23 Nisan 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi - Pax Romana

 


Karadeniz Arkeolojisi - Pax Romana

 

 

Pax Romana (MÖ. 27 – MS. 180), Latince karşılığı olarak "Roma Barışı" anlamına gelir. Bu tanımlama, Roma İmparatorluğu'nun uzun soluklu barış dönemi için kullanılır. Pax Romana, Roma yönetimi ve Roma hukuku altında, aralarında kavga eden rakip liderlerin ve eyaletlerin, bazen sert bir şekilde, barıştırılmasından çıkmıştır.[1]

Roma'da "Pax Romana"yı sağlayan lider Augustus‘tur.

Roma İmparatorluğu Trajan Dönemi’nde (MS. 98-117) en geniş topraklara ulaşmıştır. Bu durum MS. 3. yüzyıla kadar sürdü.

Pax romana 3. yüzyılda yaşanan iç savaşlar ve garnizonların imparatorluk içindeki güç mücadeleleriyle yıprandı. Sınırlarda yaşanan sorunlar imparatorluğun gücünü zaafa uğrattı. Birçok şehir ilk kez surlar edindi veya mevcut savunmalarını güçlendirdi. Bu surların bir kısmında çıkıntılı kuleler vardı ve yan taraftan fırlatılan yangın kapsüllerine karşı savunmasızdı.[2]

MS. 3. Yüzyıl sonunda Roma Barışı yerini iç karmaşaya bıraktı. Merkezi otoriteyi temsil eden bazı isimler eyaletlere geçerek merkezi yapıyı tanımamaya başladı. 375 yılında Kavimler Göçü'yle başlayan karışıklık, 395 tarihinde Roma’yı Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı.

 Özetle söylersek: 2.200 yıl boyunca varlığını sürdürmüş olan Roma devleti MÖ. 9. yüzyılda İtalya Yarımadası'nda kurulan küçük bir şehir devletiyken, tüm Akdeniz'i çevreleyen bir imparatorluk hâline geldi. Bir monarşiden oligarşiye ve cumhuriyetin bileşimi olan bir demokrasiye ve daha sonra da otokratik bir imparatorluğa dönüşmüştü.

Siyasetten hukuka, mimarlıktan teknolojiye önemli bir medeniyet olarak Karadeniz’e kadar uzanan Roma uygarlığı, tüm dünya tarihine damgasını vurdu.

 

Roma Uygarlığı

 

Roma uygarlığı,  mimarisi ve sanatıyla kendisinden önceki Hellen geleneği ve kültürünün devamı niteliğinde olmakla birlikte kendine özgü yeniliklerle bu geleneği yeniden biçimlendiren özgün bir karaktere sahipti.

Romalılar, anıtsal, işlevsel, sağlam yapılar içerisinde geniş, etkileyici, süslü iç mekânlar yaratma konusunda mahirdi. Yapılarının cephe düzenlerini nişlerle, sütunlarla, alınlıklarla, girintili-çıkıntılı öğelerle oluşturarak çok süslü bir cephe mimarisi meydana getirmişlerdi. Sütun başlarını Ion ve Korint tarzıyla harmanlayarak kompozit tarzı yaratmışlar, böylece hem işlevsel hem de estetik yönden çekici yapılar inşa etmişlerdi.

Barınma amaçlı çok katlı yapılar (insula) ve dışarıya kapalı kompleks villalar inşa ettiler. Roma betonu olarak tanımlanan kireçli harç “opus caementicium” ile inşa ettikleri kubbe ve tonozlar ile geniş açıklıkları geçebildiler, yapılarını bu tonozlu alt yapılar üzerine kurdular.[3]

Roma dönemi mimar ve mühendisleri tapınaklar, tiyatrolar, amfitiyatrolar, circuslar, forumlar, bazilikalar, hamamlar, gymnasiumlar, nymphaeumlar, aquadüktler, köprüler, kütüphaneler, macellumlar, granariumlar, zafer takları gibi anıtsal yapılar inşa etmişlerdir. Böylece mevcut yapı tipleriyle birlikte amfitiyatrolar, bazilikalar, zafer takları gibi kendilerine özgü yeni yapı tiplerini de geliştirerek geleneksel mimariyi yeniden biçimlendirmişlerdir.[4]

Roma'nın ünlü katedrali Panteon.
24 Eylül 2013, Roma

Roma'da İnsulalar yahut Çok Katlı Yapılar

Fatsa Aziz Konstantin ve Helena Manastırı Kazı Yeri. 

Daha çok Ege ve Akdeniz bölgesinde gördüğümüz bu antik kalıntıların ne yazık ki Karadeniz’deki örnekleri yok denecek kadar azdır. Ayakta kalan yahut restore edilen ender örnekleri ancak Geç Roma (Bizans) Dönemine ait kilise, manastır ve benzeri yapılardır.

Bölgemizde son yıllarda arkeolojik araştırmaların yoğunluk kazanmasıyla birlikte, benzer kalıntılara ulaşılabilmektedir. 13 Eylül 2021 tarihinde Fatsa’nın Kurtuluş mahallesinde, Nur Sokak’ta gerçekleştirilen yol çalışması sırasında geç Roma dönemine ait mezarlar tespit edilmiş ve alanda Ordu Müzesi tarafından kurtarma kazıları başlatılmıştı.

Fatsa şehir merkezinde bulunan kilise kalıntısı, Polemonion Kazısı adıyla Archaeology dergisinde geniş yer buldu.

“Karadeniz Liman Kentinde Bizans Manastırı Belirlendi” başlığı ile yayınlanan yazıda, "Aziz Konstantin ve Helena Manastırı”, kilise ve Roma mezarları hakkında bilgi verildi.

Halen devam etmekte olan arkeolojik kazı Ordu Müzesi Müdürlüğü başkanlığında gerçekleştirilmektedir. Bilimsel danışmanlığını, Ordu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Seçkin Evcim yapmaktadır.

Fatsa Aziz Konstantin ve Helena Manastırı Kazı Yeri. 

Ordu ilinde açığa çıkarılan ilk in-situ zemin mozaiğ.

2024 Ağustos’unda ise, Aziz Konstantin ve Helana Manastırı’nda in-situ zemin mozaiğine ulaşıldı. Bu eser, Ordu ilinde açığa çıkarılan ilk in-situ zemin mozaiği olma özelliği taşıyor.

Bununla birlikte bölgemizde Roma egemenlik alanının en önemli unsuru, antik Roma yollarıdır. Orta Karadeniz’de Roma varlığını bu izlerden tespit etmek mümkündür.

 


Antik Roma Yolları (viae)

 

Roma İmparatorluğu'nun büyüyüp gelişmesinde Antik Roma yolları zorunlu bir unsur olmuştur. Bu yollar nedeniyle Romalılar orduları için emniyetle ve hızla büyük alanlar içinde hareket alanı sağlamışlardır. Bu yollar aynı zamanda haberleşme ve iletişim için elzem olmuşlardır. İktisadi bakımdan ise Antik Roma yolları, Roma'ya yiyecek ve emtia ticaretinin gelişmesinde ve çok geniş bir alanda Roma mallarının yayılıp dağıtılabilmesini sağlamıştır. Roma İmparatorluğunun en parlak zamanlarında antik Roma yolları ağı 85.004 km kara yolunu kapsamaktaydı ve 372 bağlantıdan oluşmaktaydı.

“Bütün yollar Roma'ya çıkar" eski sözü bundan daha doğru olamazdı. Roma, Akdeniz'de ticaretin, ticaretin, siyasetin, kültürün ve askeri gücün merkeziydi ve yol ağının büyük başarısı doğrudan şehre ve birçok bölgesine ve eyaletine geri dönüyordu.

Yol ağının gerçekten görkemli bir gösteri olmasına rağmen, Roma yollarının orijinal işlevselliği esas olarak askeri sömürü için tasarlanmıştı. Yerel yollarla başlayarak, Roma önce Latium, Ostia ve çevre bölgelere bağlandı.

MÖ 4. yüzyılın ortalarında, güneyde Samnit topraklarına ve Campania'ya doğru ilerledikçe, lejyona Roma'nın rakiplerine karşı bir avantaj sağlamak için daha uzun yollar geliştirildi.

Via Appia bunların en ünlüsüydü. MÖ 312'de Appius Claudius Caecus tarafından başlatılan yol, Roma'dan güneybatıya doğru Capua'ya, sonra Tarentum'a ve daha sonra Adriyatik'teki Brundusium'a (Brindisi) doğru ilerledi ve sonunda Messina Boğazı'na kadar uzandı.[5]

 

Roma Yollarının İnşası

 

Latince viae adı verilen Antik Roma yollarının yapımı askeri, ticari ve siyasal nedenlerle gerekmiş ve Romalılar bu yollar ağ sistemini yapıp ve sonra bakımını sağlamakta büyük deneyim kazanmışlardır.

Çoğu büyük Roma tahkimatı ve kamusal yapı gibi, Roma yolları da öncelikle sınırları genişlettikleri için lejyonlar tarafından inşa edildi. Mühendisler Roma ordusunun düzenli üyeleriydi ve yollar, kaleler ve köprü inşa etme konusundaki uzmanlıkları, iki bin yıl boyunca başka hiçbir kültürde bulunmayan paha biçilmez bir varlıktı.

Yol yapımının maliyeti Roma hazinesinin kendisinden ziyade yerel halk ve kabileler tarafından karşılanıyordu. Roma generalleri lejyonlarıyla birlikte ilerlerken, kendi kaynaklarından yol yapımı sağlamaları bekleniyordu. Ancak, belirli bir yargı alanında tam yetkiye sahip olduklarından, bu kaynakların çoğunlukla yerel halktan, para, hammadde ve ek işgücü olarak toplandığı ortaya çıktı.

Yedi yüzyıl süren Roma’nın yükselişi boyunca Roma yol inşaatı ve bakımı yüksek bir standartta devam etti. MS 476'da batının düşüşüyle, yolların durumu imparatorluğun koşullarıyla paralellik gösterdi ve birçok yol Orta Çağ boyunca kullanılmaz, bakımsız ve harap hale geldi.

Roma lejyonlarına sağlanan hız ve erişilebilirliğin dışında, yollar ayrıca dünyanın geri kalanının bilmediği bir ticaret, seyahat ve iletişim fırsatı da sağladı. Herhangi bir önemli uzunluktaki seyahat genellikle zenginlerle sınırlıyken, teorik olarak İspanya'dan bir Yunan eyaletine hiç yoldan çıkmadan seyahat edilebilirdi.

 

Roma Yollarının Yararı ve Zararları

 

Antik Roma yolları bir mahalden diğer mahale asker ve askeri malzeme taşımak için yapılmakla beraber bu yollar ana taşıt olarak atlı araba için yapılmıştı. Roma askeri lejyonları bu yollar sayesinde çabuk ve emniyetli biçimde ülke sınırları içinde en uç noktalara kadar gidebilmekteydiler. Bu yollar imparatorluğun emniyetini ve istikrarını sağlamada en büyük unsurdu. Ancak Roma yolları Orta Çağ’a girmeden imparatorluğun çöküşüne de sebep olmuşlardır. Romalıların düşmanları olan barbar kavimler bu yollardan Roma topraklarına gelip yerleşmiş ve yönetimi ele geçirmişlerdir.

Roma İmparatorluğu'nun ortadan kalkması ile birlikte bu yolların çoğu bin, iki bin yıl aynı güzergâhtan iletişimi sağlamaya devam etmişlerdir.

 

Sonraki Bölümlerde:

Roma Yol Teknolojisi: Nasıl İnşa Edildi? Yollarının Adlandırılması, Posta Sistemi.

En Önemli Yol Elemanları: Köprüler ve Mil Taşları

Orta Karadeniz Antik Roma Yolları

23.04.2025, Ünye Kent

 

 

Kaynaklar:

 

Akurgal, E. 2017, Anadolu Uygarlıkları, Phoenix Yay. 2. Baskı, Ank.

Goldsworthy, Adrian. 2017, Pax Romana: War, Peace and Conquest in the Roman World, Yale University Press, New Haven, Connecticut

UNRV Roma Tarihi

Varilci, AD. 2021. İnsulalar yahut Çok Katlı Yapılar, 10.11.2021; Ünye Kent



[1] Goldsworthy, 2017; s. 11

[2] Goldsworthy, 2017; s. 347

[3] Varilci, 2021

[4] Akurgal, 2017; s. 214-215

[5] UNRV Roma Tarihi

16 Nisan 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi- Roma Dönemi

 


Karadeniz Arkeolojisi- Roma Dönemi

 

Yaklaşık 25-30 yıl önce Ünye’nin Doğu kıyısında Ameletos adında Antik bir yerleşim keşfedildi. Arkeolojik bir çalışmaya dayanmayan bu keşif, tamamen Antik Dönem belgeleri ve Roma haritalarıyla tespit edilmişti.  

Kuzey Carolina Üniversitesi (ABD) Antik Dünya Haritalama Merkezi sorumlusu Prof. Richard J. A. Talbert, harita üzerinde Ünye’nin Doğu kıyısına düşen Ameletos veya Camila adında Antik bir yerleşim belirledi. Kıyıdan çok uzakta olmayan, Polemonium'un biraz batısında, eski bir Pontus kasabasıydı burası.[1]

Amisos’dan (Samsun) gelen sahil yolunun devamında, Ünye-Fatsa yolu üzerindeydi.

Tam da Midrebolu (Mithrapolis) diye bildiğimiz, Ünye’nin Güzelyalı Mahallesi’ne denk gelen yerde bulunuyor Anti Roma kasabası Ameletos.  

Talbert, bu yerleşimi tanımlarken Polemonium’u esas alıyor. Çünkü Polemonium (Bolaman) Roma döneminde önemli bir yerleşim. VI. Mithradates’in yenilmesiyle Roma egemenliğine giren Karadeniz bölgesinin en güçlü askeri tahkimat noktalarından biriydi. Adı da bölgeyi yöneten Romalı General Polemon’dan geliyordu.   




 

Karadeniz’de Roma Egemenliği

 

Strabon ve diğer yazarların Polemonium’un adını anmamaları yerleşimin Strabon ardından kimsenin bahsetmediği Side kentinin üzerine kurulmuş olduğunu düşündürmektedir. Gerçekten de kentin Roma imparatoru Marcus Antonius tarafından Kilikya, Bosphorus, Kolhis ve Pontus’a yönetici olarak atanan II. Polemon’un (MÖ 12- MS 74) adını taşıdığı düşünüldüğünde MS 1. yüzyılda kurulmuş olması kuvvetli bir olasılıktır. Roma döneminde 5 kentten oluşan Pontus Polemoniacus eyaletinin merkezi Bolaman’dır.[2]

Strabon, Sidené ovası ve nehrinin adlarını Side kalesinden aldığını bildiriyor.[3]

Plinius ise kentin adından söz eder.[4]

Side, Yunanca “nar” demektir. Lakonia’nın doğu sahilinde ve Pamphylia’da Side adında başka antik kentler de vardır.

Polemon II, Pontuslu Polemon II ve Kilikya Polemonu olarak da bilinir, Polemon II Kırım’ın Kerç Boğazı’nda bir Greko-İskit krallığı olan Boğaziçi'nin bir prensiydi. Pontus, Kapadokya, Kolhis ve Kilikya'nın Romalı kral vekili olarak hizmet etti. Roma İmparatoru Neron, MS. 62'de Polemon II'yi Pontus tahtından feragat etmeye ikna etti ve Kolhis de dahil olmak üzere Pontus bir Roma eyaleti oldu. Polemon II, MS. 74’de öldü. Son dönemde sadece Kilikya'yı yönetti.[5]

Aslında Pergamon Kralı III. Attalos ölümüyle, vasiyeti üzerine tüm Anadolu Roma egemenliğine girmiştir.

 





Anadolu’da Roma Yönetimi

 

Kartaca Savaşları sonrası Roma Cumhuriyetinin gücü artırmış ve Akdeniz’de yayılmacı bir politika izlemeye başlamıştır. Roma’nın emperyal politikalarıyla birlikte yönetim yapısı da değişikliğe uğramıştır.

MÖ. 2.yüzyılın başlarında Roma Cumhuriyeti, MÖ. 190’da İskender İmparatorluğu’nun bir parçası ve devamı olan Selevkos Kralı 3.Antiokhos ile yaptığı savaştan galip çıktı. Bu tarih itibariyle Roma’nın Anadolu üzerinde hakimiyeti başladı.

MÖ. 188 yılında yapılan Apameia Antlaşması ile birlikte Selevkoslar Torosların güneyine çekildi ve Roma Anadolu’da müttefikleriyle birlikte gücünü hissettirdi.[6]

Pergamon (Bergama) ve Rodos Krallıkları, Roma’nın Anadolu’daki en önemli müttefikleriydi. Müttefiklerine diplomatik destekler sağlayan Roma aynı zamanda askeri gücünü de kullanarak esnek bir politika izledi.

Apameia Barışı ile birlikte Roma’nın yüzlerce yıl sürecek olan Anadolu’daki varlığı başlamış oldu. Bu egemenlikte Pergamon Krallığı’nın başına getirttikleri Roma yanlısı Kralların da büyük payı vardır. M.Ö. 133’de Pergamon Krallığı, son kralları III. Attalos’un ölümü ve vasiyeti doğrultusunda Roma’ya bırakılmıştır. Bu duruma Pergamon’da ayaklanmayla cevap verilmişse de 4 yıl içinde ayaklanma bastırılmıştır.

 Böylece MÖ. 129’da Roma’nın Anadolu’daki ilk eyaleti olan “Asia” eyaleti kurulmuştur.[7]


 

Roma Eyalet Sistemi (Provincia)

 

Roma’nın denizaşırı ülkelerde kurduğu eyalet sistemine Provincia deniyordu. Bir Roma magistratının ya da ex-magistratının Roma senatosunun izni olmadan provincia'sının dışına çıkması yasaktı. Ancak senato, bu yasal engel yüzünden bir komutanın başarısızlığa itilebileceğini biliyordu. Bu nedenle senato, provincia tayinini yaptıktan sonra izin koşulunu ihlal etmek yerine provincia tayinine karar verirken bu olası tehlikeyi dikkate alıyor ve provincia'yı eylem ve alan bakımından esnek ve geniş tutarak tayin etmek suretiyle bu olası tehlikeye karşı önlemini önceden alabiliyordu.[8]

Roma eyaleti, (Latince: provincia, çoğ. provinciae) basit anlamda Antik Roma’da, Tetrarşiye kadar imparatorluğun İtalya yarımadası dışında kalan topraklarının yönetilmesi için oluşturulmuş en büyük idari birimdi.[9]

Roma Eyalet Sistemi, Roma İmparatorluğu'nun bölgesel bir alt bölümüdür; özellikle, imperium veya yürütme gücünü elinde tutan bir Roma yargıcının eylem ve yetki alanıdır. Bu yetki, Roma devleti adına imparatorluğun her yerindeki topraklarda uygulandı.

Eyaletler genellikle senatoryal sınıftan, çoğunlukla eski konsüller ya da eski praetorlar arasından seçilen valiler tarafından yönetilirdi. Bu durumun tek istisnası, Cleopatra’nın ölümü ardından Mısır’a Equestrian (eski Roma soylusu) bir sınıftan vali atanmasıdır.

MÖ. 43 yılında Triumvirliğin bir üyesi olarak, MÖ 29 yılından itibaren tek başına Roma’ya hükmeden Augustus’un döneminde, Fırat (Euphrates) Irmağı’nın batısında kalan tüm Anadolu toprakları Roma İmparatorluğu’nun bir parçası hâline geldi. Roma’nın *principatus* denen yarı monarşik rejiminin kurucusu olan Augustus dönemi öncesinde, Anadolu’da Roma valilerince yönetilen eyaletler, özgür kentler (civitates liberae), Roma kolonileri vardı. Augustus da seleflerinin izinden giderek eyalet, kentler, koloniler kurdu. Ancak o, bu geleneksel Roma politikasına kendi reformları ile farklı uygulamalar getirdi. Eyaletleri, “senato” ve “imparator” eyaletleri olmak üzere ikiye ayırdı ve Anadolu’da bir imparator eyaleti olan Galatia Eyaleti’ni kurdu. Kendisinden önce kurulmuş olan Kilikia da kendisine bağlanarak imparator eyaleti yapıldı. Asia Eyaleti ile Bithynia-Pontos Eyaleti, cumhuriyet döneminde olduğu gibi senato eyaleti olarak kaldı.

 

Mitridat Krallığı’ndan Roma Eyaletine

 

Romalılara karşı 42 yıl hiç yılmadan savaşan VI. Mithridates'in Pontus Krallığı'nı ortadan kaldıran Pompeius'un bütün Anadolu'yu fiilen Roma egemenliği altına alan siyasal düzenlemelerine, MÖ. 59 yılında çıkarılan lex Vatinia (Vatinia yasası) ile yasallık kazandırılmıştır

Bithynia Eyaleti'nin sınırları belirlenirken yerini aldığı Bithynia Krallığı'nın sınırlarıyla yetinilmedi, çok daha geniş bir alan bu eyaletin sınırlarına dahil edildi. Kuruluşundan yaklaşık on yıl sonra Pompeius tarafından ortadan kaldırılmış olan Pontos Krallığı'nın batısı Bithynia Eyaleti'ne eklendi. Ancak bu tarihten sonra eyalet, iki başkentli – batıda Nikomedia (İzmit), doğuda Amastris (Amasra) olmak üzere Bithynia-Pontus Eyaleti adıyla anıldı. Ancak Pontos'un tamamı bu eyaletin parçası olmadı. Pontos Krallığı'nın Pompeius'un kurduğu on bir yeni kentin dışında kalan kesimi bağımlı krallara paylaştırıldı.[10]

 

Devam Edecek: Karadeniz’de Romalıların İzleri

 

Kaynaklar:

 

Talbert, Richard J. A. 2000. Barrington Atlas of the Greek and Roman, Princeton University Press

Öztürk, Özhan. 2016, Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi Nika Yay. Ank.

Plinius, Gaius, Secundus. 2022, Doğa Tarihi (1.-2.) [Naturalis Historia VI, III], Say Yay. İst.

Strabon, 1993, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika XII-XII-XIV), Ark. ve Sanat Yay. İst.

Tacitus, 2003, The Annals of Imperial Rome, Penguin Classics Press

Anthony A. Barrett. 2016, İmparator Nero: Antik Kaynaklara Bir Kılavuz. Princeton University Press.

Tekin, Oğuz. 2008, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İletişim Yay.

Badian, E. 1968, Roman Emperialism in the Late Republic. Oxford Univ. Press

Kaya, M.A. 2005, Anadolu'da Roma Eyaletleri, Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi yay.

 

16.04.2025, Ünye Kent



[1] Talbert, 2000; s. 87

[2] “Öztürk, 2016; s.

[3] Strabon, 1993; s 21

[4] Plinius, 2022, s. 10

[5] Tacitus, 2003; Anthony A. Barrett, 2016

[6] Tekin, 2008; s. 148

[7] Badian, 1968; s. 22

[8] Kaya, 2005; s. 13

[9] Tetrarşi, Romalıların MS. 3. yüzyıl sonlarında devleti daha kolay idare edebilmek için uyguladıkları dörtlü hükûmet sistemidir.

[10] Kaya, 2005; s. 17

2 Nisan 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi-Ünye Kalesi Yerleşkesi / Chabackta

 


Karadeniz Arkeolojisi-Ünye Kalesi Yerleşkesi / Chabackta

 

Orta Karadeniz’i araştıran akademisyen ve arkeologlar, Ünye yerleşimi ve Ünye Kalesi ile ilgili olarak Chabackta adını kullanırlar.[1]

Arkeologlar, bölgede ele geçen Pontus sikkelerini tanımlarken “Khabakta” lejantlı sikkelerin Ünye’de, özellikle de Ünye Kalesi’nde darp edildiğini ileri sürerler.

Ünye Kalesi’ne atfedilen “Chabackta” adı nereden geliyor? 



 

Ünye kalesi / Chabackta

 

Antik Dönem’in ünlü coğrafyacısı Amasyalı Strabon, Anadolu’yu adım adım gezmiş ve dönemin neredeyse tüm yerleşimlerini belirtmiştir. Ancak Strabon’da Ünye’nin antik adlarından Oinoe,  Onea veya Unieh gibi her hangi bir isme rastlanmamaktadır. Bölgeyi anlatırken “Sidena” adını kullandığı için Ünye yerleşiminin bunlardan biri olabileceği kanısına varılmıştır. Sikke üzerindeki isimlerden hareketle Strabon’un yer tanımları yeniden anlam kazanmaya başlamıştır.

“Themiskra’dan sonra, Themiskra gibi iyi sulanmadığı halde verimli bir ova olan Sidené’ye gelinir. Deniz tarafında kaleleri vardır. Khabaka, Phabda ve Side. Sidené ismini buradan almıştır. Halen Amisos arazisi buraya kadar uzanır ve bu kent sözü edilmeye değer bilginler yetiştirmiştir.”[2]

Strabon’un Themiskra dediği Terme’dir ve sonra sıraladığı Khabakta ve Phabda ise Ünye ve Fatsa olmalıdır. Nitekim bölgede ele geçirilen sikkelerin üzerinde “Kabakta” yahut “Xabakta” lejantlarının yer alması, bu sikkelerin Ünye’de basıldığı sonucunu doğurmuştur. Pontus yahut Roma dönemine ait bu sikkelerin darphaneleri tam olarak saptanamamıştır. Ünye’de yerleşim merkezi, Ünye Kalesi yahut Midrebolu olabileceği gibi, Erbaa-Akkuş sınırının kesişme noktasında yer alan Kevgir Kalesi de Mitridatlar tarafından darphane olarak kullanılmış olabilir.

Coenon Choiron Kalesi olarak Strabon’da yer alan kale muhtemelen Kevgir Kalesi’dir.   

Strabon’un Kabeira’yla bağlantılı olarak anlattığı Kainon Khoiron Kalesi günümüzde Erbaa’ya bağlı Akgün köyünde yer alır. Söz konusu kale Erbaa’nın kuş uçuşu yaklaşık 27 km kuzeydoğusunda, Niksar’ın ise yaklaşık 23 km kuzeybatısında bulunur. Ancak Antik Çağ’da, Strabon’dan öğrenildiğine göre hem Kainon Khorion hem de Ameria, Kabeira’nın sınırları içerisinde yer alıyordu. Muhtemelen bu durum çok dikkate alınmadığı için Ameria’yı keşfetmeye yönelik yapılan araştırmaların Niksar ve yakın çevresiyle sınırlı kalınarak gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu araştırmaların ilki 1900’lü yıllarında başında F. ve E. Cumont kardeşler, diğeri ise 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren E. Olshausen ve J. Biller tarafından yapılmıştır.”[3]

Midrebolu (Mithrapolis) yerleşimine yakın bir başka müstahkem mevkii, Ünye-Fatsa arasında kalan, Fatsa-Çıngırt Kayası’dır ki, madencilik faaliyetiyle bilinir.  

OlshausenBiller, Arrianus’un kayıtlarında belirttiği mesafelerden yola çıkarak Phadisane’nin Fatsa yakınlarına lokalize edilebileceğini belirtmektedir. Phadisane’nin içinde yer aldığı Sidené yöresi, adını Sidenos Çayı’nın (Bolaman Çayı) denize döküldüğü yerde konumlanan Side isimli kaleden almaktadır. [Bkz. Strabon Geographika, XII. 3. 16 ]. Strabon, Sidené yöresinde sahil boyunca yer alan tahkimli üç kaleden söz etmektedir. Bunlar Khabakta (Ünye/Kaleköy), Phabda ve Side/Polemonion (Bolaman) kaleleridir. VI. Mithradates Küçük Armenia bölgesini ele geçirdikten sonra, söz konusu bölge ve çevresinde hâkimiyetini güçlendirmek için 75 adet kale yerleşimi kurduğu yine Strabon’un kayıtlarında geçmektedir. Wilson 1960 yılında bölgede yaptığı yüzey araştırmalarında, Phabda’nın Kahveler Deresi yakınlarındaki Cıngırt Tepesi’ne lokalize edilebileceğini önermektedir. Weimert bahsi geçen kalenin Sidené’nin doğu kesimindeki demir madenlerini koruma altında tutmak için yapıldığından söz etmektedir. [Weimert, 1984; s. 152]. Cıngırt Kayası, Pontos coğrafyasındaki konumu itibariyle erken dönemlerden itibaren madencilik faaliyetlerinin yaşandığı, zengin maden rezervlerinin bulunduğu bir bölgede yer almaktadır. [Ünye ve Fatsa kesimindeki bakır cevheri, kurşun-gümüş ve demir yatakları için Bkz. MTA 1972, 23-24; E Kaptan, Türkiye Madencilik Tarihi ve Kalay’ın Kökeni Hakkında Kahramanmaraş, Tokat, Ordu, Kastamonu ve Çorum Bölgelerindeki Eski Cüruf Depolarında Yapılan Genel Bir Araştırma, MTA Raporu, No: 5546 Ankara 1976, 48.]”[4]

Kevgir Kalesi’nden Ünye Kalesi’ne ve Çıngırt’a Hellenistik Dönem’de (Mitridatlar) ve Roma Dönemi’nde yollar inşa edilmiş ve lojistik amaçlı kullanılmıştır.[5]   


 

Højte’de Chabakta / Ünye Kalesi

 

Danimarkalı akademisyen Jakob Munk Højte, Mithridates VI and the Pontic Kingdom adlı eserinde Ünye’den, Chabakta adıyla bahseder.

“Komana hariç, sikke basan tüm yerler güçlü bir şekilde güçlendirilmiş bir kaleye sahip olmalarıyla karakterize edilir. İki yer özellikle dikkat çeker: Chabakta ve Taulara. Chabakta, Ünye'nin 10 km güney batısındaki Kaleköy'de bulunan dik bir dağdaki bir kaleyle, kıyıdaki antik Yunan şehri Oinoe ile özdeşleştirilebilir.”[6]

Halys Nehri'nin coğrafi anlamında tanımlandığı gibi Pontos'ta on tane sikke basan yer vardı: Amaseia, Amisos, Chabakta, Gazioura, Kabeira, Komana, Laodikeia, Pharnakeia, Pimolisa ve Taulara ve Pontos'un dışında üç tane daha. Bunlar, birincil kraliyet ikametgâhı olan Sinope, kralların erken dönem mülkü olan Amastris ve muhtemelen Herakleia'nın batısındaki Dia'dır.

Højte, açıklamalarını şöyle sürdürür:

Madeni paranın amacı şehirleri tanıtmak olsaydı, bu iki durumda darphaneler için bariz tercihler Oinoe ve Dazimon olurdu. Dahası, Side, Kotyora, Zela, Kromna ve Phazemon gibi şehirler neden sikke basmadı. Makul bir açıklama, kraliyet yönetiminin merkezleri olmamaları olabilir.[7]

Buradan şu sonuca ulaşıyoruz.

Ünye yerleşimi Oinoe Midridatların yönetim merkezi değildir. Bu nedenle sikke basımı Oinoe’nin 7 km. güneyindeki Kabakta’da (Ünye Kalesi) yapılmaktadır. Çünkü bu kale aynı zamanda Pontos krallığının yönetim merkezlerinden biridir.




 

Hamilton’da Ünye Kalesi

 

İngiliz Jeolog William John Hamilton, 1839-40 yılları arasında Karadeniz'e yaptığı gezi sırasında Ünye Kalesi’nde çeşitli keşiflerde bulunur.

“Kale tepesine ulaşmak için yeni bir girişimde bulunmayı da arzuluyordum. Zira oranın Pontus’ta benzer birkaç yere sahip olmuş Mithridates’in istihkâmlarından biri olabileceği fikri beynimde dolanıyordu.”[8]

Ünye Kalesi’nin bir Mithridat yerleşkesi olabileceği fikri 19. Yüzyılın ortalarında bu şekilde teyit ediliyordu. Ancak Hamilton Ünye Kalesi’ni Akkuş, Erbaa sınırındaki Kevgir Kalesi’ne atfedilen Coenon Choiron ile karıştırıyordu.

“Aslında buranın Coenon Choiron Kalesi olması mümkündü. Coenon Choiron Kalesi Strabon tarafından Cabira’dan sadece 200 stadya uzağa konulmasına rağmen, Cramer’e göre Niksar’ın kuzey dağlarında aranmalıydı. Şimdilerde adı Ünye kalesiydi ve bazen Coena olarak yazılıyor ve anılıyordu.”[9]

Hamilton, Ksenephon’un sözünü ettiği “demiri işlemeyi bilen” ilk kavimlerden Haliblerin ülkesinde Ünye Kalesi’ni keşfediyordu.

Ünye Kalesi’nden 18. Yy. Derebeyi ile ilgili olarak Çaloğlu Kalesi adıyla bahseden İngiliz Tarihçi ve Bizantolog Anthony Bryer ve David Winfield, kaleyi “klasik dönem Caena’sı” olarak nitelendirir.[10] Her iki tarihçi de 1950’lerin sonlarına doğru bölgede yoğun araştırmalarda bulunmuşlardır. Arrianus ve Bijişkyan’a dayandırdıkları çalışmalarında ilginç ayrıntılar verirler.   

  

Kaynaklar:

 

Højte, Jakob Munk. 2009, Mithridates VI and the Pontic Kingdom, Aarhus University Press

Sökmen, Emine. 2016, Mitridat Krallık Coğrafyasındaki Kalelerin Tanımlanması, ODTÜ Doktora Tezi, Yerleşim Arkeolojisi Bölümü, Ankara

Strabon, 1993, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika XII-XII-XIV), Ark. ve Sanat Yay. İst. 

Tekin, Murat. 2024, Arkeolojik ve Epigrafik Veriler Işığında-Belleten, TTK. Cilt: 88 Sayı: 311

Varilci, A.D. 2020, Cıngırt Kayası (Üçüncü Bölüm), Ünye Kent; 25.02.2020

Wilson, D.R. 1960 The Historical Geography of Bithynia, Paphlagonia and Pontos, Oxford Weimert, H. 1984, Die Antike Landschaft Pontos – Eine Fallstudie, Stuttgart

Olshausen, Eckart, 1980 “Der König und die Priester in Pontos” Historischen Geographie I

Olshausen E.-Biller, J.-1984, Historisch-Geographie von Pontos. Wiesbaden

Hamilton, William John. 2013, Küçük Asya, Midas Kitap, Ank.

Bryer, Anthony-Winfield, David. 2020, Karadeniz’in Ortaçağ Dönemi Eserleri ve Topoğrafyası, I-II, Türk Tarih Kurumu Yay. Ank.

 

02.04.2025, Ünye Kent



[1] Højte, 2009; Sökmen, 2016 vb.

[2] Strabon, 199; s. 21

[3] Tekin, 2024; s. 62

[4] Varilci, 2020

[5] Karadeniz Arkeolojisi’nin Roma Dönemi bölümünde bölgedeki Roma yolları ayrıntılı olarak yer alacaktır.

[6] Højte, 2009; s. 99

[7] Højte, 2009; s. 99

[8] Hamilton, 2013, s. 211

[9] Hamilton, 2013, s. 211

[10] Bryer, Winfield. 2020, s. 194