25 Temmuz 2012 Çarşamba

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Numan Kurtulmuş


(HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş...
26 Ocak 2011'de Ünye'den seçim startı alıyor.)

Numan Kurtulmuş
Geleceğin Başbakanı mı?

Ünyekent'te bir köşe yazısı...

11 Temmuz 2012 Çarşamba

18. Ünye Festivali

18. Ünye Festivali

"Latince “festa” sözcüğünden gelen festival; şenlik, bayram demektir.
Dini kutlamalardan ulusal törenlere kadar geniş bir yelpaze içerir.
Bizde, daha çok yörelere has ürünlerin tanıtıldığı, “kiraz” yahut “tütün festivali” adlarıyla anılan ekonomik içerikli şenlikler akla gelir."


Ünyekent'te bir köşe yazısı...

5 Temmuz 2012 Perşembe

İstanbul


Anadolu Kavağı'ndan
Ordu "Büyükşehir"e...
Ünyekent'te bir köşe yazısı.

 

2 Temmuz 2012 Pazartesi

GÜNLERLE GELEN


İki Şehrin Hikayesi
Ünye - Fatsa
 (4)



Ahmet Derya Varilci

İki Şehrin Hikayesi’ne devam ediyoruz, daha önce Ünye ve Fatsa’nın yakın geçmişinde 1968 Kuşağı’ndan bir örneği Ünye’den bir örnek vermiştik; 25 gün önce bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılan Hüseyin Gümüş öğretmen.
Bu defa Fatsa’dan bir örnek vereceğiz.

Fikri Sönmez yahut Terzi Fikri

Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi Davası İddianamesi’nde 145. sanık. Süleyman oğlu, 1938 yılında Ordu’da Hatice’den doğma, Ordu Fatsa ilçesi Bolaman bucağı Kabakdağı Köyü, cilt, 14/1, sahife: 123, hane:115 nüfusuna kayıtlı, Fatsa Kurtuluş Mahallesinde oturur, terzi, 26 Mart 1972 tarihinde nezarete alınmış olup, 28 Nisan 1972 tarihinden itibaren Kartal-Maltepe As. Ceza ve Tutukevinde TUTUKLU.
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığının Hâkim Yarbay Naci Gür öncülüğünde hazırlanan iddianameye göre Fikri Sönmez; Fatsa’da söylenen biçimiyle “Terzi Fikri”, örgüt üyesi olmakla itham edilmiş ve TCK’nun 141/5. maddesi gereği cezalandırılması istenmiştir.
“Fatsa’da Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Karadeniz sorumlusu Ertan Saruhan nezaretinde yapılan Marksist-Leninist teori ile ilgili çalışmalara katıldığı;
Mahir Çayan ve Ertuğrul Kürkçü tarafından Şubat 1972 ayı ortalarına doğru Karadeniz bölgesi örgüt sorumlusu ErtanSaruhan’ı çağırmak üzere Ünye’ye gönderilen Sabahattin Kurt ile dükkanında tanışıp geliş sebebini öğrendiği…
Sahibi bulunduğu terzi dükkanının örgüt irtibat merkezi olarak da kullanıldığı sanığın tevilli ikrarı [abç.] ve […isimli sanıkların] beyanlarından anlaşılmıştır.”[1]         
İddianame’nin “Sanıkların Fiili ve Hukuki Durumları” kısmında Fatsalı Terzi Fikri’ye isnat edilen suç bu şekilde açıklanmaktadır. “Örgüt üyeliği” olarak belirtilen suça dair gösterilen kanıt, bazı sanıkların beyanı ve Fikri Sönmez’in “tevilli ikrarı”dır. Tevilli ikrar yahut “tevil yoluyla ikrar”, ilişkileri kabullenmek ama farklı yorumlamak anlamına gelir. Yani Terzi fikri, dükkanına gelenleri inkar etmemiş, onlarla bazı konuları tartıştığını beyan etmiştir. Fatsa’da esnaf olmanın böyle bir boyutu da varmış demek.[2]
Fikri sönmez ilkokulu bitirdikten sonra okumayıp bir terzinin yanına çırak giriyor. Geçimini terzilik yaparak sağlıyor ama yurt ve dünya sorunlarıyla çok ilgili. 1960’lı yılların ortasında Türkiye İşçi Partisi üyesi. Daha sonra TİP Fatsa İlçe Sekreterliği ve İlçe Başkanlığı görevlerini yürütüyor. Karadeniz‘de emekçilerin mücadelesine katılıyor, "Fındık” mitinglerinde aktif görevler alıyor. 1970’de Ordu‘da fındık tüccarlarının yönlendirmeye çalıştığı bir mitinge, hemşerisi ve yakın arkadaşı Ertan Saruhan’la birlikte müdahale ediyorlar. Fındık üreticileri 12 saat boyunca Samsun - Trabzon karayolunu kapatınca Fikri Sönmez tutuklanıp yargılanıyor.
12 Mart 1971 Darbesinin ardından Ünye’de meydana gelen üç yabancı teknik personelin kaçırılması olayında gözaltına alınıyor. Ünye ve Fatsa’da diğer gözaltına alınanlar gibi işkenceli sorgulardan geçiyor. 20 Ay  sonra, 1974 Affından yararlanarak cezaevinden çıkıyor.

Fatsa Olayları

 Fatsa denince, hala 12 Eylül 1980 Darbesini hazırlayan koşullar anlaşılmaktadır. O dönem Fatsa adıyla birlikte anılan isim, sekiz ay belediye başkanlığı görevinde bulunan Fikri Sönmez’in adıdır. 
Fatsa’da yayınlanan Karadeniz Haber Postası gazetesinin köşe yazarlarından Mehmet Özmaden birkaç hafta önce şöyle bir tespitte bulunuyor:
“Yakın tarih itibariyle iki isim hafızalardaki yerini koruyor. Bunlardan ilki m Fikri Sönmez. Nam-ı diğer Terzi Fikri. Fatsa’nın siyasi çalkantılar içine bulunduğu dönemde koltuğa oturmuş bir isim, o günlerin siyasi ortamı bir yana, köylümüz olan rahmetli Fikri Sönmez’in belediyecilik anlamında Fatsa’ya kazandırdıklarıdır bugün hala konuşulan. Şehrin ana caddelerine paralel olarak geçen ve ilçenin ikinci ve bir bölümü itibariyle de en geniş caddesi olan Reşadiye’nin sahile açılan yollarını kazandırmıştır Fatsa’ya. Adeta şehrin soluk borularını açmıştır görevde kaldığı süre zarfında. Bu durum, kömür kullanımının yaygınlaştığı günümüzde bir kez daha takdiri hak ediyor.”      
Fikri Sönmez’in mezar taşında onun kullandığı bir söz bulunmaktadır:
“Ben ne yaptıysam halkım için, halkımla birlikte yaptım”
1974’te aftan yararlanarak cezaevinden çıkan,  ilkokul mezunu bu halk adamını kaderini nasıl olmuştu da Fatsa’yla özdeşleşmişti?
Fatsa’ya dönerek terzilik mesleğini sürdüren Terzi Fikri, siyasi mücadelesini de bırakmıyor. Halkın içinde bir kişi olarak çalışmalarını aralıksız sürdürüyor, mitinglerde halka hitap ediyor. Onların anlayabileceği, algılayabileceği dilden konuşuyor. Çünkü kendi bildiği tek dil de bu…
1979’da Belediye seçimlerine katılıyor. Diğer partilere oy verenlerin ömeli bir kesiminin desteğini de alarak, 14 Ekim 1979’da “Başkan” seçiliyor. Diğer tüm partilerin adaylarının aldığı oy toplamından daha fazla oy alıyor.

Terzi Fikri’nin İcraatları

İlk iş olarak Halk Komiteleri’ni oluşturuyor. Belediye yönetimini 11 birime ayırarak, gizli oy, açık sayım esasına göre komite üyelerini seçtiriyor. Komitelerde halkın her kesimine ve diğer partilere de görev veriliyor. Ayrıca iki ayda bir yapılan halk toplantılarıyla halkın Belediye’de doğrudan söz ve karar hakkına sahibi olması sağlanıyor. “Belediye Çalışma Programı” tüm halka açık olan bu toplantılarda tartışılıyor. Uygulama yanlışlıkları, görev ihmalleri, eksiklikler bu tartışmalarda tespit edilerek hataları görülen görevliler görevden alınıyor.
Yirmi bin nüfuslu Fatsa’da, beş bin yetişkin insan bu toplantılara katılıyor.
Fatsa’nın çehresi değişiyor. Karaborsa ki, o döneme Ünye’nin de temel sorunuydu Fatsa’da önleniyor. Sekiz aylık o kısa dönemde fındık üreticileri borç batağından kurtulmaya başlıyor. Kadınların kocalarından dayak yemesi önleniyor. Erkekler kumar oynamayı bırakıp tiyatro oyunlarına katılıyor. Ülkenin dört bir yanından Fatsa Halk Kültür Şenliği’ne geliniyor.
Fatsa şenliklerine katılan şair Can Yücel, o döneme ilişkin Fatsa gözlemlerini şöyle anlatıyor:
"Bakkala gidip satın aldığınız cigaranın parasını vermeye davrandığınızda, bakkal ‘Siz şenliğimizin konuğusunuz, sok bakalım paranı cebine!" diyor... Bu toplu kaynaşmanın bir başka sonucu da kadın-erkek, yetişkin-çocuk arasındaki çelişkilerin sağlıklı birleşimlere doğru götürülmüş oluşu. Fatsa‘da yeni bir yaşama örneği oluşuyor, yeni bir üretim biçimine doğru ve buna paralel yeni bir kültür, yeni bir ekin elbet. Fatsa Kültür Şenliği‘nin anlamı buydu… Ha, onu da unutmadan söyleyim, Fatsa’da hır gür, vur-kır yok. Düzeni düzen olan yerde, dirlik-düzenlik de oluyor."[3]
 Hal böyleyken, sekiz aylık Fatsa Belediyesi deneyimi Nokta Operasyonu ile sone erdiriliyor.

Nokta Operasyonu

Fikri Sönmez’in Fatsa’sı 12 Eylül 1980 Darbesi’den üç ay önce, 11 Temmuz’da başlatılan Nokta Operasyonu ile bitirildi.
12 Eylül’ün öncülü olan bu uygulama, Fatsa’da maskeli muhbirler eşliğinde gerçekleştirildi. Geniş bir gözaltı ve işkence uygulandı. Et Balık Kurumu Binası ve Spor sahaları “sanıklar”la dolduruldu.
Operasyon öncesinde çeşitli siyasi parti başkanları "Her yerde kan var, biz burada huzur içindeyiz. Fatsa’da söylendiği gibi bir işgal yoktur, halk vardır. Halkın yönetimi vardır. Fatsa‘da ateş ile barut yok, böylesine huzurlu bir yerde olay çıkartmayı istemek niye?" biçiminde basına açıklamalar yapmışlardı. Buna rağmen Fatsa halkı 11 Temmuz’da tank sesleriyle uyandı. İlçenin sokakları asker ve polisle doldu, yollar kariyerlerle kesildi. Denizde silahlarını Fatsa‘ya çevirmiş iki hücumbot duruyordu. Askerler ve polislerin arasında maskeli muhbirler vardı.
Fikri Sönmez, 11 Temmuz sabahı gözaltına alındı. İşkencelere maruz kaldı. Ardından 12 Eylül koşullarında cezaevi yaşamı başladı. Basında boy hedefi oldu. Hakkında çeşitli karalama kampanyaları başlatıldı. İlerlemiş yaşına rağmen Amasya Cezaevi’nde direnişlerde bulundu. Suluova Et Balık Kurumu’nda 3 ay boyunca işkence gördü. Sağlığı iyice bozulmuştu. Kalbine yenik düştü, 4 Mayıs 1985 günü hayata veda etti.

Fikri Sönmez’in savunmasından

Adı Fatsa’yla birlikte anılan “Terzi” Fikri’nin, bir halk adamının savunmasıyla bu faslın Fatsa örneğini kapatıyoruz...
“Fatsa‘da yürütülen ilk büyük belediye çalışmasından biri "Çamura Son Kampanyası’ydı. Fatsa sokakları müteahhitlerin keyfince sürdürülmüş plansız kanalizasyon çalışmaları nedeniyle köstebek yuvasına dönmüştü. Bütün Fatsa‘nın sokaklarının temizlenerek yeniden yapılması işine teknik adamların "yıllar sürer" demelerine rağmen halkın gönüllü katılımı ve çevre ilçelerin makina ve ekipman yardımıyla çamur Fatsa‘dan 2-3 ay içinde sökülüp atıldı ve ilçeye 4 km.lik yeni bir cadde yapıldı. ‘Çamura Son Kampanyası’nın ardından ‘Fatsa Halk Kültür Şenliği’ düzenlendi. Şenlik boyunca her türden sanatsal ya da kültürel etkinlikte doğrudan halkın katılımı gözetildi. Büyük kentlerde yaşayan aydınların, demokratların, sosyalistlerin; sanatçıların da katıldığı şenlik, aynı zamanda bu insanların Fatsa‘da olup bitenlere tanıklık etmelerine vesile oldu.”


Günlerle Gelen İki Şehrin Hikayesi “Son Bölüm”le devam edecek…


Dipnot:

[1] İddianamede adı geçen isimleri tek tek belirtmedik, çünkü bir kısmı halen hayattadır ve aramızda yaşamaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. İddianame, Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi Davası, s. 503, Ankara, 1988, V Yayınları.
[2] Aynı hukuki terimi yıllar sonra; 2009 yılı sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç kullanacak, kendisine yönelik bir suikast iddiasıyla ilgili olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir beyanını “tevil yoluyla ikrar” olarak değerlendirecekti. 
[3] Demokrat Gazetesi, 4-5 Mayıs 1980

ÜNYEKENT'TEN BİR ANLATI... 1 Haziran 2012





Fatsa'da "Çamura Son!" Kampanyası
ve
Fikri Sönmez 

27 Haziran 2012 Çarşamba

Ünye'de Kıyı Yağmacılığı

Gündem

Gündemimizde geçen hafta yarım bıraktığımız 
"Ünye'de Kıyı Yağmacılığı"
ve Türkiye gündemindeki
"Cemaat, Siyaset ve İktidar"
konuları var...
 

Ünyekent'te bir köşe yazısı...


22 Haziran 2012 Cuma

Günlerle Gelen


İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ
ÜNYE-FATSA
(3)

Ahmet Derya Varilci

Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikayesi, Fransız Devrimini betimleyen şu cümlelerle başlar:[1]
“En iyi zamanlardı, ya da zamanların en kötüsüydü, akıl çağıydı ve aptallık çağıydı, inanç dönemi ve kuşku dönemiydi, ışık mevsimi ve karanlıklar mevsimiydi, umut baharı ve umutsuzluk kışıydı, önümüzde yaşamamız için her şey vardı ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu, hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk ve hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk; kısacası o dönem, tıpkı şimdiki gibi o kadar uzaktaydı ki, kimileri iyi ve kötü kavramlarının üstünlük derecelerini karşılaştırdığında, o günlerin gelmiş geçmiş en iyi günler olduğunda ısrar ediyorlardı.”
Yazarın sözünü ettiği dönem 1789 Fransız Devrimi’ni hazırlayan ve akabinde devrime tanık olan günlerdir. Hikayesini anlattığı iki şehir ise, Paris ve Londra’dır.
“İki Şehrin Hikayesi” denildiğinde benim aklıma 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini bütün ağırlığıyla yaşamış Ünye ve Fatsa gelir. Dickens’in yukarıda sarf ettiği sözler, o dönemde Ünye ve Fatsa için de geçerlidir.
Şairin dediği gibi o günler “özgürlük, esaret ve kavga” günleriydi.     

Gerçekçi ol imkânsızı iste!

Giresun-Alucra doğumlu Harun Karadeniz, Olaylı Yıllar ve Gençlik adlı kitabında Karadeniz’deki ilk kitlesel eylemlerden bahseder. Bunlardan biri Ünye’deki Fındık Mitingi’dir. Adına “1968 Kuşağı” denilen insanların tüm dünyada başlattığı başkaldırı kısa sürede ülkemizde de etkisini göstermiş, Üniversiteli gençlerin başını çektiği gösteriler ve grevler tüm yurda yayılmaya başlamıştı.
Henüz ortaokul öğrencisiydik. Liseye başladığımız dönemde eylemler çatışmaya dönüşmüştü. “Sağ ve “Sol” sözcüklerini ilgiyle izliyor, bazen birini bazen diğerlerini okuyup dinleyerek, anlamaya çalışıyorduk.[2]   
Tıpkı Fransız devrimindeki gibi ülke bir iç hesaplaşma içine girmiştir. Fransız Devrimi’nin1793–1794 Termidor Dönemi yahut Terör Dönemi’nde olduğu gibi Türkiye’de 1970’li yıllara gelindiğinde sivillerin kendi aralarında veya devlete karşı, devletin ise doğrudan eylemcilere ve halka uyguladığı bir terör söz konusudur. Her halükarda insanlar hayatını kaybetmekte, tutuklanmakta ve işkence görmektedir.[3]

Ünye ve Fatsa’dan iki örnek

Hüseyin Gümüş: Osman oğlu, 1936 yılında Ünye’den Sultan’dan doğma, Ünye Tekkiraz Bucağı Nurettin Köyü cilt: 49, sahife:271, hane: 77 nüfusuna kayıtlı, Ünye Tekkiraz Bucağı Nurettin Köyü İlkokulu öğretmeni, 18 Mart 1972 tarihinde nezarete alınmış olup, 28 Nisan 1972 tarihinden itibaren Kartal-Maltepe As. Ceza ve Tutukevinde TUTUKLU.
Hüseyin Gümüş için THKP-C İddianamesi “Sanıklar” bölümünde böyle bir açıklama yapıyor. Birkaç gün önce (2012 Haziran’ının ilk haftasında) aramızdan ayrılan öğretmenimizi Ünye’de bir trafik kazası sonucu kaybettik.
İddianame’nin “Sanıkların Fiili ve Hukuki Durumları” kısmında Hüseyin Gümüş’e isnat edilen cürüm şöyledir.
“Türkiye Halk Kurtuluş Partisinde üyelik sıfatını iktisap eden sanığın yukarıda açıkça belirtilen faaliyetleri ile TC. Anayasasını tağyir ve tebdile veya ilgaya cebren teşebbüs suçunun cebri icra hareketlerinden olan üç İngiliz teknisyeninin 26 Mart 1972 günü Mahir ÇAYAN ve arkadaşlarınca silah tehdidi ile kaçırılmaları ve 31 Mart 1972 günü öldürülmeleri fiiline müzaheret ve muavenette bulunmak, vasıta tedarik etmek suretiyle fer’i maddi fail olarak iştirak ettiği ve bu sebeple fiilinin TCK’nun 146/3 maddesine uygun bulunduğu neticesine varılmıştır.”[4]
   26 Mart günü Mahir Çayan ve arkadaşları Ünye’ye gelerek Cumhuriyet Meydanı Saray Cami arkasındaki Kılıç Otel’den Ünye Radar üssünde görevli üç teknisyeni kaçırmışlardı. Teknisyenlerin üçü de iddianamede belirtildiği gibi İngiliz değildi. İçlerinden biri Kanadalıydı. Akşamüzeri Paşabahçe surlarının önünde top oynadığımız insanlardı. O sokak o zamanlarda araç trafiğine kapalıydı yahut az işleyen bir caddeydi. Kızıldere’de öldürüldükleri gün çok üzülmüştük. Kızıldere’nin tek canlı tanığı Ertuğrul Kürkçü’yle yolumuz Gaziantep’te kesişince, o olayı sormuştum. Haklı olarak, bıkmış bir edayla kendisin de tam anlayamadığını söyledi. Çatıda ilk vurulan Mahir’miş. Ateş ve bombardıman başlayınca rehinelerin vurulması tembihlenmiş ama içeriden kimsenin böyle bir işe yönelecek fırsatı olmamış. Ayrıca, öldürülen üç yabancı teknisyenin ciddi bir balistik incelemeden geçirilmemesi ve hazırlanan raporun yetersizliği hala kuşku uyandırmaktadır.
Neyse biz konumuza dönelim.
1972 Mart’ında Ünye’de gerçekleştirilen “rehine” olayı, tüm dikkatlerin Ünye’ye yönelmesine sebep oldu. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’in idamlarını önlemeye yönelik bu hareket kanla bastırılacak, Ünye ve Fatsa’dan çok sayıda insan Hüseyin Gümüş gibi gözaltına alınacak, işkencelerden geçirilecek ve bunlardan bir kısmı tutuklanacaktı.
380 Sanıklı THKP-C davasında Ünye’den ve Fatsa’dan pek çok isim tutuklanmış, 1974 affına kadar cezaevlerinde yatmışlardır.
Hüseyin Gümüş hoca, bu isimlerden sadece biridir. Af sonrası meslek yaşamına dönmek için uzun bir uğraş vermiştir.
12 Eylül 1980 Darbesi’yle, 12 Mart 1971 dönemindeki gibi yeniden gözaltına alınmış, şiddet ve baskı görmüştür.
Elim bir trafik kazası O’nu aramızdan alıncaya kadar, inandığı dünyanın mücadelesini verdi.
Ünye’de yaşanan 12 Mart günlerinin benzer bir yansıması Fatsa’da yaşanmıştır. Aynı kaderi paylaşan iki şehir adeta birbirinin izdüşümüdür. Fatsa’dan seçtiğimiz Fikri Sönmez (Terzi Fikri), THP-C İddianamesi’nin 145 numaralı sanığıdır. O da Hüseyin Gümüş gibi benzer suçlardan gözaltına alınmış, işkence görmüş, tutuklanmış ve 1974 affından salıverilmiştir. 12 Eylül 1980 Darbesi’ne giden süreçte Fatsa’da önemli bir rol oynamıştır.

İki Şehrin Hikayesi’nde bir sonraki bölüm: Terzi Fikri              



Dipnot:

[1] Eserin bazı çevirilerinde bu kısım ya hiç yer almamakta yahut Türlkçe’ye tam çevrilmemiş durumdadır. Dickens’in eserinin orijinal metni aşağıdaki gibidir:
“It was the best of times, it was the worst of times,
İt was the age of wisdom, it was the age of foolishness,
İt was the epoch of belief, it was the epoch of incredulity,
it was the season of Light, it was the season of Darness,
it was spring of hope, it was the winter of despair,
we had everything before us, we had nothing before us,
we were all going direct to Heaven, we were all going direct
the other way-in short, the period was so far like the present
period, that some of its noisiest authorities insisted on its
being received, for good or for evil, in the superlative degree
of comparison only.”
(Charles Dickens, “A Tale of TwoCities” Plain Label Books; Chapter One-The Period. P.6)
[2] “Sağ” ve “Sol” tanımlamasının Fransız Devrimi’nden kalma bir literatür olduğunu, feodal-aristokrat kesimin parlamento dizilişinde “sağ” tarafta yer alması ve burjuvaziyi temsil edenlerin “sol” tarafta oturmalarından bu kavramların çıktığını çok sonraları anlayacaktık. Muhafazakar ve ilerici (devrimci) kesimin ilk ayrışması o günlerden 170 yıl önce gerçekleştiğini sonradan fark edecektik.
[3] “Terör” kavramı Fransız İhtilaliyle literatürümüze giren bir başka sözcüktür. Ancak burada devletin, tüm kamu çıkarını gözeterek uyguladığı şiddet kastedilir ve tarihin tekerleğini ileri doğru götürdüğü ileri sürülerek, olumlanır. Marx ve Engels, “Tarihte Zorun Rolü” adlı eserde zor’un bir de “devrimci” bir rol oynadığı söylenir ve Fransız Devrimi örnek gösterilir. Ancak 50 yıl sonra feodallerle anlaşan burjuvazi devlet terörünü işçi sınıfı üzerinde kullanarak, zor’un “gerici” unsurunu kullanır.
[4] İddianame, Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi Davası, s. 434, Ankara, 1988, V Yayınları.     

Ünyekent'te bir anlatı yazısı... 25 Mayıs 2012



1- Hüseyin Gümüş Öğretmen

 A Tale of Two Cities
İki Şehrin Hikayesi -  Charles Dickens

Fransa Parlamentosu "Estates General"
Kralın sağında feodaller, 
solunda burjuvazi.