10 Haziran 2026 Çarşamba

Eğitimci Murat Yılmaz ve Kekir Kalesi

 


Eğitimci Murat Yılmaz ve Kekir Kalesi

 

Murat’ı sonsuzluğa uğurlayışımızın ardından 20 yıl geçmiş...

Ne kadar çabuk ve acımasız geçmiş zaman.

Daha dün gibiydi: “Haydi teyzemoğlu, Akkuş’a gidiyoruz, Kekir Kalesi’ne” demişti, 2003 yılında ve Ekim ayının 5’inde iki araçla yola koyulmuştuk.

Kekir Kalesi henüz adı sanı bilinen bir tarihi miras değildi. Tokat (Erbaa)-Ordu (Akkuş) sınırındaki bu tarihi kale defineciler dışında kimsenin ilgi alanında değildi.

Kalenin burçlarından biri ayakta kalmayı başardığı için “Dibek Kalesi” adıyla da anılmaktadır. Kevgir ve Keygür adı yanında, bir söylenceye dayanarak yörede “Keçi Kalesi” adıyla da bilinmektedir.


 

Kevgir’e Yolculuk

 

Kale’ye ilişkin bilgilerimiz, yöre halkının kalede olduğunu rivayet ettiği kilolarca altından ibaretti. Bazıları iyice abartıp, 60 ton altından bahsediyordu. Ama bizim ilgi alanımız bahsedilen altınlar değildi.

Kale hakkında İlk bilimsel veri, A. Bryer-D. Winfield’in “The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos” adlı eseriydi. Eser henüz dilimize çevrilmemişti. Ünye’yi ziyaret eden yabancı bir akademisyenden alınan metnin Ünye’ye ait kısmını Türkçe’ye çevirttik:

“Türkmen ve Yunan toplulukları için orada Oinaion’nun sadece güneyinde sahilde ya da sahile yakın yan yana bulunan Derebeyi tarzı Çaleoğlu Kalesi’nde yaşayan Hacı Ömer’in oğlunun daha sonra evi kuvvetlendirdiği olasıdır. Bir diğer olasılık da (eski adı KARAKUŞ) olan AKKUŞ’un iletişim merkezine ve ufak dağın yaklaşık olarak 13 km batısındaki Kekir Kalesi (ya da MAHALLE KALESİ) olduğudur. Temelleri klâsik olan işbu ürkütücü kale Neokaisareia’dan Oinaion’daki Ortaçağ’a özgü konumda (ancak modern tarzda değil) bulunan ve bilhassa bu noktada hoş olan Rhododendron (Orman gülü) fundalıklarının üzerindeki otlak alanlara sahip dağ yolu güzergâhında baskın konumda olacaktır.”[1]

Diğer bilgi Trabzon Tarihçisi Mihail Panaretos, Kroniklerinde bulunmaktadır.

Panaretos Kroniklerinde tahttan indirilen Trabzon Rum İmparatoru Büyük Komnenos’un 1341’de Oinaion’a (Ünye) sürgün edildiğini yazar. 1347’de Oinaion ve Aziz Andreas (büyük olasılıkla Yoson Burnu) Türkler tarafından fethedilir. 1357 Kasım’ında Emiroğulları Maçka’yı alır ve sekiz ay sonra; Ağustos 1358’de Basil Kommenos’un kızı Theodora Komnene, Bayram beyin oğlu Hacı Ömer’le diplomatik bir evlilik gerçekleştirir.

Bu evlilik nedeniyle Emiroğlu Hacı Ömer’in kalesini ziyaret eden Panaretos, bu mekanın Ünye’nin güneyindeki Çaleoğlu Kalesi (Ünye Kalesi) olabileceği üzerinde durur.

Diğer ihtimal, Akkuş’un (daha önceki Karakuş) küçük dağ ve iletişim merkezinin yaklaşık 13 km. batısında yer alan Kekirkalesi’dir.[2]

 

İşte bu bilgiler ışığında 5 Ekim 2003’te, “Yerel Tarih Grubu” olarak Kevgir Kalesi’ne ilk ziyaretimizi yaptık.




 

Kekir Kalesi’nin Tescili

 

Tarihi kale, bizim ziyaretimizden üç yıl sonra Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “Taşınmaz Kültür varlığı ve Arkeolojik Sit Alanı” olarak tescillendi.       

Türkiye Kültür Portalı’nda “Anıt” olarak yer alan “Kevgir Kalesi”,  22 Haziran 2006 tarihinde “22.06.2006 / 127” tescil kararıyla kayıtlıdır.

(Murat Yılmaz’ın aramızdan ayrıldığı 12.06.2006 tarihinden on gün sonra…)

Tescil bilgileri kısaca şöyledir: 

Genel Tanım: Kale

Mahalle- Köy – Mevkii: Tokat - Erbaa

Adres: Doğanyurt Bucağı-Akgün Köyü

Ayrıntılı Tanımı: Kevgir Kalesi ismiyle bilinen kale; Erbaa ilçesi, Doğanyurt Bucağı, Akgün Köyü sınırları içerisinde Şahinkaya Baraj alanında kalmaktadır. Akgün Köyü, Ordu ili Akkuş ilçesi ile sınır teşkil eden Tifi Çayı üzerinde yer almaktadır. Ormanlık bir alanda, yalçın kayalıklar üzerinde kuzey-güney ekseninde kurulan kaleye ulaşım bugün için güneyden sağlanabilmektedir. Kuzey ve batısı kayalıklardan oluşan kaleye güney cephede dar bir alandan girilmektedir. Burada kayaya oyulmuş dört basamaklı bir merdivenle kale üzerine çıkılmaktadır. Girişin doğu tarafına moloz taşlardan set şeklinde bir duvar yapılmıştır. Bu duvarın güneyinde yaklaşık 6 m. çapında, 5 m. yüksekliğinde silindirik bir yapı yükselmektedir. Ayrıca kalede bir sarnıç, sarnıcın güneyinde de kale bünyesi içerisinde bulunabilecek çeşitli yapılara ait temel izleri görülmektedir.


 

Kekir Kalesi’nde Defineci Tahribatı 

 

10.09.2018 tarihli haber: “Ordu’da 10 yıllık define kazısı fiyasko ile sonuçlandı!”

Akkuş ilçesi Alan Mahallesi yakınlarındaki Kevgir Kalesi'nde bulunan 3 odalı mağaranın altında [sözü edilen yer, kaledeki kaya mezarıdır] bir papazın gizlediği öne sürülen 60 ton altını çıkartmak için 7 ortaktan oluşan bir grup 2008 yılında harekete geçti. Ordu Müze Müdürlüğünden ruhsatlı olarak alınan bir aylık kazı izninin ardından paletli kepçe dâhil tüm araç ve aletler kullanıldı. Ancak bir aylık arama süresinde bir şey çıkmadı.

 Aynı grup resmi arama izinlerini her yıl yenileyerek 10 yıl boyunca aynı noktada arama yaptı.

Define talanı, kaleye ilişkin bir söylenceye dayanmaktadır.

Darphane kalesi olarak adlandırılan Kevgir Kalesi Efsanesi MÖ. 2. Yüzyıl’a tarihlenen Pontus Krallığı dönemine dayanır. Bu dönemde kalenin darphane olarak kullanıldığı rivayet edilir. Kale'de altını işleyen işçiler bu sırrı sızdırmamaları için zehirlenerek öldürülmüştür. Kale içindeki geçiş tünelleri ve altın potalarının bulunduğu dehlizler taşlarla doldurularak kapatılmış, ve altınlar cesetlerle  birlikte yer altına gömülmüştür.

Bir efsaneye dayanan ve on yıl boyunca “yasal olarak” sürdürülen bu define arayışından hiç bir sonuç alınamamıştır.

 

Kekir Kalesi’ne Tarih Yolculuğu

 

Hasan Uğurlu Barajı'na akan Tifi Çayı, bir "U" yaparak kale topraklarını içine alıyor ve Erbaa toprakları kısmında kalmasına yol açıyor. Tifi Çayı'ndan 399 m kadar yükseklikte bulunan kale bugün coğrafî yönden Akkuş topraklarına daha yakın.

Bu tarihi mekana yolculuğumuz, sevgili Murat’ın aramızdan ayrılışından yıllar sonra da devam etti. Taşınmaz Kültür Varlığı olarak tescil edilmesine rağmen, defineci talanından kurtulamadığını bizzat gördük. Bu talanın “yasal izinle” yapılması bizi daha çok üzdü.

Ormangülü çiçekleriyle bezeli kaleyi son ziyaretimde sevgili Murat’ı andım; İsmail Uyaroğlu’nun dizeleriyle:

 

Demişti ki

bir gün biri

Yalnız acımız da

doğurgan olmalı bizim

Biz acı çekerken

Sabahsa iyi

Ama geceyse

Mutlaka ay doğmalı.

 

10.06.2026, Ünye Kent



[1] Anthony Bryer and David Winfield, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos.

[2] Aktaran: Anthony Bryer, David Winfield, Karadeniz’in Ortaçağ Dönemi Eserleri ve Topoğrafyası, Cilt 1, s. 190

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder