2 Ekim 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi - Helenistik Dönem (II)

 


Karadeniz Arkeolojisi - Helenistik Dönem (II)

 

“İskender’in MÖ. 323’te Babil’de öldüğünde, Makedon İmparatorluğu, Pers İmparatorluğu’nun kurumsal geleneğini neredeyse tamamen koruyordu. Belki de bu sayede askeri harekâtlar hızlı ve sancısız bir şekilde devam etmiş ve sonuçta devasa bir imparatorluk ortaya çıkmıştı. İskender’in vakitsiz ölümü, yeni hükümdarı sindirmeye çalışan büyük imparatorluk topraklarının kontrolü meselesini de gündeme getirdi.”[1] 

Gerçekten de Ön Asya ve Anadolu’da esas etkileşim, sekiz yıl süren İskender fetihleri sırasında değil, O’nun ölümünden sonra gerçekleşti. Büyük İskender'in MÖ. 323'de ölümüne kadar Ünye'nin de içinde bulunduğu Samsun, Tokat civarı otonom (bağımsız) durumda idi. Bu durum İskender fetihleri sırasında da değişmedi. MÖ. 750-550 tarihinde Büyük Kolonizasyon döneminde kurulan bu kentler, zaman zaman Pers hâkimiyetine girse de çoğunlukla otonom yapıda kaldı. Pers Kralı III. Darius'la savaşmak ve çabuk sonuç almak isteyen İskender, Doğu Seferi sırasında Karadeniz kıyısına çıkmadı. Her ne kadar mitolojik öykülerde İskender'le Amazon Kraliçesi Thalestris'in Karadeniz'de buluşmalarından söz edilse de bazı kaynaklarda bu durum reddedilmektedir.

 


İskender’in Rotası ve Karadeniz

 

Ankara’ya kadar gelen İskender’in buradan güneye yöneldiği ve Tarsus’taki direnişi engellemeye gittiği bilinir. Buna rağmen bazı kaynaklar İskender’in Karadeniz buluşmalarından söz eder. Hatta Mısır’da, Basra Körfezi’nde kurduğu gibi Kafkaslar’da da bir Aleksandria kenti kurduğu söylenir.[2]

 

İskender ve Skyth (İskit) Buluşması

 

Rivayetlerden biri Amazon kraliçesinin İskender’i ziyaretine ilişkindir ki, bu buluşmanın Karadeniz’e yakın bir yerde gerçekleştiği rivayet edilir. Amazon efsanesinin İskit ordusundaki kadın savaşçılara öykünerek yaratıldığı kabul edilir. Bu benzeşmeden hareketle Arrianos da benzer bir buluşmadan söz eder. İskender’in “barbar” olarak nitelediği Skythler ile görüştüğünü nakleden Arrianos, buluşmayı şöyle nakleder: “Homeros’un destanlarında övdüğü, yurtları Asya’da bulunan fakir ama adaletli Skythlerin gönderdiği elçiler İskender’in yanına geldi.”[3]

Ayrıca Arrianos, merkezi bir yapıya sahip olmayan Skythlerin (İskit, Saka), İskender ordularıyla yaptığı savaşları anlatır.


 

İskender ve Sinoplu Diyojen

 

İskender’in rotası Karadeniz’e uğramasa da Sinopeli ünlü filozof Diyojen’le Korint’te buluşması hikâye edilir. Sinop’ta yaşayan Diyojen’in korsanlar tarafından kaçırılıp Xeniades isminde bir adama satılarak Korint’e götürüldüğü ileri sürülür.

 Korint’e gelen Büyük İskender, burada Diyojen’i ziyaret etmiş ve bir dileği olup olmadığını sormuştur. O ise soruya “Gölge etme başka ihsan istemem.” yanıtını vermiştir. Verdiği cevabın asıl hali işaret parmağıyla güneşi göstererek, "Benden bana veremeyeceğin şeyi esirgeme" şeklindedir. Daha sonraları İskender bu olay üzerine "İmparator İskender olmasaydım, 'Diyojen' olmak isterdim" dediği rivayet edilir.

İskender’in rotasında Karadeniz’e en yakın nokta, Galatia’daki Ankyra’dır (Ankara). Burada onu Paphlagonia heyeti karşılar. Bu buluşma, İskender’in Karadeniz temasına ilişkin akla yatkın en gerçekçi veridir.

 

Paphlagonia

 

Anadolu topraklarına MÖ 12. yüzyılda yaşanan Ege göçleri çerçevesinde Phryg ve Bithynler ile birlikte geldiği düşünülen Paphlagonlar, bu tarihten Pers egemenliğinin başladığı döneme değin Kuzey Karadeniz bölgesinde bağımsız bir krallık altında yaşamışlardır. Anadolu Demir Çağında bölge Paphlagonia olarak ilk kez Homeros’un İlyada destanında karşımıza çıkar.[4]

Hititlerin yıkıldığı dönemde (II. Şuppiluliuma MÖ 1210-1190), bölge bir müddet Phryg hâkimiyetine girer.  Ardından, MÖ 7. Yüzyıl’da Kimmer istilasına maruz kalır. Lydia kralı Alyettes’in Kimmer tehlikesini ortadan kaldırmasından sonra Kroissos Dönemi’nde (MÖ 561-546), bölge Lydia egemenliğine girmiştir. MÖ 546 yılından itibaren bölgede Pers hâkimiyeti başlar.[5]

Paphlagonia, Pers hâkimiyetinin ardından İskender İmparatorluğunun yönetimi altına girdi. Büyük İskender, öncelikle, MÖ 334’teki Granikos Muharebesi’ni müteakip Ionia, Karia, Lykia ve Pamphylia’daki şehir devletlerinin kendisine bağlılığını sağladı.

Paphlagonialılar MÖ 334’te Ankyra’ya ulaşan Büyük İskender’e bir heyet gönderdiler. Paphlagon heyetinin itaat sözüne karşılık Büyük İskender Paphlagonia’yı vergiden muaf tutarak Hellespontos Phrygia valiliğine atadığı komutanı Kalas’ın idaresine verdi.[6]

Büyük İskender’in Pers satraplık sistemini yapısal olarak devam ettirdiği dikkate alınırsa Paphlagonia’da Kral Otys’den sonra kurulan düzenin bu dönemde de muhafaza edildiği düşünülebilir.

Hellenistik Dönem siyasi tarihi açısından belirleyici niteliği bulunan MÖ 301 İpsos ve MÖ 281 Korupedion Muharebelerinde Anadolu’da ortaya çıkan güç boşluğu Pergamon, Bithynia ve Pontos krallıkları tarafından dolduruldu.

MÖ 298 yılında Ktistes Mithridates, Olgassis (Ilgaz) Dağları’ndaki Kimiata’da Pontus Devleti’ni kurdu ve bölgeyi hâkimiyeti altına almaya başladı.

MÖ 75/74 tarihinde Roma egemenliğine giren Paphlagonia’nın aynı dönemde Pontos ve Bithynia krallıklarının ve Galat kabilelerinin etkisine maruz kaldığı görülmektedir.

Dönem içerisinde çeşitli yerel ve bölgesel krallıklar arasında el değiştiren Paphlagonia, MÖ 71-70 yıllarında kıyı kentlerinin Roma Komutanı Lucullus tarafından alınması, MÖ 67-64 yılları arasında komutan Pompeius Magnus tarafından tüm bölgenin ele geçirilmesiyle Karadeniz kıyıları ve iç kesimleri Roma İmparatorluğu’nun sınırları içerisine girdi.[7]

 

İskender Sonrası Dönem: Diadokhlar

 

İskender’e en yakın olan komutanlar, imparatorluğun başına geçmek ya da belirli bölgelerde yönetimi ele almak için birbirleriyle mücadeleye başladılar. Çok geçmeden, “Diadokhlar” (Diadokhoi; tekili diadokhos) adı verilen İskender’in ardılları, yani ona yakın olan komutanlar, Babylon’da bir Devlet Konseyi oluşturarak, imparatorluğun yönetim biçiminin nasıl olacağı konusunu tartıştılar. İmparatorluğun başına vekâleten atanacak adaylar arasında adı en çok geçenler Perdikkas, Ptolemaios, Seleukos, Lysimakhos, Antipatros, Krateros ve Antigonos idi. İskender’in karısı Roksane’nin doğacak çocuğunun erkek olması halinde, Konsey onu kral seçecekti.

İmparatorluk naibi Perdikkas geçici olarak yönetimi devralsa da aralarında anlaşamadılar, kanlı bir savaşa giriştiler.

Makedonya’daki Kassandros da devreye girerek, MÖ. 311’de, İskender’in oğlu ile annesi Roksane’yi öldürttü. Tahtın yasal vârisi ortadan kalkınca, Diadokhlar arasındaki mücadele daha kızıştı.

Phrygia’mn batısında Ipsos’ta Antigonos yenildi ve öldürüldü. Hâkimiyet alanı Lysimakhos ve Seleukos’un eline geçti. Ancak onlar da aralarında anlaşamadı, Korupedion’da yapılan savaşta, Seleukos, 80 yaşındaki Lysimakhos’u yenilgiye uğrattı ve öldürdü (MÖ. 281). Böylece, “Diadokhlar Savaşı” sona erdi.

Seleukos, Anadolu’nun ve Indos’a değin Doğu’nun egemeni oldu. Bu, hemen hemen Mısır ve Hindistan dışında, İskender’in fethettiği topraklara eşitti.

Korupedion Savaşı galibi Seleukos, ertesi yıl (M.Ö. 280) Ptolemaios Keraunos tarafından öldürüldü.

İskender İmparatorluğu’nun paylaşılan topraklarında şu krallıklar oluşturuldu:

Mısır’da, Ptolemaioslar (I. Ptolemaios Soter’in yönetiminde)

Ön Asya’da, Seleukoslar (I. Antiokhos Soter'in yönetiminde)

Makedonya’da, Antigonoslar (I. Antigonos Gonatas’ın yönetiminde)

Bu arada kuzeyden Kelt akınları başladı. Kekler (Galatlar) Orta Anadolu’ya (Galatia) yerleştiler. Anadolu’da Seleukos egemenliğinin başlamasıyla birlikte daha küçük bazı krallıklar da kuruldu: Bergama (Pergamon), Bithynia, Pontos ve Kappadokia krallıkları. Gerçekte bu krallıkların kuruluş yılları daha önceye gitmektedir; ancak tarih sahnesinde belirgin bir şekilde yer almaları M.Ö. 3. yüzyılda olmuştur.[8]

Kuzey'in satrapı Pergamon kralı Eumenes idi. Ancak Karadeniz'de hâkimiyet kuramadı. Bu tarihten sonra Ünye ve çevresinde 200 yıl Pontos Krallığı egemen oldu. Pontos kültürü, Klasik Yunan felsefesiyle Pers kültürünün bir sentezidir.

Pontos Kralı VI. Mithridates’ in Romalı komutan Pompeius'a yenilmesiyle birlikte tüm Karadeniz Roma hâkimiyetine girdi (MÖ. 67). Rum diye bilinen Roma tebaası ve onların kültür birikimi, 1923-24 Mübadelesine kadar sürdü.

İskender sonrası ve Roma İmparatorluğu dönemi Anadolu ve Karadeniz arkeolojisi açısından son derece önemlidir. Çünkü bu dönemde doruğa çıkan antik mimari ve diğer sanat eserleri (özellikle Ege Bölgesi’nde) Hellenistik Çağ’ın ürünüdür. Çağa damgasını vuran ise, sekiz yıl süren saltanatıyla Makedon Kralı III. Alexandra yani Büyük İskender’dir.

 

 

Kaynaklar:

 

Erbaşı, F.S., Doğancı, K.-Anadolu Uygarlıkları, Paradigma Akademi Yay. Çanakkale, 2023

Arrianos, Flavius. İskender’in Seferi, 2005, Alfa Yay.

Murat Arslan, Arrianus’un Karadeniz Seyahati (Arriani Periplus Ponti Euxini), İst. 2005, Odin Yay.

Tekin, O. Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İletişim Yay. İst. 2008

Işık, Adem. Antik Kaynaklarda Karadeniz Bölgesi, Türk Tarih Kurumu Yay. 2001

Dökü, F.E., Paphlagonia Bölgesi Kaya Mezarları ve Kaya Tapınakları, Doktora tezi, Akdeniz Üniversitesi, Antalya 2008

 

02.10.2024, Ünyekent



[1] Erbaşı, F.S., Doğancı, K. S. 350

[2] Arrianos, s. 190

[3] Arrianos, s. 141

[4] Homeros XIII, s. 639-660

[5] Işık, A. 2001, s. 10

[6] Arrianos, II.4.2

[7] Dökü, F,E. 2008, s.12

[8] TEKİN, O. S. 143

25 Eylül 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi - Helenistik Dönem (I)

 


Karadeniz Arkeolojisi - Helenistik Dönem (I)

 

“İskender’in Hellespont’u geçtiği M.Ö. 334 yılı, Hellen Uygarlığı ve bütün dünya için büyük önem taşıyan yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. “Hellenistik Çağ” olarak bilinen ve Augustus ile son bulan (MÖ. 330-30) yaklaşık 300 yıllık bu tarihi dönemde, Hellen Uygarlığı Asya ve Afrika’ya değin yayılmıştır.”

                                                       Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal

 

Büyük İskender, antik dünyanın en büyük askeri dehalarından biri olarak düşünülür. O zamanlar keşfedilen dünyanın neredeyse yarısını ele geçirerek, sınırları Makedonya’dan Hindistan’a uzanan büyük bir imparatorluk kurdu. Sınırlarını genişletmek için giriştiği bütün savaşlardan zaferle çıktı.

Büyük İskender 13 yıllık krallık süresince kazandığı zaferleri büyük oranda Makedonya ordusuna borçludur. En dar manada İskender’in ordusu yaya ve atlı askerlerden oluşuyordu. Yaya (piyade) askerler, ordunun bel kemiğini teşkil etmekteydi. Piyadelerin özünü ise Falankslar oluşturmaktaydı. Falanks birlikleri, o dönemin bütün askerlerinden daha iyi silahlara ve zırhlara sahipti. Bu askerler sayesinde, düşmanın direnişi büyük ölçüde kırılıyordu. Kusursuz bir disipline sahip olan Falankslar, savaşın en şiddetli anlarında bile düşman karşısında bozulmuyor ve disiplinini koruyabiliyordu.[1]

Ordunun gücüyle Büyük İskender’in savaş taktikleri birleşince, yapılan seferlerde başarı elde edildi.

 

Büyük İskender ve filozof Aristoteles



Büyük İskender ve Doğu seferi

 

Büyük İskender (III. Aleksandros), II. Philippos ile Olympias’ın oğluydu. İyi bir eğitim aldı, Aristoteles’in öğrencisiydi. Babasının ölümünden sonra, M.Ö. 336’da 20 yaşında bir delikanlı iken Makedonya tahtına geçti. İlk işi babasının katillerini cezalandırmak oldu. Daha sonra Korinthos Birliği tarafından birliğin hegemorı’u (önderi) ve Pers seferinin de komutanı seçildi. İskender, bir yandan TrakyalIları ve Illyrialıları kontrol altında tutmaya çalışırken, öte yandan Pers İmparatorluğuna karşı yapacağı seferin hazırlıklarıyla meşgul oluyordu.

Makedonya ve Yunanistan’daki meseleleri babasının subaylarından Antipatros’a bırakan İskender, içlerinde okçuların da bulunduğu 30.000 piyade ve 5.000’den fazla süvari ile Hellespontos’a (Çanakkale Boğazı) yöneldi.

M.Ö. 334 baharında Anadolu’ya geçti. İlk iş olarak Ilion’a (eski Troia) gidip, Athena’ya kurban sundu; Troia Kralı Priamos’un mezarını ziyaret ederek Troia Savaşı kahramanlarına karşı saygısını dile getirdi.

Perslerle ilk karşılaşma Granikos (Biga Çayı) yakınında oldu. Persler kesin bir yenilgiye uğradılar (M.Ö. 334). Granikos Savaşı ile Anadolu’nun kapısı İskender’e açıldı.[2]

Granikos zaferinden sonra İskender, Hellespontos Phrygiası’nın başkenti Daskyleion’u (Bandırma'nın 30 kilometre güneyinde) herhangi bir karşı koyma ile karşılaşmadan ele geçirdi.



İskender güneye inerek Lydia’nın başkenti Sardeis’e doğru yürüyüşe geçti. Kente yaklaştığında Lydia Satrabı Mithrines ve beraberinde bulunan, kentin ileri gelenleri İskender’i karşıladılar ve kentin teslim olacağını bildirdiler. İskender, Pers dönemindeki yerel yönetim mekanizmasını (satraplık düzeni) bozmadı; sadece idarecilerini değiştirdi. Özellikle mali ve askerî yetkiler Yunanların ve Makedonların kontrolüne verildi.

Ephesos, Magnesia ve Tralleis’ten (Aydın) sonra Miletos’taki direnişi kırarak kenti ele geçirdi. Karia’ya yürüyerek uzunca bir direnişten sonra Halikarnassos’u teslim aldı.

Askania Gölü’nün (Burdur Gölü) kıyısını izleyerek Phrygia’ya giren İskender birkaç günlük yürüyüşten sonra Kelainai’a (Dinar) vardı. Çoğunlukla Pers Satrapları anlaşma yolunu tercih ederek, direnmeden teslim oluyorlardı.

 


Gordion Düğümü

 

Kelainai’dan ayrılan İskender, Phrygia’nın önemli kentlerinden ve eski Phrygia Krallığı’nın başkenti olan Gordion’a (Yassıhöyük) geldi. Arrianos’tan öğrendiğimize göre kral, orada Midas’ın sarayına giderek, Gordios’un efsanevi arabasını ve boyunduruğundaki kayışları görmek istedi. Biliyordu ki efsaneye göre, arabanın boyunduruğundaki kayışı çözen kimse “Asya’nın hâkimi” olacaktı. Bundan sonrasını Arrianos’un ağzından dinleyelim:

“...Bu kayış kızılcık ağacının iç kabuğundan yapılmış, ne başlangıcı ne de sonu belli olmayan bir bağ idi. Bazılarının dediğine göre İskender kayışı çözmenin imkânsız olduğunu anlayınca Phrygia halkının kendisinden kuşku duymasını istemediğinden kayışı kılıcıyla kesmiş. Ve böylece düğümün artık çözülmüş olduğunu ilân etmiş.”[3]

Ertesi gün İskender Galatia’daki Ankyra’ya (Ankara) doğru yola çıktı. Burada onu Paphlagonia heyeti karşıladı. Onları Phrygia satrapı Kalas’ın idaresine bağlayan İskender Tarsos’a yönelerek Kilikya’yı ele geçirdi. Paphlagonia, İskender’in Karadeniz kıyı bölgesiyle tek bağlantısıydı. Çünkü rotası güneye ve daha sonra doğuya doğru yöneldi.

 


İssos Savaşı

 

İskender rahatsızlığından ve Tarsos’ta ve teftişten dolayı da bir süre Soloi’da kaldıktan sonra tepelerdeki Kilikialılara tekrar akın yaptı. Pers kralı Dareios ise Issos’a (Yeşil Höyük, eski adıyla Kinet Höyük) doğru yola çıktı.

Dareios’un ordusu Pinaros Irmağı’nın (Deliçay veya Payas Çayı?) kuzeyinde, İskender’in ordusu ise güneyinde mevzilendi. Birtakım manevralardan sonra ordusunu savaş düzenine soktu. Sağ ve sol kanatlara komutanlarını görevlendirdi. İskender’in saldırıya geçtiğini öğrenen Dareios ordusunun bir bölümüne karşı taarruz emri verdi. Şiddetli bir savaş oldu. İskender, sayıca daha fazla askere sahip olan Dareios’un ordusu karşısında üstünlüğü ele geçirdi. Dareios, kalkanını, pelerinini ve hatta yayını bile savaş arabasında bırakarak atına atlayıp kaçtı. İskender, Pers kralının bıraktığı eşyaları alarak karargâhına döndü. Dareios’un çadırında bulunan annesi, karısı ve üç çocuğunu esir aldı (M.Ö. 333)

İskender buradan Suriye’ye yöneldi ve Mısır’ı fethetti.

 

Gaugamela Savaşı

 

İskender, MÖ. 331’de Mısır’dan ayrılarak, Pers Kralı Dareios’un asıl ordusunun bulunduğu Babylonia’ya girdi. İki ordu Mezopotamya’da Arbela (Erbil) yöresindeki Gaugamela Ovası’nda karşılaştı. Savaş taktiği ve İskender’in zekâsı, Pers ordusunun bozguna uğramasına neden oldu; Dareios kaçtı. Gaugamela Savaşı’ndan sonra İskender, “Asya Kralı” ilân edildi; Persler ise bir daha toparlanamadılar.[4]

İskender, Pers İmparatorluğumun başkentleri olan Babylon, Susa, Persepolis ve Ekbatana’yı (bugün Hemedan) ele geçirdi; imparatorluğun hazinelerine el koydu. Antik kaynaklarda İskender’in eline geçen Pers servetinin 40-50 bin talantotı (yaklaşık 1.000 ton altın) arasında olduğu öne sürülmektedir. Bir süre sonra Dareios, kendi adamlarından biri olan Baktria Satrabı Bessos tarafından öldürüldü.

MÖ. 327-325 yılları İskender’in Hindistan seferine çıktığı yıllardır. Böylece imparatorluğun doğu sınırlarını Hyphasis ve Aşağı Indos (Sind) havzasına değin genişletti.

Ne var ki, İskender çok geçmeden ateşli bir hastalığa yakalandı. MÖ. 323’te, henüz 33 yaşındayken Babylon’da (Babil) öldü.


 

Persepolis

 

Antik dünyanın ilk imparatorluk başkentidir Persepolis. Yapımına M.Ö 521’de, Ahameniş İmparatorluğu’nun Pers Kralı Darius I zamanında başlanır. Döneminin en büyük zenginlik ve güç göstergesi olan bu şehir, “Krallar Kralı” unvanını taşıyan Darius’un imparatorluğuna, zamanda ve mekânda sonsuz olma anlamına gelen imperium sine fine (sonu olmayan imparatorluk) sıfatını Roma’dan çok daha önce kazandırır. 10000 kişilik tören salonu, görkemli yapıtları ve “Güneş’in Altındaki En Zengin Şehir” unvanıyla Persepolis; imparatorluğun, -bir anlamda dünyanın- ta kendisidir, orbis terrarum‘dur.[5]

Büyük bir yıkım tutkusuyla M.Ö. 331’de Persepolis’e giren İskender, şehri yerle bir ederek, Atina’nın intikamını alır. Persepolis yakılır ve İskender yıkma arzusunun en eski örneklerinden birini gerisinde bırakarak şehirden ayrılır.

Sonradan “büyük” (megas) unvanıyla anılacak olan İskender’e hayranlık duyma konusunda babası Philippos yalnız değildi. Aralarında Sezar (Caesar), Pompeius, Augustus, Caligula, Caracalla gibi Roma’nın meşhur şahsiyetleri ve imparatorları, Pontos Kralı Mithridates Eupator (VI. Mithridates), Fransa’nın ünlü generali Napolyon da aralarında olmak üzere tarihin birçok ünlü şahsiyeti Büyük İskender’e hayranlık duydu ya da öykündü. Fakat Roma’nın stoacı Filozofu Seneca ile Lucianus, Aziz Augustinus ve Dante gibi kimi entelektüellere ve hümanistlere göreyse İskender hayran olunacak, öykülenecek biri değildi. Onların nazarında İskender, kentleri yakıp yıkıp talan eden, onların felaketi olan, akıl sağlığına güvenilmez zavallı biridir. Yalnızca düşmanlarının değil dostlarının da felaketi olan bir adamdır. Öç alma hırsına sahip bir hayduttur. Nehirleri kana bulayan, yeryüzünün felaketi, yakıp yıkma iştahına sahip alçak bir adamdır. Tirandır, katildir, hırsızdır.[6]

Büyük İskender'in Persepolis'i yakıp yıkmdan önce kentte düzenlediği şölen

Otuz üç yıllık ömre dünyanın fethini sığdıran ve bunu sadece on üç yılda tamamlayan bir tarihi karakter olarak İskender, hakkında en çok söz edilen ve mitolojik kahraman düzeyine getirilen şahsiyetlerden biri oldu. Eski Türk yazınına ve İslami kaynaklara kadar sirayet eden bu karakterin açtığı Hellenistik Çağ sadece Anadolu’yu değil, tüm dünyayı etkiledi.

Peki, Karadeniz’e yansıması nasıl oldu?    

 

 

Kaynaklar:

 

Akurgal, Ekrem – Anadolu Uygarlıkları, Phoenix yay. Ank. 2017

Arrianos, Flavius - İskender’in Seferi (Aleksandrou Anabasis), Alfa Yay. İst. 2005

Odin Yay. İstanbul, 2005

Brunt, P.A.- Arrianus; Anabasis of Alexander, Volume II: Books 5-7. Cambridge,

Massachusetts: Harvard University Press. 2014

Tekin, Oğuz-Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İstanbul 2018, İletişim Yayınları.

Kaya, Mehmet Ali-Türkiye’nin Eskiçağ Tarihi, Cilt 3, Bilge Kültür Sanat Yay. İst. 2019

Timur, Barış - Yıkmanın Yaratıcı Tutkusu: İskender ve Persepolis, Fihrist, Makale-Eleştiri

 

25.09.2024, Ünyekent



[1] Falanks, Latince bir tıp terimidir ve parmak kemikleri anlamındadır. Falanks düzeninde hoplitler, omuz omuza dizilmiş saflar oluştururlar ve kalkanlarını birbirlerine kilitlerler. Piyadeler 5 m. uzunluğunda mızrak kullanırlar ancak hareketlerini engellememesi için kalkanları nispeten küçük olurdu. (Herodotos)

[2] Tekin, Oğuz, age. s. 122

[3] Arrianus, s. 57

[4] Tekin, Oğuz, s. 132

[5] Timur, Barış, adı geçen makalede; “dünyanın tekeri".

[6] Kaya, M.A, s. 31

18 Eylül 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Pers Egemenliği

 


Karadeniz Arkeolojisi – Pers Egemenliği 

 

“Onlar Batı’nın gözünde ‘barbarlıkları’ yüzünden Doğu’nun Hellenizm yoluyla uygarlaşmasını geciktirmişti. Oysa Orta Asya’dan Ege’ye uzanan Akamenid [Pers] hanedanlığı ilk dünya imparatorluğunu kurdu.” Dr. Olivier Casabonne

 

Kralları Büyük Kyros tarafından M.Ö. 547/546’da Lydia Krallığı’na son veren Persler, 200 yıl boyunca Anadolu’ya hâkim oldular. I. Darius (MÖ. 521-486) zamanında sınırlarını en geniş seviyeye getiren Persler’in bu hâkimiyet MÖ. 331’te Pers Kralı III. Darius’un Büyük İskender’e yenilmesiyle (İssos ve Gaugamela Savaşları) son buldu.


Pers kralı Kyros (MÖ. 559-530)

I. Darius (MÖ 549 - MÖ 485)


 

Anadolu’da Pers Hâkimiyeti

 

Kimmerler’in Frig egemenliğine MÖ 585’te son vermesi sonucu, Anadolu'da önce Medler (MÖ 585) daha sonrada Persler (MÖ 547) görülür. Persler bölgeyi ‘Satrap’ adını verdikleri valilerce yönettiler.

Kimmerler’i takip eden İskitler, Karadeniz üzerinden Anadolu’ya gelmiş ve Kimmerler’i tarih sahnesinden silmişlerdi. Persler de MÖ. 529’da İskitler’in varlığına son verdi, Ardından Anadolu’daki Yunan hâkimiyetini yıktı ve 200 yılı aşkın bir süre Anadolu ve çevresine hâkim oldu.

Persler Anadolu’da kendi hâkimiyetlerini kurduktan sonra Anadolu’nun idari yapısında köklü değişiklikler meydana getirdi. Anadolu’yu satraplık adı verilen idari bölgelere ayırarak Anadolu’nun her köşesinde düzenli bir yönetim uyguladılar. Anadolu’da genel manada hoşgörülü bir politika izleyen Persler kendi kültürleriyle Anadolu kültürünü harmanlayıp mimari eserler ve çeşitli materyaller meydana getirdiler.

 

Kapadokya Satrapı Ariarathes adına basılan Sinope drahmisi (MÖ 333-322).

Karadeniz’de Pers Egemenliği

 

Persler’in Anadolu’nun tamamına hâkim olduğu dönem MÖ. 547-333 yılları arasındadır. Anadolu’nun diğer bölgelerine nazaran Karadeniz kıyıları ve Yunan koloni kentleri nispeten otonom yapılarını korudular. Ancak ticari ilişkileri ve tabi oldukları güç Batı’dan Doğu’ya kaydı. Karadeniz’deki Yunan kolonileri Anadolu’nun Pers egemenliğine girmesiyle birlikte Perslerin denetimine tabi oldular. Bu dönemde Karadeniz’in zengin maden yatakları ve ormanlar Perslerin eline geçti.

Sık sık Kimmer ve ardından İskit saldırılarına maruz kalan Karadeniz halkı, Pers işgali altında daha istikrarlı bir yaşam sürdü. Pers hâkimiyeti altında bölgede satraplık yönetimi dışında somut bir değişimden söz edilemez.

Pers kralı II. Kyros (MÖ. 559-530), MÖ. 546’da Lidya kralı Kroisos’u (MÖ. 560-547) mağlup etmesiyle birlikte tüm Anadolu, Karadeniz ve çevresi Pers işgali altına girmiştir.[1]

Karadeniz’in zengin maden kaynakları ve ormanlarının Perslerin eline geçmesiyle birlikte Pers orduları lojistik anlamda daha da güç kazandı.  

Darius I. (MÖ. 521-486) döneminde Anadolu’ya ve yakın çevresine hâkim olan Persler, vergi toplamak, asker derlemek, otorite kurmak gibi nedenlerle yönetimi altındaki toprakları 23 satraplığa (nomos; vergi bölgesi) ayırmıştır. Karadeniz’in Paphlagonia Bölgesi 3. Satraplık Bölgesi olup 300 talent vergi ödemekle yükümlüydü. Doğu Karadeniz Bölgesi ise, 19. Satraplık olup Ordu-Trabzon arasını kapsamakta ve yöre ahalisi 300 talent gümüş vergi ödemekteydiler.[2]

Persler, siyasal egemenlikleri zarar görmediği sürece çoğunlukla mevcut yapıların devam etmesi ya da daha etkin bir düzeye ulaşması yönünde bir eğilim gösterirler. Bölgelerarası ekonomik ilişkiler ve uygulamalar da, aynı şekilde, Pers idaresinin yerel özellikleri dikkate alan yönetim anlayışına paralel bir gelişim çizgisi üzerinden ilerler. Bu durumun en önemli yansıması kendini sikke üretim ve dağılımında gösterir. Özellikle, Anadolu’nun kıyı kesimlerinde ele geçen ve daha çok MÖ 5. yüzyıla tarihlendirilen sikke definelerinin baskın yerel özelliği, bu sikkelerin bölgelerarası ticari faaliyetlerden ziyade yereldeki ihtiyaçları karşılamak için üretildiklerini gösterir.

MÖ 330’da Kapadokya kralı I. Ariarathes adına basılan drahmiler, Gaziura’da olduğu gibi Pers standartlarında uygundur. Bu dönemde Amisos ile kıyaslandığında iç kesimler ile daha kolay ulaşıma sahip olan Sinope’un ticari potansiyeli hızla artmıştır. Yine bu döneme ilişkin olarak Sinope, Amisos ve Trapezus gibi bölgelerde çağın en önemli ağırlık birimlerinden olan gümüş sikkeler basılması, bölgenin zenginliğini ortaya koyması açısından önemlidir.[3]

Karadeniz Bölgesi,  Pers Krallığı için ekonomik bir kaynak ve askeri diğer hizmet alanları için elverişli bir bölge durumundaydı.


Persepolis  duvarlarında Pers rölyefleri

 Perslerin 5. ve 6. Yüzyıl Ön Asya’sına Damga Vurması

 

Tarihte parayı keşfeden ve ilk kez dolaşıma sokan Lydia Krallığıdır. Persler, Lydia Krallığını yıkmış, başkent Sardies’i ele geçirmişlerdi. Ancak Persler, Lydia’nın bu keşfine sahip çıkıp, Lydia Sikkelerini taklit ederek tüm Anadolu’da bir para ekonomisi kurmuşlardı. Karadeniz Bölgesinde de dönemin Pers sikkelerine rastlanması, egemen unsurların askeri-siyasi düzen yanında ekonomik yapılanmayı da sağladıkları anlaşılmaktadır.

Perslerin Anadolu, Ege, Akdeniz ve Yakındoğu’nun büyük bir bölümünde egemen olduğu MÖ 6. ve 5. yüzyıllara tarihlendirilen sikke definelerinin içerikleri ve bölgesel dağılımları ölçüt alındığında, Pers hâkimiyetinin bölgelerarası ticari-ekonomik ilişkilerin devamı, hatta gelişimi yönünde olumlu bir etkisinin olduğu görülür. Perslerin Anadolu’da iki yüz yıla varan (MÖ yak. 547-330) hâkimiyeti, Anadolu’nun değişik bölgelerindeki farklı sosyo-politik yapıları ve bölgesel ihtiyaçları göz önüne aldığı bir idari sisteme dayanır.    

II. Kyros (Büyük Kyros) önderliğinde Perslerin, Ön Asya tarihinde ilk kez belirli bir ulusa bağlı olmayan bir devlet kurma fikriyle hareket ettikleri düşünülse de; Pers Devleti esas olarak irili ufaklı devletler, şehir devletleri ile aşiret ve kabilelerin karışımından meydana gelen suni bir organizasyon olmaktan kurtulamamıştır. Bununla birlikte devletin her yerinde geçen tek para sistemi uygulaması, krallığa bağlı tüm ülkeleri baştanbaşa kat eden bir yol ağı ve bu yollar üzerinde düzenli bir posta teşkilatının kurulması ülke bütünlüğünü sağlamak için yapılan gayretlerin bir göstergesi durumundadır. Bu yollar içerisinde, üzerinde yüz on bir posta istasyonu bulunan Kral Yolu en önemlisidir. Bu yol Efesos’tan başlayarak Sardes üzerinden Sakarya’nın dirsek yaptığı yerde bulunan Gordion’a ulaşıyordu. Buradan Kapadokya’da bulunan Pteria’ya gidiyordu. Oradan Doğu Anadolu’nun engebeli arazisinden geçerek, Dicle Vadisi istikametinde Mezopotamya’ya ulaşıp Susa’da son buluyordu.[4]

 

Persler Anadolu'ya ne zaman geldi?

 

Lydia'nın başkenti Sardies'in, MÖ 546 yılında Pers krallığının kurucusu Kyros tarafından ele geçirilmesi ile Batı Anadolu Pers topraklarına katılmıştır. Pers egemenliğinin başlaması ile Yunanlıların MÖ 650'den MÖ 545'e kadar süren 100 yıllık dünya kültür liderliği sona ermiştir. Günümüz İran'ının antik sakinleri olan Persler; antik dünyanın MÖ 550'den MÖ 330'a dek gelişen en büyük ve en güçlü imparatorluklarından birini kurdular.

En güçlü döneminde –Akhamenid (Ahameniş) İmparatorluğu olarak da bilinen- Pers İmparatorluğu, II. Kyros önderliğinde Akdeniz’in doğusundan Hindistan’ın batı sınırına dek uzanıyor ve farklı farklı kültürler ile etnik gruplara ev sahipliği yapıyordu. İmparatorluk en sonunda MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender tarafından Asya Seferi sırasında fethedildi.

 

Antik Persler Kimdi?

 

Antik Persler, MÖ 2. binyılın sonlarında muhtemelen Kafkaslar veya Orta Asya’dan İran Platosu’na göç eden bir Hint-İran halkıydı. Esasen hayvanları ile birlikte bozkırlarda dolaşan çobanlar olan bu insanlar, etnik olarak Baktriyalılar, Medler ve Partlar ile akrabaydılar. MÖ 5. yüzyılda Yunan tarihçi Herodotos; bu insanların birkaç farklı kabileye bölündüğünü, bu kabilelerden en güçlüsünün Pasagard adlı kabile olduğunu ve Akhamenid klanının da bu kabileye mensup olduğunu yazmıştı.

Antik Asur kenti Nimrud’da bulunan ve Kral III. Shalmaneser’e ait olan Kara Dikili Taş.

Pers halkının varlığından ilk olarak Orta Doğu yerlisi bir etnik grup olan Asurluların kaynakları bahsediyor. Asurluların MÖ 9. yüzyıldaki kralı III. Shalmaneser, günümüzde Güneybatı İran olan bölgede yaşayan ve Parsua olarak adlandırılan bir halkla yaşadığı karşılaşmayı kayıt altına almıştı. Çivi yazısı ile yazılan bu kayıt, 1846 yılında keşfedilen ve III. Shalmaneser’in başarıları ile askeri eylemlerini abideleştirip kaydeden Kara Dikili Taş üzerinde yer alıyor. Bilim insanları bu kireç taşından obeliskin muhtemelen MÖ 825 yılında oyulduğunu düşünüyorlar.

İssos Savaşo MÖ. 333
 

Pers İmparatorluğu’nun Sonu

 

MÖ 334 yılında genç Makedon hükümdarı Büyük İskender, Çanakkale Boğazı’nı (Hellespont) geçti ve Pers İmparatorluğu’nu istila etti. Persler ile ilk savaşını Granikos (Biga Çayı) yöresinde yaptı.

Perslerin yıkılışını hızlandıracak olan İssos (Yeşil Höyük) savaşında, iki ordu bu bölgede bulunan Pinaros Irmağı’nda karşı karşıya geldiler. III. Darius ve Büyük İskender ordularının başında savaşa girdiler. Savaş, Büyük İskender’in ordusunun üstünlüğü ele geçirmesiyle Perslerin aleyhinde sonuçlandı ve Persler ağır bir yenilgi daha aldı (MÖ 333).

Büyük İskender, İssos zaferinden sonra Mısır bölgesini de Perslerden aldı ve MÖ 331 yılında Pers İmparatorluğu’na tamamen son vermek amacıyla Suriye üzerinden Mezopotamya’ya girdi. Gaugamela (Arbela) bölgesinde bulunan III. Dareios savaş hazırlıklarını tamamlamıştı. Büyük İskender ise ordusuyla buraya geldi. Böylece sonucu itibariyle büyük bir öneme sahip olan Gaugamela savaşı başladı.[5]

Sonuç itibariyle bir dizi savaş sonrası Büyük İskender, Pers kralı III. Darius’un ordularını yendi.

Pers İmparatorluğunun çöküşünde, Büyük İskender gibi genç ve yetenekli bir liderin karşılarına çıkmış olması kadar, merkezi otoritenin giderek zayıflaması, iç siyasi karışıklıklar ve benzeri sosyal nedenleri de saymak gerekir.

İskender MÖ 323’te öldüğünde imparatorluğu generalleri arasında bölündü. Eski Pers İmparatorluğu’nun büyük bir kısmı, Ptolemaios ve Seleukos İmparatorluklarının nüfuzu altına girdi. Bununla birlikte yerli Pers yönetimi, en sonunda MÖ 2. yüzyılda Part İmparatorluğu hâkimiyeti altında değişime uğradı.

 

Kaynaklar:

 

HERODOTOS, Historia, Herodot Tarihi, Çev. Müntekim Ökmen, Remzi Kitabevi, İst. 1973

ARRIANUS, Flavius (2005), İskender’in Seferi, (Çev. Meriç Mete), İstanbul: İdea Yayınevi

MANSEL, Arif Müfid, Ege ve Yunan Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014.

TEKİN, Oğuz, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İstanbul 2018, İletişim Yayınları.

KELEŞ, Vedat-“Sikkeler Işığında Sinope’de Pers Etkisi” Karadeniz Araştırmaları Sempozyum Bildirileri 16-17 Nisan 2004 (Haz. D. B. Erciyas, Elif Koparal), İstanbul 2006

KIRDÖK Yaren, Antik Persler Kimdi? Arkeofili, 10 Mart 2022

 

18.09.2024, Ünyekent

 



[1] Herodotos, s. 28

[2] Herodotos, s. 181

[3] Keleş, Vedat, s. 100

[4] Mansel, S.269.

[5] Mansel, s. 457.