8 Ağustos 2018 Çarşamba

Ünye'nin Kayıp Hikayeleri


Ünye'nin Kayıp Hikayeleri


Bu yıl ikincisi düzenlenen etkinliğin ilkine katılamamıştım. Geçen yıl değerli öğretmenim Mehmet Zeki Gündüz'le Ünye'de yıllar sonra yeniden buluşabilecektik, olmadı. Ünye'de olmadığım için ilk "Masal Buluşması"na katılamamıştım.  
2. Ünye Anlatıcılar Buluşması'nda, konu "Ünye’nin Kayıp Hikayeleri" idi.
Ev sahibi Ünye Belediyesi. Yaşayan Kültürel Miras Müzesi'nde düzenlenen etkinlik yine aynı arkadaşların koordinatörlüğünde gerçekleşti; inşaat mühendisi, senarist ve masal anlatıcısı İsmail Canbulat ve Yaşayan Kültürel Miras Müzesi Sorumlusu Halk Bilimci İhsan Akbulut...
Geçen yıl ilk buluşma,Yalı Kumsalı'nda gerçekleşmişti.
Seçilen mekan, en az bu yılın buluşma mekanı kadar anlamlıydı.
Ortada yakılan masal ateşinin etrafında masalsı bir söyleşi...
Bu defa mekan olarak Ünye Müze Evi'nin (şimdiki adıyla Yaşayan Kültürel Miras Müzesi) bahçesi seçildi. Ortada ateş yoktu ama dinleyicilerle anlatıcılar tıpkı kumsaldaki gibi bir araya gelip halka oluşturmuştu. Aynı samimi hava içerisinde, kaybolmaya yüz tutmuş Ünye hikayeleri dile getirildi.

****
Yazar, dilbilimci Bilgin Hasdemir, Ünye şivesiyle eski pazaryeri diyaloglarını, esnaf hikayelerini ve bir zamanların mahalle ilişkilerini dile getirdi...
İrfan Işık hocamız Ünye'nin dilencilerini ve delilerini anlatı.
Blog yazarı "Mavianne" Fatma Canbulat Erdem, çocukluk anısından esinlenerek, babası Muharrem Canbulat'a ait "Çataltepe Gazoz Fabrikası"nın masalını anlattı. (Masal formu, Fatma hanımın anısını dinleyen Gülden Görgülü Güler tarafından yazılmış.)
Yaşar Karaduman Çataltepe Gazozu'nun "muzlu gazoz" kısmını, mübadele yıllarında Ünye'den göç eden Ermeni ve Rum çocuklarının trajik öykülerini ve Ünye'de evin sarnıcında mahsur kalıp ölen evin hanımını anlattı.
Bana bu bahiste, Yitik Şehir Midrebolu'yu (Mithrapolis) anlatmak düştü.
(Bazen bir kentin sadece yaşamı, kültürü değil, kendisi de tümüyle yok olup tarihe kavuşabiliyordu. Platon'un Atlantis'i gibi.)
 Ahmet Kabayel ise "Ünye'de kurgulanan mizah"ın ustası Baba Lütfi'den güldüren ve bir o kadar da düşündüren anılar aktardı. Ünye'de yaklaşık 20 yıla ulaşan yerel tarih çalışmalarından söz etti.
Halkbilimci Elif Akbulut bir Anadolu masalı anlattı bize... Halka mal olmuş Nasrettin Hoca öyküsüne benzer bir öyküydü bu. Bir bilgenin ağzından küçüklere masallar formunda ama daha çok büyüklerin ders alabileceği bir masaldı.
Tiyatro eseri yazarı Cihan Öksüz'den "Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu"nun ortaya çıkış öyküsünü dinledik. Ünye'de tiyatronun "Bir varmış bir yokmuş" üslubuyla nasıl ortaya çıktığından ve kaldırıldığından söz etti.. Gelecekte "Ünye Tiyatrosu" için fazla umutlu olmadığını söyledi.  
Etkinliğe katılan Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Eren de, Ünye'de tiyatronun asla kaldırılmadığını, "ertelendiğini" söyledi.
Masal Buluşmalarının mimarı İsmail Canbulat, annesin yaşadığı bir "Hıdırellez" öyküsünü anlattı. Aslında babasından kalan bir defter dolusu anıyla katılacaktı etkinliğe ama son anda o derinliğe dalmaktan vazgeçmiş olmalı.
Etkinliğin diğer mimarı Halkbilimci İhsan Akbulut ise, sözlü kültürü dijital  ortama aktarmaktan ve bir kaynak oluşturmaktan söz etti.
Gerçekten de önemli bir etkinlik  yerine getirilmişti. Bir iki saat içinde ortaya çıkan performansın kayıt altına alınması, Ünye'nin kayıp hikayelerine giden yolu aralayacaktı.

****
Bu vesileyle burada, Ünye'nin kadim kültürünün gelecek kuşaklara aktarılması görevine yeniden değinmiş oluyoruz. Anlatılan hikayelerin kayıt altına alınması gerektiğini bir kez daha vurgulamakta yarar var. 40-50 Yıl önce Mehmet Zeki öğretmenimizin derlediği Ünyeli çocukların (yani benim de içinde yer aldığım 60 yaş kuşağının) masal anlatıları nasıl zamana yenik düşmediyse, bugün yapılanlar da zamana karşı duran kültürel değerlerimizdir. 
Bu anlamda etkinliğin gerçekleştirildiği mekanlar da önemlidir.
"Müze Ev", kültürel mirasın yaşatılmasının ön koşulu, hatta zorunlu bir durağıydı...
Şayet böyle bir ev restore edilmemiş olsaydı, kültürel mirasımız nerede, nasıl yaşatılacaktı?
Kim, nereyi "Yaşayan Kültürel Miras Müzesi" ilan edebilecekti?
Bu etkinliğin geçen yıl kumsalda yapılması da rasgele bir seçim değildir.
Yok edilen sahillerimiz, eski tarihi evlerimiz kadar değerlidir.
Kumsalımız kültürel bir mirastır.
Kıyıda denize giren çocuklarıyla, kumda düzenlenen futbol turnuvalarıyla, kano ve sandal yarışlarıyla, yağlı direkte bayrak kapma ve yüzme yarışlarıyla kültürel bir şölendir.
Yaşatılması gerekir.     

8.8.2018, Ünyekent











1 Ağustos 2018 Çarşamba

Olimpos




Olimpos


Antalya'nın Faselis antik kentinden bahsetmiştik, komşusu Olimpos'tan söz etmezsek olmaz... Olimpos ya da Olympos, Antalya'nın Kumluca yerleşiminde bulunan, Helenistik dönemde kurulmuş bir antik bir kenttir. MÖ. II. Yüzyıl'da limanlarıyla ünlü Faselis'e saldıran korsanların egemen olduğu bir şehirken, MÖ. 77'de Roma  egemenliğine girer. Bugüne ulaşan tarihi kalıntıların çoğu bu dönemden kalmadır.

****
Olympos adı nereden gelmektedir?

Olympos adının Yunanca bir kelime olup olmadığı, bu adın kaynağı ve anlamı tam olarak bilinmemektedir. Eski Anadolu dillerinden geldiği ve "yüksek dağ" anlamını taşıdığı bilinmektedir.
Bir yaklaşıma göre ise, "gökyüzündeki bulutlara kadar uzanan ve tanrıların yerleştiği bir dağdır." Bu inanışın Yunan mitolojisine  Sümerlerden girdiği sanılmaktadır.
Antik çağda toplam 19 dağ "Olimpos" adını taşımaktadır. (Eski Yunancada ve bağlı kaynaklarda Olympos.)
Yunanistan'da Olympos adıyla bilinen dağ, 2 919 m. yüksekliğiyle ülkenin en yüksek dağıdır. Teselya'da bulunan bu dağ, Eski Yunan mitolojisinde tanrıların oturduğu kabul edilen kutsal bir yerdir.
Anadolu'da da Olimpos adı taşıyan bir çok dağ mevcuttur.
Antik çağda Mysia Olimposu olarak anılan ve Marmara Bölgesi'nin en yüksek zirvesini oluşturan Bursa Uludağ'ın zirvesi de Olimpos adını taşımaktadır.
Batı Toroslar'da, Beydağları grubunun içinde yer alan bir dağ da Olimpos adını taşır. Kumluca'da asıl konumuz olan Olimpos Dağı, Antalya'ya 85,7 km. uzaklıkta olan bir dağdır. Bu dağın sahil kesiminde yer alan vadide Olimpos Antik Kent'i bulunmaktadır. 
Teke Yarımadası'nın önemli antik yerleşimlerinden biridir.
Olimpos sahili, Caretta Caretta kaplumbağalarının yavrulama alanı olduğundan sit alanı olarak korunmaktadır. Genellikle üniversite öğrencilerinin ve sırt çantalı turistlerin tercih ettiği bir gezi alanıdır. Anadolu'nun  Lykia bölgesinde, Likya Yolu üzerinde bulunan antik kent, Antalya körfezinin Batı kıyısında, Faselis'in (Tekirova) Güney'inde, Çıralı yakınında Deliktaş mevkisindedir.  Olimpos Beydağları Millî Parkı sınırları içinde yer almaktadır.

Olimpos Antik Kenti

Olympos kentine ait en eski bulgular, bu yerleşimin Helenistik Dönem'de kurulan bir Dor kolonisi olduğunu göstermektedir. M.Ö. 100'de Likya birliğinin en önemli şehirlerinden biridir ve Strabon'a göre "üç oy hakkı"na sahip altı şehrinden birisidir. Lykia birliği tipinde para bastığı bilinmektedir. Daha sonra korsanların eline geçmiştir. (Zeniketes dönemi, MÖ. 104-77)
M.Ö. 78'de Roma komutanı Servilius Isauricus Olympos'u korsanlardan temizleyerek Roma topraklarına katmıştır. Asıl önemini Roma döneminde kazanmıştır. Gordianus döneminde para bastırmış, kentin ortasından geçen derenin iki yanına imar edilen yapılarıyla tanınır.
Olimpos Kenti, doğal gazların yandığı Çıralı'daki "Demirci Tanrı" Hephaistos için inşa edilen açık hava sunaklarıyla ün sahibi olmuştur.
Olimpos Dağı ile bir başka yükseltinin arasına sıkışmış bir vadide  yer alan kentte Roma döneminden kalma çok sayıda anıtsal mezar, Roma Lahitleri (Antimachos'un Lahdi), tonozlu odalardan meydana gelen bir nekropol (toplu mezar), kutsal alanlar, kiliseler, Mozaikli Yapı, Roma Hamamı, Piskoposluk Sarayı (Episkopeion, MS. 5. - 6. yy.), akropol ve agora (pazar yeri) gibi kalıntılar mevcuttur. Prof. Ümit Serdaroğlu'nun yaptığı araştırmalarda İon düzeninde templum in antis planlı bir tapınak belirlenmiştir. Bu tapınağın, bir heykel kaidesinde yer alan yazıta göre, Marcus Aurelius döneminde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. (MS. II. yy.) Kentin bazı yerlerinde arkeolojik kazılar bugün de devam etmektedir. Açığa çıkarılan birçok kalıntı restore edilmekte ve ziyarete uygun hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Ortaçağ'da Olimpos Kenti      

MS. 3. yy. sonlarında Olymposlu Methodius Lykia bölgesinin ilk piskoposu ve önemli bir kutsal kişisidir. MS. 312'de idam edildiği sanılan Methodius'un erken dönem Hıristiyanlığın kurumsallaşmasında önemli bir yeri vardır. Orta Çağın başladığı MS. 4. ve 5. yüzyıllarda, bazı yazılı kaynaklarda Olympos'un önemli bir Hıristiyan şehri olduğu anlaşılmakta, 7. - 9. yüzyıl Piskoposluk listelerinde de Myra (Demre) Metropolitliğine bağlı bir merkez olarak anılmaktadır. Bu dönemde kentte ait 12 adet Bizans Kilisesi yer almaktadır. Sırf bu bulgular bile o dönemde  Olympos'un önemli bir kent olduğunu göstermektedir. MS. 5. ve 6. yüzyıllarda kentte yoğun bir inşa faaliyeti sürdüğü görülmektedir.
14. yy sonrasında, Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin Akdeniz'de etkin olduğu dönemde Olympos, önemli bir uğrak limanıdır. Ancak Osmanlı döneminde Olimpos'a dair önemli bir kayda rastlanmamıştır. Osmanlı tarihinde Antalya ve Alanya'nın Akdeniz'deki önemi yazılı kaynaklarda ve arkeolojik verilerde ortaya çıkarılmasına rağmen, 15. yüzyılda Osmanlı egemenliğine giren Olimpos'a dair hiçbir veri bulunmamaktadır. 18. ve 19. yüzyıllar ile 20. yüzyıl başlarında kentin Yörükler tarafından kışlak olarak kullanıldığı yerel halk tarafından aktarılmaktadır.
Arkeolojik verilere dayanarak, Olimpos'ta kentsel faaliyetin 13. yy sonrasında sona erdiği söylenebilir. Bölgede görülen savaşlar, Arap akınları, deprem ve veba gibi felaketler Olimpos'un ekonomik ve demografik yapısını olumsuz etkilemiş, kentsel yerleşim sona ermiştir.

Olimpos'tan Kalanlar

Olympos kenti, vadinin içinden geçen bir derenin iki yanında kurulmuştur. Dağın eteğinde bulunan yüksek yerleşim, Olimpos'un akropolü olarak adlandırılsa da bu oluşumun Orta Çağ'dan kalma bir hisar olduğu anlaşılmaktadır. Tepe üzerindeki yapı kalıntıları hisar içindeki çok ve tek katlı sivil yapılardır. Tepeden aşağı  bakıldığında dere kenarında kurulu kentin manzarası seyre değerdir.  
Kentin ortasından geçen derenin poligonal teknikte duvarlarla ıslah edildiği anlaşılmaktadır. Üzerinde Roma döneminden kalma köprü kalıntıları mevcuttur. Bu köprülerin payeleri taş örgülü, gövdesi ahşap yapıdadır.  
Derenin güney tarafında görülen kemerli yapı, kentte yer alan birçok bazilikadan biridir. Bu bölümünde, Olimpos'un tiyatrosu bulunur. Tonozlu paradosları, orkestraya ve çevreye dağılmış bezemeli mimarisiyle tipik bir Roma Devri tiyatrosudur.
Tiyatro ile deniz arasında, doğuya doğru, sırasıyla Hellenistik dönem poligonal şehir duvarları, nehrin kenarındaki Büyük Hamam kalıntıları, Erken Bizans dönemi bazilikası ve bu bazilika ile organik bağlantısı bulunan küçük hamama ait yapı öğeleri görülür.
Olimpos SİT alanı kapsamında olduğu için antik alan ve çevresinde yapılaşma yasaktır. Konaklama ağaç evlerde yapılır. Burası gezginlerin en önemli durağıdır. Ayrıca bölge yakınlarındaki Beydağları Olimpos Milli Parkı da dağcılıkla ilgilenenler için ideal bir bölgedir.
Portakal ağaçları ile çevrelenmiş bungalov evlerinde konaklama yapılabildiği gibi son zamanlarda değişik tarzda birçok işletme açılmıştır.

01.08.2018, Ünyekent














 



25 Temmuz 2018 Çarşamba

Faselis


Faselis


Tarihi Kentler Birliği Ünye Buluşması'nın  yaşandığı tarihte Faselis antik kentindeydik. Faselis yahut Phaselis, Antalya'nın Kemer yakınlarında antik bir kenttir. Kemer'in 16 km. batısında yer almaktadır.
Kentin MÖ. 7. yüzyılda Rodoslu kolonyalistler tarafından kurulduğu kabul edilmektedir.  
Akdeniz'deki önemli antik yerleşimlerden biridir. Uzun yıllar Likya'nın en önemli limanı olmuştur.     
Bir yarımadada yer alan Faselis'in üç limanı vardır; Kuzey Limanı, Orta Liman ve Güneybatı kıyısında Büyük Liman bulunmaktadır.  
Güneybatı Liman'ı diğer limanlardan daha önemlidir. Bizim de piknik yaptığımız, denize girdiğimiz yerdir. Günü birlik yatların ve gezinti teknelerinin uğrak yeri olan bir koydur.
Kentin orta yerinde, kalıntılarını gezdiğimiz 20-24 metre genişliğinde, 250 metre uzunluğunda muhteşem bir cadde bulunmaktadır. Caddenin güney ucu, Hadrian Su Yolu Kapısına açılmaktadır. Caddeye paralel gezinti yolları ve dükkânlar bulunmaktadır. Caddenin her iki tarafında hamamlar, tapınaklar, agora ve tiyatro gibi kamu yapıları yer almaktadır. Bu yapıların çoğu, MÖ 1. ve 2. yüzyıla kadar uzanan Roma dönemi eserleridir.
Antik kentin girişinde, Faselis'le özdeşleşmiş 70 m. yükseklikte su kanalları bulunmaktadır.
Bu kenti sadece bir liman şehri yahut canlı bir ticaret merkezi olarak değil, aynı zamanda önemli bir yaşam merkezi olarak da görmek gerekir.
Kenti ziyaretim sırasında yaşadığım bir sohbet bunun en yakın tanığıdır...
Caddenin Hadrian Kapısına yakın bir yerde, bir grup ziyaretçi "Domestian Agora" yazılı bir tabelanın önünde tartışıyor:
"Burası diğer agoradan niçin farklı?"
Sohbete ben de katıldım, fikrimi söyledim.
Özellikle Roma Döneminde çarşıların amaca göre çeşitlendiğini, buranın da hizmet gören köleler için bir pazar yeri olduğunu beyan ettim.
Tarımsal üretimdeki köleler dışında, soylulara hizmet veren köleler de vardı ve bunların ihtiyaçları bu pazardan karşılanıyor olmalıydı.
Diğer agoranın "sosyete pazarı" olduğu, buranın ise "halk pazarı" olabileceği varsayımında bulundum.
Espriyle söylense de, gerçekliği ağır basan bir tespitti.

****
Kurutulmuş balık karşılığında bir çobandan alınan yarımada...

Faselis'in kuruluş efsanesinde şöyle bir öykü anlatılır:
Buraya gelen kolonyalistler, karşılaştıkları yerli çobana yarımadayı çok beğendiklerini ve yerleşim bedeli olarak arpa ekmeği mi, kurutulmuş balık mı istediğini sorarlar.
Çobanın kurutulmuş balığı tercih etmesiyle kolonyalistler, bu güzelim yarımadaya sahip olurlar.
Tabi bu öykü, var olan güzelliklerin ne kadar ucuza kapatıldığını ifade etmektedir. Tarihsel gerçekliği ise daha farklı nedenlere dayanmaktadır.
Bu konuda daha detaylı bilgi için bkz. Ünye Tarih Araştırma Grubu, Ünyekent gazetesi, Mart 2012, Karadeniz VI, "Kolonileşme Nedenleri"
http://www.unyekent.com/arsiv/koseyazi/3353/karadeniz-bolum-vi      
Coğrafyacı Strabon (İÖ. 64-İS. 24), Orta Liman'ın hemen gerisinde küçük bir gölün yer aldığından söz eder ki bu alan bugün sazlık durumundadır.
Kentin muhtelif yerlerindeki motifler ve şehir sikkeleri üzerindeki antik gemi betimlemeleri Faselis'in Mısır, Suriye ve Yunanistan arasındaki deniz ticaretinde önemini vurgulamaktadır. Şehrin gerisindeki ormanlarla kaplı Toros Dağları'nın kerestesini Akdeniz limanlarına sevk eden bir liman konumundadır.
Likya ile Pamfilya bölgesinin sınırları içinde kalan Faselis, İÖ. 5. yy.'da Pers, İÖ. 4. yy.'da Karyalıların ve Limyra'nın (Finike) egemenliği altında girer.
İÖ. 333'te Büyük İskender'i "Altın Taç"la karşıladıkları bilinmektedir. İskender, kışı bu şehirde geçirir ve o dönem Faselis zambak yağı ve gülleriyle ünlüdür.
İskender'den sonra bir çok kez el değiştiren Faselis, İÖ. 167'de Likya Birliğine dahil olur. Likya türü sikkeler basar. Ardından komşu kent Olympos'un ve korsanların talanına uğrar.
İÖ. 43'te Roma egemenliğine girer. 300 yıl sürecek olan yeniden yapılanma ve refah dönemi başlar.
İS. 129'da şehri imparator Hadrian ziyaret eder.
Kent, 1258'deki Selçuklu Kuşatmasına kadar konumunu korur. Bu tarihten sonra gerek depremler, gerekse Antalya ve Alanya limanlarının işlevlerinin artması nedeniyle eski önemini yitirir.
13. yy. başlarında şehir tamamen terk edilir.

****    
Kentin mevcut kalıntıları 1981-1984 yılları arasında Prof. C. Bayburtlu Başkanlığında yapılan kazılarla Ankara dil Tarih Coğrafya Fakültesi tarafından gün ışığına çıkarılmıştır.
2012 Yılında başlatılan Phaselis Araştırmaları Projesi ise, son otuz yıldır “güneş, kumsal ve deniz”i ile tanınan Phaselis Antik Kenti’nde sürdürülebilir cross/interdisipliner bilimsel çalışmaların önünü açmıştır.
Akdeniz Üniversitesi Tarih Bölümü Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı başkanlığının çabalarıyla Faselis Antik Kenti, akademik ve kamusal açıdan bir cazibe merkezi haline getirilmektedir.   
Faselis sahili, Ünye'yi andıran çakılsız kumsalı sayesinde Antalya'daki en güzel plajlardan biridir.  

25 Temmuz 2018, Ünyekent
http://www.unyekent.com/yazi/348-faselis.html














18 Temmuz 2018 Çarşamba

15 Temmuz 2016


15 Temmuz 2016



15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi'nin olduğu gece Sinop'taydık. Eşim ve kızımla birlikte birkaç günlük bir tatil için gelmiştik. Tarihi Sinop Kalesi'nin dibinde bir tanıdıkla sohbet ediyorduk. Hava kararmıştı, çayımızı yudumlarken  Kızım:
- Baba darbe oluyormuş! dedi, telefonundan başını kaldırarak.
- Ne darbesi kızım? demiştim.
Kim yapacak, nasıl olacak? Hiç darbe yapılabileceği aklıma yatmadı.
Masamızdaki kişi 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini yaşamış eski bir "siyasi", durumu anlayabilecek dostlarını aradı.
- Doğruymuş, darbe oluyormuş, dedi.
Yakındaki bir pastaneye geçtik, televizyondan haberleri izliyoruz. Boğazdaki köprüyü gösteriyor, alçak uçuş yapan uçaklar falan...
İşin doğruluğunu anlayıp, her ne pahasına olursa olsun Ünye'ye dönmeye karar verdik. Tanışımızla vedalaştık. Gece konaklamayı düşündüğümüz yere gidip valizlerimizi aldık. Tam o sırada TRT'den darbecilerin bildirileri yayınlandı.
Doğru karar vermiştik Ne pahasına olursa olsun, evimizde olmalıydık.
- Yollar kesilmiştir, sizi göndermezler! Diyen oldu...
- Olsun, yolumuzun kesildiği yere kadar gideriz.

****
Önce bir benzinliğe uğradık Sinop'ta... Karşısındaki banka ATM'lerinde "para çekme" kuyruğu vardı. Paradan çok eve ulaşmaya ihtiyaç duyuyorduk. Gece yarısı olmuştu, yola çıktık.
Yol, düşündüğümüzden daha sakin.
Kimsecikler yok!
Gerze, Yenikent, Yakakent'ten geçtik...
Alaçam'da kimseler yok.
Yolumuz kesilirse, döner bir tanıdığa misafir olabilirdik.
Bafra'yı geçtik, tam bir sessizlik hakim...
Bir yandan da kızım telefonundan gelişmeleri izliyor.
Bunun bir "kalkışma" olduğu anlaşılıyor.
Ekranlara Erdoğan'ın talimatı düşüyor:
- Meydanlara çıkın.
Ondokuzmayıs'a gelirken meydanda bir kalabalığa tanık oluyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın posterleri ve bayraklar ilişiyor gözümüze.
Çok geçmeden Samsun Atakum'a ulaşıyoruz.
Saat sabahın iki buçuk-üç'ü...
Halk sokağa dökülmüş.
Trafik neredeyse duruyor.
Zar zor yol alıyoruz.
Oradan Samsun şehir merkezine giderken üst yolu (bulvar) tercih ediyoruz.
Çarşamba, Terme sakin. Ortalıkta kimseler yok.
Ünye'ye giriyoruz.
Meydana doğru ilerliyoruz.
Meydan kalabalık, yolları kapatmış bir grupla karşılaşıyoruz.
Her şeye rağmen sakin bir görünüm hakim.
Çünkü darbe girişimi çoktan sona ermiş..
Darbecilerin derdest edildiği bir aşamaya gelinmişti.

****
Eve geldiğimiz için kendimizi rahat ve emin hissediyoruz.
Darbenin bertaraf edilmiş olması bizi rahatlatıyor.
Ama kafamızda biriken sorulara cevap bulamıyoruz.
Kim, nasıl yeltendi bu darbe girişimine?
Halk tavır göstermeseydi, başta TSK olmak üzere, güvenlik güçlerinin önemli bir bölümü bu darbeye karşı koymasaydı, ne olurdu?
Aradan iki yıl geçti...
Bakıyoruz.
Yandaş medya olsun, muhalif yazarlar olsun...
Aynı noktada birleşiyor!
Asker, polis, savcı-hakim, öğretmen, sivil binlerce kişi tutuklandı.
Tutuklamalar, operasyonlar bugün de sürüyor.
Yeni video görüntüleri çıkıyor, darbe gecesine dair...
58 General ve 626 subay ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılıyor. 
20 Temmuz 2016'da ilan edilen Olağanüstü Hal çerçevesinde hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ile 100 bini aşkın kişi kamudan çıkarılıyor.
Nasıl oluyor da, bu suç örgütü devlet kademelerine bu denli sızabilmiş?
Üstelik devletin en mahrem bölgelerine, kilit noktalara gelebilmiş...
Asker, polis ve adliye içerisine bu kadar rahat nüfuz ederlerken...
Bu suç şebekesinin başını "Hoca Efendi" diye yere göğe koyamayanlar dahil, parlamento içerisinde hiç bir siyasi uzantısının açığa çıkmamış olması ilginç!
"Kandırıldık" demek yeterli mazeret sayılıyor.

****
İki yılı geride bıraktık, hala aynı sorulara cevap arıyoruz.
Darbenin arka planında ne var?
15 Temmuz'un kara delikleri neler...
Muhalifinden yandaşına aynı yerdeyiz:
"15 Temmuz’un “mikro tarih”i henüz yazılmadı. 15 Temmuz saat 12.00’den 16 Temmuz 03.30’a kim nerede idi ve ne oldu? O 15,5 saatte ne oldu? Tabii, aslında, öncesi de önemli, sonrası da. Ama o arada ne oldu? Henüz gerçekler bütün çıplaklığı ile aydınlanmış değil." (A. Dilipak, 15.07.2018, Akit)
Darbe teşebbüsünün ikinci yılında henüz açıklığa kavuşmamış o kadar çok konu var ki, daha kaç yıl geçmesi gerekiyor, bilmiyoruz. 
  

18.07.2018, Ünyekent


11 Temmuz 2018 Çarşamba

Ünye Kalesi Projesi


Ünye Kalesi Projesi


Önceki yazımızda Ünye Kalesi'nde başlatılan çalışmaya değinmiş ve bazı önerilerde bulunmuştuk. Görüş belirtenler oldu ama doğrudan konuyla ilgili bir değerlendirme henüz gelmedi.
"Ünye Kalesi'nin dehlizleri temizleniyor" demiştik, "dehliz mi, sarnıç mı?" ikilemine tanık olduk.
Dehliz mi, sarnıç mı...
Tünel mi?
Aslında ne dediğimiz önemli değil.
Asıl olan  projenin nasıl bir şey olduğu, nasıl yapıldığı...
Bu konuda önerilerde bulunduk!
Lütfen ilk adımda bu projenin başına akademik unvanı olan bir kişi yahut bir kurumu getirin,  arkeolojik anlamda bir kazıya başlansın, demiştik...
Sonra da usulüne uygun bir restorasyona gidilsin, diyerek; "restorasyon konusunda uzman hemşerimiz Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'dan yararlanılsın!" önerisinde bulunmuştuk.

****
Konumuz bu iken, iki değerli tanışım "sarnıç" mevzuunda anlaşamamış, tartışmaya girmiş. "Tanış" derken, hısım-akraba diyeceğim ama kan bağı önemli değil, "can dostum" diyebileceğim insanlar...
Konuyu "üslup" tartışmasına bağlayıp, kırıp dökmüşler.
Sarnıç konusunda daha önce de benzer bir tartışma yaşadığımızı hatırlıyorum.
Kavramlar, isimlendirmeler önemlidir.
Kim, nasıl söylerse, o şekilde kabul görme ihtimali var.
Kalıcı olabiliyor...
Hatta kimi gereksiz , yanlış tanımlara da götürebilir bizi...
Biz "dehliz" demeyi tercih ettik. Bazen "sarnıç" dedik. "Tünel" dediğimiz de oldu. Hepsi birden doğru olabilir mi?
Olamaz tabii...
Ama birini tercih edebilmemiz için, elimizde şimdilik yeterli veri yok.
Daha net söyleyelim, Ünye Kalesi'nin bu dik ve çok basamaklı düzeneği yeterince keşfedilmiş değil.
Bilinmeyenler yanında, yanlış bilinenler daha fazla yer tutuyor...
(Bkz. Karadeniz'in Kayıp Tarihi Ünye Kalesi-ÜTAG, Ünyekent, Aralık 2014
İnternet adresi: http://www.unyekent.com/arsiv/koseyazi/5459/karadenizin-kayip-tarihi-unye-kalesi)
Orada da değinmiştik, küçük bir hatırlatma yapalım:
Ünye Kalesi'nin dik ve dar tünelleri Romalılara ait değil, hele Bizans'ın hiç değil...
Halis muhlis Pontus işi!
Coğrafyacı Strabon, Pontus kalelerinin zenginliğini ve gizemini anlata anlata bitiremez.
Tacitus, Crispuc gibi Romalı tarihçiler, Komutan Pompeius'un Pontus kalelerinden elde ettiği hazineleri ve değerli eşyaları eşeklere yükleyerek nasıl Roma'ya taşıdığını anlatır.
Ünye Kalesi de, MÖ. I. yüzyılda Pontuslarla Romalılar arasında süren savaşın önemli bir parçasıdır. Söz konusu sarnıçlar, büyük kayalarla işte o dönemde doldurulmuştur.

Sarnıç mı, Dehliz mi?  
      
Dehliz: Üstü kapalı, dar ve uzun geçit. TDK
Sarnıç: Yağmur suyu biriktirmeye yarayan yer altı su deposu. TDK
Elimizdeki bu tanımlar, Ünye Kalesi'ne şimdilik tam uymuyor.
Başkan Çamyar'ın dediği gibi "dehliz" konusunda çeşitli söylenceler mevcut. Yıllar önce Hizmet TV'ye haber yapmak üzere Ünye Kalesi'ne bir gezi düzenlemiştik. Çevre halkıyla kale hakkında görüşürken bize tünelin ucunun Ayanikola'ya kadar uzandığı söylenmişti.
Halk arasındaki bu tür söylencelerin sınırı yok!
Ama bizim için işin gerçekliği daha önemli...
Kalede usulüne uygun bir kazı yapılırsa, bilimsel verilere ulaşmış olacağız.
İşin gerçeğini ancak o zaman öğrenebileceğiz.
Kale'nin restorasyonu ise, ardından gelecek işlemdir.
Bu konu, "sarnıç-dehliz" ikileminden daha önemlidir. 
"Belediye'nin gerçek amacı muhtemelen kalenin tepesine çay bahçesi yapıp kiraya vermek." diyenler haklı mı çıkacak?
Bu süreçte yaşayıp, göreceğiz!

****
Daha önce de yazdık...
Başkan Çamyar'ın "en keyif aldığım projelerden bir tanesi" diye nitelediği bu işlemin bir prosedürü vardır.
Türkiye'de kazı yapmak yasalara bağlıdır. Kazı yapmak isteyen kişi yahut kuruluş kazı için gerekli parasal desteği, Türk Tarih Kurumu'ndan yahut T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden sağlar.
Şayet kazıyı yapacak olan bir bilim insanı yahut bir bilim kurulu ise, üyesi bulunduğu bilim kuruluşundan da (üniversiteden) bu desteği elde edebilir.
Kazı izni, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün önerisiyle Bakanlar Kurulu tarafından verilir.
Bu sıradan bir "kazma" işlemi değildir.
Bilimsel formasyona sahip akademisyenlerin sorumluluğunda yapılması gereken bir "kazı" işlemidir.
Önceden topografik haritası çıkarılmış ve sınırları belirlenmiş olmalıdır.
Ünye Kalesi kazısı, tarih yoğunluğu olan arkeolojik bir kazı olmalıdır.


11.07.2018, Ünyekent


3 Temmuz 2018 Salı

Ünye Kalesi Projesi'ne Dair


Ünye Kalesi Projesi'ne Dair

Uzun zamandır bekliyorduk, nihayet Ünye Kalesi'ndeki dehlizlerin temizliğine başlandı. Başkan Çamyar'ın "en keyif aldığım projelerden bir tanesi" diye nitelediği bu işlem, yıllardır hayalimizdeydi... Temizliği yapan ekibin, Ordu Kurul Kayası sarnıcını temizleyen ekiple aynı olduğu söyleniyor. Bu, işin olumlu yanı... Ancak, olay bu kadarla bitmiyor. 

****
Başkan Çamyar Ünye Kalesi Projesi'nin dört etaptan oluştuğunu ve dehlizlerle ilgili kısmın bu yaz bitirileceğini söylüyor:
“Dehlizlerle ilgili bölümü bu yaz bitireceğiz. İkinci etabın da 1 yıl içerisinde bitirileceğini düşünüyoruz. Biz bu iki etabı bitirdikten sonra kalemiz gezilebilir hale gelecek."
Bu projeye başlanmasını uzun yıllar bekliyorduk ama bu kadar çabuk halledilebileceğini düşünmemiştik.
Keşke projenin detaylarını öğrenebilseydik.
AVM hızıyla bitirilmesi mümkün mü?
Yahut 15 Temmuz Meydanı boyutunda bir proje mi?

****
Projeyle ilgili tereddütlerimiz neler?
Başkan'ın açıklamalarını sürdürelim:
“Ünye Kalesinde 2 dehliz var. Kalemizde dehlizlerin açılması ile ilgili kurulum işlemlerimiz tamamlandı. Bundan sonra ki süreçte kazı faaliyetleri başlayacak. Çıkan tüm materyaller bir düzenek vasıtası ile taşınmış olacak. Ünye Belediye Başkanı olarak ben hukukçu olduğum halde 4 yıldır bürokratik işlemlerle uğraşıyoruz.  4 yılın sonunda dehlizlerin açılması ile ilgili ihalemizi yaptık. 1 milyon 700 bin liralık bir ihale ve firmamıza yer teslimini yaptık. İnşallah bu yaz sezonu içerisinde kazı faaliyetlerimizi [gerçekleştiririz] ki bu kazı nereye gidecek bilmiyoruz. Burayla ilgili çokça şehir efsanesi var.”
İzlenen hukuki süreci yakından bildiğimiz için bu konuda Başkan Çamyar'ın çabalarını takdir ediyoruz. Daha önce de defalarca yazdık. Örneğin beş yıl önce Samsun'dan bir dağcı ekibini, SAMDAK'ı davet edip Ünye Kalesi'nin dehlizine inmiştik. (Bkz. 17 Mayıs 2013 tarihli Ünyekent gazetesi,  "Sonsuz Keşif" adlı yazımız.) Hasta yatağından kalkıp, bizimle birlikte tünele kadar tırmanan ve kale hakkında bize bilgiler veren değerli öğretmenimiz İrfan Işık'ın da bu tür çalışmalarda özel bir yeri vardır, burada ifade edelim...
İki yıl önce ise Ünye Kalesi konusunun biraz daha ayrıntısına girmiştik. (Bkz. 26 Ocak 2016 tarihli Ünyekent gazetesi, "Ünye Kalesi Dehlizlerinde Ne Var?")
Konunun ayrıntısına girerek, burada da aynı şeyleri ifade etmek istemiyoruz.
Sayın Başkan'ın dediği gibi Ünye Kalesi üç medeniyete ev sahipliği yapmış bir yer. Sadece Ünye'nin değil, belki de Karadeniz'in sahip olduğu en önemli tarih mirası. Öncelikle bu projenin başında bu durumu idrak edebilen bir bilim kurulu olmalı. Kurul Kayalığı'nın başında Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. S. Yücel Şenyurt bulunmaktaydı.Uyguladıkları yöntem ve kullandıkları malzeme bu tür bilimsel kazılara uygundu. Yani olması gerektiği gibiydi. Ne yapacağını ve nasıl yapılacağını bilen bu ekibin Ordu Kurul Kayası'nda yaptığı çalışma, umarız Ünye Kalesi için de bir örnek oluşturur.
Aksi halde bu önemli tarih kalıntısı, sıradan bir gezi durağına dönüşür.

****
Ünye Kalesi dehlizleriyle ilgili önemli bir ayrıntıyı, bu vesileyle paylaşmak istiyorum.
Biz bu tünellerin, meraklılar tarafından atılan taşlarla doldurulduğunu zannediyorduk. Çünkü her gelen ziyaretçi "hakkını kullanarak" bir yahut bir kaç taş atarak dehlizlerin doldurulmasına katkıda bulunuyordu. Bu sayede kalede çukurlara atılacak taş kalmadı desek, yeridir.
Gerçeğin öyle olmadığını anladık.
Prof. Dr. Murat Arslan'ın 2007'de yayınlanan "Mihridates VI Eupator" adlı eserinin 483. sayfasından öğreniyoruz ki, kalenin tünelleri Romalı komutan Pompeius tarafından büyük kayalarla doldurulmuştur.
"Pontos Dağları'ndaki müstahkem konumları yüzünden zapt edilmeleri zor olan kale ve garnizonlar daha sonradan haydutluk ve isyan amacıyla dağlara çıkanlara yararlı olmasın ve Romalılara karşı kullanılmasın diye Pompeius'un emriyle yakılıp yıkıldı. İçlerinde barındırdıkları sarnıçlar ise, büyük kayalarla dolduruldu."
Prof. Arslan'ın Amasyalı coğrafyacı Strabon'a dayanarak verdiği bu bilgiler, Ünye Kalesi dehlizlerinin temizliğinde kılavuz niteliğindedir. Tünellerin kapatıldığı tarih Milat'tan önce 1. Yüzyıl'dır. Yani o zamandan bu yana o büyük kaya kütleleriyle kapatılmış dehlizlerin ucuna ulaşılmamıştır. Kalenin 2150 yıllık gizemi, bu temizlikle birlikte ortaya çıkacaktır.
Bu işlem ne kadar usulüne uygun yapılacaktır?
İşte o oranda kalenin sırlarına ulaşmış olacağız!
Samsun'daki uyduruk "Amazon Mağaraları" düzmecesiyle değil, Urfa Göbeklitepe'deki, gibi gerçek bir tarih olayıyla karşı karşıyayız.
Acaba bu dehlizleri açmaya kalkanlar bunları biliyor mu?
Eğer bilmiyorsa, Ünye Kalesi'ne yazık olacaktır.
Tıpkı ne bulacağını bilmeden kaçak kazı yapan define avcıları gibi, "bulma umudunu yitirene kadar" bir yerleri eşeleyip duracağız...
Lütfen ilk adımda bu projenin başına akademik unvanı olan bir kişi yahut bir kurumu getirin. Arkeolojik anlamda bir kazıya başlansın.
Sonra da usulüne uygun bir restorasyona gidilsin.
Restorasyon konusunda uzman hemşerimiz Prof. Dr. Zeynep Ahunbay'dan yararlanılsın.
Yoksa tarih bizi affetmeyecektir!


27 Haziran 2018 Çarşamba

24 Haziran'ın Ardından


24 Haziran'ın Ardından


Türkiye’de yaşayan bir İsviçreliye sormuşlar:
- Ülkenizde yüksek refah seviyesi dururken neden Türkiye’ye yerleştiniz?
- İsviçre’de 5 yıl sonra ne olacağını bilirsiniz, Türkiye’de ise yarın sabah ne olacağını kimse bilmez, burada yaşamak bana heyecan veriyor.

Bu ifadeler, 40 yıl öncesinin “Muz Cumhuriyetleri”nde görülen bir manzarayı işaret etmektedir. Sabah erken kalkanın iktidara sahip olduğu bir Latin Amerika ülkesi veya bir Afrika devleti artık yeryüzünde mevcut değil.
Kaldı ki Türkiye, neden yarın sabah ne olacağının bilinemediği istikrarsız bir ülke olsun?

****
Bu tür endişeler ülkemizde yeni değil...
“Bu kış komünizm gelecek!”
Rahmetli Celal Bayar’ın 1960 ihtilalinden itibaren dillendirdiği bu kabusu unutmak mümkün mü?
Rahmetli “yaşayan tarih” sayılırdı.
Sevr Antlaşması’ndan Lozan’a, Cumhuriyet ilanından 1960 İnkılabı’na…
12 Mart 1971 Muhtırası’ndan, 12 Eylül 1980 Darbesi’ne kadar, her olağanüstü durumda aynı kabusu dile getirdi.

****
12 Eylül 1980 Darbesi’nin Cunta lideri Kenan Evren darbenin ilk bildirisinde:
“Biz bugün bu kürsüde olmasaydık, bu kürsüde konuşan onlar olacaktı.”
Dememiş miydi netekim!
"Onlar!" dediği, sol kesim, komünistler...

****
Korku hep aynı.
“Az daha onlar geliyordu!” derken, "Komünizm"in kalesi saydıkları Sovyetler Birliği bir gecede yıkıldı.
Alnı akıtmalı lider sayesinde Glastnost ve Perestroyka gibi, ne olduğu pek belli olmayan alametlerle göçtü gitti…

****
Bir süre önce laik ve sosyal demokrat kesim (zaten Türkiye’de laik olmayan sosyal demokrat yoktur ama bu vurgu hep yapılır, eksik bırakmayalım dedik) kılık kıyafete takmıştı. Karşılıklı atışmalar, varsa yoksa türban! Şimdilerde taraflar daha sakin. Türbancı kesimin iktidar olmasıyla, devlet olmanın erdemi birleşerek bu tartışmalar hafifledi. Bu defa “İran rejimine doğru mu gidiyoruz?” endişesi başlamıştı.
Şimdi, “Türkiye’nin ekseni kayıyor mu?” sorusundayız. 

****
Endişeye mahal yok…
Devlet erkanı açıkladı: Türkiye’nin ekseninde bir kayma yok. Avrupa Birliği yolunda kararlılıkla ilerliyoruz. (Bakınız: Devlet Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek.)
AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Başbakan Başdanışmanı İbrahim Kalın ve bazı milletvekilleri, Türkiye'nin dış politika konusundaki görüşlerini anlatmak üzere ABD'ye gitti.
Herkes rahat uyusun.

****
Bu yazıyı 16 Haziran 2010'da "Eksen Kayması" başlığıyla yazmışız, sekiz yıl önce...
Sekiz yılda neler oldu?

"Demokratik Açılım"dan Sur ve Suruç harekatına geçtik.
Parlamenter sistemi terk ettik, yerine iki aşamada başkanlık sistemi getirdik...
Ergenekon, Balyoz davalarımız vardı...
Terörist diye yargılanan genel kurmay başkanlarımız oldu...
Kenan Evren'i de "darbe" yapmaktan dolayı mahkûm ettik!
Bir de beraber yürüdüklerimiz vardı ki...
Bazıları terörist çıktı...
FETÖ dediğimiz haşhaşilerdi bunlar.
İki yıl önce, 15 Temmuz 2016'da bunların darbe girişimine maruz kaldık...
Geçtiğimiz yıl komşu bir ülkeden gelen tehdidi bertaraf ettik, Afrin'e girdik.
Şimdi bir başka komşu ülkede, Kandil dolaylarındayız.
Ve üç gün önce...
Başkanlık Sistemi'nin ilk seçilmiş başkanını...
İlk turda seçtik!

Türkiye'ye yerleşmiş İsviçreli vatandaşımıza yaşattığımız heyecan için mutluyuz!
Her şey kontrol altında!
Herkes rahat uyusun!  


27 Haziran 2018, Ünyekent
http://www.unyekent.com/yazi/304-24-haziranin-ardindan.html