25 Temmuz 2018 Çarşamba

Faselis


Faselis


Tarihi Kentler Birliği Ünye Buluşması'nın  yaşandığı tarihte Faselis antik kentindeydik. Faselis yahut Phaselis, Antalya'nın Kemer yakınlarında antik bir kenttir. Kemer'in 16 km. batısında yer almaktadır.
Kentin MÖ. 7. yüzyılda Rodoslu kolonyalistler tarafından kurulduğu kabul edilmektedir.  
Akdeniz'deki önemli antik yerleşimlerden biridir. Uzun yıllar Likya'nın en önemli limanı olmuştur.     
Bir yarımadada yer alan Faselis'in üç limanı vardır; Kuzey Limanı, Orta Liman ve Güneybatı kıyısında Büyük Liman bulunmaktadır.  
Güneybatı Liman'ı diğer limanlardan daha önemlidir. Bizim de piknik yaptığımız, denize girdiğimiz yerdir. Günü birlik yatların ve gezinti teknelerinin uğrak yeri olan bir koydur.
Kentin orta yerinde, kalıntılarını gezdiğimiz 20-24 metre genişliğinde, 250 metre uzunluğunda muhteşem bir cadde bulunmaktadır. Caddenin güney ucu, Hadrian Su Yolu Kapısına açılmaktadır. Caddeye paralel gezinti yolları ve dükkânlar bulunmaktadır. Caddenin her iki tarafında hamamlar, tapınaklar, agora ve tiyatro gibi kamu yapıları yer almaktadır. Bu yapıların çoğu, MÖ 1. ve 2. yüzyıla kadar uzanan Roma dönemi eserleridir.
Antik kentin girişinde, Faselis'le özdeşleşmiş 70 m. yükseklikte su kanalları bulunmaktadır.
Bu kenti sadece bir liman şehri yahut canlı bir ticaret merkezi olarak değil, aynı zamanda önemli bir yaşam merkezi olarak da görmek gerekir.
Kenti ziyaretim sırasında yaşadığım bir sohbet bunun en yakın tanığıdır...
Caddenin Hadrian Kapısına yakın bir yerde, bir grup ziyaretçi "Domestian Agora" yazılı bir tabelanın önünde tartışıyor:
"Burası diğer agoradan niçin farklı?"
Sohbete ben de katıldım, fikrimi söyledim.
Özellikle Roma Döneminde çarşıların amaca göre çeşitlendiğini, buranın da hizmet gören köleler için bir pazar yeri olduğunu beyan ettim.
Tarımsal üretimdeki köleler dışında, soylulara hizmet veren köleler de vardı ve bunların ihtiyaçları bu pazardan karşılanıyor olmalıydı.
Diğer agoranın "sosyete pazarı" olduğu, buranın ise "halk pazarı" olabileceği varsayımında bulundum.
Espriyle söylense de, gerçekliği ağır basan bir tespitti.

****
Kurutulmuş balık karşılığında bir çobandan alınan yarımada...

Faselis'in kuruluş efsanesinde şöyle bir öykü anlatılır:
Buraya gelen kolonyalistler, karşılaştıkları yerli çobana yarımadayı çok beğendiklerini ve yerleşim bedeli olarak arpa ekmeği mi, kurutulmuş balık mı istediğini sorarlar.
Çobanın kurutulmuş balığı tercih etmesiyle kolonyalistler, bu güzelim yarımadaya sahip olurlar.
Tabi bu öykü, var olan güzelliklerin ne kadar ucuza kapatıldığını ifade etmektedir. Tarihsel gerçekliği ise daha farklı nedenlere dayanmaktadır.
Bu konuda daha detaylı bilgi için bkz. Ünye Tarih Araştırma Grubu, Ünyekent gazetesi, Mart 2012, Karadeniz VI, "Kolonileşme Nedenleri"
http://www.unyekent.com/arsiv/koseyazi/3353/karadeniz-bolum-vi      
Coğrafyacı Strabon (İÖ. 64-İS. 24), Orta Liman'ın hemen gerisinde küçük bir gölün yer aldığından söz eder ki bu alan bugün sazlık durumundadır.
Kentin muhtelif yerlerindeki motifler ve şehir sikkeleri üzerindeki antik gemi betimlemeleri Faselis'in Mısır, Suriye ve Yunanistan arasındaki deniz ticaretinde önemini vurgulamaktadır. Şehrin gerisindeki ormanlarla kaplı Toros Dağları'nın kerestesini Akdeniz limanlarına sevk eden bir liman konumundadır.
Likya ile Pamfilya bölgesinin sınırları içinde kalan Faselis, İÖ. 5. yy.'da Pers, İÖ. 4. yy.'da Karyalıların ve Limyra'nın (Finike) egemenliği altında girer.
İÖ. 333'te Büyük İskender'i "Altın Taç"la karşıladıkları bilinmektedir. İskender, kışı bu şehirde geçirir ve o dönem Faselis zambak yağı ve gülleriyle ünlüdür.
İskender'den sonra bir çok kez el değiştiren Faselis, İÖ. 167'de Likya Birliğine dahil olur. Likya türü sikkeler basar. Ardından komşu kent Olympos'un ve korsanların talanına uğrar.
İÖ. 43'te Roma egemenliğine girer. 300 yıl sürecek olan yeniden yapılanma ve refah dönemi başlar.
İS. 129'da şehri imparator Hadrian ziyaret eder.
Kent, 1258'deki Selçuklu Kuşatmasına kadar konumunu korur. Bu tarihten sonra gerek depremler, gerekse Antalya ve Alanya limanlarının işlevlerinin artması nedeniyle eski önemini yitirir.
13. yy. başlarında şehir tamamen terk edilir.

****    
Kentin mevcut kalıntıları 1981-1984 yılları arasında Prof. C. Bayburtlu Başkanlığında yapılan kazılarla Ankara dil Tarih Coğrafya Fakültesi tarafından gün ışığına çıkarılmıştır.
2012 Yılında başlatılan Phaselis Araştırmaları Projesi ise, son otuz yıldır “güneş, kumsal ve deniz”i ile tanınan Phaselis Antik Kenti’nde sürdürülebilir cross/interdisipliner bilimsel çalışmaların önünü açmıştır.
Akdeniz Üniversitesi Tarih Bölümü Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı başkanlığının çabalarıyla Faselis Antik Kenti, akademik ve kamusal açıdan bir cazibe merkezi haline getirilmektedir.   
Faselis sahili, Ünye'yi andıran çakılsız kumsalı sayesinde Antalya'daki en güzel plajlardan biridir.  

25 Temmuz 2018, Ünyekent
http://www.unyekent.com/yazi/348-faselis.html














18 Temmuz 2018 Çarşamba

15 Temmuz 2016


15 Temmuz 2016



15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi'nin olduğu gece Sinop'taydık. Eşim ve kızımla birlikte birkaç günlük bir tatil için gelmiştik. Tarihi Sinop Kalesi'nin dibinde bir tanıdıkla sohbet ediyorduk. Hava kararmıştı, çayımızı yudumlarken  Kızım:
- Baba darbe oluyormuş! dedi, telefonundan başını kaldırarak.
- Ne darbesi kızım? demiştim.
Kim yapacak, nasıl olacak? Hiç darbe yapılabileceği aklıma yatmadı.
Masamızdaki kişi 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini yaşamış eski bir "siyasi", durumu anlayabilecek dostlarını aradı.
- Doğruymuş, darbe oluyormuş, dedi.
Yakındaki bir pastaneye geçtik, televizyondan haberleri izliyoruz. Boğazdaki köprüyü gösteriyor, alçak uçuş yapan uçaklar falan...
İşin doğruluğunu anlayıp, her ne pahasına olursa olsun Ünye'ye dönmeye karar verdik. Tanışımızla vedalaştık. Gece konaklamayı düşündüğümüz yere gidip valizlerimizi aldık. Tam o sırada TRT'den darbecilerin bildirileri yayınlandı.
Doğru karar vermiştik Ne pahasına olursa olsun, evimizde olmalıydık.
- Yollar kesilmiştir, sizi göndermezler! Diyen oldu...
- Olsun, yolumuzun kesildiği yere kadar gideriz.

****
Önce bir benzinliğe uğradık Sinop'ta... Karşısındaki banka ATM'lerinde "para çekme" kuyruğu vardı. Paradan çok eve ulaşmaya ihtiyaç duyuyorduk. Gece yarısı olmuştu, yola çıktık.
Yol, düşündüğümüzden daha sakin.
Kimsecikler yok!
Gerze, Yenikent, Yakakent'ten geçtik...
Alaçam'da kimseler yok.
Yolumuz kesilirse, döner bir tanıdığa misafir olabilirdik.
Bafra'yı geçtik, tam bir sessizlik hakim...
Bir yandan da kızım telefonundan gelişmeleri izliyor.
Bunun bir "kalkışma" olduğu anlaşılıyor.
Ekranlara Erdoğan'ın talimatı düşüyor:
- Meydanlara çıkın.
Ondokuzmayıs'a gelirken meydanda bir kalabalığa tanık oluyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın posterleri ve bayraklar ilişiyor gözümüze.
Çok geçmeden Samsun Atakum'a ulaşıyoruz.
Saat sabahın iki buçuk-üç'ü...
Halk sokağa dökülmüş.
Trafik neredeyse duruyor.
Zar zor yol alıyoruz.
Oradan Samsun şehir merkezine giderken üst yolu (bulvar) tercih ediyoruz.
Çarşamba, Terme sakin. Ortalıkta kimseler yok.
Ünye'ye giriyoruz.
Meydana doğru ilerliyoruz.
Meydan kalabalık, yolları kapatmış bir grupla karşılaşıyoruz.
Her şeye rağmen sakin bir görünüm hakim.
Çünkü darbe girişimi çoktan sona ermiş..
Darbecilerin derdest edildiği bir aşamaya gelinmişti.

****
Eve geldiğimiz için kendimizi rahat ve emin hissediyoruz.
Darbenin bertaraf edilmiş olması bizi rahatlatıyor.
Ama kafamızda biriken sorulara cevap bulamıyoruz.
Kim, nasıl yeltendi bu darbe girişimine?
Halk tavır göstermeseydi, başta TSK olmak üzere, güvenlik güçlerinin önemli bir bölümü bu darbeye karşı koymasaydı, ne olurdu?
Aradan iki yıl geçti...
Bakıyoruz.
Yandaş medya olsun, muhalif yazarlar olsun...
Aynı noktada birleşiyor!
Asker, polis, savcı-hakim, öğretmen, sivil binlerce kişi tutuklandı.
Tutuklamalar, operasyonlar bugün de sürüyor.
Yeni video görüntüleri çıkıyor, darbe gecesine dair...
58 General ve 626 subay ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılıyor. 
20 Temmuz 2016'da ilan edilen Olağanüstü Hal çerçevesinde hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ile 100 bini aşkın kişi kamudan çıkarılıyor.
Nasıl oluyor da, bu suç örgütü devlet kademelerine bu denli sızabilmiş?
Üstelik devletin en mahrem bölgelerine, kilit noktalara gelebilmiş...
Asker, polis ve adliye içerisine bu kadar rahat nüfuz ederlerken...
Bu suç şebekesinin başını "Hoca Efendi" diye yere göğe koyamayanlar dahil, parlamento içerisinde hiç bir siyasi uzantısının açığa çıkmamış olması ilginç!
"Kandırıldık" demek yeterli mazeret sayılıyor.

****
İki yılı geride bıraktık, hala aynı sorulara cevap arıyoruz.
Darbenin arka planında ne var?
15 Temmuz'un kara delikleri neler...
Muhalifinden yandaşına aynı yerdeyiz:
"15 Temmuz’un “mikro tarih”i henüz yazılmadı. 15 Temmuz saat 12.00’den 16 Temmuz 03.30’a kim nerede idi ve ne oldu? O 15,5 saatte ne oldu? Tabii, aslında, öncesi de önemli, sonrası da. Ama o arada ne oldu? Henüz gerçekler bütün çıplaklığı ile aydınlanmış değil." (A. Dilipak, 15.07.2018, Akit)
Darbe teşebbüsünün ikinci yılında henüz açıklığa kavuşmamış o kadar çok konu var ki, daha kaç yıl geçmesi gerekiyor, bilmiyoruz. 
  

18.07.2018, Ünyekent


11 Temmuz 2018 Çarşamba

Ünye Kalesi Projesi


Ünye Kalesi Projesi


Önceki yazımızda Ünye Kalesi'nde başlatılan çalışmaya değinmiş ve bazı önerilerde bulunmuştuk. Görüş belirtenler oldu ama doğrudan konuyla ilgili bir değerlendirme henüz gelmedi.
"Ünye Kalesi'nin dehlizleri temizleniyor" demiştik, "dehliz mi, sarnıç mı?" ikilemine tanık olduk.
Dehliz mi, sarnıç mı...
Tünel mi?
Aslında ne dediğimiz önemli değil.
Asıl olan  projenin nasıl bir şey olduğu, nasıl yapıldığı...
Bu konuda önerilerde bulunduk!
Lütfen ilk adımda bu projenin başına akademik unvanı olan bir kişi yahut bir kurumu getirin,  arkeolojik anlamda bir kazıya başlansın, demiştik...
Sonra da usulüne uygun bir restorasyona gidilsin, diyerek; "restorasyon konusunda uzman hemşerimiz Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'dan yararlanılsın!" önerisinde bulunmuştuk.

****
Konumuz bu iken, iki değerli tanışım "sarnıç" mevzuunda anlaşamamış, tartışmaya girmiş. "Tanış" derken, hısım-akraba diyeceğim ama kan bağı önemli değil, "can dostum" diyebileceğim insanlar...
Konuyu "üslup" tartışmasına bağlayıp, kırıp dökmüşler.
Sarnıç konusunda daha önce de benzer bir tartışma yaşadığımızı hatırlıyorum.
Kavramlar, isimlendirmeler önemlidir.
Kim, nasıl söylerse, o şekilde kabul görme ihtimali var.
Kalıcı olabiliyor...
Hatta kimi gereksiz , yanlış tanımlara da götürebilir bizi...
Biz "dehliz" demeyi tercih ettik. Bazen "sarnıç" dedik. "Tünel" dediğimiz de oldu. Hepsi birden doğru olabilir mi?
Olamaz tabii...
Ama birini tercih edebilmemiz için, elimizde şimdilik yeterli veri yok.
Daha net söyleyelim, Ünye Kalesi'nin bu dik ve çok basamaklı düzeneği yeterince keşfedilmiş değil.
Bilinmeyenler yanında, yanlış bilinenler daha fazla yer tutuyor...
(Bkz. Karadeniz'in Kayıp Tarihi Ünye Kalesi-ÜTAG, Ünyekent, Aralık 2014
İnternet adresi: http://www.unyekent.com/arsiv/koseyazi/5459/karadenizin-kayip-tarihi-unye-kalesi)
Orada da değinmiştik, küçük bir hatırlatma yapalım:
Ünye Kalesi'nin dik ve dar tünelleri Romalılara ait değil, hele Bizans'ın hiç değil...
Halis muhlis Pontus işi!
Coğrafyacı Strabon, Pontus kalelerinin zenginliğini ve gizemini anlata anlata bitiremez.
Tacitus, Crispuc gibi Romalı tarihçiler, Komutan Pompeius'un Pontus kalelerinden elde ettiği hazineleri ve değerli eşyaları eşeklere yükleyerek nasıl Roma'ya taşıdığını anlatır.
Ünye Kalesi de, MÖ. I. yüzyılda Pontuslarla Romalılar arasında süren savaşın önemli bir parçasıdır. Söz konusu sarnıçlar, büyük kayalarla işte o dönemde doldurulmuştur.

Sarnıç mı, Dehliz mi?  
      
Dehliz: Üstü kapalı, dar ve uzun geçit. TDK
Sarnıç: Yağmur suyu biriktirmeye yarayan yer altı su deposu. TDK
Elimizdeki bu tanımlar, Ünye Kalesi'ne şimdilik tam uymuyor.
Başkan Çamyar'ın dediği gibi "dehliz" konusunda çeşitli söylenceler mevcut. Yıllar önce Hizmet TV'ye haber yapmak üzere Ünye Kalesi'ne bir gezi düzenlemiştik. Çevre halkıyla kale hakkında görüşürken bize tünelin ucunun Ayanikola'ya kadar uzandığı söylenmişti.
Halk arasındaki bu tür söylencelerin sınırı yok!
Ama bizim için işin gerçekliği daha önemli...
Kalede usulüne uygun bir kazı yapılırsa, bilimsel verilere ulaşmış olacağız.
İşin gerçeğini ancak o zaman öğrenebileceğiz.
Kale'nin restorasyonu ise, ardından gelecek işlemdir.
Bu konu, "sarnıç-dehliz" ikileminden daha önemlidir. 
"Belediye'nin gerçek amacı muhtemelen kalenin tepesine çay bahçesi yapıp kiraya vermek." diyenler haklı mı çıkacak?
Bu süreçte yaşayıp, göreceğiz!

****
Daha önce de yazdık...
Başkan Çamyar'ın "en keyif aldığım projelerden bir tanesi" diye nitelediği bu işlemin bir prosedürü vardır.
Türkiye'de kazı yapmak yasalara bağlıdır. Kazı yapmak isteyen kişi yahut kuruluş kazı için gerekli parasal desteği, Türk Tarih Kurumu'ndan yahut T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden sağlar.
Şayet kazıyı yapacak olan bir bilim insanı yahut bir bilim kurulu ise, üyesi bulunduğu bilim kuruluşundan da (üniversiteden) bu desteği elde edebilir.
Kazı izni, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün önerisiyle Bakanlar Kurulu tarafından verilir.
Bu sıradan bir "kazma" işlemi değildir.
Bilimsel formasyona sahip akademisyenlerin sorumluluğunda yapılması gereken bir "kazı" işlemidir.
Önceden topografik haritası çıkarılmış ve sınırları belirlenmiş olmalıdır.
Ünye Kalesi kazısı, tarih yoğunluğu olan arkeolojik bir kazı olmalıdır.


11.07.2018, Ünyekent


3 Temmuz 2018 Salı

Ünye Kalesi Projesi'ne Dair


Ünye Kalesi Projesi'ne Dair

Uzun zamandır bekliyorduk, nihayet Ünye Kalesi'ndeki dehlizlerin temizliğine başlandı. Başkan Çamyar'ın "en keyif aldığım projelerden bir tanesi" diye nitelediği bu işlem, yıllardır hayalimizdeydi... Temizliği yapan ekibin, Ordu Kurul Kayası sarnıcını temizleyen ekiple aynı olduğu söyleniyor. Bu, işin olumlu yanı... Ancak, olay bu kadarla bitmiyor. 

****
Başkan Çamyar Ünye Kalesi Projesi'nin dört etaptan oluştuğunu ve dehlizlerle ilgili kısmın bu yaz bitirileceğini söylüyor:
“Dehlizlerle ilgili bölümü bu yaz bitireceğiz. İkinci etabın da 1 yıl içerisinde bitirileceğini düşünüyoruz. Biz bu iki etabı bitirdikten sonra kalemiz gezilebilir hale gelecek."
Bu projeye başlanmasını uzun yıllar bekliyorduk ama bu kadar çabuk halledilebileceğini düşünmemiştik.
Keşke projenin detaylarını öğrenebilseydik.
AVM hızıyla bitirilmesi mümkün mü?
Yahut 15 Temmuz Meydanı boyutunda bir proje mi?

****
Projeyle ilgili tereddütlerimiz neler?
Başkan'ın açıklamalarını sürdürelim:
“Ünye Kalesinde 2 dehliz var. Kalemizde dehlizlerin açılması ile ilgili kurulum işlemlerimiz tamamlandı. Bundan sonra ki süreçte kazı faaliyetleri başlayacak. Çıkan tüm materyaller bir düzenek vasıtası ile taşınmış olacak. Ünye Belediye Başkanı olarak ben hukukçu olduğum halde 4 yıldır bürokratik işlemlerle uğraşıyoruz.  4 yılın sonunda dehlizlerin açılması ile ilgili ihalemizi yaptık. 1 milyon 700 bin liralık bir ihale ve firmamıza yer teslimini yaptık. İnşallah bu yaz sezonu içerisinde kazı faaliyetlerimizi [gerçekleştiririz] ki bu kazı nereye gidecek bilmiyoruz. Burayla ilgili çokça şehir efsanesi var.”
İzlenen hukuki süreci yakından bildiğimiz için bu konuda Başkan Çamyar'ın çabalarını takdir ediyoruz. Daha önce de defalarca yazdık. Örneğin beş yıl önce Samsun'dan bir dağcı ekibini, SAMDAK'ı davet edip Ünye Kalesi'nin dehlizine inmiştik. (Bkz. 17 Mayıs 2013 tarihli Ünyekent gazetesi,  "Sonsuz Keşif" adlı yazımız.) Hasta yatağından kalkıp, bizimle birlikte tünele kadar tırmanan ve kale hakkında bize bilgiler veren değerli öğretmenimiz İrfan Işık'ın da bu tür çalışmalarda özel bir yeri vardır, burada ifade edelim...
İki yıl önce ise Ünye Kalesi konusunun biraz daha ayrıntısına girmiştik. (Bkz. 26 Ocak 2016 tarihli Ünyekent gazetesi, "Ünye Kalesi Dehlizlerinde Ne Var?")
Konunun ayrıntısına girerek, burada da aynı şeyleri ifade etmek istemiyoruz.
Sayın Başkan'ın dediği gibi Ünye Kalesi üç medeniyete ev sahipliği yapmış bir yer. Sadece Ünye'nin değil, belki de Karadeniz'in sahip olduğu en önemli tarih mirası. Öncelikle bu projenin başında bu durumu idrak edebilen bir bilim kurulu olmalı. Kurul Kayalığı'nın başında Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. S. Yücel Şenyurt bulunmaktaydı.Uyguladıkları yöntem ve kullandıkları malzeme bu tür bilimsel kazılara uygundu. Yani olması gerektiği gibiydi. Ne yapacağını ve nasıl yapılacağını bilen bu ekibin Ordu Kurul Kayası'nda yaptığı çalışma, umarız Ünye Kalesi için de bir örnek oluşturur.
Aksi halde bu önemli tarih kalıntısı, sıradan bir gezi durağına dönüşür.

****
Ünye Kalesi dehlizleriyle ilgili önemli bir ayrıntıyı, bu vesileyle paylaşmak istiyorum.
Biz bu tünellerin, meraklılar tarafından atılan taşlarla doldurulduğunu zannediyorduk. Çünkü her gelen ziyaretçi "hakkını kullanarak" bir yahut bir kaç taş atarak dehlizlerin doldurulmasına katkıda bulunuyordu. Bu sayede kalede çukurlara atılacak taş kalmadı desek, yeridir.
Gerçeğin öyle olmadığını anladık.
Prof. Dr. Murat Arslan'ın 2007'de yayınlanan "Mihridates VI Eupator" adlı eserinin 483. sayfasından öğreniyoruz ki, kalenin tünelleri Romalı komutan Pompeius tarafından büyük kayalarla doldurulmuştur.
"Pontos Dağları'ndaki müstahkem konumları yüzünden zapt edilmeleri zor olan kale ve garnizonlar daha sonradan haydutluk ve isyan amacıyla dağlara çıkanlara yararlı olmasın ve Romalılara karşı kullanılmasın diye Pompeius'un emriyle yakılıp yıkıldı. İçlerinde barındırdıkları sarnıçlar ise, büyük kayalarla dolduruldu."
Prof. Arslan'ın Amasyalı coğrafyacı Strabon'a dayanarak verdiği bu bilgiler, Ünye Kalesi dehlizlerinin temizliğinde kılavuz niteliğindedir. Tünellerin kapatıldığı tarih Milat'tan önce 1. Yüzyıl'dır. Yani o zamandan bu yana o büyük kaya kütleleriyle kapatılmış dehlizlerin ucuna ulaşılmamıştır. Kalenin 2150 yıllık gizemi, bu temizlikle birlikte ortaya çıkacaktır.
Bu işlem ne kadar usulüne uygun yapılacaktır?
İşte o oranda kalenin sırlarına ulaşmış olacağız!
Samsun'daki uyduruk "Amazon Mağaraları" düzmecesiyle değil, Urfa Göbeklitepe'deki, gibi gerçek bir tarih olayıyla karşı karşıyayız.
Acaba bu dehlizleri açmaya kalkanlar bunları biliyor mu?
Eğer bilmiyorsa, Ünye Kalesi'ne yazık olacaktır.
Tıpkı ne bulacağını bilmeden kaçak kazı yapan define avcıları gibi, "bulma umudunu yitirene kadar" bir yerleri eşeleyip duracağız...
Lütfen ilk adımda bu projenin başına akademik unvanı olan bir kişi yahut bir kurumu getirin. Arkeolojik anlamda bir kazıya başlansın.
Sonra da usulüne uygun bir restorasyona gidilsin.
Restorasyon konusunda uzman hemşerimiz Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'dan yararlanılsın.
Yoksa tarih bizi affetmeyecektir!


27 Haziran 2018 Çarşamba

24 Haziran'ın Ardından


24 Haziran'ın Ardından


Türkiye’de yaşayan bir İsviçreliye sormuşlar:
- Ülkenizde yüksek refah seviyesi dururken neden Türkiye’ye yerleştiniz?
- İsviçre’de 5 yıl sonra ne olacağını bilirsiniz, Türkiye’de ise yarın sabah ne olacağını kimse bilmez, burada yaşamak bana heyecan veriyor.

Bu ifadeler, 40 yıl öncesinin “Muz Cumhuriyetleri”nde görülen bir manzarayı işaret etmektedir. Sabah erken kalkanın iktidara sahip olduğu bir Latin Amerika ülkesi veya bir Afrika devleti artık yeryüzünde mevcut değil.
Kaldı ki Türkiye, neden yarın sabah ne olacağının bilinemediği istikrarsız bir ülke olsun?

****
Bu tür endişeler ülkemizde yeni değil...
“Bu kış komünizm gelecek!”
Rahmetli Celal Bayar’ın 1960 ihtilalinden itibaren dillendirdiği bu kabusu unutmak mümkün mü?
Rahmetli “yaşayan tarih” sayılırdı.
Sevr Antlaşması’ndan Lozan’a, Cumhuriyet ilanından 1960 İnkılabı’na…
12 Mart 1971 Muhtırası’ndan, 12 Eylül 1980 Darbesi’ne kadar, her olağanüstü durumda aynı kabusu dile getirdi.

****
12 Eylül 1980 Darbesi’nin Cunta lideri Kenan Evren darbenin ilk bildirisinde:
“Biz bugün bu kürsüde olmasaydık, bu kürsüde konuşan onlar olacaktı.”
Dememiş miydi netekim!
"Onlar!" dediği, sol kesim, komünistler...

****
Korku hep aynı.
“Az daha onlar geliyordu!” derken, "Komünizm"in kalesi saydıkları Sovyetler Birliği bir gecede yıkıldı.
Alnı akıtmalı lider sayesinde Glastnost ve Perestroyka gibi, ne olduğu pek belli olmayan alametlerle göçtü gitti…

****
Bir süre önce laik ve sosyal demokrat kesim (zaten Türkiye’de laik olmayan sosyal demokrat yoktur ama bu vurgu hep yapılır, eksik bırakmayalım dedik) kılık kıyafete takmıştı. Karşılıklı atışmalar, varsa yoksa türban! Şimdilerde taraflar daha sakin. Türbancı kesimin iktidar olmasıyla, devlet olmanın erdemi birleşerek bu tartışmalar hafifledi. Bu defa “İran rejimine doğru mu gidiyoruz?” endişesi başlamıştı.
Şimdi, “Türkiye’nin ekseni kayıyor mu?” sorusundayız. 

****
Endişeye mahal yok…
Devlet erkanı açıkladı: Türkiye’nin ekseninde bir kayma yok. Avrupa Birliği yolunda kararlılıkla ilerliyoruz. (Bakınız: Devlet Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek.)
AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Başbakan Başdanışmanı İbrahim Kalın ve bazı milletvekilleri, Türkiye'nin dış politika konusundaki görüşlerini anlatmak üzere ABD'ye gitti.
Herkes rahat uyusun.

****
Bu yazıyı 16 Haziran 2010'da "Eksen Kayması" başlığıyla yazmışız, sekiz yıl önce...
Sekiz yılda neler oldu?

"Demokratik Açılım"dan Sur ve Suruç harekatına geçtik.
Parlamenter sistemi terk ettik, yerine iki aşamada başkanlık sistemi getirdik...
Ergenekon, Balyoz davalarımız vardı...
Terörist diye yargılanan genel kurmay başkanlarımız oldu...
Kenan Evren'i de "darbe" yapmaktan dolayı mahkûm ettik!
Bir de beraber yürüdüklerimiz vardı ki...
Bazıları terörist çıktı...
FETÖ dediğimiz haşhaşilerdi bunlar.
İki yıl önce, 15 Temmuz 2016'da bunların darbe girişimine maruz kaldık...
Geçtiğimiz yıl komşu bir ülkeden gelen tehdidi bertaraf ettik, Afrin'e girdik.
Şimdi bir başka komşu ülkede, Kandil dolaylarındayız.
Ve üç gün önce...
Başkanlık Sistemi'nin ilk seçilmiş başkanını...
İlk turda seçtik!

Türkiye'ye yerleşmiş İsviçreli vatandaşımıza yaşattığımız heyecan için mutluyuz!
Her şey kontrol altında!
Herkes rahat uyusun!  


27 Haziran 2018, Ünyekent
http://www.unyekent.com/yazi/304-24-haziranin-ardindan.html

20 Haziran 2018 Çarşamba

Daha Güzel Bir Ünye İçin...




Daha Güzel Bir Ünye İçin...


Oldukça kalabalık bir bayram geçirdik...
Özellikle Ramazan'ın son günlerinde Ünye nüfusu arttıkça arttı.
Çevre Yolu'na rağmen, sahildeki araç trafiği durma noktasındaydı.
Özetle söylersek, Ünye için güzel bir bayramdı...
Aramızda olmayanların eksikliğini yüreğimizde hissettiğimiz, hastası dertlisiyle bütünleşmiş bir bayramdı yaşadıklarımız.
İkinci ve üçüncü gün düşen serinletici sağanaklar olmasa, bunaltıcı yaz günlerinin geldiğine tanıklık edecektik.
Evet, Ünye'ye bayramla birlikte yaz da geldi.
Plajlar deniz sezonunu açtı.

****
Antalya'dan gelen bir konuğum bana Ünye'de gidebileceği yerleri sordu. Daha önce de defalarca gelmişti Ünye'ye ama bu defa özellikle soruyordu...
Çünkü televizyonlarda bir çok kez izlediği Ünye reklamının etkisindeydi.
- Bunca yıldır gider gelirim Ünye'ye ama o reklam filmini izleyince hayretle izledim...
- Neden hayret ettiniz?
- Ben Ünye'yi hiç böyle görmemiştim!

****
Şimdi ne diyeyim bu sevgili konuğumuza...
- Sizin son gelişinizden bu yana Ünye çok değişti, Büyük Şehir Belediyesi'yle bizim belediye el ele verdi, Ünye'de müthiş bir değişim-dönüşüm gerçekleşti, desem...
Biliyorum üç gün boyunca, ailecek Ünye'yi turlayacaklar.
Konuklarımızı kandırmış olacağım...
Yerel rehber edasıyla soruyorum:
- Tarihi bir gezi mi istersiniz, doğa turu mu?
- İkisi de olur.

****
Kafadan "Ünye Kalesi!" diyorum.
Yıllar önce gitmişler oraya...
- Değişik bir gelişme var mı? Diyor.
- En son ne zaman gittiniz?
- Yedi, sekiz yıl oluyor.
- Yüzey temizliği, kale surları, yeni kaya mezarları, falan dedim.
- Vardı onlar, dedi ama çok bakımsızdı. Tarihi geziden çok macera turizmi olmuştu bizim için...
- Olsun, çocuklar büyüdü şimdi daha rahat gezersiniz.

****
Kale'yi güvenli bulmadıkları için gitmeyi reddettiler. Üstelik yıllardan bu yana kalede hiç bir çalışma yapılmamıştı. Tüneller temizlenecek, güvenli gezi parkurları oluşturulacak diyecek oldum, gelecek zaman kipiyle konuklara rehberlik edemeyeceğimi anlayıp vazgeçtim.
Konuklar, reklam filminde gördükleri yerleri istiyorlardı.
Bir gün önce Feneraltı, Fokfok dolaşmışlar ama filmdeki karelere benzer bir şey yakalayamamışlar..
- Hepsi oradaydı işte, dedim.
- Biz hiç birini göremedik, dediler.
- O karelerin hepsi Ünye'den.
- Peki biz niye göremedik?
- Doğru zamanda, doğru yerde olamadığınız için...

****
Ne yapsak, konukları ikna edemedik. Üstelik Ünye'ye defalarca gelen konukları, reklam filminde gördüklerinin tümüyle Ünye'ye ait olduğuna da inandıramadık.
İster istemez konu Ünye'den kaydı...
Ünye için çekilen reklam filmine geldi.
Yani mazruf (zarfın içindekiler) önemini yitirdi.
Ünye'nin değil, reklam filminin güzelliği öne çıktı.
Yeni bir haberle sürdürdük sohbetimizi...
Dünya'nın en popüler turizm sitelerinden AdForum'da Ünye'nin reklam filmi Las Vegas ve Milano'dan sonra 3. sıraya yerleşmiş...
AdForum ki, günde 15 milyon kişinin ziyaret ettiği, 180 bin reklam filminin gösterildiği bir turizm portalıdır.
Reklam filminin yaratıcılarını defalarca kutlamak gerekiyor.
Tabi reklam filmiyle birlikte şunun da farkında olmalıyız...
O gösterdiğiniz Ünye var ya...
Ünye'nin altını oymak yerine içini doldurmalıyız.
Örneğin çöp belasından kurtarmalıyız bu güzelim şehri...
Çimento'nun yaktığı çöpün zehrine layık bir şehir olmaktan çıkarmalıyız Ünye'yi.
Akçay OMV Santrali'nin etkisinden kurtarmalıyız Ünye'yi...
Tarımsal ürünlerimizin yakalandığı küf hastalığı ve denizlerimizde baş gösteren felaketi önlemeliyiz.
İşte bu nedenle seçim arifesinde ortalıkta dönüp duran propaganda araçlarından boş vaatler yerine "Yaşanabilir Bir Ünye" sözü duymak istiyoruz.
Daha güzel bir dünya umuduyla...


Ünyekent, 20.06.2018
http://www.unyekent.com/yazi/293-daha-guzel-bir-unye-icin.html

12 Haziran 2018 Salı

Seçimlerin Öteki Yüzü


Seçimlerin Öteki Yüzü


Gümbür gümbür bir ses yükseliyor caddeden...
Sazıyla sözüyle Ruhi Su, Pir Sultan Abdal'dan tutturmuş gidiyor:
                                                                                                                         
Şu karşı yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası serimde tüter
Bu ayrılık bana ölümden beter
Geçti dost kervanı eyleme beni

"Kulaklarımızın pası silindi!" diyor eşim. Özlemişiz büyük ustanın sazını, sesini... İster istemez sesin geldiği araca yöneliyoruz. 
Ses cihazları ve afişle donatılmış minibüsü görüyoruz.
Ünye'de dolaşan seçim araçlarından biri...
İki büyük fotoğraftan birinde keskin bakışı, zeki gülümsemesiyle tanıdık bir yüz:
Muammer Bilgiç Hoca!
Yanında "Bilge Başkan" Temel Karamollaoğlu...
Saadet Partisi'nin seçim aracı...
Şaşırıyoruz haliyle, işin içinde Muammer Hoca olunca şaşırmamak mümkün mü?
****           
Ruhi Su kimdir?

1912’de Van’da doğan Ruhi Su'nun asıl adı Mehmet’tir. Anne ve babasını çok küçükken kaybetmiş, kendi anlatımıyla “Birinci Dünya Savaşı’nın ortada bıraktığı çocuklardan biridir.”
Ruhi Su, ailesini muhtemelen 1915 Ermeni Tehciri sırasında yitirir. Oğlu Ilgın Ruhi Su, “Babamın 1912’de Van’da doğması, öksüzler yurdundan gelmesi, bugüne kadar hiçbir akrabasının çıkmaması düşünüldüğünde Ermeni olma ihtimali hayli yüksek." diyecektir.
Van’dan Adana’ya getirilen küçük Mehmet, önce çocuğu olmayan bir aileye verilir. Altı yaşındayken Adana Fransızlar tarafından işgal edilince Toros Dağlarına kaçarlar. Adana'ya döndüklerinde Öksüzler Yurdu'na yerleştirilir.
Öksüzler Yurdu’nda müzikle tanışan Ruhi Su, zorunlu olarak Askeri Lise'ye gönderilir. Müziğe olan tutkusu O'nu Öğretmen Okulu'nun Müzik Bölümü'ne geçmesini sağlar. Müzik Bölümü'nün ardından 1942’de Ankara Devlet Konservatuarı’nın Opera-Şan Bölümü’nü bitirir.
Bas bariton sesiyle opera sahnelerinden halk türkülerine, Alevi deyişlerine geçiş yapan Ruhi Su, sazıyla sesiyle Halk Müziği'ne yeni bir nefes getirir.
Anadolu'yu köşe bucak dolaşır, az bilinen türküleri derler. Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı, Köroğlu’nu ve Pir Sultan Abdal’ı yorumlar.
Ama hayatındaki çile bitmez...
Siyasi görüşü yüzünden başına gelmeyen kalmaz.
1952'de cezaevinde evleneceği Sıdıka hanımla birlikte Sansaryan Han'da ağır işkencelere maruz kalır. 1952-1957 yılları hapiste geçer. İstanbul’dan Adana’ya yolculuğu sırasında "Hasan Dağı" türküsünü yakar. Cezaevi otobüsünde bilekleri birbirine kelepçelenmiş mahkumların ayakları da sevk zinciriyle birbirlerine bağlanmıştır. ("Nereden biliyorsun?" diyenlere, "Tecrübeyle sabit!" derim!) Tuz Gölü yakınından geçerken tüm haşmetiyle Hasan Dağı yükselmektedir. Bu türkü, bu tür yolculukların ağıdı olarak kalır.
Ruhi Su 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinden de nasibi alır.
1978'de kanser teşhisi konulan sanatçıya doktorlar 12 Eylül Dönemi'nde yurt dışında tedavi görmesini önerir. Buna rağmen, askeri yönetim "çıkış izni" vermez. Yurt dışına çıkış izni verildiğinde de hastalığı ilerlemiş, iş işten geçmiştir.
20 Eylül 1985’te hayatını kaybeder.
Cenazesi Şişli Camisi'nden kaldırılır. Türküler eşliğinde omuzlara alınır ama Ruhi Su'nun cenazesi polis engeliyle karşılaşır. Cenazeyi taşıyan kitle, barikatları aşar...
Ruhi Su'nun cenazesi, 12 Eylül sonrasının ilk büyük kitle gösterisine dönüşür.
İşte Ruhi Su'nun hayatı, türküleri ve ölümü budur!

Kalbi ve Kanadı Kırıkların Vekili...

Şimdi...
Böyle bir sanatçının sesini ve sazını seçim şarkısı seçmek akıl kârı mı?
Hele siyasi görüşü bu sanatçıyla taban tabana zıtsa...
Amerikalılar böyle durumlara "Risky Buisness" der.
Yani riskli iş!
Bizdeki seçim çalışmaları daha çok Amerikan özentilidir ve Amerikalılar riski sevmez, göze alamaz.
Bak değerli Hoca'm, bu gidişle ya elinizdeki kitleyi kaybedersiniz yahut yerinizden edilirsiniz!
Yetimlere, yoksullara ve yoksunlara dair çırpınan yüreğinizle, bir anda kalbi ve kanadı kırık bir vekil adayına dönüşebilirsiniz.
"Biri kaybedecekse, kaybeden olmayı tercih ederim" demişsiniz ya Hoca'm, bence zalimler kaybetmeli...
Ve yeryüzü mazlumların kazanacağı bir dünya olmalı!  

13.06.2018, Ünyekent