2 Temmuz 2025 Çarşamba

Kılıç Kökten’in İzinde II

 


Kılıç Kökten’in İzinde II

  

Cüri Deresi Kanyonu ve akarsu havzası boyunca yaptığımız yüzey araştırması ve doğa gezisinin ardından, Kılıç Kökten hocamızın işaret ettiği önemli bir Paleolitik mağara olduğunu tahmin ettiğimiz Ünye kadılar Mahallesi İnönü Mağaralarına bir gezi gerçekleştirdik.

Ünye Tarih Kültür ve Doğal Varlıkları Araştırma Derneği olarak geçtiğimiz hafta bir davet nedeniyle gerçekleştirdiğimiz gezi, önemli bir destinasyon olan Ünye kadılar Mahallesi’ne idi. Dernek yönetiminden Tarihçi-Yazar Mehmet Karayalman tarafından düzenlenen davete, Ordu Valisi Muammer Erol, Ünye Kaymakamı Ayhan Işık, Ünye Belediye Başkanvekili Orhan Gürel, Ordu İl Kültür ve Turizm Müdürü Uğur Toparlak, Ordu Müzesi Müdürü Mustafa Seyfullah Kolağasıoğlu ve Ünye İlçe Müftüsü Ali Fuat Baycan katıldılar ve Kadılar Mahallesi’nde incelemelerde bulundular.

 Vatandaşların imece usulüyle onardığı ve tekrar ibadete açtığı Abdulhalimağa Camisi ve Külliyesi ile Mevlevi Tekkesi, Tarihi Mezarlık gezildi, İnönü Mağaraları hakkında bilgi alındı. Mahallenin halen çalışır vaziyetteki su değirmeni ziyaret edildi. İlgili yerlerin onarımı, tescili ve koruma altına alınması için harekete geçildi.

Geçtiğimiz hafta; 25 Haziran 2025’te gerçekleşen geziyi, derneğimiz yöneticilerinden Mehmet Karayalman düzenledi. Karayalman’a Başkan Ahmet Soylu ve Arkeologlar; Ali Rıza Nal ile Ahmet Derya Varilci eşlik ettiler. 1960’lı yıllarda memleketi Ünye’ye gelerek çalışmalarda bulunan İ. Kılıç Kökten’in notlarında yer alan İnönü Mağaralarında araştırmalar yapıldı.

 




Abdulhalimağa Camisi ve Külliyesi

 

Cami’nin ilk inşasının 1455 yıllarına kadar gittiği rivayet edilir. İlk hali ahşaptır ve kaba kütükten yapılmıştır. Köylerin ortak noktasında Cuma Camisi olarak inşa edilen cami, 1915-16 yıllarında (Sultan Reşat Dönemi), “zindan” tekniği ile çivisiz ahşap camiye dönüştürülmüştür.[1]

Cami 1963’te yıkılarak aynı yere kesme taştan yeniden inşa ediliyor..

Günümüze kadar bu haliyle gelen caminin inşaatında Sarıhalil, Ağudere ve Kadılar Köyü ahalisi bizzat çalışmıştır.

Köylerinde kendi camilerini inşa etmelerinden dolayı caminin cemaati azalmış ve 1986 yılında ibadete kapanmıştır. Atıl durumdaki cami mahalle halkının isteğiyle ve imece usulüyle yeniden onarılmış ve Mayıs 2025’te ibadete açılmıştır. Külliyesindeki sibyan mektebi ise henüz onarıma alınmamıştır.

Cami’nin karşısında, ulu bir ağacın altında Evliya Baba Kümbeti bulunmaktadır.

 

Tarihi Mezarlık

 

Osmanlı Arşiv belgelerinde 16.yüzyıla kadar giden Kadılar Köy Mezarlığı, çoğu tahrip görse de sahip olduğu mezar taşlarıyla bölgede ilk Türk yerleşimini gerçekleştiren Danişmentlere ait olduğu izlenimini vermektedir. Örneklerine Tekkiraz Yaycı Mahallesi Kabadirek Camisi çevresinde rastladığımız, boyları 2 metreyi aşan mezar taşları, eski Türk balbal geleneğinin halen etkisini sürdüğü dönemi yansıtmaktadır.[2]


Kadılar ismi, bu yerleşimin bilinen eski adıdır ve 1642 tarihli Osmanlı avarız defteri ile 1928 tarihli Osmanlıca köy listesinde geçmektedir.[3]

Kadılar köyü, 1642 tarihli Osmanlı avarız defterine göre Ünye kazasına tabi Çöreği kazasının dokuz köyünden biriydi. Defter kayıtlarında Akkilise adının değiştirilerek kadılarıyla ünlü köyün Kadılar yahut Kadılı Köyü adını aldığı bilinmektedir.[4]

Osmanlı’da kadıların asıl görevi insanlar arasında meydana gelen hukukî ihtilâfları sonuçlandırmak, hukuka aykırı davranışların cezasını hükme bağlamak, verdikleri hüküm ve cezaları icra ve infaz etmektir. Ancak İslâm tarihinde kadılara dinî (imam-hatiplik gibi), malî, idarî, eğitim öğretim vb. kazâî olmayan görevlerin tevdi edildiği de olmuştur.[5]


1834 tarihli Osmanlı nüfus defterinde de Kadılar Köyü aynı idari konuma sahipti. 1928 tarihli Osmanlıca köy listesine göre Ünye kazasının merkez nahiyesine bağlıydı. Bu tarihte Ünye kazası Merkez ve Karakuş nahiyelerinden oluşuyordu. 1935 genel nüfus sayımında aynı idari konuma sahip olan köyün nüfusu 422 kişiden oluşuyordu. 1965 genel nüfus sayımında Kadılar köyünün nüfusu 694 kişiye çıkmıştı ve bu nüfus içinde 128 kişi okuma yazma biliyordu.[6]


 

İn-önü Mağaraları ve Çağlayanı

 

Kadılar mahallinden geçen Çöreği Deresi kıyısında irili ufaklı üç adet mağara yer almaktadır. İn-önü Mağaraları adı verilen doğal oluşumlardan ikisini inceleme fırsatı bulduk. Karstik mağara niteliği taşıyan bu mağaraların suya yakınlığı nedeniyle Paleolitik Dönemin insanları tarafından kullanılmış olabileceğini düşündük. 1960’lı yıllarda Ünyeli Etnograf-Arkeolog İsmail Kılıç Kökten’in tespit ettiği Paleolitik barınaklardan biri olması kuvvetle muhtemeldi.

 


Karstik mağaralar kireç taşı, dolomit, mermer, jips, tuz, kalsit, çimentolu konglomera ve kum taşı gibi erimeye uygun karbonatlı ve sülfatlı kayaların, yeraltı suları tarafından eritilerek aşındırılmasıyla meydana gelen mağaralardır.

İn-önü Mağaralarından biri oldukça derindi. Araştırmamız sırasında Karayalman ve Ünye Müftüsü Baycan, mağaranın gidilebilen son noktasına kadar ulaşmaya çalışmışlardır. İçinden su akmakta olan mağaranın bir başka kolunda, kışın oldukça gür akan bir çağlayan oluşturduğu gözlemlenmiştir.

 

Kılıç Kökten ve İn-önü Mağaraları

 

1963 yılı Mayıs ve Haziran aylarında Samsun’da yapılan toplantı sonrası Kökten, Samsun -Ordu arasında bir kıyı gezisine başlıyor.  

“Samsun -Ordu arası kıyı gezisinde arkadaşlarımdan ayrıldım. Memleketim olan Ünye'de Cevizderesi boyunda ve bu derenin doğusundaki sekiler (Taraçalar) üzerinde Tarihöncesi (Prehistorya) araştırmaları yaptım.” [7]

Ünye’de öğretmenlik ve İlköğretim Müfettişliği yapan Orhan Bora’nın araştırma süresince Kılıç Kökten’e mihmandarlık yaptığını yazdığı Yeşil Ünye Rehberi adlı kitaptan biliyoruz.

Yüceler Köyü ve Cevizdere başta olmak üzere Ünye’nin birçok yerinde yüzey araştırmaları sondaj ve kısmi kazılar yapan Kökten, Paleolitik döneme ait çok önemli ipuçları elde ediyor. Bu araştırmalarını “Ünye'de Eskitaş Devri'ne Ait Yeni Buluntular” başlığıyla raporlayan Kökten, bölgede yaptığı araştırmaların ancak bir bölümünü raporlayabilmiştir.

Kökten hocanın raporlayamadığı ancak araştırmalarında özel bir yer tutan Ünye ve çevresindeki Paleolitik yerleşim noktaları ki, bunlar çoğunlukla mağaradır, O’na yardımcı olan Orhan Bora tarafından Yeşil Ünye Rehberi’nde not edilmektedir.

“Çalışmaları genellikle Yüceler Köyü ile Cevizdere yöresini kaplayan tabii mağaralar da (Abrie sure roche), Tozkoparan, Koytak kaya, Tilki mağaraları, Halpaç mağara, İn-önü mağaraları ve Kale civarlarında olmuştur. Bütün bu mağaralardan çıkarılmış olan Paleolitik, Mezolitik ve Prehistorik endüstrisine ait buluntular, Ankara Üniversitesi Dil - Tarih Coğrafya Fakültesi'nin reyonlarından teşhir ediliyor.”[8]

Kadılar Mahallesi gezisiyle tespit ettiğimiz İn-önü Mağaraları ve daha önce ulaştığımız Cüri Deresi Halpaç Mağara’dan sonra, Kökten Hocamızın diğer tespiti bir mağaraya geliyor sıra; Tilki mağaraları…

Doğal olarak kökten Hoca’nın izinden giderek tespit ettiğimiz bu mağaraların yerini bulmakla mesele bitmiyor, aksine araştırmalara Hoca’nın bıraktığı yerden başlamak gerekiyor.  Her birinde bilimsel bir kazı yapılması zorunlu hale geliyor.

 

Kaynaklar:

 

Kökten, İ. Kılıç. 1964, Ünye'de Eskitaş Devrinde (Paleolitik) ait Yeni Buluntular.

Bora, Orhan. 1969, "Turistik Yeşil Ünye Rehberi”

Doğan, Osman. 2003, Tarih Boyunca Ünye, Ünye Belediyesi Yay.

Topçu, Tuğba, 2023, 19. Yüzyılın İlk Yarısında Ünye Kazasının Nüfusu, Yüksek Lisans Tezi

 

02.07.2025, Ünye Kent


Dipnot:

[1] Kaynak olarak “Diyanet İşleri Şahsiyet Defteri” gösterilmektedir. İsminin Abdulhalimağa Camisi olması ise, 1461 Trabzon’un fethinden sonra bölgenin Osmanlı yönetimine bağlanması sonrası, Kızılca Kilise (Kızılcakese), Gölceğiz Yılancılı ve Ak Kilise (Kadılar) köylerindeki camilerin banisi, arşiv kayıtlarında Abdulhalim Ağa olarak gösterilmesindendir.

[2] Anadolu’da yurt tutan ilk Türk-İslam boylarının mezar kültürünü en iyi yansıtan örneği, Doğu Anadolu’daki Ahlat Mezarlığı’dır. Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Bitlis'in Ahlat ilçesinde bulunan ve Orta Çağ dönemine ait dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlığıdır. Mezarlık bugün bir açık hava müzesi durumundadır.

[3] Topçu, 2023; s. 11

[4] 1642 Arşiv kayıtlarında Kadılar Köyü’nün Satılmış mı, Ünye Kazasına tabi Çöreği kazasına mı bağlı olduğu kaynaklarda farklı ele alınmaktadır.

[5] İslam Ansiklopedisi, 24. Cilt, s. 69

[6] 1965 Genel Nüfus Sayımı, Ankara, 1968, s. 519.

[7] Kökten. 1964, Ünye'de Eskitaş Devrinde (Paleolitik) ait Yeni Buluntular.

[8] Orhan Bora, 1969, "Turistik Yeşil Ünye Rehberi”

25 Haziran 2025 Çarşamba

Ünye İçin Çarpan Bir Yürek Daha Sustu

 


Ünye İçin Çarpan Bir Yürek Daha Sustu

 

Aşkın Dünkü Çocukları filminin Ünye’deki çekimi sona ermek üzereydi. Müze Ev’de bir paneli izlemek üzere filmin yapımcısı A. Selim Tuncer girdi kapıdan… Hafif boynu bükük bana doğru ilerledi. Biri takıldı Selim’e:

-         Selim Bey, neden böyle boynu bükük yürüyorsunuz?

-         Benim yanıma gelirken Selim hep mahzundur, dedim. Çünkü ben O’nun ağabeyiyim.

-         Tabi, dedi Selim, O benim ağabeyim...

Elimi sıktı, kucaklaştık…

Herkesin “Selim Abisi” idi. Bu defa bir “abi” bendim, hoşuna gitmişti.

 

Selim’le son diyaloğumuz oldu bu…

Yalnızlığını hissettim o an. İçim titredi…

Tedirginliğini çektiği filme yormuştum. Yaptığı işi iyi yapardı, bilirdim ama bu oldukça riskli bir yatırımdı. Yıllardır rüyasını gördüğü bir eserde başarısız olmak istemezdi…

Hasta olabileceği hiç aklıma gelmedi.

 

Yoğun iş temposuna rağmen, Ünye söz konusu olduğunda koşar gelirdi. Bir defasında Ünye Ticaret Borsası binasında bir toplantıdaydık. İzin isteyip pencereye yanaştı. Sigara tiryakisiydi, çok içiyordu.

-         Bırak şu mereti, demiştim… Bırakamıyorsan bari biraz azalt.

Bana hak verdi ama azaltmadı.

Sigara ses tellerine zarar veriyordu, ses performansı iyice düşmeye başlamıştı.

Buna rağmen çalışmalarına ara vermedi.

Reklam sektöründe önemli bir yer edinmişti.

Genna Ajans’ın kurucusuydu.

Soyut Şeyler Ekonomisi’nin yapımcısı ve sunucusu…

Generation gazetesi yayın yönetmeniydi.

Kişisel bloğundan pek çok yayına köşe yazarıydı.

“Son Akşam Yemeği” ve “Aşkın Dünkü Çocukları” filmlerinin yaratıcısı ve yapımcısıydı.

Dost canlısıydı, Ünye aşığıydı. 

Üretkendi, çalışkandı…

 

“Doğuştan İyi” Adamlar

 

2006’da kaleme almıştı, aktaracağım şu satırları…

İyi yazardı hatta hayran kitlesi edinmişti kendisine; moda deyişle fanları vardı.

Bir ara “Selim abi kitap yaz!” diye tutturmuşlardı.

İşte o yazılardan biriydi “Eski albümlerden kalbime düşen kor...” başlıklı yazısı…

 

Şöyle diyordu ilk fotoğraf için:

 

Sene 80... Eski dostlar... (Üst sıra, soldan sağa) Abbas Tornacı (Şu anda nerdedir, nicedir bilmiyorum. Nerdesin Abbas?), Hasan Ballıktaş (Ankara Sanat Tiyatrosu, Yönetmen-Oyuncu), Muhittin Yılmaz (Konya İl Milli Eğitim Müd. Yrd.), (Orta sıra, soldan sağa) Nesrin Kürklü (Ereğli Lisesi Edebiyat Öğretmeni), Meral Konrad (Biliyorsunuz.), (Alt sıra, soldan sağa) Canan Yıldırım (Nerelerdedir, bilemiyorum.), ben (Buradayım.), Gülen Temur (Eğitimci, Ankara'da).

 

İkinci fotoğraf:

 

Sene 84... Özdemir İnce, ortadaki beyi çıkaramadım. Ankara’da bir açılış... Özdemir İnce, genç şairlerle birlikte olmayı, onlarla sohbet etmeyi severdi; Ahmet Erhan, Haydar Ergülen, Adnan Azar, Akif Kurtulmuş... Ahmet Erhan ve Özdemir İnce’yle keyifli gece yarısı sohbetlerini, hatta birkaç şirin macerayı hatırlıyorum.

 

Üçüncü fotoğraf:

 

İçime düşen kor... Görüştüğüm eski dostlar, eski albümlerden bazı fotoğraflar isteyince, belki de yıllardır elimi sürmediğim yıpranmış fotoğraf kartlarını karıştırmaya başladığımda çıkardım bunları... Birkaç fotoğrafı buraya almama neden olan bu son fotoğraf oldu. En solda, yüzünün yarısı görünen, Sivas’ta Madımak Oteli’nin ateşleri arasında yitirdiğimiz rahmetli Behçet Aysan...

Yine 80’li yılların başları... (Soldan sağa) Behçet Aysan, ben, Muhittin Yılmaz, Bilal İlhan, Ahmet Erhan, iki beyi tanıyamadım, Ali Püsküllüoğlu...

87’den sonra ayrı şehirlerde olduk. Bir dostun, elim bir gazete haberi olarak insanın önüne düşmesi tarif edilmez bir acıdır. Yalnızca bir şair değil, ülkesi için düşünen, ıstırap çeken bir aydındı Behçet Aysan. Şablonlara itibar etmez, beyin duvarlarını çatlatırcasına düşünürdü. Sakin yaradılışlıydı ama anlatırken heyecanını gizlemezdi. “Doğuştan iyi” adamlardandı. İyiydi. Gittiği yerde de “iyi”lerin arasında olduğuna inanıyorum.


 

Ve şimdi sevgili Selim sözünü ettiği doğuştan iyi adamların arasına katıldı.

İyi bir dost, güzel bir insandı...

Ünye dünkü çocuklarından birini daha kaybetti.

Ünye için çarpan bir yürek daha sustu.

 

 

25.06.2025, Ünye Kent

18 Haziran 2025 Çarşamba

Kılıç Kökten’in İzinde

 


Kılıç Kökten’in İzinde

 

14 Haziran’da derneğimiz etkinliği kapsamında Cüri Deresi Kanyonu ve akarsu havzası boyunca yüzey araştırması ve doğa gezisi gerçekleştirdik. Ünye Tarih Kültür ve Doğa Varlıkları Araştırma Derneği olarak, Başkan Ahmet Soylu, Arkeolog Ali Rıza Nal, yönetimden Ali Engin, Mehmet Karayalman ve oğulları Muhammed Zahit ve Yusuf Bahri ile gerçekleştirdiğimiz gezide, bölgemiz için önemli tarih ve kültür alanlarını ziyaret ettik.

Bölgenin su değirmenleri, çeşmelerini, bentlerini, yenilenen camileri ve hazirelerini, ahşap asma köprüleri, eski mezar taşlarını ve Cüri Vadisi’nin kanyonlarını gördük.

1960’lı yıllarda Ünyeli Etnograf-Arkeolog İsmail Kılıç Kökten’in tespit ettiği, Paleolitik dönem barınağı Cüri Halpaçkaya Mağarası’nı keşfettik.

Mağaraya ulaşmamıza Hanyanı Mahallesi Muhtarı Mustafa Yazıcı yardımcı oldu ve bölgeyi gezmemizi sağladı. (Kendisine ve bizi patpatla dere ağzına indiren yardımcısına teşekkür ederiz.)


 

Cüri Deresi Havzası / Halpaçkaya Mağarası

 

Curi Deresi, Ordu’nun Akkuş ilçesinden başlayıp Ünye ilçesinden Karadeniz’e dökülen bir akarsudur. Koordinatları 41°08'36"N ve 37°13'41"E’dır. Kot farkı 1620 m. olan dere, 49 km. kolektör uzunluğunda olup, yağış alanı ise 242 km2’dir.[1]

Curi Deresi, Ordu-Ünye yöresinde en önemli sucul ekosistemdir.

Çevresinde yoğun bir şekilde fındık yetiştiriciliği yapılmaktadır. Dolayısıyla, fındık bahçelerinden gübre ve ilaç kalıntıları sulara ulaşmaktadır. Özellikle derenin aşağı havzası (Denize yakın kısmı), çevredeki kil (bentonit) ve hazır beton fabrikaları nedeniyle oldukça kirlenmiştir. Yukarı havzada ise, Kepçeli Yaylası’na yakın mevkide Çöp Toplama Tesislerinin kimyasal atık sızıntıları söz konusudur. 

Tüm bu olumsuz gelişmeler sonucu vadinin ekosistemi tamamen yok edilmiş durumdadır. Dere boyu yaptığımız muhteşem gezi sırasında, tespit ettiğimiz olumsuz gelişme deredeki kirlilikti.

Değerli hemşerimiz İsmail Kılıç Kökten’in Cüri Deresi kenarında tespit ettiği Halpaçkaya Mağarası ise, tanık olduğumuz tüm olumsuzlukları bize unutturdu.

14 Haziran 2025 Cüri Vadisi Gezi, Ekibi

Bizi ağırlayan ve kitabını hediye eden 
Faruk Ateş hocamızla.

Curi Deresi 

Cüri Kanyonu

Halpaçkaya Mağarası önü temizliği

Halpaçkaya Mağarası önünde 
Hanyanı Muhtarı Mustafa Yazıcı ile birlikte.

 


İsmail Kılıç Kökten’in Karadeniz Araştırmaları

 

1963 yılı Mayıs ve Haziran aylarında Samsun’da yapılan toplantıya “Diptarihte Samsun” adlı bildiriyle katılan Kökten, toplantı sonrası arkadaşları Tahsin ve Nimet Özgüç’ten ayrılarak, Samsun -Ordu arası kıyı gezisine başlıyor.

“Samsun -Ordu arası kıyı gezisinde arkadaşlarımdan ayrıldım. Memleketim olan Ünye'de Cevizderesi boyunda ve bu derenin doğusundaki sekiler (Taraçalar) üzerinde Tarihöncesi (Prehistorya) araştırmaları yaptım.” [2]

Ünye’de öğretmenlik ve İlköğretim Müfettişliği yapan Orhan Bora, araştırma süresince kendisine mihmandarlık yapıyor.

Yüceler Köyü ve Cevizdere başta olmak üzere Ünye’nin birçok yerinde yüzey araştırmaları sondaj ve kısmi kazılar yapan Kökten, Paleolitik döneme ait çok önemli ipuçları elde ediyor.

“Evvelce (1944-1945) Rize'ye kadar yaptığım bir gezide, bu noktadan geçerken uzaktan birkaç tabii mağara görmüş, sekiler üzerinde çakmaktaşından yapılmış aletler toplamıştım” diyen Kökten, şunları aktarıyordu:

"Son gezimi Samsun - Rize arasında yaptım. Raporumu hazırlamaktayım. Belletende neşredeceğim. Yalnız yollar bakımında ufak bir not eklemeyi faydalı görüyorum. Araştırmalarıma Samsun'dan itibaren başladım. Yeşilırmak Delta'sının orta kısımlarını ve bu deltanın Doğu kenarında sonra Rize'ye kadar uzanan sahil boyunu dikkatle araştırdım. Bu arada Miliç (Terme), Ünye, Ordu, Harşıt ve Trabzon gerilerinde de en az 35 km. derinliğine uzamalar yaptım. Ordu Vilâyeti'nden sonra Rize'ye kadar Prehistorya'yı aydınlatacak tek bir ize rastlamadım."[3]

Arkeolojik yönden çok az araştırılmış olan Orta Karadeniz Bölgesi'nin kültür tarihinin Alt Paleolitik Çağ'a kadar uzandığı, Ünye'nin Doğu'sunda taraçalardan elde edilen çakmaktaşı âletlerden ve Fındıcak Vâdisi buluntularından bilinmektedir.

Ünye'nin Doğu'sundaki taraçalarda Alt, Orta ve Üst Paleolitik (Chelléen, Mousterian, Aurignaciom), Fındıcak Vâdisi'nde Tekkeköy'de ise Alt ve Orta Paleolitik Dönemler'e ait buluntular elde edilmiştir.

Bu araştırmalarını “Ünye'de Eskitaş Devri'ne Ait Yeni Buluntular” başlığıyla raporlayan Kökten, bölgede yaptığı araştırmaların ancak bir bölümünü raporlayabilmiştir.

 


Kökten’in Cüri / Halpaçkaya Mağarası

 

Kökten hocanın raporlayamadığı ancak araştırmalarında özel bir yer tutan Ünye ve çevresindeki Paleolitik yerleşim noktaları ki, bunlar çoğunlukla mağaradır, O’na yardımcı olan Orhan Bora tarafından Yeşil Ünye Rehberi’nde geçmektedir.

“Çalışmaları genellikle Yüceler Köyü ile Cevizdere yöresini kaplayan tabii mağaralar da (Abrie sure roche), Tozkoparan, Koytak kaya, Tilki mağaraları, Halpaç mağara, İn-önü mağaraları ve Kale civarlarında olmuştur. Bütün bu mağaralardan çıkarılmış olan Paleolitik, Mezolitik ve Prehistorik endüstrisine ait buluntular, Ankara Üniversitesi Dil - Tarih Coğrafya Fakültesi'nin reyonlarından teşhir ediliyor.”[4]

14 Haziran gezimizin son etabında bizi Cüri / Halpaçkaya’ya götüren Hanyanı Muhtarı Sn. Yazıcı’ya mağarayı sorduk.

Bize yabani ot ve dikenlerin gizlediği bir sekiyi işaret etti.

Ulaşmamız imkânsız görünüyordu.

Elindeki nacakla ırmak kıyısındaki sekiye yönelen dernek başkanımız Ahmet Soylu, zorlu bir uğraşın ardından mağaraya giden yolu açtı.

Cüri dere yatağının 50 m. yukarısında yer alan mağara, tipik bir taş devri mağarasıydı.

İki gözlü mağara hepimizde tarifsiz bir heyecan yarattı.

Tıpkı 60 yıl önce değerli Kılıç Kökten hocamızın “Ünye'de Eskitaş Devrine ait Yeni Buluntular” raporunun son cümlesindeki o muhteşem duygu gibi:

 

“Türkiye Prehistoryasına her zaman olduğu gibi yeni ve önemli bir bölge daha katmış ve tanıtmış olmaktan duyduğum zevkle kazı günlerine hazırlanıyorum.”[5]

 

 

Kaynaklar:

 

Kökten, İ. Kılıç. 1964, Ünye'de Eskitaş Devrinde (Paleolitik) ait Yeni Buluntular.

Bora, Orhan. 1969, "Turistik Yeşil Ünye Rehberi”

Doğan, Osman. 2003, Tarih Boyunca Ünye, Ünye Belediyesi Yay.

Kurucu, Gülşah - Bostancı, Derya. 2022, Cüri Deresi, Fiziko-Kimyasal Özellikler, Ordu Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Makalesi

 

18.06.2025, Ünye Kent

 



[1] Anonim, Ünye’nin Akarsuları. http://uniye.tripod.com/akarsu.htm. (2012).

[2] Kökten. 1964, Ünye'de Eskitaş Devrinde (Paleolitik) ait Yeni Buluntular.

[3] Aktaran: Osman Doğan, Ünye ve Karadeniz’de Arkeolojik Bulgular.

[4] Orhan Bora, 1969, "Turistik Yeşil Ünye Rehberi”

[5] Kökten 1964, age.

11 Haziran 2025 Çarşamba

Sebastião Salgado 81 Yaşında Öldü

 


Sebastião Salgado 81 Yaşında Öldü

 

 

Dünyanın en büyük belgesel fotoğrafçılarından biri olarak kabul edilen Sebastião Salgado, 23 Mayıs 2025’te 81 yaşında hayatını kaybetti.


Brezilya doğumlu fotoğrafçı, 55 yıl boyunca 130 ülkede çektiği zorluk, çatışma ve doğal güzelliklerin dramatik ve çarpıcı siyah beyaz görüntüleriyle tanınıyordu.

Etkileyici fotoğrafları, 1994'teki Ruanda soykırımı, 1991'deki Körfez Savaşı'nın sonunda yanan petrol sahaları ve 1984'teki Afrika'nın Sahel bölgesindeki kıtlık gibi önemli küresel olayları kayda geçirdi.

Eşi Lélia Wanick Salgado ile birlikte kurduğu çevre örgütü Instituto Terra'dan yapılan açıklamada, "Objektifi dünyayı ve çelişkilerini; hayatını ve dönüştürücü eylemin gücünü ortaya çıkardı" denildi.

En çarpıcı fotoğraflarından bazıları, açık ocak altın madenlerinde çalışan binlerce çaresiz figürün destansı fotoğrafları ve Amazon'un yerli halkının çarpıcı görüntüleri de dahil olmak üzere kendi ülkesi Brezilya’da çekildi.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, Salgado'yu "dünyanın bize verdiği en iyi fotoğrafçılardan biri" olarak tanımlayarak ona saygılarını sundu.

Salgado'nun son büyük projesi olan Amazônia, yağmur ormanının güzelliğini ve kırılganlığını öne çıkardı.

Amazon'un yerli halkının hayat boyu savunucusu olan Salgado, yağmur ormanına dağılmış bir düzine kabilenin günlük yaşamlarını - avcılık ve balıkçılık gezilerinden danslara ve ritüellere kadar - belgeledi.

Amazon yağmur ormanının uzak köşelerini keşfederek ve sakinlerini belgeleyerek yedi yılını iddialı bir fotoğraf yolculuğuna harcadı.




Proje, bölgenin manzaralarına ve topluluklarına dokunaklı bir bakış sunan 200'den fazla siyah beyaz görüntünün sergilendiği bir sergiyle sonuçlandı.

Amazônia sergisi 2021 ve 2022'de Londra'daki Bilim Müzesi ve Manchester'daki Bilim ve Endüstri Müzesi'nde sergilendi.

"Bazen kendime, "Sebastião, tüm bu yerlere giden gerçekten sen miydin?" diye soruyorum" dedi geçen yıl bir röportajcıya.

"130 farklı ülkeyi dolaşarak, ormanların derinliklerine, petrol sahalarına ve madenlere girerek yıllar geçiren gerçekten ben miydim?

"Vay canına, bunu yapan gerçekten benim. Muhtemelen fotoğrafçılık tarihinde en çok eser yaratan fotoğrafçılardan biriyim."

1944 doğumlu Salgado, 1973'te ekonomi kariyerini bırakıp fotoğrafçılığa başladı.

1994'te Lélia ile kendi Amazonas Images şirketini kurmadan önce çeşitli fotoğrafçılık ajansları için uluslararası görevlerde çalıştı.

2024'te Sony Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri'nin Fotoğrafçılığa Olağanüstü Katkı Ödülü'nü aldı.

Diğer ödüller arasında Asturias Prensi Ödülü ve UNICEF İyi Niyet Elçisi olarak tanınması yer aldı.

 

Alıntı: BBC. News, 23 Mayıs 2025; “Legendary photographer Sebastião Salgado dies at 81”, Çevirisi; “Efsanevi Fotoğrafçı Sebastião Salgado 81 Yaşında Öldü”


 

Toprağın Tuzu

 

Salgado’nun adını yaklaşık on yıl önce amcamın kızı Cazibe Tonguç’un önerdiği bir belgesel yapım sayesinde öğrendim; Toprağın Tuzu (2014). Ünlü Alman yönetmen Wim Wenders ve Salgado'nun oğlu Juliano Ribeiro Salgado'nun yönettiği belgeselde efsanevi fotoğrafçı Salgado ile tanıştım…

Ama ne tanışma! Adeta tutuldum, tiryakisi oldum…

"İnsanlık halinin fotoğrafçısı" olarak sunulan Salgado, Le Monde yazarı Sandrine Marques’in deyişiyle gezegeni harap eden göçlere, kıtlıklara ve savaşlara tanıklık etti.

“Dünya’daki cehennem” olarak tanımlanan Brezilya’nın Serra altın madenini görüntüleyen Salgado, dehşetli görüntüler kaydediyor.[1]

Amazon ormanlarının trajedisini dünyanın önüne seriyor tüm çıplaklığıyla...

Objektifinden yansıyan görüntüler, Ruanda'da insanlığın sona erdiğini haykırıyor.[2]


Salgado’nun objektifinden, 
1980’lerde Serra Pelada Madeni Cehennemi.



 

Belgeselden Öte Bir Yapım

 

Her şey, Salgado'nun fotoğrafladığı ve Wim Wenders'ın satın aldığı kör bir Afgan kadının portresiyle başlıyor.

Yıllardır masasının üzerinde asılı duran fotoğraftan etkilenen Wenders, yaratıcısıyla tanışmak istiyor. Arkadaşlıkları, bir film yapma isteğini doğuruyor.


Wim Wenders


Salgado’yu anlatan bu yapım hem retrospektif hem de prospektif bir eserdir.

Şöyle ki, prospektif çalışmalar, araştırmacıların olayların nasıl geliştiğini görmek için zaman içinde ileriye baktıkları bir araştırma türüdür. Şu anda bir grup insanla başlarlar ve ne olduğunu gözlemlemek için onları bir süre boyunca takip ederler. Amaç, belirli faktörlerin veya davranışların gelecekteki sonuçları nasıl etkileyebileceğini anlamaktır.

Retrospektif çalışmalar ise, geriye dönük çalışmalardır. Daha önce ne olduğunu anlamak için zaman içinde geriye doğru bakan bir araştırma türüdür. Araştırmacılar yeni veri toplamak yerine, sonuçları ve bunların olası nedenlerini incelemek için geçmiş kayıtları, verileri veya olayları analiz ederler.[3]

Bu yöntemle Salgado’nun evrimini ayrıntılarıyla anlayabiliyor, sanatsal dönüşümlerinin nasıl doğduğunu keşfediyoruz.

Sebastião Salgado ve Lélia Wanick Salgado-
ve oğlu The Salt of the Earth (2014) yapımcısı:
 Juliano Ribeiro Salgado

Eşi Lélia Wanick ile tanışmalarını, başarılı bir iş yönetimini terk ederek çileli bir yolculuğa çıkışlarını araya sıkıştırarak hikâye ediyor yapım… Bunu yaparken, bir sanatçının portresi olmaktan çok, sanatçının objektifinden aktarılan bir dünyaya götürüyor izleyenleri.  

Sanatçının çalışmalarından o denli etkilenmiş olmalıyım ki, 2020’de Arkeoloji - Fotoğrafçılık ödevimi Salgado üzerine kurmuştum.

 

Önemli not: Belgesel hakkında en esaslı eleştiri yine Le Monde yazarı Marques’den geliyor.

“Film, sanatçının Brezilyalı çokuluslu Vale ile olan işbirliğinden bahsetmeyi başaramıyor. Dünyanın ikinci büyük madencilik grubu olan Vale, Salgado'nun dünya çapındaki dört yıllık seyahatlerini finanse etti ve endüstriyel imajını geri kazandırmanın bir yolu olan yeniden ormanlandırma operasyonuna katıldı. Bu dikenli konudaki çıkmaz, empatik portreyi aydınlanmaya doğru yönlendiriyor. Elbette hata, üç adam arasındaki yakınlıkta yatıyor. Bir tarafta, babasına saygı duyan bir oğul, diğer tarafta ise kendini yansıttığı bir sanatçıyı idealleştiren bir yönetmen var.”[4]

 

11.06.2025, Ünye kent

 



[1] Serra Pelada, Brezilya’da Amazon Nehri’nin ağzının 430 kilometre güneyinde bulunan büyük bir altın madeniydi. Maden, Alfredo Jaar ve daha sonra da Sebastião Salgado ve Godfrey Reggio’nun 1988’deki belgeseli Powaqqatsi’nin ilk bölümünde yer aldı ve büyük miktarda cevher işleyen çok kalabalık bir insan topluluğunun bulunduğu ilk bölümle meşhur oldu. Operasyonun kaotik doğası nedeniyle madencilerin sayısını tahmin etmek zordu, ancak en az 100 bin insanın varlığı düşünülürse dünyanın en büyük madenlerinden biri olduğu söylenebilir.

[2] Salgado, 1994'te katliamlarına tanıklık ettiği Ruanda'da yaşadığı derin krizle çalışmayı bıraktı ve insanlığa olan tüm inancını yitirdi. Karısı onu Brezilya’nın kurak bir bölgesinde “ormanlandırma projesi”ne girişmeye ikna etti. Bu girişimden, 1998'de Instituto Terra doğdu. Salgado yeniden kendi yolunu çizdi, ilerleyebildi.

[3] QuestionPro Collaborators; Prospective vs Rettrospective Studies

[4] Marques, Sandrine. “Le Sel de la terre”: Wenders canonise Salgado, Le Monde, 19 Ağustos 2019