7 Şubat 2023 Salı

Anadolu’da Tarım


Anadolu’da Tarım

 

 Tarihin akışını üç önemli devrim şekillendirdi, diyor Harari; “Yaklaşık 70 bin yıl önce başlayan Bilişsel Devrim, 12 bin yıl önce bunu hızlandıran Tarım Devrimi ve tarihi sona erdirip bambaşka bir şeyi başlatabilecek yalnızca 5 bin yıl önce başlayan Bilimsel Devrim.”[1]

70 bin yıl önce insan, kendi benzeri olan insansılardan (primatlar) net olarak ayrışmış ve modern insanın atası sayılan homo sapiens, akıllı yaratık olarak ortaya çıkmıştır. Harari bu evreyi Bilişsel Devrim olarak nitelendiriyor. 

12 bin yıl önce yani MÖ. 10 binden sonra Holosen[2] ile artan hava sıcaklığı ve değişen iklim koşulları hızla Önasya’da ve Anadolu’da etkili olmaya başlıyor. İşte bu dönemde insan toprağa yerleşiyor ve tahılları evcilleştiriyor. Bu evreye de Gordon Childe’ın deyimiyle Neolitik Devrim yahut Harari gibi Tarım Devrimi diyoruz.

 

İlk Tarımsal Yapılar

Tarımın geliştiği ilk yer olarak Verimli Hilal adı verilen bölge gösteriliyor. Bu bölge Filistin’den başlayarak Batı ve Kuzey Suriye’yi, Güneydoğu Torosları, Kuzey Mezopotamya’yı ve Dicle Nehri’nin doğusunda kalan Zağros Dağları’nın batı eteklerini kapsar.

İnsanlar ilk kez bu topraklarda yabani tahılları evcilleştiriyor ve günümüzün modern tahıllarına ulaşıyor. Bilimsel araştırmalar tarımın geliştiği ilk yer olarak Filistin topraklarını; Levant Bölgesi, Jeriko yerleşimini gösteriyor.

Ancak son araştırmalar, ilk evcilleştirilen ürünün buğday ve arpa olduğunu, tarıma açılan ilk toprak parçası Urfa ve Diyarbakır arasındaki Karacadağ’da tespit edildiğini ortaya koyuyor.[3]   

Başta buğday, arpa gibi tahıllar ile mercimekgillerin tarımı Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Karacadağ çevresinde başlaması bir rastlantı sonucu olmamıştır. Karacadağ’da yeni oluşan bu doğal çevre, avcılıkla geçinen kalabalık insan topluluklarının bir yerden diğerine göç etmeden rahatlıkla geçinebileceği bir ortamı sağlamış olmasındandır.

Ancak insanları bu bölgeye çeken tahıllar değil, av hayvanlarının bolluğu oldu; başka bir deyişle, insanlar çiftçi olmak için özel bir uğraş vermedi, yaşamlarını avcılıkla sürdürürken çevrelerindeki bitkilerden yararlanmaya başlayıp, zaman içinde tahıllara yöneldi. Güneydoğu Anadolu buğday, arpa, çavdar, fiğ gibi birçok tahıl ile mercimek ve baklagillerin yabani atalarının doğal yaşama alanıdır. Bunların bir kısmı, özellikle arpa ve çavdarın yabanıl ataları başka coğrafyalara da yayıldı, ancak buğday ve mercimek bu bölgenin yerli bitkileridir, dolayısı ile buğday tarımı sadece Güneydoğu Anadolu’da başlamış olmalıdır. Buna karşılık tahıl tarımı Yakındoğu’nun farklı kesimlerinde, kısmen birbirinden bağımsız, kısmen bölgedeki toplulukların bilgi ve deneyim paylaşımı ile Filistin ve Zagros’lara kadar olan bölgelerde de gerçekleşti.[4]

Yaklaşık 12.000 yıl önce bu bölgede tahılların evcilleştirilmesi, tarımın ortaya çıkmasına, modern toplumun ve modern ekonomik yapıların oluşmasına yol açmıştır. Neolitik yaşam tarzı yani tarım, Güneydoğu Toroslardan hızla Batı Anadolu’ya taşınmış, yeni çekirdek bölgeler oluşmuştur. Dolayısıyla Batı Medeniyetinin kökeni (Avrupa toplumunun ataları) Anadolu’nun ilk tarım işçileriyle bağlantılıdır. Bulgaristan topraklarındaki en eski toplumlardan biri, MÖ 6.500 yılına uzanan Neolitik Karanovo kültürü ve Yunanistan’ın MÖ. 5.500’lere tarihlenen Sesklo yerleşmesi kazılarından elde edilen genetik yapı sonuçları Anadolu Neolitiği ile birebir örtüşmektedir.

Bununla birlikte, tahıl bitkilerinin ortaya çıktığı tek bölge Anadolu ve Bereketli Hilal Bölgesi değildir. 12.000 yıl öncesinden itibaren meydana gelen modern tahılların eski akrabalarının birçok paralel evriminin olduğu iddia edilmektedir.

Dünyanın başka yerlerinde, örneğin Amerika kıtasında ve Güneydoğu Asya’da tarım birbirinden bağımsız olarak daha sonra başlamıştır. Tarım, Anadolu’da ve Ortadoğu’da yaklaşık günümüzden 12.000 yıl önce, Güneydoğu Asya’da günümüzden 8.000 yıl önce ve Orta Amerika’da ise günümüzden 5.000 yıl önce başlamıştır. Ancak bu bölgelerde tarımı yapılmaya başlanan bitki türleri farklıdır. Anadolu ve Ortadoğu’da arpa, buğday; Güneydoğu Asya’da pirinç ve Orta Amerika’da ise mısır tarıma alınan ilk bitkilerdir. Tarım bu merkezlerde başladıktan sonra hızla diğer bölgelere de yayılmıştır.

Özetle söylersek, genetik kanıtlar tahılların tek bir çekirdek alandan kaynaklanmadığını söylüyor ve birden çok coğrafi kökene işaret ediyor.[5]

Arkeobotanistler, yanlış başlangıçlar ve bazı yerlerde kökeni ve yayılmayı etkileyen hastalıklarla birlikte, tahıl evcilleştirme için birden fazla menşe merkezi olduğunu öne sürüyor. Levant'ın bir bölümünde evcilleştirilen tahıllar, diğer bölgelerde gelişmemiş olabiliyor.

 

Buğdayın Anavatanı Anadolu’dur

Değerli Arkeolog Prof. Dr. Fahri Işık, “Uygarlık Anadolu'dan Doğdu” derken haklıdır. Çünkü "Güneşin doğduğu yer" anlamındaki "anatol", J. Latac'a göre, "Avrupa kültürünün en güçlü köklerinin sürdüğü yerdir"; "Batı Uygarlığı'nın doğduğu yeri" çağrıştırır. Son araştırmaların ışığında Neolitik yaşam tarzının Batı’ya Anadolu üzerinden taşındığı ve ilk Anadolu’da yetiştirilen buğday ve arpanın Avrupa’ya ve diğer bölgelere bizim topraklardan taşındığını söylemek mümkündür.[6]

Güneydoğu Anadolu Bölgesi yabani tahılların ataları bakımından Yakındoğu’da bulunan en zengin alanlardandır. Tahıllar açısından zengin olması ise yüksek yağışlara bağlıdır. Şanlıurfa ve Diyarbakır arasında bazalt ve sönmüş bir volkanik dağ olan Karacadağ’da görülen en eski tahıl, einkorn buğday çeşididir. Einkorn türü buğday, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki bilinen yerleşim alanlarında yaşayan insanların besin gereksinimlerinin önemli bir kısmını karşılamıştır.

Buğdayla ilgili ilk tarımsal faaliyetin Urfa Karacadağ civarında başlaması; Diyarbakır, Batman ve Şanlıurfa civarında yapılan Çayönü, Hallan Çemi ve Göbeklitepe kazılarıyla da netlik kazanmıştır.[7]

Akeramik Neolitik Çağ olarak da kabul edilen Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem[8], yerleşik yaşama geçiş ve tarımsal denemelerin başladığı ilk dönemdir ancak toprak kökenli kaplar henüz bilinmemektedir. Tarımsal uygulamaların ilk olarak buğday, arpa, mercimek, bezelye, akdarı, burçak, keten ve kenevir gibi bitkilerle başladığı; ilk evcilleştirilen hayvanların köpek, koyun, keçi ve domuz olduğu arkeobotanik ve arkeozoonik çalışmalarla bilinmektedir.

Einkorn buğday çeşidinin yanı sıra keçi ve koyunun evcilleştirilen ilk örnekleri, Şanlıurfa’da bulunan Nevali Çori yerleşim alanında görülmüştür.[9]

 

Arpa ve Kadim İçki Bira

Buğdayın anavatanı olan Anadolu’da ilk ekimi yapılan diğer tahıl arpadır.

Yabani arpanın botanikteki adı Hordeum spontaneum'dur.  Filistin ve Ürdün'den Türkiye'nin güneyine, Kuzey Irak’a, İran'ın güneybatısından Yunanistan, Mısır, Tacikistan ve Himalayalar'a kadar Bereketli Hilal'de hâlâ yetişmektedir. Yabani arpa, İsrail'in kuzeyindeki Hayonim ve Ürdün'ün kuzeyindeki Wadi Hammeh gibi Natufian dönemi yerleşim yerlerinde (MÖ. 10.500- 9.300) bulunmuştur. Görünüşe göre arpa, Bereketli Hilal'deki farklı bölgelerde ayrı ayrı evrimleşmiş ve paralel evrim yollarında yolculuk etmiştir.[10]

Arpa ( Hordeum vulgare), dünya çapında yetiştirilen başlıca tahıl ürünüdür. Gıda maddesi, hayvan yemi olarak, kavurma ve malt yapımında bira ve viski gibi alkollü içeceklerin yapımında kullanılır.

Urfa Göbeklitepe’deki kazılarda tek parça kireç taşının yontulmasıyla yapılan, maksimum 240 litre sıvı ile doldurulabilen, tekne şeklinde yedi adet büyük kap bulunmuştur. Bu kaplara yapılan kimyasal analizler sonucunda oksalik asit kalıntıları bulunmuştur. Oksalik asit tahıllara uygulanan suda bekletme, ezme ve mayalama işlemlerinin sonucunda oluşmaktır. Bulgular Göbeklitepe’deki insanların mayalanmış tahıldan yapılmış yiyecekleri yaptıklarını göstermektedir. Bulgular çok sayıda havanın varlığını da desteklemektedir. Bu havanların kayalara oyularak yapıldığı bilinmekte ve bira yapımında kullanıldığı düşünülmektedir.[11]

 

Çatalhöyük ve Boncuklu Höyük

İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçiş ve tarımın başlangıcı gibi önemli sosyal değişim ve gelişmelere tanıklık eden Çatalhöyük, Neolitik Dönemin ilk Anadolu Kenti olarak değerlendirilir. Neolitik yaşamın Yeni Çekirdek Bölgesi sayılan Çatalhöyük Güney Anadolu Platosu’nda yaklaşık 14 hektarlık bir alan üzerinde yer almaktadır. İki höyükten oluşan Çatalhöyük Neolitik Kenti’nin daha uzun olan Doğu Höyüğü, MÖ. 7400 ve 6200 yılları arasına tarihlenen 18 Neolitik yerleşim katmanından oluşmaktadır. UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan

Son dönem kazılarıyla gündeme gelen Boncuklu Höyük’te ise, Anadolu’da tarım ve hayvancılığın ilk izlerine rastlanmıştır. Çatalhöyük'e 9 kilometre mesafedeki bu yerleşimde Neolitik Çağ’a özgü orak biçimli aletler, tahılları işlemede kullanılan öğütme taşları, havanlar, dibekler, yüzeyleri ve kenarları sürtülerek düzeltilmiş ve parlatılmış taş aletler bulunmuştur. Çatalhöyük’ün bu yerleşimi terk edenler tarafından kurulduğu tespit edilmiştir. (Yaklaşık tarih: MÖ. 8.000)

Her iki yerleşimin en önemli bulgusu, arkeolojik kazılarda tespit edilen tohumlardır. Binlerce yıl bozulmadan günümüze kadar ulaşan tahıl tohumlarının öyküsü mucizevidir. Özellikle öğütücü eleklerden geçirilerek açığa çıkarılan tohumlar, Anadolu’da ilk ıslah edilen tahıl ürünlerinin serüvenini betimler. Hayvan dışkıları içinde gizlenen yahut yangın sonucu yapısını kaybetmeyip günümüze kadar ulaşmayı başaran tohumlar, yüzdürme (flotation) işlemi denilen yöntemle elekten geçirilen tohumlar, sulu ortamın yüzeyinde toplanırlar. Böylece insan neslinin binlerce yıl önce ekimini yaptığı ilk ürünlere erişim sağlanmış olur.    

 Devam edecek: Türkiye'de Buğdayın Öyküsü

 

6 Şubat günü ülkemizde meydana gelen deprem

 yüzyılın en büyük felaketlerinden biridir.

Tüm varlığımızla deprem mağdurlarının yanındayız.

Başın sağ olsun mahzun ve güzel ülkem.

 

08.02.2023, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/anadoluda_tarim-3724.html


[1] Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara SAPIENS, (İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi),  Kolektif Yay. s. 17

[2] Holosen, Kuvaterner devri içerisinde yer alan Pleistosen devrinin bitmesinden günümüze kadar sürmekte olan jeolojik devredir. Dönem Genç Buzul çağının bitmesiyle başlayan buzul durgun dönemine karşılık gelir. Adını Yunanca kelimeler olan ὅλος ve καινός sözcüklerinden alır ve "tamamen yeni" anlamına gelir.

[3] M. Özdoğan, “Neolitik Dönem: Günümüz Uygarlığının Temel Taşları”, 12.000 Yıl Önce “Uygarlığın Anadolu’dan Avrupa’ya Yolculuğunun Başlangıcı”, YKY Yay., İstanbul-2007, 9-20.

[4] M. Özdoğan, “Tarım nerede, neden, nasıl başladı? Yaşamda neleri değiştirdi?”Arkeoduvar, sayı 10, s. 10 Eylül-Ekim 2022

[5] Devereux, EJ; Antik Tahıllar: Modern mahsullerin evcilleştirilmesi, Akt. Eco Food Dev, Şubat 2021

[6] Devereux, EJ. (2021) Tarım Nasıl Başladı: 12.000 Yıllık Mahsul Yetiştirme,  EcoFoodDev

[7] Ahmet Uhri, Anadolu Mutfak Kültürünün Kökenleri, Arkeolojik, Arkeometrik, Dilsel, Tarihsel ve Etnolojik Veriler, Ege Yay. 2015

[8] ÇÇN-Çanak Çömleksiz Neolitik, PPN-“Pre Pottery Neolithic” olarak adlandırılan dönemdir.

[9] Nazmiye Mutluay, Anadolu Neolitik Çağ Uygarlığı. Alter Yay, 2010

[10] Devereux, EJ.(2021), "Arpa: Crop Evolutionary History & Future Food Sustainability", EcoFoodDev

[11] Karl Schmidt, (2007). Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı Göbekli Tepe. Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

08.02.2023, Ünyekent












 

1 Şubat 2023 Çarşamba

Ünye’de Ekonomi Çalıştayı

 

Ünye’de Ekonomi Çalıştayı

 

 İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (İTÜESAM) geleneksel "Sagalassos Toplantıları” nın" dördüncüsü Ünye'de yapıldı.

Ünyeli hemşehrimiz, Prof. Dr. Õner Günçavdı’nın öncülüğünde başlatılan ekonomi çalıştaylarının ilki ve ikincisi Burdur Ağlasun’da, üçüncüsü Antalya Kaş’ta yapılan Sagalassos Çalıştayı’nın 4. sü 12-15 Ocak 2023’de Ünye Ramada Resort by Wyndham’da gerçekleştirildi.

Sessiz sedasız gerçekleşen çalıştaydan, yerel basına servis edilen metnin yayınlanmasıyla haberdar olduk. Oysa Ünye’de yer yerinden oynamalı, herkes şehrimizdeki bu etkinlikten haberdar olmalıydı.

Bir de Politikyol ‘dan Bilgehan Uçak’ın “Sagalassos Çalıştayı’nın ardından” başlığıyla yayınlanan enfes yazısından öğrendik Ünye’de olan bitenleri…

(Teşekkürlerimi iletiyorum, özellikle Ünye için yazdıklarından dolayı. Bizim sokaktan geçerken görseydim okkalı bir kahve ısmarlardım kendisine.)

 2023’ün ikinci haftasında Ünye önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. 12-15 Ocak’ta Ünye Ramada otelde düzenlenen çalıştaya birçok üniversiteden, kurum ve kuruluşlardan çok sayıda katılımcının yer aldığını öğrendik.

Ünye’deki çalıştayın ana konusu: “Seçim Sonrası Türkiye Ekonomisini Bekleyen Sorunlar ve Çözüm Önerileri”

 


Ünye’ye Kimler Geldi?

 Asaf Savaş Akat (Bilgi Üniv.); 80’li yılların ilk yarısında açmaza saplanan Türkiye ekonomisinde alternatif büyüme yollarını arıyorduk. Ünye’de sunum yapmadı, katılımcı olarak yer aldı.

İmkanım olsa, şunu sorardım Sn. Akat’a: 1980'li yılların başında, 5-10 yıl içinde gerçekleşecek büyük bir nitel sıçrama bekleniyordu, ne oldu?[1] Kırk yıldan bu yana yeni bir büyüme stratejisi görünmüyor mu?  

Şevket Pamuk (Boğaziçi Üniv.): Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihini ve ülkemizin tarımsal yapılarını öğrendiğimiz müstesna şahsiyetlerden biridir. Ekonomi tarihinin “bilim neferi” diyebileceğimiz önemli bir değerdir.

Alpay Filiztekin (Sabancı Üniv.): Sosyal demokrasinin özgürlük ve ekonomi anlayışını yazmış bir akademisyendir.  Ünye’deki çatıştayda “Türkiye Ekonomisi’nde Bölgesel Farklılar” adlı sunumu yapmıştır.

Erol Taymaz (ODTÜ): Sanayi ve teknoloji politikaları, işgücü piyasası politikaları, sınai dinamikler ve üretkenlik konularında araştırma yürütmektedir. Çalıştay sunumu ise “Sanayileşme ve Sanayi Politikaları: Nasıl?” biçimindedir.

İnsan Tunalı (Boğaziçi Üniv.): “Asgari Ücret Mekezli İşgüğcü Politika Önerileri” adlı sunumu yapan ekonometri ve iş ekonomisi hocası, Kurtuluş Savaşı kahramanı Tunalı Hilmi’nin torunudur.

Aykut Attar (Hacettepe Üniv.): “Türkiye Ekonomisi için Gerçek/çi Yapısal Reformlar: Nasıl?” başlıklı sunumuyla çalıştaya katılan hoca, öncelikle kendisini “araştırma” yapmakla yükümlü görmektedir.

Ebru Voyvoda (ODTÜ): “İklim Krizine Yeni Yaklaşımlar: Küresel Politikalar ve Türkiye” sunumunu izleyemedim ama “İklim Krizi ve Enerji-Ekonomi-Çevre Modelleri” adlı paylaşımını Youtube/Bilim Akademisi’nden izledim, diksiyonuna, açıklamalarına –anlayabildiğim ölçüde- hayran olduğum öğretim görevlisi…

Ceyhun Elgin (Boğaziçi Üniv.): “İktisadi/Finansal/Regülatif Kurumların Yeniden Dizaynı.” Akademik ahlakı, çalışkanlığı ve disipliniyle tanıdığım, sosyal medyadan takip ettiğim ender iktisatçılardan biridir kendisi.

Haluk Levent (Bilgi Üniv.): “Ekonomik Verilere Erişim Hakkı ve TÜİK” Ekonominin renkli siması, güler yüzü ve Ağır Ekonomi’nin mucidi.

Mehmet Gün (Daha İyi Yargı Derneği Bşk.): “Siyasi ve Ekonomik İstikrar İçin Türk Yargı Reformu” sunumuyla, ekonomik konulara “hukuk” getiren avukat. “Adli Tatil İsraftır” demiş, “Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yürütmeye tam bağımlı hale gelmiş” diyebilmiş insandır.

Birbirinden değerli bunca akademisyeni Ünye’de bir arada görmek kentimiz için bulunmaz bir nimettir. Bu çalıştayların mimarı olan hemşehrimiz Öner Günçavdı’nın bu etkinliklerde özel bir yeri vardır.


 

Prof. Dr. Öner Günçavdı Kimdir?

 Varlığından onur duyduğumuz İbrahim Öner Günçavdı 1966 yılında Ünye’de doğdu. 1983 yılında girdiği İTÜ İşletme Fakültesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nü 1987’de bitirdi. Warwick ve Nottingham Üniversitelerinden ekonomi alanında yüksek lisans ve doktora dereceleri bulunmaktadır. 1996 yılında tamamladığı doktoranın ardından İTÜ İşletme Fakültesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde  önce öğretim görevlisi, 1997’de Yardımcı Doçent, 1998’de Doçent ve 2004’te Profesör olmuştur.

Ağırlıklı olarak Türkiye ekonomisinin gelişme ve büyüme sorunları üzerine çalışan Günçavdı’nın ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış makaleleri, kitap bölümleri ve derleme eserleri bulunmaktadır. Ayrıca 2009 yılında Tarih Vakfı tarafından yayımlanan "Düşten Gerçeğe - Türk Sanayiinde Elginkan Topluluğu" isimli eser ile "Yolun Sonu: Türkiye’nin Büyüme, Faiz, Bölüşüm Açmazı ve Yeni Türkiye Söylemi" (Efil Kitapevi, 2015) adlı iki telif kitabın yazarıdır.

Sn. Günçavdı, 08.03.2015 tarihinde “Yolun Sonu” adlı eserini imzalayarak bana gönderme inceliğini göstermişti.

1 Temmuz 2015 tarihinde Ünye Kent Gazetesindeki köşemde değerli hocamın kitabını “Yolun Sonu (mu?)” başlıklı yazımda değerlendirmiştim: “7 Haziran 2015 seçimleri öncesi yayınlanan kitap, yakın dönem Türkiye Ekonomi'sini ele almaktadır. Değerli hocamızın konuya bakış açısı, kullandığı yöntem ve sistematik, 7 Haziran Seçimleri sonrası ortaya çıkan tabloyu rasyonel bir biçimde ortaya koymaktadır." demiştim.

Aradan 7,5 yıl geçti. Değerli hocamın yazdığı eserin son cümleleri hala güncelliğini koruyor: “Bugün ülkemizin maruz kaldığı iktisadi sorunlara çare olacak yeni bir büyüme hikayesinin daha nitelikli (katma değeri yüksek üretim), daha katılımcı (istihdam yaratıcı), daha çok katma değer yaratan (yüksek büyüme) ve nihayetinde elde edilen nimetleri hakça dağıtmayı (adil ve tüm kesimleri kapsayıcı bir gelir dağılımı) hedefleyen bir hikaye olması gerekmektedir. Elbette çevremizde ortaya çıkan yeni dünya konjonktüründe bu hedefleri dikkate alan bir hikayenin başrol oyuncusu inşaat değil, aksine sanayi olacaktır. Önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminde, bu amaçları ve bu aktörü önemseyen ve teşvik eden bir anlayışa ihtiyaç duyulmaktadır.”      

Tekrar çalıştay konusuna dönersek…

 

Neden Sagalassos Çatıştayı?

Aslı “Ekonomi Çalıştayı”dır.

“Sagalassos Çalıştayı” diye anılması, bu toplantıların 4-7 Ekim 2018 tarihleri arasında Burdur’un Ağlasun ilçesinde bulunan Akdağ eteklerindeki antik kent Sagalassos yakında başlamasıdır. İlk çalıştayın konusu “Globalleşmenin Gölgesinde Eşitsizlikler” dir.

Çalıştayı düzenleyen İTÜ Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi İTÜESAM’dır.

Giriş bölümünde belirttiğimiz gibi, çalıştayı Öner Günçavdı düzenliyor.

Bir sonraki ekonomi çalıştayı da bir yıl sonra yine Sagalassos yakınında düzenleniyor. Böylece arkeolojik kazılarla gündeme gelen kentin, bu defa bir ekonomi çalıştayıyla tanıtımı yapılmış oluyor. Gelen konuklarlabirlikte Burdur Müzesi ve Sagalassos Antik Kenti geziliyor.

 

Sagalassos Antik Kenti

Biz bu kentin yabancısı değiliz aslında… Burdur’un Ağlasun ilçesinde, Akdağ eteklerinde yer alan antik kenti 2020 yılının yazında ziyaret etmiş ve 9 Eylül 2020’de Ünye Kent Gazetesi’ne izlenimlerimizi yazmıştık.

Torosların Batı eteğine yaslanan ve derin vadilere hâkim kent, binlerce yıldır antik suyun aktığı Antoninler Çeşmesi, agoraları, Roma hamamları, Macellum yapısı, üzerinde dans eden kızlarla bezeli Kahramanlar Anıtı (Heroon), kütüphanesi ve tiyatrosuyla görkemli bir geçmişi yansıtıyor.

Sagalassos Çalıştaylarının üçüncüsü 11-14 Kasın 2021’de Antalya’nın Kaş ilçesinde yapıldı. 3. Çatıştayın ana konusu: “Salgın Sonrası Ekonomik Toparlanma: Ne Yapmalı?”

İlk sunum Asaf Savaş Akat’ın “Türkiye Ekonomisi Zor Kavşakta” idi. Kaş’ta bir kütüphanede düzenlenen toplantıların neredeyse tamamı Youtube üzerinden yayınlandı.

Ünye’de düzenlenen çalıştayın dördüncüsüne gelirsek…

Türkiye’nin Davos’u olarak bilinen Ünye’de bu çalıştayın yapılması ve konukların Ramada otelde ağırlanması isabetli olmuş. Hemşehrimiz Öner Günçavdı’nın varlığı bu konuda belirleyici öğe olmalı…

Ancak çalıştayda varlığıyla övündüğümüz Ünye İktisadi ve idari Bilimler Fakültesi’yle yeterli işbirliğinin sağlanmamış olması, bir eksikliktir.

12-15 Ocak 2023’te düzenlenen 4. Sagalassos Çalıştayı Ünye Ramada Resort by Wyndham yerine, Ünye İktisadi ve idari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’nda yapılmalıydı.

Çalıştayın ardından Ünye Kalesi ve diğer tarihi-turistik yerler ziyaret edilmeliydi.



01.02.2023, Ünyekent


[1] “1980'li yıllar, Türkiye toplumu için önemli bir kavşağa işaret etmektedir. Osmanlı-Türk toplumunun 19. yüzyılda başlayan çağdaşlaşma/sanayileşme/kapitalistleşme süreci son aşamasına gelmiş gibi duruyor. Bence, tarihin olağan seyri, önümüzdeki 5-10 yıl içinde, siyasi, ideolojik ve iktisadi düzeylerde iki yüzyılın birikimlerinin büyük bir nitel sıçrama ile sonuçlanmasını gerektiriyor.” A.S.Akat, Alternetif Büyüme Stratejisi. İletişim Yay. 1983, s. 94

25 Ocak 2023 Çarşamba

Anadolu Neolitiği


Anadolu Neolitiği

 

Neolitik Çağ günümüzden yaklaşık 10.000 yıl önce başlayan arkeolojik dönemdir. Anlatacağımız gelişmeler bu döneme özgüdür.

İnsan neslinin en uzun geçmişi “Eski Taş Çağı” olarak bilinen Paleolitik Dönem’dir ki, Neolitik Çağ’ bu dönemin hemen ardından gelen Mezolitik Dönem’in (Yontma Taş Çağı) bir devamıdır.

Neolitik sözcüğünün açılımı, eski Yunancada “Neo=Yeni, Litik=Taş” olup “Yeni Taş Çağı” anlamına gelir.

Neolitik Dönem, bir başka değişle Cilalı Taş Çağı olarak bilinir.


 

Paleolitik Dönem, insan neslinin ilk kez ortaya çıktığı yaklaşık üç milyon yıl önce başlayan tarihöncesi dönemdir. Bu dönemde insanlar, tamamen doğa koşullarına bağlı olarak yaşamlarını avcılık ve toplayıcılıkla sürdürmüşlerdir. Bu dönemin sonu anlamına gelen Epi-paleolitik evreyle örtüşen Mezolitik Dönem, yerleşik topluma geçişin ve tarımla ilgili denemelerin söz konusu olduğu “arayış” dönemidir.

Ardından gelen Neolitik Dönem ise, günümüzden yaklaşık 10 – 11.000 yıl önce Önasya’da başlayan tarihöncesi sürecin son aşamasıdır.

Neolitik Dönem’in başladığı topraklar bugünkü Irak, Suriye, İsrail, Lübnan, Mısır ve Ürdün’le birlikte Anadolu’nun güneydoğusunu ve İran’ın batısını kapsayan ve Bereketli Hilal adı verilen coğrafya parçasıdır.

Yeryüzünde toprağa ilk yerleşim işte bu coğrafyada başlıyor ve insanlar tarımsal üretime geçiyor.

 

Anadolu’da Neolitik Dönem

 

Yakın bir zamana kadar bilim insanları Anadolu’da Neolitik yaşamın varlığından habersizdi. Özellikle 1990’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da başlayan arkeolojik kazılar Levant Bölgesi’yle eş zamanlı olduğu saptanan buluntulara sahne oldu. Mezopotamya’nın kuzeyinde, Torosların güney yamaçlarında erken tarımsal faaliyete ilişkin bulgulara rastlandı.

Gerçekten de Epi-paleolitik; sosyal, ekonomik ve kültürel açılardan insanoğlunun yaşamında önemli değişimlerin ortaya çıktığı, Neolitik Çağ öncesi kendine özgü bir dönemdir. Son zamanlara kadar genellikle Yakındoğu yönelimli ve eğilimli düşüncelerin etkisinde kalınarak, Neolitik Çağ açısından Anadolu hep göz ardı edilmiş ve Neolitik kültürlerin ortaya çıkışının “Bereketli Hilal”in güneyinde olduğu savunula gelmişti. Oysa Anadolu’daki son Neolitik keşifler arkeoloji dünyasını hayretler içinde bırakmaya başlamış ve şimdiye kadar bizlere empoze ettirilmeye çalışılan fikirlerin hiç te böyle olmadığını göstermiştir. İşte Çayönü, Aşıklı Höyük, Hallan Çemi, Nevali Çöri ve son olarak Körtik Tepe ve Göbekli Tepe gibi Neolitik yerleşimler ve bu yerleşimlerde ortaya konan müthiş sonuçlar, Anadolu’nun önemini ve zenginliğini bir kez daha gözler önüne sermiş bulunmaktadır.[1]   

Tarım yaklaşık 11.000 yıl önce Anadolu’nun bu yöresinde başlamış ve MÖ 8.300’lerde bugünkü Orta Anadolu’ya yayılmıştır. Bu erken dönem Anadolu çiftçilerinin ürünleri göç yahut ticaret yoluyla Avrupa’ya ulaşmış ve neolitik yaşam stratejiyle birlikte kendi genlerini de Avrupa’ya taşımıştır.[2]

Araştırmacılar, erken dönem Anadolu çiftçilerinin atalarının büyük çoğunluğunun (~%90), araştırmadaki Anadolu avcı toplayıcısına bağlı bir popülasyon olduğunu buldu.

Araştırmanın eş yazarı Choongwon Jeong, “Sonuçlarımız, daha önceki arkeolojik kanıtlara genetik destek sağlamasına ek olarak; Anadolu’nun, erken dönem çiftçilerin Bereketli Hilal’den Avrupa’ya geçişinde yalnızca bir basamak taşı olmadığını gösteriyor. Bunun yerine Anadolu, yerel avcı toplayıcıların tarımsal geçim ekonomisine yol açan fikirleri, bitkileri ve teknolojiyi benimsedikleri bir yerdi.” diyor.[3]




 

Neolitik Devrim

İnsan yaşamının bu dönemin en önemli özelliği hızlı ve köklü bir değişim sürecinin başlamış olmasıdır. Bu nedenle “Devrim” olarak nitelendirilir. Önceki dönemde milyon yıllarla ifade edilen insan yaşamında değişim süreci çok yavaş gerçekleşmiştir. Neolitik dönemde ise yeni arayışların başladığı, günümüz kültürünü doğuran öğelerin sürekli biçim değiştirdiği dinamik bir süreç ortaya çıkmıştır. İnsanlığın gelişim sürecinde ilk önemli kırılma noktası diyebileceğimiz bu yaşam biçimi, göçebeliği terk eden avcı toplayıcı toplumları birer üretici konumuna getirmiş ve insanların toplu yaşadığı köylerden kent toplumuna kadar ilerlemesini sağlamıştır.

Neolitik Çağ’ın başlangıcı 1900’lerin başında tarımın başlangıcı ile eşdeğer tutuluyordu. Gordon Childe (1892–1957) tarafından ortaya atılan bu görüş “Neolitik Devrim” olarak adlandırılmış ve uzun süre kabul görmüştür. Ancak bu durumun gerçekleşmesi için iklim ve bitki örtüsünün tarıma elverişli ve insan neslinin kültürel/teknolojik yeterliliğe ulaşmış olması gerekir. Childe, bu koşulların Yakındoğu, Güneydoğu Asya ve Orta Amerika olmak üzere üç çekirdek bölgede, farklı zamanlarda ve birbirlerinden habersiz ortaya çıktığına inanıyordu. Yine Childe’ın teoremine göre, iklimin ısınmaya başladığı bu dönemde insan toplulukları nehir boylarına yerleşmeye, tarım yapmaya ve hayvanları evcilleştirmeye başlamışlardır.

1960’lara gelindiğinde Childe’ın “Çekirdek Bölgeler” kuramı kısmen değişmiştir. Robert J. Braidwood ve ekibinin Yakındoğu’da yaptığı araştırmalar Childe’ın görüşünün aksine son buzul çağının ardından iklimin ılımanlaşmasıyla tarıma başlayan topluluklar, vahalar veya nehir boylarında değil, bol yağış alan dağ eteklerinde yaşamışlardır.

Bu durumda Bereketli Hilal’de tarım topluluklarının başlangıcını saptamak için Toros ve Zağros dağlarının eteklerine yönelmek gerekiyor.[4]

 

Neolitik Dönemdeki tarımsal üretim, yerleşik topluma geçişle aynı zaman diliminde mi gerçekleşti?

 Göbekli Tepe, Hallan Çemi ve Çayönü gibi Anadolu’nun ilk yerleşimlerinin avcı-toplayıcı topluluklara ait olduğu ve tarımsal üretimle ilişkisi olmadığı saptanmıştır.

Durağan-stabil yaşam biçimini temsil eden Neolitik yerleşimlerde de avcı-toplayıcı toplumların izine rastlamak mümkündür.

Günümüzden örnek vermek gerekirse: Angola’daki Thwalar ve Etiyopya’daki Fugalar bir yandan avcı-toplayıcı yaşam tarzını sürdürürken, diğer taraftan komşu tarımcı ve çoban topluluklara çeşitli zanaat hizmetleri sunmaya yönelmişlerdir. Kenya’daki Waatalar ve Kalahari’deki Basarwaların esas geçim stratejileri avcı-toplayıcılık olmakla birlikte, özel durumlarda çeşitli zanaat ve benzeri hizmetlerin sunumuyla geçimlerini temin ederler.[5]

 

Ana Tanrıça İnancı

Toprağa bağlı yaşam, toprağın bereketi ve toprağa dayalı üretimin “ana tanrıça” inancını doğurduğuna dair yaygın görüş, 1990’ların başında, özellikle Güneydoğu Torosların eteklerinde keşfedilen arkeolojik yerleşmeler sonrası yeniden sorgulanır hale gelmiştir. Arkeolojik keşifler, Childe’ın varsayımının aksine Neolitik Çağ’ın, devrim olarak nitelenebilecek ani bir değişim sonucu değil, tüm insanlık tarihi gibi yavaş yavaş ve kültürel birikim sonucu başladığını göstermiştir. 

 

Neolitik Çağ Kronolojisi

Neolitik Çağ, aslında başlangıç ve bitişi kesin tarihlerle sınırlanan bir dönem olmaktan çok tarımın başladığı ve hayvanların evcilleştirildiği bir kültür evresi olarak tanımlanabilir. Bu gelişmeler, dünyanın çeşitli yerlerinde farklı tarihlerde yaşanmıştır.

Neolitik Çağ’daki diğer bir yenilikse çanak çömlek yapımının başlamasıdır. Çanak çömlek yapımının başlaması, tarım ve hayvanların evcilleştirilmesinden sonra Neolitik Çağ’ın üçüncü önemli yeniliği olarak kabul edilmektedir.

Çanak çömlek yapımı Neolitik Çağ’ın ortalarında geliştiği için Neolitik Çağ iki evreye ayrılır:

1- Çanak Çömlek Öncesi Neolitik (İngilizce Pre-pottery Neolithic’in kısaltması olan PPN de bir adlandırma olarak kullanılmaktadır.)

2- Çanak Çömlekli Neolitik.

Çanak-Çömlek Öncesi Neolitik de kendi içinde bölümlere ayrılır: Çanak Çömlek Öncesi Neolitik A (PPNA), Çanak Çömlek Öncesi Neolitik B (PPNB) ve PPNC, PPND…

Çanak Çömlek Öncesi Neolitik A (PPNA) 10.000-8.000

Çanak Çömlek Öncesi Neolitik B (PPNB) 8.000–7.000

Çanak Çömlekli Neolitik 7.000–5.500

 

Çanak Çömlek Öncesi Neolitik yerleşimleri:

Epi-paleolitik Çağ’a ait Natufyen yerleşimlerinin devamıdır. Bu yerleşimlerin bazılarında bu evrede de kısmen yabani tahıl toplayıcılığı ve avcılık devam etmiştir. Bu durum, bir geçiş döneminin yaşandığını göstermektedir.[6]

 

Anadolu’da Neolitik Yerleşimler

Çatalhöyük (Konya), Boncuklu Höyük (Konya) Suberde (Konya), Canhasan (Karaman), Hacılar (Burdur), Kuruçay (Burdur), Erbaba, Beycesultan (Burdur), Ilıpınar (Bursa), Kumtepe (Çanakkale), Limantepe (İzmir), Aşıklıhöyük (Aksaray), Göbeklitepe (Urfa), Norşun Tepe, Tülin Tepe, Değirmen Tepe, Aslan Tepe, Nevali Çöri (Urfa), Hallan Çemi (Batman), Yumuktepe (Mersin) ve Körtik Tepe (Diyarbakır) gibi yerleşimleri sayabiliriz.

 

Devam edecek: Bir sonraki konu başlığı Anadolu’da Tarım

   

24.01.2023, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/anadolu_neolitigi_-3702.html

 


[1] Prof. Dr. Harun Taşkıran; Metin Kartal “Türkiye’de Son Avcı Toplayıcılar”, 2009, Sunuş yazısı.

[2] UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan 9 bin yıllık Çatalhöyük'e 9 kilometre mesafedeki Boncuklu Höyük, Anadolu'da tarım ve hayvancılığın ilk izlerini taşıyor. Liverpool Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Douglas Baird "Boncuklu Höyük'ün Çatalhöyük'ün de direkt atası olduğunu gösterir çok önemli deliller mevcut" demektedir.

[3] Makale: Michal Feldman, Max Planck Institute For The Science of Human History. 19 Mart 2019.

[4] Son arkeolojik kazı raporlarında dünyanın ilk tarımsal üretimininin günümüz Filistin topraklarına denk düşen Levant bölgesiyle eş zamanlı olarak Anadolu topraklarında gerçekleştiği ağırlık kazanmaktadır.  National Geographic Society, Where Farming Began, 20 May 2022, 

[5] Michael Bollig,  Avcılar, Toplayıcılar ve Şarkı Söyleyen Demirciler: Afrika'daki Peripatetik Halkların Metamorfozları, (Londra: Praeger 2004), s, 195-232.

[6] Prof. Dr. Veli Sevin, Eski Anadolu ve Trakya, İletişim Yay. 2003, s. 41 (Veli Hoca Childe’ın kuramına karşı çıkarken bazı yönlerden haklıdır. Ancak devrimlerin öyle durup dururken patlak vermediği, ani değişimleri hazırlayan nicel birikimlerin uzun zaman aldığı ve bir birikim sonucu oluştuğu gerçeğini buraya not düşelim.)

25.01.2023, Ünyekent