16 Temmuz 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi - Antik Dönem Ekonomisi

 

Antik Çağ Köle Pazarı

Karadeniz Arkeolojisi - Antik Dönem Ekonomisi

 

Antik Dönem’in ekonomisine girmeden önce “Antik Dönem” kavramına açıklık getirmek gerekir. Antik Dönem yahut Antik Çağ neydi ve nasıl bir ekonomiye sahipti?

Antik Çağ, Antik Dönem, antik tarih ya da İlk Çağ olarak tanımlanan bu terimlerin tümü aynı içeriğe sahiptirler...

Tarihinin başlangıcından erken dönem Orta Çağ'a kadar uzanan zaman dilimini kapsarlar ve dönemin belirgin kültürel ve siyasi olaylarını konu alırlar.

Tarih, Antik Çağ’la birlikte başlıyor.

Bir başka deyişle, tarihin başlangıç noktası Antik Çağ’dır.

Tarihi ve dolayısıyla Antik Dönem’i başlatan en önemli olay yazının icadıdır.

Bu zaman dilimi kronolojik olarak MÖ. 3.000’li yıllara tekabül eder.[1]   

Antik Çağ’ın bitişi ise, erken Orta Çağ’ın başlangıcıdır. Her ne kadar göreceli bir kavram da olsa, Batılı akademisyenler Batı Roma İmparatorluğu'nun 476'daki çöküşünü, antik Avrupa tarihinin sonu olarak kabul eder.[2]


 

Tarihin Sıfır Noktası Neresi?

 

Günümüzün moda deyişlerinden biri, “Tarihin sıfır noktası” tanımlamasıdır.

Bu tanım olsa olsa tarihin başladığı zamana işaret eder.

Tarih, yazının icadıyla başladığına göre, sıfır noktası da yaklaşık MÖ. 3.000 yıllarına kadar gider.[3]  

Aynı zamanda Antik Çağ’ın başlangıcı da kabul edilen MÖ. 3000’ler, Sümerce çivi yazısının keşfedildiği yıllardır ve kayıtlı tarihin süresi yaklaşık 5000 yıldır.

Oysa “insanlık tarihi” denince insanın yeryüzünde ilk fark edildiği zaman dilimi akla geliyor.

Genetik delillere göre insanoğlunun ilk ortaya çıkışı günümüzden yaklaşık 1,5 milyon yıl öncedir.

Ayrıca, modern insanın atası olan Homo sapiens'in Afrika'yı yaklaşık 60.000 yıl önce terk ettiği kabul edilir.

Samsun Tekkeköy’de ilk insan izlerinin kaya sığınaklarında görüldüğü ve bu üretim nesnelerinin Mezolitik Dönem’e ait (MÖ. 20.000-10.000) taş aletler olduğu tespit edilmiştir.

Göbekli Tepe’de ele geçirilen eserlerin günümüzden 10.000 yıl önceye ait olduğu, Anadolu’da Yeni Taş Çağı’na (Neolitik Dönem) denk düştüğü saptanıyor.

Bu zaman dilimlerinin herhangi birine “Tarihin sıfır noktası” demek doğru değildir. Tarih Öncesi (Prehistory) ve Ön Tarih (Protohistory) kavramlarıyla açıklamak gerekir.

Antik tarih yahut klasik anlamıyla tarih ise, MÖ 3000’lerde başlıyor ve tarihin başlangıç noktası olarak kabul edilir. MS. 500’e kadar süren bu tarih dilimi, insanların yaşadığı tüm kıtaları kapsıyor.[4]

Klasik tanımıyla “Üç çağ sistemi” diye adlandırılan insanlık tarihi; Eski Taş Devri, Bronz Devri ve Demir Devri olarak dönemlere ayırır ve kayıtlı tarihin genellikle Tunç Devri ile başladığı kabul edilir.[5]

Üç çağın başlangıcı ve bitişi dünyanın bölgelerine göre değişir. Birçok bölgede Tunç Çağı'nın genellikle MÖ 3000'den birkaç yüzyıl önce başladığı kabul edilirken, Demir Çağı'nın sonu bazı bölgelerde MÖ ilk binyılın başlarından diğerlerinde MS birinci binyılın sonlarına kadar değişir.[6]


Antik Dönem’i bu şekilde netleştirdikten sonra, dönemin ekonomik yapısına girebiliriz.


 

Antik Dönem Ekonomisi

 

Filmlere konu edilen, romanları yazılan ve üzerinde sayısız araştırmalar yapılan Antik Dönem aslında nasıldı?

Bunca şatafatına, albenisine karşın bu dönemin hiç te imrenilecek yanı yoktu.

Tüm Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarında olduğu gibi, bu dönem boyunca Karadeniz’de de egemen ekonomik yapı köleci üretim ilişkileri üzerineydi.

Kölelik, tarihin kaydettiği en kaba ve en açık ilk sömürü şeklidir.” diyor, Ekonomi Politik’in yazarı P. Nikitin.[7]

Ne yazık ki, Karadeniz Arkeolojisinin omurgasını oluşturan bu dönem, eski köleci üretim tarzını, İlkçağ’ın diğer toplumları gibi bağrında taşıyordu.  Anadolu, Ön Asya ve Avrupa toplumlarında görülen köle emeğine dayalı üretim ilişkilerinin bir benzerini Karadeniz toplulukları da yaşamaktaydı.

 

Antik Çağ Ekonomisi Nasıl Gelişti?

 

Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri tarımı geliştirerek ticarete katıldılar ve zenginleştiler. Mısır ve Mezopotamya medeniyetlerinin yeni üretim biçimleri “köle” emeğine dayalıydı ve bu ilişkileri dünyaya yayılarak diğer toplumları etkiledi. Ancak dünyanın batısındaki medeniyetlerin ekonomik potansiyeli daha düşüktü bu nedenle batı medeniyetlerinde ekonomik büyüme ticaretin yanında fetihlerin getirdiği kazançlarla gelişti. Fetihlerde elde edilen en büyük kazanç, savaş esirleriydi. Artık onları öldürmüyorlar, köle olarak çalıştırmayı yeğliyorlardı. Kurdukları kolonilerde de aynı sistemi hayata geçirdiler.

Grek kolonileri ve onları tehdit eden İskit toplumu köle emeği üzerine inşa edilmiş ekonomilere sahipti. Çünkü bu dönemde üretici güçlerin çoğalması, toplumsal işbölümünün ve değişimin gelişmesi, ilkel toplumdan köleliğe geçişin temelini oluşturuyordu.

Demirden yapılmış araçlar, kölelik düzeninde üstünlük sağladılar. Demirin üretilmesi, bu dönemde öğrenilmişti.[8] Demir araçlar, insana, kendi faaliyetlerinin alanını genişletme olanağını verdi. Bir demir balta aracılığıyla orman ve çalılarla kaplı topraklar ekilir hale getirilebilir; demir saban, daha geniş toprakları işleme olanağını verebilirdi. Tarımda sadece tahıl ve sebze üretimi ile yetinilmedi, tarımsal ürünlerden şarap ve tereyağı yapımına da başlandı. Madeni aletlerin yapımı, zanaatçılığın doğmasına neden oluyor. Zanaatçıların iş alanı, gittikçe daha bağımsız hale geliyor. Bu, zanaatçılığın tarımdan ayrılması, ikinci büyük toplumsal işbölümü meydana geldi.[9]

Gene bu zamanda, değişim yeniden gelişti ve para ortaya çıktı. Bütün diğer metaların değerlenmesine hizmet eden ve evrensel bir meta olan para, değişim aracı olmaya yaradı. İşbölümünün ve değişimin genişlemesi, metaların ve alım ve satımıyla uğraşan bir takım insanlar ortaya çıkardı. Tacirlerin ortaya çıkmasıyla üçüncü büyük toplumsal işbölümü meydana geldi.

Kent ve köyün ayrışması, üretici güçlerin gelişmesi, toplumsal işbölümü ve değişimin daha ileri götürülmesi, servet eşitsizliğini keskinleştirdi. Bir uçta üretim araçlarını, hayvanları, parayı ellerinde toplayan zenginler, diğer uçta durumu gittikçe kötüleşen ve zenginlere borçlanan yoksullar vardı. İşte tefeciler, borçlular, alacaklılar, bu dönemde ortaya çıkmışlardır. Daha fazla gelir elde etme hırsı savaşları alevlendirdi. Savaş ganimetleri ve esirlerin devreye girmesiyle kölecilik kurumsallaştı, giderek ekonomiyi belirleyen temel güç konumuna geldi.

Antik dünya tarihinden söz edilirken bu konuya pek girilmez ama Antik dünyanın, göz alıcı ekonomik gücü ve saygın kültürü, kölelerin sömürülmesi suretiyle gerçekleştirildi. Bu süreç Antik Çağ boyunca farklı yerlerde değişik biçimlerde ortaya çıkar.

 

Devam edecek: Doğu toplumlarından Batı Dünyası’na Antik Çağ’da Ekonomik Yapı.

 

Kaynaklar:

 

Kipfer, Barbara Ann. 2000, Encyclopedic Dictionary of Archaeology

Cline, Eric H. 2021, MÖ. 1177 Medeniyetin Çöktüğü Yıl, Bilge Kültür Sanat Yay.

Nikitin, P. 2006, Ekonomi Politik, Eriş Yay.

 

16.07.2025, Ünye Kent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/karadeniz_arkeolojisi_-_antik_donem_ekonomisi_-5460.html


Dipnot:

[1] Yazının MÖ. 3.500O yıllarında Mezopotamya’da icat edildiği ve Sümer kültürünün ürünü olduğu kabul edilir.

[2] Antik tarih için kullanılan bir başka terim de antikitedir (antiquity).Antikite kavramı daha çok Antik Yunan ve Antik Roma uygarlıkları için kulllanılmaktadır.

[3] Okul kitaplarına varıncaya kadar “tarih” kavramı böyle tanımlanmaktadır.

[4] Antik Çağ’ın başlangıcı için “Tarihin sıfır noktası” demek, bu anlamda doğru kabul edilebilir.

[5] Kipfer, B.A.. 2000, s. 564

[6] Cline, Eric H. 2021, s. XV

[7] Nikitin, P., S: 29

[8] Ünye civarında yaşadığı bilinen ve demiri işlemeyi bilen ilk topluluklardan Khalipler, Karadeniz Antikitesinin en belirgin unsurları arasındadır. 

[9] Nikitin, P., S: 30

9 Temmuz 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi - Orta Karadeniz’de Roma İzleri

 

Karadeniz Arkeolojisi - Orta Karadeniz’de Roma İzleri

 

Karadeniz’de en önemli Roma yerleşimi, askeri bir garnizon olan Polemonium’dur. (Fatsa’ya bağlı Bolaman mevkii).  Karadeniz’de Roma Egemenliğini işlediğimiz bölümde Polemonium’u, “VI. Mithradates’in yenilmesiyle Roma egemenliğine giren Karadeniz bölgesinin en güçlü askeri tahkimat noktalarından biri” demiştik.[1]

Polemon II, Kırım’ın Kerç Boğazı’nda bir Greko-İskit krallığı olan Boğaziçi'nin bir prensiydi. Pontus, Kapadokya, Kolhis ve Kilikya'nın Romalı kral vekili olarak hizmet etti. Roma İmparatoru Neron, MS. 62'de Polemon II'yi Pontus tahtından feragat etmeye ikna etti ve Kolhis de dâhil olmak üzere Pontus bir Roma eyaleti oldu.[2]

Buna rağmen bölgede Batı Anadolu’dakilere benzeyen ören yerleri ve Roma eserleri bulunmamaktadır. (Bartın/Amasra ve Zonguldak/Ereğli-Heraklea Pontika, bu konuda neredeyse bir istisna sayılır.)

Amisos'ta ele geçirilen Roma Dönemi Sikkeleri
Samsun Arkeoloji Müzesi




Amisos (Samsun) Roma Dönemi Unguentariumları
Samsun Arkeoloji Müzesi


 

v  Samsun Müzesi: Roma Dönemi’ne ait Amisos Akropolü’nden çıkmış taban mozaiği; merkez panosunda Akhilleus ve Thetis konu edilmekte olup köşe panolarında dört mevsimin kişileştirildiği figürler bulunur. Köşe panolarının aralarında da birbirinden farklı işlenmiş Hippocampos, deniz yaratıkları (panter ve ejder başlı) ve Triton’un taşıdığı Nereid’ler konu edilmişken sondaki panoda da bir kurban sahnesi bulunmaktadır. Ayrıca Roma Dönemi’ne tarihlenen bronzdan yapılmış genç atlet heykeli müzenin yine önemli eserlerden birini teşkil eder. Aynı dönemin çeşitli figürin parçaları, cam ve mutfak eşyaları ile camdan yapılmış buluntuları yerini, Doğu Roma Dönemi’ne ait eserlerin sergilendiği vitrinlere devreder.

v  Samsun Müzesi’nde bulunan Hellenistik ve Roma Dönemi Unguentariumları

v  Ordu Çaybaşı ilçesinde Koğuş Tepesi’nde 7 adet Roma dönemi sikkeleri bulundu. Sikkeler Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi. Sikkelerin Roma dönemine ait ve 2000 yıllık olduğu belirtildi. 09.03.2021; Sputnik Haber

v  Fatsa-Bolaman’da bulunan Roma mil Taşı

v  Fatsa Aziz Konstantin ve Helena Manastırı.[3]  

 

Karadeniz Sahil Rotaları (Periploi)

 

Periplus (Periploi), bir deniz yolculuğudur. Kıyı yolculukları kayıtları (periploi) hakkında bilgi verir. Arrian’ın Periplus of the Euxine (Periplus of the Black Sea) ise Hadrian’a gönderilmiş bir mektup formundadır.

Akdeniz’in 250-300 civarına ait ve Yunanca Periplus’u olan Stadiasmus Maris Magni’nin önemli parçaları korunmuştur.

Periplus Maris Erythraei (Periplus of the Erythraean Sea) ise 1.yy’a ait isimsiz bir tüccara aittir. Kızıl Deniz’den başlayan iki rotayı betimler:

1.Rota: Uzak doğuya (Hindistan’a) doğru bir yön belirler.

2.Rota: Doğu’da Afrika’da Güney’de ise Dar es Salaam’a giden rotadır ve daha az detay içerir. Bu eser ticaret üzerine odaklıdır ve gemi kaptanları ve tüccarlara bir rehber olarak planlanmıştır.

Marcian’ın Sahil Rotası (Periplus of the Outer Sea):

Heraklea Pontikalı Marcian tarafından Yunanca olarak MS. 400’de yazılmıştır.

Akdeniz’in ötesindeki sahilleri tanımlar: Batı’da Britanya (1.kitap) ve Doğu’da Sri Lanka’ya (2.kitap) kadar olan rotalar işaretlidir.[4]

Orijinal Bizans haritaları korunmamıştır fakat Bizans periploi (sahil rotaları) vardır.

Avienus ve Priscian tarafından Latince’ye çevrilmiş olan Dünya Kıtaları ve Denizlerini tanımlayan Dionysius Periegetes tarafından bir rehber olarak yazılan eser gibi ‘dünya rehberi’ olarak hazırlanmış çok sayıda Yunan periegeses’i (t.periegesis) de vardır.

4.yy’da şair Avenius, Marseille’den Cadiz’e sahil şeridini tanımlayan Maritime Shore’u yazdı.

Arrianus’un Karadeniz Seyahati 
(Arriani Periplus Ponti Euxini)
Odin Yay. İstanbul, 2005

Laodiceia- Helenistik Dönem, Roma Dönemi, 
Erken Bizans Dönemi Yol güzergahı

Roma Yol Haritası-Omnes Viae


Orta Karadeniz’de Roma Yolları

 

Arrianus’un Sahil Rotaları dışında, iç kesimde bulunan kalelerle bağlantıyı sağlayan ve Roma yollarından daha önce kullanılan yolar mevcuttur. Roma yollarıyla çakışmasa da onlardan çok daha eskidir ve tarihin her döneminde kullanılagelmiştir.[5]

Kainon Chorion (Kevgir) çok sayıda yolu doğudan batıya birleştirdiği için önemli bir yoldur. Kevgir kalesi kuzeyde Ünye ve güneyde Simeri, Basmalıgeçit ve Cabeira ile birleşir. Güneye doğru uzanan yollar nispeten kısadır ve herhangi bir Roma yoluna temas etmeden Kelkit Vadisi'ndeki hedeflerine ulaşırlar. Kuzey yolu Karadeniz bölgesinde bulunan Ünye Kalesi’ne gider. Bu yol modern yola paraleldir ve güzergâhında hiçbir Roma yolu yoktur. Kuzeyde bulunan bir diğer yol ise Chabakta'dan (Ünye Kalesi) Cıngırtkayası'na, Karadeniz kıyısı boyunca doğudan batıya doğru gider.”[6]

Kevgir Kalesi ile Ünye Kalesi arasındaki bağlantı muhtemelen Hellenistik Dönem boyunca önemli bir ulaşım yolu olarak kullanılmıştır. Roma Döneminde ise, özellikle Augustus zamanında başlayan Roma Barışı vesilesiyle Çin’den başlayan İpek Yolu Batı’ya açılma imkanı bulmuştur. İpek Yolu’nun Karadeniz bağlantısı olmasa bile, doğal olarak Helenistik Dönem’de kullanıma açılan Kevgir-Ünye arası kaleler arası bağlantı yolu bu dönemde önemli bir kervan yolu olmuştur.[7]

 

 

Kaynaklar:

 Tacitus, 2003, The Annals of Imperial Rome, Penguin Classics Press

Temur, Akın – Kaya, Burcu, “Samsun Müzesi’nde Bulunan Hellenistik ve Roma Dönemi Unguentariumları”, Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 8/16, ss.433-465.

Kaplan, Davut. 2022, Roma’da Yollar, Rotalar, 19 Mayıs Üniv. Arkeoloji Bölümü.

Sökmen, Emine. 2016, Mitridat Krallık Coğrafyasındaki Kalelerin Tanımlanması, ODTÜ Doktora Tezi, Yerleşim Arkeolojisi Bölümü, Ankara

 

09.07.2025, Ünye Kent

 

Dipnot:

[1] 16.04.2025 Ünye Kent; Karadeniz Arkeolojisi - Roma Dönemi

[2] Tacitus, 2003

[3] Bkz. 23.04.2025, Ünye Kent; Pax Romana.

[4] Kaplan, 2022

[5] Kevgir-Chabakta (Ünye Kalesi) arası bağlantı yolu için bkz. MS. 1. Yüzyıl Roma Yolları ve Kaleler arası Bağlantı Yolları Haritası. 

[6] Sökmen, 2016; s. 330

[7] Anadolu’yu Doğu’dan Batı’ya karadan kat eden İpek Yolu’nun Karadeniz bağlantısı, bazı haritalarında Niksar-Ünye Karayolu olarak gösterilmektedir. Bu durumu kanıtlayacak yeterli belgeye henüz ulaşılamamışsa da bu güzergâhın tarihi bir kervan yolu olduğu bilinmektedir.   

2 Temmuz 2025 Çarşamba

Kılıç Kökten’in İzinde II

 


Kılıç Kökten’in İzinde II

  

Cüri Deresi Kanyonu ve akarsu havzası boyunca yaptığımız yüzey araştırması ve doğa gezisinin ardından, Kılıç Kökten hocamızın işaret ettiği önemli bir Paleolitik mağara olduğunu tahmin ettiğimiz Ünye kadılar Mahallesi İnönü Mağaralarına bir gezi gerçekleştirdik.

Ünye Tarih Kültür ve Doğal Varlıkları Araştırma Derneği olarak geçtiğimiz hafta bir davet nedeniyle gerçekleştirdiğimiz gezi, önemli bir destinasyon olan Ünye kadılar Mahallesi’ne idi. Dernek yönetiminden Tarihçi-Yazar Mehmet Karayalman tarafından düzenlenen davete, Ordu Valisi Muammer Erol, Ünye Kaymakamı Ayhan Işık, Ünye Belediye Başkanvekili Orhan Gürel, Ordu İl Kültür ve Turizm Müdürü Uğur Toparlak, Ordu Müzesi Müdürü Mustafa Seyfullah Kolağasıoğlu ve Ünye İlçe Müftüsü Ali Fuat Baycan katıldılar ve Kadılar Mahallesi’nde incelemelerde bulundular.

 Vatandaşların imece usulüyle onardığı ve tekrar ibadete açtığı Abdulhalimağa Camisi ve Külliyesi ile Mevlevi Tekkesi, Tarihi Mezarlık gezildi, İnönü Mağaraları hakkında bilgi alındı. Mahallenin halen çalışır vaziyetteki su değirmeni ziyaret edildi. İlgili yerlerin onarımı, tescili ve koruma altına alınması için harekete geçildi.

Geçtiğimiz hafta; 25 Haziran 2025’te gerçekleşen geziyi, derneğimiz yöneticilerinden Mehmet Karayalman düzenledi. Karayalman’a Başkan Ahmet Soylu ve Arkeologlar; Ali Rıza Nal ile Ahmet Derya Varilci eşlik ettiler. 1960’lı yıllarda memleketi Ünye’ye gelerek çalışmalarda bulunan İ. Kılıç Kökten’in notlarında yer alan İnönü Mağaralarında araştırmalar yapıldı.

 




Abdulhalimağa Camisi ve Külliyesi

 

Cami’nin ilk inşasının 1455 yıllarına kadar gittiği rivayet edilir. İlk hali ahşaptır ve kaba kütükten yapılmıştır. Köylerin ortak noktasında Cuma Camisi olarak inşa edilen cami, 1915-16 yıllarında (Sultan Reşat Dönemi), “zindan” tekniği ile çivisiz ahşap camiye dönüştürülmüştür.[1]

Cami 1963’te yıkılarak aynı yere kesme taştan yeniden inşa ediliyor..

Günümüze kadar bu haliyle gelen caminin inşaatında Sarıhalil, Ağudere ve Kadılar Köyü ahalisi bizzat çalışmıştır.

Köylerinde kendi camilerini inşa etmelerinden dolayı caminin cemaati azalmış ve 1986 yılında ibadete kapanmıştır. Atıl durumdaki cami mahalle halkının isteğiyle ve imece usulüyle yeniden onarılmış ve Mayıs 2025’te ibadete açılmıştır. Külliyesindeki sibyan mektebi ise henüz onarıma alınmamıştır.

Cami’nin karşısında, ulu bir ağacın altında Evliya Baba Kümbeti bulunmaktadır.

 

Tarihi Mezarlık

 

Osmanlı Arşiv belgelerinde 16.yüzyıla kadar giden Kadılar Köy Mezarlığı, çoğu tahrip görse de sahip olduğu mezar taşlarıyla bölgede ilk Türk yerleşimini gerçekleştiren Danişmentlere ait olduğu izlenimini vermektedir. Örneklerine Tekkiraz Yaycı Mahallesi Kabadirek Camisi çevresinde rastladığımız, boyları 2 metreyi aşan mezar taşları, eski Türk balbal geleneğinin halen etkisini sürdüğü dönemi yansıtmaktadır.[2]


Kadılar ismi, bu yerleşimin bilinen eski adıdır ve 1642 tarihli Osmanlı avarız defteri ile 1928 tarihli Osmanlıca köy listesinde geçmektedir.[3]

Kadılar köyü, 1642 tarihli Osmanlı avarız defterine göre Ünye kazasına tabi Çöreği kazasının dokuz köyünden biriydi. Defter kayıtlarında Akkilise adının değiştirilerek kadılarıyla ünlü köyün Kadılar yahut Kadılı Köyü adını aldığı bilinmektedir.[4]

Osmanlı’da kadıların asıl görevi insanlar arasında meydana gelen hukukî ihtilâfları sonuçlandırmak, hukuka aykırı davranışların cezasını hükme bağlamak, verdikleri hüküm ve cezaları icra ve infaz etmektir. Ancak İslâm tarihinde kadılara dinî (imam-hatiplik gibi), malî, idarî, eğitim öğretim vb. kazâî olmayan görevlerin tevdi edildiği de olmuştur.[5]


1834 tarihli Osmanlı nüfus defterinde de Kadılar Köyü aynı idari konuma sahipti. 1928 tarihli Osmanlıca köy listesine göre Ünye kazasının merkez nahiyesine bağlıydı. Bu tarihte Ünye kazası Merkez ve Karakuş nahiyelerinden oluşuyordu. 1935 genel nüfus sayımında aynı idari konuma sahip olan köyün nüfusu 422 kişiden oluşuyordu. 1965 genel nüfus sayımında Kadılar köyünün nüfusu 694 kişiye çıkmıştı ve bu nüfus içinde 128 kişi okuma yazma biliyordu.[6]


 

İn-önü Mağaraları ve Çağlayanı

 

Kadılar mahallinden geçen Çöreği Deresi kıyısında irili ufaklı üç adet mağara yer almaktadır. İn-önü Mağaraları adı verilen doğal oluşumlardan ikisini inceleme fırsatı bulduk. Karstik mağara niteliği taşıyan bu mağaraların suya yakınlığı nedeniyle Paleolitik Dönemin insanları tarafından kullanılmış olabileceğini düşündük. 1960’lı yıllarda Ünyeli Etnograf-Arkeolog İsmail Kılıç Kökten’in tespit ettiği Paleolitik barınaklardan biri olması kuvvetle muhtemeldi.

 


Karstik mağaralar kireç taşı, dolomit, mermer, jips, tuz, kalsit, çimentolu konglomera ve kum taşı gibi erimeye uygun karbonatlı ve sülfatlı kayaların, yeraltı suları tarafından eritilerek aşındırılmasıyla meydana gelen mağaralardır.

İn-önü Mağaralarından biri oldukça derindi. Araştırmamız sırasında Karayalman ve Ünye Müftüsü Baycan, mağaranın gidilebilen son noktasına kadar ulaşmaya çalışmışlardır. İçinden su akmakta olan mağaranın bir başka kolunda, kışın oldukça gür akan bir çağlayan oluşturduğu gözlemlenmiştir.

 

Kılıç Kökten ve İn-önü Mağaraları

 

1963 yılı Mayıs ve Haziran aylarında Samsun’da yapılan toplantı sonrası Kökten, Samsun -Ordu arasında bir kıyı gezisine başlıyor.  

“Samsun -Ordu arası kıyı gezisinde arkadaşlarımdan ayrıldım. Memleketim olan Ünye'de Cevizderesi boyunda ve bu derenin doğusundaki sekiler (Taraçalar) üzerinde Tarihöncesi (Prehistorya) araştırmaları yaptım.” [7]

Ünye’de öğretmenlik ve İlköğretim Müfettişliği yapan Orhan Bora’nın araştırma süresince Kılıç Kökten’e mihmandarlık yaptığını yazdığı Yeşil Ünye Rehberi adlı kitaptan biliyoruz.

Yüceler Köyü ve Cevizdere başta olmak üzere Ünye’nin birçok yerinde yüzey araştırmaları sondaj ve kısmi kazılar yapan Kökten, Paleolitik döneme ait çok önemli ipuçları elde ediyor. Bu araştırmalarını “Ünye'de Eskitaş Devri'ne Ait Yeni Buluntular” başlığıyla raporlayan Kökten, bölgede yaptığı araştırmaların ancak bir bölümünü raporlayabilmiştir.

Kökten hocanın raporlayamadığı ancak araştırmalarında özel bir yer tutan Ünye ve çevresindeki Paleolitik yerleşim noktaları ki, bunlar çoğunlukla mağaradır, O’na yardımcı olan Orhan Bora tarafından Yeşil Ünye Rehberi’nde not edilmektedir.

“Çalışmaları genellikle Yüceler Köyü ile Cevizdere yöresini kaplayan tabii mağaralar da (Abrie sure roche), Tozkoparan, Koytak kaya, Tilki mağaraları, Halpaç mağara, İn-önü mağaraları ve Kale civarlarında olmuştur. Bütün bu mağaralardan çıkarılmış olan Paleolitik, Mezolitik ve Prehistorik endüstrisine ait buluntular, Ankara Üniversitesi Dil - Tarih Coğrafya Fakültesi'nin reyonlarından teşhir ediliyor.”[8]

Kadılar Mahallesi gezisiyle tespit ettiğimiz İn-önü Mağaraları ve daha önce ulaştığımız Cüri Deresi Halpaç Mağara’dan sonra, Kökten Hocamızın diğer tespiti bir mağaraya geliyor sıra; Tilki mağaraları

Doğal olarak kökten Hoca’nın izinden giderek tespit ettiğimiz bu mağaraların yerini bulmakla mesele bitmiyor, aksine araştırmalara Hoca’nın bıraktığı yerden başlamak gerekiyor.  Her birinde bilimsel bir kazı yapılması zorunlu hale geliyor.

 

Kaynaklar:

 

Kökten, İ. Kılıç. 1964, Ünye'de Eskitaş Devrinde (Paleolitik) ait Yeni Buluntular.

Bora, Orhan. 1969, "Turistik Yeşil Ünye Rehberi”

Doğan, Osman. 2003, Tarih Boyunca Ünye, Ünye Belediyesi Yay.

Topçu, Tuğba, 2023, 19. Yüzyılın İlk Yarısında Ünye Kazasının Nüfusu, Yüksek Lisans Tezi

 

02.07.2025, Ünye Kent


Dipnot:

[1] Kaynak olarak “Diyanet İşleri Şahsiyet Defteri” gösterilmektedir. İsminin Abdulhalimağa Camisi olması ise, 1461 Trabzon’un fethinden sonra bölgenin Osmanlı yönetimine bağlanması sonrası, Kızılca Kilise (Kızılcakese), Gölceğiz Yılancılı ve Ak Kilise (Kadılar) köylerindeki camilerin banisi, arşiv kayıtlarında Abdulhalim Ağa olarak gösterilmesindendir.

[2] Anadolu’da yurt tutan ilk Türk-İslam boylarının mezar kültürünü en iyi yansıtan örneği, Doğu Anadolu’daki Ahlat Mezarlığı’dır. Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Bitlis'in Ahlat ilçesinde bulunan ve Orta Çağ dönemine ait dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlığıdır. Mezarlık bugün bir açık hava müzesi durumundadır.

[3] Topçu, 2023; s. 11

[4] 1642 Arşiv kayıtlarında Kadılar Köyü’nün Satılmış mı, Ünye Kazasına tabi Çöreği kazasına mı bağlı olduğu kaynaklarda farklı ele alınmaktadır.

[5] İslam Ansiklopedisi, 24. Cilt, s. 69

[6] 1965 Genel Nüfus Sayımı, Ankara, 1968, s. 519.

[7] Kökten. 1964, Ünye'de Eskitaş Devrinde (Paleolitik) ait Yeni Buluntular.

[8] Orhan Bora, 1969, "Turistik Yeşil Ünye Rehberi”