3 Ağustos 2022 Çarşamba

Mezuniyet Günleri

 


Mezuniyet Günleri

 

 

OMÜ Arkeoloji paylaşım platformuna yazmış Süleyman..

“Akdeniz Sualtı Kültür Mirası’nda yüksek lisans yapmak isteyen var ise; cuma başvuruların son günü.” [14:24, 27.07.2022] demiş ve eklemiş:

“Ayrıntılı bilgi için bana ulaşabilirsiniz. Kazı nedeniyle gemide olduğumdan ancak WhatsApp ile ulaşabilirsiniz, zaman zaman internet olan bir yere gidiyorum.”

 

İçim eridi, Süleyman arkadaşın duyurusuna başvuru yapmak için can attım.

Üç yıl önce Urla’da kazı sırasında kaybettiğimiz Arkeolog Prof. Dr. Hayat Erkanal geldi aklıma…

O’nun anısına orada olmalıyım diye düşündüm.

(Eşimin aklına da Hayat hoca gelmiş olmalı ki “Olmaz!” dedi.)

Konu kapandı.

Daha az riskli bir görev seçmeliydim.

Çaresiz beklemeye aldım kendimi…

Üstelik idealim “Sosyal Antropoloji”...

O dalda yüksek lisans imkânlarını araştırmalıyım.

Acaba ne yapmalıyım?

 

Muhteşem Yaz Sezonu

 

Geçtiğimiz ay İzmir’deydik.

Ürkmez’de denize girdik.

İzmir’in sıcağı bunaltıcıydı.

Ama deniz suyu soğuktu.

Üstüne üstlük zona başladı sırtımda.

Bütün planlarım yattı.

Bölgedeki antik kentleri gezecektim:

Teos, Lebedos, Kolophon, Klaros, Notion…

İzmir’deki dostlarımı görecektim, Ege Eczacılık’tan…

Hiç biri gerçekleşmedi, memlekete döndüm.




 

İyi ki dönmüşüz, Ünye’de muhteşem bir yaz sezonuna denk geldik.

En güzel yaz günlerini yaşadık diyebilirim.

Günün çoğu Uzunkum sahillerinde geçti.

Daha kaç gün sürer, bilemiyorum.

Hadi hayırlısı.

 

(Bu ara Pandemi’nin yeniden atağa geçtiğini, Ünye’de vaka sayısının 1132 olduğunu buraya not düşüyorum. …)

 

Ünye’de Olan Bitenler

 

Yalıkahve sahili fazla bir değişime uğramamış.

Büyük Şehir Belediyesi’nin projesine “ahalinin onayı” alınmadan başlanmayacaktı.

Buna rağmen başlandı.

Bir baktık, denize uzanan dere baksının üzerine (nam-ı diğer kanalizasyon), oturma grubu ve kameliye inşa ediliyor.

Bıraktığımız aşamada kalmış.

(Proje şimdilik dondurulmuş görünüyor.)

Döndüğümüzde Magnetik Kum Voleybol Turnuvası yapılıyordu.

Uzun bir aradan sonra Cumhuriyet Meydanı yeniden Yaz Konserleri’ne tanık oldu.

Sahil Yolu’ndaki kasisi saymazsak, olumsuz bir gelişmeye tanık olmadık.

Özetle: All Quiet On The Middle Blacksea’s Ünye,

(Tam da bu cümleden hareketle, Kuzey Amerika’dan gelebilecek her tepkiyi göğüslemem gerekebilir!)




 

Ayrıntılar

 

Sahil Yolu üzerine, AVM önüne “hız kesme” amaçlı bir kasis kondurulmuş.

Kazalara davetiye çıkaran bu kasisi sosyal medya sayesinde öğrendik.

Bindiği otobüs bu kasisten geçerken yaralanan ve kazayı hafif atlatan Özer Kayır arkadaşımıza bu vesileyle geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. 

Akabinde bir gece yarısı kasisin tıraşlandığını duyduk.  

Ertesi sabah üzerinden geçtik, biraz indirmişler ama bu haliyle bile oldukça rahatsız edici.

Yakışık almıyor sahil yoluna.

Anlaşılan daha bir süre bu şekilde geçeceğiz üzerinden.

 

Yürürler Konağı’yla ilgili yazımın üzerinden üç ay geçti.

Konağın manevi mirasçısı Restorasyon Ana Bilim Dalı Emekli Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’a açık mektup niteliğindeydi. Değerli hocam gerekli duyarlığı gösterip, irtibata geçmişti. Konağın sahibiyle ve Büyük Şehir Belediye Başkan Danışmanı mimarla durumu görüştük. Konakla ilgili gelişmeleri Anıtlar Yüksek Kurulu üyesi hocam Prof. Dr. Vedat Keleş’e de ilettim.

İç cephede neler olduğunu bilmiyorum.

Ancak dış cephede boyadıkları sütunu, beyaza dönüştürmekten öte bir düzenleme yaptıklarını görmedim.

O yazıda yazdıklarımın hiç biri dikkate alınmamış.

İlgililerin dikkatine!

 

Ünyeli Ozan Kulfani (Mustafa Uğur Alan), Kazakistan’da Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’nde yer almış. Üniversitelerde tez konusu olarak değerlendirilen değerli ozanımızı tebrik ediyorum. Kalemine, yüreğine sağlık.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan fındık fiyatını 54 Lira olarak açıkladı.

Fındık piyasası İtalyan Ferraro şirketinin güdümünde.

Açıklanan bu fiyat, hangi tür fındığa ve nasıl uygulanacak bilinmiyor.

Serbest piyasayı nasıl etkileyeceği de merak konusu.

Ayrıca, mevsimlik fındık işçilerinin barınağı bu sezon es geçilmiş.

“Kendi fındığınızı kendiniz toplayın!” öğüdü gündemde.

 

Asarkaya Yolu tamamlandı. Çıkarken sorun yok da, inerken dikkat. Kaptırıp gitmeyin, virajlar keskin! Karadeniz’in en güzel manzarasına sahip bu kent ormanına yakışır bir yol olmuş. Kendisi gibi yolu da muhteşem, teşekkürlerimizle.

 

Artan nüfusu ve içinden çıkılamayan araç trafiğiyle Ünye bu yaz bayağı sorun yaşadı. 20 Temmuz’da yeni kararlar gündeme geldi. Ünye Sahil Yolu ve Niksar Caddesi’nde yaşanan tıkanıklık, yolların bordür ile bölünmesi ve çeşitli trafik uygulamalarıyla aşılmaya çalışılacak.

Biraz sabır lütfen…

Çok sürmez bir iki hafta sonra düğünler biter.

Ahali fındığa çekilir.

Sorun kendiliğinden halledilir.  

 

 

03.08.2022, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/mezuniyet_gunleri-3382.html





Ne olmuştu Arkeolog Prof. Dr. Hayat Erkanal hocaya...


Arkeolog Prof. Dr. Hayat Erkanal Vefat Etti

Arkeofili 28 Temmuz 2019

İzmir’in Urla ilçesindeki Limantepe su altı kazılarının da başkanlığını yapan Prof. Dr. Hayat Erkanal, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

İzmir’in Urla ilçesindeki Limantepe Su Altı Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Hayat Erkanal 79 yaşında hayatını kaybetti.

Dalış yaparken geçirdiği kalp krizi sonucu Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılan Erkanal, bugün 28 Temmuz 2019 tarihinde yaşamını yitirdi.

EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tuncay Göksel, 12 Haziran’dan bu yana hastanenin yoğun bakım servisinde tedavi gören Erkanal’ı sabah saat 11.45’de kaybettiklerini söyledi.

Hastanın 12 Haziran’da Karaburun’dan kalp krizine bağlı olarak hastanelerine getirildiğini dile getiren Göksel, “Hastanın tedavisi solunum cihazıyla yapılıyordu. Bugün solunum yetmezliğinin ilerlemesinden dolayı hastamızı kaybettik.” dedi.

Erkanal, 12 Haziran’da dalış yaparken kalp krizi geçirmiş ve EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılmıştı.

Urla Limantepe’de Türkiye’nin ilk su altı kazısını başlatan Erkanal, farklı projelere de destek vermişti. Urla’daki kazı, arkeoloji dünyasının en önemli sualtı kazılarından biri olarak gösteriliyordu.

1940 yılında İzmir’de doğan Erkanal, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Kürsüsü’nden 1964’de mezun oldu. 1963-1964’de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde çeşitli görevlerde çalışan Erkanal, 1979’da profesör oldu. Ankara Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Başkanlığı da yapan Erkanal, kariyeri boyunca pek çok araştırma kazısına katıldı.

Hocamıza ve tüm sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.

 


27 Temmuz 2022 Çarşamba

Bir Zamanlar Ünye Vilayetinde [Geçmiş geleceğin aynasıdır...] Bölüm III (son)


Bir Zamanlar Ünye Vilayetinde

[Geçmiş geleceğin aynasıdır...]

Bölüm III (son)

 

İnanması zor ama bir buçuk asır önce Ünye vilayet statüsündeydi. Eyalet sisteminden vazgeçen Osmanlı yönetimi “Ayanlar” dönemini kapatmış, merkezden atanan kaymakamlar aracılığıyla yönetimi illere taşımıştı. Aralarında Ünye’nin de bulunduğu sancaklar vasıtasıyla yeni bir döneme girilmişti.

Bunca yerleşim arasından sancak olarak Orta Karadeniz’de Ünye’nin seçilmesi tesadüf müydü?

Elbet de değildi. Bu seçimin gerçekleşmesinde coğrafi, ekonomik ve demografik etkenler yanında “siyasi” bir tercihin varlığı da kaçınılmazdı.

Ünye, Anadolu’dan geçen kervan yollarının Orta Karadeniz bağlantısıydı. Ticari misyonu yanında askeri öneme haiz Tersane-i Amire’nin “Ocaklığı” durumundaydı. İmparatorluk tersanesinin bir uzantısı olan Ünye Ocaklığı, Ünye’de önemli bir tersane bulunmasına ve imparatorluğun ip ihtiyaçlarını karşılayan önemli bir üretim kolunun oluşmasına neden olmuştu.

 

156 Yıl Önce Neler Yapıldı?


Bir önceki bölümde Ünye’nin sancak olmasının getirdiklerini yazdık.

Sancak yani vilayet olması Ünye’ye neler sağladı?

Ünye Niksar Karayolu,

Ünye'nin Yeniden İmarı ve Ünye Limanı,

Ünye’de Su Sorunu,

Ünye’de Asayişin Sağlanması,

 

Ünyelilerin yabancısı olmadığı gelişmeler, değil mi?

 

Bu faaliyetler o tarihte Ünye için yeterli ve zorunlu gelişmelerdi.

Bir buçuk asır sonra, sorunlarımız yine aynı…

Çünkü geçmişte yapılanlar dünde kaldı.

Nüfus arttı, koşullar değişti.

Geçmiş unutuldu, geleceğimizi göremedik.

Sorunlar bugün de aynı…

 

Ünye İl Olmalı mı?


Öncelikle kendimize şu soruyu sormalıyız:

Ünye il olmalı mı?

Olacak da, ne olacak?

Karadeniz’de il olup ta yıllardan bu yana bir adım ileri gidemeyen örnekler var; Bayburt, Sinop, Gümüşhane gibi…

Kentsel gelişimdeki disiplin, düzen bazı kesimleri rahatsız edebilir.

“İl olma” tutkusunun önüne “ama”, “fakat” gibi engeller konabilir.

Alt yapımız yetersiz, insanımız hazır değil gibi “öz güven” eksikliği ileri sürülebilir.

Öncelikle il olma konusunu Ünye halkı kendi kafasında netleştirmelidir.

 

Kanımızca Ünye…

Tarihsel misyonuyla…

Taşıdığı potansiyelle…

Güncel konumuyla …

Her yönüyle…

İl olmaya layıktır, hazırdır.

 

Geçmişi Öğrenmek Geleceği Bilmektir


Öncelikle ne olduğumuzu bilelim.

Bir asra yakın Ünye önemli siyaset insanları çıkardı.

Bu durum Ünye’yi büyütmeye ve layık olduğu statüye getirmeye yetmedi.

Hep kendi dışımızdaki güçlerden medet bekledik.

En son, Büyükşehir Yasası’yla iç dinamiklerimiz elimizden alındı.

Şimdi yeni bir oluşumla karşı karşıyayız.

Artık eski yönelim ve yönetim biçimleri Ünye’ye yetmiyor.

Ünye ölçeğinde yeni ve daha fazla sayıda il oluşumundan bahsediliyor.

Ülkemizde 100’ü aşkın vilayetle yeni bir yönetim biçimi öneriliyor...

Bazı siyasi partiler Ünye’nin “il olma” meselesini yeniden gündeme getiriyor.

Bir devlet kurumu olan TÜİK, Ünye’yi de il olma potansiyeli taşıyan yerleşimler arasına koyuyor.    

 

Seçimler ve “İl Olma“ Vaatleri

 

Her seçim arifesinde alışık olduğumuz bir vaat vardır:

 “Ünye’yi il yapacağız!”

Seçim teranesi olarak görülen bu vaat, inandırıcı olmaktan uzaktır.

Ne yazık ki, “seçim” sözcüğünün sıkça telaffuz edildiği şu günlerde Ünye’nin il yapılma talebi yeniden gündemdedir.

Doğal olarak oy avcılığı yapan çevrelerce “suistimal” edilebilir.

Bu nedenle Ünye’nin il yapılma talebi seçim yatırımı gibi algılanabilir.

Bu konudaki sübjektif tavırların (niyetlerin) ne olduğunu bilmiyoruz.

Ünyeliler için önemli olduğunu da sanmıyoruz.

Ünye’nin il olma talebi doğru bir talepse…

Ünye il olmayı hak ediyorsa…

Sorun yok!

Kim, hangi niyetle olursa olsun, Ünye’nin il olma talebini dillendiriyorsa…

Bazı çevreler istismar da etse, talep doğru olduğu sürece bundan gocunmamak gerekir.

Ancak bu konudaki girişimlerin ciddi ve inandırıcı olması şart.

Kurulan “İl Platformu”nun siyaset üstü bir arenada temsil edilmesi ve her kesimden insanı kucaklaması gerekir.

Baştan itibaren il talebinin takipçisi olunmalı, konuya ilişkin argümanların ortaya konulması zorunludur.

İktidarın gündeminde “il yapma” projesi olmasa bile, bu talep gündeme taşınabilmelidir.

Şimdi…

Ünye il olmalı diyen çevrelerden gerekli olanın yapılması istenmelidir.

Talep ısrarla ortaya konulmalı, komşu ilçelerin onayı ve desteği alınmalıdır.

 

ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

AHMET KABAYEL - AHMET DERYA VARİLCİ




 
 

27.07.2022, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/bir_zamanlar_unye_vilayetinde_gecmis_gelecegin_aynasidir_bolum_iii_son-3371.html

6 Temmuz 2022 Çarşamba

Arkeoloji


Arkeoloji

 

 

Bölüm birincisi olacağım hiç aklıma gelmezdi.

Mezuniyet töreninde kürsüye çağrıldığımda, o bilindik fıkrayı hatırladım…

Adam atını pazarda satmaya çalışıyormuş:

- Bu at yarışta birinci geldi!

- Nasıl olur, bu at yaşlı, ayakta zor duruyor, üstelik kör ve topal.

- Yarışa katılan tek at buydu.

 

****

45 yıl sora yeniden başladığım Üniversite serüveninin sonuna geldik.

1 Temmuz 2022 günü Mezuniyet Törenimiz vardı…

Eşimin teşviki, kızımın desteğiyle üniversite eğitimine dönmüştüm.

49 yıl önceki gibi ÖSYM’ye hazırlandım.

Amacım, bir dönem hobi gibi başlayan yerel tarih ve arkeoloji öğrenme çabalarıma akademik bir düzey kazandırmaktı.

Doğru ve bilimsel bilgiye ancak bu şekide ulaşabilirdim.

Sıralamadaki ilk tercihim 19 Mayıs Üniversitesi Arkeoloji bölümü oldu.

19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ”Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” şiarını benimseyerek, dört yıl önce 19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nin Arkeoloji bölümüne kaydoldum.

Arkeoloji bölümünü seçmemde en büyük etken, birlikte Ünye Kent Gazetesi’nde yazdığımız değerli hocam Osman İrfan Işık oldu.

Arkeoloji İrfan hocamın idealiydi, benim için ulaşmak istediğim bir evre…

- Dört yıl sonra mezun olup yanına geleceğim dedim, değerli hocama…

Maalesef sekiz ay önce İrfan hocamızı 89 yaşındayken kaybettik.

Arkeoloji Bölümünü bitirmeme ömrü vefa etmedi…

Mezuniyetimi bekleyen başka değerli insanlar da vardı.

Öncelikle her sınav çıkışında nasıl geçtiğini soran, eşimin ablası, Şaheser ablam…

O olmasaydı, bu dört yılın bu kadar kolay üstesinden gelemezdim.

Ve tabi, değerli eşi, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Kemal hocam…

Burada sevgiyle, saygıyla, rahmetle anıyorum. Bana evini açarak, her gelişimde “Talebemiz nasıl?” diyerek, hatırımı soran emekli öğretmen Kemal Dalgıç…

Nur içinde yat, mekanın cennet olsun.

 

Yeni Bir Başlangıç

 

Üniversitede arkeoloji eğitimine başladığım güne kadar, esasen bu konuda her şeyi bildiğimi zannederdim.

2006 yılında Ünye ve çevresinde yüzey araştırması (survay) yapan değerli Arkeolog Mehmet Özsait’e mihmandarlık yaparken, bazı konularda “eksik” olduğumu hissettim.

Fakültede dersler başlayınca, arkeoloji konusunda neredeyse hiçbir şey bilmediğimi anladım.

Mezuniyet gününde ise, öğrenecek bi dünya konu vardı önümde.

Yani işin başındaydım.

49 yıl önce olsaydı bu durum, elbet de her şey başka olurdu.

Bizden öncekiler 68 kuşağıydı… Onlar bir dönemin kahramanlarıydı.

Biz ise 78 kuşağıyız, yani “kayıp kuşak”.

Kimimiz amacına ulaştı, kimimiz o çalkantılı yıllarda kaybolup gitti.

Yaşadıklarımızdan dolayı asla pişmanlık duymadım…

Fransız şair Aragon’un dediği gibi:

“Yeni baştan da olsa, yine geçerdim o yoldan.”

Selam olsun Ege Eczacılık ’77 Mezunları’na…

 

 

Yıllar Sonra Yeniden Üniversite

 

Neden diye soracak olursanız, bu defa bizden bir şairin dizeleriyle cevap vereyim:

 

“yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

                                          yaşamak yanı ağır bastığından.”

 

Bu çatı altında 45 yıl önceki hayatımı gördüm, yıllar öncesini yaşadım yeniden…

Can dostlarım oldu, genç arkadaşlarım…

Birlikte ders çalıştık, yemekhanede yemek yedik…

Kampusta aynı havayı soluduk, sınavlarda ter döktük.

(Şayet “yarışa” katılmış olsalardı, kaplumbağa adımlarıyla ilerlerken ben, hepsi de beni geride bırakabilirdi.)

Başarılar diliyorum, sevgili genç kardeşlerime …

 

Arkeoloji Bölümü

 

Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Vedat Keleş, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün bu günlere gelmesinde önemli görevler üstlendi. Bölüm başkanımızın hocası Cevat Başaran bizim kuşaktandı, öğrencisine sadece bir kariyer değil, önemli bir misyon devretti. Bu zorlu görev, tüm öğretim görevlilerini bekleyen üstün bir çaba gerektiriyordu.

Kazı yapacaksın, bilimsel araştırmalar, makaleler yazacaksın, kitap ve benzeri çalışmalara imza atacaksın, üstelik öğrenci yetiştireceksin…

(Mezuniyet gününde Vedat hoca, Parion’da kazı ekibinin başındaydı; Propontis’in tarihini yazıyordu.)

Davut Yiğitpaşa Bafra İkiztepe kazılarına yeniden başlayabilseydi, ne yapıp eder ekibine katılırdım… Kızılırmak Deltası’nda olduğunu tahmin ettiğimiz, Hitit yazıtlarında geçen kayıp Zalpa kentini  bulurduk belki de, kim bilir?

Davut Kaplan hocamı çalışma disipliniyle, dersi derste öğretmeye çalışan tutumuyla, okulun ilk günü işlemeye başladığı derslerini yıl sonuna kadar aksatmadan sürdürmesiyle hatırlayacağım. Coşkun hocadan devraldığı Smintheion kazısında görüşmek umuduyla…

Akın Temür okula başladığım ilk gün çat kapı karşılaştığım ilk hocamdı. Müfredata sıkı sıkıya bağlı, çalışacağımız kaynağı bize eksiksiz sunan ve sınavda da eksiksiz isteyen hocamdı.

Kasım Oyarçin, okulun ilk günü karşılaştığım diğer hocamdı. En sevilen hocalarımızdan biri olduğunu daha o gün ilk anda anlamam gerekiyordu. Bölüm O’ndan sorulur, her gelişmenin arkasındaki isimdir.

Atila Türker, prehistorya gibi, antropoloji gibi, ilgimi çeken konuların öğretmeni. Derslere başladığımız günden bu yana, bu alanda taramadığım eser kalmadı. Şu an elimde Roller’in kitabı var: “Ana Tanrıça’nın İzinde”,  bitirdiğimde görüşmek üzere…  

Ayla Baş hocamız sadece derslerin değil, okulla ilgili dertlerimizin da danışmanı. Ne zaman başımız sıkışsa, baş vuracağımız ilk adres. Çok kahrımızı çekti desem yeridir.

Melis Uzdurum, arkeolojinin multidisipliner uzmanı.

Michael Deniz Yılmaz, Alper Yılmaz ve Soner Özmen bölümün omurgası.

Hepsine başarı ve kolaylıklar diliyorum.

Yolları açık olsun.

 

 

Ünyekent, 06.07ç2022

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/arkeoloji-3337.html

 

Ünyekent, 06.07.2022

ÖMÜ Mezuniyeti Kep Atma

Bölüm Birincisi olarak Başarı Belgemi 
Doç. Dr. Akın Temür'den alırken.

OMÜ Arkeoloji 2022 Mezunu

Yemekhanede bir grup genç arkadaşımla.

Ordu Kurul Kalesi İrfan hocayla birlikte. 
24.09.2010


 

29 Haziran 2022 Çarşamba

Bir Zamanlar Ünye Vilayetinde [Sancak Oluşunun Ünye’ye Getirdikleri.] Bölüm II

 


Bir Zamanlar Ünye Vilayetinde

[Sancak Oluşunun Ünye’ye Getirdikleri.]

Bölüm II

1864 yılında Sivas, Canik ve Bucak sancaklarından ayrılarak Ünye sancağına bağlanan kazalarla Ünye sancağı teşkil edilmiştir. Ünye sancağı; Merkez Ünye kazası ile Fatsa, Niksar, Erbaa, Bolaman ve Karakuş kazalarından müteşekkildi. Ünye Sancak olduğu günden itibaren müthiş bir hareketlenmeye sahne olmuştur. Ünye sancağına bağlı kazalar birer birer imar edilip, yollar, köprüler, çarşılar inşa edilmiş, dağlarda bulunan eşkıyalar ve asker firarileri de yakalanarak asayiş temin edilmiştir.[1]

 

Ünye Niksar Karayolu

Ünye Sancağı'nın ilk ve en önemli imar faaliyeti Ünye Niksar Yolu'nun yapımıdır. Konuyu içeren çok sayıda resmi yazışma mevcuttur.

Ünye Sancağı Meclisi’nin Müfettişlik Makamı’nda bulunan es-Seyyid Ali Rıza Efendi’ye gönderdiği 6 Rebiulevvel 1281[9 Ağustos 1864] tarihli yazıda; Ünye-Niksar yolunun tesviye edilip, genişletilmesi hakkında bilgi verilmektedir.[2] 1 Ağustos 1864'te Niksar yol yapımı dolayısıyla Ünye bitişinde bulunan Kapaklıpınar adlı yerde toplanan âlimler, meşayıh, ileri gelenler, imamlar, muhtarlar, mektep hocaları ile mevcut çocuk ve ahali ile gayrimüslimlerin reisleri, papasları ve çocukları hep birlikte el açarak dua etmiş ve padişaha şükranlarını bildirmişlerdir. Yol inşaatının müteahhitliğini maaşsız bir biçimde Hazinedarzade Süleyman Bey üstlenmiştir. Yolun daha hızlı bitmesini sağlamak için Niksar tarafında da çalışmalara başlanmış ve diğer imar işlerinde olduğu gibi yol inşaatında da bölge halkı çalışmıştır. Yetmiş yaş üzeri ahali mensuplarının yolda çalışma yükümlüğü olmamasına rağmen gönüllü çalıştıkları müşahede edilmiştir.

Yola ilk kazma 1 Ağustos 1864 tarihinde Ünye'nin başlangıcında Kabaklıpınar mevkiinde vurulmuş ve Ünye, Niksar, Fatsa, Erbaa, Karakuş ve Bolaman halkı ve yöneticileri hiç durmadan ve ücret almadan genciyle ve yaşlısıyla çalışarak bir imkânsızı başarmışlardır. . Yolda 4.000 amele çalışması Samsunluları hayrete düşürmüştür. Bu yolda her gün 16.500'den az olmamak üzere amele çalışmaktadır. Hatta bu gayret o kadar fazladır ki bazı yaşlı adamların yol çalışmasından muaf oldukları halde gelip çalıştıkları görülmüştür. Ünye-Niksar yolu 1 Ağustos 1864 tarihinde Kapaklıpınar mevkiinde vurulan ilk kazma ile başlamış, 15 Eylül'de yani 1,5 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Yol üzerinde ilk zahire arabaları 22 Eylül'de Niksar'dan yola çıkmış ve zahire arabalarına "Pirinçlik" mevkiinde muhteşem bir karşılama töreni yapılmıştır. Ünye'ye gelen araba bir çeşit boya ile süslenmiş ve herkes askılara çeşitli kumaşlardan asarak arabaları süslemiş ve topluluk çarşı içinden hükümet konağı çevresine gelerek, burada da arabalara çeşitli askılar asılarak seyr ü temaşa edilmiştir.

Osmanlı Belgelerinde Ünye Sancağı Sergisinde çok sayıda Ünye Niksar Karayolu yapımı belgeleri içeren levhalar mevcuttur.[3]

 

Ünye'nin Yeniden İmarı ve Ünye Limanı

Ünye’nin imarına ilişkin ilk olarak şehrin resmi yapıları, cadde ve sokaklar, cami ve mezarlıklar onarılır. Yeni çarşı yerleri düzenlenir, şehre tatlı su bağlanır, akmayan çeşmeler onarılır ve yeni çeşmeler tesis edilir..

Hükümet konağı yakınında bulunan kütüphane ve fetvahane onarılarak, çarşıya 7-8 kadar fevkani ve tahtani (altlı üstlü) kagir mağazalar inşa edilmiştir.

Gavraz'da (Tekkiraz) bulunan kaplıcanın da tamamlanması için gerekli olan işler Süleyman Bey tarafından tedarik edilir.

İmar faaliyetlerinin en önemli kısmı Ünye Limanı konusudur.

Yolcu vapurları Ünye'nin yakınından gelip geçmekteydi. Fransız ve Osmanlı vapurları Ünye'ye haftada bir iki defa işletilmiş olursa yük ve yolcu talep edildiği kadar olacaktı. Ünye limanının keşfi görevi Trabzon'da bulunan Feyzi Paşa'ya verilmiş, Fransız vapurlarının Ünye'ye işletilmesi için Trabzon Fransız konsolosluğuna, Osmanlı vapurlarının işletilmesi için de Dersaadet'e resmi yazılar yazılmıştır. 1 Ekim 1864 tarihli yazıda; Ünye limanının tamir edilerek Fransız ve Osmanlı vapurlarının Ünye’ye uğraması talep edilmiştir.[4]

 

Ünye’de Su Sorunu Çözüme Kavuşuyor

1864 yılında yapılan en önemli gelişmelerden biri su sorunun çözüme kavuşturulmasıdır. Ünye çarşısına gelen leziz su, köprü üzerinden terazi ile getirilmekteydi. Ancak her sene yağmurların sebebiyet verdiği seller yüzünden terazi yıkıldığından dolayı, ahali beş vakit namaz için abdest alacak suyu bulamıyordu..

Ünye şehrine akan tatlı su yetersiz kaldığından üç misli arttırılarak köprü üzerinden akıtılıp bütün mahalle ve evlere dağıtılmasının uygun olacağı düşünüldü. Bunun için Ünye suyu üzerine iki gözlü köprü inşa edilmesi ahali tarafından da desteklendiğinden, Bolaman kazasından köprü ilminde mahir bir taşçı ustasına keşif yaptırılmıştır. Üzerinde korkuluklar bulunacak iki gözlü kagir köprünün 60 arşın uzunluğunda ve 6 arşın genişliğinde; kemerlerinin çapının 12’şer zira ve yukarısının 6’şar arşın yüksekliğinde inşası kararlaştırılmıştır. Bu inşaat için Ünye Sancağı genel meclis üyeleri kırk bin kuruşa yakın yardımda bulunmuşlar ve bu meblağı deftere kendi elleriyle yazmışlardır. Ünye ırmağı üzerinde padişah Sultan Abdülaziz adına yapımına başlanan köprünün ihalesine Kiryako Usta, Usta Yani, Banko Usta, Vasil Usta, Samsun’dan gelen Yani Usta, mahzen müdürü Mehmed Efendi kefaletiyle Vasil ve Karabaş gibi Ünyeliler katılmıştır. İhale keşif masrafları olan 76800 kuruş, 49300 kuruşa inerek Andon oğlu Kiryako kalfa üzerine karar kılmış ve bu meblağın 40000 kuruşa yakın miktarı, hayırsever Ünyelilerden toplanmıştır.

Rebiülahirin yedinci Perşembe [9 Eylül 1864] günü bütün ulema, suleha, meşâyih ve ahali, yeniden inşa olunacak köprünün başına toplanmış, hayır dualarla kurbanlar kesilerek köprünün temeli atılmıştır. [Köprü'nün yeri, bugün hala "Köprübaşı" olarak anılan Tabakhane Deresi üzerinde bir yerde olduğu kanaatindeyiz.]

Ünye Sancağı’na Sultan Abdülaziz’in ayrı bir alaka göstermesi, Ünye Sancağı ahalisini fazlasıyla memnun etmiş ve Ünyeliler yol, köprü ve suya padişahın adını vermeyi uygun görmüşlerdir. Yola, Aziziye Yolu ve yol üzerinde yapılan köprüye Aziziye Köprüsü, suya da Aziziye Suyu adı verilmiştir. Köprünün başına üstü tuğralı ve Sultan Abdülaziz Han’ın adıyla süslü bir taş sütunun ihsan edilip gönderilmesi ve köprünün başına dikilmesi Ünye Sancağı genel meclisi tarafından talep edilmiştir. Sadrazam konuyu padişaha iletmiş ve Sultan Abdülaziz tarafından 1864 tarihli irade-i seniyye ile Aziziye Köprüsü, Aziziye Yolu ve Aziziye Suyu için müsaade verilmiştir.[5]

Belgelerde açıkça ifade edildiği gibi Ünye ahalisinin önemli bir kısmını teşkil eden gayrimüslimler bu döneme hiç bir ayrımcılığa maruz bırakılmamış hatta becerileri sayesinde imar işlerinin önde gelen isimleri arasında yer almışlardır.

Hakeza gayrimüslim din önderlerinin coşkulu törenlerde bizzat yer alışı bir çok belgede mevzuu edilmektedir. 

 

Ünye’de Asayişin Sağlanması

 Ünye'nin Sancak olduğu yıllarda asayişe çok büyük önem verilmişti. Niksar, Karakuş ve Erbaa kazası dağlarındaki asker kaçakları ile eşkıya ve haydut takımlarının yakalanması, ileride ora ahalisini istedikleri asayişe ve refaha kavuşturmuş olacaktır. Sivas sancağından ayrılıp, Ünye kaymakamlığına bağlanan kazalarda bulunan asker firarileriyle eşkıya ve haydutların yakalanmaları hususu şifahen tenbih olunmuşsa da bununla kanaat olunmayarak, bu yolda bütün kazalara tafsilatlı yazı yazdırılıp hususi memur ile gönderilmiştir. Ünye kaymakamı Mustafa Bey, 1864 yılında Niksar, Erbaa ve Karakuş kazalarında bulunduğu sırada maiyetinde bulunan zabtiyeler ile adı geçen kazalar civarına yerleşmiş 18 asker firarisini yakalamıştır. Bunlardan 4 tanesi taburlarına sevk olunmak üzere Niksar'dan Sivas valiliğine gönderilmiştir. Ünye, Fatsa ve Bolaman asker firarilerinden olan 6 kişi Ünye ve Fatsa'da kendir yüklenen mahzenlere, 8 kişi Tersane-i Amire'ye göndermiştir. Bu asker kaçakları ile beraber yaklaşık 15 eşkıya ve hayduttan bazıları edeplenmesi için Canik mutasarrıflığına gönderilmiş, diğerleri ise düşmanları ile muhakemeleri görülmek üzere Ünye mahbeshanesinde tevkif kılınmıştır. Bir taraftan da asker kaçakları yakalanarak mahallerine gönderilmiş ve haydutlar da suç derecelerine göre cezalandırılmışlardır. Ünye Sancağının hiçbir tarafında eşkıyadan eser kalmamıştır. Erbaa, Niksar ve Karakuş kazaları firari ve eşkıya takımına sığınak olmuşken, Ünye sancağının teşkilinden sonra yaptıkları uygunsuzluklar tamamen bitmiştir.

 

Ünye’nin Sancak Olduğu Yıllara Dair Diğer Gelişmeler

Ünye'de imar faaliyetlerinden olarak 6 adet taş ve bir adet ahşap minareden, çarşı cami-i şerifinin taş minaresi temeline kadar yıkılıp yeniden inşa edildiği gibi diğer beş adet taş minarenin de kurşun altında olan ahşap kısımları düzenlenerek badana edilirken, ahşap minare de tamir olunmuştur. Hükümet konağı ve çarşı camii bitişiğinde bulunan büyük kabristanların dört tarafındaki muhafaza taş duvarları tamir edilerek badanalanırken, kendir mahzeni civarında gureba ve muhacirlerin defnedildiği kabristanın etrafına da araları dörder parmak olmak üzere iki zira boyunda kalın direkler diktirilip, üzerlerine küpeşte örtülmüş ve boya ile süslenmiştir. Kaledere mahallesinde bulunan büyük kabristanın etrafı duvarsız olduğundan etrafına taş duvarlar inşa edilmiş ve ayrıca Ünye ile Fatsa arasında deniz kenarında bulunan Coraki kahvesi bitişiğindeki kabristan duvarlarının tamir ve inşası Nuri Bey tarafından Fatsa meclisine taahhüd ettirilmiştir.

Ünye çarşısının geçişe en elverişli, işlek yerinde ve mal gümrüğü önünde bir süre akan tatlı su çeşmesi hayli zamandan beri harap ve suyu kesik olduğundan tamir edilip, boya ile süslenerek canlandırılmış ve eskisi gibi çeşmeden tatlı su akıtılmaya baş-lanmıştır. Ünye ile Fatsa arasında ve deniz kenarında bulunan Coraki kahvesi bitişiğindeki çeşme de tamir edilirken, Fatsa ırmağından çarşı içine tatlı su akıtılması için büyük bir çeşme ya-pılması Nuri Bey tarafından Fatsa meclisine taahhüd ettirilmiştir. Hükümet konağı civarında bulunan kütüphane ve fetvahanenin gerekli görülen yerleri boya ile tezyin edilmiş. Ünye çarşısına 7-8 kadar fevkani ve tahtanı kargir mağazalar inşa edilmiştir.

Gavraz'da bulunan kaplıcanın da tamamlanması için gerekli olan işler Süleyman Bey tarafından tedarik edilmiştir.

1867 yılında Ünye Sancağı sanat ve kültür alanında hareketli günler yaşadı. 1283 yılının Muharrem ayının girişi sebebiyle yazdıkları şiirler ve düşürdükleri tarihler dolayısıyla şair, vakanüvis ve sair bazı zevata atıyye-i seniyye ihsan edilmiştir. Ünye'den tahrirat kâtibi Naim Efendi, bu yarışmaya katılarak atıyye-i seniyye almaya hak kazanmıştır.

18 Şubat 1868 tarihinde Ünye Sancağı’na gönderilen yazıda Çırağan sarayı masrafları için sancak emvalinden 477.000 guruş paranın geciktiği ve havalatın bir an önce gönderilmesi istenmektedir.[6]

 

ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

AHMET KABAYEL - AHMET DERYA VARİLCİ

 

29.06.2022, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/bir_zamanlar_unye_vilayetinde_sancak_olusunun_unyeye_getirdikleri_bolum_ii-3322.html



[1] Osman DOĞAN, Tarih Boyunca Ünye, Ünye Beld. Kültür Yay. 2003, s. 206

[2] Osmanlı Belgelerinde Ünye Sancağı: Levha 10

[3] Osmanlı Belgelerinde Ünye Sancağı: 10, 11, 12, 13, 15, 16 ve 17. Levhalar Ünye Niksar Karayolu yapımına ilişkindir.

[4] Levha 14, BOA. A.MKT. MHM 317/7

[5] Levha 19, T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi BOA.İ.DH 529-36655

[6] Levha 18, T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, BOA. A.MKT.MHM 402/23