15 Haziran 2022 Çarşamba

Bir Zamanlar Ünye Vilayetinde (15 Haziran 1864- Ünye’nin 158 Yıl Önce Sancak Yapılmasına Dair Hikâyât) Bölüm I


Bir Zamanlar Ünye Vilayetinde

(15 Haziran 1864- Ünye’nin 158 Yıl Önce Sancak Yapılmasına Dair Hikâyât)

Bölüm I

 

 Osmanlı’nın son döneminde yapılan idari değişiklikle Ünye’ye vilayet statüsü verildi. Bu, şu demekti; Ünye, Canik Sancağına bağlı bir ilçeyken, tıpkı Canik Sancağı gibi bir sancak beyliği haline getirildi ve Trabzon Eyaletine bağlı bir il yapıldı.

 

Ünye Sancağı (1864–1868)


Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıl süren eyalet sisteminde önemli değişiklikler yapılmış, zamanın koşullarına uygun hale getirilerek yeni bir vilayet nizamnamesi yayınlanmıştır.  

1864 Vilayet Nizamnamesi adıyla bilinen bu düzenleme gereği Ünye Sancak Beyliği haline getirildi. 

Ünye neden vilayet (sancak) yapıldı?

Ünye nasıl gündeme geldi, yeni nizamnamede il yapılan yerler nerelerdi ve bu yeni sancakları nasıl bir uygulama bekliyordu?

Hangi ilçeler Ünye’ye bağlandı?

Yeni dönemde hangi projeler hazırlandı, bu projelerden hangileri gerçekleşti?

Ünye’nin sancak statüsü hangi yönleriyle, ne kadar sürdü?

Neden yeniden ilçe yapıldı ve Canik Sancağı’na bağlandı?

Dört yıl sonra Ünye Sancaklığı tamamen sona mı erdi?

 

1864 Vilayet Nizamnamesi

 1864 Vilayet Nizamnamesi, aslında 600 yıllık Osmanlı Eyalrt Sistemi’nin sona erdiği anlamına geliyordu.

Osmanlı devletinde 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dirlikler (timar sistemi) bozulmaya başlamıştı. Avrupa’da gelişmekte olan sanayi ve ticaret, onların sadece ekonomilerini güçlenmekle kalmamış, teknik donanıma sahip askerlere ve güçlü ordulara da sahip olmuşlardı. Bu gelişmelere paralel olarak, 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Balkanlarda ortaya çıkan “milliyetçilik” akımlarıyla birlikte eyalet sistemini ayakta tutmak zorlaştı. İsyanlar nedeniyle devletin güvenliğini ve bütünlüğünü sağlamak imkansız hale geldi. İmparatorluk hızla toprak kaybına girince Osmanlı duraklama döneminden yavaş yavaş gerileme dönemine girdi.

Yine aynı dönemde merkezi otoritenin zayıflamasıyla ortaya çıkan ayanlar devletle halk arasında gayri resmi aracı rolünü üstlenmişlerdi. Bu dönemde eski tımar sisteminin yerine iltizam usulü ikame edilmişti. Mültezimler, devlete en çok parayı veren kişi olarak “timar” satın alma yoluna gitmişlerdi.

Ayanlar karmaşası, tımar sisteminden vazgeçilmesi ve iltizam sisteminin kurulması gibi gelişmelerin ardından eyalet sistemi çöktü. 1864’te Vilayet Nizamnamesi çıkarıldı. 

Eyalet yönetimi eyaletlerle sınırlı olup, kendi içinde kendi kurallarını işleten bir sisteme sahipti. Özetle devlete vergi ödenir, savaş sırasında asker ve mühimmat temin edilirdi. 600 Yıl Osmanlı yönetimi bu sistemi başarıyla uyguladı. Ancak yukarıda açıkladığımız nedenlerden ötürü sistem yetersiz kalınca Vilayet nizamnamesi uygulamaya sokuldu.

Vilayet nizamnamesi şu değişikliklere yer veriyor:

Yönetim merkezden atanan vali tarafından yürütüleceği hükme bağlanıyor.

Devlete ait faaliyetlerin tümü atanmış memurlar tarafından yapılıyor.

Yasalar merkezi otorite tarafından belirleniyor. 

1864 ve 1871 yılında yapılan düzenlemelerle imparatorluğun her tarafında önemli yönetim değişiklikleri yapılıyor.

1864 – 1904 Trabzon Vilayet Salnameleri yayınlanıyor.

1864 Yılı, Büyük Çerkez Sürgünü ve Sultan Abdülaziz’in saltanat yıllarına rastlıyor.

1864’te ve ardından 1871’de yürürlüğe sokulan vilayet nizamnameleriyle taşra yönetiminde köklü idari düzenlemeler sağlanıyor.

Taşra idaresinde geçici tedbirlerden çok köklü ve yeni bir vilayet örgütlenmesi ihdas ediliyor. Bu örgütlenmede eski birimlerin yerini yeni idari birimler alıyor ve ayrıntılı olarak tanımları yapılıyor. En üstten en alta kadar devlet yöneticilerinin görev ve yetkileri belirleniyor, yeni temsili kurumlar oluşturuluyor.

Sancak beyliği yerine “kaim makam”; “yerine bakan” yahut "naip" anlamında vilayetlerin başına kaymakam adı verilen yöneticiler tayin ediliyor.

Hızlı bir değişim içine giren Osmanlı yönetimi günün gereklerine göre yeniden şekilleniyor ve idari birimlerin ihtiyacına göre değişken ve dinamik bir yapı oluşturuyordu. 

Sonuçta 1864 ve 1871 nizamnameleri, Türk idare tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu.

 

1864 Ünye Sancağı Teşkilatı

Ünye kazası, Fatih Sultan Mehmet'in 1461'de Trabzon'un fethinden sonra Osmanlı yönetimine katılmıştır. Yapılan idari taksimatta Trabzon Eyaletine bağlı bir sancak olan Canik sancağına bağlanan Ünye'nin kaza statüsü 1864 yılına kadar sürmüştür. Ancak, 1864'te eyalet sisteminden vazgeçen Osmanlı yönetimi yeni vilayetler tahsis ederek vilayet sistemine geçmiştir.

1864 Vilayet Nizamnamesi ile Ünye, 15 Haziran 1864 tarihinde sancak (vilayet) yapılmıştır.

Sivas, Canik ve Bucak sancaklarından ayrılan bazı kazalar Ünye sancağına bağlanarak Ünye sancağı teşkil edilmiştir.

Ünye sancağı Merkez Ünye kazası ile birlikte; Fatsa, Niksar, Erbaa, Bolaman ve Karakuş kazalarından oluşmaktadır.

Ünye Sancağı kaymakamı Mustafa Efendi'nin Müfettişlik Makamı’nda bulunan es-Seyyid Ali Rıza Efendi’ye gönderdiği 29 Muharrem 1281 [4 Temmuz 1864] tarihli yazıda; Niksar, Erbaa, Bolaman, Fatsa, Karakuş ve Ünye kazalarının birleştirilmesiyle Ünye Sancağı'nın kurulduğu, kaymakamlık vazifesinin de kendisine verildiği ve Ünye Sancağı'nın kuruluşu için yapılan resmi merasim hakkında bilgi verilmektedir. [BOA.A.MKT.MHM 311/56]

18 ve 20 Haziran 1865 tarihli belgeler; Ünye Sancağı kaymakamı Mustafa Efendi’nin hizmetlerinden çok memnun olunduğunu belirten Ünye Sancağı Meclis üyeleri ve Ünye halkının imzalarını taşıyan vesika. [Levha 06 ve Levha 44]

Resmi yazışmalar dışında Ünye Sancağı oluşumu Osmanlı devlet salnamelerinde de yer almaktadır.

1866 (Rumi 1283) tarih ve 21 numaralı Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Salnamesi’nde Osmanlı Devleti sınırları dahilinde bulunan bütün eyalet, sancak ve kazalar sırasıyla gösterilmiştir. Buna göre Eyalet-i Trabzon’a bağlı 7 sancağın ismi yazılmıştır. Bu sancaklar şunlardır: Liva-i Trabzon, Liva-i Lazistan, Liva-i Canik, Liva-i Gümüşhane, Liva-i Ünye, Liva-i Bucak ve Liva-i Giresun. Bu sancaklardan Liva-i Ünye’ye yani Ünye Sancağına bağlı 5 kaza ise şunlardır: Ünye merkez kazası, Fatsa kazası, Niksar kazası, Karakuş kazası ve Bolaman kazasıdır. [Levha 23]

Ünye, sancak kararının ardından süratle imar ve iskan işlerine girmiş, tarihinde ilk defa ciddi anlamda şehir planlamasına tabi tutulmuştur. Sancağa bağlı kazalarda önemli imar faaliyetlerine başlanmış, yollar, köprüler, çarşılar inşa edilmiş ve dağlarda bulunan eşkıya ve asker firarileri yakalanarak asayiş sağlanmıştır.

 

Haftaya: Ünye Sancağı’nın bölgeye getirisi, uygulamadan neden vazgeçildiği ve günümüzde Ünye’nin il olma potansiyeli.

 

Kaynak: 150 Yıl Önce Ünye Sancağı (1864 – 1868)

Proje danışmanlığını Osman Doğan’ın yaptığı bu çalışmaya Ebul Faruk Önal, Turgay Özekici, Soner Demirsoy, Selman Soydemir, Mehmet Güneş, Sabri Bacacı ve İrfan Dağdelen emek verdiler. Grafik tasarımını Seyit Bor’un yaptığı çalışma Ünye Tarih Araştırma Grubu’nun katkılarıyla 25 Temmuz 2009 yılında IV. Ünye Kurultayı’nda ve 24 Temmuz 2015’te Ünye Müze Evi’nde sergilendi.

  

ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

AHMET KABAYEL - AHMET DERYA VARİLCİ

 

 15.06.2022, Ünyekent

http://www.unyekent.com/kose-yazilari/bir_zamanlar_unye_vilayetinde-3291.html

 








 

8 Haziran 2022 Çarşamba

Kaldığımız Yerden Devam


Kaldığımız Yerden Devam

 

 

Geçtiğimiz ay sormuştuk:

“Nerede kalmıştık?” diye…

Hatta gelip çatan güzel günlere değinemediğimizi…

Baharın kendini iyice hissettirmeye başladığını...

Pandemi günlerini “sanki” geride bıraktığımızı…

Üç yıl önce kaldığımız yerden devam etmemiz gerektiğini…

Çünkü bahar ayları gibi kıpır kırıp hayat…

Bir yerden başlamak gerek, demiştik.

 

(Kaldı ki bahar aylarını geride bıraktık.

Yaza girdik.

Delikanlılarımız(!) Ünye’de deniz sezonunu açtı bile…)

 

Kazıkları çakılıp terk edilen Kültür Sarayı’ndan…

Çevreyle uyumu bozmayan Asarkaya Panorama Cafe-Restoran’dan…

Ünye sahiline dökülen betondan…

Magnefest Gençlik ve Bahar Festivali’nden söz etmiştik.

 

Yapılan olumlu işlerden dolayı Başkan Tavlı ve ekibini kutlamıştık.

Olumsuz bulduğumuz durumları dile getirip:

“SAHİLİME DOKUNMA!” demiştik.

 

 

Ayinesi İştir Kişinin

 

Bizde duruma uyan atasözü çok.

"Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde."

Ziya Paşa’nın Terkîb-i bend’inde şiire dönüşür ata sözleri:

"İnsanın aynası iştir, lafa bakılmaz.” der.

Kumsala beton döküleceği iddialarının tamamen yanlış ve yalan bilgilendirme olduğuna işaret eden Büyükşehir Belediyesi Başkanı Danışmanı, “Buradaki çalışmada bir çay kaşığı beton dökülmesinin söz konusu olmadığını” söylüyor.

Yapılan iş ortada.

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir.

“Çocuk oyun alanı”, “yürüyüş parkuru” yapıyoruz diyerek Eksi İskele kumsalına beton döktünüz. 

Defalarca yazdık bu sahilin Ünye için ne anlama geldiğini.

Sahiller Ünye’nin kimliğidir, dedik.

Bir sahil kenti olarak Ünye’nin en özgün tarafı sahilidir.

Sahili çıkarıp atarsanız Ünye’nin gerdanından, sıradan bir Anadolu kasabasından farkı kalmaz.

Yani gözümüz gibi korumamız gerekir.

Sahille örtüşen en doğal aksesuar, kıyıya çekilmiş kayıklardır.

Onlar sahilin süsüdür, onlara dokunmayın.

Kıyılarındaki kuma gelince…

Ünye kumu olarak bilinen ince kum, güneşe tutulduğunda parıldar.

Magnetik özelliği olan kumun sağlık mucizelerini sevgili Orhan Yiğit’ten önce de biliyorduk.

Ama O’nun sayesinde güncellendi, yenilendi, tüm dünyaya ilan edildi...

Elle tutulur bir nesne haline geldi.

Ne yazık ki, bu güzel sahili tahrip ediyoruz.

Atatürk Parkı dolgusuyla başlayan kıyı tahribatı, yeni betonlaştırma projeleriyle sürüyor.

Kıyıları güzelleştiriyoruz diyerek, yürüyüş parkuru adına kumsala beton döküyoruz.

Deniz geri çekildikçe, açılan alanı taş, toprak ve betonla dolduruyoruz.

Yapmayalım…  

 

 

Kumsala Kum Havuzu

 

Boççe ve çocuk kum havuzundan bahsediliyor.

Doğal kumsala, fazladan bir kum havuzu hangi akla, mantığa sığar.

Ya boççe parkuru?

Milli bir spor, denmiş ya...

Dünyanın bir çok yöresinde oynanan bir oyundur.

Kökeni Romalılara dayanan bu sporun bowlinge benzediğini ve demir bilyelerle oynandığını biliyoruz.

Açık hava sinemasından, voleybol sahasına, kum havuzundan oturma alanlarına ve kayıkhaneye kadar çok sayıda birimi Yalı kumsalına sığdırmak…

Kumluk alanın en verimli şekilde kullanılması olarak değerlendiriliyor.

Proje Mayıs sonunda ilgili alana konulan bir tabelayla halka sunuluyor.

Sonra dönüp dolaşıp, “bu öneriler kabul görürse yapılır, görmezse yapılmaz” deniyor...

 

 

Bilgilendirme mi,  Lütuf mu?

 

Bilgilenmek isteniyordu, öyle yaptık deniyor.

Çamlık konusundaki tepkilerden haberli olsalardı, Eski İskele kumsalına beton dökmeden önce de bir “bilgilendirme” yaparlardı.

Ne yaptılar?

Önce beton döktüler, sonra tabelasını astılar.

Şimdi de diyorlar ki:

“Israrla yanlış bilgiler ifade ediliyor, eleştiri sınırlarını aşabiliyorlar.”

Yapmayın lütfen.

Yani bu işe karşı olanlara “haddinizi aşmayın!” mı, diyorsunuz...

Oraya dökülen her kuruş, bu halkın ödediği paralarla karşılanıyor.

Sizin cebinizden çıkmıyor.

Doğru bir şey yapmak istiyorsanız, sahile akan dere bakslarını temizleyin.

Yapılan hiçbir şey Yalı’nın, Yalıkahvemizin doğal yapısına uygun değil, yasalara da uygun değil.

 

 

Sahillerimiz 3-5 Kişinin değil, Halkındır

 

Evet “Kıyılar Halkındır!” diyor, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Hilmi Güler.

Bu minval üzere “Ünye sahiline işgal edilmiş kıyılarımıza nasıl sahip çıkıldı, nasıl kaçak yapılar ve barakalar yıkıldı, nasıl sahil ve kumsal alanlar temizlendi halka açıldı, bir bakalım.”

Denilmiş.

Baktık.

Sn. Eski Başkan Enver Yılmaz’dan bu yana sahilimizde öyle denildiği gibi bir temizliğe rastlamadık. İş makineleriyle “kumsalın temizlemesi”ne eyvallah, ama işgal edilen kıyıların kurtarıldığını görmedik. Aksine var olan aykırılıklar daha da genişlemiş.

(Ünye kenti sahilinde durum böyle maalesef. Ordu kent merkezinde ise denizi usulsüz doldurdukları için mahkeme kararıyla belediye dolgusunun durdurulduğunu biliyoruz.)

Ünye’de gözümüzden kaçan bir sahil temizleme operasyonu varsa, biri bizi bilgilendirsin; “aha da şurası” desin ki, bilelim…

Gidip Başkan Güler’den özür dileyelim.

 

 

Geri Dönüşümde Farkındalık

 

Ünye Belediyesi’nin güzel bir uygulamasıydı.

Çöp toplama alanlarına bir de “Geri Dönüşüm” ünitesi konulmuştu.

Yalı ve Yüzüncü yıl mevkiine konulan “dönüşüm” konteynırı birkaç ay önce alınıp götürüldü. Sorduk, “gelecek” dendi, onarılıyormuş…

Gözümüz yolda kaldı, kaç ay oldu, gelmedi.

Yazıktır; kâğıt, metal, cam, plastik…

Çok sayıda dönüşüm materyalinin çöpe gittiğine tanık oluyoruz.

Toplama işini ihale alan kişi yahut firma ilgilenmiyor anlaşılan.

Şu işe belediye el atsa da, yeniden kavuşsak dönüşüm kutumuza.

 

 

08.06.2022, Ünyekent

http://www.unyekent.com/kose-yazilari/kaldigimiz_yerden_devam-3274.html

 









 

25 Mayıs 2022 Çarşamba

Nerede Kalmıştık?


Nerede Kalmıştık?

 

Epeydir Ünye’nin güncel konularına girmemiştik.

Hatta gelip çatan güzel günlere de değinmedik.

Bahar kendini iyice hissettirmeye başladı.

Pandemi günlerini “sanki” geride bıraktık:

Üç yıl önce kaldığımız yerden devam…

Sahi nerede kalmıştık?

Yoksa erken mi seviniyoruz!

Ne yapsak, ne yapsak, ne yapsak?

Tıpkı bahar canlılığı gibi dayatıyor hayat.

Bir yerden başlamak gerek.

 

Kaldığımız yerden devam ediyoruz o halde.

Artıları ve eksileriyle gördüklerimizi yazmaya…

Görünen doğruları ve görünmeyen yanlışlarıyla…

 

Bir Kez Daha Ünye Kültür Sarayı Üzerine

 

“Antik dünyanın heybetli şehri Efes’te atalardan kalma eski bir yasanın varlığından söz edilir” diyor, Romalı ünlü yazar ve mimar Vitruvius:

“Şartları ağırdır bu yasanın, ama bir o kadar da adildir: Bir mimar bir kamu binasının inşaatını üstlendiğinde, bunun kaça mal olacağını önceden beyan eder. Bu yaklaşık rakam yargıca iletilir ve iş bitinceye kadar mimarın malına el konur...”[1]

Günümüzden 2053 yıl önce kaleme alınan bu eser, kamu ihalelerini üstlenenlerin işi bitirinceye kadar malına el konulacağını söylüyor. Üstelik bu yasanın atalardan kalma eski bir gelenek olduğundan söz ediyor.

Anlaşılan ülkemizde böyle bir gelenekten söz etmek mümkün değil.

İhaleyi alan “hatırlı” kişi, kafasına estiği gibi inşaattan çekilebiliyor.

Bunca yayınlanmış yasa ve uygulayıcı hüküm varken, kazıklarını çaktığı inşaatı birkaç yıl bekleterek “anlaşmayı” bozabiliyor.

Peki devlet ne yapıyor?


Hiç bir şey…

Oh ne âlâ memleket, ne leziz vatan!

(Banka taksitini ödeyemeyen çiftçinin tarladaki traktörüne el koyan devlet, bir avuç müteahhit karşısında çaresiz mi kalıyor?)



 

Asarkaya Panorama Cafe-Restoran

 

Güzel bahar günlerini karşılamak üzere bu hafta sonu Asarkaya’ya çıktık.

Olağanüstü kalabalıktı…

Geçtiğimiz yıl ahşap gözlem terasının olduğu yerde, beton bir yapı inşaatı başlatılmıştı…

Burayı da betonlaştıracaklar diye kaygılanmıştık.

Henüz açılışı yapılmayan, Panorama Cafe-Restoran’ı ziyaret ettik.

Kaygılandığımız kadar değildi.

Doğal ortamı bozmayacak hacimde; dağ lokantasıyla, butik villa konsepti ölçeğinde şirin bir yapı.

Ahşap gözlem terasını biraz daha genişletmişler.

Açılış gününe kadar sadece çay-meşrubat ikramı yapılıyor.

Çalışanlara yeni bir iş kapısı, müşterilere nezih bir yeme-içme alanı oluşturulmuş.

Asarkaya korusu el değmemiş haliyle kalamayacağına göre, en az tahribatla ancak bu kadar, bu şekilde ayakta kalabilirdi. 

Gösterdiği hassasiyetten dolayı Başkan Tavlı’yı ve ekibini kutluyorum.

 

 


Sahiller Ünye’nin Kimliğidir

 

Bir sahil kenti olarak Ünye’nin en özgün tarafı sahidir.

Sahili çıkarıp atarsanız Ünye’nin gerdanından, sıradan bir Anadolu kasabasından farkı kalmaz.

Yani gözümüz gibi korumamız gerekir.

Sahille örtüşen en doğal aksesuar, kıyıya çekilmiş kayıklardır.

Onlar sahilin süsüdür, onlara dokunmayın.

Kıyılarındaki kuma gelince…

Ünye kumu olarak bilinen ince kum, güneşe tutulduğunda parıldar.

Magnetik özelliği olan kumun sağlık mucizelerini sevgili Orhan Yiğit’ten önce de biliyorduk.

Ama O’nun sayesinde güncellendi, yenilendi, tüm dünyaya ilan edildi...

Elle tutulur bir nesne haline geldi.

Ne yazık ki, bu güzel sahili tahrip ediyoruz.

Atatürk Parkı dolgusuyla başlayan kıyı tahribatı, yeni betonlaştırma projeleriyle sürüyor.

Kıyıları güzelleştiriyoruz diyerek, yürüyüş parkuru adına kumsala beton döküyoruz.

Deniz geri çekildikçe, açılan alanı taş, toprak ve betonla dolduruyoruz.

Yapmayalım…

Kıyılarımıza kıymayalım!

 

 


Magnefest Gençlik ve Bahar Festivali

 

Dedik ya, bahar geldi, bir yerden başlamak gerek…

Ünye Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez gerçekleştirilen ve geleneksel hale getirilmesi amaçlanan festival, iki yıldır Pandemi nedeniyle yapılamayan Uluslararası Ünye Turizm, Kültür ve Sanat Festivali’nin de habercisi konumundadır.

Şifalı magnetik Ünye kumunu tanıtmayı amaçlayan festival, 21-22 Mayıs günlerinde çeşitli etkinliklerle gerçekleştirildi.

Pandemi öncesi günlere dönüldü, eski günlerin heyecanı yaşandı.

Bu hafta da üç gün sürecek olan Ünye Ot ve Doğal Lezzetler Festivali gerçekleştirilecek.

Hayata yeniden “merhaba!” der gibi, bahara sıkı bir başlangıç yapıyoruz.

Yeniden yenilenen Ünye’ye merhaba.

Bir kez daha kutluyorum Başkan Tavlı ve ekibini.

 

 

25.05.2022, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/3241-nerede-kalmistik-2.html

 



[1] Vitruvius, De Architectura (Mimarlık Üzerine), Alfa Yayınları, 4.Basım, 2019, s. 369


 

18 Mayıs 2022 Çarşamba

Suriyeli Sığınmacılar ve Müjde Filmi


Suriyeli Sığınmacılar ve Müjde Filmi

 

 “Suriyeli Sığınmacılar” meselesine girmişken, son günlerde sıkça konuşulan “Müjde” adlı bir filmden söz edeceğim.

Alphan Eşeli'nin yönettiği ve senaryosuna da katıldığı Müjde adlı film, birkaç hafta önce bir internet platformunda yayına girdi.

Başrollerinde Lale Mansur ve Salim Kechiouche'un yer alıyor.

Filmdeki rolü yüzünden Lale Mansur sosyal medyada linç edildi.

Müjde (Lale Mansur), evini taşıttığı Suriyeli bir gence aşık oluyor ve birlikte yaşamaya başlıyorlar.

Linç edilme sebebi bu…

Filmde Türklerin kötü, Suriyelilerin iyi gösterildiği iddia ediliyor.

Öte yandan bu film, Türk toplumunun demografik ve sosyal yapısının “tümden değiştirilmek” istendiği bir aşamada, “bilinçli” bir tasarım olarak yayına girdiği ileri sürülüyor. Filmdeki çoğu detay, Suriyeli göçmenleri Türk toplumuna kabul ettirme çabası olarak yorumlanıyor.

 

Müjde Filminin Detayları

 

Taşınma işlemi sırasında Suriyelilerle İngilizce iletişim kurmaya çalışan Müjde, İngilizce bilen Suriyeli sığınmacı Sayyid’le karşılaşıyor. Bu sahneden hareketle Suriye’den gelenler dil bilen, üniversite mezunu gibi gösterilmeye çalışılıyor. Sayyid müşfik, çalışkan ve evde yemek pişiren bir erkek...

Buradan Suriyelilerin hepsi böyledir sonucuna varılabilir mi?

Said bir istisna olamaz mı?

Aynı sahnede yer alan kavga ve karmaşa durumu, Said’in bir sonraki gün yara bere içinde gelmesi; Suriyelilerin kendi içindeki çatışmasını göstermiyor mu?

Said gibi, filmdeki Müjde tiplemesi de toplumumuzda yer alan kültürlü ama yalnız bir kadın profili olarak fazla rastlanan bir durum değildir.

Bu ikilinin ilişkisinden hareketle, Suriyelilerin Türklerle entegrasyonundan bahsetmek ve buradan yeni bir toplum mühendisliğine soyunmak filmin mantalitesiyle örtüşüyor mu?

Sonuç olarak film umutsuz bir aşk hikayesi…

İyi Suriyeliler ve anlayışsız (linççi) Türkler parametresi filmin odağına yerleştirilmiş olsa da…

Said tek başına Suriyelileri, linççi Türkler de toplumun tamamını temsil etmiyor.   

45 dakikalık bir filmden hareketle “sığınmacılar” sorununu yorumlamaya çalışmak, Suriyeli sığınmacılara ait bir haberi tüm sığınmacılara mal etmek yahut onlara karşı bir hareketi toplumun genel hissiyatıymış gibi yansıtmak ne derece doğrudur?

Öte yandan sığınmacılar konusu bugün sosyal medyada büyük bir öfke fırtınası oluşmaktadır ve bu öfkenin sokağa taşması yakındır. Belki bu gerçekliğe temas ettiği için, filmin “gerçekçi” boyutu olduğunu söylemek mümkündür.

Sorunun özünde iktidar tarafından belirlenmiş net bir politikanın olmaması yatmaktadır. Batı’dan alınan teşvik ve yönlendirmeyle bu işin yürümediğini gören iktidar, bu konuda tam bir açmazın (dilemma) içindedir.[1]

 

Sanat Eseri Olarak “Müjde”

 

Yönetmenliğini Alphan Eşeli’nin yaptığı filmin senaryosu yine Alphan Eşeli, Berkay Öztürk ve Salih Bozcu tarafından yazılömıştır. Müjde’nin görüntü yönetmenliğini Florent Herry, kurgusunu Bilal Çakay üstleniyor. Filmin müzik ve ses tasarımı ise Akın Sevgör’e ait. Filmde ayrıca Burial ve Liana İsmail’e ait olan müzikler de yer alıyor. Ali Ömer Atay ve Demet Müftüoğlu Eşeli’nin yapımcılığında çekilen filmin süresi 45 dakika.

Daha önce, 2013’te 1 saat 52 dakikalık  “Eve Dönüş Sarıkamış 1915”adlı filmle ilk uzun metrajlı filmini çeken  Eşeli, bu  defa “orta metraj” denen 45 dakikalık filmle çıkıyor seyircinin karşısına. (Orta metraj, film dünyasında alışık olduğumuz bir uzunluk birimi değil.)

Yönetmen Eşeli 2015 yılında “Kıyıdakiler” adında bir projede yer aldığını söylüyor. Beş farklı yönetmenin çektiği kısa filmlerden oluşan bu projede savaştan kaçan Suriyeli bir anne ile kızının dramını anlatıyor. Bu film için İstanbul’da yaşayan, savaştan kaçan Suriyelilerle konuşan yönetmen, aralarında kadınlar ve çocukların da olduğu sığınmacılardan çok etkileniyor. 14 dakikalık kısa film “Küçük Kurşunlar” bu şekilde ortaya çıkıyor.[2] Bu kadar kapsamlı bir konuyu o kadar sürede anlatması oldukça zor. Aklının bir yerinde hep Suriye Savaşı’nı daha geniş anlatan bir film yapmak varmış. 2018 yılında Müjde’yi yazmaya başlamış.

Müjde filmi aslında Suriye Savaşı’nı anlatan bir dörtlemenin üçüncü filmi olacakmış. Projenin yalnızca Türkiye’de geçen bölümü Müjde’dir. Prodüksiyon şartları ve imkânlar neticesinde dörtlemede ilk bu film çekiliyor.

Filmin IMDB puanı da ilginç; 10 üzerinden 1,1.

İnternet üzerinden kayıtlı katılımcıların puan verdiği IMDB (İnternet Movie Database) dünyanın en büyük film bilgi bankası bilinir. Yönetmenin önceki filmi “Eve Dönüş Sarıkamış 1915” ise, 7.1 puanla epey olumlu bir puan almışken,[3] Müjde’nin dibe vurması anlaşılır gibi değil.

 

Eleştirinin Eleştirisi

 

Sosyal medyada bu yapımın bu kadar hırpalanması, belki de Lale Mansur gibi bir ismim başrole seçilmesinin sonucudur.

2010 yılında “yetmez ama evet”i savunan, Atatürkçüleri tutucu olarak tanımlayan biri olduğu hatırlanıyor.

Film için: “Tamamen Türk düşmanlığı üzerine kurulmuş”, “Bütün olumlu özellikler Suriyelilerde toplanırken, Türklerle ilgili bir tane bile olumlu yönden bahsetmiyor.” deniyor.  

Türk bayrağının ortaya çıktığı sahneyi izlerken, Lale Mansur’un bayrak açıklaması akıllara geliyor:

“İç çamaşırı gibi balkonlara, camlara neden bayrak asılır.”[4]

Ve sair, ve sair...

Suriyeli sığınmacılar konusunda bunca haklı argüman varken, “Suriyelilerin ‘Müjde’si Lale Mansur” başlığıyla yapılan eleştiriler maalesef ölçüyü kaçırıyor. Bir film eleştirisi olmaktan çıkıp, ırkçılık temelinde şekillenen komplocu bir parodiye dönüşüyor.

Sonuçta 40 dakikalık Müjde filmiyle Türkün olmadığı, laikliğin olmadığı bir ülke yaratılmak istendiği sonucuna varılıyor.

 

 

18.05.2022, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/3226-suriyeli-siginmacilar-ve-mujde-filmi.html

 



[1] Gelinen noktada iktidarın tavrı; Erdoğan’ın MÜSİAD toplantısında belirttiği gibi iki ana başlık altında toplanıyor: 1- Ucuz iş gücü olarak “işe yarayan” kesim gönderilmeyecek, 2- Arta kalan kesimden bir milyon kadarı “gönüllü” olarak ülkesine gönderilecek. 

[2] Küçük Kurşunlar, Srebrenica katliamında vurulan dört yaşında bir çocuğun ölmeden önce annesine sorduğu sorudur: “Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?”