Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi XII
(Osmanlı Dönemi Kazıları - 2)
Ülkemizde Osmanlı
Dönemi’nde başlanan ve günümüzde de devam eden Troia ve Pergamon
kazıları gibi önemli arkeolojik kazılardan ikisi Ephesos ve Hattuşa kazılarıdır.
Ephesos (1863-1874)
17. ve 19. yüzyıllarda Londra’daki British Museum, Efes’teki ilk arkeolojik araştırmaları başlatan
kurumdur. Ekipten Mimar John Turtle Wood,
1863–1874 yılları arasında özellikle Artemision’un
bulunması amacına yönelik kazıları yürütmüştür. 1869 yılının yılbaşında Wood
yaklaşık 7 m. derinlikte tapınağın mermer kaplamalarına rastlamıştır. Ne var ki
umulan buluntularla karşılaşılmayınca 1874’te kazılara ara verilmiştir.[1]
1904'ten itibaren British Museum bünyesinde D.G. Hogarth kazılara devam etmiştir.
Efes, Viyana
Üniversitesi’nde Klasik Arkeoloji Profesörü ve Avusturya Arkeoloji
Enstitüsü’nün ilk başkanı olan Otto
Benndorf sayesinde Avusturya biliminin araştırma alanı haline gelmiştir;
kendisinin bu insiyatifi hem Türkler hem de Almanlarca desteklenmiştir. İlk
çalışmaların başlatılmasını ise Nisan 1895’te müteşebbis Karl Mautner Ritter
von Markhof’un yaptığı bağış
sağlamıştır. İlk kazı yıllarına ait buluntuların bir kısmı Viyana’ya getirilmiş, günümüzde Kunsthistorisches Museum’un
Ephesos-Museum bölümünde sergilenmektedir.[2]
1898’den beri ev sahibi ülkenin yıllık olarak çıkardığı kazı
izniyle şehrin topografik, tarihi ve mimari araştırması Avusturya Arkeoloji
Enstitüsü’nün hedefi haline gelmiştir. Kazılara ara verildiği yıllar 1909/10,
1914–1925 ve 1936–1953 yıllarıdır.
İlk kazı başkanları Otto
Benndorf ve Rudolf Heberdey
araştırmalarını limanla agora arasında kalan kısımla Artemision’a
odaklamışlardır. 1926’dan sonra Josef
Keil ise büyük gymnasionlar, Yedi Uyurlar Mezarlığı ile Aziz Yuhanna (St.
Jean) Bazilikasının kazılarını başlatmıştır. Franz Miltner’in başkanlığında 1954 yılında başlatılan yeni
kazılarda ise Kuretler Caddesi civarıyla Bizans şehrinde büyük çaplı kazıların
yanısıra Hadrianus Tapınağı ile Aziz Yuhanna Bazilikası gibi bazı anıtlar ilk
kez yeniden ayağa kaldırılmıştır. Fritz
Eichler’in başkanlığında 1960 yılında yeni bir kazı ekibi oluşturularak
Yamaç Evler civarıyla Artemision’da uzun vaadeli projelere başlanması
sağlanmıştır. 1969’dan itibaren onun halefi Hermann Vetters Yamaç Evler 1 ve
2’de araştırmaları sürdürmüştür; başkanlığı sırasında Celsus Kütüphanesi de
yeniden ayağa kaldırılmıştır. Gerhard Langmann ile Stefan Karweise’nin
başkanlığında ise tarihsel topografya konusundaki araştırmalar
derinleştirilerek Agora, Artemision, Tiyatro, Aziz Meryem Kilisesi ile Stadion
civarında kazılara devam edilmiştir. 1998’den bu yana araştırmaları Friedrich
Krinzinger yürütmektedir.[3]
Arkeoloji biliminin hedef profilinin geçirdiği değişim
gözönüne alındığında günümüzde antik harabelerin büyük çaplı kazıları yerine
bir zamanlar Asya metropolü olan bu
kentin bin yıldan uzun süren tarihine ait dönemlerin sistemli araştırması ve
yayınlanması kazıların ağırlık noktasını oluşturmaktadır. Bunun yanısıra
buluntuların ve anıtların konservasyon ve restorasyonu ile anıtların
korunmasına yönelik önlemler, etrafı turistik açıdan gelişmiş bir bölgeyle
çevrili olan Efes açısından anlamlıdır.
Araştırma bütçesi Avusturya Cumhuriyeti ile Avusturya
Bilimler Akademisi‘nin imkanları, Bilimsel Araştırmaların Geliştirilmesi
Fonları ve özel sponsorların bağışlarından oluşmaktadır.[4]
Artemis Tapınağı ve Ephesus
Bölgede yaklaşık MÖ 1200 yıllarından beri Grek
yerleşimcileri olsa da Efes (ya da Ephesos), MÖ 8. yüzyılda Küçük Asya'nın doğu
kıyısında kurulmuş bir Yunan kolonisiydi. Grek tanrıçası Artemis (Romalılar
için Diana) Efesliler için özellikle önemliydi, aslında onlar tarafından
Artemis’in doğum yeri olarak yakındaki Ortygia kabul edilirdi (diğer Yunanlılar
için Delos idi). Artemis iffet, avcılık, vahşi hayvanlar, ormanlar, doğum ve
doğurganlık tanrıçasıydı. Efes'teki tanrıça kültü, sanattaki temsilinde olduğu
gibi doğu unsurları içeriyordu (İsis, Kibele ve “Hayvanların Metresi”(ç.n.
Potnia Theron) gibi tanrıçalardan ödünç alındı). Yunanistan'ın başka yerlerinin
aksine, yumurtalarla kaplı heykel olarak doğurganlık tanrıçası biçiminde
günümüze ulaştı. Bu nedenle, Efes'te tapılan tanrıçaya sıklıkla Artemis Ephesia
adı verilir.[5]
Yaklaşık MÖ 550 yılında başlayan mermer tapınağın
tamamlanması 120 yıl sürdü ve öncülleri gibi Artemis’e ithaf olundu ve bu
nedenle bazen Artemisium olarak da adlandırıldı.
Kentin komşu Lydia krallığı ile inişli çıkışlı bir ilişkisi
vardı, birçok saldırıya direnirken aynı zamanda bazı kültürel unsurları da
içine aldı. Lidya kralı Kroisos (MÖ 560-546), MÖ 560 ile 550 arasında Efes'i
fethetti ve ardından Artemis için büyük bir yeni tapınak da dahil olmak üzere
yeni binaların inşasını finanse etti ya da Yunan tarihçi Herodot'un dediği
gibi, “bir çok sütun adadı” (Tarihler, 1.92). Alanda ilginç bir arkeolojik
buluntu, 'Kroisos tarafından adanan' yazıtını taşıyan bir sütun tamburuydu.
Efes'te yüzyıllar boyunca tapınağın birkaç versiyonu zaten
vardı ve Herodot, Efeslilerin eski tapınak ile şehir arasına 1243 metre (4081
ft) uzunluğunda bir ipi, Artemis’in tüm kenti Lidya’lılardan koruyacağına dair
çaresizce ve boşuna bir umut bağlama biçimi olarak bağladıklarını ve
kendilerini ona adadıklarını anlatıyor.[6]
Hattuşa ve Alacahöyük (1834 - 1894)
Hattuşa, 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından keşfedildi.
Böylece tamamen unutuş olan Hititler de tarih sahnesine çıkarılmış oldu. 1893-94’te
Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri
yayınlamasına kadarki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret
etti.[7]
Müze-i Humayun müdürü Osman Hamdi Bey, 1906’da müze adına Teodor Makridi’nin sorumluluğunda
Boğazköy kazılarını başlattı. Çiviyazısı uzmanı Assuriyolog Hugo Winckler’i de kazı heyetine alındı,
burasının Hitit başkenti Hattuşa olduğu tespit edildi.[8]
1931-39 yılları arasında ve 2. Dünya Savaşı nedeniyle
verilen aradan sonra 1952’de yeniden başlatılan kazılar kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından
yaklaşık 100 yıldır sürdürülmektedir.
Alacahöyük ise, bilim dünyasına ilk kez 1835
yılında İngiliz W.C. Hamilton
tarafından tanıtıldı. Orta Anadolu'da ve Alacahöyük’te 1881, 1893 yıllarında G.
Perrot, W. Ramsey ve E. Chantre incelemelerde bulundu.
1906 yılından beri Boğazköy-Hattuşa kazılarında çalışan H.
Winckler ve Makridi Bey, İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey'in
teklifi üzerine Höyük'te araştırma yapmaya karar verirler. 1907 yılında Makridi
Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 gün süren bir çalışma yapar.
Höyük'te gerçek anlamda ilk
sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafından başlatılmıştır.
1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok’un gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları 1983 yılına
kadar sürdürülmüştür.
Bu tarihten itibaren ara verilen kazılara 1996 yılında Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından
tekrar başlanmış olup 3 yıl aradan sonra 2021 yılında Prof.Dr.
Tayfun Yıldırım tarafından devam ettirilmektedir.[9]
Devam edecek: Atatürk ve Arkeoloji
Kaynaklar:
Wood, John Turtle (2014), J. T. Wood'un Anıları Efes Kazıları,
Arkeoloji ve Sanat Yay.
İzmir İl Kültür Müdürlüğü (2009-2014), Avusturya Arkeoloji Enstitüsü / Efes
Kazıları
TC. Kültür Bakanlığı Arşivi
Ladstaetter, Sabine (2017), Efes Artemis Tapınagı.
Aktuel Arkeoloji Dergisi, Eylül 2017
World History Encyclopedia, 2026
Fontanille, lsabelle Klock (2005), Hititler, Dost
Yay.
Alparslan Meltem Doğan- Metin (2015), Hititler Bir
Anadolu İmparatorluğu, YK. Yay.
[1] Wood,
2014; 75-90
[2] İzmir İl
Kültür Müdürlüğü: (1906’dan bu yana Efes’teki tüm buluntular bulundukları ülke
olan Türkiye’de kalmakta ve Selçuk’taki Ephesos Müzesi’nde teşhir edilmektedir.)
[3] TC.
Kültür Bakanlığı Arşivi
[4] İzmir İl
Kültür Müdürlüğü
[5] Ladstaetter,
2017;52-61
[6] World
History Encyclopedia, Server Costs Fundraiser 2026
[7] lsabelle
Klock-Fontanille, 2005; 8
[8] Alparslan,
2015; 85
[9] TC.
Kültür Bakanlığı Arşivi



