5 Nisan 2009 Pazar

05 Nisan 2009

BİR NİKAH VE BİR VEDA




Dün gece Güzin bana "bu çektiklerini de net'te yayınlarsın" demeseydi, belki şu an yazdıklarımı buraya aktarmamış olacaktım. Muhtemelen bir başka konu, farklı bir yazı yer alacaktı. Ümit Yaşar'ın bir şiirinde yer alan "boş sayfa" gibi kalacaktı [1], yahut karalanmış başka bir ifade yer alacaktı...


Dün nikah gecesiydi.

Cem Börekçi, meslektaşı Alla ile eş olmayı, klasik tanımıyla "iyi günde kötü günde" yaşamı paylaşmayı seçti.

Dün bu beraberliği resmileştirdiler.

Birçok tanış, hısım - akraba Güvenlerin Çiftlik Kafe'de bir araya geldik.


Ankara'dan Nuver, Tuncer ve Hatice geldi. Sırada başka nikahlar var. Sağ başta Nurettin beklemede... Cem'in küçüğü Cüneyt sırada.

Velhasıl hayat sürüyor.

Güzel günler göreceğimizi umarak, ileriye umutla bakıyoruz.

Diğer yanda yüreğimizde kocaman bir acı vardı, dün akşam yitirdiğimiz bir arkadaşımızın acısı...

Bu sabah, 5 Nisan 2009 Pazar sabahı erken kalktık.

Eşimin arkadaşı Dilşen'i son yolculuğuna uğurlamak için sabahın erken saatlerinde Perşembe'ye gittik. Beş yıl süreyle mücadele etiği rahatsızlık sonunda onu alt etmişti. Yıllar önce Perşembe'deki bu eve, evlerine geldiğimizde Dilşen, duvardaki saati gösterek bir kaç yıl önce babasını kaybetikleri anda durduğunu, bi daha çalışmadığını söylemişti. Babasına ait duvar saatinin hala çalışmadığını gördüm. Şimdi yitip giden kendisiydi.

Evlerinin az ilerisindeki camide namazı kılındı. Yine evlerine pek uzak olmayan bir yere, Kordontepe'ye bakan Avuçlu Cami yanına getirdik. 1327 Tarihli küçük, yeni restore edilmiş tarihi bir cami... Hemen dibinden Babalı Deresi akıyor.

Murat'ın Trakyalılardan aktardığı deyişle, O'nu Avuçlu Camisi'nin avlusuna "gizledik"[2]...

Dilşen'in özenle seçtiği sözcükleri musikili bir tonla söyleyişi, biraz da türkçeci bir vurguyla seslendirişi kulaklarımızda yankılanarak Perşembeyi terk ettik.[3]

Onu hep gözlerindeki ışıltıyla ve hayata sıkı sıkı sarılışıyla hatırlayacağız.

sen olmasaydın

bu fotoğraf olmayacaktı...

sen olmasaydın

seni tanımamış olacaktık.

yaşamak için

acılara göğüs germek gerektiğini

bir eksik anlayacaktık.


Dipnotlar:

1- Yıllar önce okuduğum bir Ümit Yaşar Oğuzcan şiiriydi; "Sen olmasaydın, seni sevmeseydim yahut/Bu sayfa olmayacaktı/Bu sayfa boş kalacaktı..." gibi bir şiirdi.

2- Murat'ı gizlediğimiz gibi, şimdi de Dilşen... Kordontepe'nin karşı bayırında, yemyeşil bir bahçede.. Avuçlu Cami'nin avlusu açmıştı avuçlarını Dişen'e... Murat da çok severdi Dilşen'i. Umarım karşılaşırlar, kaldıkları yerden devam ederler sohbetlerine.

3- Ağır bir grip vakası, baş ağrısı, ateş, tansiyon. Eşimin üzüntüyle içine düştüğü tabloyu tarif ediyorum. Gece yattığı koltuktan mırıldanarak bir şeyler söylemeye çalışıyor. Bense televizyonda haberlere kilitlenmişim. Obama'nın Türkiye'ye geldiği an! Eşim "Çamaşır ipinin makarası paslanmış, gıcırdıyor" diyor. Sanki gecenin bu saati, üstelik bu halde çamaşır asacak gibi. Makine yağı tedarik etmemi söylüyor. "Hanım" diyorum, "sırası mı şimdi, koskoca Air Force One Ankara'ya inmiş, birazdan içinden Hüseyin Barack Obama inecek!" Hiç sırası mı?

27 Mart 2009 Cuma

NASIL BİR BELEDİYE İSTİYORUZ?

NASIL BİR BELEDİYE İSTİYORUZ?

İki gün sonra Ünye seçmeni Türkiye genelinde olduğu gibi ilçemizde yeni yerel yöneticileri seçmiş olacak. Seçimler, yöneticilerin yönetilenlerce belirlenmesini sağlayan siyasal, hukuksal bir işlemler bütünüdür. Demokratik yönetimlerin gereği olduğu kadar, bir vatandaşlık hakkı ve görevidir. Seçimler sayesinde yönetilenler, yönetim hakkında söz sahibi olur, yöneticilerini tayin eder, bir anlamda yönetime katılırlar.
Yerel yönetimler, değişik nüfus topluluklarında yaşayan insanların ortak ve yerel nitelikteki gereksinmelerini karşılamak amacıyla kurulan tüzel kişiliğe haiz anayasal kuruluşlardır. Nüfusu 2000’i aşan beldelerden başlayarak; ilçe, il ve büyük şehir olmak üzere bu yerleşim bölgelerinde en önemli yerel yönetim organları belediyelerdir.
Yerel yönetimlerle siyasal iktidarların ilişkisi çok önemlidir.
Çağdaş belediyeciliğin prototipi Paris Belediyesi için literatüre geçen bir deyiş vardır:
“Paris Belediyesini ele geçiren, siyasal iktidarı alır.”
Yerel seçimlerin anlam ve önemini ifade eden bu deyiş, diğer yandan siyasal iktidarı elinde bulunduranlara yerel yönetimlerle ilgili bir mesaj iletir:
Yerel seçimler iktidardaki gücün göstergeleridir…
İktidarın devamını yahut sonunun geldiğini hükme bağlar!

KENTLEŞME, KENTLİLEŞME VE BELEDİYELER

Şehir anlamına gelen Arapça “beled” sözcüğü, belediyelerin kentleşmeyle olan ilgisini açığa çıkarır. Tarımsal ekonomiden sanayi, ticaret ve hizmet sektörüne açılan her topluluk, belli merkezlerde toplanarak yeni bir sosyal yapı oluşturur. Kentlerde toplanan nüfusun yaşam şekli ve yönetim biçimi farklılaşır. Toplum artan oranda örgütlenmeye, uzmanlaşmaya başlar.
Kentleşme olarak tanımlanan bu süreç, beraberinde kentlileşmeyi getirir. Nüfus yoğunlaşmasının yaşandığı kentlerdeki toplumsal değişimin insanların davranışlarında ve ilişkilerinde, değer yargılarında, kültürel şekillenmelerinde yarattığı değişim kentlileşmeyle açıklanır. Kentleşme ve kentlileşme birbirlerine bağlı iki farklı olgudur.
Belediyeler kentleşme olgusunun ortaya çıkardığı, kentlileşmeyle şekillenen organlardır.

BELEDİYELERİN TARİHSEL KONUMU

Eski Yunan, Asur, Mısır ve Roma kentleriyle birlikte ortaya çıkan ilk belediye nüveleri, Ortaçağ’da önemli bir gelişme gösterememiştir.
Osmanlı devleti döneminde, kentlerde uzunca bir süre İslamiyet’in ilk yıllarında Mekke ve Medine’deki uygulamalar model alınmıştır. Belediye hizmetleri bir Kadı reisliğinde; çarşı, pazar ve ticaretten sorumlu muhtesipler tarafından gerçekleştirildi. İhtisap ağası yahut ihtisap emini denilen ahilik teşkilatı mensuplarından seçilen muhtesipler, esnaftan vergi alır, zabıta işleriyle uğraşırlardı.
İstanbul’un fethinden sonra, şehreminlik kurumu esas alınarak, Bizans modeli uygulandı. Belediyelerin bağımsız bir organa yönelmesi, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının (1826) ardından gerçekleşti. 1831’de şehremaneti kaldırılarak ihtisap nazırlığı, mimar ağalar ve kadılar yönetiminde daha bağımsız bir belediye yapılanmasına gidildi.
1854’te Paris modeli esas alınarak yeniden şehremaneti kurumu oluşturuldu. İhtisap nezareti yerine şehir meclisi kuruldu. 1864 Tarihli nizamnameyle kurulan İntizam-i Şehir Komisyonları kısa zamanda yaygınlaştırılarak, İstanbul’da 14 belediye dairesi yaşama geçirildi. Bunlardan Altıncı Daire-i Belediye adıyla kurulan Beyoğlu – Galata Belediyesi, yarı özerk, bağımsız parasal kaynaklarıyla ülkemizde ilk modern belediyeciliğin başlangıcı oldu (1877).

ÜNYE BELEDİYESİ’NİN KURULUŞU

8 Ekim 1864 Tarihli Vilayet Nizamnamesi gereği “Meclis-i Beledi” adıyla kurulan belediye meclisleri aracılığıyla İstanbul’da ve akabinde taşra belediyelerinde çağdaş anlamda belediyecilik başlatıldı.
Ünye’de belediyenin hangi tarihte kurulduğuna dair elimizde yeteli belge ve bilgi mevcut değildir. Ancak, 1869 Trabzon Salnamesi’nde Ünye’de Belediye Dairesi Meclisi ve Reislik makamı mevcuttur. Buradan anlaşıldığı üzere, Anadolu’da modern belediyelerin kuruluşu aşamasında Ünye Belediyesi ilk kurulan belediyeler arasındadır.




1869 Trabzon Vilayet Salnamesi, cilt 1, s. 103

Salnamelerde görülen, Ünye bu tarihte Sancak’tır. Fatsa ve Niksar, Ünye sancağına bağlı nahiyelerdir. 1864 ila 1868 yılları arasında sancak yapılan Ünye’de muhtemelen belediye 1864 yılında kurulmuştur. Aynı varsayım, Osman Doğan tarafından da yapılmıştır. Ancak bu varsayımı doğrulayan belge ve bilgi mevcut değildir.

Osmanlı dönemi Ünye belediyesi Mührü
(Kaynak: Osman Doğan; Karadeniz’de Bir Boğaziçi Ünye)

Osmanlı Dönemi Ünye Meclis-i Belediye Reisleri
Mustafa Kapudan (1869 - 1871)
İsmail Efendi (1871 -1872 - ?)
İstardi Ağa (1881 - ?)
Osman Efendi (1888 - 1893)
Hacı Selim Efendi (1893 - 1895 - ?)
Mehmed Efendi (1900 - 1901)
Ahmed Selim Efendi (1901 - 1902 - ?)
Mehmed Emin Efendi (1904 - ?)
Hacı Ali Kadızade Ali Enver Kadı
Hacı Musazade Hamdi
Şakir Efendi
Alemdarzade Uzun Osman
Çoldurzade Hakkı Hoca

CUMHURİYET DÖNEMİ ÜNYE BELEDİYESİ

Osmanlı döneminde 1869’da Mustafa Kapudan’dan başlayarak, 1904 yılı Mehmet Emin Efendi’ye kadar, Ünye Belediye Başkanlarının adı, göreve başlama ve bırakma tarihleri Vilayet Salnamelerinde mevcuttur. 1904’tenCumhuriyet ilanına kadar geçen sürede görev yapan beş başkanın adları tespit edilebilmiş, görev tarihleri belirlenememiştir.
Cumhuriyet döneminde ise, 1960 yılına kadar görev yapan başkanların adları bilinmesine rağmen, görev tarihleri tam olarak bilinmemektedir. Elimizde yazılı bir belge olmadığı için, yakın geçmişimizi tahmini tarihlerle tespit etmekteyiz.
İkinci Dünya Savaşı bitimine kadar tek partili sistemin iki dereceli seçimleriyle göreve gelen “seçilmişler”, atanmışlarla aynı memuriyet koşullarını paylaşmaktaydı. Buna rağmen Ünye Belediyesinde o dönem için oldukça nitelikli işler başarılmıştır. Özellikle çok partili sisteme geçiş yapılan 1944 – 53 tarihleri arasında iki dönem görev yapan Hüsrev Yürür hatırı sayılır hizmetlere imza atmıştır. İlk meydan düzenlemesi, acı su ve şehir şebeke suyunun isale edilmesi, Çamlık ve Asarkaya’nın Musa Güven katkısıyla ağaçlandırılması, 1938’de tesis edilen elektriğin 1947’de buharlı makineden dizel motora dönüştürülmesi gibi önemli hizmetler gerçekleştirilmiştir.
Belediyemiz tarihinde en uzun görevde bulunan Mithat Kısacıkoğlu, 1963 – 77 arası üç dönem görev yapmıştır. Belediye binası başta olmak üzere, Belediye Sineması, Çataltepe Suyu Şişeleme Tesisleri, yeni pazaryeri, kasaphane, Çamlık Motel ve Kanalizasyon çalışmaları bu dönemde gerçekleşti.

Cumhuriyet Dönemi Ünye Belediye Başkanları
Deli Ahmetzade Emin
Kahramanağazade Halit Barlas
Kelleroğluzade Hasan Fahri
Tokatlızade Hüseyin Hoca
Eminefendizade Rami Öztürk
Sabrizade Hüsrev Yürür CHP
Hamizade Burhan Artur CHP
Borçkalı Şükrü Ellibeş CHP
Remzizade Muammer Tekin (1955 – 1960 ) CHP
Ali Kemalzade Sezai Alpaslan Hoca (1960 İhtilal dönemi.)
Talatzade Mithat Kısacıkoğlu ( 1963 – 1968 ) AP ( 1968 – 1973 ) AP, ( 1973 – 1977 ) MSP

Emekli Memur Sait Savaş (1977 – 1980) CHP
İnşaat Mühendisi İsmail Cerrahoğlu (1984 – 1989 ) ANAP
Sami Soysal (1989 – 1992 ) DYP
Harita Mühendisi Osman Yurt (1992 – 1994 ) SHP
Ziraat Y. Mühendisi Necip Avcı (1994 – 1999 )ANAP
Öğretmen Mehmet Türk (1999 – 2004 ) FP
Mali müşavir Ahmet Arpacıoğlu (28 Mart 2004 – 29 Mart 2009 ) AKP



YEREL SEÇİMLER VE BEKLENTİLER

Seçimler, demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur. Rengarenk bayraklarla donatılmış caddeler, kalabalık meydanlar, araç konvoyları seçimlerde coşkunun ifadesidir. Ses ve çevre kirliliği yaratmak gibi olumsuzluklar taşısa da esas sorun resmi ve gayri resmi harcamaların boyutudur. Oysa aday tanıtımı için geçmiş dönemlerde etkili ve masrafsız girişimler yaşanmıştı. Tüm aday ve kadrolarının, basın (TV) önünde karşılıklı tartışma imkanı bu seçimlerde sağlanamamıştır.
Yerel yönetim birimlerine aday gösterilenlerin parti merkezlerinden ziyade seçmen kitlelerince belirlenmesine ağırlık verilmelidir. Aksi halde, seçmenin özgür iradesiyle seçilen tek kurum muhtarlık olacaktır.
SONUÇ

Ünye’de artan nüfus nedeniyle yaşanan kentleşme, büyük ölçüde belediye hizmetleri bünyesinde gerçekleştirildi. Kırsal nüfusun Ünye’de yoğunlaşması, kentleşme yanında kentlileşme sorununu beraberinde getirdi.
Kentlileşmenin en temel göstergesi kültürel yatırımlardır.
Örneğin Ünye’de Osmanlı devrinde kurulan bir kütüphane mevcuttur.
Marif salnamelerinde 1267 tarihinde tesis edilen Ünye Hacı Mehmed Ağa Kütüphanesi’nin kuruluş tarihi ve yeri tarif edilmiştir. Sonraki yıllarda kütüphanenin akıbeti meçhuldür. Bugün Ünye’ye yaraşır bir kütüphane hala yoktur.
Sonuç olarak, Ünye’de başta kültürel yatırımlar olmak üzere, gelinen noktada eksikliklerimiz saymakla bitmez.
Ünye seçmeni, kentin tarihsel misyonunu bilerek sandık başına gitmeli, oy talep eden adaylar bu amaçlar doğrultusunda göreve talip olmalıdır.

27 Mart 2009 Ünye Kent Gazetesi


ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU
Ahmet Kabayel
Ahmet Derya Varilci
Ek 1- 1864 - 1868 Yılları arasında Ünye Sancak iken, ilk Trabzon Vilayeti Salnamesinin yazıldığı 1869 tarihinde sancak olmaktan çıkarılmıştır. Resmiyette Ünye'nin sancak statüsü kaldırılmış olsa bile bir dönem daha idari açıdan mevcut statüsünü sürdürmüş, Niksar ve Fatsa Ünye'ye bağlı nahiyeler olarak kalmıştır.
Ek 2- Üç dönem arka arkaya belediye başkanı seçilen Mithat Kısacıkoğlu'nun üçüncü döneminde MSP destekli bağımsız aday olduğu anlaşılmıştır. Sn. Turgut Kısacıkoğlu'dan aldığımız bilgi ve Sn. Mehmet Kuşçu'nun uyarısı üzerine düzeltiyoruz.
Ek: 3- Ünye Hacı Mehmed Ağa Kütüphanesi’nin kuruluş tarihi, Marif salnamelerinde 1267 olarak Rumi tarihiyle verilmiştir. Miladi 1851 tarihine karşılık gelmektedir.




5 Şubat 2009 Perşembe

ÖZLEMLE YENİDEN...

Murat,

Hayatımız nereden baksan bir puzzle’a benziyor. Ne kadar tamamlamaya çalışsak hep bir yerler eksik kalıyor. Hele bazı parçalar var ki, ne yaparsan yap yerine bir başkasını koyamıyorsun. Gün geçtikçe eksikliğini daha fazla hissediyorsun.

Örneğin gazete okurken ya da bir kitabın satırları arasında yahut bir televizyon programında çıkıyor karşına, alıp hayatına taşıyorsun. Ama puzzle'ın o parçasına uymadığını görüyorsun. İçin burkuluyor.

“Yaşamdan Dakikalar” adındaki programı izliyordum az önce…
Konusu geçerdi aramızda... TV üzerine konuşurduk ya bazen.
Yaşamakta olduğumuz onca şey varken, Yaşamdan Dakikalar’da seninle karşılaşmama hiç şaşırmadım.

Bundan öte yaşamak olur mu, yaşamamak buysa!

Marquez, hayata dair ne demiş Yüz Yıllık Yalnızlık’ta:
“Hayat, insanın yaşadığı değildir.” diyor.
“Hatırlanan, anlatmak için hatırlanan” bir olgu olarak tarif ediyor hayatı.

Yüz Yıllık Yalnızlık’ ı aynı dönemlerde okumuştuk. Hatırlarsın belki. Benim belleğim eskisi kadar güçlü değil. Unutkanlık başladı... Belki vardı, iyice arttı. Unutmamak için rastgele notlar alıyorum. Sonra yazdıklarım kalıyor yazdığım yerde.

Aslında unutkanlık iyidir, hayatı daha katlanılır kılar. Yitirilenlerin özlemi zamanla hafiflemese de, sorunlar yumağı haline gelen hayatımıza yeni sorunlar eklenir; bir önceki eskir, böylece her defasında yeni sorunlara yer açılır.

"Dünyamız mı?" dedin...
Bıraktığın gibi, diyebilirim bir ölçüde.
Irak’tan sonra Gazze patlak verdi. Çoluk çocuk, binli rakamları aşan bir katliam daha...
Ortadoğu, Yakın Doğu, Şark ve Garp cephesinde yeni bir şey yok.
Sadece katliamlara bir yenisi ekleniyor o kadar.

Yerel seçimlerin arifesindeyiz. Her yerde, adaylar konuşuluyor. Kim güçlü, hangi yerde kim seçilecek?

Bizi soracak olursan, iyiyiz. Eksik gedik, herşeye rağmen ayakta durmaya çalışıyoruz.

Yılın ilk karı, 2009'un ilk günüyle bize "merhaba" dedi. Şimdilerde ılık bir kış yaşamaktayız.

Senin cimcime bir kış daha büyüdü, neredeyse bitirecek okulunu.

Gözün arkada kalmasın.

Kardeşin Sait'e iyi bak.

Hoşça kal.

4 Şubat 2009 Çarşamba

ÜNYE’DE SİNEMA YILLARI-II

“Gerçek, bazen yalnızca düştür.”
Istvan Szabo (Macar yönetmen)

Sinema Günlükleri 5:
Tarih: 1948’den – 2000’lere, Ünye’de sinemanın bütün yılları.

Döküm I: Sinemanın Ünye kronolojisi:
Tan Sineması (1948 – 1950)
Yeni Sinema- Yalıkahve (1948 – 1950 )
Yeni Sinema – Tan’ın yerinde (1950 – 1974)
Park Sineması – Yazlık, Cumhuriyet Meydanı (1951 – 1954)
Paşabahçe Melek Sineması – Yazlık, Saray Hamamı yanında(1954 – 1972)
Konak Sineması, Kadılar Yokuşu’nda (1960 – 1992)
Rüya Sineması, Yazlık, Çifte Hamam yanında (1967 – 1969)
Belediye Sineması (1972 - ? )

1948 Öncesi, Ünye’de modern anlamda bir sinema yoktur, ancak Tan Sineması kurulmadan önce Yalı’daki binada sinema gösterildiğine dair elimizde bilgiler vardır. 1938’de Faruk Yıldız’ın belleğinde, Yalı’da bir Alman savaş filmi izlediği ifade edilmiştir. İrfan Işık Öğretmenimizin de ifade ettiği gibi, okula ait müsamere, konser ve oyun salonu olarak kullanılan bu bina, aynı zamanda sinema olarak kullanılmıştır. Gezici film oynatma makinelerinin o dönemde ve daha sonraki yıllarda kullanıldığı bilinmektedir. Gezici film makinelerinden biri halen İrfan Işık’tadır ve öğretmenimiz bir dönem sertifikalı makinist olarak okullarda eğitim sunumları yapmıştır.

Döküm II: Ünye’ye gelen sanatçılar:
Sinema salonları yokken, Ünye’de çadır tiyatrosu geleneği, direkler arası oyunları (vodvil) ve dansöz geleneğinden söz etmek mümkündür. Bu tür mekânlardan birinin Döner Çeşme Meydanında, daha sonra İhtiyaroğlu İşhanı’na dönüştürülen binada faaliyet yürüttüğü bilinmektedir.
İp cambazları, Cumhuriyet Meydanı ve Beylihoru gibi açık alanlarda hünerlerini sergilerken, araya “temsil” denen orta oyununa benzer gösterilerde bulunurlardı.
Açık hava yahut çadırda sürdürülen bu gösteriler, sinemalı dönemde sinema salonlarında yapılmaya başlandı. Şarkı, türkü, dans ve tiyatro amaçlı bu gösterilerin yanında, doğrudan sinema filmlerinin tanıtımını amaçlayan sinema oyuncularının da Ünye’ye geldiği bilinmektedir.
İşte bu sanatçılardan aklımıza gelenler:
Avni Dilligil (Tiyatro), Zati Sungur (Sihirbaz), Tanju Gürsu, Hüseyin Baradan, Necdet Tosun, Fikret Kızılok, Hümeyra, Cem Karaca, Barış Manço, Bilal İnci, Tamer Yiğit, Ekrem Bora, Atıf Kaptan, Cahit Irgat, Yılmaz Köksal, Berkant, Selçuk Ural, Serpil Örümcer, Beyaz Kelebekler, Melike Demirağ, Edip Akbayram, Gönül Yazar, Muhterem Nur, Necat Uygur, Gazanfer Özcan, Ulvi Uraz, Ferhan Şensoy, Genco Erkal, Altan Erkekli (İnadına Yaşamak, tek kişilik oyun, Belediye Kültür Sarayı).

Sinema Günlükleri 6:
Tarih: 1960, Ünye’de bir sinema efsanesi, Konak Sineması.


Kadılar Yokuşu’nun eteğinde % 50 hissesi Fırıncı Mahmut Arın’a ait arsada, Mimar Feyyaz Efendi’nin inşa ettirdiği sinemanın 1000 kişilik kapasitesi vardır. Koltuk dizilişi, eğim ve akustiği her yerden izleyicilerin perdeyi görmesine ve sahnedeki sesleri duymasına elverişlidir. Enis Özgün, Ahmet Akbulut, Zekayi Sinanoğlu ve Mahmut Arın’ın katılımlarıyla 1960 yılında hizmete giren sinemanın ilk filmi halka bedava oynatılan “Denizler Altında 20.000 Fersah” tır. (Richard Fleischer’in yönettiği, Kirk Douglas ve James Mason’un oynadığı, Jules Verne uyarlaması, 1954 yapımı “20.000 Leagues Under the Sea” filmi.)
Konak Sineması’nda beğenilen bazı filmler:
Ömer Ağabey gibi, ismi sinema ile özdeşleşmiş başka isimler de vardı:
Öztürk Serengil şapkası ve bıyıklarıyla, gişede bilet satan Yılmaz Okumuş.
Dik duruşu ve delikanlı yanıyla “Miki” lakaplı Necdet Demir.
Makinist Hüsnü Yayan, Mehmet İbiş, akla gelen diğer isimlerdir.
(32 Milimetrelik filmler 5-6 makara halinde Samsun’dan getirtilir.)
1980’li yıllarda sinema işletmeciliğini sürdüren isimlerden biri de Mehmet Çiloğlu’dur.
Rabbum Yaşar (Aydınlık), Arap Yaşar (Darahta), adı sinema ile anılan diğer isimlerdendir.
Yeni Sinema ve Melek’in makinisti, kalın camlı gözlükleriyle hatırladığımız Mehmet Karakaya’dır.
Kışın soğuk günlerinde Yeni Sinema ve Konak’ı ısıtan iri sobaları imal eden Erol Varilci’dir. Bir dönem 1948–50 arasında Park sinemasının Duhuliye kapısında giriş görevlisidir.

Sinema Günlükleri 7:
Tarih: 1964, Ünye’de Konak Sineması’ndan bir anekdot.
Sinemacı Ömer’in anlattığıdır.
Yerli yabancı, dönemin iyi isim yapmış oyuncularının filmi gösterilirken izdiham yaşanır, zaman zaman “kapalı gişe” film oynatılır. 1.300 kişiye kadar doldurulan Konak Sineması’nda aralara sandalye atılır, minder yahut mukavva kâğıdı üzerinde ara basamaklara oturulur.
Metin Dönmez adında bir Ünye esnafı, izdihamlı bir gece matinesine bilet almak ister. Ömer Ağabey, tanıdığı bu esnafa daha zevkli bir izleme şansına sahip olsun diye, bir başka gün izlemesini önerir. İyi niyetle yapılan bu öneri sonrası, Ömer Ağabeyin yolu bu esnafımızın dükkânına düşer. Aradığı vida (yahut somun) sadece burada vardır, ama alamaz. Kendisine sinemada yer temin etmediği hatırlatılır. Sonuçta akşam matinesine yeri ayarlanır, sinemacıya istediği verilir.
Sinemada yer kapmak önemlidir, prestij meselesidir. Abone sistemi, aylık ya da yılık loca kiralama yöntemleri yürürlüktedir. (Avukat Ertuğrul Canarslan’ın abonesi olduğu loca, hala belleğimizdedir.)

Sinema Günlükleri 8:
Tarih: 1967’den 1972’ye, Rüya’lı yıllar ve Belediye Sineması.
1967’de Çifte Hamam yanına yazlık Rüya Sineması açılır. Rahmetli İsmet Koçkan’ın işletmeye açtığı Rüya Sineması’nın açılış filmi Göklerdeki Sevgili’dir. 1966 yapımı, Remzi Jöntürk yönetimindeki filmin oyuncuları Cüneyt Arkın ve Selda Alkor’dur.
O dönemde dikkati çeken bir başka film; Şafak Bekçileri’dir. 1963 Yapımı, Halit Refiğ’in yönettiği filmde, Göksel Arsoy ve Leyla Saray oynar.

1967’ de açılan Rüya Sineması 1969’da kapanır.
1972’de Belediye Sineması açılır, ancak Paşabahçe Melek sineması kapanır.
1981’e kadar Ünye Belediyesi’nin işlettiği sinemanın müdürlüğünü rahmetli Ayhan Güney (Kuzu Ayhan) yapar. Oynatılan ilk film, Gene Hackman’ın Poseydon Macerası’dır. Belediye tarafından kiraya verilen sinemayı 80’li yıllardan itibaren İsmail Güven çalıştırmaktadır. Halen sinema, düğün ve tiyatro salonu olarak kullanılan mekânda, Ramazanda tombala gibi etkinliklere yer verilmektedir. Binanın diğer bölümlerinde Şehir Kulübü, barlar ve çeşitli iş yerleri mevcuttur.

Sinema Günlükleri 9:
Tarih: 1970’li yıllar, sinemanın çöküşü.
60’lı yıllar, özgürlük ve gelişme yıllarıydı. Ancak fazla uzun sürmedi. Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde ve Ünye’de 70’li yıllar, ekonomide, kültürde ve sanatta dağılma sürecinin başladığı yıllar oldu. Türk Lirası’nın devalüasyonla yeniden tanıştığı ve kalıcı bir biçimde ülke ekonomisine çöreklendiği bu yıllarda ucuz karate filmleri tüm ülkeyi ve Ünye sinemalarını esir almıştı. Seks filmi furyasını arabesk film piyasası izledi. Kaliteli film izleyicisi gitmiş, sinema salonları bu tür filmlerle seyirci toplama çabasına girmişti. Henüz televizyon yaygınlaşmamıştı, ortada bilgisayar yoktu ama, bu dönem Ünye sinemaları için sonun başlangıcı oldu.

Sinema Günlükleri 10:
Tarih: 1980’li yıllar, elveda sinema!
Her karanlık dönem bir “muamma”dır. 80’li yıllarda Ünye’de sinemanın yok oluşunu açıklamak, diğer kültürel değerlerin erozyonu gibi kolay değildir. Görsel araçların, televizyon, video-kaset ve video-cd, dvd’lerle yoğunlaşması, sinemaya büyük darbe vurmuştur. Buna rağmen, geçtiğimiz yıllarda bazı olumlu gelişmeler yaşadık. 90’lı yılların ikinci yarısında, büyük kentlerde sinemaların yeniden doğuşuna tanık olduk. Seyirci kapasiteleri sınırlanmış, çoğunlukla “cep sineması” biçiminde ortaya çıkan, daha teknik donanıma sahip sinemacıklar türemiştir. Büyük alışveriş merkezlerinde, çok katlı plazaların üst katlarında fast food reyonlarıyla yan yana dizilen sinemaların koltuklarında, arkamıza yaslanarak sinemanın eski büyüsünü aramaktayız.
Guiseppe Tornatore’nin Cennet Sineması belki çok uzağımızda değildir. Ne yazık ki Ünye sinemaya “elveda” demiştir. Yahut şimdilik sinema Ünye ile ayrı düşmüştür. Komşumuz Fatsa daha girişimci olmasına rağmen, maalesef sinema ile arasındaki mesafeyi yeniden kuramamıştır.



Ünye Tarih Araştırma Grubu
Ahmet Derya VARİLCİ
Ahmet KABAYEL

ÜNYE’DE SİNEMA YILLARI-I

“Gerçek, bazen yalnızca düştür.”
Istvan Szabo (Macar yönetmen)


Sinema Günlükleri 1:
Tarih: 25/12/2008, Perşembe.

Ünye’den üç arkadaş Cem Yılmaz’ın Arog filmini izlemek için Fatsa’ya gitmiştir. 20 gün önce vizyona giren film, ilk gün açılışıyla gişe rekorunu zorladığı için, üç arkadaş telefonla yerlerini ayırtmış, saatinde sinemada yerlerini almış, arkalarına yaslanarak keyifle filmin başlamasını beklemiştir.
Üç arkadaş, “Beş kişiden az seyirciye film oynatılmaz!” kuralı gereği, filmi izleyemeden Ünye’ye dönmek zorunda kalmıştır.
Filme kendilerinden başka gelen olmamış, bilet paraları iade edilmiştir.

Sinema Günlükleri 2:
Tarih: 1948, Ünye’nin sinema ile tanışıklığı:
Ünye’de modern anlamda ilk sinema Tan Sineması adıyla 1948’de açılır. Samsun’dan gelen Yusuf Bulut, karakolun yanına (şimdiki Akbank’ın olduğu yer), Ünye’nin ilk sinemasını açar. (Fotoğrafları günümüze aktaranlar, Nazlı Şenalp, Eren Tokgöz)
Daha önceki yıllarda, modern anlamda bir sinema salonu yoktur. Ancak Batılı toplumlarda olduğu gibi, gezici ekiplerin, bir kaç seans için kiraladıkları mekânlar, portatif makinelerle gösterilen filmlerden söz etmek mümkündür.
Sinema, radyolu yılların adından yaşanan büyük bir değişikliktir. Ünyelinin dünyaya açılan penceresidir. Afrika’nın balta girmemiş ormanlarıyla tanışır, fillerle, aslanlarla arkadaş olur. Tarzan’la birlikte macera yaşar. Yahut “Vahşi Batı” da at koşturan bir kovboydur, Kızılderilidir, yahut tarihi dekorlar içinde bir gladyatör olur.
Tan Sineması açıldıktan birkaç ay sonra, bu defa Ünyelilerin kendisi Yalıkahvesi’nde Belediye’nin depo olarak kullandığı binayı sinema olarak kullanıma açarlar. Zaten bu bina geçmiş yıllarda, bando ve musiki kuruluşlarının konser verdiği, zaman zaman sinema gösteriminin yapıldığı eski bir binadır. Bir tarafıyla denizin içinde kalan, yalı kazıklarıyla desteklenen binada çok eski zamanlarda sinema izlendiği söylenmektedir. Eski radyoculardan Fatalis Ahmet (Akbulut) ve tüccar Mustafa Kalemen ortaklığında modernize edilen ve hizmete açılan bu sinemanın adı Yeni Sinema olur.
Tan Sineması, yeni açılan sinema ile rekabete dayanamaz, kapanır. Yusuf Bulut Samsun’a döner. Tan’dan boşalan yere, Yalıkahvesi’ndeki Yeni Sinema taşınır. Yıl: 1950
Bir sonraki yılın yazında, Yeni Sinema’yı kuranlar, Cumhuriyet Meydanı sahilinde yazlık Park Sineması’nı açar. 1951 – 1954 Yılları arasında hizmet veren bu sinema, yerini Paşabahçe Melek sinemasına bırakır.
Uzun yıllar hizmet veren yazlık Paşabahçe Melek Sineması (1954 – 1972), Ünye’de uzun yaz gecelerinin vazgeçilmez mekânlarından biridir. Çoluk çocuk, neredeyse Ünye’nin bütün aileleri akın akın sinema sandalyelerini doldurur.
Eski bir sinema emekçisi Ömer Ataş (Ünye 1938 doğumlu, 13 yaşından itibaren sinemada çalışmış), bize sinema günlüklerimizde yardımcı olurken, sinemayla ilgili anılarını aktardı. Adı, hala Sinemacı Ömer olarak anılan Ömer Ağabey, 1950 – 60 arasını “sinemanın altın yılları” olarak nitelendirdi. (Biz, bu sıfatı 60’lı yıllara daha uygun gördük.)

Sinema Günlükleri 3:
Tarih: 1954, Ünye’de Paşabahçe Melek Sineması’nın açılışı.
Sinemacı Ömer’in anlattığıdır.
(Karakin Usta ve arkadaşı, Paşabahçe Melek Sineması’nda filmin başlamasını bekliyorlar. )
Meydandaki Park Sineması karayolu ihalesi alanına girince, yeni bir yazlık sinema projesine girişilir. Nahit Heper, Aptullah Haznedar, Mahir Kocoğlu ve Ahmet Akbulut’un katılımıyla Saray Hamamı yanında, Paşabahçe’de yazlık Melek Sineması kurulur. Gösterime ilk giren film, İtalyan yapımı Merhamet’tir. Filmi 10 günde 7.500 kişi izler. 1954 Yazında Ünye nüfusu 10.000 kişi civarındadır. (Demek ki, filmi üst üste birkaç defa izleyenler olmuş. Çevre ilçelerden ve köylerden gelenler de izlemiş.)

Yazlık yahut kışlık, sinemalar sadece film gösterilen mekânlar değil, aynı zamanda tiyatro, konser, düğün salonudur. Siyasi parti yahut dernek toplantılarının yapıldığı yerlerdir.

Sinema Günlükleri 4:
Tarih: 1960’lı yıllar, Ünye’de sinemanın altın yılları.
Sinema bir şölendir:
Çocukluk ve ilkgençlik yıllarımıza damgasını vuran 60’lı yıllarda sinemanın çok özel bir yeri vardı. Topluca izlenen bir gösteri olmaktan öte, her birimiz için sinema bir şölendi. Birlikte koşup oynadığımız, Teksas-Tommiks çizgi romanları takas ettiğimiz, “makinist ışık!” yahut “Makinist ses!” nidaları atığımız, heyecandan titrediğimiz, hüzünlendiğimiz, kahkaha attığımız yerlerdi. Topluca bir ayini gerçekleştirir gibi, perdedeki görüntüyle bütünleşir, Sinemacı Ömer Ağabeyin uyaran sert sesiyle kendimize gelirdik.
Sinemalı yıllar, “Beş dakika ara”larda yenen fındıklı kurabiye, simit, içine nohut doldurulmuş gazoz demekti.
Cumartesi günleri yapılan çocuk matineleriyle yetinmeyip, henüz çocuk sayıldığımız dönemde Pazar günleri kadınlar matinesine giderdik. Tanıdık bir ablanın eteğine yapışarak filmi bedavaya getirme şansımız vardı. Kadın matinelerinde daha çok yerli melodramlar oynatılırdı. Önceleri Cahide Sonku, Belgin Doruk gibi isimlerin filmleri varken, daha sonra Fatma Girik, Filiz Akın, Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit’in filmleri afişlerdeki yerini aldı. Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Kartal Tibet’i, Kadir İnanır ve Tarık akan takip etti.
Spartaküs, Benhur gibi dev yapımları bu dönemde izledik. (Yıllar sonra aynı filmleri izlediğimizde, aynı dehşetli duygulardan bir hayli uzakta olduğumuzu gördük.)
Televizyon, bilgisayar, atari gibi daha çok bireysel kullanıma açık araçların olmadığı dönemde sinema, çocuklar için vazgeçilmez bir etkinlikti. Sadece çocuklar için değil, Ünye’nin ileri gelen tüm bireyleri, maaile sinemaları doldururdu. Hatta her film değiştiğinde, sinemanın daimi müşterileri vardı. Abone sistemiyle çalışıldığı bu dönemde, bazı koltuklar, bazı isimlere tahsis edilmişti. ( Örneğin, bu metni yazanlardan Varilci’nin dayısı rahmetli Yaşar Kemal Tokaç, Konak Sineması abonesi idi.)


Haftaya diğer sinema günlükleri:
Efsane sinema: Konak Sineması.
Ünye’deki diğer sinemalar.
Sinemanın Çöküşü.
Elveda Sinema.


Ünye Tarih Araştırma Grubu
Ahmet Derya VARİLCİ
Ahmet KABAYEL

2 Şubat 2009 Pazartesi

Slumdog Millionaire (2008)

Awaara’dan 47 yıl sonra gelen Hindistan Masalı.
Slumdog Millionaire (2008)
- Milyoner Kenar Mahalle İti-

Yönetmen: Danny Boyle , (Yardımcı Yönetmen: Loveleen Tandan, Hindistan) Yapımcı: Christian Colson, Yapımcı Firma Fox Searchlight Pictures , Warner Bros. (US),Pathé (int'l)
2008, ABD / İngiltere , 120 dk.Senaryo : Simon Beaufoy , Vikas Swarup (Kitap)
Oyuncular: Dev Patel (Jamal Malik) , Freida Pinto (Latika), Anil Kapoor (Prem Kumar) , Saurabh Shukla (Sergeant Srinivas) , Rajendranath Zutshi (Yönetmen olarak Raj Zutshi) , Jeneva Talwar (Vision Mixer) , Irrfan Khan, Müzik: A. R. Rahman
Raj Kapoor’dan 47 yıl sonra, Hindistan’ı anlatan bir film sinema dünyasını yeniden sarsmaya başladı.
Mira Nair’in “Muson Düğünü” gibi bazı önemli filmler yapılmışsa da, Boolywood denen Hint Sinemasının 1950’li yıllardaki ihtişamı hayli uzakta kalmıştı…
David Lean’in son filmi “A Passage to India” (Hindistan’a Bir Geçit-1984) ve Richard Attenborough’un “Gandhy”(1982) filmi gibi, zamanla Hindistan’ı sinema gündemine taşıyan önemli yapımlardı.
Bollywood, yıllardan bu yana günde ortalama üç filmle Hollywood film endüstrisinin en yakın rakibiydi. Hindistan sinema izleyicisi vefalıydı, hatta bazı filmleri yıllarca vizyonda tutabilen tek ülkeydi. “Dilwale Dulhaniya Le Jayenge” (Yiğit gelini alır), 1995'ten 2005'e yıllarca Hindistan'da vizyonda kalabilen bir filmdi. Dünyanın en fakir ülkeler sıralamasında başı çeken Hindistan için sinema, hayatın vazgeçilmezleri arasındadır. Sinema, Hindistan Rüyası’nın önemli bir parçası, görünürdeki yüzüdür. Rüyaları gerçekleşmenin belki de tek yoludur... Hint kast'ının kırılabileceği en zayıf halka olan sinema, katı kast sistemi içinde sunulan bir hayal dünyadır. Avuntu da olsa, eldeki tek güzelliktir.
47 Yıldan bu yana Hindistan'da, Awaara’dan, Slumdog Millionaire’ye uzanan süreçte sosyal yapı neredeyse aynı kalmıştır. Cep telefonları, televizyon yarışmaları ve mafyatik-asalak bir tabaka ile dünyanın geri kalmış herhangi bir yöresidir. Ayrılan tarafı ise, imkansızın daha katı olması, engellerin aşılmaz olduğudur. Engeller ne kadar aşılmaz olsa da umutlar tümüyle tükenmemiştir. Anlaşılan 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Hindistan’da değişen fazla bir şey yok! Filmin senaryosu, bir zamanlar Türkiye’nin Hindistan Elçiliği’nde görevli Vikas Swarup’un “Kim Bir Milyar Kazanmak İster” adlı romanından uyarlanmıştır. En iyi uyarlama senaryo dahil, on dalda Oscar’a aday gösterilen film, Altın Küre’de dört ödül kazanmış, bir çok yarışmadan ödülle dönmüştür. Filmin senaryosu Hintli bir yazarın romanından uyarlanmış, Loveleen Tandan adlı bir Hintli yönetmenin yardımcılığında çekilmiştir. ABD ve İngiltere ortak yapımıdır. İngiliz yönetmen Danny Boyle, Trainspotting (1996), The Beach (2001) ve 28 Days Later (2002) adlı filmlere imza atmış önemli bir yönetmendir. Filmin tüm aşamalarında, özellikle son sahnedeki müzik ve dansla Boyle, karşımıza Bolywood tarzı bir film çıkarır. Jamal Malik ve bir yaş büyük ağabeyi Salim, Bombay (Mumbai)’ın gecekondularında yaşayan Müslüman bir ailenin çocuklarıdır. Hindistan’ın etnik karmaşası içinde annelerini yitiren iki çocuk, Hindistan kaosunun ortasında var olma mücadelesi verir. Ağabeyi silahlı çetelere katılan Jamal, kendisi gibi sahipsiz Latika’yı Salim’e bırakmak zorunda kalır. Hindistan rüyasını temsil eden “Kim Bir Milyar İster” yarışmasına katılan Jamal, bu yolla Latika ile bağlantı kurar. 20 Milyon rupi ödül kazanmaya bir soru kala, ara verilir. Hile yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınır, işkenceli sorgulardan geçer. Böylece Jamal’ın ilginç geçmişine yolculuk yaparak, soruların nasıl olup ta bu gecekondu çocuğu tarafından doğru cevaplandığını öğreniriz. Son soruda, Alexandra Dumas’ın Üç Silahşörleri sorulur. Atos ve Dartos bellidir, geçmişte Jamal ve Salim’dir. Üçüncü silahşör, Latika’dır. "Aramis" yanıtını, Latika da bilmemektedir. Jamal doğru yanıtı bilir. Hindistan Rüyası’nın alın yazısı olduğu; belki de Jamal'ın zeki, kararlı ve şanslı biri olduğu ihtimalleri içinde mutlu son’a ulaşılır.

ÇAĞRIŞIMLAR:

1: Jamal, Salim ve Latika üçlüsünün ilişkileri, Yavuz Turgul'un "Eşkiya" filmine esin kaynağı olan Sergio Leone'nun "Ones Upon a Time in America" (Bir Zamanlar Amerika-1984) 'sını ...

2: Jamal'ın sinema tutkusu, bir sahnede sinema makinistiyle görünmesi; Guiseppe Tornatore'nin "Nuovo Cinema Paradiso" (Cennet Sineması-1988) adlı yapımı çağrıştırdı.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Filistin Kronolojisi


Dokuz gün önce ajanslara bir haber düştü:
İsrail, Gazze’ye saldırıyor. Günlerden Cumartesi, 27 Ocak 2008. Çoluk çocuk demeden yüzlerce kişinin ölümüne sebep olacak bu saldırı, belki aylar önceden planlandı. Belki de yıllar önce düşünülen bir stratejinin gereğiydi.
Neydi de, ne olmuştu fokur fokur kaynayan Ortadoğu kazanına? Jandarma ABD’nin tam bölgeden “asker çekme” niyetini uygulamaya koyacağı aşamada, İsrail sıkça giriştiği katliamlarından birini daha neden uygulamaya koymuştu?
20.000 km. karelik alanda, 10 milyon insanın paylaşamadığı neydi?
Kudüs, Mescidi Aksa, Beyt-ül Rahim, Nablus, Cenin, Ramallah ve Gazze…
Gelinen yer ve neden bu noktaya varıldığı; olsa olsa tarih’in bize çizdiği motiflerle ilgilidir. Gelin Filistin tarihine bir göz atalım.


Filistin Kronolojisi:


Yerleşik topluma geçiş evresinde dünya

Anadolu'da ilk yerleşimler


Bereketli Hilal




Tarıma dayalı ilk kalıcı yerleşimler, Mezopotamya'ya komşu ve yeterli yağış alan Anadolu ile Levant bölgelerinde ortaya çıkmış olsa da, dünya tarihinde ilk şehirler Güney Mezopotamya'da görülür.

İ.Ö. 2000'de Arap hâkimiyeti,
İ.Ö. 1800'de Hitit egemenliği,
İ.Ö. 1286'da Mısır hâkimiyeti. Takiben Hz Musa öncülüğündeki İsrailoğulları buraya yerleştiler.
Hz Davud ve Hz Süleyman'ın yönetimleri. Sürgünler ve işgaller.
İ.Ö. 64'te Roma egemenliği.
Milat: Hz İsa. Milattan 6 ila 4 gün önce Beyt-ül Rahim’de doğduğu kabul edilir.
İ.S. 395'te Bizans Egemenliği.

637 İslam hâkimiyeti. Emeviler, Abbasiler, Fatımiler ve Selçuklular dönemi.


1094-1270 Haçlı Seferleri.

1516'da Osmanlı toprağı olur. (1516 – 1916) Osmanlı’nın mutlak egemenliği… 400 yıl.
Kudüs, Gazze ve Nablus sancakları. Yahudilerin Filistin hayali her daim vardır: 1896 Gazeteci Theodor Herzl'in önderliği.
Filistin Yahudi devleti için 21-31 Ağustos 1897'de Basel’de I. Siyonist Kongre. Örgütler kurulur, fonlar oluşturulur, Filistin'de yaşayan Araplardan topraklar satın alınır.
19 Mayıs 1901, Herzl, II. Abdülhamid görüşmesi. Filistin'de Yahudiler için bir yurt verilmesinin reddi.
1914, meşrutiyet ilanından sonra “Azınlık Hakları” adı altında Yahudilerin Filistin'deki Araplardan yeniden toprak satın alması.
1916, Sykes-Picot Antlaşması.
Osmanlı toprakları İngiltere, Fransa ve Rusya arasında paylaştırılır.
Filistin için uluslararası bir statü öngörüyor.
1917, İngiltere Yahudilerin Filistin'de yurt kurmalarını destekler.
1918 yılında Osmanlı askerleri Filistin'den çekilir. İngiliz hâkimiyeti.
1880-1918 arası Filistin'deki Yahudilerin sayısı 24 binden 65 bine, nüfusun % 10'una çıkar.
Arap- Yahudi gerginliğinin başlangıcı.
1933, Nazilerden kaçan Yahudiler de Filistin'e gelir. Nüfusun dörtte biri, 335 bin kişi olurlar.
1937, Peel Paylaşım Planı, Yafa ve Tel Aviv İngilizlerce Araplara terk edilir.
Faysal, bu planı reddeder. Filistin Arap Devletinin kurulmasına daha o yıllarda engel olur.
1947,Arap, Yahudi, İngiliz anlaşmazlığı Birleşmiş Milletler'de. Filistin ikiye bölünür, Kudüs uluslararası bir statüye kavuşturulur. Arap ülkeleri, BM önerisini reddeder.

1946 – 48 arası, Irgun ve Haganah gibi illegal Yahudi terör örgütleri sivil binalara, sivil hedeflere pek çok bombalı saldırılarda bulundu. İngilizlerin de olduğu pek çok sivilin saldırılarda ölmesi. Moshe Dayan, İzak Şamir, Menahem Begin, Golde Meir gibi isimlerin terörist ilan edilmeleri, İsrail kurulduktan sonra Başbakan, Milli Savunma ve Dışişleri Bakanlığı yapmaları, Batılılarca benimsenmeleri.

14 Mayıs 1948, İsrail Devleti kurulur.
Arap - İsrail savaşları.
Mısır Gazze Şeridini, Ürdün Batı Şeria’yı, kalan toprakları da İsrail işgal eder.
Paylaşımdan komşu Arap ülkeleri ve İsrail kazançlı çıkar. Filistin halkının toprakları paylaşılır.

1950, Yaser Arafat öncülüğündeki el-Fetih kuruldu.

21 Mart 1963, El Karameh Savaşı. İsrail 150 El Fetih askerini öldürür, 20 Ürdün, 28 de İsrail askeri ölür. FKÖ, İsrail’in çekilmesinden dolayı bu savaşı zafer olarak kabul eder.

1964, Kudüs'te diğer Arap ülkelerinin desteğiyle Filistin Kurtuluş Örgütü ve buna bağlı olarak Filistin Kurtuluş Ordusu kurulur.

1967 Altı Gün Savaşı yenilgisi, Ahmet Şukayri önderliğindeki FKÖ’nün prestij kaybı. Nasırcılığın sonu. Mısır, Ürdün ve Suriye yenilir. Gazze, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri İsrail'in eline geçer. 1 milyondan fazla Filistinli komşu Arap ülkelerine ve özellikle de Ürdün'e kaçar.
1967 Kasım'ında George Habbaş'ın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi kurulur.
1968 Haziran'ında el-Fetih hareketi FKÖ'ye hâkim olur.

Eylül 1970 - Kara Eylül: Ürdün’e sığınan 1,300,000 mülteciyi sınır dışı etmek için Zerka kampına Ürdün askerlerinin İsrail destekli yaptığı baskın, binlerce Filistinlinin katledilmesi. 7 Haz. 1970’de başlayan çatışmalar Eylül’de son buldu.
15 Eylül 1970, FHKC, toplam sayıları 5'i bulan İsrail bağlantılı uçak kaçırma eylemleri.

17 Mayıs 1971- İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom, THKP-C tarafından kaçırıldı. Balyoz Harekâtı, İstanbul ev ev aranıyor, tutuklamalar yoğunlaşıyor, 23 Mayıs’ta Elrom’un ceseti bulunuyor. Mossad ile Türk istihbaratı ilişkileri…

1972 Münih Olimpiyatları’nda Ebu Nidal'ın Kara Eylül örgütü İsrail'li 11 sporcuyu rehin alır, sporcular ve eylemciler öldürülür. Aynı yıl Viyana uçağı kaçırılır, Ben Gurion hava alanında 24 sivil öldürülür. (FHKC ve Japon Kızıl ordu).

1973 Arap-İsrail Savaşı, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'dan çekilme eğilimi, FKÖ’nün uzlaşma ve Arap -Filistin yönetimi kurma düşüncesi. 1. Petrol Krizi, OPEC’in fonksiyonel konumu. Arap güçlerinde bölünme. İsrail'in bölgedeki varlığını tanımayacak olan FHKC ve FDHKC (Ret Cephesi), Suriye ve diğer Arap ülkeleriyle birlikte tavır alışı. Suriye müdahalesi. Çatışmaların Lübnan’a sıçraması.

FKÖ (Arafat), Suriye ve Libya karşıtı Arap ülkelerinin desteğini alır, Filistin'in tek yasal temsilcisi olduğunu ilan eder.

21 Aralık 1975, OPEC Baskını: Viyana’da toplanan OPEC toplantısı, Carlos (Çakal, Ilich Ramirez Sanches) ve Hans Joachim Klein tarafından basılır.

1976 Lübnan iç savaşı ve Tel El Zaatar Katliamı: FKÖ ve LUH (Lübnan Ulusal Hareketi), Falanjistlerin Damaur kampını basarak 330 kişiyi öldürmeleri üzerine, Tel El Zaatar mülteci kampında çoğu çocuk ve silahsız sivillerden oluşan binlerce Filistinli öldürüldü. İsrail, Lübnan’daki kamplara doğrudan yahut dolaylı saldırı desteğinde bulundu.


3 Temmuz 1976- Entebbe Baskını: Filistin Kurtuluş Örgütü'ne bağlı militanların (FHKC ve Alman RAF örgütü), Tel Aviv - Paris seferini yapmakta olan "Air France Flight 139" sefer sayılı Air France uçağını, Uganda'nın Entebbe Havaalanı'na indirmeleri ve İsrail'in beklenmedik bir operasyonla 1 saat içinde tüm militanları ölü olarak ele geçirmesi ile sonuçlanan askeri operasyondur. Operasyon sonucu üç rehine öldü, beş İsrail askeri ise yaralandı. Dördüncü rehine olan yaşlı bir kadın ise Uganda Ordusu'na ait askerler tarafından yakınlardaki bir hastanede öldürüldü. Operasyonda ölen tek İsrail askeri, operasyonun yöneten komutan, sonradan İsrail başbakanı olan Benjamin Netanyahu'nun ağabeyi Yonatan Netanyahu'dur. 245 Yolcu kurtarıldığı bu operasyonda İsrail hükümeti, operasyondan Uçaklar havalandıktan sonra haberdar edildi. FKÖ’nün dünya siyasetinde yalnızlaştırılma süreci.

19 Şubat 1978 – İsrail Mısır uzlaşmasına tepki olarak, iki Filistinli eylemci Kıbrıs’ın Larnaka Havaalanında bir Mısır yolcu uçağını rehin alır. Operasyona gelen Mısırlılara Rumlar ateş açar. 15 Mısır askeri öldürülür. Akabinde rehineler kurtarılır.

1978 Eylül ayında Enver Sedat İsrail ile Camp David antlaşmasını imzalar.

3 Temmuz 1979 – Ankara’daki Mısır Büyükelçilik baskını: İki güvenlik görevlisinin öldürüldüğü eylemde, araya FKÖ temsilcisinin girmesiyle rehineler serbest bırakıldı, 4 eylemci teslim oldu.


5 Ekim 1979, Arafat – Ecevit buluşması: FKÖ, Ankara’da temsilcilik açtı. ABD ve Batılı Devletlerin terörist saydığı FKÖ Heyeti ve Arafat, Ecevit ile Başbakanlık’ta görüştü.

1981, İsrail’in ekonomi ve askeri alanda en yoğun ilişkide olduğu ülke Türkiye olacaktır. ABD Dışişleri Bakanı bizzat Türkiye’ye gelerek arabulucu olur. GAP Bölgesinde en çok toprak satın alan yabancı ülke İsrail'dir.

16 Eylül 1982, Sabra ve Şatilla Katliamları: İsrail yanlısı Hristiyan Falanjistler, Batı Beyrut’taki iki Filistin kampını basar, binlerce (700 ila 3500) kişi öldürülür.

1982, Lübnan’ın İsrail tarafından işgali. Arafat Tunus’a sürgüne gider, 1993’e kadar Filistin’e dönemez.

Hasan Nasrullah liderliğinde, İran destekli Şii Hizbullah örgütünün ortaya çıkışı.
1985 Şubat, Ürdün Kralı Hüseyin ile Yaser Arafat anlaşması.
1985 Kasım, İsrail ile FKÖ arasında süren savaş, Arafat’ın direktifiyle sadece işgal edilen topraklarda sürdürülecektir. FKÖ, Lübnan'da Suriye yanlısı örgütlerle, işgal altındaki topraklarda İsrail ile mücadeleye girişir.
1986, FKÖ - Ürdün ile arası bozulur.
1987, Sürgünde Bağımsız Filistin Devleti, Birleşmiş Milletler'in 242 sayılı kararı ile 15 Kasım 1988’de Cezayir'de ilanı. Yaser Arafat devlet başkanı.

1988, Filistinliler, İntifada hareketini başlatır, işgal altındaki bölgelerde silah kullanmadan taşlarla yapılan sivil savaş.

Mısır Kaynaklı Müslüman Kardeşler'den esinlenen Hamas'ın kuruluşu. El Fetih'e alternatif olarak birçok odaktan beslenen örgütün önderleri, daha sonraki yıllarda Mossad tarafından öldürülür.
13 Eylül 1993, Özerk Filistin Devleti. İshak Rabin ve Yaser, Arafat, Washington'da imzaladıkları "Filistin Özerklik İlkeleri Deklarasyonu” gereği, Gazze ve Eriha’da 5 yıl içinde Filistin Özerk Yönetimi'nin kurulması ön görülür.
1993 Oslo Anlaşması, FKÖ, Rabin ve Perez’le anlaşır. Gazze ve Batı Şeria’da Filistin Ulusal Yönetimi Kurulur. (Arafat ve Isac Rabin Nobel Barış ödülü alırlar.)

1994, Hamas, İslami Cihat ve El Aksa Şehitleri barış anlaşmasına uymaz.
26 Ekim 1994, İsrail - Ürdün barış anlaşması imzalanır.
4 Kasım 1994, Rabin, İsrail Gizli Servisi'nin bir şubesi(?) tarafından öldürülür.

28 Ağustos 1996 Türkiye İsrail askeri protokolü: Türk Hava Kuvvetlerine bağlı F4 ve F16 uçaklarının modernizasyonu için İsrail’le anlaşma. (54. Hükümet, 28 Haz. 1996-Refahyol hükümeti ve Erbakan Başbakan. Çevik Bir, askeri ilişkileri yürütüyor…)

1998, İkinci İntifada.

2003 Nisan- Cenin Katliamı: Batı Şeria'nın Cenin kamplarına yapılan baskında bini aşkın Filistinli, İsrail ateşi altında katledilir.
2002 Arafat Ramallah’ta kuşatılır. Karargahı basılarak el koyulan evraklardan, El Aksa Tugayları dahil, bir çok örgüte Arafat’ın destek sağladığı öne sürülür. Batı Şeria ve Gazze'de eylemler yapan El Aksa Tugayları lideri Mervan Barguti tutuklandı.

Ecevit, Bahçeli, Yılmaz koalisyonu; Genel Kurmayın girişimiyle İsrail ile tank anlaşması imzalar.
2003, Arafat, Başbakanlığı Mahmut Abbas’a devrediyor.
19 Nisan 2004 – Hamas Lideri Abdülaziz Rantisi’nin öldürülmesi üzerine FHKC, İsrail, ABD ve Arap müttefiklerine açık savaş ilan ediyor.
11 Kasım 2004, Arafat Paris’te ölüyor.
6 Mayıs 2005, seçimlerde El Fetih %56, Hamas %33 oya sahip.
16 Aralık 2005 Yerel seçimlerinde Hamas, Gazze’de dört büyük beldenin üçünde seçimi aldı. 2005-2006 – Hamas – El Fetih gerginliği ve çatışmalar.
17 Şubat 2006 – Hamas heyetini Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP Genel Merkezinde karşılıyor. Erdoğan görüşmüyor.
12 Temmuz 2006, Hizbullah 10 İsrail askerini kaçırır, 2’sini öldürür. Lübnan’a havadan ve karadan saldıran İsrail, bir ayda 1000 sivili öldürür. Ateşkes ilanı ve Türkiye’nin de dâhil olduğu BM barış gücünün Lübnan’a konuşlandırılması.
9 Aralık 2007, FHK-C ve İslami Cihad ortak eylemi, Gazze’de bir İsrail Ordusu’na ait petrol işletmesine saldırı.

26 Ocak 2008 – FHKC kurucusu ve önderi Dr. George Habbaş Öldü.
22 Aralık 2008 – İsrail Başbakanı Eduh Olmert – Erdoğan’la ve Gül’le görüşür.

27 Aralık 2008 Cumartesi, İsrail Havadan ve karadan Gazze’ye saldırıyor.
Türkiye saldırıları “sert” bir dille kınıyor.
Türkiye-İsrail protokolü gereği, askeri ve ekonomik anlaşmalar sürüyor.
İsrail uçakları Konya’da eğitim uçuşu yapmaya devam ediyor.
29 Aralık 2008 Gazze’de yoğun füze saldırısında çocuklar dâhil, ölen sivil halkın sayısı 300’ü buldu.
3 Ocak 2009, İsrail Gazze’ye kara harekâtına girişiyor. Denizden ve havadan destelenen harekâtta şimdiye kadar ölenlerin sayısı 500’ü aştı.
Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde (İsrail’de İsraillilerinki dâhil) mitinglerle katliam protesto edildi.


Sorular:

1- Neden İsrail ile yapılan stratejik işbirliği anlaşması yeniden gözden geçirilmiyor?
2- Konya'da İsrail uçaklarının eğitim uçuşuna neden hâlâ izin veriliyor?
3- Ekonomik ilişkilerde İsrail’in neden hala en fazla alım satım yaptığı ülke Türkiye?

İsrail'in son saldırısının üzerinden dokuz gün geçti. Üç günden bu yana "kara harekâtı" sürüyor.

 

Katliam devam etmekte. Tepkiler yoğunlaşmakta. Nefret artmakta.

İnsan belleği "unutmak"la var edilmiş.

Tarihi düşünelim, hatırlayalım. Eğer sonuna kadar okuyup, belleğimizi tazelersek, bu katliamdan daha katmerlisinin defalarca yaşandığını görürüz.

Gözlerin kör, kulakların sağır olduğu bir dünyada yaşıyoruz...

Bu katliamın özünde de, tamamen "duygusal" (petro dolar cinsinden) sebepler yatmakta.

Vitrinde yer alan motifler, Ortadoğu paylaşım savaşının inanç dünyasına kattığı imgelerdir.

Filistinli sürgünlerin, vurulmuş bedenlerin dilinden söylersek: Sonunda Filistin Kazanacak!

“Ve ant içerim ki,
bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
"Bir Filistin vardı,
bir Filistin gene var!"
(Filistinli şair Mahmut Derviş'in Sabra-Şatila katliamı için yazdığı “Gölgeyi Yüksekten Övmek-Beyrut

Kasidesi”nden…)