22 Şubat 2023 Çarşamba

Felaketin Boyutu

 


Felaketin Boyutu

 

Kullandığım ilacın raporunu yenilemek amacıyla devlet hastanesindeydim.

Kan verme ünitesi önünde beklerken, iki kişinin sohbetine tanık oldum...

“Kıyameti yaşadım!” diyen depremzedenin dehşet anlarını anlatıyorlar.

Bu sözlerle felaketin boyutunu özetliyorlar…

500 yıl önce de bölgede benzer bir durum yaşandığına değiniyorlar.

 

Gerçekten de Anadolu coğrafyası 1100'lü yıllardan itibaren çeşitli zamanlarda 7 ve üstü büyüklüklerde onlarca depremle sarsılmış, bu depremlerin hepsinde devlet, devleti yönetenler; iktidar ve sair “siyasi” çevreler iyi bir sınav verememiştir.

Yüzyılın felaketi olduğu netleşen 6 Şubat 2023 Depremi’nde muhalefet, felaketin boyutunu göz ardı ederek, iktidarı “yetersiz” göstermeye çalışmıştır.

İktidar ise, ilk andan itibaren sahaya inerek depremzedelerin imdadına yetişmekte aciz kalmıştır. Oysa bilim çevreleri söz konusu bölgede büyük bir deprem beklendiğini bangır bangır bağırmışlardı.

Ve her zaman olduğu gibi halk, felakete uğrayanların feryadına koşan ilk ve tek unsur olarak ülkemizin makûs talihinde değişen bir şey olmadığını teyit etmişlerdir.

Tarih bir kez daha tekerrür etmiştir...  

 

Kahramanmaraş ve Çevresinde Depremler


Doğu Anadolu Fay Hattı (DAF) üzerinde sırasıyla 1114,  1513,  1544, 1789, 1795, 1866, 1872,  1874,  1875,  1893, 1905 ve 1971 yıllarında büyük depremler olmuştur.

1114 ve 1795’te meydana gelen iki büyük deprem, Maraş’ı tamamen harap etmiş ve binlerce insan ölmüştür…

29 Kasım 1114‘te Maraş büyük bir depremle sarsıldı.  Ermeni tarihçi ve keşiş Urfalı Mateos bu depremde şehirde yaşayan hiç kimsenin depremden sağ kurtulamadığını ve yaklaşık 40 bin kişinin öldüğünü yazmıştır. Deprem çok geniş alanda hissedilmiş, mevsimin kış olması nedeniyle kayıplar büyük olmuştur.

1513 veya 1514 yılında, tarihi tam olarak belirlenemeyen büyük bir deprem Tarsus, Adana ve Malatya hattında meydana gelmiş ve Maraş’ı da etkilemiştir. Aynı yıllarda Mısır-Kahire’de olan depremle bağlantısı bilinmemektedir.   

1544 Elbistan Depremi: 1544 yılının Ocak ayında meydana gelen depremde Elbistan'ın yarısı toprağa gömülmüş, Sacur Çayı'nın akışı değişmiş ve sarsıntılar Gaziantep’in güneyine kadar yıkıma neden olmuştur.  Artçı depremler altı ay sürmüş, Zeytun (Zitun-Süleymanlı) adlı yerleşim tamamen yıkılmış ve dağların altına gömülmüştür.

27 Haziran 1583:  Doğu Anadolu’da başlayan sarsıntının ardından meydana gelen ana şok Erzincan’ın neredeyse tamamının yıkılmasına ve 15 bin kişinin yaşamını yitirmesine neden olmuştur. 5 bin kişinin enkaz altında can verdiği bu deprem Maraş ve çevresinde çok sayıda binanın yıkılmasına neden olmuştur. Maraş ilindeki insan kaybı kesin olarak bilinmemektedir.

29 Kasım 1795 Maraş Depremi: Sabahın erken saatlerinde Maraş yine büyük bir depremle sarsılmıştır. Soğuk ve yağışlı, fırtınalı bir havada gerçekleşen depremim süresi oldukça uzun sürmüş, şehrin büyük bir bölümü harap olmuş, evlerin neredeyse tamamı yıkılmıştır. İnsanlar uzun süre geçici yerleşimlerde, çadırlarda yaşamak zorunda kalmışlardır.

1874 Elazığ merkezli 7,1 büyüklüğündeki deprem bölgede yıkıma yol açmıştır. Bir yıl sonra, yine Elazığ’da 6,7 büyüklüğünde meydana gelen depremde de yıkım olmuştur.

1893 ve 1905 yıllarında Maraş ve çevresinde etkili olan depremler yıkıma sebep olmuş, mal ve can kaybı meydana gelmiştir.

Bunların yanı sıra cumhuriyet döneminde yıkımı az olsa da bölgede çok sayıda deprem gerçekleşmiştir. Özellikle 1962 depremi, Nisan ayının başlarında başlamış Mayıs ayının ortalarına kadar sürmüş, bölgede uzun süre tedirginlik ve panik yaratmıştır.

Kahramanmaraş ve çevresindeki depremleri derlerken birkaç kaynaktan yararlandık. Bunlardan biri Erhan Afyoncu’dur; “Kahramanmaraş ve çevresini yıkan tarihi depremler”, Sabah, 12 Şubat 2023.




Erhan Afyoncu’nun yararlandığı kaynak, Yunan kökenli araştırmacı yazar Nicolas N. Ambraseys, Caroline F. Finkel’in “Türkiye'de ve Komşu Bölgelerde Sismik Etkinlikler 1500-1800” adlı Türkçe ’ye çevrilerek basılmış eserdir. Kitapta 1500-1900 arasında bölgede meydana gelen depremler yer gösterilerek, tarihleriyle verilmiştir. 

Diğer kaynak Adnan Güllü “Tarihte Elbistan Depremleri”, Maraş Gündem, 28 Ocak 2020; felaketten üç yıl önce yazılmış, tam da depremin merkez üssünde…

Değerli yazar makalesine “Amacımız deprem sözcüğü ile toplum üzerinde panik yaratmak değil, deprem konusunda geçmişte yaşadığımız Marmara depreminin acılarını unutmaya başladığımız şu yıllarda yeniden hatırlamayı faydalı görmekteyiz.” diyerek başlamış.

Makalenin alt başlığında Emerson’un bir deyişini kullanmış:

“Korkunun Kaynağı Bilgisizliktir.”

 


Tarih Tekerrür Ediyor


Bu makaleyi kaleme alırken, bir yandan deprem haberlerini izliyorum.

Arama kurtarma çalışmaları sonlanma aşamasına geldi.

Enkaz kaldırmaya başlandı.

Derken…

Hatay’da üç dakika arayla iki deprem daha oldu.

Hatay Defne’de 6,4, Samandağ’da 5,8 büyüklüğünde…

Oturulabilir, az hasarlı denilen binalar yıkıldı…

Canlı yayında izledik.

6 can kaybı ve yine yüzlerce yaralı.

 

Felaketin boyutu büyük…

Belirlenebilen resmi ölü sayısı 50.000’lere dayanmış durumda.

100.000’lerce yaralı…

Felaketin boyutu büyük, çok büyük!


 

Deprem devasa binaların, yapılaşmanın olmadığı ilk çağlarda çoğunlukla insan ve canlılara zarar vermeyen, doğal bir yer hareketiydi…

Korku verse de, günümüzdeki gibi öldürücü değildi.

Ne zaman ki insanlar taşı ve tuğlayı üst üste koyarak binalar inşa etmeye başladı…

Demiri, çimentoyu, kireci keşfetti…

Depremler kâbus olmaya başladı.

Bulunduğu bölgenin deprem risk durumuna uymayan binalar yıkılmaya mahkûmdur.

Günümüz için söylersek…

Deprem yönetmeliklerine aykırı binalar yıkılmaya yatkındır.

İşte bu koşullarda depremler insanlar için öldürücü oluyor.

Bütün mesele depreme karşı “uygun-tutarlı” binaların inşası için gerekli tedbirlerin alınıp alınamamasıdır.

Aksi halde felaketin boyutunu hesaplamak bile ıstıraptır, zulümdür.

  


22.02.2023, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/felaketin_boyutu-3741.html


15 Şubat 2023 Çarşamba

Ünye’de Deprem Riski

 

Ünye’de Deprem Riski

 

Ünye, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde deprem kuşağında bulunan ve deprem riski bulunan yerleşimler arasında yer almaktadır. Bu nedenle, Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın devamı niteliğinde olan ve Doğu Anadolu-Güneydoğu Anadolu Hattı’nda gerçekleşen şiddetli depremle doğrudan ilintilidir.

Ünye, Orta Karadeniz’in diğer sahil kentleri Samsun, Sinop ve Ordu gibi Kuzey Anadolu Fay (KAF) hattı bölgesinde, 2-3. deprem bölgesi kuşağında yer almaktadır.

Ünye’nin Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde olması nedeniyle birinci derecede deprem kuşağı içerisinde yer aldığını söylemek mümkündür. Ancak Fay Hattı ile sahil kesini arasında güçlü bir set oluşturan Canik Dağları, hat üzerindeki hareketleri nispeten etkisiz kılmakta, dağın güney kesimi kadar depremlerden etkilenmemektedir.

Bu durum sahil şeridinde büyük bir depremin gerçekleşme ihtimalini zayıflatmakta, ancak ortadan kaldırmamaktadır.


Fay Hattı üzerindeki bağımsız depremlerden sahil kesiminin her zaman risk taşıdığını söylemek mümkündür. Örneğin 27 Kasım 1943, 00.20’de meydana gelen Tosya-Lâdik Depremi 7,2 büyüklüğündedir. Resmi rakamlara göre 4.000 kişinin öldüğü depremden Kastamonu, Sinop ve Samsun il sınırları içinde kalan yerleşimler etkilenmiştir.  


Aynı şekilde Richter ölçeğine göre 7,2 (Moment magnitüd ölçeğine göre 7,9 şiddetindeki 1939 Erzincan depreminde 33.000 kişi öldü. Ünye’de bina yıkımına varan sonuçları oldu.  


20 Aralık 1942’de 17.05'te meydana gelen 7,0 şiddetindeki Niksar-Erbaa depreminde ise 3.000 kişi ölmüştür. Ünye’nin yakın tarihinde hissettiği en şiddetli deprem olması hasebiyle ilçe sınırları içinde mal ve can kaybı meydana gelmiştir. Ünye ile depremin merkez üssü Niksar-Erbaa arası kuş uçumu 85 km’dir.


2023’ün Şubatı’nda yaşanan Gaziantep-Kahramanmaraş Depremi ise, kuş uçumu 500 Km. mesafede olmasına rağmen Ünye’den hissedilmiştir.  

 

6 Şubat 2023 Gaziantep-Kahramanmaraş Depremi

 

6 Şubat gününün ilk saatleri…

Deprem bölgesindekiler gibi kan uykudaydık.

Saatler 04.17’yi gösterdiğinde yatağımdan hafifçe doğrulduğumu hatırlıyorum.

Midemde belli belirsiz bir bulantı…

Kalkıp lavaboya gittim, yüzüme su serptim.

Birkaç yudum su içme gereği duydum.

Mutfaktan oturma odasına geçtim.

Pencereden dışarı baktım.

Deniz, sahil yolu sakindi, her şey yolunda görünüyordu.

Pencere kenarındaki kanepeye oturdum.

Bir müddet sonra kalktım, yeniden yatmayı düşündüm.

Tam o sırada kızım yanıma geldi, “Duydun mu?” dedi…

Doğu’da deprem olmuş...

Kayseri’deki kuzeni paylaşmış bir sosyal medya hesabından…

Televizyonu açınca vahim durumu öğrendik.

O saatten sonra haberlere kitlendik.

Zaman geçtikçe durumun vahameti çığ gibi büyüyordu.

Deprem altında insanlar ne yapıyordu?

Ne yapılmalı, ne yapabiliriz?

Saatler ilerledikçe kayıp haberleri geliyor.

13.24’te bir yandan haberleri izliyoruz ve bir şeyler yemek için mutfaktaydık.

Evin ağır ağır sallanmakta olduğunu hissettik.

Hemen bir hayat üçgeni oluşturup, oracığa çömeldik.

Birbirimize kenetlendik.

500 Km. gibi uzak bir mesafeden hissettiğimiz sallantı bile korkunçtu.

Çaresizdik…

Hepimize korku ve panik hâkimdi.




 

Depremin Merkez Üssü ve Şiddeti

 

AFAD'ın verilerine göre saat 04.17’de Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde 7,7; saat 13.24'te Elbistan ilçesinde 7,6 büyüklüğünde iki deprem meydana geldi.

Amerika Birleşik Devletleri Jeoloji Araştırmaları Kurumu'nun (USGS) verilerine göre, 9 saat arayla gerçekleşen bu iki deprem ve merkez üsleri sırasıyla Gaziantep'in Şehitkâmil ilçesi 7,8; Kahramanmaraş'ın Ekinözü ilçesi 7,5 büyüklüğündedir.

Sonuçta her iki depremin şiddeti o kadar büyüktü ki, Ünye sallandı…

Sarsıntıyı fark edince, depremin merkez üssünde yaşananları bire bir hissedebiliyorduk.

Neden ilk günden gönüllülerin deprem bölgesine koştuğunu ve yakınlarını enkazdan elleriyle nasıl çıkarmaya çalıştıklarını çok iyi anlıyorduk.

Keşke aynı duyarlığı resmi kurumlar da gösterebilseydi…

Görevliler ilk elden harekete geçip, ilk günden organize olabilselerdi.    

Neyse…

Deprem uzmanlarının “500 yılın birikimi olan bir gerilimin boşalması” dediği bu felakette yaşananları tarih yazacaktır.

Yüzyılın bu büyük felaketinde sözler tükendi…

Ama…

Çare tükenmedi.

Yaralar sarılacak!

Türkiye bu badireyi de atlatacaktır.

Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.

Ülkemiz bu enkazdan çok daha güçlü bir biçimde çıkacak; basiretsiz, liyakatsiz, beceriksiz unsurlardan arınarak yoluna devam edecektir.

 


 15.02.2023, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/unyede_deprem_riski_-3732.html


7 Şubat 2023 Salı

Anadolu’da Tarım


Anadolu’da Tarım

 

 Tarihin akışını üç önemli devrim şekillendirdi, diyor Harari; “Yaklaşık 70 bin yıl önce başlayan Bilişsel Devrim, 12 bin yıl önce bunu hızlandıran Tarım Devrimi ve tarihi sona erdirip bambaşka bir şeyi başlatabilecek yalnızca 5 bin yıl önce başlayan Bilimsel Devrim.”[1]

70 bin yıl önce insan, kendi benzeri olan insansılardan (primatlar) net olarak ayrışmış ve modern insanın atası sayılan homo sapiens, akıllı yaratık olarak ortaya çıkmıştır. Harari bu evreyi Bilişsel Devrim olarak nitelendiriyor. 

12 bin yıl önce yani MÖ. 10 binden sonra Holosen[2] ile artan hava sıcaklığı ve değişen iklim koşulları hızla Önasya’da ve Anadolu’da etkili olmaya başlıyor. İşte bu dönemde insan toprağa yerleşiyor ve tahılları evcilleştiriyor. Bu evreye de Gordon Childe’ın deyimiyle Neolitik Devrim yahut Harari gibi Tarım Devrimi diyoruz.

 

İlk Tarımsal Yapılar

Tarımın geliştiği ilk yer olarak Verimli Hilal adı verilen bölge gösteriliyor. Bu bölge Filistin’den başlayarak Batı ve Kuzey Suriye’yi, Güneydoğu Torosları, Kuzey Mezopotamya’yı ve Dicle Nehri’nin doğusunda kalan Zağros Dağları’nın batı eteklerini kapsar.

İnsanlar ilk kez bu topraklarda yabani tahılları evcilleştiriyor ve günümüzün modern tahıllarına ulaşıyor. Bilimsel araştırmalar tarımın geliştiği ilk yer olarak Filistin topraklarını; Levant Bölgesi, Jeriko yerleşimini gösteriyor.

Ancak son araştırmalar, ilk evcilleştirilen ürünün buğday ve arpa olduğunu, tarıma açılan ilk toprak parçası Urfa ve Diyarbakır arasındaki Karacadağ’da tespit edildiğini ortaya koyuyor.[3]   

Başta buğday, arpa gibi tahıllar ile mercimekgillerin tarımı Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Karacadağ çevresinde başlaması bir rastlantı sonucu olmamıştır. Karacadağ’da yeni oluşan bu doğal çevre, avcılıkla geçinen kalabalık insan topluluklarının bir yerden diğerine göç etmeden rahatlıkla geçinebileceği bir ortamı sağlamış olmasındandır.

Ancak insanları bu bölgeye çeken tahıllar değil, av hayvanlarının bolluğu oldu; başka bir deyişle, insanlar çiftçi olmak için özel bir uğraş vermedi, yaşamlarını avcılıkla sürdürürken çevrelerindeki bitkilerden yararlanmaya başlayıp, zaman içinde tahıllara yöneldi. Güneydoğu Anadolu buğday, arpa, çavdar, fiğ gibi birçok tahıl ile mercimek ve baklagillerin yabani atalarının doğal yaşama alanıdır. Bunların bir kısmı, özellikle arpa ve çavdarın yabanıl ataları başka coğrafyalara da yayıldı, ancak buğday ve mercimek bu bölgenin yerli bitkileridir, dolayısı ile buğday tarımı sadece Güneydoğu Anadolu’da başlamış olmalıdır. Buna karşılık tahıl tarımı Yakındoğu’nun farklı kesimlerinde, kısmen birbirinden bağımsız, kısmen bölgedeki toplulukların bilgi ve deneyim paylaşımı ile Filistin ve Zagros’lara kadar olan bölgelerde de gerçekleşti.[4]

Yaklaşık 12.000 yıl önce bu bölgede tahılların evcilleştirilmesi, tarımın ortaya çıkmasına, modern toplumun ve modern ekonomik yapıların oluşmasına yol açmıştır. Neolitik yaşam tarzı yani tarım, Güneydoğu Toroslardan hızla Batı Anadolu’ya taşınmış, yeni çekirdek bölgeler oluşmuştur. Dolayısıyla Batı Medeniyetinin kökeni (Avrupa toplumunun ataları) Anadolu’nun ilk tarım işçileriyle bağlantılıdır. Bulgaristan topraklarındaki en eski toplumlardan biri, MÖ 6.500 yılına uzanan Neolitik Karanovo kültürü ve Yunanistan’ın MÖ. 5.500’lere tarihlenen Sesklo yerleşmesi kazılarından elde edilen genetik yapı sonuçları Anadolu Neolitiği ile birebir örtüşmektedir.

Bununla birlikte, tahıl bitkilerinin ortaya çıktığı tek bölge Anadolu ve Bereketli Hilal Bölgesi değildir. 12.000 yıl öncesinden itibaren meydana gelen modern tahılların eski akrabalarının birçok paralel evriminin olduğu iddia edilmektedir.

Dünyanın başka yerlerinde, örneğin Amerika kıtasında ve Güneydoğu Asya’da tarım birbirinden bağımsız olarak daha sonra başlamıştır. Tarım, Anadolu’da ve Ortadoğu’da yaklaşık günümüzden 12.000 yıl önce, Güneydoğu Asya’da günümüzden 8.000 yıl önce ve Orta Amerika’da ise günümüzden 5.000 yıl önce başlamıştır. Ancak bu bölgelerde tarımı yapılmaya başlanan bitki türleri farklıdır. Anadolu ve Ortadoğu’da arpa, buğday; Güneydoğu Asya’da pirinç ve Orta Amerika’da ise mısır tarıma alınan ilk bitkilerdir. Tarım bu merkezlerde başladıktan sonra hızla diğer bölgelere de yayılmıştır.

Özetle söylersek, genetik kanıtlar tahılların tek bir çekirdek alandan kaynaklanmadığını söylüyor ve birden çok coğrafi kökene işaret ediyor.[5]

Arkeobotanistler, yanlış başlangıçlar ve bazı yerlerde kökeni ve yayılmayı etkileyen hastalıklarla birlikte, tahıl evcilleştirme için birden fazla menşe merkezi olduğunu öne sürüyor. Levant'ın bir bölümünde evcilleştirilen tahıllar, diğer bölgelerde gelişmemiş olabiliyor.

 

Buğdayın Anavatanı Anadolu’dur

Değerli Arkeolog Prof. Dr. Fahri Işık, “Uygarlık Anadolu'dan Doğdu” derken haklıdır. Çünkü "Güneşin doğduğu yer" anlamındaki "anatol", J. Latac'a göre, "Avrupa kültürünün en güçlü köklerinin sürdüğü yerdir"; "Batı Uygarlığı'nın doğduğu yeri" çağrıştırır. Son araştırmaların ışığında Neolitik yaşam tarzının Batı’ya Anadolu üzerinden taşındığı ve ilk Anadolu’da yetiştirilen buğday ve arpanın Avrupa’ya ve diğer bölgelere bizim topraklardan taşındığını söylemek mümkündür.[6]

Güneydoğu Anadolu Bölgesi yabani tahılların ataları bakımından Yakındoğu’da bulunan en zengin alanlardandır. Tahıllar açısından zengin olması ise yüksek yağışlara bağlıdır. Şanlıurfa ve Diyarbakır arasında bazalt ve sönmüş bir volkanik dağ olan Karacadağ’da görülen en eski tahıl, einkorn buğday çeşididir. Einkorn türü buğday, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki bilinen yerleşim alanlarında yaşayan insanların besin gereksinimlerinin önemli bir kısmını karşılamıştır.

Buğdayla ilgili ilk tarımsal faaliyetin Urfa Karacadağ civarında başlaması; Diyarbakır, Batman ve Şanlıurfa civarında yapılan Çayönü, Hallan Çemi ve Göbeklitepe kazılarıyla da netlik kazanmıştır.[7]

Akeramik Neolitik Çağ olarak da kabul edilen Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem[8], yerleşik yaşama geçiş ve tarımsal denemelerin başladığı ilk dönemdir ancak toprak kökenli kaplar henüz bilinmemektedir. Tarımsal uygulamaların ilk olarak buğday, arpa, mercimek, bezelye, akdarı, burçak, keten ve kenevir gibi bitkilerle başladığı; ilk evcilleştirilen hayvanların köpek, koyun, keçi ve domuz olduğu arkeobotanik ve arkeozoonik çalışmalarla bilinmektedir.

Einkorn buğday çeşidinin yanı sıra keçi ve koyunun evcilleştirilen ilk örnekleri, Şanlıurfa’da bulunan Nevali Çori yerleşim alanında görülmüştür.[9]

 

Arpa ve Kadim İçki Bira

Buğdayın anavatanı olan Anadolu’da ilk ekimi yapılan diğer tahıl arpadır.

Yabani arpanın botanikteki adı Hordeum spontaneum'dur.  Filistin ve Ürdün'den Türkiye'nin güneyine, Kuzey Irak’a, İran'ın güneybatısından Yunanistan, Mısır, Tacikistan ve Himalayalar'a kadar Bereketli Hilal'de hâlâ yetişmektedir. Yabani arpa, İsrail'in kuzeyindeki Hayonim ve Ürdün'ün kuzeyindeki Wadi Hammeh gibi Natufian dönemi yerleşim yerlerinde (MÖ. 10.500- 9.300) bulunmuştur. Görünüşe göre arpa, Bereketli Hilal'deki farklı bölgelerde ayrı ayrı evrimleşmiş ve paralel evrim yollarında yolculuk etmiştir.[10]

Arpa ( Hordeum vulgare), dünya çapında yetiştirilen başlıca tahıl ürünüdür. Gıda maddesi, hayvan yemi olarak, kavurma ve malt yapımında bira ve viski gibi alkollü içeceklerin yapımında kullanılır.

Urfa Göbeklitepe’deki kazılarda tek parça kireç taşının yontulmasıyla yapılan, maksimum 240 litre sıvı ile doldurulabilen, tekne şeklinde yedi adet büyük kap bulunmuştur. Bu kaplara yapılan kimyasal analizler sonucunda oksalik asit kalıntıları bulunmuştur. Oksalik asit tahıllara uygulanan suda bekletme, ezme ve mayalama işlemlerinin sonucunda oluşmaktır. Bulgular Göbeklitepe’deki insanların mayalanmış tahıldan yapılmış yiyecekleri yaptıklarını göstermektedir. Bulgular çok sayıda havanın varlığını da desteklemektedir. Bu havanların kayalara oyularak yapıldığı bilinmekte ve bira yapımında kullanıldığı düşünülmektedir.[11]

 

Çatalhöyük ve Boncuklu Höyük

İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçiş ve tarımın başlangıcı gibi önemli sosyal değişim ve gelişmelere tanıklık eden Çatalhöyük, Neolitik Dönemin ilk Anadolu Kenti olarak değerlendirilir. Neolitik yaşamın Yeni Çekirdek Bölgesi sayılan Çatalhöyük Güney Anadolu Platosu’nda yaklaşık 14 hektarlık bir alan üzerinde yer almaktadır. İki höyükten oluşan Çatalhöyük Neolitik Kenti’nin daha uzun olan Doğu Höyüğü, MÖ. 7400 ve 6200 yılları arasına tarihlenen 18 Neolitik yerleşim katmanından oluşmaktadır. UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan

Son dönem kazılarıyla gündeme gelen Boncuklu Höyük’te ise, Anadolu’da tarım ve hayvancılığın ilk izlerine rastlanmıştır. Çatalhöyük'e 9 kilometre mesafedeki bu yerleşimde Neolitik Çağ’a özgü orak biçimli aletler, tahılları işlemede kullanılan öğütme taşları, havanlar, dibekler, yüzeyleri ve kenarları sürtülerek düzeltilmiş ve parlatılmış taş aletler bulunmuştur. Çatalhöyük’ün bu yerleşimi terk edenler tarafından kurulduğu tespit edilmiştir. (Yaklaşık tarih: MÖ. 8.000)

Her iki yerleşimin en önemli bulgusu, arkeolojik kazılarda tespit edilen tohumlardır. Binlerce yıl bozulmadan günümüze kadar ulaşan tahıl tohumlarının öyküsü mucizevidir. Özellikle öğütücü eleklerden geçirilerek açığa çıkarılan tohumlar, Anadolu’da ilk ıslah edilen tahıl ürünlerinin serüvenini betimler. Hayvan dışkıları içinde gizlenen yahut yangın sonucu yapısını kaybetmeyip günümüze kadar ulaşmayı başaran tohumlar, yüzdürme (flotation) işlemi denilen yöntemle elekten geçirilen tohumlar, sulu ortamın yüzeyinde toplanırlar. Böylece insan neslinin binlerce yıl önce ekimini yaptığı ilk ürünlere erişim sağlanmış olur.    

 Devam edecek: Türkiye'de Buğdayın Öyküsü

 

6 Şubat günü ülkemizde meydana gelen deprem

 yüzyılın en büyük felaketlerinden biridir.

Tüm varlığımızla deprem mağdurlarının yanındayız.

Başın sağ olsun mahzun ve güzel ülkem.

 

08.02.2023, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/anadoluda_tarim-3724.html


[1] Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara SAPIENS, (İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi),  Kolektif Yay. s. 17

[2] Holosen, Kuvaterner devri içerisinde yer alan Pleistosen devrinin bitmesinden günümüze kadar sürmekte olan jeolojik devredir. Dönem Genç Buzul çağının bitmesiyle başlayan buzul durgun dönemine karşılık gelir. Adını Yunanca kelimeler olan ὅλος ve καινός sözcüklerinden alır ve "tamamen yeni" anlamına gelir.

[3] M. Özdoğan, “Neolitik Dönem: Günümüz Uygarlığının Temel Taşları”, 12.000 Yıl Önce “Uygarlığın Anadolu’dan Avrupa’ya Yolculuğunun Başlangıcı”, YKY Yay., İstanbul-2007, 9-20.

[4] M. Özdoğan, “Tarım nerede, neden, nasıl başladı? Yaşamda neleri değiştirdi?”Arkeoduvar, sayı 10, s. 10 Eylül-Ekim 2022

[5] Devereux, EJ; Antik Tahıllar: Modern mahsullerin evcilleştirilmesi, Akt. Eco Food Dev, Şubat 2021

[6] Devereux, EJ. (2021) Tarım Nasıl Başladı: 12.000 Yıllık Mahsul Yetiştirme,  EcoFoodDev

[7] Ahmet Uhri, Anadolu Mutfak Kültürünün Kökenleri, Arkeolojik, Arkeometrik, Dilsel, Tarihsel ve Etnolojik Veriler, Ege Yay. 2015

[8] ÇÇN-Çanak Çömleksiz Neolitik, PPN-“Pre Pottery Neolithic” olarak adlandırılan dönemdir.

[9] Nazmiye Mutluay, Anadolu Neolitik Çağ Uygarlığı. Alter Yay, 2010

[10] Devereux, EJ.(2021), "Arpa: Crop Evolutionary History & Future Food Sustainability", EcoFoodDev

[11] Karl Schmidt, (2007). Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı Göbekli Tepe. Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

08.02.2023, Ünyekent












 

1 Şubat 2023 Çarşamba

Ünye’de Ekonomi Çalıştayı

 

Ünye’de Ekonomi Çalıştayı

 

 İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (İTÜESAM) geleneksel "Sagalassos Toplantıları” nın" dördüncüsü Ünye'de yapıldı.

Ünyeli hemşehrimiz, Prof. Dr. Õner Günçavdı’nın öncülüğünde başlatılan ekonomi çalıştaylarının ilki ve ikincisi Burdur Ağlasun’da, üçüncüsü Antalya Kaş’ta yapılan Sagalassos Çalıştayı’nın 4. sü 12-15 Ocak 2023’de Ünye Ramada Resort by Wyndham’da gerçekleştirildi.

Sessiz sedasız gerçekleşen çalıştaydan, yerel basına servis edilen metnin yayınlanmasıyla haberdar olduk. Oysa Ünye’de yer yerinden oynamalı, herkes şehrimizdeki bu etkinlikten haberdar olmalıydı.

Bir de Politikyol ‘dan Bilgehan Uçak’ın “Sagalassos Çalıştayı’nın ardından” başlığıyla yayınlanan enfes yazısından öğrendik Ünye’de olan bitenleri…

(Teşekkürlerimi iletiyorum, özellikle Ünye için yazdıklarından dolayı. Bizim sokaktan geçerken görseydim okkalı bir kahve ısmarlardım kendisine.)

 2023’ün ikinci haftasında Ünye önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. 12-15 Ocak’ta Ünye Ramada otelde düzenlenen çalıştaya birçok üniversiteden, kurum ve kuruluşlardan çok sayıda katılımcının yer aldığını öğrendik.

Ünye’deki çalıştayın ana konusu: “Seçim Sonrası Türkiye Ekonomisini Bekleyen Sorunlar ve Çözüm Önerileri”

 


Ünye’ye Kimler Geldi?

 Asaf Savaş Akat (Bilgi Üniv.); 80’li yılların ilk yarısında açmaza saplanan Türkiye ekonomisinde alternatif büyüme yollarını arıyorduk. Ünye’de sunum yapmadı, katılımcı olarak yer aldı.

İmkanım olsa, şunu sorardım Sn. Akat’a: 1980'li yılların başında, 5-10 yıl içinde gerçekleşecek büyük bir nitel sıçrama bekleniyordu, ne oldu?[1] Kırk yıldan bu yana yeni bir büyüme stratejisi görünmüyor mu?  

Şevket Pamuk (Boğaziçi Üniv.): Osmanlı -Türkiye İktisadi Tarihini ve ülkemizin tarımsal yapılarını öğrendiğimiz müstesna şahsiyetlerden biridir. Ekonomi tarihinin “bilim neferi” diyebileceğimiz önemli bir değerdir.

Alpay Filiztekin (Sabancı Üniv.): Sosyal demokrasinin özgürlük ve ekonomi anlayışını yazmış bir akademisyendir.  Ünye’deki çatıştayda “Türkiye Ekonomisi’nde Bölgesel Farklılar” adlı sunumu yapmıştır.

Erol Taymaz (ODTÜ): Sanayi ve teknoloji politikaları, işgücü piyasası politikaları, sınai dinamikler ve üretkenlik konularında araştırma yürütmektedir. Çalıştay sunumu ise “Sanayileşme ve Sanayi Politikaları: Nasıl?” biçimindedir.

İnsan Tunalı (Boğaziçi Üniv.): “Asgari Ücret Mekezli İşgüğcü Politika Önerileri” adlı sunumu yapan ekonometri ve iş ekonomisi hocası, Kurtuluş Savaşı kahramanı Tunalı Hilmi’nin torunudur.

Aykut Attar (Hacettepe Üniv.): “Türkiye Ekonomisi için Gerçek/çi Yapısal Reformlar: Nasıl?” başlıklı sunumuyla çalıştaya katılan hoca, öncelikle kendisini “araştırma” yapmakla yükümlü görmektedir.

Ebru Voyvoda (ODTÜ): “İklim Krizine Yeni Yaklaşımlar: Küresel Politikalar ve Türkiye” sunumunu izleyemedim ama “İklim Krizi ve Enerji-Ekonomi-Çevre Modelleri” adlı paylaşımını Youtube/Bilim Akademisi’nden izledim, diksiyonuna, açıklamalarına –anlayabildiğim ölçüde- hayran olduğum öğretim görevlisi…

Ceyhun Elgin (Boğaziçi Üniv.): “İktisadi/Finansal/Regülatif Kurumların Yeniden Dizaynı.” Akademik ahlakı, çalışkanlığı ve disipliniyle tanıdığım, sosyal medyadan takip ettiğim ender iktisatçılardan biridir kendisi.

Haluk Levent (Bilgi Üniv.): “Ekonomik Verilere Erişim Hakkı ve TÜİK” Ekonominin renkli siması, güler yüzü ve Ağır Ekonomi’nin mucidi.

Mehmet Gün (Daha İyi Yargı Derneği Bşk.): “Siyasi ve Ekonomik İstikrar İçin Türk Yargı Reformu” sunumuyla, ekonomik konulara “hukuk” getiren avukat. “Adli Tatil İsraftır” demiş, “Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yürütmeye tam bağımlı hale gelmiş” diyebilmiş insandır.

Birbirinden değerli bunca akademisyeni Ünye’de bir arada görmek kentimiz için bulunmaz bir nimettir. Bu çalıştayların mimarı olan hemşehrimiz Öner Günçavdı’nın bu etkinliklerde özel bir yeri vardır.


 

Prof. Dr. Öner Günçavdı Kimdir?

 Varlığından onur duyduğumuz İbrahim Öner Günçavdı 1966 yılında Ünye’de doğdu. 1983 yılında girdiği İTÜ İşletme Fakültesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nü 1987’de bitirdi. Warwick ve Nottingham Üniversitelerinden ekonomi alanında yüksek lisans ve doktora dereceleri bulunmaktadır. 1996 yılında tamamladığı doktoranın ardından İTÜ İşletme Fakültesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nde  önce öğretim görevlisi, 1997’de Yardımcı Doçent, 1998’de Doçent ve 2004’te Profesör olmuştur.

Ağırlıklı olarak Türkiye ekonomisinin gelişme ve büyüme sorunları üzerine çalışan Günçavdı’nın ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış makaleleri, kitap bölümleri ve derleme eserleri bulunmaktadır. Ayrıca 2009 yılında Tarih Vakfı tarafından yayımlanan "Düşten Gerçeğe - Türk Sanayiinde Elginkan Topluluğu" isimli eser ile "Yolun Sonu: Türkiye’nin Büyüme, Faiz, Bölüşüm Açmazı ve Yeni Türkiye Söylemi" (Efil Kitapevi, 2015) adlı iki telif kitabın yazarıdır.

Sn. Günçavdı, 08.03.2015 tarihinde “Yolun Sonu” adlı eserini imzalayarak bana gönderme inceliğini göstermişti.

1 Temmuz 2015 tarihinde Ünye Kent Gazetesindeki köşemde değerli hocamın kitabını “Yolun Sonu (mu?)” başlıklı yazımda değerlendirmiştim: “7 Haziran 2015 seçimleri öncesi yayınlanan kitap, yakın dönem Türkiye Ekonomi'sini ele almaktadır. Değerli hocamızın konuya bakış açısı, kullandığı yöntem ve sistematik, 7 Haziran Seçimleri sonrası ortaya çıkan tabloyu rasyonel bir biçimde ortaya koymaktadır." demiştim.

Aradan 7,5 yıl geçti. Değerli hocamın yazdığı eserin son cümleleri hala güncelliğini koruyor: “Bugün ülkemizin maruz kaldığı iktisadi sorunlara çare olacak yeni bir büyüme hikayesinin daha nitelikli (katma değeri yüksek üretim), daha katılımcı (istihdam yaratıcı), daha çok katma değer yaratan (yüksek büyüme) ve nihayetinde elde edilen nimetleri hakça dağıtmayı (adil ve tüm kesimleri kapsayıcı bir gelir dağılımı) hedefleyen bir hikaye olması gerekmektedir. Elbette çevremizde ortaya çıkan yeni dünya konjonktüründe bu hedefleri dikkate alan bir hikayenin başrol oyuncusu inşaat değil, aksine sanayi olacaktır. Önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminde, bu amaçları ve bu aktörü önemseyen ve teşvik eden bir anlayışa ihtiyaç duyulmaktadır.”      

Tekrar çalıştay konusuna dönersek…

 

Neden Sagalassos Çatıştayı?

Aslı “Ekonomi Çalıştayı”dır.

“Sagalassos Çalıştayı” diye anılması, bu toplantıların 4-7 Ekim 2018 tarihleri arasında Burdur’un Ağlasun ilçesinde bulunan Akdağ eteklerindeki antik kent Sagalassos yakında başlamasıdır. İlk çalıştayın konusu “Globalleşmenin Gölgesinde Eşitsizlikler” dir.

Çalıştayı düzenleyen İTÜ Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi İTÜESAM’dır.

Giriş bölümünde belirttiğimiz gibi, çalıştayı Öner Günçavdı düzenliyor.

Bir sonraki ekonomi çalıştayı da bir yıl sonra yine Sagalassos yakınında düzenleniyor. Böylece arkeolojik kazılarla gündeme gelen kentin, bu defa bir ekonomi çalıştayıyla tanıtımı yapılmış oluyor. Gelen konuklarlabirlikte Burdur Müzesi ve Sagalassos Antik Kenti geziliyor.

 

Sagalassos Antik Kenti

Biz bu kentin yabancısı değiliz aslında… Burdur’un Ağlasun ilçesinde, Akdağ eteklerinde yer alan antik kenti 2020 yılının yazında ziyaret etmiş ve 9 Eylül 2020’de Ünye Kent Gazetesi’ne izlenimlerimizi yazmıştık.

Torosların Batı eteğine yaslanan ve derin vadilere hâkim kent, binlerce yıldır antik suyun aktığı Antoninler Çeşmesi, agoraları, Roma hamamları, Macellum yapısı, üzerinde dans eden kızlarla bezeli Kahramanlar Anıtı (Heroon), kütüphanesi ve tiyatrosuyla görkemli bir geçmişi yansıtıyor.

Sagalassos Çalıştaylarının üçüncüsü 11-14 Kasın 2021’de Antalya’nın Kaş ilçesinde yapıldı. 3. Çatıştayın ana konusu: “Salgın Sonrası Ekonomik Toparlanma: Ne Yapmalı?”

İlk sunum Asaf Savaş Akat’ın “Türkiye Ekonomisi Zor Kavşakta” idi. Kaş’ta bir kütüphanede düzenlenen toplantıların neredeyse tamamı Youtube üzerinden yayınlandı.

Ünye’de düzenlenen çalıştayın dördüncüsüne gelirsek…

Türkiye’nin Davos’u olarak bilinen Ünye’de bu çalıştayın yapılması ve konukların Ramada otelde ağırlanması isabetli olmuş. Hemşehrimiz Öner Günçavdı’nın varlığı bu konuda belirleyici öğe olmalı…

Ancak çalıştayda varlığıyla övündüğümüz Ünye İktisadi ve idari Bilimler Fakültesi’yle yeterli işbirliğinin sağlanmamış olması, bir eksikliktir.

12-15 Ocak 2023’te düzenlenen 4. Sagalassos Çalıştayı Ünye Ramada Resort by Wyndham yerine, Ünye İktisadi ve idari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’nda yapılmalıydı.

Çalıştayın ardından Ünye Kalesi ve diğer tarihi-turistik yerler ziyaret edilmeliydi.



01.02.2023, Ünyekent


[1] “1980'li yıllar, Türkiye toplumu için önemli bir kavşağa işaret etmektedir. Osmanlı-Türk toplumunun 19. yüzyılda başlayan çağdaşlaşma/sanayileşme/kapitalistleşme süreci son aşamasına gelmiş gibi duruyor. Bence, tarihin olağan seyri, önümüzdeki 5-10 yıl içinde, siyasi, ideolojik ve iktisadi düzeylerde iki yüzyılın birikimlerinin büyük bir nitel sıçrama ile sonuçlanmasını gerektiriyor.” A.S.Akat, Alternetif Büyüme Stratejisi. İletişim Yay. 1983, s. 94