1 Temmuz 2026 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi XII (Osmanlı Dönemi Kazıları - 2)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi XII

(Osmanlı Dönemi Kazıları - 2)

 

Ülkemizde Osmanlı Dönemi’nde başlanan ve günümüzde de devam eden Troia ve Pergamon kazıları gibi önemli arkeolojik kazılardan ikisi Ephesos ve Hattuşa kazılarıdır.

 

Ephesos  (1863-1874)

 

17. ve 19. yüzyıllarda Londra’daki British Museum, Efes’teki ilk arkeolojik araştırmaları başlatan kurumdur. Ekipten Mimar John Turtle Wood, 1863–1874 yılları arasında özellikle Artemision’un bulunması amacına yönelik kazıları yürütmüştür. 1869 yılının yılbaşında Wood yaklaşık 7 m. derinlikte tapınağın mermer kaplamalarına rastlamıştır. Ne var ki umulan buluntularla karşılaşılmayınca 1874’te kazılara ara verilmiştir.[1]

1904'ten itibaren British Museum bünyesinde D.G. Hogarth kazılara devam etmiştir.

 Efes, Viyana Üniversitesi’nde Klasik Arkeoloji Profesörü ve Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün ilk başkanı olan Otto Benndorf sayesinde Avusturya biliminin araştırma alanı haline gelmiştir; kendisinin bu insiyatifi hem Türkler hem de Almanlarca desteklenmiştir. İlk çalışmaların başlatılmasını ise Nisan 1895’te müteşebbis Karl Mautner Ritter von Markhof’un yaptığı bağış sağlamıştır. İlk kazı yıllarına ait buluntuların bir kısmı Viyana’ya getirilmiş, günümüzde Kunsthistorisches Museum’un Ephesos-Museum bölümünde sergilenmektedir.[2]

1898’den beri ev sahibi ülkenin yıllık olarak çıkardığı kazı izniyle şehrin topografik, tarihi ve mimari araştırması Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün hedefi haline gelmiştir. Kazılara ara verildiği yıllar 1909/10, 1914–1925 ve 1936–1953 yıllarıdır.

İlk kazı başkanları Otto Benndorf ve Rudolf Heberdey araştırmalarını limanla agora arasında kalan kısımla Artemision’a odaklamışlardır. 1926’dan sonra Josef Keil ise büyük gymnasionlar, Yedi Uyurlar Mezarlığı ile Aziz Yuhanna (St. Jean) Bazilikasının kazılarını başlatmıştır. Franz Miltner’in başkanlığında 1954 yılında başlatılan yeni kazılarda ise Kuretler Caddesi civarıyla Bizans şehrinde büyük çaplı kazıların yanısıra Hadrianus Tapınağı ile Aziz Yuhanna Bazilikası gibi bazı anıtlar ilk kez yeniden ayağa kaldırılmıştır. Fritz Eichler’in başkanlığında 1960 yılında yeni bir kazı ekibi oluşturularak Yamaç Evler civarıyla Artemision’da uzun vaadeli projelere başlanması sağlanmıştır. 1969’dan itibaren onun halefi Hermann Vetters Yamaç Evler 1 ve 2’de araştırmaları sürdürmüştür; başkanlığı sırasında Celsus Kütüphanesi de yeniden ayağa kaldırılmıştır. Gerhard Langmann ile Stefan Karweise’nin başkanlığında ise tarihsel topografya konusundaki araştırmalar derinleştirilerek Agora, Artemision, Tiyatro, Aziz Meryem Kilisesi ile Stadion civarında kazılara devam edilmiştir. 1998’den bu yana araştırmaları Friedrich Krinzinger yürütmektedir.[3]

Arkeoloji biliminin hedef profilinin geçirdiği değişim gözönüne alındığında günümüzde antik harabelerin büyük çaplı kazıları yerine bir zamanlar Asya  metropolü olan bu kentin bin yıldan uzun süren tarihine ait dönemlerin sistemli araştırması ve yayınlanması kazıların ağırlık noktasını oluşturmaktadır. Bunun yanısıra buluntuların ve anıtların konservasyon ve restorasyonu ile anıtların korunmasına yönelik önlemler, etrafı turistik açıdan gelişmiş bir bölgeyle çevrili olan Efes açısından anlamlıdır.

Araştırma bütçesi Avusturya Cumhuriyeti ile Avusturya Bilimler Akademisi‘nin imkanları, Bilimsel Araştırmaların Geliştirilmesi Fonları ve özel sponsorların bağışlarından oluşmaktadır.[4]

Artemis Tapınağı ve Ephesus

 

Bölgede yaklaşık MÖ 1200 yıllarından beri Grek yerleşimcileri olsa da Efes (ya da Ephesos), MÖ 8. yüzyılda Küçük Asya'nın doğu kıyısında kurulmuş bir Yunan kolonisiydi. Grek tanrıçası Artemis (Romalılar için Diana) Efesliler için özellikle önemliydi, aslında onlar tarafından Artemis’in doğum yeri olarak yakındaki Ortygia kabul edilirdi (diğer Yunanlılar için Delos idi). Artemis iffet, avcılık, vahşi hayvanlar, ormanlar, doğum ve doğurganlık tanrıçasıydı. Efes'teki tanrıça kültü, sanattaki temsilinde olduğu gibi doğu unsurları içeriyordu (İsis, Kibele ve “Hayvanların Metresi”(ç.n. Potnia Theron) gibi tanrıçalardan ödünç alındı). Yunanistan'ın başka yerlerinin aksine, yumurtalarla kaplı heykel olarak doğurganlık tanrıçası biçiminde günümüze ulaştı. Bu nedenle, Efes'te tapılan tanrıçaya sıklıkla Artemis Ephesia adı verilir.[5]

Yaklaşık MÖ 550 yılında başlayan mermer tapınağın tamamlanması 120 yıl sürdü ve öncülleri gibi Artemis’e ithaf olundu ve bu nedenle bazen Artemisium olarak da adlandırıldı.

Kentin komşu Lydia krallığı ile inişli çıkışlı bir ilişkisi vardı, birçok saldırıya direnirken aynı zamanda bazı kültürel unsurları da içine aldı. Lidya kralı Kroisos (MÖ 560-546), MÖ 560 ile 550 arasında Efes'i fethetti ve ardından Artemis için büyük bir yeni tapınak da dahil olmak üzere yeni binaların inşasını finanse etti ya da Yunan tarihçi Herodot'un dediği gibi, “bir çok sütun adadı” (Tarihler, 1.92). Alanda ilginç bir arkeolojik buluntu, 'Kroisos tarafından adanan' yazıtını taşıyan bir sütun tamburuydu.

Efes'te yüzyıllar boyunca tapınağın birkaç versiyonu zaten vardı ve Herodot, Efeslilerin eski tapınak ile şehir arasına 1243 metre (4081 ft) uzunluğunda bir ipi, Artemis’in tüm kenti Lidya’lılardan koruyacağına dair çaresizce ve boşuna bir umut bağlama biçimi olarak bağladıklarını ve kendilerini ona adadıklarını anlatıyor.[6]

 


Hattuşa ve Alacahöyük (1834 - 1894)

 

Hattuşa, 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından keşfedildi. Böylece tamamen unutuş olan Hititler de tarih sahnesine çıkarılmış oldu. 1893-94’te Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadarki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret etti.[7]

Müze-i Humayun müdürü Osman Hamdi Bey, 1906’da müze adına Teodor Makridi’nin sorumluluğunda Boğazköy kazılarını başlattı. Çiviyazısı uzmanı Assuriyolog Hugo Winckler’i de kazı heyetine alındı, burasının Hitit başkenti Hattuşa olduğu tespit edildi.[8]

1931-39 yılları arasında ve 2. Dünya Savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952’de yeniden başlatılan kazılar kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından yaklaşık 100 yıldır sürdürülmektedir.

Alacahöyük ise, bilim dünyasına ilk kez 1835 yılında İngiliz W.C. Hamilton tarafından tanıtıldı. Orta Anadolu'da ve Alacahöyük’te 1881, 1893 yıllarında G. Perrot, W. Ramsey ve E. Chantre incelemelerde bulundu.

1906 yılından beri Boğazköy-Hattuşa kazılarında çalışan H. Winckler ve Makridi Bey, İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey'in teklifi üzerine Höyük'te araştırma yapmaya karar verirler. 1907 yılında Makridi Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 gün süren bir çalışma yapar.

Höyük'te gerçek anlamda ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafından başlatılmıştır.

1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok’un gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları 1983 yılına kadar sürdürülmüştür.

Bu tarihten itibaren ara verilen kazılara 1996 yılında Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından tekrar başlanmış olup 3 yıl aradan sonra 2021 yılında  Prof.Dr. Tayfun Yıldırım tarafından devam ettirilmektedir.[9]

 

Devam edecek: Atatürk ve Arkeoloji

 

Kaynaklar:

 :

Wood, John Turtle (2014), J. T. Wood'un Anıları Efes Kazıları, Arkeoloji ve Sanat Yay.

İzmir İl Kültür Müdürlüğü (2009-2014), Avusturya Arkeoloji Enstitüsü / Efes Kazıları

TC. Kültür Bakanlığı Arşivi

Ladstaetter, Sabine (2017), Efes Artemis Tapınagı. Aktuel Arkeoloji Dergisi, Eylül 2017

World History Encyclopedia, 2026

Fontanille, lsabelle Klock (2005), Hititler, Dost Yay.

Alparslan Meltem Doğan- Metin (2015), Hititler Bir Anadolu İmparatorluğu, YK. Yay.


01.07.2026, Ünye Kent

 

 

Dipnot:

[1] Wood, 2014; 75-90

[2] İzmir İl Kültür Müdürlüğü: (1906’dan bu yana Efes’teki tüm buluntular bulundukları ülke olan Türkiye’de kalmakta ve Selçuk’taki Ephesos Müzesi’nde teşhir edilmektedir.)

[3] TC. Kültür Bakanlığı Arşivi

[4] İzmir İl Kültür Müdürlüğü

[5] Ladstaetter, 2017;52-61

[6] World History Encyclopedia, Server Costs Fundraiser 2026

[7] lsabelle Klock-Fontanille, 2005; 8

[8] Alparslan, 2015; 85

[9] TC. Kültür Bakanlığı Arşivi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder