24 Ocak 2024 Çarşamba


 

Ünye Rüştiye Mektebi

 

 

Ünye Rüştiye Mektebi hangi tarihte ve nerede kuruldu? Kuruluş tarihi olarak 1871-1872 (Hicri 1288) senesini verebiliriz. Nerede kurulduğu konusu net değildir.

 

“1871/1872 (H. 1288)’de ise 5 muallim-i evvelli, 2 muallim-i sânîli 7 mektep mevcuttur. Ünye ve Çarşanba rüşdiyeleri yeni mekteplerdir.”[1]

 

Bu rüşdiyelerin muallim ve öğrenci durumları şöyledir.

 

1871/1872 (H. 1288) Trabzon Vilayeti, Rüşdiyeleri:

Rüşdiye mektebi

Muallim-i evvel ismi

Öğrenci sayısı

Ünye

Mahmud

17

Trabzon

Ömer Şaban

82

Samsun

Mustafa

56

Batum

Hafız Ragıp

39

Giresun

İsmail

62

Kelkit

Muallim-i sâni

-

Çarşanba

Muallim-i sâni

-

 

Tabloda görüldüğü gibi Trabzon Rüşdiyesi, en fazla öğrenciye sahiptir. Trabzon’dan sonra ise Giresun Rüşdiyesi gelmektedir. Ünye, az olan öğrenci sayısına rağmen muallim-i evvel (uzman öğretmen) ile idare edilmektedir.

1872/1873 (H. 1289) yılında 7 rüşdiyede 339 öğrenci bulunmaktadır.

1873/1874 (H. 1290)’te rüşdiye sayısı 9’a yükselmiştir. Muallim-i evveli Mustafa olan Niksar ve muallim-i sânîli Bafra rüşdiyeleri yeni görülmüş olup öğrenci sayıları yoktur.

1874/1875 (H. 1291)’te 7 muallim-i evvelli, 3 muallim-i sânîli 10 rüşdiye mevcuttur. Muallim-i evveli Mehmed Hıfzı olan Gümüşhane yeni açılmıştır.

Aktarılanlardan anlaşılacağı üzere Ordu ve benzeri yerleşimlerde henüz rüşdiye düzeyinde eğitim kurumu bulunmamaktadır.

1875/1876 (H. 1292)’da farklı bir kaynakta Trabzon Rüşdiyesi’nin İdâdîsi de görülmüştür. Rüşdiyenin 133, idâdînin 280 öğrencisi vardır. Ayrıca Ordu ve Tirebolu kazalarında rüşdiye mektebi inşâ edilmektedir.[2]

 

Ünye Rüştiye Mektebi nerede kuruldu?

 

Kuruluş mevki ve binası konusunda henüz bir belgeye sahip değiliz. Ancak Ünye Rüşdiyesi olarak 17 talebesiyle Muallim-i evvel Mahmud hocanın ilk eğitime başlandığı yer “Kilise Tepesi” diye bilinen mevkide Meçhul Asker Mektebi adıyla daha sonraki yıllarda ilk ve ortaokul olarak eğitim verilen eski bina gösterilmektedir.

Günümüzde Meçhul Asker Ortaokulu’nun bulunduğu bu mevkide o dönem Ortodoks Rum Kilisesi bulunmakta ve söz konusu bina kilisenin müştemilatı olarak yer almaktadır.

Meçhul Asker Mektebi’nin Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında yaralıların tedavisi ve sığınma evi olarak kullanılmasından dolayı eğitime ara verilmiş ve Cumhuriyet Meydanı’ndaki Anafarta ve Taşbaşı’ndaki İnönü İlkokulları adıyla eğitim verecek olan binalar o dönem rüşdiye olarak kullanılmış olabilir.[3]   

Rüştiyelerin ilk ortaya çıktığı 1839 yılında mevcut Osmanlı eğitim kurumları olan sıbyan mektepleri ve medreseler de Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar varlığını sürdürmüştür. 3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu kabul edilerek medreseler kaldırıldı ve Türkiye Cumhuriyeti sınırlan içindeki bütün okullar, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlandı.

Ünye’de rüştiyenin açıldığı 18971-1872 yıllarında kazada, 9 medrese, 1 rüştiye mektebi ve Salnâme-i Devlet-i Osmaniye iptidaî derecesinde olarak 102 İslâm, 5 Rum, 15 Ermeni mektepleri ile 1 kütüphane bulunmaktadır. Bunlardan 1 medrese ve 17 iptidaî mektep ile kütüphane kasabada olup küsuru kazaya bağlı köylerle Karakuş Nahiyesi dâhilindedir.

Ünye Kazası’nda bulunan mülkiye mekteb-i rüştiyesinde “efendi” unvanıyla 1 Ulûm muallimi, 1 Fünûn muallimi, 1 de Hüsn-i hat muallimi görev yapmaktadır.[4]

 

Osmanlı Eğitim Kurumları

 

Mektep: Abbasiler devrinde “küttab” adıyla anılan mektebe, Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı Türkleri sıbyan mektebi diyorlardı. Osmanlılar bu tip mektepleri “daruttalim, darulilm, muallimhane, mahalle mektebi, taş mekteb, mekteb-i ibtidaiyye” gibi adlarla da anmışlardır.[5] Ana ve babaların, çocuklarına ayet ve hadislerle de desteklenen dini inanç ve artları öretme isteği, sıbyan mekteplerinin yaygınlaşmasında etkili olmuş ve hemen hemen her mahallede açılmasından bunlara mahalle mektebi denmiştir.[6]

Mektepler, medreselerin bir alt kademesini teşkil eden eğitim kurumlarıydı. Sıbyan mektepleri çocuklara Kur’an okutmak, namaz kılma usullerini, namazda okunacak ayetleri ve duaları öğretmek ve biraz da yazı yazdırmak gibi üç önemli amaçla kurulmuştu.[7]

Medrese: Medrese kelimesi Türkçeye Arapçadan geçmiş olup içinde öğrencinin ilim öğrendiği yer anlamına gelmektedir. Osmanlı döneminde ilköğretim kurumunu ifade eden sıbyan mektebinin üstünde, orta ve yüksek eğitim veren kurumlara denilmiştir.

Diğer Eğitim Kurumları: Camiler, Tekkeler, Kütüphaneler, Sahaflar, Loncalar, Evler, Kıraathaneler, Muvakkıthane ve Rasathanelerdir.

Enderun mektebi Osmanlı Devleti’nin gücünü korumak için nitelikli insan yetiştirmek amacıyla kurulmuş bir eğitim merkezidir. Enderun mektebi II. Murad zamanında kurulmuş, Fatih zamanında ise asıl hüviyetine bürünmüş, devletin korunması için gerekli idari ve mülki kadronun eğitimine yönelmiştir. Böyle bir kurumun teşkilinde esas hedef, askeri temele dayanan Osmanlı Devleti’ne yetenekli yönetici kadroları yetiştirmekti. Bunun için devşirme denilen bir sistem uygulanıyordu.[8]

Rüşdiyelerin ortaya çıkışı ise II. Mahmud’un devleti kötü gidişattan kurtarma maksadıyla eğitim kurumlarında yaptığı yenilikler nedeniyle olmuştur.

5 Şubat 1839’da II. Mahmud eğitim kurumları hakkında Meclis-i Umûr-ı Nâfıa’ya talimât vererek bir lâyiha hazırlatmıştır. Lâyihanın konusu sıbyan mekteplerinin düzeltilmesi ve onlara bağlı olarak yeni ve ikinci sınıfı olacak mekteplerin açılmasıdır.   

II. Mahmud tarafından isimlendirilen rüşdiye mekteplerinin ilki bürokrasiye memur yetiştiren Mekteb-i Maârif-i Adlî ve Mekteb-i Ulûm-ı Edebiye-i Adlî olmuştur.

Kızların eğitim meselesi de unutulmamış ve 1859 yılında ilk kız rüşdiyesi açılmıştır.

İki kısımdan oluşan bu mekteblerin ilk (hazırlık) kısmı 4, ikinci (rüşdiye) kısmı 3 yıldır. İlk kısımdaki öğrenciler ise mülâzim olarak adlandırılmaktaydılar. Bu tarihlerde rüşdiyelerin sayısı arttığından iki mektebe ihtiyaç kalmadığı ve öğrencilerin niteliğini arttırmak için idâdî açıldığı fikrini vermiştir.[9]

 

Rüşdiye Mekteplerinin Dersleri ve İçerikleri

 

Osmanlı devlet kurumlarından önde gelen bir kurum da İlmiye teşkilatıdır. Padişah dışındaki hâkim güç ve idari, askeri ve bayındırlık hizmetleri yöneticileri ilmiye teşkilatı tarafından sağlanıyordu. Mektep, çocukları eğitiyor, Medrese, ilmi ve dini bilgilerle donatıyor, Enderun ise farklı kültürlerden gelen Osmanlıları bir potada eritiyordu. Osmanlı’nın Batı karşısında duraklayıp, gerileme dönemine girene kadar sistem oldukça düzenli işlemekteydi. Klasik Dönem Osmanlı Eğitim Kurumları yerine yavaş yavaş Batılı eğitim anlayışı ikame edilmeye başlandı.

Sıbyan Mektebi ve Medreselerde dine dayalı eğitim yanında fenni ve beşeri eğitimin kapısı aralanmaya başladı. Günümüz ortaokul düzeyinde rüştiyeler ve lise düzeyinde idadi ve sultaniler bu amaçla açıldı.

Rüştiyelerde verilen dersler aslında eşit ağırlıkta dini içeriğe sahiptir.

Kur’ân-ı Kerîm ve Ulûm-i Diniyye: Birinci sınıf haftada 3 saat, ikinci sınıf haftada 2 saat, üçüncü sınıf haftada 2 saattir.

Türkçe: Birinci sınıf haftada 7 saat, ikinci sınıf haftada 5 saat, üçüncü sene haftada 4 saattir. Ders içeriğinde en çok yer tutan dilbilgisi konularıdır. Okuma ve yazma konuları detaylandırılmamıştır. [Arapça esaslı Osmanlı Türkçesi yazım kuralları öğretilmektedir.]

Ahlâk: Birinci sene haftada 1 saat, ikinci sene haftada 1 saat.

Arabî: Birinci sınıf haftada 1 saat, ikinci sınıf haftada 2 saat, üçüncü sınıf haftada 2 saat. Türkçe dersinde olduğu gibi bu derste de ağırlık dilbilgisi olmuştur. Okuma ve yazma konusu daha az ele alınmıştır.

Fransızca: Üçüncü sene haftada 3 Saat

Hesab: Birinci sınıf haftada 2 saat, ikinci sınıf haftada 2 saat, üçüncü sınıf haftada 2 saat. Bir öğrencinin günlük hayatta kullanabileceği ve gereksinim duyduğu bilgiler burada verilmiştir.

Hendese: Üçüncü sene haftada 1 saat. Doğru çizgi, açılar, eğik çizgi, düzlemler, dörtgen, çokgen, yüzölçümü gibi geometrik bilgiler.

Coğrafya: Birinci sınıf haftada 2 saat, ikinci sınıf haftada 2 saat, üçüncü sınıf haftada 2 saat.

Tarih: Birinci sınıf haftada 2 saat, ikinci sınıf haftada 2 saat, üçüncü sınıf haftada 2 saat.

Ma‘lûmât-ı Nâfıa (ilm-i eşya ve hıfz-üs-sıhha): Birinci sınıf haftada 1 saat, ikinci sınıf haftada 1 saat, üçüncü sınıf haftada 1 saat. Yer küre, yıldızlar, hava, atmosfer, ateş, su, hava, mesken, ağaçlar, insan bedeni, madenler, dokumacılık vb. Bayındırlıkla ilgili bilgiler.

Hıfz-üs-sıhha: Üçüncü sene haftada 1 Saat sağlık bilgileri.

Hüsn-i Hatt: Birinci sınıf haftada 1 saat, ikinci sınıf haftada 1 saat, üçüncü sınıf haftada 1 saat.

Resim: Birinci sınıf haftada 1 saat, ikinci sınıf haftada 1 saat, üçüncü sınıf haftada 1 saat. [10]  

Ünye Rüşdiyesi’nde bu dersler Farisi, Malumat-i fenniye, Malumat-ı Medeniyye gibi ayrıntılar yanında Hüsn-i hâl ve hareket (bizim okuduğumuz yıllarda “Hâl ve Gidiş”) gibi değerlendirmeler içermektedir. Haliyle eğitmenlerin niteliği de mevcut duruma uymaktadır.

Derslerin içeriği ve eğitmenlerin konumu 3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat kanunuyla birlikte çağdaş hale getirilmiştir.


 

Ünye Rüştiye Mektebi'nin 1912-1913 yılı Öğrencileri

 

Sofuoğlu mahdûmu Mehmed Efendi

 

1316 (Miladi 1900) doğumlu Sofuoğlu mahdûmu Mehmed Efendi, bugün Orta Cami yakınında kuyumculuk yapan Ersoy Coşkan’ın dedesinin babasıdır. Ünye Sofutepesi Mahallesi’nden olan bu aile, Ünye’ye yerleşen ilk Türklerden Çepni boyuna mensupturlar. 1900 doğumlu rüştiye öğrencisi Mehmet’in Hamza adında oğlu olur. Hamza’dan olan Seyfettin Coşkan, Coşkan Kuyumcu Ersoy Bey’in babasıdır. Halen Mehmed Efendi’nin yaşadığı topraklarda hayat sürmektedir. (Kaynak: Ersoy Coşkan)

 

Molla İsmailoğlu Yaşar Efendi

 

1315 (Miladi 1899) doğumlu Molla İsmailoğlu Yaşar Efendi, Soyadı Kanunu öncesi Gürcü Ahmet Efendi lakabıyla bilinen Dursun ve Yaşar Özdemir kardeşlerin babasıdır. Büfeci Çıpır Yılmaz olarak bilinen merhum Yılmaz Özdemir’in amcasıdır. Sınavlara girmediği için Hüsn-i hâl ve hareket dışında not verilmemiştir. (Kaynak: Hasan Şimşek)

 

Vidinoğlu Ahmet Bican Efendi

 

1316 (Miladi 1900) doğumlu Vidinoğlu Ahmet Bican Efendi, fındık tüccarı merhum Mustafa Vidinli’nin ve Arif Vidinli’nin amcasıdır. Bican Efendi’nin kardeşi Necati Efendi Ünye’nin önde gelen bir eşrafıdır ve Mustafa ve Arif Vidinli’nin babasıdır. Mustafa Vidinli kendi oğluna babasının adını vermiştir. Samsun’da Vidinli Oteli ve Ünye’de Mehmet Necati Vidinli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bu ailenin adını taşır. Ayrıca Arif Vidinli Tarafından yaptırılan Mürüvvet Vidinli Halk Eğitim Merkezi, Mehmet Necati Vidinli’nin adını taşımaktadır.

 

1317 Fatsa doğumlu Hocazâde Mehmed Cemal Efendi…

1314 Fatsa doğumlu Hocazâde Tevfik Efendioğlu Şevket Efendi…

1316 Fatsa doğumlu Hocazâde Tevfik Efendi mahdûmu Salim Efendi…

 

Hocazadeler emekli mühendis Faruk Alp’in anne tarafından dedesi olur. Aynı zamanda Sunay Eren adlı hemşerimizin, Cumhuriyet Meydanı’ndan taşınan mezar taşlarıyla ilgili araştırmamızda geçen Hocazade Abdullah Efendi ile bağlantısı vardır.

 

 

Kısacıkzâde mahdûmu Cevdet Efendi

 

1317 (Miladi 1901) doğumlu Kısacıkzâde mahdûmu Cevdet Efendi, Ünye’de üç dönem (1963’ten 1977’ye) belediye başkanlığı yapan Talatzâde Mithat Kısacıkoğlu’nun sülalesinden olma ihtimali taşımaktadır, araştırılıyor.

 

Gevariloğlu mahdûmu Said Efendi, Hasan Efendi ve Hüseyin Efendi: Variloğlu lakaplı Avukat Ersoy Sağlam’ın aile mensubu olmaları muhtemeldir, henüz araştırma safhasındadır.

 

Karib Hasanzâde hafîdi Fahreddin Efendi ve Ahmed Fazıl Efendi: Ünye’de Gariboğlu ailesi mensubu olmaları muhtemeldir.

 

Karaosmanoğlu İzzet Efendi: Ünye’de bağlantı kurduğumuz Karaosmanoğlu sülalesi ile bağlantısı olmadığı anlaşılmıştır. (Kaynak: Hasan Şimşek)

 

Lülecizâde Fahreddin Efendi: Lülecilerden, Çoldurkadızâde mahdûmu Haydar Efendi, Çoldurlar sülalesinden olması kuvvetle muhtemeldir.

 

Son olarak Hacı Çayırezmezzâde Ali Efendi, Ünye’de Çayırezmezler olarak bilinen sülalenin muhtemel bir ferdidir. Ancak bu sülalenin bir kısmı farklı soyadı almış ve Ali adında bir büyüklerinin olup olmadığı konusunu bilemedikleri için durumu netlik kazanmamıştır.

 

Arşiv belgeleri ve aile yakınlarının beyanı geldikçe Eski Ünye’nin Dünkü Çocuklarını yazmaya devam edeceğiz.

 

 

Ünye Tarih Araştırma Grubu

Ahmet Kabayel- Ahmet Derya Varilci

 

Ünye Cumhuriyet Meydanı-1930'lu yılların ilk yarısı. 
Sağdan ilk bina üç katlı Anafarta İlkokulu. 
1939 Depreminde binanın üçüncü katı yıkılıyor

 

24.01.2024, Ünyekent

 



[1] Salnâme-i Devlet-i Osmaniye, 1288, s. 143-146 [Aktaran: Fatma Kaya Doğanay, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Rüşdiye Mektepleri, Erzurum 2011 Atatürk Üniversitesi Doktora Tezi]

[2] Salnâme-i Devlet-i Osmaniye, 1293, s. 159-160

[3] Bu yıllarda ne zaman hangi binalarda rüştiye eğitimi verildiğine dair resmi bir belge henüz mevcut değildir. Elimizdeki bilgiler sözlü tarih ürünü olup sahih belgelere ihtiyaç duyulmaktadır.    

[4] Trabzon Vilayet Salnamesi, 1320/1903, s. 260

[5] Cahit Baltacı, (2004), “Mektep”, DİA, XXIX, Ankara, s. 6-7

[6] Yücel Gelişli (2002), “Osmanlı İlköğretim Kurumlarından Sıbyan Mektepleri (Kuruluşu, Gelişimi ve Dönüşümü)”, Türkler, XV, s. 35-43

[7] Yücel Gelişli, age. s. 38

[8] Ülker Akkutay (1999), “Osmanlı Eğitim Sisteminde Enderûn Mektebi”, Ankara, s. 187-193

[9] Fatma Kaya Doğanay, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Rüşdiye Mektepleri, Erzurum 2011 Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Doktora Tezi, s. 24

[10] Fatma Kaya Doğanay, age. s. 248

10 Ocak 2024 Çarşamba

Eski Ünye’nin Dünkü Çocukları

 


Eski Ünye’nin Dünkü Çocukları

 

 

Yıl 1912-1913.

Osmanlı’nın son yılları...

Henüz 93 Harbi’nin (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) yaraları sarılamamış.

Birinci Dünya Savaşı’nın eli kulağında…

Bir yıl sonra Osmanlı Devleti Dünya Savaşı’nın ortasında bulacak kendini…

Doğu’da Kafkas, Sarıkamış… Batı’da Çanakkale… Güney’de Hicaz - Yemen Cephesi…

İngiliz, Fransız, İtalyan işgallerinin başlamasına üç beş yıl kalmış.

Ünye’de bir Rüştiye mektebindeyiz.

Mektebin talebeleri Eski Ünye’nin “Dünkü Çocukları”…

En büyüğü 1896 doğumlu, 17 yaşında.

En küçüğü 1904 doğumlu, 9 yaşında.

Ortalama yaşları 10-12 civarında.

Bu öğrencilerden bir kısmı yukarıda saydığımız cephelere gidecek yahut Kurtuluş Savaşı’na katılacaklar.

Ünye Rüşdiyesi’nin (Ortaokul) sınav cetvelini gösteren 78 öğrenci…

Belge Osmanlı Arşivlerinden derlenmiş…

Sınav cetvelinde mutlaka tanıdık bir isme, ecdadınızdan birine rast gelmeniz mümkün.

Biz bazılarını tespit ettik, açıklıyoruz...


 

Suyabatmazzâde Sami Efendi

 

1317 (miladi 1901) Ünye doğumlu Suyabatmazzâde Sami Efendi’nin şeceresi:

1947’de Ünye’de Ege Lokantası’nı kuran Aşçı Hamit Suyabatmaz’ın kendisinden iki yaş büyük kardeşi olduğu tahmin ediliyor. Sami Efendi çok erken yaşta ölmüş. Aşçı Hamit kendi oğluna genç yaşta ölen kardeşinin adını vermiş. Amcasının adını taşıyan Sami de genç yaşta ölmüş.

Kaynak: Aşçı Hamit’in torunu Avukat Cengiz Suyabatmaz.

 

Çevanarjeoğlu Hüsni Efendi

 

1312 (Miladi 1897) doğumlu Çevanarjeoğlu Hüsni Efendi, Civanbay ailesinin ferdidir. İbrahim Civanbay’ın dedesi Hasan Paşa’nın kardeşidir. Bir dönem Ünye dışında Komiser olarak görev yapıyor. Hasan Paşa’ya ilişkin Ünye Müze Evi’nde sergilenen eşyalarla ilgili bir anekdotumuz mevcuttur. Atatürk tarafından Hasan Paşa’ya hediye edilen bir tabanca müze evde sergilenmiştir.

 

Köylüoğlu Hüseyin Efendi

 

1316 (Miladi 1900) doğumlu Köylüoğlu Hüseyin Efendi, bugün Ayakkabıcılık yapan Hüseyin Köylü’nün dedesidir.

 

Gazezzâde mahdûmu Hulusi Efendi

 

1315 (Miladi 1899) doğumlu Gazezzâde mahdûmu Hulusi Efendi, emekli mühendis Faruk Alp’in amcasıdır.

 

Hacı Seyyidzâde birâderzâdesi Seyyid Ali Efendi

 

1316 (Miladi 1900) doğumlu Seyyid Ali Efendi, Kenan Dönmez’in dedesidir. Fındık ticaretiyle iştigal eden, bu konuyla ilgili yazımızda adı geçen şahıstır.

 

Hacıeminoğlu mahdûmu Mehmed Emin Efendi

 

1317 (miladi 1901) doğumlu Mehmed Emin Efendi, Güven ailesinin (Orhun Güven) amcazadeleridir. Samsun'da PTT müdürüyken Atatürk'ün idam Fermanı telgrafını sakladığı için kendisi de idama mahkûm edilmiştir. Belli bir süre Kaçak yaşamış. Mehmet Emin Efendinin oğlu Ankara'da Kömür İşletmeleri müdürlüğü yapmış bir dönem.

 

Bu ve benzeri detaylar için bilgi edinildiğinde konu yeniden ele alınacaktır.




 

Osmanlı Eğitim Kurumları ve Ünye Rüştiye Mektebi

 

1862’de sübyan (sıbyan) mektepleri yerine açılan İptidai Mektepleri’nin, günümüzdeki karşılığı “İlkokul”dur.

Tanzimat döneminde sıbyan mektepleri dışında rüştiye ve idadiye gibi yeni eğitim kurumları açılınca buralara devam eden öğrencilerin eğitim düzeyinin çok düşük olduğu görüldü. Öğrencilerin okuma ve bilgi eksikliklerini gidermek için yeni usulde ve vakıfların denetimi dışında Maarif Nezareti’ne bağlı iptidai mekteplerinin açılmasına başlandı. Ancak eski usulde eğitim yapan sıbyan mektepleri ile yeni usulde eğitim yapan iptidai mektepleri birlikte eğitim hizmeti vermeye devam etti. Devlet hızla sıbyan mekteplerini iptidai mekteplere dönüştürüyor, bu mekteplere darülmuallimlerden mezun öğretmenleri atıyor ve bu mekteplerde yeni ders programını uyguluyordu.[1]

Rüştiye (Mekteb-i Rüşdi): 1839 yılında Tanzimat sonrası açılan, günümüzdeki karşılığı “Ortaokul” düzeyindeki okullardır.

İdadi: Sultanilere ve meslek yüksekokullarına öğrenci yetiştiren, günümüzün “Lise” düzeyindeki eğitim kurumlarıdır.

Âli: İki yıllık eğitim veren, günümüzdeki “Yüksekokul” karşılığı kurumdur.

Devlet tarafından açılan ve yönetilen rüştiye, idadi ve âli okulların aynı zamanda askeri okul kapsamında olanları orduya subay yetiştirmek maksadıyla kullanılmıştır.

Bu okullar Tanzimat sonrası kurulan Maarif Komisyonları aracılığıyla yönetilirdi.

Ünye’de ilk rüştiye 1871 senesinde açılmıştır. Henüz bu tarihte muallim-i evvel ile idare edilen rüştiye bölgede sadece Trabzon, Samsun, Giresun ve Batum’da bulunmaktadır.

1320/1903: Bu yıla ait TVS’deki (Trabzon Vilayeti Salnameleri) bilgilere göre, Ünye Kazası Maarif Komisyonunda “efendi” unvanıyla 1 reis ve 5 aza görev yapmaktadır.[2]

Bu yıla ait salnameye göre, Ünye, Canik Sancağı’nın en mühim kaza merkezlerinden biridir ve merkez kazadır. Kazanın genel nüfusu (zükur ve inas) 51.169 İslâm, 4.554 Rum ve zükur: 2440, inas: 2280 olmak üzere toplam 4.720 Ermeni’den ibarettir. Bunlardan 5.299 İslâm, 3.074 Rum ve 797 Ermeni kasabada oturmakta iken diğerleri köylerde ikamet etmektedir.[3]


Yine bu yıla ait salnameye göre, kazada, 9 medrese, 1 rüştiye mektebi ve iptidaî derecesinde olarak 102 İslâm, 5 Rum, 15 Ermeni mektepleri ile 1 kütüphane bulunmaktadır. Bunlardan 1 medrese ve 17 iptidaî mektep ile kütüphane kasabada olup küsuru kazaya bağlı köylerle Karakuş Nahiyesi dâhilindedir.

Ünye Kazası’nda bulunan mülkiye mekteb-i rüştiyesinde “efendi” unvanıyla 1 Ulûm muallimi, 1 Fünûn muallimi, 1 de Hüsn-i hat muallimi görev yapmaktadır. [4]

 

Ünye Tarih Araştırma Grubu

Ahmet Kabayel- Ahmet Derya Varilci

 

Devam edecek:

Sınav cetvelinde tanıdık diğer isimler hangileri ve akrabaları kimlerdir?

Ünye Rüştiye Mektebi hangi tarihte, nerede kuruldu?

Rüştiyelerin yapısı, eğitim biçimi ve ders içerikleri nelerdi?

Not: Osmanlı arşivlerinden bularak transkribe eden ve bize ulaştıran değerli araştırmacı, Envanter Tasnif Şube Müdürü Sayın Sabri Bacacı’ya teşekkürlerimizle.

 

Kaynaklar:

 

Sabri BACACI, Araştırmacı, Dosya Envanter Tasnif Şube Müdürü. T.C. Cumhurbaşkanlığı

Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi (İstanbul); Ünye Rüştiye Mektebi'nin 1912-1913 eğitim ve öğretim yıllarına ait umumi imtihan cetveli. Osmanlı Arşivi, MF. İBT 492/1902.01.2024

 

Prof. Dr. Ertan GÖKMEN, II. Abdülhamid Döneminde İptidai Mekteplerinin Yaygınlaştırılması, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2022; 20 (Özel Sayı); s. 77-98

TVS - Trabzon Vilayeti Salnameleri, 1903/1320; Akt. M. Abdullah ARSLAN,  XIX. Yüzyılın II. Yarısında Ordu Kazası, A.Ü.Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 44 ERZURUM 2010

 

10.01.2024, Ünyekent



[1] Gökmen E., s. 77

[2] TVS, 1320/1903, s. 255

[3] TVS, 1320/1903, s. 258-59 (Zükur=Erkek, İnas=Kadın)

[4] TVS, 1320/1903, s. 260

3 Ocak 2024 Çarşamba

Giden Dostlara II

 


Giden Dostlara II

 

İki yıl önce bugün İsmail Torunoğlu’nu kaybettik, 3 Ocak 2022’de…

İlkokuldan bu yana arkadaştık, benim için gerçek bir dosttu.

Babası Hasbi Torunoğlu babamla arkadaştı.

Aile dostumuzdu…

Kız kardeşi Seyhan, İsmail, ben ve kız kardeşim Leyla…

İlkokulu hep birlikte, aynı sınıflarda okuduk.

İlkokul arkadaşlığımız, ortaokul ve lisede de sürdü.

Okul bitti, dostluğumuz hep devam etti.

Hayatımız unutulmaz anılarla geçti.  

 

Bir Bisiklet Öyküsü

 İkimizin de bisikleti vardı; benimki ince tekerlekli Eagle, onunki Dartanyan markaydı. Ortaokul yıllarında biz Çarşı’da oturuyorduk. Evimiz, babamın dükkânının üstündeydi. Bisikleti Orta Cami yanında “Bisikletçi Hoca” dediğimiz Ahmet Kuru’dan almıştık. Orada beğenip görmüş, babama söylemiştim. Babam da sıkı bir pazarlık sonrası Ahmet amcadan satın almıştı. Zarif görünümlü, güzel bir bisikletti. Satın almazdan önce arada bir onu yarım saatliğine Ahmet amcanın oğlu Mustafa ağabeyden kiralar, Ünye turuna çıkardım. Ünye turu dediğim, Köprübaşı’ndan Burunucu’na kadar… O dönem Ünye o kadardı ve kiralık bisikletler meşhurdu. “Bi tur versene, ben de bineyim.” diyenden geçilmezdi. 23 Nisanlarda bisikletleri süsler, korteje katılırdık. Sonuçta beğendiğim bisiklet tümüyle benim olmuştu. O yaşta en önemli mal varlığımız sayılırdı. Yıllar sonra Vittorio De Sica’nın “Bisiklet Hırsızları” filmini izleyince, bisikletin bu özelliğini daha iyi anladım.

İsmail’in bisikleti de güzeldi üstelik sıfır alınmıştı ama gözü hep en iyilerdeydi. Dartanyan yerine o yıllarda çok meşhur olan Yale marka bisikletlere takmıştı. Bu arayışı ömrü boyunca devam etti.

Bir gün Ortaokul yokuşundan iniyoruz bisikletle. Tam yokuşun başında Hacı Osman Ağa Camisi’ni geçmiştik ki, İsmail yokuş aşağı birden hızlandı. Yoldakilere çarpmamak için direksiyonu kırınca dengesi bozuldu, yolun kenarına çarptı. Durduk, toparlandık. Durumu fazla vahim görünmüyordu. Yola devam ettik. Meğer bisikletin üzerine düşmüş ve fren çubuğu kasığına batmıştı. Canı çok pekti, oralı olmamıştı ama ciddi bir yaralanmaydı. Okula birkaç gün taksiyle gidip gelmek zorunda kalmıştı.  

Onu aradan geçen uzun yıllar sonra inşaat malzemeleri satıcısı olarak buldum. En iyi olma arayışı meslek hayatında da sürüyordu. Bana da aynı tavsiyede bulundu, “Yapacağın işin en iyisi olmalısın!” diyordu.  

Kendine olan güveni ve liderlik eğilimi her zaman ağır basıyordu. Bu özelliği siyasi yaşamında da etkili oldu. Siyasi partilerle temastaydı. Bir dönem Anavatan Partisi İl Genel Meclisi Üyeliği ve Ünye İlçe Başkanlığı görevlerinde bulundu. Ardından Demokrat Parti Ünye İlçe Başkanı oldu.

Ünye’de sosyal ve siyasi etkinliklerin merkezindeydi. Ünye’nin Dünkü Çocukları etkinliğinde özel bir yeri vardı. Grubun trampet takımında tıpkı Ortaokul lise yıllarımızdaki gibi yerini almıştı. Fener alaylarında, Çamlığa sahip çıkma konusunda yine ön saflardaydı.

Son dönem siyasi faaliyetlerini oğlu Berkay’a devretmişti. 2019 yerel seçimlerinde oğlu Berkay Torunoğlu, İyi Parti ve CHP’nin Ünye Belediye Başkanı ortak adayıydı.

 


İki Anı Daha

İlki ortaokula yeni başladığımız dönemden kalma siyah-beyaz bir fotoğrafa ilişkin.

1966 veya 1967 yılındaydık. O yıllarda bayram günlerinde, özel günlerde veya havanın güzel olduğu zamanlarda sahilde, özellikle parkta (o zamanlar yalnızca bir park vardı, iskele yanında bugün Yunus Emre Parkı diye bilinen yerde) elinde fotoğraf makinasıyla fotoğrafçılar olurdu. Orada olmasalar da stüdyoya gidip randevulaşırdık. En meşhurları Foto Öndersev ve Foto Yayla idi. Ayrıca Orta Cami yanında Keleşoğlu vardı, daha çok vesikalık çekerdi. Bir de Enver Lüleci’yi hatırlıyorum.

İsmail’le bir hatıra fotoğrafı çektirelim dedik. Orta cami yakınında stüdyosu olan Foto Yayla’ya parkta fotoğraf çektireceğimizi söyledik, “Siz gidin, ben hemen geliyorum” dedi. Park’ta küçük bir çay ocağı binası, dışarıda çimenlerin üstünde birkaç tahta masa ve tahta sandalyeler vardı. Arkamız denize dönük, Foto Yayla’ya poz verdik. Parasını peşin ödedik, kural öyleydi. Ertesi gün gidip siyah-beyaz fotoğrafımızı alacaktık. Babam parayı bozuk vermiş yahut cebimde biriken harçlıklardan dolayı parayı çıkarıp tek tek saymak zorunda kaldım. İyi para ediyormuş anlaşılan o yıllarda fotoğraf çektirmek. İşte İsmail kardeşimle çektirdiğimiz siyah beyaz fotoğraf o günlerden kalma.

İkinci anım daha yakın bir geçmişe ait. Eşi Firdevs hanımla bir gece konuk olarak gelmişlerdi. Ne yazık ki iadeyi ziyarette bulunamadık, araya Pandemi girdi. Güzel bir sohbetti, her zaman olduğu gibi. Daha çok geçmiş günlerden bahsetmiştik... Kaledere İlkokulu yıllarından, Niksar Caddesi’ndeki baba evinden, bizim Çarşı’da ikamet ettiğimiz yıllardan söz ettik.

Çayı şekersiz içiyordu İsmail, bana da şekersiz içmemi önerdi. Çayın tadını daha iyi alabileceğimi söyledi. Bense çayı çift şekerle içerdim ama denemeye karar verdim. Önce teke düşürdüm şekeri, sonra hep kaldırdım. Gerçekten de şekersiz olunca çayın tadını daha fazla almaya başladım. O’nun deyişiyle, şerbet içiyormuşuz meğer.

İçtiğim çayda bazen İsmail kardeşim düşüyor usuma.


 

Berkay Torunoğlu

5 Ocak 2022 tarihinde oğlu Berkay’ın “Acı kaybımız” diye başlayan sosyal medya paylaşımı İsmail Torunoğlu’nu evladının gözünden tanımlıyor:

“Hayatta en çok babam gibi olmak istedim. Babam benim rol modelim. Ailesine çok düşkündü. Annem Firdevs Hanım için çok iyi bir yol arkadaşı, kader arkadaşı ve iyi bir eşti. Çok sevdiği torunu Demir Berk için iyi bir oyun arkadaşı ve harika bir dede oldu. Ne eşim Asiye’yi ne de Barkın’ın eşi Gizem’i gelini olarak gördü, hep kızları olarak kabullendi ve çok sevdi. Hayatı boyunca tanısın tanımasın birçok insana dokundu. Tam bir toplum ve siyaset adamıydı. Ardında yollar, köprüler okullar gibi birçok eserler bıraktı. Bu gücü kendisi için değil çok sevdiği Ünye’si için kullandı.”

Evladının gözünden bu şekilde anılmak ne güzel…


 

Şimdi Uzaklardasın

İsmail Torunoğlu 3 Ocak 2022 Pazartesi günü evinde kalp krizi geçirdi.

Özel Ünye Çakırtepe Hastanesi’ne kaldırıldı. Yapılan tüm müdahalelerle rağmen kurtarılamadı, 69 yaşında hayatını kaybetti.

4 Ocak 2022 Salı günü Nadirli Mahallesi’nde aile kabristanlığına defnedildi.

Siyasi görüşümüz aynı olmasa da, çocukluk döneminde başlayan dostluğumuz bu durumdan hiç etkilenmedi.

Bir dost, bir arkadaş olarak başladı ilişkimiz, öylece devam etti...

Aramızdan ayrıldı ama kalbimizde hep var edeceğiz.

Anısına saygıyla, rahmetle, sevgiyle ve özlemle...

Mekânı cennet olsun.







03.01.2023, Ünyekent

27 Aralık 2023 Çarşamba

Giden Dostlara

 


Giden Dostlara

 

 

İlkgençlik yıllarımızın sevilen dizelerindendi Ümit Yaşar’ın “Sana şiirler okuyacağım, gitme” diye başlayan şiiri…

Şiir çoğunlukla gidene yazılırmış.

Gençlik heyecanının yatıştığı dönemde eski büyüsünü yitirir, sıradanlaşırmış.

İlerleyen yaşlarda ise şiir bazen yeniden canlanır, kendini dışa vururmuş. 

Aziz Nesin’den biliyoruz bunu, 70’inden sonra şair yönünü tanımıştık ünlü öykücümüzün…

Şimdilerde şiirin hangi dönemindeyim, karar veremedim.

Zaman zaman azalsa da şiire olan tutkum, hiç bitmedi...

Kronik bir vakıa idi benim için.


 

Doğum Günüm

 

Aralık ayının sekizinci gününde doğmuşum.

Sağ olsun arkadaşlardan kutlama mesajları geldi.

Bu yaş günü biraz daha anlamlıydı benim için; annemin öldüğü yaşı geride bıraktım.

Ölüm söz konusu olunca, nedense önce anne-babamızı, sonra da akranlarımızı ölçü alırız.

2023’ün son günlerinde birçok arkadaşımızın aramızdan ayrıldığına tanık olduk.

Hayata veda edenler ve hayata gelenlerle sağlanıyor bu döngü…

Yıllar önce, yine böyle bir doğum günümde kutlama mesajları almıştım dostlardan…

Bir sosyal medya hatırlatması olarak yeniden düştü önüme:

Tarih 08.12.2010…

Tamı tamamına 13 yıl önce.

“Doğum günün kutlu olsun sevgili kuzenim. Sana sağlıklı, mutlu, nice yaşlar diliyorum.” demiş, sevgili Nurver...

Hemen altında değerli araştırmacı-yazar arkadaşım M. Ufuk Mistepe:

Ünye ağzıyla; “Bu günnerde dovan dovana” deyip, “daha birçok günler doğacaksın” temennisinde bulunmuş.

Bugün, ikisi de aramızda yok!

Nurver Tokaç Oralgül’ü 10 Kasım 2017 günü kaybettik.

M. Ufuk Mistepe’yi 5 Ağustos 2020’de kaybettik.

Aynı sınıftaydılar, arkadaşlardı her ikisi de Ünye Lisesi’nden.

Benim iki yıl ardımdan geliyorlardı.

Doğum günlerinde onlar için ben de benzer temennilerde bulunmuştum…

İyi dileklerim yetmemiş olmalı ki, aramızdan ayrıldılar.

Ardından şiirler okudum.


 

Hulusi Sağlam

 

Ortaokul, Lise…

Hangi yıl, hangi sınıfta birlikte okuduğumuzu hatırlamıyorum.

Tek hatırladığım…

Son gördüğüm gündeki gibi gülümseyen yüzüydü…

Sevgi dolu bir insandı,  kimseyi kırmayan bir kalpti.

Ah Hulusi, sen de mi bırakıp gittin bizi…

Ayrıldın aramızdan?

 

Geçtiğimiz yaz bana bir kitaptan söz etmişti.

Sınıf arkadaşımız Aydın Düzkaya’nın kardeşine ait bir eser:

“Aşkın Rengi İle İstavritin Rengi Aynıdır”.

Ayhan Nadi Düzkaya, 2015, İkinci Adam Yayınları.

Ünye’den bahsediyormuş kitabında Ayhan…

Yaz boyunca zevkle okuduğum kitaplardan biri oldu.

Kitapta yazılan Ünye bahsi önemli tabi, Hulusi’nin dediği gibi…

Her kuşak aynı ayrıntıyı görmüş, aynı duyguları yaşamış Ünye’de. 

Bizim kuşağın yaşadıklarına bizden bir sonraki kuşağın nasıl baktığını da öğrenmiş olduk böylece Ayhan’ın kitabından…

Teessüf ederiz Ayhan, demiştim kitabı okurken…

Ağabeyin Aydın hiç kızmadı mı sana?

Bizden önceki kuşağı biz ölümüne sevip saymıştık, demedi mi?

Bizden sonraki kuşak, bizim kadar bağlı değillermiş büyüklerine.

 

Ünye’nin Dünkü Çocukları

 

Geçtiğimiz ay Orta Cami Avlusu’nı yazarken değinmiştim Ünye’nin Dünkü Çocukları’na… Aramızdan ayrılan Özer Kayır’dan bahsetmiştim. Grubun mensubu bir başka ismi daha kaybettik şimdi. Hulusi Sağlam. O’nunla Ünye’nin geçmişine yolculuk yaptık demiştim. Her gün bulup buluşturduğu eski Ünye fotoğraflarıyla eşsiz bir arşiv derlemişti… Adına Ünye’den İnsan Manzaraları diyordu.

Fotoğraflar arasında en çok Hulusi vardı, Özer’in, Sevdiye’nin ve benim çektiğimiz...

Nasıl olmasın? Ünye’nin ve Ünye’nin Dünkü Çocukları grubunun bütün etkinliklerinde O vardı…

Kadrajıma giren görüntülerden birinde, bir akşam vakti İstanbul Taksim Meydanı’nda tentürük çevirirken görünüyor. Esra Alkan’ın yönettiği Ünye Fatsa Arası adlı yapımın galası için gitmiştik İstanbul’a.

Orada tentürük çevirmesi sakıncalı kişi idi.

Bir başka fotoğrafta Orta Cami avlusunda trampet takımı kıyafetiyle, önünde “mektep kaçakları” yazıyor. Bir başkası Ünye Kordonu’nda; Fener Alayı, Taksim Destek Mitingi, Çamlık Direnişi... Milli bayramlarda tulumbacı, tahta araba sürücüsü…

En çok da Bilgin Hasdemir’in “göğüslük” dediği siyah önlüğüyle görünüyor fotoğraflarda... Çocukluğumuzun, ilkgençlik yıllarımızın okul giysisi.

Ben daha çok eski fotoğraflarını sevdim Hulusi’nin...

1970’lerde top koştururken Yalı kumsalında…

Todori’nin mekânında Sait Tabak’la.

Sahilde Hüseyin Güven’le…

Dedim ya geçmişten bir belge gibi her fotoğrafı…

Adeta bizim kuşağın arşivi, Ünye’den İnsan Manzaraları…

Mekânın cennet olsun Hulusi kardeşim.

Işıklar içinde uyu.

 

 

Not: Ayaküstü sohbetlerimizde “Yukarı gel Ahmet, çay içip sohbet ederiz” diyordun. Bir türlü yukarıdaki mekâna çıkıp sohbetimizi sürdüremedik. Daha çok yitip giden dostlarımızdan söz ederdik; Ahmet Ellibeş’ten, Hüseyin Güven’den, Sait Tabak’tan, Cihan Kocaoğlu’ndan… Hepsine yürek dolusu sevgimizi götür Hulusi, olanca hasretimizin orta yerinde şimdi sen varsın. Onlara şiirlerimizi götür, giden dostlara selam söyle.

 

27.12.2023, Ünyekent