28 Ağustos 2019 Çarşamba

ANLATAMIYORUM


ANLATAMIYORUM

(Ülkemde eski kocası tarafından kızının gözü önünde boğazından hunharca kesilerek öldürülen Emine Bulutların dehşet dolu anısına!)

Ortaokul'da "Yurttaşlık Bilgisi" adı altında bir dersimiz vardı. Son sınıftayken. Trakyalı genç bir öğretmen geldi, ilk görev yeriydi Ünye....
Yolda epey düşünmüş, ben ne yapacağım bu yaban ellerde diye. Doğu Karadeniz'e ilk kez geliyor ve bölge halkını tamamıyla "Laz" biliyordu.
İlk derste "Gördüm ki, herkes benden daha düzgün konuşuyor ve kelle kulak düzgün" dedi.
Oysa oldukça yakışıklı bir delikanlıydı.
İlk yazılıya nasıl olduysa, hazırlanamamıştım. Oldukça düşük bir not aldım. İçime sinmedi. Bir sonraki Yurttaşlık dersine hazırlanarak geldim. Bir an cesaretimi toplayıp, öğretmenimiz derse başlamadan parmak kaldırdım:
"Öğretmenim, sınav günü mazeretim vardı hazırlanamamıştım. Aldığım notu düzeltmek istiyorum" dedim.
Üç soru sordu. Üçünü de doğru cevaplamıştım.
95 verdi.

***
Yurttaşlık dersi öğretmenimi "yakışıklı" bir genç olduğu dışında, hayal meyal hatırlıyorum. Süpermen'in gazeteci kimliğindeki Clark Kent haline benziyordu. Ünye'de uzun süre kalmadı, adını bile unutmuşum... (Değerli öğretmenim Mehmet Zeki Gündüz belki O'nu hatırlar.)
Neyse, biz konumuza dönelim. Orta öğrenim döneminde medeni cesaret sahibi, özgüveni tavan yapan biri değildim.
Peki o derste bu cesareti kendimde nasıl bulmuştum?    
Çocukluk yıllarımdan kalma bu anı hep kafamı kurcalamıştır.
Belki de içimdeki cesaret duygusunun ateşlendiği en erken evreydi.
Sonraki yıllarda nereden geldiğini kestiremediğim, "deli" cesaretimi kimileri "Karadenizli" olmama yoruyordu. Malum mısır tüketicisi olarak, bolca "zein" alıyorduk ama ben hiç mısır yemezdim.
İlk gençlik yılarıma rastlayan 1972'nin 30 Mart'ı ve 6 Mayıs'ı olmasaydı, belki de bizimki gibi uçkun bir kuşak hiç doğmayacaktı bu ülkede...
Gelelim, bendeki cesaretin "en erken" evresine...

Bir Orhan Veli Şiiri

Geçtiğimiz ayın ortasında, NTV Haber'de geçen bir haber spotu:

"Orhan Veli Kanık'ın şiiri dünyanın en çok okunan ikinci şiiri seçildi."
Dünyanın en çok okunan şairleri ve şiirleri açıklandı. Sıralamaya göre Orhan Veli Kanık'ın 'Anlatamıyorum' şiiri dünyanın en çok okunan ikinci şiiri oldu.
Uluslararası şiirleri, her şair için bibliyografya ve biyografileri içeren internet platformu Lyrikline, dünyanın en çok okunan şairleri ve şiirleri listesini açıkladı. Buna göre Türk edebiyatının usta şairi Orhan Veli Kanık'ın Anlatamıyorum şiiri listede ikinci sırada yer aldı.
Lyrikline İstatistikleri
Her yıl Haziran ayında gerçekleşen Berlin Şiir Festivali kapsamında Lyrikline editörleri ile toplanarak yıllık istatistikleri açıklıyor.
Dünyanın En Çok Okunan Şiiri
Lyrikline’ın verilerine göre geçen yıl site üzerinden en çok Hermann Hesse’nin “Stufen” adlı şiiri okundu. Orhan Veli Kanık'ın "Anlatamıyorum"  şiiri ise dünyanın en çok okunan 2. şiiri olma unvanına sahip oldu.
60'lı yılların ikinci yarısında, Ünye Ortaokulu'nda Yurttaşlık Bilgisi dersinde öğretmenimizin bize okuduğu şiirdi, O. Veli'nin şiiri...
Bendeki cesareti ona yordum; şiirden gelen güçtü bu...
Belki de "Bu şiiri okuyan kişiden bana zarar gelmez!" cesaretiydi...
Ünye Ortaokulu öğrencilerine yönlendirilen sıcacık bir "merhaba" ile gelen cesaret!

Adını hatırlayamadığım sevgili öğretmenim, merhaba!

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum. / Orhan Veli Kanık

28.08.2019, Ünyekent                             



23 Ağustos 2019 Cuma

Sorular


"Kayyım" mı, "kayyum"mu?
Her iki deyişin de doğru olduğu doğrudur.
Lakin bizim sorumuz bu değil...

Sorular


Yeniden kayyım atanacaktı da...
Bu seçimler neden yapıldı?
Seçilerek iktidarda gelenler, yine kendileri gibi seçilmiş yerel yöneticileri görevden alabiliyor...
Ne âlâ...
Ve yerlerine "kayyım" atıyorlar.

****
İlk kez olmuyor bu durum.
Alıştık.
Demokrasi adına ahkam keseler, çıkıp ekranlara bunun "normal" bir durum olduğunu hepimize kanıtlayacaklardır.
Ancak...
Seçim arifesinde bu kişiler sakıncalı değilken, seçildikten birkaç ay sonra nasıl "zararlı" olurlar, anlamak ve /veya anlatmak kolay değil...

****
Diyarbakır, Van, Mardin...
Üç başkanın görevden alınması yeniden Güneydoğu'da olayları tırmandırabilir mi?
Çukur kazma, "Sur Olayları", aylar süren çatışmalar, yüzlerce can...
Tarih tekerrür mü edecek, sil baştan mı yaşanacak her şey!
Neden?

Sona Doğru Giderken...

Herkes gelinen durumdan rahatsızlık duyuyor, iktidar cephesinde bile bu rahatsızlığı sezinlemek mümkün.
Bu defa "son"a yaklaştı diyoruz!
Her defasında bir "çıkış yolu" bulanlar, bu defa çıkabilecek mi?
Ak Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş bile "hangi kesimlerden oy kaybettiklerini" açıklama derdindeyse...
Sona doğru gidiş, "doğru" demektir.
Üstelik "İstanbul kaybedildi!"
İktidar gidiyor mu ne...
Geçen gün bir sosyal medya fenomeni (gazetecilik yaparken çoğumuz onu tanımıyorduk) söyledi:
"İmamoğlu görevden alınacak!"
Ertesi gün "Ben gırgır yaptım, kafa buldum!" dese de, cuk oturdu.
Gidiş nereye?
Korkalım mı şimdi, durup dururken.
"İç savaşa gidiyoruz!" diyenler haklı mı?
Giderayak "memleketin içine edecekler mi?" gerçekten...

Genelden Özele...

2019 yılı, diğer yıllardan daha sorunlu başladı...
Her fırsatta dile getiriliyor.
İktidar kanadı "kriz mıriz yok!" dese de...
Mart Yerel  Seçimleriyle birlikte iyice belirginleşen ekonomik kriz, ulusal alandan uluslararası ilişkilere kadar bir dizi gelişmeyi etkiliyor.
Durumdan etkilenen kurumların başında yerel yönetimler geliyor.
(İktidarın yandaş müteahhitleri İstanbul ve Ankara'dan nasiplerini bu defa alamayacak gibi...)
Belediye dediğimiz, yerel yönetimlerin başında da, kamuoyunu en çok meşgul eden İstanbul Büyükşehir Belediyesi geliyor.
Başkan İmamoğlu'nun icraatı merakla takip ediliyor.
İkinci sırada Ankara geliyor ki, bu o kadar sorun edilmiyor, en azından şimdilik...
Bizimse dikkatimiz Ordu BŞB. üzerinde.
Ve tabi ki Ünye Belediyesi...
Fatsa'nın genç Belediye Başkanı İbrahim Etem Kibar, "160 Milyon TL borç devraldıklarını" söylüyor.
Ünye daha şanslı... Mayıs oturumunda 112 Milyon 606 Bin 529 TL. borcumuz olduğu söylendi. Alacağımız ise 23 Milyon 764 Bin 791 TL.
Tasarruf tedbirleri nedeniyle Kültür Sarayı ihalesi iptal edildi.
Her şey yolunda!

21.08.2019 Ünyekent


7 Ağustos 2019 Çarşamba

Önce Sağlık


Önce Sağlık


Antalya dönüşü, kullandığım ilaçların raporunu yenilemek için sabah erkenden Devlet Hastanesi'ne gidip, 62 sıra numarası ile dahiliye polikliniğinden randevu aldım. Muayene sıram tahminimden erken geldi. Aslında kontrolümü yapan doktor başkasıydı ama O'nun polikliniği olmadığı için başka bir isme müracaat ettik.
Kullandığım ilaçlar belliydi, ekrandan görünüyordu. Rutin kan tahlilleri istendi; açlık kan şekeri ve Hemoglobin A1C'ye bakılacaktı...
Doktorla aramda şöyle bir görüşme oldu:
- Benim doktorum Adnan Bey dedim, onu göremedik.
- Nerede Adnan Bey, biliyor musunuz? dedi.
- İzinli galiba, diyecek oldum...
- Yoğun bakımda, dedi. Kalp rahatsızlığı geçirdi. On günden bu yana Samsun'da özel bir hastanede. Durumu şimdi daha iyi...

****
Bu vesileyle, değerli doktorum Adnan Büyükyazıcı'ya "geçmiş olsun" diyor, acil şifalar diliyorum.
Umarım kısa zamanda düzelir, aramıza döner.
(Adnan Bey'in geçirdiği rahatsızlık yerel basında yer almadı, en azından ben göremedim. Durumunu buradan duyanları üzmüş olduk, şimdi daha iyi olduğunu öğrenmemiz bizi rahatlattı.)

****
Öğle sonrası tahlil sonuçlarına göre hem raporumuz düzenlendi, hem de verilecek ilaçlar yeniden belirlendi. Tahlillerimi iyi bulan doktor, günde beş kez kullandığım iki çeşit ilaçtan birini iptal etti. Bir ay sonra ,yeni uygulamanın sonuçlarını görmek üzere muayeneye gelmemi istedi.
Buraya kadar sorun yok!
Sorun nerede?
Sorun hasta sayısındaki yükseklik...
Randevulu hasta girişi, monitörde 160 olarak görünüyordu.
Araya acilden, servisten ve başka polikliniklerden gelen hastalar de oluyor...
Doktorun günde 8 saat muayene ettiğini düşünürsek, ki özel hastanede dışında bu kadar çalışma süresi mümkün değil; hasta başına 3 dakika düşmüyor.
Özetle söylersek; Ünye devlet hastanesine doktor sayısı yeter sayıda değil.
Diğer polikliniklerde de aynı durum...
Doktorlarımız ne kadar canla başla çalışsa da, standart bir muayene süresi yok!
Doktora da yazık, hastaya da!

****
Öğle sonrası bekleme süremiz beklenenden uzun oldu.
Öncelik, muayene olmak için randevu alanlarındı.
Tahlil sonuçlarını almaya gelenler, bizler sona kaldık.
Beşer beşer içeri alındık.
Tahlil sonuçlarımı almadan, hastaneden çıktım.
İnternet üzerinden, "e-nabız"la ulaşılıyor nasıl olsa diyerek...
Akşam, inceleme fırsatı buldum.
Devletin hazırladığı "e-nabz" adlı sitede oldukça ilginç ayrıntılar yer alıyordu.
Doktor, hastane ve hastane çalışanları hakkında düşüncelerimiz bile soruluyordu.
Madem istemişler, yorum yazıp göndereyim dedim.
Olumlu-olumsuz. bazı yönleriyle yazdım ama gönderemedim.
(Olumsuz ifadeler nedeniyle mi, gitmedi acaba? Hastanedeki doktor sayısının yetersiz olduğu, kalp-damar servisi, nöroşirurji  gibi servislerin de olması gerektiğine değinmiştim. Bir de kan alan elemanların bu işi bir türlü beceremediğini ki, benim damarlarım klasik dönem Yunan heykelleri gibi belirgindir. Daha bir müddet kolumdaki şişlik ve morlukla dolaşacağım...)
Bakanlığın "e-nabız" sitesi, nereden esinlenilmişse iyi bir örnek... Hastane koridorlarında, muayene sırasında bekleşen insan manzaralarıyla örtüşmüyor. Apayrı bir hizmet ünitesinin tamamlayıcısı gibi...
Bir de "Şehir Hastaneleri" girişimi var ki, henüz bizim buralardan uzak.
İlerleyen günlerde sözünü ederiz sanıyorum...
Sağlıklı bir hayat dileklerimle.



07.08.2019, Ünyekent

24 Temmuz 2019 Çarşamba

2019 Yazı, Antalya İzlenimleri



2019 Yazı, Antalya İzlenimleri

Yaz tatilini bu yıl da Antalya'da karşılamak nasip oldu. Nasip diyorum, çünkü koşullar gereği kendimizi Antalya'da bulduk.
Geçtiğimiz Şubat tatilinde Karain Mağarasını ve Pisidia'nın Antiokhia antik şehrini gezmiştik.
Bu defa Antalya merkeze en yakın antik kent Perge'yi ziyaret ettik.
Tabi geçen seferki gibi, Antalya Müzesi vardı programımızda.
Antalya Müzesi'ndeki heykellerin yarıdan fazlası Perge'de ele geçirilen Roma Dönemi eserleri.
İlerleyen günlerde Perge'den ayrıca söz edeceğim.
Şimdilik Antalya izlenimlerimi aktarmakla yetineceğim.

****
Deniz Baykal'ın memleketi Antalya, CHP'nin mevcut iktidarlarla belediyeyi paylaştıkları bir şehir. Geçtiğimiz dönem AKP'li Menderes Türel başkandı. Son yerel seçimleri CHP'li Muhittin Böcek aldı. Anavatan Partisi'nden CHP'ye geçen Sn. Böcek, Konyaaltı Belediyesi'nde üst üste seçim kazanmasıyla isim yaptı.
Menderes Türel'in ardından henüz Antalya'da önemli bir değişiklik göze çarpmıyor.
Festivaller kaldığı yerden devam ediyor.
Belediyenin sitesi bile yenilenmemiş ama Konyaaltı Plajları'ndan malum isimlere el çektirilmiş.
Ekonomik krizden mi nedir, önceki yıllarda gördüğümüz hareketlilik bu yıl plajlarda pek yok.
Ardı ardına sahilden gelen "Bella Ciao" (çav bella) şarkıları çarpıyor kulağımıza...
Değişimin habercisi diye yorumluyoruz.

Ünye'den Uzaktayken...

Biz Ünye'den uzaktayken, yüreğimiz memleketle birlikte çarpıyordu.
Gelen haberler iyi değildi.
Bol yağışlı geçen havalar, Ünye'den sel haberleri...
Ve tanıdık ölümleri peş peşe geldi.  
Oğuz Güven arkadaşımızın ardından iki yakın akrabamızı aynı gün toprağa verdik. Teyzemoğlu Yusuf Yirmibeş'e ve Recai Tokaç dayıya uzaktan veda ettik.
Her biri dolu hatırayla geçip gitti bu dünyadan.
Mekanları cennet olsun.

Çöp Sorunu, Ünye ve Tarih

Ünye Belediyesi'nin resmi sitesinden aktarıyorum:
"Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler ve Ünye Belediye Başkanı Hüseyin Tavlı’nın yaptığı yoğun istişareleri sonucu Ünye’nin 40 yıllık çöp sorunu tarih oluyor. Yapılan istişarelerin ardından Ordu-Samsun sınırı Akçay Mevkii'nde bulunan çöp alanında tahkimat ve topraklandırma çalışmalarına başlandı."
Defalarca yazdık; "Akçay'daki çöplük Ünye'nin ayıbıdır!" diye...
Nihayet...
Akçay vahşi çöp depolama alanı temizleniyor!
Belediyemizin resmi site haberi yüreğimize su serpti...
Serpti serpmesine de...
Ünye'nin çöpü ne olacak?
Çöpler nerede toplanacak?
Çöp sorunu nasıl halledilecek?

Öte yandan Ünye'de toplanıp, dönüştürülecek olan Ordu'nun tonlarca çöpünden hiç söz edilmiyor.
Cevizdere'deki tesisten haber veren yok...
Sn. Tavlı faaliyete geçmişken işin bir de bu yanına değinse.
Çöp sorunu tarihe mi karışıyor...
Ünye'nin makus talihi mi oluyor?
Öğrensek.


24 Tem. 2019, Ünyekent

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Kıyılar Halkındır



Kıyılar Halkındır

08 Temmuz 2019.
Ulusal bir gazeteden okuyoruz...
İHA kaynaklı bu haber, yerelden ulusala tüm basın organlarında yer alıyor.
Sözün sahibi Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Hilmi Güler.
"Kıyılar halkındır" diyor, Sn. Güler...
Anayasa'nın 43. maddesine dayanarak, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu hatırlatıyor.
Denizlerden ve sahil şeridinden öncelikle halkın yararlanacağının Anayasa'da "açıkça" belirtildiğine dikkat çekiyor.
Kıyı kesimlerinde mimari kirliliğe izin vermeyeceklerini ve halkın yararlanacağı şekilde her türlü tedbiri alacaklarını söyleyen Başkan Güler, kararlı konuşuyor...
"Kıyılarımızı ve sahil şeridimizi halkın yararına sunacağız!" diyor.

****
Sn. Başkan'a katılmamak mümkün değil.
Ordu BŞB Başkanı Dr. Hilmi Güler, bu açıklamaların akabinde Ünye'ye gelip, incelemelerde bulunuyor.
İlk incelemeyi Çamlık'ta yapıyor.
Oradan Ayanikola'ya kadar yürüyor, ilgililerden bilgi alıyor.
Ertesi gün Çınarsuyu'na geçiyor ve Ünye gezisini Akçay Çöplüğü'nde sonlandırıyor.
Aslında saydığımız bu noktalar, Ünye'nin geçmişten bun yana kullandığı "çöp dökme" alanları yahut daha moda bir deyişle "vahşi depolama" çöp yerleri...
Hatırladığım kadarıyla, Çamlık'ın önce doğu, sonra batı kıyısına ve daha sonra Ayanikola'ya yakın bir yere çöp dökülüyordu.
Ünye Radar Üssü, sözünü ettiğimiz yeri kamp ve plaj alanı olarak kullanmaya karar verince çöpler daha uzak bir yere taşındı, Çınarsuyu'na...
Bir süre Çınarsuyu'na dökülen çöpler, buranın Orman Bakanlığı tarafından ağaçlandırılmasına karar verilmesiyle de Akçay sahiline taşındı.
Ordu BŞB Başkanı Ünye'de yaptığı gezide Akçay’da tam anlamıyla bir çevre felaketinin yaşandığını söylüyor.
Sn. Güler, bu sahanın tez zamanda arındırılması talimatını veriyor.
Ünye'de deniz kenarına çöp dökülmesini yasaklıyor.

****
Örnek bir davranış, kutluyoruz.
Ülkemizde "yasaklar" çözüm olmasa da...
Bu bakış açısı çöp sorununa kalıcı bir çözüm getirmesi açısından önemli bir adımdır...
En azından nasıl hareket edileceği konusunda olumlu bir yol çizilmesini sağlar.
Bir önceki Başkan'dan miras kalan, Ünye'yi Ordu'nun çöplüğü yapma projesine daha akılcı bir yaklaşım sunar.
Umarız, Ordu'nun "Çöp Sorunu"nu çözmeye matuf bir yermiş gibi düşünülen Ünye'ye yakışır bir çözüm getirilir.       

****
Öte yandan Çamlık için düşünülen bir projeden söz ediyor Sn. Güler...
Çöp alanına dönen Çamlık'a bir önceki Başkan'dan kötü bir miras kaldı.
Bir önceki Başkan'ın projesi Ünyelilerin tepkisini çekmişti.
Çamlık'ın her parçasını parselleyerek imara açan eski Başkan, buraların işyerleri biçiminde "halka hizmet" vereceğini ileri sürmüştü. 
Halkın ücret ödemeden yararlandığı bu alan, ancak belli bedeller ödenerek hizmet alınabilen işyerlerine dönüşecekti...
Bu defa nasıl bir projeden söz ediliyor?
"Kıyılar halkındır!" diyen yeni başkan, acaba eski başkandan farklı mı düşünüyor?
Ünye halkı bunu kabul etmedi.
Kendine ait olana sahip çıkmasını bildi.
Bu defa doğru olanı takdir edebileceği gibi, yanlış olanı da tenkit etmeyi bilecektir.
Selam ve saygılarımla.  

Ünyekent, 17.07.2019



3 Temmuz 2019 Çarşamba

Kültürel Miras Bilinci ve Restorasyon


Kültürel Miras Bilinci ve Restorasyon

Ortayılmazlar Mahallesi'ndeki son tarihi ev yangınıyla birlikte, önemli bir kültürel mirasımızı daha kaybetmiş olduk.
Kaybettiğimiz, sadece çocukluk yıllarımıza ait anılar değildir...
Gençlik döneminin heyecanı yahut geçmişe duyduğumuz özlemler de değildir.
Maalesef yanıp kül olan sadece bizimle sınırlı olmayıp, bizim dışımızda ama bizi de kapsayan bir değerler bütünüdür...

****
Geçtiğimiz hafta yangında kül olup giden bir Eski Ünye Evi'dir.
Kısaca, biz ona Kültürel miras diyoruz...
Kültürel miras veya "kültür mirası" daha önceki kuşaklar tarafından oluşturulmuş ve evrensel bir değer ifade eden eserlerdir.
Bu anlamda sadece bize ait bir değer olmayıp, tüm insanlığa mal edilir.
Dünya çapında "Kültürel ve Doğal Mirasın" korunmasından söz edilir ki, uluslararası bir sözleşmeye dayanır.
Bu sözleşmeye göre kültür mirasını üç sınıfta gruplandırmak mümkündür:
1- Anıtlar. Bu gruba mimari yapılar, heykeller, resimler, arkeolojik eserler, kitabeler, mağaralar ve eleman birleşimleri girmektedir. Bu grupta yer alan eserler tarihi veya sanatsal veya bilimsel olarak evrensel değerlere sahiptirler.
2- Yapı toplulukları: Bu gruba giren yapı toplulukları bulundukları konum nedeniyle tarihi, sanatsal ve/veya bilimsel olarak evrensel değerlere sahiptirler. Geçtiğimiz hafta yanan tarihi ev, bu konumda bir tarihi yapıydı.
3- Sitler: Bu gruba giren sit alanları ya insan ürünüdür, ya doğal bir şekilde oluşmuştur, ya da her ikisinin kombinasyonudur. Bu gruba giren sit alanları ya estetik, ya etnolojik ya da antropolojik bakımdan evrensel değerlere sahiptirler.

****
Yangından kısa bir süre önce, yine bir yangın tehlikesi geçirdiği söylenen tarihi ev birilerinin kalmasına müsait değildir, tinercilerin mekanı konumundadır.
Haliyle her türlü tehlikeye açık durumdadır.
Ünye'de buna benzer onlarca tarihi ev bulunmaktadır. Bir çoğu kendiliğinden yıkılıp gitmektedir. Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, restorasyonu masraflı olduğundan sahipleri tarafından ihmal edilmektedir. Restorasyon dışında inşaat izni olmayan bu gibi tarihi evlerin çoğunun rölevesi yapılmamıştır. Yıkılıp gitmeleri yahut yanmaları halinde ne yapılacağı bilinmemektedir.
Kültürel Miras Varlıklarını Koruma Kanunu gereği, yerlerine farklı bir yapının inşa edilmesi mümkün değildir.
Restorasyon teşviklerini yeterli bulmayan ev sahipleri, bu konuda herhangi bir girişimde bulunmamaktadır.
Kaderine terk edilen tarihi evlerimiz birer bire yok olmaktadır.
Ne yapılmalıdır?

****
Öncelikle bu tür restorasyonların yapılabilmesi için, tarihi ev sahiplerine sağlanan yardımların daha cazip hale getirilmesi gerekir. Destek konusunda ulusal ve uluslararası bazda bir çok kurumun teşviki söz konusudur ama yeterli değildir.
Konu bireysel olmaktan öte, kurumsaldır...
Çeşitli kurum ve kuruluşlara bu konuda ciddi görevler düşmektedir.
Restorasyonlara destek sağlanması yanında, ilgili kamu kuruluşlarına daha aktif görevler düşmektedir.
Örneğin, tarihi yapıların bazılarının mülkiyet haklarının satın alarak, bizzat bu kurumlar tarafından restore edilmesi sağlanmalıdır.
Kültürel miras bilincinin gereği budur...
Binaların giydirilmesi, örnek yapılar oluşturulması değil, eldeki tarihi yapıların kurtarılması öncelikli olmalıdır.
Ünye'de restorasyon faaliyetlerinin yoğunlaşmasından anladığımız budur.
               

03.07.2019 Ünyekent    




26 Haziran 2019 Çarşamba

Ünye Çınarsuyu Tesisleri



Ünye Çınarsuyu Tesisleri


Bu köşede Ünye'yle ilgili yazdıklarımızın çoğu Ordu BŞB odaklıdır..
Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı, bilindiği gibi geçtiğimiz dönem sona ermeden istifa ettirildi. Neden istifa ettiği ve istifanın ardından yaşadığı süreci bilmiyoruz. Ancak, Enver Yılmaz'ın ardından seçilerek icraatın başına geçen yeni Başkan Hilmi Güler'in de, eski başkandan farklı olmadığını gördük.
Zihniyet aynı olunca, icraat da aynılaşıyor.
Örnek mi? Ünye Çınarsuyu Tesisleri...
Bir türlü dikiş tutmayan bir plaj ve kamp yeri.
Bu kadar güzide bir yerin, bunca kötü kullanılması nasıl mümkün olabiliyor?
Anlamak zor!

****



Yıllar önce Ünye'nin çöp dökme alanı olan bu sahil, sonradan Orman İşletmesi emrine verilerek ağaçlandırıldı, mesire yeri ve plaj haline getirildi.
Uzun yıllar Çınarsuyu Turistik Tesisleri adıyla farklı kişi ve kurumların işletmesine verildi.
Geçtiğimiz dönem; Çınarsuyu Tabiat Parkı ve Yunus Emre Kuruluş Kampı adıyla Ordu BŞB'ye bağlı bir "Gençlik Kampı" biçimine getirildi.
Yılın iki ayında faal olan bu alan, bazı kurum ve/veya kuruluşların gençlik kampı biçiminde bu alan bugüne kadar geldi.
Bugün Çınarsuyu Tesisleri'nde yeni bir projeden söz ediliyor.
Ordu BŞB'nin şirketi ORBEL eliyle yeni bir yapılanmaya gidileceği basına yansıdı...
Proje nasıldır, ne yapmak isteniyor belli değil.
Amaç; her daim olduğu gibi halisane: "halka açık, isteyen herkese hizmet veren bir işletme olması için çalışmalar başlatılmış" durumda.
ORBEL burada nasıl bir şey yapacak, kimler eliyle nasıl bir hizmet sunulacak belli değil...
Kamuoyunda Çınarsuyu'nun yeni bir "Çamlık Projesi"ne dönüşme endişesi hakim!
Enver Yılmaz döneminde yaşananlar, Hilmi Güler döneminde tekerrür edecek  gibi görünüyor.

****
Konuya ilişkin Ordu BŞB'nin Belediye Meclisi toplantısında söz alan Meclis üyesi Kerim Ateş'i "siyaset yapmakla" suçlayan oturum yöneticisi başkan yardımcısı Celal Tezcan, "Meclisi kapatırım!" ihtarında bulunmuş...
Yani konunun görüşülmesini Belediye Meclisi'nde bile engellemiştir.
Başkan Sn. Güler ise ortalıkta hiç yok...
Nerede şeffaf yönetim?
Halktan gizleyerek mi halka "hizmet" vereceksiniz!

Tarihi Çınar Ağacı    

Nihayet aslına uygun bir "iyileştirme" yapılıyor.
Yıllar önce "tarihi ağacın böğrüne tuğlaları bastılar" diye yazmıştık. Aradan on beş yıl geçti, dallar kırıldı, milletin tepesine düştü. İçten içe koca çınar çürümeye devam etti. Nihayet sesimiz  amacına ulaştı. Konuyu bilen birileri duruma el attı. Yasa kapsamında ağaca bakım yapılmaya başlandı.



Umarız bu da İskele Bakım Projesi gibi teşebbüste kalmaz.
Tabelalar da yenilenecekmiş...
Madem öyle.
Öncelikle anıt ağacın önündeki iri puntolarla yazılan "Ünye" ışıklı levhasını kaldırın. Sonra da, ağaca doğru bir tanım getirin...
"Tarihi Anıt Ağaç" olmaz!
Tarihi bir ağaç zaten anıttır.
Anıt bir ağaç da tarihidir.
Pekiştirme sıfatı kullanmak istiyorsanız, onu ağacın özelliklerini yazarken belirtin, tanılarken değil...
Saygı ve selamlarımla.  


Ünyekent, 26.06.2019,