17 Nisan 2019 Çarşamba

Ankara'nın Taşına Bak


Ankara'nın Taşına Bak

Ankara Otogarı'nda (AŞTİ) otobüsten iner inmez doğruca metroya yöneldim. Gece ilerlemiş, koca Başkent'te el ayak çekilmişti.
Kızılay'da metrodan indiğimde uykum tam dağılmamıştı. Yorgundum, arka koltukta olmama rağmen yolculuğumun son saatlerinde uyuyakalmıştım. Biletimi alırken en arkadaki koltuğu son anda bulabilmiştim, biraz geç kalsam, o da satılmış olacaktı...
Kızılay'da dolmuş durağına giderken, gözüm Güven Park'taki heykelere takıldı. Uykum iyice dağılmıştı. 1930'ların ortasında Avusturyalı heykeltıraşların eseri olan bu bronz heykeller, Ankara taşından bir kaide üzerine oturtulmuştu.
Kaidede Atatürk'ün bir özdeyişi yer almakta...
“Türk Öğün, Çalış, Güven!”

****
Ankara Kızılay Meydanı'nda Güvenpark içerisinde bulunan ve Türk ulusunun polis ve jandarmaya olan güvenini temsil eden bu heykellerin Kızılay’a bakan cephesinde biri genç, diğeri yaşlı iki insana ait bronz figürler görülmekte. Güvenin simgesi olarak yaşlı adamın elindeki sopa düşmek üzere. Güçlü bir yapıda tasvir edilen genç ise sopayı alarak nesilden nesile korumayı temsil etmekte.
Haziran 2013'te Gezi Parkı protestoları sırasında heykelin kaidesi bir miktar zarar gördü. Ardından 2016'nın 15 Temmuz gecesi FETÖ'cülerin saldırısına uğradı. Yukarıdan uçak ve helikopterlerle ateş açılmıştı. TBMM binası ve Güvenlik Anıtı çeşitli yerlerinden zarar görmüştü.
Değişik zamanlarda bakım gördüğünden, gecenin o saatinde anıtın üstündeki yazılar pırıl pırıldı. O saatte meydanı bekleyen çok sayıda güvenlik görevlisi dikkatimi çekti.

****
Ne çok olay yaşanmıştı Ankara'da...
Özellikle de Başkentin bu bölümünde patlayan bombalar... Güven Park'ın otobüs durağında, Kumrular Sokak'ta... Biraz yukarıda Merasim Sokak'ta, Ulus'ta, Tren Garın'da. (Her Ankara'ya gelişimde düşer aklıma!)

****
Ankara'da bu defa konu başka...
Bu defa konu Melih Gökçeksiz bir Ankara!
Gerçi Gökçek görevden alınalı hayli zaman oldu, olsun...
Her şeye rağmen Gökçek halkın oyuyla Başkent'e başkan seçilmişti. Şimdi aynı irade, Gökçeksiz ve İktidar Partisi'ne ait olmayan bir isimi “Başkan” seçti...
Seçimlere iki ay kala yazmıştım, “düşünmesi bile zor” diye...
“Diğer önemli faktör Ankara! Anketler muhalefeti önde gösteriyor. İktidar Ankara'yı kaybederse, önümüzdeki dönemi tahmin etmek zor. "Gökçeksiz bir Ankara” yeterince şok ediyor zaten... Ak Partisiz bir Ankara nasıl olur, düşünmesi bile zor!” (23.01.2019, Ünyekent, “Ünye'de Başkanlık Yarışı”)

****
Gökçeksiz ve Akpartisiz bir Ankara...
Dolmuş Bakanlıklar'ın arka caddelerinde ilerlerken böyle bir Ankara görmeye çalışıyorum. 25 yılın ardından Gökçeksiz ve Ak Partisiz bir Ankara!
Şimdi yavaş yavaş yeni Ankara'ya adapte olmaya, yeni Ankara'yı algılamaya çalışıyoruz.
İlk adımı “ihale” meselesinde yaşadık.
Yeni Başkan Mansur Yavaş iktidar avanesinin “ihale” teklifini reddetti.
Bakalım şimdi ne olacak?
Konuya ilişkin yeni bir “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” mi gelecek?
Yani “Topal ördek” benzetmesi daha ilk aşamada hayat bulacak mı?
İşsizlik, hayat pahalılığı ve ekonomik kriz almış başını giderken, iktidarla muhalefetin yerel yönetim savaşlarını mı yaşayacağız!

17.04.2019, Ünyekent

3 Nisan 2019 Çarşamba

Kim Kazandı?


Kim Kazandı?

Kimilerine "şaka" gibi geldi; 1 Nisan şakası...
İstanbul'da iktidar yerel seçimi kaybetti!
Yıllar önce yazmıştım, hangi yerel seçimdi şimdi hatırlamıyorum; sanki son iki yerel seçimde de aynı şeyi söylemiştim:
"İstanbul'u kaybeden iktidarı da kaybeder!"

****
Üstelik bu defa Ankara'da kayıp gitti iktidarın elinden....
Sonuç iktidar açısından hiç iç açıcı değil.
Seçimin kazananı iktidar değil, bu besbelli...
Yüzde 51'lik toplam oy miktarı hiç bir şeyi açıklamıyor.
Rahatlıkla söyleyebiliriz:
16 yıllık "Erdoğan İktidarı" buraya kadar-mış!
Kaybettiler...

****
Peki kim kazandı?
Millet ittifakı mı, CHP mi?
Sanmıyorum.
Kaybeden iktidarın karşısında, kazanan bir muhalefet yok!
İstanbul adayı İmamoğlu'nun tavrı, Erdoğan'ın kaybetmesinde önemli bir etken...
Tamam, kabul ediyoruz!
Bölen, ayrıştıran, tehdit eden, mahkum etmeye çalışan söylem seçimlerde kaybetti... (Belki ülkenin bir bölümünde kendi oylarını muhafaza etmeye yaradı ama yetmedi.)
Özellikle Ankara'da ters tepti...
Seçmen tehditlere boyun eğmedi.
İstanbul'da ise, yaşanan krizi İmamoğlu kendi üslubuyla çözdü.
Geçmişte yaşanan handikaplara pirim vermedi.

****
Evet, şimdi ne olacak?
İktidar bu illerde Belediyeleri kazanan başkanlara görev yaptırmayacak mı?
Öte yandan Erdoğan iktidarı, hiçbir şey olmamış gibi "Yola devam!" edebilecek mi?

****
Kendi içinde fire verip yola devam edemedi diyelim...
Muhalefet iktidara talip olabilecek mi?
İşte zurnanın zırt dediği yer...
Muhalefet de mevcut durumda iktidar görevini üstlenebilecek yetenekte görünmüyor.
Neden görünmediğini 31 Mart günü oyumu kullanmak üzere kabine girdiğimde anladım...
"Evet" mührüyle nazil olacak bir iktidar odağı oy pusulalarında yoktu...
Değişimden ve umuttan yana hiç bir şey yoktu.
Yanılmadım...
Ordu ve ilçelerinde geçtiğimiz dönem neyse, yarın da aynı şeyler yaşanacaktı.
Sorgulamadan, düşünmeden.
Aynen devam!

****
İstanbul...
Ya sen, İmamoğlu, umut olabilecek misin?

Yaşayıp göreceğiz!


Ünyekent, 03.04.2019

26 Mart 2019 Salı

Kızılkaya Saklı Kiliseler


Kızılkaya Saklı Kiliseler


İlk yazımızı 2004 yılında yazmıştık. Ünye'ye 5 km. mesafede, tarihi Ünye Kalesi'nin karşısına düşen Kızılkaya'da keşfedilmemiş bir tarih zenginliği yatıyordu. İlk gördüğümüzde, iki mağarada bulunan freskler ayan beyan seçiliyordu. Sonraki ziyaretlerimizde üzülerek gördük ki, tahrip ediliyorlardı.
2006 yılında İstanbul Üniversitesi'nden değerli hocamız Prof. Dr. Mehmet Özsait bölgemizde yüzey araştırmaları yaparken burayı da inceledi, rapor tuttu. Sonuçlarını bir sonraki yıl yayınladı:
"Ünye’nin 5 km. kadar güneybatısında, Ordulular Mahallesi’nde bulunan Kızılkaya Kale’si (Resim: 8) ile Kızılkaya’nın farklı yükseltilerinde iki şapel bulunarak incelenmiştir. (Şapel I, 37 351300 doğu, 45 52209 kuzey; yükseklik264 m. ve Şapel II, 37 351286 doğu, 45 52171 kuzey; yükseklik 325 m. olarak GPS verileri alınmıştır). Kayalığın yüksek, ulaşımı güç ve tehlikeli olan sarp bir kesimine, doğal yapıdan yararlanılarak yapılan Şapel II bir rahip hücresi olmalıdır. Şapel I ve Şapel II’de tahrip edilmiş fresk kalıntılarına rastlanmıştır."
(T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Mayıs 2007, 25. Araştırma Sonuçları Toplantısı 2. Cilt)

****
Sonraki ziyaretlerimizde, Kızılkaya'daki tahribatı görünce korunmaya alınmasını ve mümkünse burada arkeolojik bir çalışma yapılmasını arzuladık. Çünkü Kayalık bölgenin üst kısımlarında Paleolitik Çağ'da insan barınağı olarak kullanılmaya müsait mağaralar ve kaya oyukları mevcuttu.
Bu amaçla kalktık Ünye Tarih Araştırma Grubu olarak Ordu İl Kültür Müdürlüğü'ne giderek baş vurduk. Bir süre sonra Ordu Müze Müdürlüğü Ünye'ye iki görevli göndererek başvurumuzu değerlendirdi.
Gelen görevlilere bir arkadaşımız mihmandarlık yaptı.
Görevliler mevcut durumu araştırırken fazla detaya inmemişlerdi.
Hatta ilerlemiş yaşına rağmen Kızılkaya'yı karış karış araştıran, saklı kiliselerin olduğu yere tırmanarak bizzat inceleyen Özsait hocamızın gösterdiği çabanın çok azını göstererek, araziyi arkadaşımızdan dinlemeyi tercih etmişlerdi.
Haliyle yazdıkları rapor, Kızılkaya'nın himayesini getirmedi.
O dönemde, konuyu Ünye Tarih Araştırma Grubu olarak detaylı biçimde işledik.

****
Haliyle, görevlilerin raporu bizim çabalarımızı boşa düşürdü.
Kızılkaya ile ilgili hiç bir tedbir alınmadı.
Son gördüğümüzde, sahipsiz belde açık tahriplere maruz kalmıştı.
Freskler tanınmayacak haldeydi.
Şapel olarak kullanılan mağaranın duvarına kocaman bir delik açılmış, öndeki su yalağı orta yerinden parçalanmış, kenardaki kaya mezarı benzeri bir oyuntu rastgele darbelerle kırılarak darma duman edilmişti.

****
Ünye Tarih Araştırma Grubu'nun çabaları bu konuda devam etti. Ünye Kent Konseyi'ni devreye sokarak Ünye Müze Evi'nde görevliyken ataması Ordu'ya çıkan arkeolog arkadaşla temasa geçildi.
Ünye Kızılkaya ile hemen karşısında bulunan Güzelkale Köyü Kabristanlığı  yeniden değerlendirilmeye alındı. Ünye Kalesi yakınında olan bu iki tarihi alana bu defa gereken önem verildi.
Güzelkale Köyü’ndeki 106 ada 9 parseldeki kabristanlık, içinde bulunan tarihi mezar taşlarının tarihi değer taşıması nedeniyle Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun kararıyla 25.01.2019 tarih, 5949 sayılı kararı ile tescili yapıldı.
Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu, 21.02.2019 tarih ve 5987 kararı ile, Çatalpınar Mahallesi Kızılkaya Mevkisinde bulunan Saklı Kiliseler bölgesini tarihi önem arz eden alan olarak değerlendirdi, bu özelliği ile tesciline karar verdi.
Demek ki, değer ifade eden tarihi kalıntılar her ne kadar ihmal edilseler de. değerlerini fark edenler olabiliyor.
Zararın neresinden dönersek dönelim, doğru yapmış sayılırız.


27.03.2019. Ünyekent






Konuya ilişkin yıllar öncesine ait bir ÜTAG yazısı:
 https://www.academia.edu/11735571/Bir_Turizm_ve_Tarih_Alan%C4%B1_Olarak_%C3%9CNYE_KIZILKAYA_MEVK%C4%B0%C4%B0?email_work_card=thumbnail-desktop&fbclid=IwAR1MZke3-ok7iaMSLo-TxDTSj7HZSP5xkBVHvZpZaRlMdC-3vA4KONP3j74

12 Mart 2019 Salı

Seçimler ve Gerçekler


Seçimler ve Gerçekler

Seçime sayılı günler kaldı.
Hala kör dövüşü, kuru  gürültü... 
Falanca mı filanca mı?
Şu parti mi, bu parti mi?
İdris mi, Hilmi mi?

Eskilerin deyimiyle zarf konuşuluyor, mazruf u merak eden yok!
("Mazruf" yani zarfın içindekiler.)
Ünye'nin sorunlarına ciddiyetle eğilen yok!
"Proje" gibi sözcükler arada bir geçse de, kimse oralı değil...
Ünye'nin sorunu çok, hangisinden başlasak?

Ünye Kültür Merkezi

Bu sütunlarda sıkça geçer konusu, biz yazmaktan bıktık. Kimsenin umurunda değil. İyi kötü bir kültür binamız vardı Ünye olarak, yıkıldı yerine AVM yapıldı.
Yenisi yapılacaktı Kapalı Pazar'ın yanına...
15 Temmuz "Şehitler Meydanı" adıyla, inşasına başlanan iş yerleri inşaatının hemen yanına yapılacaktı. Eski kültür binamızın adı her ne kadar "saray" olsa da, Ünye'mize yakışmayan bir binaydı. Yıkılmasına üzülmedik, nasılsa yenisi yapılacaktı. Projesi bile vardı, yeri hazırdı, geçtiğimiz eylül ayında yerel gazeteler manşetten haberi verdi:
"15 Temmuz Demokrasi Meydanı önüne yapılan Ünye Kültür Merkezi’nde inşaat çalışmalarına resmen başlandı. Yüklenici firma yer tesliminin ardından inşaat alanında zemin etüdüne başladı. İnşaat, zemin etüdünün tamamlanmasının ardından hafriyat çalışmalarıyla birlikte yapılacak. Bedeli 23 milyon lira."
Ardından söz konusu arsada iş makineleri hafriyata başladı, sevindik haliyle...
Şehrimiz kendine yakışır bir kültür merkezine kavuşacaktı nihayet!
Ünye Kültür Merkezi 2020'de tamamlanacaktı.
Önce tasarruf tedbirlerine takıldı.
Sonra inşaat arsasının 32 milyon TL'lik SGK borcuna karşılık alacaklılara devredildiğini duyduk.
Meğer proje yatmış, inşaat alanı haraç mezat elden çıkarılmış...
Aynı akıbet Ünye Halk Kütüphanesi için de söz konusu.
Bereket hali hazırda bir kütüphanemiz var, yerden hayli yüksek bir irtifada olsa da...

Sosyal Medyada Kültür Merkezi   
  
"Kimsenin umurunda değil" derken, elbet de seçim furyası dışında konuyu önemseyenler olduğunu biliyoruz. Eksik olmasınlar, Ünye halkı adına soruyorlar,  bize de paylaşmak kalıyor virgülüne dokunmadan:
1- Ünye'ye Kültür Merkezi yapılacak mı, yapılacaksa nereye yapılacak?
2- Ünye Belediyesi'nin elinde SGK borcuna karşılık verilecek başka bir yer yok muydu?
3- Borca karşılık verilen yerin yanında kültür sarayı için istimlak edilmeyi bekleyen bina iddia edildiği gibi başkan vekiline mi ait? Bu borç kapama işi o binayı kurtarmak için mi yapıldı?
4- 15 Temmuz Demokrasi Meydanı denilen AVM kırması meydanın ucundaki arsanın bir kısmı 32 Milyon TL ediyorsa otopark karşılığı verilen meydanın arazisi kaç para? Ünye halkının malıyken bu AVM meydanın inşaatından Ünye halkı kaç para zarar etti?
5- 15 Temmuz 2018'de bitecek denen meydan soruşturmaya dahil olduğu için mi bitirilemiyor?
6- Ulusal basının haberlerinde 23 milyon 452 bin lira + KDV bedelle ihale edildiği yazılıp çizilen bu kültür merkezinin bu şekilde durdurulabilmesi mümkün mü?
7- Bu haksız yağma ve talana dur diyecek bir vatan evladı yok mu?

Ünye Birlik

Bir zamanlar Ünye'de onlardan başkası yolcu alamazdı. "Efsane" denilen Ünye Birlik tarih oldu. Şimdi rakipsiz bir firma olarak, Ünye-Samsun arası yolcu taşımacılığını Ordu Birlik gerçekleştiriyor. Üstelik tam bir keyfiyetle...
Benim gibi günü birlik Samsun'a gitmek zorunda olanlar iyi bilir. Sabahın köründe kalkar, Meydan'a gidip beklersin. Bazen 40 dakikada gelen olmaz. Gelen olur, ayakta bile yer bulamazsın. Sözde o saatlerde 15 dakikada bir araç kaldırmaları gerekir. Akşam dönüşleri ayrı bir çile... O alanda "tekel" olmanın keyfiyeti!
Denetim yok, kural yok, disiplin yok.
Hizmette kalite yok.
Şikayet çok, ilgilenen bir merci yok!
(Ünye-Samsun arası 90 km. Ordu Birlik'te 18 TL.; Terme-Samsun arası 60 km. Terme Birlik'te 9 TL.; Ünye Terme arası 30 km. Ordu Birlik'te 8 TL.)
Kime yanacağız derdimizi...
Bizi bir duyan yok mu?

Ünyekent, 13.03.2019






26 Şubat 2019 Salı

Pisidia


Pisidia


Günümüzde Burdur ile Isparta illerinin tümünü, Antalya’nın kuzeyini, Konya’nın da batısını kapsayan Göller Bölgesi Antik Çağ kaynaklarında Pisidya adıyla geçmektedir.[1]
Şubat tatilinde Antik Pisidia'nın bir kısmını görebilme imkanı bulduk. Soğuğa ve yağışa rağmen zorlu bir geziydi bizimkisi. Karla karışık yağmura yakalanınca gezimizi yarıda kesmek zorunda kaldık.
Pisidia'ya başkentlik yapan şehirlerden biri olan Antiokheia'ya gitmeye hazırlanırken, Yalvaç ilçe merkezinde bizi uyardılar; "Çamura bulanabilirsiniz, gitmeyin!" diyerek. Benzer bir uyarıyı Karain Mağarası'na çıkmadan önce de almıştık. Aşağıdaki görevli: "Dört yüz basamak çıkacaksınız, yukarıda fırtınaya yakalanabilirsiniz!" demişti. Uyarıları dikkate aldık ama gezimizi de gerçekleştirdik.

****
2003 yılında bölgede araştırmalar yapan değerli arkeolog Özsait hocamız, aslında bu bölgeye 45 yıl önce gelmiş ve hangi amaçla burada bulunduğunu şu şekilde açıklamıştır:
"Bölgede, esas olarak 1974 yılında başladığımız arkeolojik yüzey araştırmalarını 27 yıldan beri sürdürmekteyiz. Uzun vadeli yapılan çalışmalarımızda ağırlıklı olarak amaçlanan bölgenin tarih öncesi çağlar ile M. Ö. II. Binyıl, Demir Çağı ve Roma Çağı sonuna kadar olan geniş zaman dilimlerine ait yerleşme yerlerini tespit etmek, kültürlerini incelemek ve bu merkezleri çağlarına göre yapacağımız haritalara geçirmektir. Anadolu’nun pek çok bölgesinde olduğu gibi, Göller Bölgesi’nde de kültür envanteri ve tarihi coğrafya tam olarak yapılabilmiş değildir. Bu bakımdan daha kapsamlı araştırmalarla bölgenin tarihi coğrafyasındaki eksiklikleri olabildiğince tamamlamak, bölgenin kültür varlıklarının envanterini yapmak, Pisidçe’nin çözümüne katkısı olabilecek yazıtları bulmak amacındaydık. Bunda, zaman ilerledikçe arzu ettiğimiz sonuca yakınlaştık."[1]
Biz de Özsait hocamızın izinden giderek, Pisidya Bölgesi'nin başkenti Antiokheia'yı (Yalvaç) zamanımızın elverdiği ölçüde ziyaret etmeye çalıştık.

****
Isparta'nın Yalvaç ilçesine vardığımızda önce müzeye uğradık. Küçük, şirin bir müze... Bizi kapıda sempatik bir güvenlik görevlisi karşıladı. "Çay içmeden bırakmam!" dedi. "Mehmet Özsait"ten bahsettim, "Mehmet Özhanlı mı?" ile karıştırdılar. Antiokheia'nın günümüzdeki kazı başkanını söylüyorlar. Özsait hocanın zamanını doğal olarak bilmiyorlar.
Müzenin içi de bahçesi de Antiokheia'dan elde edilen tarihi buluntularla dolu.
Pisidia Bölgesi aslında çok eski zamanlara, Paleolitik çağa kadar giden buluntular veren bir bölge, ancak Antiokheia'nın tarihi Helenistik  Dönem öncesine kadar gidebilmekte... Bölgede yaşayan halkın, eski bir Anadolu kavmi olan Luvi'lere dayandığı söylenmektedir.
Pisidia adına ilk kez Ksenofon'un Anabasis isimli eserinde (MÖ. 5. yy) rastlamaktayız. Ardından Amasyalı coğrafyacı Strabon (MÖ. 1. yy) ve Yaşlı Plinius (MS. 1. yy) gibi tarihçiler gelmektedir. Özsait hocanın Pisidya isimli kitabında açıkladığı gibi bölge hakkındaki bilgiler arkeolojik araştırmalar sonucunda yeni yeni ortaya çıkmaktadır.
Antiokheia Adı nereden geliyor?
Helenistik Dönemin belirleyici ismi Büyük İskender’in ölümünü takiben, Anadolu topraklarını paylaşım kavgasına giren generalleri arasında uzun süren savaşlar sonucunda, Pisidia Bölgesi Seleukios Hanedanı kurucusu I. Nikator’ un eline geçmişti. Helenistik Dönemin karakteristik özelliği olarak fethedilen yerler Helenleştirildiğinden, bölgedeki yerli halk üzerinde egemenliği sağlamlaştırma düşüncesiyle, stratejik öneme sahip yerlerde, genellikle akropoller üzerinde tahkimli kentler kurulmuştur. I. Nikator yaklaşık 60 kadar şehir kurdurmuş ve bunlardan 16 tanesine babasının ve oğlunun ismi olan Antiokhos’tan dolayı Antiokheia adını vermiştir.
Yalvaç yakınındaki Antiokheia’ da ilk detaylı araştırmayı yapan ve kenti tanımlayan kişi, 1826'da bölgeye gelen, İzmir’de görevli İngiliz papaz F. V. J. Arundel'dir.
Sonraki yıllarda başlatılan arkeolojik kazılar kesintiye uğrar, devam ettirilemez. Bölgede kayda değer kazılar 1950'leri bulur:
"Bölgenin prehistorik devirlerinin berraklığa kavuşması, J. Mellaart'ın 1957 yılından itibaren dört sezon boyunca Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü adına Burdur'un Hacılar mevkiinde yaptığı kazılar ve çevre incelemeleri neticesinde olmuştur."[2]
Şehre,  bir zamanlar kemerli ve üç girişli olan Batı Kapısı'ndan giriyoruz.
Batıdan doğuya doğru uzayan cadde boyunca ilerliyoruz. Agoraları, dükkan kalıntılarını, stoayı, Bouleuterion kalıntılarını, Tiberius Meydanını, Salutaris Caddesini, Propylon kalıntısını, Augustos Tapınağını, kanalizasyon sistemlerini ve tiyatroyu görüyoruz.
Antiokheia amfitiyatrosu hayli metruk... Müzenin bahçesindeki buluntudan biliyoruz, burada bir zamanlar bir çok gladyatör dövüşü yaşanmış. 
Yağmur şiddetleniyor, antik şehri geride bırakıyoruz.


Dipnotlar:
[1] Bu tanım, Prehistorya kürsüsü başkanı Prof. Dr. Mehmet Özsait'e aittir.  1974 ve 2003 yıllarında bölgede yüzey araştırmaları yapan Özsait hocayla tanışıklığımız 13 yıl öncesine dayanır. Ünye Tarih Araştırma Grubu olarak, Ünye ve civarındaki arkeolojik yüzey araştırmalarında kendilerine yardımcı olmaya çalışmıştık. Özsait'in bu çalışması, Prof. Dr. İ. Kılıç Kökten'den yıllar sonra yapılan bölgemizdeki belki de ilk önemli arkeolojik araştırmaydı. Değerli hemşerimiz Tarihçi Osman Doğan'ın daveti üzerine Ünye'ye gelen hocamıza Ahmet Kabayel'le birlikte yardımcı olmaya çalışmıştık. Hocamızın Ünye'yle ilgili araştırma raporları Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "25. Araştırma Sonuçları Toplantısı, 2. Cilt" adıyla Mayıs-Haziran 2007'de yayınlanmıştır.
[2] Dr. Mehmet Özsait, İlkçağ Tarihinde Pisidya, İst. Üniv. Ed. Fak. Yay. s. 25 İstanbul, 1980



Ünyekent, 27.02.2019









19 Şubat 2019 Salı

Karain (3.Bölüm) -Son-


Karain
(3.Bölüm) -Son-


Karain Mağarası Tabakaları


"Karain Mağarası 1946 yılında, Gurma (Kurma) Köyü mağaralarına yapılan bir gezi sırasında İsmail Kılıç Kökten tarafından keşfedilmiştir (Kökten 1947: 232). Aynı tarihte başlayan kazılara, 1974'te Kökten’in vefatı nedeniyle uzunca bir süre ara verilmiştir. Karain Mağarası kazıları 1985 yılında Işın Yalçınkaya başkanlığında, uluslararası bir ekibin de katılımıyla tekrar başlamıştır (Yalçınkaya 1987: 21). 2015 yılına kadar Işın Yalçınkaya başkanlığında devam edilen kazılar, söz konusu tarih itibariyle Harun Taşkıran başkanlığında modern yöntemlerle ve disiplinler arası bir yaklaşımla devam etmektedir."[1]
Karain'deki kazılar yaklaşık 70 yıl önce Kökten tarafından başlatıldı ve bazı aralıklarla günümüze dek sürdü. Kökten'e göre Karain'de sekiz tabaka (I-VIII) ve bu tabakalarda 13 evre (A-M) bulunmaktadır.
Kökten'in Karain çalışmaları 1974'te ölümüne dek sürdü. Kökten'den sonra bir süre sessizliğe bürünen Karain'de kazılar 1985'te Prof. Dr. Işın Yalçınkaya başkanlığında yeniden başlatıldı. Bir dönem Kökten'in asistanlığını yapan Yalçınkaya'dan sonra kazı başkanlığını 2015'ten itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Taşkıran üstlenmiştir.
I. tabakanın A ve B evreleri klasik, ilktarih ve tarihöncesi dönemin sonunu temsil etmektedir. II. tabakanın dört evresi (C-D-E-F) Üst Paleolitik Çağ'ı, III. tabakanın G-H evreleri Orta Paleolitik Çağ'ı, IV. tabaka Anadolu'ya özgü bir taş işleyimini, V tabaka kısır bir dönemi, VI. Tabaka Mindel-Riss buzular asındaki Anadolu'ya özgü bir tür yonga işleyimini, VII. tabaka VI benzeri bir dönemi ve VIII. tabaka da eski bir yonga işleyimini temsil etmektedir [Arsebük 1995:20-21].
Karain'in Orta Paleolitik Çağ tabakasından Electron Spin Resonance (ESR) yöntemiyle elde edilen tarihler günümüzden 160.000-60.000 yıl öncesi tarihlerini vermektedir. Alt Paleolitik Çağ'da ise Clacton türü yongalar ve Tayac benzeri bir taş işleyiminin olduğu bilinmektedir [Arsebük 1998a:43]. Ancak yapılan son kazı çalışmaları Kökten'in tabakalanmasını değiştirecektir [Arsebük 1999:45].
2017 yılı Karain Mağarası kazıları E ve B gözlerinde gerçekleştirilmiş olup söz konusu alanlar dışında F gözünde de düzenleme ve temizlik çalışmaları yapılmıştır. E gözü kazıları toplam 19 plankare içerisinde gerçekleştirilmiştir. Kazısı gerçekleştirilmiş olan plankarelerin tümü Orta Paleolitik Dönem içerisinde depolanmıştır.[2]

Prof. Taşkıran'ın Karain Kazısı

Karain Mağarası'nın kazı başkanı Prof. Dr. Harun Taşkıran, 50 metre derinliğindeki mağaranın üç büyük boşluktan oluştuğunu, derinlere ancak profesyonel mağaracıların inebildiğini söyleyerek, ekliyor:
"Kazılarımız biraz meşakkatli. Çünkü yaz aylarında tırmanmak kolay değil. Yaklaşık 500 basamak merdiven tırmanarak geliyorsunuz. Burada kazdığımız bütün kazı toprağını biz kovalarla aşağıya taşıyoruz. Her gün in çık biraz zor bir iş. Bu işin kaderi böyle, severseniz yaparsınız. Biz 10 kere, zaman zaman 20 kere inip çıkmaktan rahatsızlık duymuyoruz."
Kazı ekibinin 35 kişiden oluştuğunu belirten Taşkıran, çalışmalara yurt dışından uzmanların ve Türkiye'deki üniversitelerden farklı alanlardan bilim insanlarının da katıldığını anlatıyor.
"Sadece kazı boyutu yok. Kazılan toprağın tamamı, aşağıda laboratuarda eleklerden geçirilip, yıkanıp, ayıklanıyor. İşlemler çok uzun sürüyor, bilinen en eski dönemleri çalıştığımız için kazılarımız ince ve titiz sürmektedir." diyen Taşkıran, son olarak şu açılamayı yapıyor:
"Mağara kazıları diğer kazılardan farklıdır. İğneyle kuyu kazmak tabiri var ya aynen onun gibi santim santim kazıyoruz. Çok ince ve titiz bir çalışma gerektiriyor çünkü çok eski dönemleri çalışıyoruz. Geriye dönük hiçbir şeyin kaçmaması gerekiyor. Tüm kazı toprağı üç farklı elekte elenip, yıkanıyor kurutuluyor ve içindeki bütün kültürel kalıntıları ayıklanıyor. Çalışmaların uzun yıllardan bu yana devam etmesinin nedeni budur." [3]


Dip Notlar:

[1] Yavuz Aydın, Karain Mağarası Geç Holosen Dönem Yontmataş Endüstrileri, Anadolu Prehistorya Araştırmaları Dergisi, Ankara 2016
[2] Prof. Dr. Harun Taşkıran, "2017 yılı Karain Kazıları", Anadolu, Anatolia 43, 2017
[3] Milliyet Gazetesi, 29.07.2018 Ayşe Yıldız Röportajı


19.02.2019,Ünyekent


 Ünyeli hemşehrimiz: 
Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten (1904-1974)

 Prof. Dr. Güven Arsebük (1936-2017) 
Yarımburgaz ve Karain'deki incelemelerde bulunmuştur.

 Prof. Dr. Işın Yalçınkaya Karain'de bulduğu 
binlerce yıllık su aygırı dişleriyle

 Prof. Dr. Harun Taşkıran
ve
Mağarada Yapılan 
Son Dönem Arkeolojik Çalışmalar





13 Şubat 2019 Çarşamba

Karain (2.Bölüm)


Karain (2.Bölüm)


Antalya Müzesi Karain Mağarası buluntularıyla başlar. Girişte paleolitik döneme ait çok sayıda yontmataş aletleri karşılar sizi...
Müzedeki en önemli buluntularından biri Alt Paleolitik döneme ait neandertal insan kalıntısıdır ki, Karain'i dünya çapında şöhrete ulaştıran keşiflerden biridir. Sonra sırasıyla Orta ve Üst Paleolitik kültürlerin ürünleri yer alır. Bunlar çeşitli tipte yongalama aletleri, çekirdek ve çekirdek parçaları (makrolitler ve mikrolitler) ile 60.000 yıl öncesini yansıtan insanın insan olma çabasına tanıklık eden ürünlerdir.  
Üst Paleolitik döneme ait stilize insan figürini cilalanmış bir kaburga kemiğinden yapılmıştır. Bu eser, mağara resimleriyle zamandaş olup, Anadolu insanının tarihöncesi çağlarda oluşturduğu ilk sanat eserlerinden biridir.
Müze girişindeki galerinin sonuna geldiğinizde, Karain'in kaşifi Ünyeli hemşerimiz Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten'in  çerçevelenmiş bir fotoğrafıyla karşılaşırsınız. Fotoğrafın altında bir başka çerçevede ise, Karain Mağarası ve Kökten hakkında bilgiler verilmektedir.

Karain'de bulunan Neandertal İnsan

Karain'de bulunan neandertal insan kalıntısı, aslında bu coğrafya'da bulunan ilk ve şimdilik tek buluntudur.
Neandertal ya da Neanderthal insanı, günümüzden yaklaşık 200 bin ila 28 bin yıl önce yaşamış bir insan türüdür. Bilim dilinde Homo neanderthalensis denilmektedir. Fosilleri muhafaza etmeye müsait kireç taşı mağaralarda yaşadıkları için haklarında en fazla bilgi sahibi olunan ve bunun bir sonucu olarak modern kültürde tipik "mağara adamı" kalıbını yaratan tarih öncesi insan türüdür.
İlk neandertal fosili Almanya'nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Neander vadisinde 1856'da bulundu. Bu nedenle Neandertal ismi verildi. Almanca "tal" ve eski Almanca'da "thal" sözcükleri vadi anlamına gelir.
Neander Vadisi'nde 1856'da bulunan ilk fosiller 16 parçadan oluşuyordu. İlk etapta bunların tarih öncesi bir insan ırkına ya da anormal bir modern insana ait olabileceği düşünüldü. 1886'da Belçika'nın Spy bölgesindeki bir mağarada bulunan fosiller ilk tespiti haklı çıkardı. Mağaradaki Neandertal fosillerinin yanında, Orta Paleolitik döneme ait taş aletler ve soyu tükenmiş hayvanların fosilleri vardı.
1910'da batı ve orta Avrupa'da bir dizi Neandertal iskeletine ulaşıldı. Bu verilere dayanarak bilimadamları Neandertalların tam dik ayakta duramayan, modern insandan daha az zekaya sahip bir yarı-insan oldukları sonucuna vardı. O dönemde, daha eski insan formları yaygın olarak kabul görmediği için, Neandertalların insansı maymunlar ile modern insan arasında bir tür olduğu, modern insandan çok farklı oldukları için de insanın atası olamayacakları düşünüldü. II. Dünya Savaşı'ndan sonra bu görüşün hatalı olduğu, evrimsel bir bakış açısıyla Neandertal ve modern insanın oldukça yakın olduğu görüşü hakim oldu. Bu nedenle Neandertaller Homo sapiens türüne dahil edildi ve sıklıkla "Homo sapiens neanderthalensis" olarak anılmaya başlandı. Yakın dönemde Neandertaller Homo sapiens olarak değil de yakın fakat farklı bir tür olarak, "Homo neanderthalensis" şeklinde adlandırıldı.[1]
Neandertal iskeletleri, birçok arkeolojik materyalle birlikte Avrupa, güneybatı Asya ve en son Özbekistan dahil Orta Asya'da yoğun olarak bulundu. Günümüzde yaklaşık birkaç yüz tane bireye ait Neandertal fosiline ulaşılmıştır. Bunlardan bir kısmı neredeyse tam iskeletlerdir.
Neandertaller ile ilk modern insanlar arasındaki en önemli fark güçlülük ve dayanıklılıktır. Neandertaller de tıpkı diğer tarih öncesi insan türleri gibi modern insandan daha güçlü ve dayanıklı canlılardı. İlk modern insanın kol ve baldırları günümüz insanına nazaran daha kalın olmakla birlikte Neandertallere göre daha inceydi. İlk modern insanın el anatomisinin daha hassas tutuş için değiştiği düşünülmektedir. Bacak anatomisinin fazla değişmediği anlaşılmaktadır. Zira tüm Pleistosene dönemi avcı-toplayıcı topluluklarında hızlı hareket etme önemliydi. Ön dişler küçüldü, yüz kısaldı, çene sivrildi, kaş çıkıntıları küçüldü. Beyin boşluğu daha yukarıya çıktı, yuvarlaklaştı ancak büyümedi. Bunun yanı sıra Neandertallerin geniş kafatasının farklı bir beyin şekli dolayısıyla da farklı bir düşünme yapısına işaret ettiği, bu yüzden de modern insandan daha zeki olabileceği yorumları yapılmaktadır.
Neandertallerin soyu yaklaşık 28 ila 35 bin yıl önce tükenmiştir. Atlas Okyanusu kıyılarından Orta Asya'ya, en kuzeyde Belçika'dan, güneyde Akdeniz ve güneybatı Asya'ya kadar olan bölgede yaşamışlardır. 
İnsanların bilim dünyasında kabul gören atası Homo sapiens ise, yaklaşık 200 ila 100 bin yıl önce doğu veya güney Afrika'da ortaya çıkmıştır. Modern insan, yaklaşık 40 bin yıl önce kuzeye doğru yayılmış, bu esnada yerel tarih öncesi insan türlerini sürmüş veya tüketmiştir. Bunun sonucu olarak, güneybatı Asya, Orta Asya ve orta Avrupa'daki Neandertaller çeşitli oranlarda modern insan ırkı tarafından absorbe edilmişlerdir. Modern insana geçişin göreceli olarak geç yaşandığı batı Avrupa'da bile Neandertaller ile ilk modern insanların çiftleştiğine dair kanıtlar vardır.[1]
Neandertallerin hikâyesi yeni keşifler ve paradigma sarsıcı bilimsel yenilikler sayesinde her geçen gün değişikliğe uğramaktadır. [Karain'deki Neandertal buluntusu bunlardan biridir.] Artık Avrupa’daki evrimlerinin ve Asya’ya yayılımlarının izini sürmek, DNA’larını incelemek ve nasıl yaşayıp nasıl öldüklerini anlamak için daha fazla materyale sahibiz. Neandertallerin davranışları yaygın yargıların aksine şaşırtıcı derecede modern olduğu ortaya çıkmaktadır. Ölülerini gömüyor, hastalarına bakıyor, büyük hayvanlar avlıyor, kırmızı boya kullanıyor ve konuşuyorlar. Buna karşın Neandertaller yok oldular ve Homo sapiens hayatta kaldı.[2]
Karain'de bulunan neandertal kalıntısı, mağaradaki buluntuların önemli bir parçasıdır:
Korunaklı konumu, ağzının güneye açık oluşu ve geniş bir oturma alanına sahip bulunuşu yüzünden insanların her evrede sığınabilmiş oldukları bu mağarada Alt Paleolitik Çağ’ın sonlarından başlayıp Roma Çağı'na değin süren 8 tabaka açığa çıkarılmıştır. Homo sapiens neandertalensis türünde insana ilişkin bir çocuğun sut azı dişi, Homo sapiens sapiens türde bir insan kafatası ile antik fil, su aygırı, mağara arslanı, mağara sırtlanı, mağara ayısı, okuz, at, geyik, alageyik gibi hayvanlara ait kemikler ve çakmak taşı aletler bu erken donemin insan, hayvan ve aletleri hakkında bilgiler sağlar.[3]

Devam edecek: Haftaya 3. (son) Bölüm. Mağaradaki Tabakalanma, Kökten hocanın ardından yeni dönemde yaşanan farklı bulgular... 

[1] Encyclopædia Britannica; Neandertal
[2] Dimitra Papagianni, Michael A. Morse, Neandertal, Trend Yay. 2017
[3] Prof. Dr. Veli Sevin, "Anadolu Arkeolojisi", s. 9 -10, DER Yay. İst. 2003

13.02.2019, Ünyekent


 İ. Kılıç Kökten ve Karain buluntuları
Antalya müzesinde

Karain Mağarası Yontmataş Buluntuları
Antalya Müzesi 

 Karain Mağarası Alt Paleolitik Buluntuları
Antalya Müzesi

Karain Neanderthal İnsan kalıntısı
Antalya Müzesi 

 "Mağara Adamı" da denilen Homo Neanderthalensis

Karain Mağarası Orta Paleolitik Buluntuları
Antalya Müzesi 

 Karain Mağarası Üst Paleolitik Buluntuları
Antalya Müzesi

İnsan Başı Figürini, Anadolu'nun İlk Eserleri.