11 Haziran 2019 Salı

Ünye'de Yeni Dönem


Ünye'de Yeni Dönem

31 Mart yerel seçimlerinin üzerinden neredeyse iki buçuk ay geçti.
İstanbul seçimlerinin "yenilenmesi", halen seçim atmosferinden çıkmamızı engelliyorsa da, işbaşı yapan yeni belediyeler için iki ayı aşkın süre az bir zaman değil.
Yazılacak konular birikti, nereden başlasak?
İlk ve en önemlisinden başlayalım.

Kültür Sarayı

Fatsa ikinci Kültür sarayı inşatını projelendirdi. Yakında inşa eder, biz de görürüz. Ünye, coğrafi ve kültürel açıdan Karadeniz'in incisi, örnek bir kasabaydı bizim ilk gençlik yıllarımızda. Komşu ilçelerden tiyatroya, konserlere gelinirdi. Yaz akşamlarında Ünye kordonunda dolaşırlar, sanatsal ve kültürel etkinliklere katılırlardı. Her daim bir halk kütüphanemiz, iyi kötü bir kültür sarayımız olurdu.
Geçtiğimiz dönemde ne oldu bilmiyoruz?
Görünürde betonlaşma arttı, AVM'ler birbiri ardınca inşa edildi.
Ama arada o gariban "kültürel" kompleksler yıkıldı gitti.
Yerine "proje" halinde bir kültür sarayından söz edildi.
Sonra allem oldu, kallem oldu.
Hala Kültür Sarayımız yok!
Hala "Halk Kütüphanesi" şekilden şekile giren bir binanın dördüncü katında...

Yeni Dönem

Yeni Dönem'de yeni Başkan Sn. Tavlı henüz işin başına yeni geçti.
Mali sorunlarla yüz yüze, biliyoruz.
Lakin Ünye Belediyesi gibi belediyelerin likidite sorunu hep olmuştur.
Buna alışığız ve bağışıklıyız.
Sn. Çamyar'ın döneminde Kültür Yolu gibi hiç de küçümsenmeyecek bir proje uygulandı. Ödeneğin bir kısmı DOKA gibi fonlardan yahut Kültür Bakanlığının bütçesinden karşılandı. Belediyeye büyük külfet getirmedi.
Bu yanıyla kendilerine -böyle bir aşamada- teşekkürü borç biliriz.
Belediyedeki idari yahut hukuki süreç, işin başka tarafıdır.
Halen onun dönemindeki faaliyetleri sürdürmekle yükümlüyüz.
Şimdi, O'nun ihmal ettiğ, eksik bıraktığı işlere start verme zamanıdır.
Yeni Dönem'de öncelikli hamle Kültür Sarayı Projesi'dir.
Bir an önce başlanmalıdır.
İktidar ve Başkanlık makamı "mağduriyet" değil, "icraat" yeridir.
Gereği yapılmalıdır.

Diğer Sorunlar

Kültür Sarayı gecikmiş, ihmal edilmiş bir proje olduğu için öncelik almıştır.
Ünye'nin elbet de birikmiş, onlarca, yüzlerce sorunu var.
Hepsini bir anda, burada sıralamak imkansız.
Zaten buna yerimiz yetmez.
Öncelikli bir kaç soruna değinerek, bu yazımızı burada bitirmek istiyorum.
Bayram geçti, havalar ısındı, yaz geldi.
Vatandaşa ait kaldırımlar, yollar, sokaklar ve en önemlisi sahilde tamamen halkın kullanımına ait olan ama bazı kafe, park ve plajlar tarafından el konulmuş, kalıcı olarak işgal edilmiş yerlere halk adına sahip çıkılmalı...
Gece 23.00'dan sonra, eğlence yeri gibi çalışan ve müzik yayını yapan yerlerin gürültüsüne son verilmeli. (Bu konuda yasa ne diyorsa, o uygulanmalı!)
Sahile ve kaldırımlara taşan, kumsallarımızı betonlaştıran işgallere son verilmeli.
Dışarıdan gelen ziyaretçilerle yoğunluk kazanan araç trafiği ve park sorununa çözüm getirilmeli.
Birçok yerde uygulanan kornolu konvoy yasağına uyulmalı.

Ünyekent, 12.06.2019

14 Mayıs 2019 Salı

Söz Konusu Ünye Olunca...


Söz Konusu Ünye Olunca...


Söz konusu Ünye olunca akan sular durur... Dünya sorunları yahut ülke gündemi bekleyebilir!
Dün akşam eve dönerken bir "baba dostu" ile karşılaştım. İstanbul seçimlerinden yahut dolar kurundan bahsedecek diye düşünmüştüm, yanılmışım...
- Ben yılların balıkçısıyım, dedi. Bu körfezi çok iyi tanırım. Yetkili makamlara yazın, Ünye Yalı kıyısından kum alsınlar. Körfezdeki çekilmeyi büyük ölçüde engeller. Daha bir kaç yıl idare eder.

****
Baba dostumuza bu konuyu hemen her yıl yazdığımızı, körfezdeki çekilmenin neden oluştuğunu ve hangi çözüm yollarını önerdiğimizi anlattım.
- Olsun siz yine de yazın, dedi.
- Olur, dedim!

****
Sayın Başkan Tavlı başta olmak üzere, tüm ilgililerin dikkatine...
Ünye Körfezi elden gidiyor. Körfezdeki hassas sirkülasyonu engelleyen dolgu alanları ve körfezde kirlilik yaratan dere baksları denetlensin, kıyıyı dolduran kum birikintileri kaldırılsın.

****
Başkan Hüseyin Tavlı demişken...
Aday olduğu gün yazıp, kendisini dolaylı yoldan kutlamıştım.
Şimdi bizzat makamına giderek, Ünye Tarih araştırma Grubu'ndan arkadaşlarla ziyaret edeceğiz.
Elbet elimizde Ünye'nin yeni tarih ve turizm projeleri olacak!
Sayın Başkan ilk günlerini geride bıraksın, yerini biraz eskitsin diye bekliyoruz.
Şimdilik belediyenin genel sorunlarıyla uğraşıyor. Malum, Belediyemizin borcu en son 112 milyon TL. olarak açıklandı. Alacağı ise 23 milyon TL. imiş. Bunlara da bilahare geleceğiz. Ancak gündemimizde başka Ünye soruları var...

****
Her yıl Ramazan ayında meydana kurulan derme çatma kulübelerden bu yıl vazgeçildi. Umarız tümüyle kaldırılmıştır!
Ramazan geceleri etkinliği ise sürüyor.
Günün yorgunluğunu gidermek için bu tür programların olması gereklidir. İçerik olarak bir sözümüz yok lakin, neden yerel sanatçılarımıza bu programlarda daha fazla yer verilmiyor. Samsun'dan gelenler var, bakıyoruz tanıdık, Ünyeli simalar yok.
Bir zamanlar bu tür etkinliklerde Ünye kökenli sanatçılar görürdük.
Samsun konservatuarından Kemal Yurt, yahut uluslararası tambur virtüözümüz Murat Tokaç gibi isimleri unutmamak gerekir. Bu isimlere ulaşmak her zaman mümkün, aklımızın bir köşesinde bulunsun.

****               
Son olarak, eskiden adı olup kendi olmayan, şimdilerde kendisinden ve adından söz edildiği halde, görünür bir yerde tabelası olmayan bir yerden söz edeceğim...
Atatürk Parkı'ından...
Hatırlıyorum, o parkın olduğu yerde eskiden bir mezbelelik vardı.
Park henüz yoktu ama kaldırım kenarında taş zemin üzerine kabartma yazıyla Atatürk Parkı adı vardı!
Yıllar geçti, nihayet orası park alanı olarak düzenlendi. Bize göre aşırı dolguya yer verildi, gereksiz genişletildi ama konumuz şimdi bu değil. İyi kötü bir park alanı sağlandı oraya...
Yunus Emre Parkı'nın adı yazıyor ama buradaki "Atatürk Parkı" ibaresi kaldırıldı.
Kimileri "Dolgu alanına 'Atatürk' adı yakışmıyor, olmaması daha iyi!" diyor.
İyi de...
Mezbelelikken tabelayla tescillenmiş bir "Atatürk Parkı" oluyor da, şimdi neden bu ismi görünür bir yerde teşhir etmekten kaçınıyoruz?

Saygı ve selamlarımla...


15 mAYIS 2019, ÜNYEKENT


8 Mayıs 2019 Çarşamba

Seçim Yenilemek Çözüm mü?


Seçim Yenilemek Çözüm mü?

31 Mart Seçimi'nin ertesi günü yazmıştım:
"İstanbul'u kaybeden iktidarı da kaybeder!"

****
İstanbul'un faturası büyük, Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan bunun farkında!
Sonuç iktidar açısından hiç iç açıcı değil.
16 yıllık "Erdoğan İktidarı" çatırdıyor...
Kaybettiler!

****
Ne yapıp edip...
Durumu tersine çevirecekler...
Ama nasıl?
İstanbul seçimlerini yenilemek çözüm mü?

****
Sanmıyorum.
Kaybeden iktidarın karşısında, kazanmaya hazır bir muhalefet yok!
Yok, ama iktidar İstanbul'da kaybetti...
İstanbul adayı İmamoğlu'nun tavrı; muhalefetten bağımsız, önemli bir etken...
Ancak, iki ay önce yazdığım gibi, muhalefet henüz iktidar olmaya hazır değil.
"Seçimin boykot edileceği" gibi, absurd bir ihtimalinden söz ediliyor.
Sakın ha, olmaz öyle bir şey!
İktidarın bu yenilgiyi kabul etmeyeceği belliydi...
Elindeki tüm kozu oynayacak!
Önemli olan muhalefetin ne yapacağı...  

****
15 yıl önce Erdoğan şöyle yakarıyordu:
"Seçildik ama iktidar olamadık!"
Şimdi iktidar olmanın tüm imkanlarını kullanıyor.
Yenilenmesi imkansız olan bir seçimi. yeniletebiliyor.
Yürekler kör, kulaklar sağır!
23 Haziran'da İstanbul'da yeniden seçim yapılacak-mış.
Üstelik sadece Büyükşehir Belediyesi oylanacak!

****
Bir ülke düşünün.
Seçimler güvenilirliğini yitirmiş.
Bu defa muhalefeti ihya eden bir gizli bir güçten söz ediliyor. Hani adı "Hoca Efendi"den Fetö'ye dönüşen bir gizli güç!
Beraber yürürlerken o yolları, yediği herzeler malum...
Bir dönem ardı ardına kazanılan seçimler vardı, hatırlayalım.
Eğer doğruysa bu seçimlerin şaibesi, şimdi o seçimler de zan altında değil mi?
O seçim zaferlerine nasıl güveneceğiz!

****
Biz muhalefete dönelim yine.
Öyle seçimi boykot etme eğilimine falan girmesinler.
Durumu iyi analiz etsinler.
İstemedikleri halde, iktidarın eski ortaklarından (yani Fetö'den) bir destek gelirse, derhal reddetsinler. Açık gizli tüm oyunlara karşı uyanık olsunlar. Seçimlerde dönen dolaplar üzerine iktidar uzmanlarından brifing alsınlar. Hatta YSK'nın başkanı Sadi Güven'den sağlıklı bir seçim nasıl olur, öğrensinler... O YSK ki, T.C. Yüksek Seçim Kurulu olarak, Yargıtay ve Danıştay'ın kendi içlerinden çıkardıkları üyelerden oluşan, Türkiye'deki seçimlerin genel yönetim ve denetimini yürüten, aynı zamanda da seçimlerin yargısal denetimini sağlayan karma egemen üst yargı merciidir. Şu an ülke hukukunun en üst düzeyde atan nabzıdır. Seçim yenilgisini, seçim yenilemeyle çözüme ulaştırmayı vazife edinen bir figürandır.
Sömürge tipi demokrasinin son örneğidir.
Yenilettikleri seçim nasıl bir çözüm getirecek, göreceğiz!

08.05.2019 Ünyekent


24 Nisan 2019 Çarşamba

23 NİSAN 1920 ve Birinci Meclis


23 NİSAN 1920 ve Birinci Meclis


Atatürk'ün ülkemiz çocuklarına armağan ettiği bir günün, "Birinci Meclis" diye bilinen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 99. yılındayız.
99 yıl önce, 21 Nisan 1920’de Mustafa Kemal, Heyeti Temsiliye adına; tüm valiliklere, sancaklara, belediye başkanlıklarına ve kolordu komutanlıklarına, “çok aceledir” uyarısıyla gönderdiği genelgeyle 23 Nisan Cuma günü Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılacağını bildirdi.
21 Nisan genelgesi, ulusal direnişimizin yeni bir aşamaya geldiğini gösteren önemli bir belgedir. Dünya tarihinde eşi ve benzeri görülmeyen bir harekettir. Halk iradesinin emperyalist işgale karşı direnişinin "Halk Meclisi" önderliğinde örgütlü direnişini ifade etmektedir. Bu hareketin içinden ancak bir halk devleti çıkabilirdi ve de öyle oldu. Aynı irade bu süreçte toplumsal devrimleri gerçekleştiren dinamizmin de öncüsüydü. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bağımsızlığın sağlanmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunu işte bu iradeyle gerçekleştirdi.

Birinci Meclis

Mustafa Kemal'in Samsun'a gelişinin ardından Amasya Genelgesi’nde açıklanan, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle meşruiyet kazanan ulusal eylem, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni ortaya çıkardı.
Birinci Meclis, bir Batı parlamentarizmi ya da ona benzemeğe çalışan ve sınıfsal üstünlüklere dayanan göstermelik bir kurum değildi. Ortaya çıkışını, niteliğini ve amaçlarını; toplum üzerinde egemenlik kuran sınıflar ya da sınıflar ittifakının temsilcileri değil, doğrudan ve gerçek anlamda halkın temsilcileri belirliyordu.
Mustafa Kemal’in “Selahiyeti fevkaladeyi haiz (olağanüstü yetkili)”4 dediği ve İstanbul Meclisi’nin kapatılmasından yalnızca 34 gün sonra toplanan bu Meclis, ulusun gerçek ve tek temsil gücünü oluşturuyordu. Ankara Meclisi; yasama, yürütme ve yargı erkini dolaysız kendi elinde toplayarak, büyük bir devrim gerçekleştiren, benzersiz bir yönetim organı, gerçek bir halk meclisiydi.
Milletvekilleri; kılıkları, giysileri, yaşları, kültürleri, düşünsel düzeyleri ve görgüleriyle, başka başka ve çok değişik çevrelerin insanlarıydılar. Beyaz sarıklı, aksakallı, cüppeli, eli tesbihli hocalarla, üniformalı genç subaylar; yazma ya da şal sarıklı aşiret beyleri, külahlı ağalar ve kavuklu çelebiler; Avrupa’daki yüksek öğrenimlerini bitirip yeni dönmüş, Batı kültürüyle yetişmiş nokta bıyıklı aydınlar; Kuvayı Milliye kalpaklı yurtsever gençler yan yana oturuyordu.
Birinci Meclisi oluşturan milletvekilleri; alışkanlıklarından eğlencelerine, özel toplantılardan resmi davetlere, tartışma biçimlerinden inançlarına dek, farklı değer yargılarına sahiptiler. Birbirleriyle sert tartışmalara, yumruklaşmalara, hatta silah çekmeye varan çatışmalara girebiliyorlardı. Buna karşın, ulusal haklar, halkın geleceği ve ulusal savaşımın yararları sözkonusu olduğunda derhal birleşiyor, birbirlerinin üzerine yürümüş olan bu insanlar, bir başarı haberinde,“çocuklar gibi gözyaşlarıyla kucaklaşabiliyordu”
Milletvekili sayısı 115’le başlayan, daha sonraki katılımlarla 380’e çıkan Birinci Meclis’te; 115 memur ve emekli, 61 sarıklı hoca, 51 asker, 46 çiftçi, 37 tüccar, 29 avukat, 15 doktor, 10 aşiret reisi, 8 tarikat şeyhi, 6 gazeteci ve 2 mühendis bulunuyordu.
Milletvekillerinin çoğunluğu Ankara’ya, atları, bir bölümü kağnılarıyla gelmişti. Meclis önündeki parmaklıklar, “atların bağlandığı bir tavla” gibiydi. Von Mikush, Mustafa Kemal adlı kitabında, 1920 Ankara Meclisi’nin önündeki görüntüleri, Kuzey Amerikalı çiftçilerin Bağımsızlık Bildirisi’nden sonra yaptıkları toplantılara benzetmişti.

****
(23 Nisan kutlamalarının 99. yıldönümünde "Birinci Meclis" ile ilgili elimdeki notlardan bir anekdot aktarmak istedim. Baktım değerli dostum, kadim arkadaşım yazar Metin Aydoğan, hepsini derli toplu basıp yayınlamış. Daha iyi bir kaynak olamazdı diyerek, Metin'den alıntı yaptım... Daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için adresini veriyorum: https://kuramsalaktarim.blogspot.com/2018/04/23-nisan-1920-birinci-meclis.html Metin'e sevgi ve selamlarımla.)

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tüm ulusumuza kutlu olsun.

24 Nisan 2019, Ünyekent

17 Nisan 2019 Çarşamba

Ankara'nın Taşına Bak


Ankara'nın Taşına Bak

Ankara Otogarı'nda (AŞTİ) otobüsten iner inmez doğruca metroya yöneldim. Gece ilerlemiş, koca Başkent'te el ayak çekilmişti.
Kızılay'da metrodan indiğimde uykum tam dağılmamıştı. Yorgundum, arka koltukta olmama rağmen yolculuğumun son saatlerinde uyuyakalmıştım. Biletimi alırken en arkadaki koltuğu son anda bulabilmiştim, biraz geç kalsam, o da satılmış olacaktı...
Kızılay'da dolmuş durağına giderken, gözüm Güven Park'taki heykelere takıldı. Uykum iyice dağılmıştı. 1930'ların ortasında Avusturyalı heykeltıraşların eseri olan bu bronz heykeller, Ankara taşından bir kaide üzerine oturtulmuştu.
Kaidede Atatürk'ün bir özdeyişi yer almakta...
“Türk Öğün, Çalış, Güven!”

****
Ankara Kızılay Meydanı'nda Güvenpark içerisinde bulunan ve Türk ulusunun polis ve jandarmaya olan güvenini temsil eden bu heykellerin Kızılay’a bakan cephesinde biri genç, diğeri yaşlı iki insana ait bronz figürler görülmekte. Güvenin simgesi olarak yaşlı adamın elindeki sopa düşmek üzere. Güçlü bir yapıda tasvir edilen genç ise sopayı alarak nesilden nesile korumayı temsil etmekte.
Haziran 2013'te Gezi Parkı protestoları sırasında heykelin kaidesi bir miktar zarar gördü. Ardından 2016'nın 15 Temmuz gecesi FETÖ'cülerin saldırısına uğradı. Yukarıdan uçak ve helikopterlerle ateş açılmıştı. TBMM binası ve Güvenlik Anıtı çeşitli yerlerinden zarar görmüştü.
Değişik zamanlarda bakım gördüğünden, gecenin o saatinde anıtın üstündeki yazılar pırıl pırıldı. O saatte meydanı bekleyen çok sayıda güvenlik görevlisi dikkatimi çekti.

****
Ne çok olay yaşanmıştı Ankara'da...
Özellikle de Başkentin bu bölümünde patlayan bombalar... Güven Park'ın otobüs durağında, Kumrular Sokak'ta... Biraz yukarıda Merasim Sokak'ta, Ulus'ta, Tren Garın'da. (Her Ankara'ya gelişimde düşer aklıma!)

****
Ankara'da bu defa konu başka...
Bu defa konu Melih Gökçeksiz bir Ankara!
Gerçi Gökçek görevden alınalı hayli zaman oldu, olsun...
Her şeye rağmen Gökçek halkın oyuyla Başkent'e başkan seçilmişti. Şimdi aynı irade, Gökçeksiz ve İktidar Partisi'ne ait olmayan bir isimi “Başkan” seçti...
Seçimlere iki ay kala yazmıştım, “düşünmesi bile zor” diye...
“Diğer önemli faktör Ankara! Anketler muhalefeti önde gösteriyor. İktidar Ankara'yı kaybederse, önümüzdeki dönemi tahmin etmek zor. "Gökçeksiz bir Ankara” yeterince şok ediyor zaten... Ak Partisiz bir Ankara nasıl olur, düşünmesi bile zor!” (23.01.2019, Ünyekent, “Ünye'de Başkanlık Yarışı”)

****
Gökçeksiz ve Akpartisiz bir Ankara...
Dolmuş Bakanlıklar'ın arka caddelerinde ilerlerken böyle bir Ankara görmeye çalışıyorum. 25 yılın ardından Gökçeksiz ve Ak Partisiz bir Ankara!
Şimdi yavaş yavaş yeni Ankara'ya adapte olmaya, yeni Ankara'yı algılamaya çalışıyoruz.
İlk adımı “ihale” meselesinde yaşadık.
Yeni Başkan Mansur Yavaş iktidar avanesinin “ihale” teklifini reddetti.
Bakalım şimdi ne olacak?
Konuya ilişkin yeni bir “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” mi gelecek?
Yani “Topal ördek” benzetmesi daha ilk aşamada hayat bulacak mı?
İşsizlik, hayat pahalılığı ve ekonomik kriz almış başını giderken, iktidarla muhalefetin yerel yönetim savaşlarını mı yaşayacağız!

17.04.2019, Ünyekent

3 Nisan 2019 Çarşamba

Kim Kazandı?


Kim Kazandı?

Kimilerine "şaka" gibi geldi; 1 Nisan şakası...
İstanbul'da iktidar yerel seçimi kaybetti!
Yıllar önce yazmıştım, hangi yerel seçimdi şimdi hatırlamıyorum; sanki son iki yerel seçimde de aynı şeyi söylemiştim:
"İstanbul'u kaybeden iktidarı da kaybeder!"

****
Üstelik bu defa Ankara'da kayıp gitti iktidarın elinden....
Sonuç iktidar açısından hiç iç açıcı değil.
Seçimin kazananı iktidar değil, bu besbelli...
Yüzde 51'lik toplam oy miktarı hiç bir şeyi açıklamıyor.
Rahatlıkla söyleyebiliriz:
16 yıllık "Erdoğan İktidarı" buraya kadar-mış!
Kaybettiler...

****
Peki kim kazandı?
Millet ittifakı mı, CHP mi?
Sanmıyorum.
Kaybeden iktidarın karşısında, kazanan bir muhalefet yok!
İstanbul adayı İmamoğlu'nun tavrı, Erdoğan'ın kaybetmesinde önemli bir etken...
Tamam, kabul ediyoruz!
Bölen, ayrıştıran, tehdit eden, mahkum etmeye çalışan söylem seçimlerde kaybetti... (Belki ülkenin bir bölümünde kendi oylarını muhafaza etmeye yaradı ama yetmedi.)
Özellikle Ankara'da ters tepti...
Seçmen tehditlere boyun eğmedi.
İstanbul'da ise, yaşanan krizi İmamoğlu kendi üslubuyla çözdü.
Geçmişte yaşanan handikaplara pirim vermedi.

****
Evet, şimdi ne olacak?
İktidar bu illerde Belediyeleri kazanan başkanlara görev yaptırmayacak mı?
Öte yandan Erdoğan iktidarı, hiçbir şey olmamış gibi "Yola devam!" edebilecek mi?

****
Kendi içinde fire verip yola devam edemedi diyelim...
Muhalefet iktidara talip olabilecek mi?
İşte zurnanın zırt dediği yer...
Muhalefet de mevcut durumda iktidar görevini üstlenebilecek yetenekte görünmüyor.
Neden görünmediğini 31 Mart günü oyumu kullanmak üzere kabine girdiğimde anladım...
"Evet" mührüyle nazil olacak bir iktidar odağı oy pusulalarında yoktu...
Değişimden ve umuttan yana hiç bir şey yoktu.
Yanılmadım...
Ordu ve ilçelerinde geçtiğimiz dönem neyse, yarın da aynı şeyler yaşanacaktı.
Sorgulamadan, düşünmeden.
Aynen devam!

****
İstanbul...
Ya sen, İmamoğlu, umut olabilecek misin?

Yaşayıp göreceğiz!


Ünyekent, 03.04.2019

26 Mart 2019 Salı

Kızılkaya Saklı Kiliseler


Kızılkaya Saklı Kiliseler


İlk yazımızı 2004 yılında yazmıştık. Ünye'ye 5 km. mesafede, tarihi Ünye Kalesi'nin karşısına düşen Kızılkaya'da keşfedilmemiş bir tarih zenginliği yatıyordu. İlk gördüğümüzde, iki mağarada bulunan freskler ayan beyan seçiliyordu. Sonraki ziyaretlerimizde üzülerek gördük ki, tahrip ediliyorlardı.
2006 yılında İstanbul Üniversitesi'nden değerli hocamız Prof. Dr. Mehmet Özsait bölgemizde yüzey araştırmaları yaparken burayı da inceledi, rapor tuttu. Sonuçlarını bir sonraki yıl yayınladı:
"Ünye’nin 5 km. kadar güneybatısında, Ordulular Mahallesi’nde bulunan Kızılkaya Kale’si (Resim: 8) ile Kızılkaya’nın farklı yükseltilerinde iki şapel bulunarak incelenmiştir. (Şapel I, 37 351300 doğu, 45 52209 kuzey; yükseklik264 m. ve Şapel II, 37 351286 doğu, 45 52171 kuzey; yükseklik 325 m. olarak GPS verileri alınmıştır). Kayalığın yüksek, ulaşımı güç ve tehlikeli olan sarp bir kesimine, doğal yapıdan yararlanılarak yapılan Şapel II bir rahip hücresi olmalıdır. Şapel I ve Şapel II’de tahrip edilmiş fresk kalıntılarına rastlanmıştır."
(T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Mayıs 2007, 25. Araştırma Sonuçları Toplantısı 2. Cilt)

****
Sonraki ziyaretlerimizde, Kızılkaya'daki tahribatı görünce korunmaya alınmasını ve mümkünse burada arkeolojik bir çalışma yapılmasını arzuladık. Çünkü Kayalık bölgenin üst kısımlarında Paleolitik Çağ'da insan barınağı olarak kullanılmaya müsait mağaralar ve kaya oyukları mevcuttu.
Bu amaçla kalktık Ünye Tarih Araştırma Grubu olarak Ordu İl Kültür Müdürlüğü'ne giderek baş vurduk. Bir süre sonra Ordu Müze Müdürlüğü Ünye'ye iki görevli göndererek başvurumuzu değerlendirdi.
Gelen görevlilere bir arkadaşımız mihmandarlık yaptı.
Görevliler mevcut durumu araştırırken fazla detaya inmemişlerdi.
Hatta ilerlemiş yaşına rağmen Kızılkaya'yı karış karış araştıran, saklı kiliselerin olduğu yere tırmanarak bizzat inceleyen Özsait hocamızın gösterdiği çabanın çok azını göstererek, araziyi arkadaşımızdan dinlemeyi tercih etmişlerdi.
Haliyle yazdıkları rapor, Kızılkaya'nın himayesini getirmedi.
O dönemde, konuyu Ünye Tarih Araştırma Grubu olarak detaylı biçimde işledik.

****
Haliyle, görevlilerin raporu bizim çabalarımızı boşa düşürdü.
Kızılkaya ile ilgili hiç bir tedbir alınmadı.
Son gördüğümüzde, sahipsiz belde açık tahriplere maruz kalmıştı.
Freskler tanınmayacak haldeydi.
Şapel olarak kullanılan mağaranın duvarına kocaman bir delik açılmış, öndeki su yalağı orta yerinden parçalanmış, kenardaki kaya mezarı benzeri bir oyuntu rastgele darbelerle kırılarak darma duman edilmişti.

****
Ünye Tarih Araştırma Grubu'nun çabaları bu konuda devam etti. Ünye Kent Konseyi'ni devreye sokarak Ünye Müze Evi'nde görevliyken ataması Ordu'ya çıkan arkeolog arkadaşla temasa geçildi.
Ünye Kızılkaya ile hemen karşısında bulunan Güzelkale Köyü Kabristanlığı  yeniden değerlendirilmeye alındı. Ünye Kalesi yakınında olan bu iki tarihi alana bu defa gereken önem verildi.
Güzelkale Köyü’ndeki 106 ada 9 parseldeki kabristanlık, içinde bulunan tarihi mezar taşlarının tarihi değer taşıması nedeniyle Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun kararıyla 25.01.2019 tarih, 5949 sayılı kararı ile tescili yapıldı.
Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu, 21.02.2019 tarih ve 5987 kararı ile, Çatalpınar Mahallesi Kızılkaya Mevkisinde bulunan Saklı Kiliseler bölgesini tarihi önem arz eden alan olarak değerlendirdi, bu özelliği ile tesciline karar verdi.
Demek ki, değer ifade eden tarihi kalıntılar her ne kadar ihmal edilseler de. değerlerini fark edenler olabiliyor.
Zararın neresinden dönersek dönelim, doğru yapmış sayılırız.


27.03.2019. Ünyekent






Konuya ilişkin yıllar öncesine ait bir ÜTAG yazısı:
 https://www.academia.edu/11735571/Bir_Turizm_ve_Tarih_Alan%C4%B1_Olarak_%C3%9CNYE_KIZILKAYA_MEVK%C4%B0%C4%B0?email_work_card=thumbnail-desktop&fbclid=IwAR1MZke3-ok7iaMSLo-TxDTSj7HZSP5xkBVHvZpZaRlMdC-3vA4KONP3j74