8 Eylül 2026 Salı

Assos Nekropolü ve Et Yiyen Lahitler

 


Assos Nekropolü ve Et Yiyen Lahitler

 

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesindeki Assos Antik Kenti'nde üretilen ve yöreye özgü volkanik andezit/trakit taşından (Assos taşı) yapılan lahitler, içine konulan cesetleri diş ve kemikler hariç yaklaşık 40 günde tamamen çürüttüğü için halk arasında "et yiyen lahitler" (sarkofagus) olarak anılır.

Yunancada et yiyen/etobur anlamına gelen "sarcophagus" kelimesinin kökeninin Assos'taki bu taşlara dayandığı düşünülür. Taşın yapısındaki yoğun kimyasal maddelerin ve şap bileşenlerinin cesetlerin yumuşak dokularını çok kısa sürede eritip yok ettiği bilinir.

Lahitlerin boyut ve ağırlığı: Genellikle 2 metre 30 santim boyunda, 80-90 santim genişliğinde ve yaklaşık 3 ton ağırlığındadır. Bu lahitler Assos’un ihracat ürünüdür. Assos'tan Roma, Yunanistan, Mısır, Suriye ve Lübnan gibi dönemin büyük merkezlerine yoğun bir lahit ticareti yapılmıştır. Antik dönemde aristokratlar ve zengin tüccarlar bedenlerinin hızla erimesi ve kemiğe dönüşmesi için bu lahitlere özel siparişler vermiştir. Dönemin inancına göre, ruhun bir an önce serbest kalması ve hadese (ölüler diyarı) ulaşabilmesi için bedenin çürümesi gerekiyordu.


 

Nekropol

 

Assos kentinin denize bakan yönü hariç olmak üzere, diğer bölgelere ölüler gömülmüştür. Nekropol denilen “Ölüler Şehri”, Helenistik ve Roma dönmelerinden kalmadır. Kentin Batı ve Doğu Kapısı boyunca uzanan caddelerin iki yakası, konumları yüzünden en yoğun gömülerin yapıldığı alanlardır. Nekropolün 900 yıl boyunca mezarlık olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. En eski gömülerde yakılan cesetlerin (kremasyon) küllerinin küplere konularak ağızlarının kapanması şeklinde gömüldüğü ve sonraki dönemlerde daha büyük küplere (pitos), ana karnındaki pozisyonda (hacker tarzı) yerleştirilerek defnedildiği görülmüştür. Küplerin içine ölüler için hediyeler konduğu ve define avcıları tarafından çoğunun tahrip edildiği tespit edilmiştir.


 

Assos Nekropolü ve Lahitlerin Gizemi

 

Assos nekropolünde ana kapı önünden başlayan (Batı Nekropolü) cadde, batıya doğru uzanır (Resim-1). 200 metresi açığa çıkarılan caddenin zemini yol boyunca andezit taş bloklarla kaplanmıştır. Bu yol, MÖ. 500’den önce inşa edilmiştir. Batı Nekropolündeki bu yol “Arkaik Cadde” olarak isimlendirilmiştir.

Arkaik Cadde’ye paralel uzanan iki caddenin kenarlarındaki çok sayıda anıt mezarlar ve lahitler, Clarke ve Bacon ikilisince kazılmıştır. Batı Nekropolü’ndeki en eski mezarlar, MÖ. 7.yy. ortalarına tarihlendirilmektedir ve geneli yakılarak urnelerle gömülmüştür.

MÖ. 6.yy. ortalarından itibaren yetişkinler, pithos içerisine yakılmadan gömülmeye başlanır. Arkaik Çağ sonlarında lahit kullanımı ortaya çıkar.

Assos’ta Hellenistik Çağ’da daha da yaygınlaşacak olan yerel malzemeden üretilen bu lahitlerin farklı bir özelliği keşfedildi. Bölgeye özgü volkanik andezit/trakit içinde bulunan kimyasal maddeler, içine konulan cesetleri kısa sürede çürütmekteydi. Dönemin inancına göre bu özellik, aristokratlar tarafından tercih edilmekteydi. Assos’ta lahit üretimi hızla arttı, çevre ülkelere ihraç edilmeye başladı.

Pitos ve sandık tipi mezarların ardından Assos’ta sıkça kullanılan andezit lahitler ve üzerine girland (çelenk) kabartmaları işlenen ihraç ürünü lahitler tüm antik dünyaya yayıldı. Peloponnesos'un güneyinde Methoni açıklarındaki bir gemi batığının Assos'tan alınmış lahitlerle yüklü olduğu saptanmıştır. [1]

Roma Çağı’nda lahitler yanında, MS. 1.-3. yüzyılda anıt mezarlar inşa edilmeye başlanır. Bu mezarların biri Romalı tüccar Publius Varius’a aittir (Resim-2).[2]

 

Assos Sarkofagusları (Et Yiyen Lahitler )

 

Assos Antik Kenti'nde üretilen ve yöreye özgü volkanik andezit/trakit (Assos taşı) taşından yapılan lahitler, içine konulan cesetleri diş ve kemikler hariç yaklaşık 40 günde tamamen çürüttüğü için halk arasında "et yiyen lahitler" (sarkofagus) olarak anılır.

Assos denilince arkeoloji dünyasında akla gelen ilk şey, ünü antik çağda kıtaları aşmış olan sarkofaguslardır. Yunanca kökeniyle "et yiyen" (sarcophagus) anlamına gelen bu kelime, ismini bizzat Assos’un andezit taşından alır. Ancak antik literatürde bu mucizevi maddeye çok daha görkemli bir isim verilmiştir: Asya Taşı (Lapis Assius). Bölgeye özgü volkanik andezit/trakit (Assos taşı), içinde barındırdığı yoğun kimyasal maddeler ve özellikle alunit (şap) bileşeni sayesinde cesetlerin yumuşak dokularını inanılmaz bir hızla eritme özelliğine sahipti.

Bu lahitlerin içine konulan bir beden, kemik ve dişler hariç, yaklaşık 40 gün gibi kısa bir sürede tamamen çözülüp yok oluyordu. Antik dönemde bu durum, bedenlerinin bir an önce toprağa karışmasını isteyen aristokratlar ve zengin tüccarlar için prestijli bir "teknoloji" olarak görülüyordu. Öyle ki, bu ağır ve görkemli lahitler Assos'tan Lübnan, Suriye, Mısır ve Roma gibi dönemin büyük merkezlerine ihraç edilen en önemli ticaret kalemlerinden biriydi. Taşın gizemi sadece etle sınırlı değildi; içine konulan eşyaların bile zamanla form değiştirdiği iddia edilirdi.

Bu isimlendirmenin ciddiyetini, Pollux’un aktardığı mektuplarda, Platon’un öğrencilerinin hocalarına sunduğu şu rapor özetlemektedir:

"Platon'un öğrencileri... hocalarına yazdıkları mektupta bir Asya Lahitinden söz ederler. Öğrenciler bu mektuplarında et yiyen taştan bahsetmektedir."

Rome döneminde de bu taşlardan söz edilir:

"[...] Troas’da bir şehir olan Assos’ta Sarkofak taşları dilimlenebilir damarlarından kırılırlar. Bu taşın içerisinde ölülerin vücutlarının, dişleri hariç, kırk gün gibi bir sürede tamamen çözüldükleri saptanmıştır. Mucianus; ayna, ustura, giysi ve mücevher gibi ölü gömülerinin de bu lahit içinde taşa dönüştüğünü belirtir."[3]

Taşın yapısındaki yoğun alunit (potasyum alüminyum sülfat) minerali, bedenin çürüme esnasında yaydığı nem ile temas ettiğinde bir geri besleme döngüsü başlatır. Bu nemli ortamda açığa çıkan sülfürik asit (H2SO4), yumuşak dokuları ve zamanla kemik yapısını eriterek yok eder. Antik dönem aristokratları için bu, bir "temizlenme" biçimiydi; bedenlerinin kokuşmuş bir sürece hapsolmadan, hızla doğanın sonsuz döngüsüne karışması en büyük lükstü.[4]

 

Antik Çağın Antibiyotiği: Romatizmadan Vereme Lahit Tedavisi

 

Assos taşının tek mahareti bedenleri yok etmek değildi; antik kaynaklar bu taşın şaşırtıcı tıbbi kullanım alanlarından da bahseder. Taşın yapısındaki şap/alunit, antik çağın adeta doğal antibiyotiği olarak kabul ediliyordu. Öyle ki bu mineral, Orta Çağ’a kadar Foça üzerinden tüm dünyaya ihraç edilen çok kıymetli bir tıbbi malzemeydi. Taşın yüzeyinde oluşan ve "taşın çiçeği" (flos) denilen un benzeri tozun, yaralar üzerinde kurutucu ve iyileştirici bir gücü olduğuna inanılıyordu.

Assos Taşının Tıbbi Tarifleri:

Gut (Podagra): Hastalar, ayaklarını bu taştan oyulmuş özel kapların içine sokarak ağrılarından kurtulmaya çalışırlardı.

Cilt Tedavisi: Taşın tozunun bal, terebentin veya katranla karıştırılmasıyla elde edilen merhem; eski çıbanların ve urların tedavisinde kullanılırdı.

Solunum Yolları: Taşın tozu (flos) bal ile karıştırılıp emilerek, o dönem "phthisis" olarak adlandırılan verem benzeri akciğer hastalıklarında şifa aranırdı.

Zayıflama: Taşın çiçeği banyo suyuna katılarak vücuttaki fazla yağların atılması sağlanırdı.


 

Assos’ta Felsefenin ve Ticaretin Gücü

 

Assos, antik dünyada sadece bir felsefe merkezi değil, aynı zamanda devasa bir sanayi deviydi. Standartları 2.30 metre boyunda ve yaklaşık 3 ton ağırlığında olan bu devasa lahitler, adeta "3 tonluk ölüm kutuları" olarak Roma, Mısır, Suriye ve Lübnan gibi merkezlere ihraç ediliyordu. Vinçlerin ve modern lojistiğin olmadığı bir çağda, bu dev andezit blokların denizleri aşarak dünyanın dört bir yanına gönderilmesi, Assos’un ulaştığı ticari dehanın ve mühendislik başarısının kanıtıdır.

 

09.09.2026, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

 

Koch, Guntram (2001), Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri, Arkeoloji ve Sanat Yay.

Arslan, Nurettin (2014), Assos Taşın Hayat Verdiği Kent, Homer Yay.

Plinius, Gaius Secundus (2022), Doğa Tarihi, Doğubatı Yay.

Savaşçın, MY. –Er, Selman (2023), Et Yiyen Lahitler, Jeoloji Müh. Odası Yay.


Dipnot:

[1] Koch, 2001; 23

[2] Arslan. 2014; 122

[3] Plinius, 2022; 151

[4] Savaşçın, MY. –Er, Selman, 2023; 50