaten roman baştan itibaren akıcı bir anlatıma sahip...

Roman türünün olmazsa olmazı, fazla derinliği olmayan aşk öyküleridir. Aradaki aşk büyük olabilir ancak tutkulu bir aşkı okuyucuya hissettirmek kolay değildir. Bu ayrıntıyı 315 sayfaya sığdırmak oldukça zor olsa gerek.

Öte yandan nakıs bir eyleme yer verilmesi yahut sonuçsuz kalan eylem hazırlıkları romana fazla bir özellik kazandırmıyor.  



 

Tema (İzlek)

 

Romanın ana teması, yazarın okura verdiği ileti yahut mesajdır. Her roman ille de bir mesaj içermeli mi? Elbet te hayır, mesajı olmasa da olur. Ama bu romanın bir teması (mesajı) var; beş yıla yaklaşan bir İstanbul İşgali

Hem de ne işgal! Adım adım ilerleyen, giderek şiddetini artıran; işkence ve idamlarla ilerleyen bir işgal süreci…

Gazanfer öğretmenin eseri işte bu işgal ve Mustafa Kemal’in “Geldikleri gibi giderler!” sözüyle özdeşleşen önemli bir mesaj üzerine kurgulanmış…

Yeterince bilinmeyen İstanbul’un işgali olayını renkli anlatımıyla okura sunan yazar, eseri sıradan bir roman olmaktan çıkarıyor.

Aklıma mütareke yıllarını anımsatan süreç geliyor. Henüz kucağında bebesiyle babaannemi alıp İstanbul’u terk eden Hasan dedem geliyor. Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore’si geliyor. O dönem ki sadece maddi yıkım ve ölümlerle gelmedi. Bıraktığı ruhsal yıkımlarla da özel bir öneme sahiptir.


Yalnızca romanı yazılmamalı, Bekle İstanbul filme çekilmeli hatta dizi film yapılmalı. 

 

Not: Elinize, kaleminize sağlık Gazanfer öğretmenim. Yeni bir baskısı yapılırsa romanın, bazı sözcükler (az da olsa) yanlış yazılmış. Klavye hatası gibi duruyor. Örneğin birkaç yerde “alnını” diyecek yerde “anlını” demişsiniz. Esenlik dileğiyle…

 

15.07.2026 Ünye  

 

Kaynaklar: 

Demir, Berrin (2021), Bir Harem Bestekârı Sadullah Ağa: Bir Tarihi Roman İncelemesi, Diyalektolog, Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi, Yaz 2021, Sayı 7

Çetin, N. (2011). Roman Çözümleme Yöntemi, (10. Baskı). Öncü Kitap, Ankara

İlhan, Attila (2010), Dersaadet’te Sabah Ezanları, İş Bankası Yay. 3. Baskı

Karaosmanoğlu, Yakup Kadri (1928), Sodom ve Gomore, İletişim Yayıncılık, 2004

Criss, Bilge (2020), İşgal Altında İstanbul (1918-1923), İletişim Yayıncılık

Karayaka, Ali (2016), İşgal Altında İstanbul, İnkılap Kitabevi.


15.07.2026, Ünye kent
https://www.unyekent.com/kose-yazilari/bekle-istanbul-bir-donem-romani-incelemesi-6014


Dipnot:

[1] Demir, 2021; 71

[2] Çetin, 2011: 220

[3] Yazarımızla sohbet sırasında, usta yazar Attila İlhan’dan örnek vermiştim; Dersaadet’te Sabah Ezanları; dönem romanı olarak bu eserde A. İlhan’ın dili oldukça ağdalıydı.