5 Şubat 2009 Perşembe

ÖZLEMLE YENİDEN...

Murat,

Hayatımız nereden baksan bir puzzle’a benziyor. Ne kadar tamamlamaya çalışsak hep bir yerler eksik kalıyor. Hele bazı parçalar var ki, ne yaparsan yap yerine bir başkasını koyamıyorsun. Gün geçtikçe eksikliğini daha fazla hissediyorsun.

Örneğin gazete okurken ya da bir kitabın satırları arasında yahut bir televizyon programında çıkıyor karşına, alıp hayatına taşıyorsun. Ama puzzle'ın o parçasına uymadığını görüyorsun. İçin burkuluyor.

“Yaşamdan Dakikalar” adındaki programı izliyordum az önce…
Konusu geçerdi aramızda... TV üzerine konuşurduk ya bazen.
Yaşamakta olduğumuz onca şey varken, Yaşamdan Dakikalar’da seninle karşılaşmama hiç şaşırmadım.

Bundan öte yaşamak olur mu, yaşamamak buysa!

Marquez, hayata dair ne demiş Yüz Yıllık Yalnızlık’ta:
“Hayat, insanın yaşadığı değildir.” diyor.
“Hatırlanan, anlatmak için hatırlanan” bir olgu olarak tarif ediyor hayatı.

Yüz Yıllık Yalnızlık’ ı aynı dönemlerde okumuştuk. Hatırlarsın belki. Benim belleğim eskisi kadar güçlü değil. Unutkanlık başladı... Belki vardı, iyice arttı. Unutmamak için rastgele notlar alıyorum. Sonra yazdıklarım kalıyor yazdığım yerde.

Aslında unutkanlık iyidir, hayatı daha katlanılır kılar. Yitirilenlerin özlemi zamanla hafiflemese de, sorunlar yumağı haline gelen hayatımıza yeni sorunlar eklenir; bir önceki eskir, böylece her defasında yeni sorunlara yer açılır.

"Dünyamız mı?" dedin...
Bıraktığın gibi, diyebilirim bir ölçüde.
Irak’tan sonra Gazze patlak verdi. Çoluk çocuk, binli rakamları aşan bir katliam daha...
Ortadoğu, Yakın Doğu, Şark ve Garp cephesinde yeni bir şey yok.
Sadece katliamlara bir yenisi ekleniyor o kadar.

Yerel seçimlerin arifesindeyiz. Her yerde, adaylar konuşuluyor. Kim güçlü, hangi yerde kim seçilecek?

Bizi soracak olursan, iyiyiz. Eksik gedik, herşeye rağmen ayakta durmaya çalışıyoruz.

Yılın ilk karı, 2009'un ilk günüyle bize "merhaba" dedi. Şimdilerde ılık bir kış yaşamaktayız.

Senin cimcime bir kış daha büyüdü, neredeyse bitirecek okulunu.

Gözün arkada kalmasın.

Kardeşin Sait'e iyi bak.

Hoşça kal.

4 Şubat 2009 Çarşamba

ÜNYE’DE SİNEMA YILLARI-II

“Gerçek, bazen yalnızca düştür.”
Istvan Szabo (Macar yönetmen)

Sinema Günlükleri 5:
Tarih: 1948’den – 2000’lere, Ünye’de sinemanın bütün yılları.

Döküm I: Sinemanın Ünye kronolojisi:
Tan Sineması (1948 – 1950)
Yeni Sinema- Yalıkahve (1948 – 1950 )
Yeni Sinema – Tan’ın yerinde (1950 – 1974)
Park Sineması – Yazlık, Cumhuriyet Meydanı (1951 – 1954)
Paşabahçe Melek Sineması – Yazlık, Saray Hamamı yanında(1954 – 1972)
Konak Sineması, Kadılar Yokuşu’nda (1960 – 1992)
Rüya Sineması, Yazlık, Çifte Hamam yanında (1967 – 1969)
Belediye Sineması (1972 - ? )

1948 Öncesi, Ünye’de modern anlamda bir sinema yoktur, ancak Tan Sineması kurulmadan önce Yalı’daki binada sinema gösterildiğine dair elimizde bilgiler vardır. 1938’de Faruk Yıldız’ın belleğinde, Yalı’da bir Alman savaş filmi izlediği ifade edilmiştir. İrfan Işık Öğretmenimizin de ifade ettiği gibi, okula ait müsamere, konser ve oyun salonu olarak kullanılan bu bina, aynı zamanda sinema olarak kullanılmıştır. Gezici film oynatma makinelerinin o dönemde ve daha sonraki yıllarda kullanıldığı bilinmektedir. Gezici film makinelerinden biri halen İrfan Işık’tadır ve öğretmenimiz bir dönem sertifikalı makinist olarak okullarda eğitim sunumları yapmıştır.

Döküm II: Ünye’ye gelen sanatçılar:
Sinema salonları yokken, Ünye’de çadır tiyatrosu geleneği, direkler arası oyunları (vodvil) ve dansöz geleneğinden söz etmek mümkündür. Bu tür mekânlardan birinin Döner Çeşme Meydanında, daha sonra İhtiyaroğlu İşhanı’na dönüştürülen binada faaliyet yürüttüğü bilinmektedir.
İp cambazları, Cumhuriyet Meydanı ve Beylihoru gibi açık alanlarda hünerlerini sergilerken, araya “temsil” denen orta oyununa benzer gösterilerde bulunurlardı.
Açık hava yahut çadırda sürdürülen bu gösteriler, sinemalı dönemde sinema salonlarında yapılmaya başlandı. Şarkı, türkü, dans ve tiyatro amaçlı bu gösterilerin yanında, doğrudan sinema filmlerinin tanıtımını amaçlayan sinema oyuncularının da Ünye’ye geldiği bilinmektedir.
İşte bu sanatçılardan aklımıza gelenler:
Avni Dilligil (Tiyatro), Zati Sungur (Sihirbaz), Tanju Gürsu, Hüseyin Baradan, Necdet Tosun, Fikret Kızılok, Hümeyra, Cem Karaca, Barış Manço, Bilal İnci, Tamer Yiğit, Ekrem Bora, Atıf Kaptan, Cahit Irgat, Yılmaz Köksal, Berkant, Selçuk Ural, Serpil Örümcer, Beyaz Kelebekler, Melike Demirağ, Edip Akbayram, Gönül Yazar, Muhterem Nur, Necat Uygur, Gazanfer Özcan, Ulvi Uraz, Ferhan Şensoy, Genco Erkal, Altan Erkekli (İnadına Yaşamak, tek kişilik oyun, Belediye Kültür Sarayı).

Sinema Günlükleri 6:
Tarih: 1960, Ünye’de bir sinema efsanesi, Konak Sineması.


Kadılar Yokuşu’nun eteğinde % 50 hissesi Fırıncı Mahmut Arın’a ait arsada, Mimar Feyyaz Efendi’nin inşa ettirdiği sinemanın 1000 kişilik kapasitesi vardır. Koltuk dizilişi, eğim ve akustiği her yerden izleyicilerin perdeyi görmesine ve sahnedeki sesleri duymasına elverişlidir. Enis Özgün, Ahmet Akbulut, Zekayi Sinanoğlu ve Mahmut Arın’ın katılımlarıyla 1960 yılında hizmete giren sinemanın ilk filmi halka bedava oynatılan “Denizler Altında 20.000 Fersah” tır. (Richard Fleischer’in yönettiği, Kirk Douglas ve James Mason’un oynadığı, Jules Verne uyarlaması, 1954 yapımı “20.000 Leagues Under the Sea” filmi.)
Konak Sineması’nda beğenilen bazı filmler:
Ömer Ağabey gibi, ismi sinema ile özdeşleşmiş başka isimler de vardı:
Öztürk Serengil şapkası ve bıyıklarıyla, gişede bilet satan Yılmaz Okumuş.
Dik duruşu ve delikanlı yanıyla “Miki” lakaplı Necdet Demir.
Makinist Hüsnü Yayan, Mehmet İbiş, akla gelen diğer isimlerdir.
(32 Milimetrelik filmler 5-6 makara halinde Samsun’dan getirtilir.)
1980’li yıllarda sinema işletmeciliğini sürdüren isimlerden biri de Mehmet Çiloğlu’dur.
Rabbum Yaşar (Aydınlık), Arap Yaşar (Darahta), adı sinema ile anılan diğer isimlerdendir.
Yeni Sinema ve Melek’in makinisti, kalın camlı gözlükleriyle hatırladığımız Mehmet Karakaya’dır.
Kışın soğuk günlerinde Yeni Sinema ve Konak’ı ısıtan iri sobaları imal eden Erol Varilci’dir. Bir dönem 1948–50 arasında Park sinemasının Duhuliye kapısında giriş görevlisidir.

Sinema Günlükleri 7:
Tarih: 1964, Ünye’de Konak Sineması’ndan bir anekdot.
Sinemacı Ömer’in anlattığıdır.
Yerli yabancı, dönemin iyi isim yapmış oyuncularının filmi gösterilirken izdiham yaşanır, zaman zaman “kapalı gişe” film oynatılır. 1.300 kişiye kadar doldurulan Konak Sineması’nda aralara sandalye atılır, minder yahut mukavva kâğıdı üzerinde ara basamaklara oturulur.
Metin Dönmez adında bir Ünye esnafı, izdihamlı bir gece matinesine bilet almak ister. Ömer Ağabey, tanıdığı bu esnafa daha zevkli bir izleme şansına sahip olsun diye, bir başka gün izlemesini önerir. İyi niyetle yapılan bu öneri sonrası, Ömer Ağabeyin yolu bu esnafımızın dükkânına düşer. Aradığı vida (yahut somun) sadece burada vardır, ama alamaz. Kendisine sinemada yer temin etmediği hatırlatılır. Sonuçta akşam matinesine yeri ayarlanır, sinemacıya istediği verilir.
Sinemada yer kapmak önemlidir, prestij meselesidir. Abone sistemi, aylık ya da yılık loca kiralama yöntemleri yürürlüktedir. (Avukat Ertuğrul Canarslan’ın abonesi olduğu loca, hala belleğimizdedir.)

Sinema Günlükleri 8:
Tarih: 1967’den 1972’ye, Rüya’lı yıllar ve Belediye Sineması.
1967’de Çifte Hamam yanına yazlık Rüya Sineması açılır. Rahmetli İsmet Koçkan’ın işletmeye açtığı Rüya Sineması’nın açılış filmi Göklerdeki Sevgili’dir. 1966 yapımı, Remzi Jöntürk yönetimindeki filmin oyuncuları Cüneyt Arkın ve Selda Alkor’dur.
O dönemde dikkati çeken bir başka film; Şafak Bekçileri’dir. 1963 Yapımı, Halit Refiğ’in yönettiği filmde, Göksel Arsoy ve Leyla Saray oynar.

1967’ de açılan Rüya Sineması 1969’da kapanır.
1972’de Belediye Sineması açılır, ancak Paşabahçe Melek sineması kapanır.
1981’e kadar Ünye Belediyesi’nin işlettiği sinemanın müdürlüğünü rahmetli Ayhan Güney (Kuzu Ayhan) yapar. Oynatılan ilk film, Gene Hackman’ın Poseydon Macerası’dır. Belediye tarafından kiraya verilen sinemayı 80’li yıllardan itibaren İsmail Güven çalıştırmaktadır. Halen sinema, düğün ve tiyatro salonu olarak kullanılan mekânda, Ramazanda tombala gibi etkinliklere yer verilmektedir. Binanın diğer bölümlerinde Şehir Kulübü, barlar ve çeşitli iş yerleri mevcuttur.

Sinema Günlükleri 9:
Tarih: 1970’li yıllar, sinemanın çöküşü.
60’lı yıllar, özgürlük ve gelişme yıllarıydı. Ancak fazla uzun sürmedi. Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde ve Ünye’de 70’li yıllar, ekonomide, kültürde ve sanatta dağılma sürecinin başladığı yıllar oldu. Türk Lirası’nın devalüasyonla yeniden tanıştığı ve kalıcı bir biçimde ülke ekonomisine çöreklendiği bu yıllarda ucuz karate filmleri tüm ülkeyi ve Ünye sinemalarını esir almıştı. Seks filmi furyasını arabesk film piyasası izledi. Kaliteli film izleyicisi gitmiş, sinema salonları bu tür filmlerle seyirci toplama çabasına girmişti. Henüz televizyon yaygınlaşmamıştı, ortada bilgisayar yoktu ama, bu dönem Ünye sinemaları için sonun başlangıcı oldu.

Sinema Günlükleri 10:
Tarih: 1980’li yıllar, elveda sinema!
Her karanlık dönem bir “muamma”dır. 80’li yıllarda Ünye’de sinemanın yok oluşunu açıklamak, diğer kültürel değerlerin erozyonu gibi kolay değildir. Görsel araçların, televizyon, video-kaset ve video-cd, dvd’lerle yoğunlaşması, sinemaya büyük darbe vurmuştur. Buna rağmen, geçtiğimiz yıllarda bazı olumlu gelişmeler yaşadık. 90’lı yılların ikinci yarısında, büyük kentlerde sinemaların yeniden doğuşuna tanık olduk. Seyirci kapasiteleri sınırlanmış, çoğunlukla “cep sineması” biçiminde ortaya çıkan, daha teknik donanıma sahip sinemacıklar türemiştir. Büyük alışveriş merkezlerinde, çok katlı plazaların üst katlarında fast food reyonlarıyla yan yana dizilen sinemaların koltuklarında, arkamıza yaslanarak sinemanın eski büyüsünü aramaktayız.
Guiseppe Tornatore’nin Cennet Sineması belki çok uzağımızda değildir. Ne yazık ki Ünye sinemaya “elveda” demiştir. Yahut şimdilik sinema Ünye ile ayrı düşmüştür. Komşumuz Fatsa daha girişimci olmasına rağmen, maalesef sinema ile arasındaki mesafeyi yeniden kuramamıştır.



Ünye Tarih Araştırma Grubu
Ahmet Derya VARİLCİ
Ahmet KABAYEL

ÜNYE’DE SİNEMA YILLARI-I

“Gerçek, bazen yalnızca düştür.”
Istvan Szabo (Macar yönetmen)


Sinema Günlükleri 1:
Tarih: 25/12/2008, Perşembe.

Ünye’den üç arkadaş Cem Yılmaz’ın Arog filmini izlemek için Fatsa’ya gitmiştir. 20 gün önce vizyona giren film, ilk gün açılışıyla gişe rekorunu zorladığı için, üç arkadaş telefonla yerlerini ayırtmış, saatinde sinemada yerlerini almış, arkalarına yaslanarak keyifle filmin başlamasını beklemiştir.
Üç arkadaş, “Beş kişiden az seyirciye film oynatılmaz!” kuralı gereği, filmi izleyemeden Ünye’ye dönmek zorunda kalmıştır.
Filme kendilerinden başka gelen olmamış, bilet paraları iade edilmiştir.

Sinema Günlükleri 2:
Tarih: 1948, Ünye’nin sinema ile tanışıklığı:
Ünye’de modern anlamda ilk sinema Tan Sineması adıyla 1948’de açılır. Samsun’dan gelen Yusuf Bulut, karakolun yanına (şimdiki Akbank’ın olduğu yer), Ünye’nin ilk sinemasını açar. (Fotoğrafları günümüze aktaranlar, Nazlı Şenalp, Eren Tokgöz)
Daha önceki yıllarda, modern anlamda bir sinema salonu yoktur. Ancak Batılı toplumlarda olduğu gibi, gezici ekiplerin, bir kaç seans için kiraladıkları mekânlar, portatif makinelerle gösterilen filmlerden söz etmek mümkündür.
Sinema, radyolu yılların adından yaşanan büyük bir değişikliktir. Ünyelinin dünyaya açılan penceresidir. Afrika’nın balta girmemiş ormanlarıyla tanışır, fillerle, aslanlarla arkadaş olur. Tarzan’la birlikte macera yaşar. Yahut “Vahşi Batı” da at koşturan bir kovboydur, Kızılderilidir, yahut tarihi dekorlar içinde bir gladyatör olur.
Tan Sineması açıldıktan birkaç ay sonra, bu defa Ünyelilerin kendisi Yalıkahvesi’nde Belediye’nin depo olarak kullandığı binayı sinema olarak kullanıma açarlar. Zaten bu bina geçmiş yıllarda, bando ve musiki kuruluşlarının konser verdiği, zaman zaman sinema gösteriminin yapıldığı eski bir binadır. Bir tarafıyla denizin içinde kalan, yalı kazıklarıyla desteklenen binada çok eski zamanlarda sinema izlendiği söylenmektedir. Eski radyoculardan Fatalis Ahmet (Akbulut) ve tüccar Mustafa Kalemen ortaklığında modernize edilen ve hizmete açılan bu sinemanın adı Yeni Sinema olur.
Tan Sineması, yeni açılan sinema ile rekabete dayanamaz, kapanır. Yusuf Bulut Samsun’a döner. Tan’dan boşalan yere, Yalıkahvesi’ndeki Yeni Sinema taşınır. Yıl: 1950
Bir sonraki yılın yazında, Yeni Sinema’yı kuranlar, Cumhuriyet Meydanı sahilinde yazlık Park Sineması’nı açar. 1951 – 1954 Yılları arasında hizmet veren bu sinema, yerini Paşabahçe Melek sinemasına bırakır.
Uzun yıllar hizmet veren yazlık Paşabahçe Melek Sineması (1954 – 1972), Ünye’de uzun yaz gecelerinin vazgeçilmez mekânlarından biridir. Çoluk çocuk, neredeyse Ünye’nin bütün aileleri akın akın sinema sandalyelerini doldurur.
Eski bir sinema emekçisi Ömer Ataş (Ünye 1938 doğumlu, 13 yaşından itibaren sinemada çalışmış), bize sinema günlüklerimizde yardımcı olurken, sinemayla ilgili anılarını aktardı. Adı, hala Sinemacı Ömer olarak anılan Ömer Ağabey, 1950 – 60 arasını “sinemanın altın yılları” olarak nitelendirdi. (Biz, bu sıfatı 60’lı yıllara daha uygun gördük.)

Sinema Günlükleri 3:
Tarih: 1954, Ünye’de Paşabahçe Melek Sineması’nın açılışı.
Sinemacı Ömer’in anlattığıdır.
(Karakin Usta ve arkadaşı, Paşabahçe Melek Sineması’nda filmin başlamasını bekliyorlar. )
Meydandaki Park Sineması karayolu ihalesi alanına girince, yeni bir yazlık sinema projesine girişilir. Nahit Heper, Aptullah Haznedar, Mahir Kocoğlu ve Ahmet Akbulut’un katılımıyla Saray Hamamı yanında, Paşabahçe’de yazlık Melek Sineması kurulur. Gösterime ilk giren film, İtalyan yapımı Merhamet’tir. Filmi 10 günde 7.500 kişi izler. 1954 Yazında Ünye nüfusu 10.000 kişi civarındadır. (Demek ki, filmi üst üste birkaç defa izleyenler olmuş. Çevre ilçelerden ve köylerden gelenler de izlemiş.)

Yazlık yahut kışlık, sinemalar sadece film gösterilen mekânlar değil, aynı zamanda tiyatro, konser, düğün salonudur. Siyasi parti yahut dernek toplantılarının yapıldığı yerlerdir.

Sinema Günlükleri 4:
Tarih: 1960’lı yıllar, Ünye’de sinemanın altın yılları.
Sinema bir şölendir:
Çocukluk ve ilkgençlik yıllarımıza damgasını vuran 60’lı yıllarda sinemanın çok özel bir yeri vardı. Topluca izlenen bir gösteri olmaktan öte, her birimiz için sinema bir şölendi. Birlikte koşup oynadığımız, Teksas-Tommiks çizgi romanları takas ettiğimiz, “makinist ışık!” yahut “Makinist ses!” nidaları atığımız, heyecandan titrediğimiz, hüzünlendiğimiz, kahkaha attığımız yerlerdi. Topluca bir ayini gerçekleştirir gibi, perdedeki görüntüyle bütünleşir, Sinemacı Ömer Ağabeyin uyaran sert sesiyle kendimize gelirdik.
Sinemalı yıllar, “Beş dakika ara”larda yenen fındıklı kurabiye, simit, içine nohut doldurulmuş gazoz demekti.
Cumartesi günleri yapılan çocuk matineleriyle yetinmeyip, henüz çocuk sayıldığımız dönemde Pazar günleri kadınlar matinesine giderdik. Tanıdık bir ablanın eteğine yapışarak filmi bedavaya getirme şansımız vardı. Kadın matinelerinde daha çok yerli melodramlar oynatılırdı. Önceleri Cahide Sonku, Belgin Doruk gibi isimlerin filmleri varken, daha sonra Fatma Girik, Filiz Akın, Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit’in filmleri afişlerdeki yerini aldı. Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Kartal Tibet’i, Kadir İnanır ve Tarık akan takip etti.
Spartaküs, Benhur gibi dev yapımları bu dönemde izledik. (Yıllar sonra aynı filmleri izlediğimizde, aynı dehşetli duygulardan bir hayli uzakta olduğumuzu gördük.)
Televizyon, bilgisayar, atari gibi daha çok bireysel kullanıma açık araçların olmadığı dönemde sinema, çocuklar için vazgeçilmez bir etkinlikti. Sadece çocuklar için değil, Ünye’nin ileri gelen tüm bireyleri, maaile sinemaları doldururdu. Hatta her film değiştiğinde, sinemanın daimi müşterileri vardı. Abone sistemiyle çalışıldığı bu dönemde, bazı koltuklar, bazı isimlere tahsis edilmişti. ( Örneğin, bu metni yazanlardan Varilci’nin dayısı rahmetli Yaşar Kemal Tokaç, Konak Sineması abonesi idi.)


Haftaya diğer sinema günlükleri:
Efsane sinema: Konak Sineması.
Ünye’deki diğer sinemalar.
Sinemanın Çöküşü.
Elveda Sinema.


Ünye Tarih Araştırma Grubu
Ahmet Derya VARİLCİ
Ahmet KABAYEL

2 Şubat 2009 Pazartesi

Slumdog Millionaire (2008)

Awaara’dan 47 yıl sonra gelen Hindistan Masalı.
Slumdog Millionaire (2008)
- Milyoner Kenar Mahalle İti-

Yönetmen: Danny Boyle , (Yardımcı Yönetmen: Loveleen Tandan, Hindistan) Yapımcı: Christian Colson, Yapımcı Firma Fox Searchlight Pictures , Warner Bros. (US),Pathé (int'l)
2008, ABD / İngiltere , 120 dk.Senaryo : Simon Beaufoy , Vikas Swarup (Kitap)
Oyuncular: Dev Patel (Jamal Malik) , Freida Pinto (Latika), Anil Kapoor (Prem Kumar) , Saurabh Shukla (Sergeant Srinivas) , Rajendranath Zutshi (Yönetmen olarak Raj Zutshi) , Jeneva Talwar (Vision Mixer) , Irrfan Khan, Müzik: A. R. Rahman
Raj Kapoor’dan 47 yıl sonra, Hindistan’ı anlatan bir film sinema dünyasını yeniden sarsmaya başladı.
Mira Nair’in “Muson Düğünü” gibi bazı önemli filmler yapılmışsa da, Boolywood denen Hint Sinemasının 1950’li yıllardaki ihtişamı hayli uzakta kalmıştı…
David Lean’in son filmi “A Passage to India” (Hindistan’a Bir Geçit-1984) ve Richard Attenborough’un “Gandhy”(1982) filmi gibi, zamanla Hindistan’ı sinema gündemine taşıyan önemli yapımlardı.
Bollywood, yıllardan bu yana günde ortalama üç filmle Hollywood film endüstrisinin en yakın rakibiydi. Hindistan sinema izleyicisi vefalıydı, hatta bazı filmleri yıllarca vizyonda tutabilen tek ülkeydi. “Dilwale Dulhaniya Le Jayenge” (Yiğit gelini alır), 1995'ten 2005'e yıllarca Hindistan'da vizyonda kalabilen bir filmdi. Dünyanın en fakir ülkeler sıralamasında başı çeken Hindistan için sinema, hayatın vazgeçilmezleri arasındadır. Sinema, Hindistan Rüyası’nın önemli bir parçası, görünürdeki yüzüdür. Rüyaları gerçekleşmenin belki de tek yoludur... Hint kast'ının kırılabileceği en zayıf halka olan sinema, katı kast sistemi içinde sunulan bir hayal dünyadır. Avuntu da olsa, eldeki tek güzelliktir.
47 Yıldan bu yana Hindistan'da, Awaara’dan, Slumdog Millionaire’ye uzanan süreçte sosyal yapı neredeyse aynı kalmıştır. Cep telefonları, televizyon yarışmaları ve mafyatik-asalak bir tabaka ile dünyanın geri kalmış herhangi bir yöresidir. Ayrılan tarafı ise, imkansızın daha katı olması, engellerin aşılmaz olduğudur. Engeller ne kadar aşılmaz olsa da umutlar tümüyle tükenmemiştir. Anlaşılan 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Hindistan’da değişen fazla bir şey yok! Filmin senaryosu, bir zamanlar Türkiye’nin Hindistan Elçiliği’nde görevli Vikas Swarup’un “Kim Bir Milyar Kazanmak İster” adlı romanından uyarlanmıştır. En iyi uyarlama senaryo dahil, on dalda Oscar’a aday gösterilen film, Altın Küre’de dört ödül kazanmış, bir çok yarışmadan ödülle dönmüştür. Filmin senaryosu Hintli bir yazarın romanından uyarlanmış, Loveleen Tandan adlı bir Hintli yönetmenin yardımcılığında çekilmiştir. ABD ve İngiltere ortak yapımıdır. İngiliz yönetmen Danny Boyle, Trainspotting (1996), The Beach (2001) ve 28 Days Later (2002) adlı filmlere imza atmış önemli bir yönetmendir. Filmin tüm aşamalarında, özellikle son sahnedeki müzik ve dansla Boyle, karşımıza Bolywood tarzı bir film çıkarır. Jamal Malik ve bir yaş büyük ağabeyi Salim, Bombay (Mumbai)’ın gecekondularında yaşayan Müslüman bir ailenin çocuklarıdır. Hindistan’ın etnik karmaşası içinde annelerini yitiren iki çocuk, Hindistan kaosunun ortasında var olma mücadelesi verir. Ağabeyi silahlı çetelere katılan Jamal, kendisi gibi sahipsiz Latika’yı Salim’e bırakmak zorunda kalır. Hindistan rüyasını temsil eden “Kim Bir Milyar İster” yarışmasına katılan Jamal, bu yolla Latika ile bağlantı kurar. 20 Milyon rupi ödül kazanmaya bir soru kala, ara verilir. Hile yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınır, işkenceli sorgulardan geçer. Böylece Jamal’ın ilginç geçmişine yolculuk yaparak, soruların nasıl olup ta bu gecekondu çocuğu tarafından doğru cevaplandığını öğreniriz. Son soruda, Alexandra Dumas’ın Üç Silahşörleri sorulur. Atos ve Dartos bellidir, geçmişte Jamal ve Salim’dir. Üçüncü silahşör, Latika’dır. "Aramis" yanıtını, Latika da bilmemektedir. Jamal doğru yanıtı bilir. Hindistan Rüyası’nın alın yazısı olduğu; belki de Jamal'ın zeki, kararlı ve şanslı biri olduğu ihtimalleri içinde mutlu son’a ulaşılır.

ÇAĞRIŞIMLAR:

1: Jamal, Salim ve Latika üçlüsünün ilişkileri, Yavuz Turgul'un "Eşkiya" filmine esin kaynağı olan Sergio Leone'nun "Ones Upon a Time in America" (Bir Zamanlar Amerika-1984) 'sını ...

2: Jamal'ın sinema tutkusu, bir sahnede sinema makinistiyle görünmesi; Guiseppe Tornatore'nin "Nuovo Cinema Paradiso" (Cennet Sineması-1988) adlı yapımı çağrıştırdı.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Filistin Kronolojisi


Dokuz gün önce ajanslara bir haber düştü:
İsrail, Gazze’ye saldırıyor. Günlerden Cumartesi, 27 Ocak 2008. Çoluk çocuk demeden yüzlerce kişinin ölümüne sebep olacak bu saldırı, belki aylar önceden planlandı. Belki de yıllar önce düşünülen bir stratejinin gereğiydi.
Neydi de, ne olmuştu fokur fokur kaynayan Ortadoğu kazanına? Jandarma ABD’nin tam bölgeden “asker çekme” niyetini uygulamaya koyacağı aşamada, İsrail sıkça giriştiği katliamlarından birini daha neden uygulamaya koymuştu?
20.000 km. karelik alanda, 10 milyon insanın paylaşamadığı neydi?
Kudüs, Mescidi Aksa, Beyt-ül Rahim, Nablus, Cenin, Ramallah ve Gazze…
Gelinen yer ve neden bu noktaya varıldığı; olsa olsa tarih’in bize çizdiği motiflerle ilgilidir. Gelin Filistin tarihine bir göz atalım.


Filistin Kronolojisi:


Yerleşik topluma geçiş evresinde dünya

Anadolu'da ilk yerleşimler


Bereketli Hilal




Tarıma dayalı ilk kalıcı yerleşimler, Mezopotamya'ya komşu ve yeterli yağış alan Anadolu ile Levant bölgelerinde ortaya çıkmış olsa da, dünya tarihinde ilk şehirler Güney Mezopotamya'da görülür.

İ.Ö. 2000'de Arap hâkimiyeti,
İ.Ö. 1800'de Hitit egemenliği,
İ.Ö. 1286'da Mısır hâkimiyeti. Takiben Hz Musa öncülüğündeki İsrailoğulları buraya yerleştiler.
Hz Davud ve Hz Süleyman'ın yönetimleri. Sürgünler ve işgaller.
İ.Ö. 64'te Roma egemenliği.
Milat: Hz İsa. Milattan 6 ila 4 gün önce Beyt-ül Rahim’de doğduğu kabul edilir.
İ.S. 395'te Bizans Egemenliği.

637 İslam hâkimiyeti. Emeviler, Abbasiler, Fatımiler ve Selçuklular dönemi.


1094-1270 Haçlı Seferleri.

1516'da Osmanlı toprağı olur. (1516 – 1916) Osmanlı’nın mutlak egemenliği… 400 yıl.
Kudüs, Gazze ve Nablus sancakları. Yahudilerin Filistin hayali her daim vardır: 1896 Gazeteci Theodor Herzl'in önderliği.
Filistin Yahudi devleti için 21-31 Ağustos 1897'de Basel’de I. Siyonist Kongre. Örgütler kurulur, fonlar oluşturulur, Filistin'de yaşayan Araplardan topraklar satın alınır.
19 Mayıs 1901, Herzl, II. Abdülhamid görüşmesi. Filistin'de Yahudiler için bir yurt verilmesinin reddi.
1914, meşrutiyet ilanından sonra “Azınlık Hakları” adı altında Yahudilerin Filistin'deki Araplardan yeniden toprak satın alması.
1916, Sykes-Picot Antlaşması.
Osmanlı toprakları İngiltere, Fransa ve Rusya arasında paylaştırılır.
Filistin için uluslararası bir statü öngörüyor.
1917, İngiltere Yahudilerin Filistin'de yurt kurmalarını destekler.
1918 yılında Osmanlı askerleri Filistin'den çekilir. İngiliz hâkimiyeti.
1880-1918 arası Filistin'deki Yahudilerin sayısı 24 binden 65 bine, nüfusun % 10'una çıkar.
Arap- Yahudi gerginliğinin başlangıcı.
1933, Nazilerden kaçan Yahudiler de Filistin'e gelir. Nüfusun dörtte biri, 335 bin kişi olurlar.
1937, Peel Paylaşım Planı, Yafa ve Tel Aviv İngilizlerce Araplara terk edilir.
Faysal, bu planı reddeder. Filistin Arap Devletinin kurulmasına daha o yıllarda engel olur.
1947,Arap, Yahudi, İngiliz anlaşmazlığı Birleşmiş Milletler'de. Filistin ikiye bölünür, Kudüs uluslararası bir statüye kavuşturulur. Arap ülkeleri, BM önerisini reddeder.

1946 – 48 arası, Irgun ve Haganah gibi illegal Yahudi terör örgütleri sivil binalara, sivil hedeflere pek çok bombalı saldırılarda bulundu. İngilizlerin de olduğu pek çok sivilin saldırılarda ölmesi. Moshe Dayan, İzak Şamir, Menahem Begin, Golde Meir gibi isimlerin terörist ilan edilmeleri, İsrail kurulduktan sonra Başbakan, Milli Savunma ve Dışişleri Bakanlığı yapmaları, Batılılarca benimsenmeleri.

14 Mayıs 1948, İsrail Devleti kurulur.
Arap - İsrail savaşları.
Mısır Gazze Şeridini, Ürdün Batı Şeria’yı, kalan toprakları da İsrail işgal eder.
Paylaşımdan komşu Arap ülkeleri ve İsrail kazançlı çıkar. Filistin halkının toprakları paylaşılır.

1950, Yaser Arafat öncülüğündeki el-Fetih kuruldu.

21 Mart 1963, El Karameh Savaşı. İsrail 150 El Fetih askerini öldürür, 20 Ürdün, 28 de İsrail askeri ölür. FKÖ, İsrail’in çekilmesinden dolayı bu savaşı zafer olarak kabul eder.

1964, Kudüs'te diğer Arap ülkelerinin desteğiyle Filistin Kurtuluş Örgütü ve buna bağlı olarak Filistin Kurtuluş Ordusu kurulur.

1967 Altı Gün Savaşı yenilgisi, Ahmet Şukayri önderliğindeki FKÖ’nün prestij kaybı. Nasırcılığın sonu. Mısır, Ürdün ve Suriye yenilir. Gazze, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri İsrail'in eline geçer. 1 milyondan fazla Filistinli komşu Arap ülkelerine ve özellikle de Ürdün'e kaçar.
1967 Kasım'ında George Habbaş'ın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi kurulur.
1968 Haziran'ında el-Fetih hareketi FKÖ'ye hâkim olur.

Eylül 1970 - Kara Eylül: Ürdün’e sığınan 1,300,000 mülteciyi sınır dışı etmek için Zerka kampına Ürdün askerlerinin İsrail destekli yaptığı baskın, binlerce Filistinlinin katledilmesi. 7 Haz. 1970’de başlayan çatışmalar Eylül’de son buldu.
15 Eylül 1970, FHKC, toplam sayıları 5'i bulan İsrail bağlantılı uçak kaçırma eylemleri.

17 Mayıs 1971- İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom, THKP-C tarafından kaçırıldı. Balyoz Harekâtı, İstanbul ev ev aranıyor, tutuklamalar yoğunlaşıyor, 23 Mayıs’ta Elrom’un ceseti bulunuyor. Mossad ile Türk istihbaratı ilişkileri…

1972 Münih Olimpiyatları’nda Ebu Nidal'ın Kara Eylül örgütü İsrail'li 11 sporcuyu rehin alır, sporcular ve eylemciler öldürülür. Aynı yıl Viyana uçağı kaçırılır, Ben Gurion hava alanında 24 sivil öldürülür. (FHKC ve Japon Kızıl ordu).

1973 Arap-İsrail Savaşı, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'dan çekilme eğilimi, FKÖ’nün uzlaşma ve Arap -Filistin yönetimi kurma düşüncesi. 1. Petrol Krizi, OPEC’in fonksiyonel konumu. Arap güçlerinde bölünme. İsrail'in bölgedeki varlığını tanımayacak olan FHKC ve FDHKC (Ret Cephesi), Suriye ve diğer Arap ülkeleriyle birlikte tavır alışı. Suriye müdahalesi. Çatışmaların Lübnan’a sıçraması.

FKÖ (Arafat), Suriye ve Libya karşıtı Arap ülkelerinin desteğini alır, Filistin'in tek yasal temsilcisi olduğunu ilan eder.

21 Aralık 1975, OPEC Baskını: Viyana’da toplanan OPEC toplantısı, Carlos (Çakal, Ilich Ramirez Sanches) ve Hans Joachim Klein tarafından basılır.

1976 Lübnan iç savaşı ve Tel El Zaatar Katliamı: FKÖ ve LUH (Lübnan Ulusal Hareketi), Falanjistlerin Damaur kampını basarak 330 kişiyi öldürmeleri üzerine, Tel El Zaatar mülteci kampında çoğu çocuk ve silahsız sivillerden oluşan binlerce Filistinli öldürüldü. İsrail, Lübnan’daki kamplara doğrudan yahut dolaylı saldırı desteğinde bulundu.


3 Temmuz 1976- Entebbe Baskını: Filistin Kurtuluş Örgütü'ne bağlı militanların (FHKC ve Alman RAF örgütü), Tel Aviv - Paris seferini yapmakta olan "Air France Flight 139" sefer sayılı Air France uçağını, Uganda'nın Entebbe Havaalanı'na indirmeleri ve İsrail'in beklenmedik bir operasyonla 1 saat içinde tüm militanları ölü olarak ele geçirmesi ile sonuçlanan askeri operasyondur. Operasyon sonucu üç rehine öldü, beş İsrail askeri ise yaralandı. Dördüncü rehine olan yaşlı bir kadın ise Uganda Ordusu'na ait askerler tarafından yakınlardaki bir hastanede öldürüldü. Operasyonda ölen tek İsrail askeri, operasyonun yöneten komutan, sonradan İsrail başbakanı olan Benjamin Netanyahu'nun ağabeyi Yonatan Netanyahu'dur. 245 Yolcu kurtarıldığı bu operasyonda İsrail hükümeti, operasyondan Uçaklar havalandıktan sonra haberdar edildi. FKÖ’nün dünya siyasetinde yalnızlaştırılma süreci.

19 Şubat 1978 – İsrail Mısır uzlaşmasına tepki olarak, iki Filistinli eylemci Kıbrıs’ın Larnaka Havaalanında bir Mısır yolcu uçağını rehin alır. Operasyona gelen Mısırlılara Rumlar ateş açar. 15 Mısır askeri öldürülür. Akabinde rehineler kurtarılır.

1978 Eylül ayında Enver Sedat İsrail ile Camp David antlaşmasını imzalar.

3 Temmuz 1979 – Ankara’daki Mısır Büyükelçilik baskını: İki güvenlik görevlisinin öldürüldüğü eylemde, araya FKÖ temsilcisinin girmesiyle rehineler serbest bırakıldı, 4 eylemci teslim oldu.


5 Ekim 1979, Arafat – Ecevit buluşması: FKÖ, Ankara’da temsilcilik açtı. ABD ve Batılı Devletlerin terörist saydığı FKÖ Heyeti ve Arafat, Ecevit ile Başbakanlık’ta görüştü.

1981, İsrail’in ekonomi ve askeri alanda en yoğun ilişkide olduğu ülke Türkiye olacaktır. ABD Dışişleri Bakanı bizzat Türkiye’ye gelerek arabulucu olur. GAP Bölgesinde en çok toprak satın alan yabancı ülke İsrail'dir.

16 Eylül 1982, Sabra ve Şatilla Katliamları: İsrail yanlısı Hristiyan Falanjistler, Batı Beyrut’taki iki Filistin kampını basar, binlerce (700 ila 3500) kişi öldürülür.

1982, Lübnan’ın İsrail tarafından işgali. Arafat Tunus’a sürgüne gider, 1993’e kadar Filistin’e dönemez.

Hasan Nasrullah liderliğinde, İran destekli Şii Hizbullah örgütünün ortaya çıkışı.
1985 Şubat, Ürdün Kralı Hüseyin ile Yaser Arafat anlaşması.
1985 Kasım, İsrail ile FKÖ arasında süren savaş, Arafat’ın direktifiyle sadece işgal edilen topraklarda sürdürülecektir. FKÖ, Lübnan'da Suriye yanlısı örgütlerle, işgal altındaki topraklarda İsrail ile mücadeleye girişir.
1986, FKÖ - Ürdün ile arası bozulur.
1987, Sürgünde Bağımsız Filistin Devleti, Birleşmiş Milletler'in 242 sayılı kararı ile 15 Kasım 1988’de Cezayir'de ilanı. Yaser Arafat devlet başkanı.

1988, Filistinliler, İntifada hareketini başlatır, işgal altındaki bölgelerde silah kullanmadan taşlarla yapılan sivil savaş.

Mısır Kaynaklı Müslüman Kardeşler'den esinlenen Hamas'ın kuruluşu. El Fetih'e alternatif olarak birçok odaktan beslenen örgütün önderleri, daha sonraki yıllarda Mossad tarafından öldürülür.
13 Eylül 1993, Özerk Filistin Devleti. İshak Rabin ve Yaser, Arafat, Washington'da imzaladıkları "Filistin Özerklik İlkeleri Deklarasyonu” gereği, Gazze ve Eriha’da 5 yıl içinde Filistin Özerk Yönetimi'nin kurulması ön görülür.
1993 Oslo Anlaşması, FKÖ, Rabin ve Perez’le anlaşır. Gazze ve Batı Şeria’da Filistin Ulusal Yönetimi Kurulur. (Arafat ve Isac Rabin Nobel Barış ödülü alırlar.)

1994, Hamas, İslami Cihat ve El Aksa Şehitleri barış anlaşmasına uymaz.
26 Ekim 1994, İsrail - Ürdün barış anlaşması imzalanır.
4 Kasım 1994, Rabin, İsrail Gizli Servisi'nin bir şubesi(?) tarafından öldürülür.

28 Ağustos 1996 Türkiye İsrail askeri protokolü: Türk Hava Kuvvetlerine bağlı F4 ve F16 uçaklarının modernizasyonu için İsrail’le anlaşma. (54. Hükümet, 28 Haz. 1996-Refahyol hükümeti ve Erbakan Başbakan. Çevik Bir, askeri ilişkileri yürütüyor…)

1998, İkinci İntifada.

2003 Nisan- Cenin Katliamı: Batı Şeria'nın Cenin kamplarına yapılan baskında bini aşkın Filistinli, İsrail ateşi altında katledilir.
2002 Arafat Ramallah’ta kuşatılır. Karargahı basılarak el koyulan evraklardan, El Aksa Tugayları dahil, bir çok örgüte Arafat’ın destek sağladığı öne sürülür. Batı Şeria ve Gazze'de eylemler yapan El Aksa Tugayları lideri Mervan Barguti tutuklandı.

Ecevit, Bahçeli, Yılmaz koalisyonu; Genel Kurmayın girişimiyle İsrail ile tank anlaşması imzalar.
2003, Arafat, Başbakanlığı Mahmut Abbas’a devrediyor.
19 Nisan 2004 – Hamas Lideri Abdülaziz Rantisi’nin öldürülmesi üzerine FHKC, İsrail, ABD ve Arap müttefiklerine açık savaş ilan ediyor.
11 Kasım 2004, Arafat Paris’te ölüyor.
6 Mayıs 2005, seçimlerde El Fetih %56, Hamas %33 oya sahip.
16 Aralık 2005 Yerel seçimlerinde Hamas, Gazze’de dört büyük beldenin üçünde seçimi aldı. 2005-2006 – Hamas – El Fetih gerginliği ve çatışmalar.
17 Şubat 2006 – Hamas heyetini Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP Genel Merkezinde karşılıyor. Erdoğan görüşmüyor.
12 Temmuz 2006, Hizbullah 10 İsrail askerini kaçırır, 2’sini öldürür. Lübnan’a havadan ve karadan saldıran İsrail, bir ayda 1000 sivili öldürür. Ateşkes ilanı ve Türkiye’nin de dâhil olduğu BM barış gücünün Lübnan’a konuşlandırılması.
9 Aralık 2007, FHK-C ve İslami Cihad ortak eylemi, Gazze’de bir İsrail Ordusu’na ait petrol işletmesine saldırı.

26 Ocak 2008 – FHKC kurucusu ve önderi Dr. George Habbaş Öldü.
22 Aralık 2008 – İsrail Başbakanı Eduh Olmert – Erdoğan’la ve Gül’le görüşür.

27 Aralık 2008 Cumartesi, İsrail Havadan ve karadan Gazze’ye saldırıyor.
Türkiye saldırıları “sert” bir dille kınıyor.
Türkiye-İsrail protokolü gereği, askeri ve ekonomik anlaşmalar sürüyor.
İsrail uçakları Konya’da eğitim uçuşu yapmaya devam ediyor.
29 Aralık 2008 Gazze’de yoğun füze saldırısında çocuklar dâhil, ölen sivil halkın sayısı 300’ü buldu.
3 Ocak 2009, İsrail Gazze’ye kara harekâtına girişiyor. Denizden ve havadan destelenen harekâtta şimdiye kadar ölenlerin sayısı 500’ü aştı.
Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde (İsrail’de İsraillilerinki dâhil) mitinglerle katliam protesto edildi.


Sorular:

1- Neden İsrail ile yapılan stratejik işbirliği anlaşması yeniden gözden geçirilmiyor?
2- Konya'da İsrail uçaklarının eğitim uçuşuna neden hâlâ izin veriliyor?
3- Ekonomik ilişkilerde İsrail’in neden hala en fazla alım satım yaptığı ülke Türkiye?

İsrail'in son saldırısının üzerinden dokuz gün geçti. Üç günden bu yana "kara harekâtı" sürüyor.

 

Katliam devam etmekte. Tepkiler yoğunlaşmakta. Nefret artmakta.

İnsan belleği "unutmak"la var edilmiş.

Tarihi düşünelim, hatırlayalım. Eğer sonuna kadar okuyup, belleğimizi tazelersek, bu katliamdan daha katmerlisinin defalarca yaşandığını görürüz.

Gözlerin kör, kulakların sağır olduğu bir dünyada yaşıyoruz...

Bu katliamın özünde de, tamamen "duygusal" (petro dolar cinsinden) sebepler yatmakta.

Vitrinde yer alan motifler, Ortadoğu paylaşım savaşının inanç dünyasına kattığı imgelerdir.

Filistinli sürgünlerin, vurulmuş bedenlerin dilinden söylersek: Sonunda Filistin Kazanacak!

“Ve ant içerim ki,
bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
"Bir Filistin vardı,
bir Filistin gene var!"
(Filistinli şair Mahmut Derviş'in Sabra-Şatila katliamı için yazdığı “Gölgeyi Yüksekten Övmek-Beyrut

Kasidesi”nden…)

24 Kasım 2008 Pazartesi

OBAMA’YI BEKLEYEN…

Obama’yı bekleyen sadece ekonomik kriz, “global” çöküş değildir…
Karmaşık dünya coğrafyasında yaşanan siyasal - askeri çalkantılar da değil…
O halde Obama’yı bekleyen nedir?
Obama'yı bekleyen en büyük tehdit yine ABD’nin kendi bünyesinden gelecektir.

ABD’den...
Kuzey Amerikan Devleti'nin nesinden, neresinden?
Hangi güç Başkan Obama’nın gidişine “Dur!” diyecektir?

Ehlileştirilmiş, “beyazlaştırılmış” bir Harwardlı olan Obama için, böyle bir tahmin fazla “kâhince” bulunabilir. Öyle ya, seçimlerden galip çıkmadı mı?
Oysa birkaç ay önce, Obama’nın tarihsel bir fırsat kaçırdığından dem vuruluyordu.
Başkanlık yarışında, ta başından beri fazla şans vereni yoktu.
“Amerika'nın kaderini reklamcılar belirliyor” belirlemesiyle seçim öncesi ABD’nin nabzını tutan Fatoş Karahan gibi pek çok kişi, fena halde yanılmışlardı:
“San Francisco’da karşılaştığım herkesle seçimi konuştum. İzmir gibi, tavrı hep belli bir kent. Demokratlar’ın kalesi. Ancak, Palin sonrasında moraller bozuldu. Zenci bir taksi şoförü, “60 yaşımı geçtim, tüm hayalim siyah bir başkan görebilmekti ama Beyaz Saray’ın adı Beyaz. Oraya siyah almazlar ki. Ne yapıp edip, yine Cumhuriyetçiler kazanacak” dedi. Bence haklı. Palin sonrası kararsız seçmenin yüzde 13’ü hemen yön belirledi. Yarışta ileri giden Obama yerini McCain’e kaptırdı. Biden yeterli olmadı. Hillary Clinton gibi bir şansı kullanmamayı seçti. Ve galiba, Obama tarihi bir fırsatı kaçırdı.” (24.09.2008)
ABD’nin makus talihini yenmek için Obama’nın nesi eksikti?
“Müthiş bir pazarlama ürünü” olan Sarah Palin kadar pazarlanamaz mıydı?
Elbette pazarlanabilirdi.
Üstelik Obama, ABD’nin içinde bulunduğu ahval ve şeraitte, diğer adaylara göre daha avantajlıydı.
Adeta bir zorunluluk hali…

Ve her ne oldu ise ABD’nin dev şirketlerini temsil edenler; Neoconlar, Soroslar, Obama’yı desteklediler.
(Sonuç belli olduğu için, şimdi böyle gerine gerine konuşabiliyorum.)

Her şey iyi güzel de, Obama’yla ABD icraatında değişen ne olacak?
Değişimi yaşayıp göreceğiz, ancak fazladan bir “change” beklemek, hele bunu “iyimserlik” adına düşünmek bence safdillik olur. (Kahinlik sırasını şimdi de ben ele aldım!)

Esas değişimin, ABD’deki sosyal yapıda çelişkilerin iyice keskinleşmesi olacağından şüphem yok.
Beyaz olmayan; Afrika kökenliler, zenciler, Latin Amerika göçmenleri, melezler, tüm beyaz olmayanların, statü olarak daha hoş yerde olan beyazlara karşı geliştireceği tavır Obama’nın sorunu. Başkan, bu sorunun üstesinden eşsiz hitabetiyle gelebilir. Diğer cenah için ise, Hillary Clinton’dan Joe Biden’e, “muhalif” olanların yönetime taşınmasıyla bazı çatlaklar yamanacaktır. Ama Senato’daki ve Pentagon’daki Şahinler’in başını çektiği anti-negroid hareketin kabarmasını nasıl engelleyecektir? Amerikan Neo-Nazilerinin, hatta Ku-Klux Klanların yükselişe geçmeyeceğinin garantisini kim verebilir? Kedilerini de alıp gittikleri Beyaz Saray’da alınan güvenlik önlemleri, Obamaları korumak için yeterli olacak mı?

Sorun burada!

“Amerikan Gücü” sayesinde, yeni Başkan'a tepkileri pasifize etmek, karşıtları hizaya getirmek bir süreliğine mümkündür. Bu sürenin ne kadar olacağını kestirmek zor.
Ya sonra!
Sonrası kaos.
Demedi demeyin...

Benden buraya kadar…


Şimdiden Obama sözcüğünü duymak istemeyen, “Yetti gayri” nidası atanlara, sabırlı olmalarını önereceğim. Bu adı daha çoook duyacağız!

Ne mi istiyorum Obama’dan?
Hiiiiç, hiçbir şey.
İlhan Ağabeyin dediği gibi, “Gölge etmesin” yeter!*
23/11/2008, Ünye


[*] “İlhan Ağabey”, dedim de, sırf saygımdan. Ergenekon adı verilen yapılanmayla alakam olmadığı gibi, Cumhuriyet Gazetesini arada bir okurum.

10 Kasım 2008 Pazartesi

HOŞ GELDİN BARACK OBAMA / BÜYÜK SİYAH UMUT



2008 Kasım’ının ikinci günü…
ABD’de 44. Başkan seçildi.
Bu defa siyahi bir lider:
Barack Obama!

ABD tarihinde ilk defa, beyaz olmayan biri Başkan seçiliyor.

Bu ne demek?
Köle emeği üzerine kurulmuş Amerika Birleşik Devletleri'nde, köleler çoğunlukla Afrika kökenli zencilerdi. Şimdi onlardan biri ABD’ne başkan oluyordu.
Kâhinlerin kehaneti mi gerçekleşiyordu?
Şiilerin Batı’dan gelmesini beklediği “uzun boylu” kurtarıcı bu muydu?
Sam Amca, Tom Amca’ya yenilmiş miydi?

Haberler manşetlere taşınırken, benzer ibarelere yer verildi.
Yerli basınımızda başlık:
“Amerika'da Devrim Oldu!”

Dost ve müttefikimiz, stratejik ortağımız Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekten bir devrim mi oldu... Martin Luther King’in rüyası gerçekleşti mi?
Henüz dün zencilerin diri diri yakıldığı bu ülkede, beyazlara ait kafeteryalara dahi alınmayan, toplu taşıma araçlarının ayrıldığı ABD’de önemli bir değişim gerçekleşmişti. Değişimin sloganı sadece “Yeni Yüz, Yeni Lider!” değildi. “Yoksullara sağlık, işsizlere iş!” gibi sosyal sloganlar bağrılıyordu.
Kendileri gibi olmayan herkesi “siyahi” ilan ederek “ötekileştiren” beyazlar, iktidarı kaybetmişlerdi. Obama, beyaz rakiplerinin tüm popülist propagandalarına karşılık vermiş, usta bir manevrayla önce Hillary Clinton’u, ardından Cumhuriyetçi McCain’i devirerek Başkanlık koltuğuna tırmanmıştı. Şüphesiz bu başarıda başat iki öğe vardı:
1- Ötekileştirilenler.
2- Dünya konjonktürü.

ABD ekonomisi krizdeydi.
Askeri ve politik açmazlar çözüm bekliyordu.
Sosyal yapıdaki problemler üst seviyedeydi.
Çoğunluğu zencilerden ve melez göçmenlerden oluşan yoksul nüfus, bulundukları statüsünden hiç hoşnut değildi.
Bir zamanlar Tracy Chapman’ın söylediği “Devrim Hakkında Konuşuluyor” şarkısı, şimdi yerli yerine oturmakta mıydı?

“Bilmiyor musun?
Devrimden söz ediliyor
Fısıltılı seslerle…
”

Artık fısıldamak yerine, iktidar kapıları aralanmıştır.
"ABD’de devrim oldu" denilmektedir.
Hoş geldin Barack Obama. Büyük siyah umut…
Hoş geldin!

Obama gelmeden önce (henüz ortada yokken), ABD’de önemli bir yerde bir başka siyahî isim vardı:
1991’deki Körfez Savaşı’nı yöneten Eski Genel Kurmay başkanı Colin Powell. Amerikan Ordusu’ndan emekli olduktan sonra da Bush’a Dışişleri Bakanlığı yaptı.
Daha sonra Obama’nın destekçisi oldu.

Obama’yı yalnız bırakmayan başka isimler de vardı.
Yahudi asıllı, ABD’nin ünlü finans spekülatörü George Soros.
Turuncu ya da Kadife Devrimlerin finansörü Soros, bu defa Liberal girişimlerini bizzat dünya devinin beyninde gerçekleştirmeyi denemişti.
Soros, daha önce de Baba Obama’nın ülkesi Kenya’da Turuncu Devrim finanse etmişti. Hareket başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Blanço, bin ölü, binlerce yaralı ve sürgün olmuştu.
Tesadüf, iktidardaki Kikuyu Kabilesi mensubu Mwai Kibaki’ye karşı, Kenya’daki muhalefet Baba Obama’nın kabilesi; Luoların lideri Raila Odinga desteklenmişti. Üstelik Odinga, Baba Obama’nın yeğeni, yani Barack Obama’nın kuzeni idi.
Kenya’daki iki büyük kabileden biri olan Luolar, diğer kabile Kikuyularla sürekli çatışmalarına karşın, Yahudi kabile Yabirslerle dost olagelmişlerdi. Dostlukları, ta Amerikalı beyazların Afrika’dan köle avladıkları zamana dayanmaktaydı. Luo kabilesi köle taciri Yabirslerle ticari birlik içindeydi.(Ayrıntı için, bkz. Soner Yalçın, Hürriyet Gazetesi, 09/11/2008)

Seçim propogandaları sırasında "hiç köle olmadı" sloganı, Obama'ya ne kazandırdı , bilmiyoruz ama Obama'nın kazanmasında emekçi kölelerinin torunları zaferin olmazsa olmaz'ı idi.

Baba Obama’nın ABD bursuyla gittiği Harward Üniversitesi, aslında ABD’yi yönetmeye aday adaylarının “seçkinler kulübü” dür.

Sonuç:

Yönetme sanatında her daim bir başka seçeneği elde bulundurmak gerekiyor. En ağır işlerde çalışan, hatta dünyanın öbür ucunda Amerikan çıkarları için can veren paralı askerler çoğunlukla siyahi değil mi?Her zaman büyük beyaz umudun sökmediği ABD’de, şimdi umutları renklendirmenin zamanı geldi.