8 Ekim 2025 Çarşamba

Yalı Koyuna Beton Sevdası

 


Yalı Koyuna Beton Sevdası

 

Yazımın başlığını, bir Ünye sevdalısından aldım, girizgâhın ardından yazdıklarının bir bölümünü nakledeceğim.

“Ünye sevdalısı” dedim, çünkü O da bizim gibi her haliyle Ünyeli.

İki haftadır yazıyoruz. Gözümüz kulağımız sahilde. Sabahın köründe Yalı’ya iş makinaları, moloz yüklü kamyonlar geldi. Önce kaldırımın taşını kırıp kamyonların geçişine hazır hale getirdiler. Sonra molozları Yalı sahiline indirmeye başladılar.

“Yalı Projesi” adı altında Yalı kumsalına beton döşeyecekler.

Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır, fazla açıklamaya gerek yok…

Atatürk Parkı adını verdikleri dolgu parktan köprüye kadar olan kıyıya ne yapıldı ise, Yalı’ya da benzerini yapacaklar. 

İlk kamyona yetişemedik, sonrakileri durdurmayı başardık.

Durun yahu ne yapıyorsunuz? Burası rekreasyon alanı. Kıyı Kenar Kanunu ihlal ediyorsunuz, suç işliyorsunuz dedik.

Israrlı talebimiz üzerine moloz dökmeye devam edemediler.

Yalı sahipsiz değildi; onlarca, yüzlerce Ünyeli sahile geldi, Yalı’yı terk etmediler.

Binlerce imza toplandı…

5 Ekim’de Yalı iyice neşelendi. Ünye’nin müzisyenleri, Orhan ve Ayhan Köseoğlu’ndan bir müzik dinletisi gerçekleştirildi:

“Geçmişten Gelen Bir Esinti”.

Yaşlısı, genci Yalı’daydı. Ordu’dan, Fatsa’dan gelip dinletiye katıldı.

Ve bugün, yazımızın yayınlandığı saatlerde, muhtemelen Ordu Büyük Şehir Belediyesi ile Yalı’nın kaderi görüşülecek.

Umarız doğru, gerçekçi ve yerinde bir yargıya varılır.

Yalı doğal haliyle korunur.

 

Yalı’da Kumun Betonla İmtihanı

 

Gelelim Ünyeli hemşerimizin yazdıklarına:

“Yalı Koyuna Beton Sevdası: Şaşkın Ördekler ve Doğal Masallar” başlıklı yazısının bir kısmı şöyle:

“Cuma akşamı Flash Radyo ve YouTube’da yayınlanan Haftanın Yorumu programını izledim. Malum, konulardan biri yine Ünye’nin gözbebeği Yalı Koyu’na yapılmak istenen sahil düzenlemesiydi. Benim merakım, Ordu Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri’nin ne diyeceğindeydi.

Ne yalan söyleyeyim, beklentim yüksek değildi — ama tam da beklediğim gibi bir konuşma dinledim. Bol bol övgü, şatafatlı kelimeler, eski bakana methiyeler, yeni başkana alkışlar… Gerçekten, “konu neydi, reklam arası ne zaman bitti” karıştırır oldum.

Genel Sekreter, “Yok efendim, proje doğal olacak, mevcut kotta değil, sadece 80 cm yükseklikte olacak” dedi. Yani buyurun buradan yakın! Ankara girişindeki o metrelerce farkı hatırlayın, işte onun mini versiyonu. Oldu olacak, geliş gidiş yollarını ayırın, yazın vatandaş çarpışmasın!

Peki, madem bu kadar doğa dostusunuz, o zaman neden Ünyeliler günlerdir Yalı Kahvesi’nde toplanıyor? Çay değil dert demliyorlar orada. Neden? Çünkü halk, sizin “doğal proje” masalınıza değil, gözle görülene inanıyor.

Bakın, niyet okumak gibi olmasın ama şunu demeden geçemeyeceğim: Bu zihniyetin arkasında öyle aman aman bir proje falan yok. Eğer halk tepki göstermeseydi, emin olun ki bugün Yalı’nın ortasında bir beton podyum yükselmişti. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!

“Projeyi astık” diyorsunuz, nerede? Motto’nun oraya mı? Astığınız şey, ilkokul çocuklarının boyama kitabından fırlamış gibi: Kareler, kutular, çizgiler… Kod nerede, malzeme ne, açıklama yok. Yani halkı tatlı masallarla avutmaya çalışıyorsunuz. “Doğayı bozmadan yapacağız” diyorsunuz; peki doğa dediğiniz şey betonla mı nefes alıyor?

Bir konuşmacı da programda dedi ki: “ÇED raporu gerekirdi ama almamak için metraj kısaltıldı.” Helal olsun, kanun bile sizin elinizde oyun hamuru olmuş. Milleti akılsız mı sandınız? Kusura bakmayın, bu şehirde göz var, izan var. Dün Çamlık’ta ne yaptıysanız, bugün de aynısını yapıyorsunuz: Plansızlık, dayatma, oldu-bitti.

Samimi olsaydınız, çıkardınız elinizdeki projeyi, kodu, malzemeyi, planı; anlatırdınız Ünyelilere. Ama yok. Proje yok, niyet yok, sadece bir “gösteri” var.

Şimdi orada eylem yapan insanlar da belki kendi kendine soruyordur: “Biz mi abartıyoruz acaba?”

Yok canım, siz değil… Siz sadece yaşadığınız kente sahip çıkıyorsunuz. “Her şey doğal olacak” diyenlere soruyorum: Ünye sahili sadece 350 metre mi?

100. Yıldan Çamlık’a kadar olan koca sahil ne olacak? Yoksa Yalı’da rahat yürüsünler de, 100. Yıl’dan sonra millet birbirinin sırtına mı binsin?”

İbrahim Gürkan 4 Ekim 2025

 

Yazdıkları bu minvalde sürüyor hemşerimizin… Konuya devam edelim.

Ordu Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Abdulkadir Hatipoğlu, “Yalı Sahili” projesinin Sn. Güler’in talimatıyla şimdilik durdurulduğunu açıkladı.

Yerel bir radyo programında yapıyor Sn. Hatipoğlu bu açıklamayı, betonu süsleyerek, güzel göstermeye çalışarak…

Kumsala beton döşeniyor oysa durdurulmasa daha kaç kamyon moloz dökülecekti kıyıya?

Sn. Hatipoğlu gelip görsün o çirkin molozları... “En güzel şey!” dediği, yalıdaki iyileştirme bu molozların üstüne döşenecek bir betonla mı sağlanacak?

Üstelik “Kamu Yararı” ilkesini kendilerine yontarak, Kıyı Kenar Çizgisi Kanunu ihlal ederek alenen suç işliyorlar!

Ordu’da çevre konusunda açılan her davayı kaybetmiş durumdalar. Ancak geriye yarattıkları beton mezbelelikler kalıyor.

Sn. Güler ve Sn. Tavlı’nın yerinde ve güzel hizmetleri ise her zaman takdirle karşılanmaktadır. İçerdikleri belli oranda betonlaşmaya rağmen, örneğin Ünye’deki Asarkaya Restoranı, Batıpark düzenlemesi, Gölevi Restoran ve Kafesi gibi onayladığımız projeleri mevcuttur. Yöresel Ürün çalışmaları, Aşevi, İzabel Üzüm Projesi, Bakım Evleri, Spor Tesisleri, AVM Kütüphanesi yanında Eski Hamam ve Kefeli Han restorasyonları tarafımızdan takdir görmektedir.

 

Bırakın Yalı Kumsalı Doğal Haliyle Kalsın!

 

İlle Yalı’ya bir güzellik yapılmak isteniyorsa:

Kumsalı temizleyin, otundan, taşından ve çöpünden arındırın.

İsteyenin çıplak ayakla yürüyebileceği örnek bir kumsalımız olsun.

Kayıklarıyla, kumsalıyla güzel bir sahil bırakalım gelecek kuşaklara.

Dolgularla daralan, iyice sığlaşan koyu kurtaralım.

Tabakhane Deresi’nin önünü açalım.

Dere bakslarından akan pisliğe engel olalım.

Atıl duran kaldırım kenarları düzenlensin, çiçeklendirilsin, yol kenarına yakışan yeni ağaçlar dikilsin.

Ayakta zor duran, yola yakışmayan ağaçlardan sahili arındıralım.  

Bisiklet yolunu başka bir yere kaldıralım.

Çamurdan geçilmeyen arka mahallelerin feryadına kulak verelim.

Mademki her bir vatandaşın isteği dikkate alınıyor, vatandaş olarak isteğimiz budur.

 

(Bir de mümkünse bizim “köprü” dediğimiz iskeleye bakan ticari işletmeleri kaldıralım. Yerine bir zamanların çocuk bahçesini yeniden inşa edelim. Eski çay ocağını eskisi gibi yeniden kuralım diyeceğim ama bunlar olmaz, biliyorum. Hiç değilse kıyıdaki lokanta-kafelerin enine-boyuna genişlemesine engel olalım. Kumsala kalıcı yerleşmelerine izin vermeyelim ve unutmayalım; rekreasyon alanlarının kalıcı işgali suçtur, göz yumanlar da suçludur.)

Son olarak, Yalı’ya beton dökmek yerine, artık şu Kültür Sarayı inşaatını sonlandıralım.

1 Ekim 09.00 Yalı-
İş makinalarıyla gelip kaldırımı kırdılar.

2 Ekim 09.30, 
molozların dökülmesine engel olundu.

2 Ekim, 14.52, 
Ordu Belediyesi ve Çevre Derneği Yalı'da

3 Ekim-Yalı Doğal Kalsın İmza Kampanyası.

4 Ekim 08.00,Ünye Yalısı, 
Gözümüz kulağımız pencerede..

5 Ekim, 18.28-Yalı Konseri
Fatsa'dan Filiz Gençoğlu 


5 Ekim. 15.38- Yalı'da Müzik Şöleni


08.10.2025, Ünye Kent

1 Ekim 2025 Çarşamba

Kumsal ve Beton

 


Kumsal ve Beton

 

Geçen haftaki “Yalı Kumsalı Kutsaldır, Dokunulamaz!” adlı yazımıza, çoğu olumlu bazı eleştiriler aldık. Karadeniz Arkeolojisi’ne bu hafta da ara verip konuya devam edeceğiz.


 

Ünye Kumsalı Ne Zaman Oluştu?

 

Kum, kayaçların rüzgâr, su ya da buz gibi bir dış etkenler vasıtasıyla aşınması sonucu oluşur. Kumun en yaygın bileşeni silika (Silisyum dioksit, SiO2) olarak da adlandırılan kuvarstır. Kumun oluşumu bazı durumlarda binlerce yıl sürebilir, bileşimi, yerel kayaların bileşimine bağlı olarak bölgeden bölgeye değişir. Kum, bölünmüş kaya ve mineral parçacıklarından oluşan granül bir malzemedir. Çakıldan daha ince ve siltden daha kaba olur.[1]

Ünye kumu, daha çok şehrin her iki tarafında; Batı ve Doğu kıyılarında bulunur. Uzunkum plajları, bölgenin en gözde kumuyla tanınır.

Kent merkezindeki kumsal ise 60’lı yılların başında görülür. Sahil Yolu yapımından sonra denizin gerilemesiyle ortaya çıkmıştır. O yıllara denk gelen çocukluğumuz, “köprü” dediğimiz Yeni İskele’nin sahilinde geçti. Kıyıdaki Tombul Kaya, denize atladığımız ilk yerdi. Sonra Sivri Kaya’ya terfi ederdik. Orası daha yüksek ve denize dik tepe atlayabileceğimiz kadar derindi. Daha sonra köprünün üçüncü direği, dördüncü direği gelirdi. Ardından köprünün başına kadar gider, denize kelebek atladığımız ilk gençlik yıllarımıza “merhaba” derdik.[2]    


Kumsal neredeydi
? Hemen yan tarafta; Askerlik Şubesi karşısındaki kıyı kumluk alandı. Orada kumlara yatar, güneşlerdik. Çocukluğumuz o kumların üzerinde geçti. Kumsal ile Sahil Yolu arasında, Parkın devamında Çocuk Parkı vardı.[3]

Bizim kuşağın istisnasız tüm elemanlarının be bizden öncekilerin (Ferhan Şensoy dâhil), bu kumsala ait mutlaka bir anısı vardır.[4]

Sonra Yalı Kumsalı gelirdi ki, bu alan daha çok balıkçılara aitti, kayıkların barınağıydı.

1970-71 Hulusi Sağlam ve Kalebozu sahilinde futbol.  

Bir zamanlar güneşlediğimiz kumsal.

Eylül 2025 Yalı Kumsalına Dokunma!

 

Kum Neden Önemli?

 

Sahil kentlerinde oluşan kıyı kumsalları günümüzde özel koruma altındadır. Sadece kentin güzel görünmesi amacıyla değil, kıyı şeridi boyunca uzanan yatay ve doğal oluşumlar halk sağlığı açısından da tercih edilen alanlardı.

Deniz duvarları, dalgakıranlar, iskeleler ve diğer kıyı sabitleme yapıları, şehrin kıyıları üzerinde muazzam etkilere sahiptir. Kıyı yapıları, deniz dalgalarının, akıntıların ve kum hareketinin etkilerini kontrol altına almak için inşa edilir. Genellikle kum kaybeden kumsalda, sığlaşan koylarda "koruma" amaçlı hareket edilir. Denize yapılan bilinçsiz müdahaleler, dolgu vb. işlemler kıyı erozyonuna neden olur ve zamanla sahili bataklığa dönüştürebilir.

Karadeniz’de deniz tuzu oranı düşük ve hava rutubetli olduğundan, kumsalın denizden uzak kısımları yeşil bir örtüyle kaplanmaktadır. Bu kısmı bahane ederek, zaten kumsalın yeşillik alana dönüştüğü, kum kalmadığını söyleniyor.

Kumsalı ihmal edersen, çöp içinde bırakırsan elbet te kötü olur. İstenen bu olmamalı. Betonlamak çözüm değildir. Kumsalın temizliği yapılarak, arındırma ve tarama yöntemiyle kum kalması sağlanabilir.

Yalı sahiline ille bir şey yapılacaksa, kaldırımı daraltan bisiklet yolu kaldırılıp başka bir yere taşınır. Kaldırım kenarları çiçeklendirilebilir, ağaçlar elden geçirilir.

Güzelleştirme böyle olur.    

Zaten kıya çekilmiş balıkçı kayıklarıyla ve özel botlarla Ünye Yalı Sahili, Ege ve Akdeniz’in marinaları gibi örnek kıyılarımızdandır. 

 

Betona Karşı mıyız?

 

Beton, çakıl, kum, çimento gibi "agrega" denilen maddelerin bir bağlayıcı madde ve su ile birleştirilmesinden meydana gelen inşaat malzemesidir. Çağdaş toplumların temelini oluşturan en önemli yapı malzemelerinden biridir.

Bu nedenle betona karşı olmak, mümkün değildir.

Ancak plansız, anormal ve gereğinden öte beton kullanımı, doğayı öldürmek anlamına gelir. Tıpkı toksikolojide vücudun taşıyamayacağı miktarda alınan her maddenin “zehir” tanımına girdiği gibi, betonun da fazlası zararlıdır, doğayı katleder.[5]

Beton, kullanılan bağlayıcının cinsine göre adlandırılır. Çoğunlukla Portland çimentosu kullanıldığından “Portland çimentosu betonu” olarak tanımlanır.

Yaşadığımız çağda konutlar, yapılar, yollar, köprüler, barajlar, santraller, istinat duvarları, su depoları, limanlar ve havaalanları gibi birçok yapı çoğunlukla betondan yapılır.

Günümüzde dünyada her yıl 10 milyar m3’ten fazla beton üretilmektedir.

Bu miktar dünya nüfusuna bölündüğünde kişi başına yıllık 1,25 m3 (yaklaşık 3 ton) beton üretildiği ortaya çıkar.

Bu da betonu sudan sonra en çok üretilen ve tüketilen malzeme yapar.

Ekmek hesabına vurursak, dünyada kişi başına üretilen ve tüketilen ekmek miktarı, beton miktarının ancak sekizde biridir.

 

Betonun Tarihi  

 

Eski Mısırlılar kil harcını piramitlerin yapımında kullanmıştır. Harç kireç taşının (CaCO3) ısıtılması ve karbondioksit gazının (CO2) çıkarılması ile elde edilmektedir.

Horasan harcı ise, kireç ve tuğla-kiremit kırıklarından yapılır. Bağlayıcı malzeme kireçtir. Agrega (dolgu) olarak tuğla ve kiremit kırıkları kullanılır. Pozolanik özelliğe sahip olmasından dolayı hidrolik olup, sulu, nemli ortamlarda da tercih edilir.[6]

Horasan harcının Mısır’daki Gize piramitlerinde ve Asur şehirlerinde kullanıldığına dair bulgulara rastlanmıştır.

“Horasan” kelimesi İran’ın doğusunda yer alan Horasan bölgesinden gelmektedir.

Horasan harcı Roma döneminde “cocciopesto”, Hindistan’da “surkhi”, Arap ülkelerinde “homra” diye bilinir.

Horasan harç ve sıvaları Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemi yapılarında, İstanbul’da Ayasofya, Süleymaniye camileri, Rumeli Hisarı, Sultanahmet külliyesi gibi tarihi yapılarda, sarnıç, su kemerleri ve hamamlarda kullanılmıştır.

Su ile sertleşen hidrolik çimentonun bulunuşu Romalılara kadar uzanır.

Romalılar kireç hamurunu, pozolanik volkanik küle karıştırmaktaydılar. Bu amorf silisten oluşan pozolan, suyun mevcudiyetinde alkali ile kimyasal olarak reaksiyona girerek silis jeli olarak sertleşir. Pozolan kelimesi, maddenin bulunduğu Pozzuoli isimli İtalyan kasabasından gelmektedir.

Bu anlamda Romalılar, günümüzde kullanılan çimentonun ilk mucidi ve kullanıcısı olarak kabul edilir.

Bu konuda ilk patent İngiliz James Parker'e 1796'da verilmiştir. 1824'te de İngiliz duvarcısı Joseph Aspdin kireç taşını kille yakarak bir bağlayıcı madde, çimento elde etti. Portland Adası'ndaki kireç taşına benzediği için Portland çimentosu ismini verdi. Bundan sonra yapılan evler barajlar yollar çimento karıştırılan agregalarla (kum, çakıl veya kırma taş karışımı) yapılmaya başlandı.

 

Kum vs Beton

 

Betonun en önemli dolgu maddesi kumdur.

Kum akarsuların aşındırdığı kayaçlardan yahut deniz dalgalarının biriktirmesiyle kıyılarımızda kumsal olarak açığa çıkar.

Binlerce yılda oluşan kum taneciklerinin üzerine beton dökerek, kumsallarımızın yok edilmesi ne anlama gelir?

Betonu oluşturan en önemli malzeme kumdur, kum taneciklerinden oluşan kumsalları betonla yok ediyoruz.

Tıpkı bir kartalın, kartal tüyü ile imal edilmiş bir ok tarafından vurulması gibi.[7]

Betonun, hayatımızın en önemli tüketim maddesi olması nasıl açıklanır?

İnşaat sektöründeki inanılmaz artış, konut açığı yahut memleketin imar ve iskân durumuyla açıklamak mümkün değildir.   

Geriye tek şey kalıyor:

Rant kapısı olarak beton elverişli bir araçtır.

Bundan dolayı sürekli betonlaşıyoruz!


 

Önemli not: Geçen hafta Atatürk Parkı ile Ünyelilerin “köprü” dediği iskele arasındaki 200 metrelik kumsal, henüz yakın bir tarihte betonlaştırıldı. Mevcut kaldırıma paralel, yaklaşık 7 metre genişliğinde beton döküldü.” diyerek, yanlış bilgi vermişiz, özür dileriz. Eski kaldırıma paralel dökülen yürüyüş yolu (ek kaldırım), en az 25 metreymiş. Araya çiçeklendirilen bölümler konulmuş olsa da iki kez müdahale edildiği için kumsalın 25-30 metre genişliğinde kıyı kesimi sessiz sedasız betonlaştırılmıştır

 

01.10.2025, Ünye Kent
https://www.unyekent.com/kose-yazilari/kumsal_ve_beton-5568.html


Dipnot:

[1] Silt, akarsuların taşıdığı alüvyonlardan oluşur. Kum tanelerinden daha küçük; 0,002 ile 0,1 milimetre arasındaki alüminyum silikat taneleridir.

[2] Aynı serüveni bizden sonraki kuşakların da yaşadığına tanık olduk. Kendisini rahmet ve özlemle andığım sevgili Hulusi Sağlam’dan aldığım kitaptan öğrendim; Aşkın Rengi İle İstavritin Rengi Aynıdır. Yazarı, Ayhan Nadi Düzkaya. Oldukça yakından tanıdığım bir alenin üyesi; Ünye Ortaokulu’nda beraber okuduğumuz, sevgili arkadaşım Aydın Düzkaya’nın küçük kardeşiymiş kitabı yazan kişi... İleride belki O’ndan da bahsederim.

[3] Güneşlediğimiz o kumsalda şimdi bir lokantanın servis masaları var, çocuk parkının olduğu yerde ise lokantanın kendisi.

[4] Ferhan Şensoy’un annesinin evi Şube’nin yanındadır. Ferhan galiba bir televizyonda söyleşi programında anlatmıştı: “Karşıdaki kumsalda denize girerdik. Giydiğim çizgili şorttan takip ediyorlardı beni. Biraz derine gidecek olsam, evden sesleniyorlardı, “Açılma Ferhan, kıyıya dön!” diye.

[5] Aynı şekilde nükleer enerjiye de karşı değiliz ama kâr amacı güttüğü için gerekli emniyetten yoksun nükleer santrallere “hayır!” diyoruz.

[6] Pozolanik özellik, su ile sertleşen hidrolik bağlayıcılarda mevcuttur. Amorf silisten oluşan pozolan, su ile temasa girdiğinde silis jeli olarak sertleşir. Romalıların buluşu olan bu malzeme, Pozzuoli isimli İtalyan kasabasında keşfedilmiştir.

[7] Doğası gereği kartallar yüksek uçar ama bir gün usta bir avcının oku gelir onu bulur. Son bir hamleyle kendisini vuran oka bakan kartal, oktaki tüyleri görünce bir zamanlar tüylerin bir kartala ait olduğunu düşünür.   

23 Eylül 2025 Salı

Yalı Kumsalı Kutsaldır, Dokunulamaz!

 


Yalı Kumsalı Kutsaldır, Dokunulamaz!

 

Kıyı Kanunu Madde 6: Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl vesaire alınamaz veya çekilemez. Kıyılara moloz, toprak, cüruf, çöp gibi kirletici etkisi olan atık ve artıklar dökülemez.

 

Yeni bir Ünye Sahili Projesi ile karşı karşıyayız. Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilecek olan Yalı Sahili Projesi, Ünye halkı tarafından tam destek(!) görüyormuş. İddia bu ve böylece Ünye sahilini betonlaştırma faaliyetlerine bir yenisi eklenmek isteniyor.

Anlaşılamayan kanımızca şudur: Ünye sahili kutsaldır, dokunulamaz! 

Neden dokunulamaz? Çünkü yasalarla güvence altına alınmıştır. Çünkü tarihsel mazisi, yakın geçmişte yaşanmışlıkları vardır.

“Kamu yararı” bahanesiyle, “Ben kumsala betonu dökerim!”, denirse kumsalın kutsiyeti bozulur, günaha girilir, suç işlenmiş olur.

“Kanun biziz, kimse bize ilişemez; şimdiye kadar hep yaptık, oldu!” diyebilirsiniz ama bir gün sizi tarih yargılar, altından kalkamazsınız.

 

Ünye Sahili (Kumsal) Neden Kutsaldır?

 

Bir kentin kutsiyeti diyor, ünlü mimar Cengiz Bektaş, insanların ortak paydayla yarattığı kültürel değerlerle ifade edilir. Kent kültürü veya kent kimliği, mekân ve uzam boyutuyla kent bünyesinde yaşayan insanlarca, ortak bir paydaya istinaden üretilen maddi veya manevi değerlerin oluşum sürecidir. Burada önemli olan kente dair bir bellek oluşumu ve üretilen kültürel çıktıların kentli insan vasıtasıyla anlamlanıyor oluşudur.[1]

Bir başka sosyal bilimci, şehir ve bölge plancısı, sosyolog İlhan Tekeli ise şöyle diyor: “Kent kimliği kavramı aynı zamanda o kentte ikamet edenlerin yaşadıkları yere yükledikleri anlamlandırma ve değerler kümesi olarak da nitelendirilebilir.”[2]

Şimdi gelelim Ünye sahiline…

Ünye’den sahili çıkarırsanız, geriye bir şey kalmaz.

Çünkü Ünye Antik Çağlardan bu yana sahiliyle birlikte var olmuştur.

Ünye’nin ilk oluşumunda en önemli faktör denizdir, sahildir.

Evet, bir sahil kenti olarak Ünye deniziyle birlikte var olmuştur.

1870 tarihli Ermenekov'un Ünye fotoğrafında tersane.
 
1880'li yıllarda Ünye 
II. Abdülhamit'in Yıldız Sarayı Arşivleri'nden.


Oinaion [Ünye] ve Chalybia Bölgesi

 

Kadim şehir Ünye’nin Sinop’ta koloniler kuran Miletli koloniciler tarafından bir ticaret kolonisi olarak kurulduğu bilinmektedir. Ünye’nin kuruluşu yaklaşık olarak MÖ 750 tarihine rastlamaktadır ve bugünkü Ünye şehir merkezinin bulunduğu yerde bir liman şehri olarak kurulmuştur. Ünye ve civarında o sıralarda Khalibler adındaki bir kavim yaşamaktadır.

1959-1984 yılları arasında Karadeniz coğrafyasını adım adım gezen İngiliz araştırmacılar Anthony Bryer (Birmingham) ve David Winfield (Oxford), antik Ünye kentinin bugünkü Ünye yerleşiminde yer aldığını ama antik dönemden günümüze ayakta hiçbir eserin kalmadığını söylüyor.

“Klasik ve Orta Çağ Oanion’un yerleşim alanı, İris Deltası ile Yoson Burnu arasında yer alan geniş körfezin ortasında kurulmuş bir sahil kasabası olan modern Ünye ile aynıdır.”[3]

Bu iki araştırmacı yazar demir ustalarının yaşadığı bölge olarak Chalybia’yı, geniş anlamda Pontus Alpleri’nin kuzey yamaçlarında Thermedon akarsuyu ile Yason Burnu arasındaki bölge -70 km. genişliğinde; 30 km. derinliğinde bir alan olarak tanımlıyor.

O tarihten bu güne Ünye’de birçok kavim yaşadı, medeniyetler geldi geçti. Hepsinin ortak paydasında Ünye sahili vardı. Bir liman şehri olan Ünye’nin maddi ve manevi üretim sürecinde (buna bir kıyı kasabasının kaderi de diyebiliriz), işte bu sahilin kattığı değerler bulunmaktadır.

Arkasını Canik Dağları’nın bereketli ormanlarına yaslayan Ünye, her çağda tersaneleriyle ünlendi. Osmanlı İmparatorluğu’na gemi sağlayan Tersane-i Amire’nin en önemli ocaklardan biriydi.[4]    

Belgesel fotoğrafçı Ermenikov’un 1870 yılında ve II. Abdülhamit’in fotoğrafçısının 1880 yıllarındaki Ünye fotoğrafları Ünye Tersanesi’nin varlığını ve yerini net olarak ortaya koyar.

Günümüz Atatürk Parkı’yla Cumhuriyet Meydanı arasında kalan sahil, Ünye Tersanesi’nin başlıca mekânlarıdır.

Ne var ki o tarihten bu güne Ünye sahili oldukça büyük değişimlere uğradı. Ya dolgu yapıldı yahut deniz gerileyip kumsal büyüdükçe, betonlaştırıldı.


Atatürk Parkı ile Ünyelilerin “köprü” dediği iskele arasındaki 200 metrelik kumsal, henüz yakın bir tarihte betonlaştırıldı. Mevcut kaldırıma paralel, yaklaşık 7 metre genişliğinde beton döküldü. Atatürk Parkı dolgusunda olduğu gibi, bu alanın betonlaşmasına da sessiz kalındı, “sarı öküz” hesabı işler oldubittiye getirildi.

Sonra sıra Yalı Sahili’ne geldi.


Hatırlayın, geçtiğimiz yıllarda (2022 Haziran’ı), Yalı Sahili için boççe parkurlu, kum havuzlu, oturma gruplu bir projeden söz edildi. Gelen tepki üzerine proje yüzeysel bir uygulama ile geçiştirildi.[5]

 Şimdi ise, Yalı’da mevcut kaldırıma (biz ona “kordon” diyoruz), 5 metre genişliğinde ilave bir yürüyüş yolu projesi gündeme geldi.

Haziran 2022’de “Sahilime Dokunma!” demiştik, şimdi de aynı şeyi söylüyoruz:

Sahilime Dokunma!

Neden “dokunma!” diyoruz?

Bunun için Ünye Sahili’ne, özellikle de Yalı’nın yakın geçmişine bakmak yeterli olacaktır.    


1959 ünye Yalı

1962 Ünye Yalı

 

Ünye Sahil Yolu ve Kordon

 

Yıl 1957 idi…

Bu tarihe kadar Kavakdibi’nden (Cumhuriyet Meydanı) kalkan kamyondan bozma otobüsler, Askerlik Şubesinin arkasından Cumhuriyet Caddesine, oradan Çömlekçi yolu üzerinden Burunucu’na gider, sahile ulaşır, Topyanı’ndan kıvrılarak Çamlığın üstündeki Samsun yoluna yönelirdi.

Ünye – Samsun arasındaki stabilize yola yeni asfalt dökülüyor ve ulaşım araçlarında hatırı sayılır bir artış kaydediliyordu. Araçlar özellikle Ünye’den geçerken zorlanıyordu.

Dönemin Menderes Hükümeti, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki planlı kentleşme anlayışından hareketle Ünye’ye ihtiyacı olan sahil yolunu projelendirdi.[6]

Yalı dâhil, Ünye sahilinde Burunucu’ndan başlayarak köklü bir yıkıma gidildi.

50 yıl sonrası düşünülerek açılan yol asfaltlandı ve her iki yanına İzmir Kordon’u örnek alınarak kaldırım inşa edildi.

Başbakan Adnan Menderes, Karadeniz Yol Projesi nedeniyle, çıktığı Karadeniz gezisinde halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.

Çocukluk ve gençlik dönemimiz sahildeki bu kaldırımı arşınlayarak geçti. Kaldırıma döşenen oluklu küçük karoların arasına, dört adımda bir renkli bir karo yerleştirilmişti. Adımlarımızı bu renkli karoya göre ayarlıyorduk.

60’lı yılların bu sahil düzenlemesi, Ünye’yi örnek şehir yapmıştı. Komşu ilçelerden Ünye’ye “kordon gezisi” turları düzenlendi. Köprü’den Hasan Baba’ya kadar süren yürüyüş yolu 90’lı yıllara kadar hiç bozulmadan devam etti. Sahil boyunca kaldırım Ünye’nin diğer yakalarında da benzer biçimde uzatıldı.

Sahil Yolu zamanla yoğunlaşan trafik karşısında yetersiz kaldı. Ünyeliler sahili bozup yolu genişletmeyi düşünmedi. “Çevre Yolu” projesiyle çözüm üretildi.

Kaldırım ise “Bisiklet Yolu”  ile daraltılana kadar, hiçbir sorun yaşatmadı.

Evet, bugün Ünye’de sorun(lar) yaşanıyor.

Büyükşehir Belediyesinin Ünye için projelendirdiği her “güzelleştirme” hamlesi, maalesef sorun yaratıyor.

 

24.09.2025, Ünye Kent

 



[1] Cengiz Bektaş, Kent-Kültür-Demokrasi 2010, 2011, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

[2] İlhan Tekeli, (Ed.) (1991). "Kent Planlaması Konuşmaları". Bir Kentin Kimliği Üzerine Düşünceler. Ankara: TMMOB Mimarlar Odası Yayını.

[3] A. Bryer, D. Winfield, Karadeniz’in Orta Çağ Dönemi Eserleri ve Topoğrafyası, TTK Yay. Ankara 2020c. 1, s. 189

[4] Bkz. Ünye Tarih Araştırma Grubu; 02.11.2022, ÜNYE KENT, Tersâne-i Âmire ve Ünye Ocaklığı

[5] 08.06.2022, Ünye Kent’teki köşe yazısı: https://www.unyekent.com/kose-yazilari/kaldigimiz_yerden_devam-3274.html

 

[6] Rahmetli babamın sırf bu projeden dolayı Menderes’i hayırla yad ettiğini hatırlıyorum.