16 Haziran 2021 Çarşamba

Müzelerimiz


Müzelerimiz

 

 

Yıl 1991’di.

Uzun bir aradan sonra yeniden Ankara’daydım.

Şimdi aramızda olmayan, sonsuzluğa uğurladığımız sevgili Nurver kardeşim ve eşi Vedat’la birlikte Ankara sokaklarında dolaşıyoruz.

Daha çok tarihi yerlere uğruyoruz.

Ankara Kalesi’nde mola veriyoruz.

ANAP dönemi, ses düzencisi Zengel, Kale’den bir konak kiralayıp aşevine dönüştürmüş. Otantik Anadolu yemekleri servis ediyor. Konak müze gibi, yer yer Özallların atribüleri (simgesel eşya, ikon, resim yahut heykel) konağın odalarına serpiştirilmiş.

Zengel Paşa Konağı adını verdiği bu konak, Zengel’in ardından (iki dönem sonra) mirasçılarının elinden geri alınacaktı.

Başka paydaşlar türemişti anlaşılan.

 

****

Neyse konak öyküsünü burada sonlandıralım.

Oturup bir şeyler yedikten sonra oradan ayrılıyoruz.

Asıl anlatmak istediğimiz mekana doğru ilerliyoruz.

Kale’nin eteğindeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne giriyoruz.

İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi ülkemizin en önemli müzelerinden birindeyiz.

Geniş bir zaman diliminde müzeyi geziyoruz.

Eserler geldikleri yerlere göre tasnif edilmiş, şimdiki gibi kronolojiye göre düzenlenmemiş.

Haliyle Orta Karadeniz Bölümü’nde daha dikkatliyiz.

O da ne?

Ünye’den gümüş bir tas…

Kimmer’lere ait bu eser MÖ. 6. Yüzyıla tarihlenmiş.

Üzerindeki fil figürleri biraz da Doğu esintisi taşıyor.

O nedenle Kimmer-Med stili diye nitelendiriliyor.

Ünye yerleşiminde üretilmemişse bile, buradan geçenlerin yahut konaklayanların bir buluntusu.

 

****

Bu güzel ziyaretin ardından müzeden çıkıyoruz.

Girişte bir meyve ağacı önünde sohbet ederken, ağacın yeşil meyvesi dikkatimizi çekiyor.

“Bu nedir?” demeye kalmadan Nurver meyveyi koparıyor.

Tam yanımızdan müzeye gitmekte olan biri cevaplıyor sorumuzu.

“Bu yaban elması” diyor.

“Koparmasaydınız olgunlaşıp tatlı bir meyveye dönüşecekti,” diyecek oluyor.

Nurver’in karnı burnunda, Gülce’ye hamile…

Durumu görüp, “koparmasaydınız” kısmını es geçiyor.

Meyveyle ve müzeyle ilgili bilgiler aktarıyor.

Müze’de önemli bir görevde olduğunu anlıyoruz.

Teşekkür edip ayrılıyoruz.

 

****

Ankara’ya yolum düştüğünde çoğunlukla Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne uğrarım.

Son dönemde çevre restorasyon ve sokak iyileştirmeleriyle tarihi bir dokuya kavuştu.

Koç Müzesi’nin de açılışıyla Ankara’nın bu yöresi “gezilesi” yerler arasına girdi.

Ve ben Anadolu Medeniyetleri Müzesine her gidişimde Ünye’den getirilen Kimmer Tasını arar dururum, bulamam.

Görevlilere sorarım, nerede diye?

“Depodadır, dönüşümlü sergileniyor!” cevabını alırım.

(Kimmer Tasını müzede bulamadım ama yıllar sonra 19 Mayıs Üniversitesi’nin Arkeoloji merdivenlerini arşınlarken, Akurgal’ın Anadolu Uygarlıkları kitabında buldum. Ekrem Akurgal’ın kitabında tam sayfa; Levha 59. Sayfa 570. Ünye Gümüş tas, şekil, 239, Kimmer-Med stili-Akurgal, Antike Kunst 10, 1967- Anadolu Medeniyetleri Müzesi.)

Bir iki üç derken, hiç mi denk gelmez bana bu dönüşümlü sergileme…

Son gidişimde “Beni esas görevliyle görüştürün!” dedim.

Kararlıyım, Kimmer Tası’nın akıbetini öğreneceğim.

Uşak Müzesindeki Kroisos’un (Karun diye bilinir) Deniz Atı Broşu gibi iç edilmesin!

Ne yazık ki beni “esas” görevliyle buluşturamadılar.

Toplantıymış, üst katta uluslararası bir konferanstaymış.

İçeriye sadece davetliler alınıyormuş.

 

Araya Pandemi girince Müze ziyaretlerimiz şimdilik ertelendi.

Ama bilin ki Anadolu Medeniyetleri Müzesi görevlileri…

Ünye’den alıp müzenizde sergilediğiniz ve yıllardır teşhir stantlarınızda bulamadığım Kimmer Tası’nın takipçisiyim.

Onu bir yerlerden bulup çıkaracaksınız ortaya!   

 

 

16.06.2001,Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2453-muzelerimiz.html


 

9 Haziran 2021 Çarşamba

Ak-lanmak...

 

Ak-lanmak...

  

“İktidarlar arınarak güçlenir” denir ya, aynen öyle…

İçindeki ayrık otlarını ayıklaması gerekir.

Böylelikle temizlenir iktidarlar, aklanır.

Bizde de öyle oluyor.

Malum, bir dizi SP videoları yayınlandı, halen yayınlanmakta…

Anında bir hareketlenme oldu…

Bir dönemin eski Elazığ milletvekili ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, marinadaki görevinden istifa etti!

Ardından, halen Ak Parti milletvekili olan oğlu da -biraz gecikmeli de olsa- marina yönetiminden istifa etti.

Bunu bir “ak-lanma” başlangıcı saymak gerekir.

Ağar zaten deşifre bir unsur.

Geçmişi iç açıcı değil, göstermelik de olsa hapis yatmış.

Sonra günümüz iktidarıyla bağlantılara girmiş.

Şimdi hangi bağlantıları var?

Sedat Peker’in “Derin Mehmet” dediği eski bakanın konumu tam olarak bilinmiyor.

Tıpkı adaşı Mehmet Eymür gibi.

Korkut Eken gibi.

Abdullah Çatlı gibi.

“Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım gibi.

Binbaşı Ersever gibi.

 

****

Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Alaattin Çakıcı, Muhsin Yazıcıoğlu, Doğan Yıldırım, Mehmet Ali Ağca, Abuzer Uğurlu, Nasrullah Ayan, Şemsi Özkan, Fuat Turgut vb.

Saymakla bitmez.

Kimi hayatta, kimi öldü…

Kiminin ise hayatta olup olmadığı bile belli değil.

Örneğin “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım…

Yaşıyor mu, öldü mü, öldürüldü mü?

Öldüyse cesedi ne oldu, bilinmiyor.

Kaç kişiyi öldürdü mü, neden öldürdü belli değil.

Yeşil’e emri kim veriyor, tam bir muamma…

 

****

Bu öykünün başı yok, sonu yok…

Kirlenme ne zaman başladı, kestirmek zor.

Bir dolu isim var dolaşıp dönüyor piyasada…

Kimi isimler gider, başkaları gelir.

Durumlar aynı.

Arınma nasıl olacak?

İktidar temizlenebilecek mi bu durumdan…

Bu saydığımız isimler olmadan, temiz bir iktidar kurulabilecek mi?

Onun özlemi içindeyiz işte.

Temiz bir toplum.

Temiz bir yönetim.

****

Toplumsal yapı temiz değilse, yönetimin temiz olması beklenemez.

Geçenlerde eski bir siyaset bilimciye sordum:

“Bu hep böyle sürüp gidecek mi?” diye.

 

Ne yapmalıyız?

 

Eğitime işaret etti öncelikle…

Eğitim düzelmedikçe, toplumu düzeltemeyiz.

Bu tür iktidarlarla yönetilmeye mahkum kalırız.

  

http://www.unyekent.com/yazi/2435-ak-lanmak.html

09.06.2021, Ünyekent

2 Haziran 2021 Çarşamba

KUDÜS... EY KUDÜS


KUDÜS... EY KUDÜS

 

 

 

İki efsane gazetecinin, Larry Collins ve Dominique Lapierre’in 1972’de birlikte yazıp yayınladığı bir kitap…

Halen raflarda “en çok satanlar” listesinde yerini muhafaza etmektedir.

Kitap, ilk bölümünü Kutsal toprakların paylaşılmasına (29 Kasım 1947) ayırıyor:

 

“14 Mart 1948 günüydü. O gün İngilizlerin Filistin’den ayrıldıklarını, Yahudilerin İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan ettiklerini, Arapların savaşa girdiklerini gördü. Bir ihtilaf Kutsal Toprağı alevlere boğacak ve alevler bir daha da sönmeyecekti.”[*]

 

…

İsrail son yıllarda Doğu Kudüs’ün Filistinli nüfusunu kademeli bir şekilde yerinden ederek yerine Musevi göçmenleri yerleştiriyor.

Giderek yaygınlaşan bu uygulama, Şeyh Jerrah adlı mahallede patlak verdi.

Bu mahallenin bir başka özelliği daha var.

Osmanlı döneminde Musevi göçmenlere satılan topraklar üzerinde bina edildiği iddia edilmektedir. Yani Musevilerin satın alarak yerleştikleri ilk Filistin toprağı…

Ancak 1948 yılında Doğu Kudüs Ürdün tarafından işgal ediliyor ve Museviler orayı terk etmek zorunda kalıyor.

1967’de, Altı Gün Savaşları[**] sırasında İsrail Doğu Kudüs’ü ele geçiriyor.

Sonrası malum.

İsrailliler yavaş yavaş bölgeye geri dönmeye başlıyor.

İşte Filistin’de süreç yeni bir evreye bu biçimde giriyor…

 

****

Bu sorun İsrail Yüksek Mahkemesinde de görüşülüyor.

Mahkemeden nasıl bir sonuç çıkacağını tahmin etmek zor değil.

Ulu Hakan’ın saltanatına denk gelen dönemde, Osmanlı’nın Musevi göçmenlere toprak satmadığı kanaati de bu vesileyle “belgeleriyle” ortaya konmuş oluyor.

Şeyh Jerrah olayı, sadece güncel politikaları değil, bizim tarihimizi de etkiliyor.

Filistinliler durumu protesto etmek amacıyla her iki din için kutsal bir bölge olan Mescid-i Aksa’da gösterileriler düzenliyor.

İsrail güvenlik kuvvetleri, Filistinlilerin bu gösterilerini her defasında orantısız güç kullanarak bastırıyor.

Yetmezmiş gibi, çeşitli bahanelerle kutsal meclise postallarıyla girip tahriklerde bulunuyor.

Son olaylarda, şiddetin dozu daha da artıyor.

Hamas, Gazze şeridinden İsrail topraklarına yıllardan beri görülmemiş şiddetle füze saldırısında bulunuyor.

Bu füzeler kısa menzilli ve basit olmalarına karşın kolay üretilebilen türden.

Bu nedenle binlerce Hamas füzesi İsrail yerleşimlerine yağıyor.

İsrail’in “Demir Kubbe” adındaki füzesavar sistemi, Hamas’ın bu füzelerini havada etkisiz hale getiriyor.

Sadece bir kaçının hedefe ulaştığı ve onların da çok az zayiata yol açtığı belitiliyor.

 

****

Gazze’den fırlatılan Hamas füzeleri sivil yerleşim merkezlerinden fırlatılıyor.

Hastane, okul gibi binaların kalkan olarak kullanılmasına karşılık İsrail de bu mevzilere kadın-çocuk ayrımı yapmadan şiddetle cevap veriyor.

Böylece çoğu çocuk 253 kişinin ölümüne yol açıyor.

10 gün sonra ABD- Mısır ve Katar’ın araya girmesiyle ateşkes sağlanıyor.

Maalesef bu durum Filistin’de sıkça yaşanıyor.

Her geçen gün İsrail şiddetini artırarak, daha fazla can almaya başlıyor.

Filistin cephesinde ise mevcut kayıplara rağmen Hamas tarafından zafer ilan ediliyor.

Hamas, Gazze bölgesinde yaşanan önemli zayiata bakmıyor ve kendi insanlarının hayatına fazla önem vermiyor.

Hamas, İsrail’e önemli bir ders verdiği kanaatinde.

Bölgede gücünü bir kez daha göstermiştir. 

Hatta bazı batı ülkelerinde sempati kazanmıştır.

Ateşkes pazarlığını yürüten Mısır ve Katar ise, son olayların en etkili tarafını oluşturuyor.

Her zamanki gibi ABD’nin ateşkes çağrısı birkaç saat içinde etkili oluyor ve bölgede geçici de olsa “barış” sağlanıyor.

ABD’nin bu çağrısı, işbirliği içinde olduğu Mısır ve Katar aracılığı ile “barışı” gerçekleştirmesi bize şu deyişi hatırlatıyor.

“Filistin’de yeni bir şey yok!”

 

 

 

[*] Larry Collins, Dominique La Pierre, KUDÜS... EY KUDÜS, Editör Can Uyar, Çeviri Aydın Emeç, s. 14, 1. Baskı, E Yayınları, 1973, İstanbul

[**] Altı Gün Savaşı, diğer adıyla 1967 Arap-İsrail Savaşı, Üçüncü Arap-İsrail Savaşı, Altı Günün Savaşı veya Haziran Savaşı, 5 Haziran 1967 Pazartesi, İsrail ile Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye arasında başlayan ve 6 gün süren savaşa verilen addır. Savaşın sonunda İsrail; Mısır'dan Sina Yarımadası'nı, Suriye'den Golan Tepelerini ve Filistin'in Gazze Şeridi ile Batı Şeria topraklarını alarak mevcut topraklarını dört katına çıkarmıştır.

 

 

 

ÜNYEKENT, 02.06.2021

http://www.unyekent.com/yazi/2419-kudus-ey-kudus.html

 


 

26 Mayıs 2021 Çarşamba

Kudüs, Gazze ve Filistin


 

Kudüs, Gazze ve Filistin

 

İsrail askerleri son saldırısında çoğu çocuk yüzlerce Filistinliyi katletti…

Bu kaçıncı saldırı, kaçıncı katliam!

Filistinlilerin geri dönüş ve bağımsızlık gibi ulusal hedefleri, son yıllarda amansız bir saldırıyla karşı karşıya bulunuyor.

Müslüman Arap dünyasının İsrail ile yakınlaşması ve “normalleşme” süreci, Filistinlilerin iç bölünmüşlüğü, uluslararası tarafların zayıf kalması ve ABD ile İsrail'in hukuk dışı yaklaşımları sonucu oluşan şartlar Filistin davasını zora sokuyor.

Filistin tarafında en ciddi yapılanma Hamas (İslami Direniş Hareketi) adı verilen örgüttür.  Filistin Ulusal Yönetimi'nde seçimle belirlenmiş, Filistin Parlamentosunda çoğunluğu elinde tutan Filistinli bu örgüt, paramiliter ve Sünni İslamcı bir siyasi parti olarak biliniyor...

İsrail’in saldırına karşılık, Hamas’ın da sivil yerleşim yerlerine saldırılar düzenlediği iddia ediliyor.

 

****

Filistin’deki duruma sadece Filistinliler tepki göstermiyor. Yahudi Cemaatinden ve İsrail vatandaşlarından da tepkiler var.

Örneğin Yosef Garfinkel, İsrail’den bir arkeolog.

Kudüs İbrani Üniversitesi’nde (The Hebrew University of Jerusalem) profesör, bir öğretim üyesi…

Yakın Doğu'da dans ve sanat sahnelerinin başlangıcı üzerinde yaptığı çalışmalarıyla tanınıyor.

Yani bildiğimiz bir bilim insanı.

İsrail vatandaşı olduğuna bakmayın.

Irk, milliyet, dini inanç ve her türlü ayrımcılıktan uzak...

Kendini bilime adamış bir bilim insanı.

Araştırmaları tüm dünyada kabul görüyor.

 

****

Bu bilim adamını biraz daha yakından tanıyalım.

Yosef (Yossi) Garfinkel, 1956'da İsrail'in Hayfa kentinde doğdu.

Kibbutz Sha'ar HaGolan'daki Yarmuk Kültürü Müzesinin küratörüdür. Garfinkel, dünyanın en eski köy topluluklarının kurulduğu ve tarımın başlangıcının gerçekleştiği dönem olan Yakın Doğu Prehistoryası üzerine uzmanlaşmıştır.

Gesher, Yiftahel, Neolithic Ashkelon, Sha'ar HaGolan, Tel'Ali ve Tel Tsaf olmak üzere pek çok yerde  Neolitik ve Kalkolitik kazılar yaptı.

Garfinkel, antik mimari, çiftçilik, su kaynakları, çömlekçilik, sanat, din ve dans üzerine 12 kitap ve 100'den fazla makalenin yazarıdır.

 

****

Garfinkel “Yakın Doğu'da Dans ve Sanat Sahnelerinin Başlangıcı” adlı çalışmasında şöyle diyor:

 

İnsanların en eski yaşam tarzına sahip olduğu tarihöncesinde tasvir edilen dans sahneleri, topluluğun tüm üyeleri arasında bir eşitlik ideolojisini ifade eder. Ancak bu durum değişti, belli bir aşamadan sonra topluluğun sosyal düzeninde farklılaşmalar meydana geldi. Artan tabakalaşma ile toplumlar farklı insan gruplarına ayrıldı. Bu süreçlerin sonucu, resmi krallık, aristokrasi, rahiplik ile devletler ortaya çıktı. Yazının icadı sonrası bürokrasi, ordu ve polis gibi sofistike dokümantasyon sistemi ortaya çıktı. Avcı-toplayıcı toplumlar dönemindeki eşitlikçi, anlayış terk edildi. Kentsel toplumların göreceli olarak farklı segmentler arasındaki statik ilişkiyi sürdüren aracı kurumları ortaya çıktı. Sosyal yapı bu çağda eşitlikçi konumunu terk ederek devlete doğru geliştirildi.

 

Bu savları ileri sürerken, Garfinkel bilindik sosyal teorilere dayanmıyor.

Savlarının kaynağı, tamamen kendi çalışmaları, öznel araştırmalarıdır.

Etnografik gözlemlerde bulunuyor.

Yakındoğu’nun tarihöncesine bakıyor.

Devlet öncesi toplumlarda dansın genellikle daire şeklinde yapıldığını tespit ediyor.

“Bu tür toplumlarda dans ‘çember’ biçiminde dizilerek oluşturulur,” diyor.

Topluluk düzeyi insanların dans ederken bulunduğu yerdeki dizilişiyle belli ediliyor. 

Aynı zamanda, aynı yerde ve aynı yönde hareket ediliyor.

Çember doğrudan topluluğu sembolize ediyor.

Dans tasvirlerinde ortaya çıkan bu semboller daire biçimindedir ve topluluğun tümünü ifade ediyor.

Böylece dans sahneleri, bir ideolojisinin dışa vurumu olarak topluluğun tüm üyeleri arasında eşitliği gösteriyor.

 

Garfinkel’e göre bu durum, toplumun gerçek erdemidir. Muazzam enerjinin bir araya gelmesidir. Birlik ve etnik kimliğin yaratılması için bir araçtır ve belki de Filistin’de özlemi duyulan toplumsal kaynaşmanın tek aracıdır.

 

 

26.05.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2401-kudus-gazze-ve-filistin-2.html


 

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Kirlenme, Arınma ve İktidar Meselesi


Kirlenme, Arınma ve İktidar Meselesi

 

 

Ünlü sosyolog ve siyaset bilimci Foucault, iktidarlardan söz ederken siyasi erki elinde bulunduranların bir süre sonra bu erkin (gücün) çekim alanına kapılarak yozlaşacağını öne sürer.

Bu kuramı 2 bin küsur yıl önce Antik Çağ düşünürü Platon ortaya atmıştır.

İktidar öyle bir güç ki, elinde bulunduranları yok edebiliyor.

Kimi zaman hızlı biçimde, kimi zaman yavaş bir süreçte…

 

****

3 Kasım 1996’da Susurluk’ta bir kamyona çarpan otomobilden devlet-mafya- siyaset ilişkisi ortaya çıkmıştı…

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” dendi.

“Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemi yapıldı.

Olay bir süre gündemde kaldı, birkaç operasyon yapıldı.

Çok geçmeden Sincan’da tanklar yürüdü.

28 Şubat süreciyle birlikte Susurluk unutuldu gitti.

 

****

Bugün herkes Sedat Peker videolarını konuşuyor.

Ağar’ın Yalıkavak Marina’sını, Yelda Kaharman’ı, uyuşturucu trafiğini falan…

Bir de Bakan Soylu ile sorunları varmış.

Herkes öğrendi, üzerinde günlerdir tartışıldı ve hala tartışılıyor!

“Sezon finali”ne kadar şimdilik reytingi en yüksek izlence bu…

Peker’in açıklamaları karşısında en tepede sessizlik sürerken, doğrudan muhataplarını bir telaş sardı ki, sormayın. Oysa açıklananlar, kimsenin bilmediği şeyler değil. Bilinen  ama üstüne şimdiye değin gidilmeyen olaylardı.

İktidar, muhalefet sekanslarıyla işi götürüyordu.

Ne oldu, nereden çıktı bı organize suç örgütü liderinin açıklamaları?

Neyi paylaşamadılar?

Ne istedi de, vermediler?

 

****

Düne kadar, bu iktidar için ahkâm keserken iyiydi.

Akademisyenleri kanlarında boğarken, sesleri çıkmadı da, iki yıl önce ne oldu?

Peker, neden soluğu yurt dışında aldı?

Niyeyse, bu kısma girmiyorlar.

Ortaklığın bozulduğu nokta, sanıyorum sezon finalinde açıklanacak.

Bekliyoruz.

Biri yurt dışına çıkarken, bir başkası cezaevinden tahliye ediliyordu.

Nöbet değişimi, görev devri miydi, bilmiyoruz.

Peker’in oyuna getirildiği açık.

Boşuna “racon” kesmiyor.

Keserken de bazı tutarsızlıklar yapıyor.

Kendisine yapılan haksızlık karşısında sosyal medyayı kullanıyor.

“Bir tripoda, bir kameraya yenileceksiniz!” diyor.

Elinden fazlası da gelmiyor.

(Mafya hesaplaşmasının günümüzdeki hali…)

Kanını dökmeye kalktığı akademisyenlerden özür diliyor.

Kendisine prim vermeyen “Sol” kesimi “çakma” ilan edip, genelde Solculara barış çubuğu uzatıyor.

“Ben sağcı-solcu değilim” diyerek, masasının üzerine Troçki’nin kitabını koyuyor.

Belki de kendini onunla özdeşleştiriyor.

Öte yandan “Turancılık” kısmını bir kenara bırakamıyor.

 

****

Neyse, görünen o ki, iktidar oligarşisinden Peker’i şutlamışlar.

Ağabeyi, akıl veriyor; “Gel, sen de yargılan benim gibi” diyor.

(Mafyanın bu “delikanlı” versiyonunu, eski eşini paralı adamlarına öldürtmesiyle hatırlıyoruz. Ama Peker, bu dala şimdilik basmıyor.)

Artık iktidar ilişkilerinin yeniden hangi noktada olduğunu Peker videolarından anlıyoruz.  

Foucault haklı…

İktidarlar, er ya da geç…

Gücü elinde bulunduranı bir vesileyle yok etmeye namzet.

Bizde sorun, yerini alacak alternatifte.

 

 

19.05.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2386-kirlenme-arinma-ve-iktidar-meselesi.html

 


 

8 Mayıs 2021 Cumartesi

Bu Nasıl Kapanma

 

Bu Nasıl Kapanma

 

“Tam Kapanma”dan bahsediliyordu.

Detaylar henüz belli değildi.

Geçen yazımızın başlığı da “Tam Kapanma” idi.

43 Maddelik genelge henüz yayınlanmamıştı.

Açıklandığında anladık…

“Tam” değil…

“Yarım” bile değil.

Bazıları için değişen bir şey yok, her şey eskisi gibi devam.

Mağdurlar yine mağdur!

 

****

Tüm dünya açılırken…

Biz neden kapanıyoruz?

Hindistan ve Brezilya dışında neredeyse tüm ülkeler artık normalleşme sürecine girdi. Ülkemizde ise günlük ölüm sayısında rekor üstüne rekor kırıyoruz.

Salgın vakaları azalmıyor, aynen devam ediyor.

Umutları bu sözde kapanmaya bağladık.

İçişleri Bakanı da kafayı “alkollü içki” satışlarına taktı.

 

****

Eğitim kurumları dışında tüm kamu kuruluşları açık.

Fabrika ve işyerlerinin neredeyse tamamı açık…

İnşaatların ve üretim yapan tesislerin çoğu, bankaların ve birçok şirketin açık olduğu ve haliyle tüm toplu taşımanın işler halde olduğu bir durumu nasıl “tam kapanma” olarak tanımlayabiliyoruz.

Otellerin tamamı açık, marketler açık, taksiler vızır vızır geçiyor penceremin önünden...

Sokaklar, caddeler boşalmış değil.

Paket servis yapabilen lokantalar, restoranlar açık!

Sadece biz mi evdeyiz?

 

****

Sadece biz mi çıkmıyoruz sokağa?

Evden “online “ eğitime devem etmeye çalışıyoruz.

İki de bir “internet” gidiyor.

Arızayı arıyoruz, kayıt düşülüyor.

Arıza gider gibi oluyor.

“Giderildi” diye kısa mesaj göndermemiz isteniyor.

Gönderiyoruz.

Ertesi gün tekrar bozuluyor.

 

****

Hastan var, gidip göremiyorsun,

Yardımcı olamıyorsun.

Hastalanıyorsun doktora, hastaneye gidemiyorsun.

Tüm servisler aralarında anlaşmışlar gibi Bayram sonrasına randevu veriyor.

Anlayacağınız…

Mağdurları iyice mağdur etmek için gerekli son hamle...

Son vuruş!

 

****

Mağdur olmayanlar için hava hoş…

Onların tuzu zaten kuru.

Günlük geçim dertleri yok.

Akşam evime ne götürebileceğim diyen, günü birlik yaşayıp yiyen kesim düşünsün!

17 gün boyunca beş yıldızlı otellerde rezervasyon yapamayacak…

Arkadaş grubuyla birlikte tekne kiralayıp denize açılamayacaklar!

Pandemi tatili onlar için “aç kalma” tehditi olacak.

 

Son malumu ilanla bitiriyorum:

 

İçişleri Bakanı Soylu; alkol satış yasağının kalktığı yönündeki iddiaları yalanlayarak, "Doğru değil, tam kapanma boyunca devam edecek. Kısıtlamalar başladığında (14 nisan) 63 bin olan vaka sayısını bugün 31 binlere getirdik. Demek ki aldığımız kararlar doğru-“dedi.

Hoşça kalın, sağlıklı kalın.

 

 

08.05.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2378-bu-nasil-kapanma.html

 

28 Nisan 2021 Çarşamba

Tam Kapanma


Tam Kapanma

 

 

Nihayet “Tam Kapanma” kararı çıktı.

Doğru ama gecikmiş bir karar…

Bizde testi kırıldıktan sonra önlem alınıyor.

Böyle yapılması hiç şaşırtıcı değil.

Hesaplanan her neyse…

Yaza doğru yükselen pandemi grafiğini geri çekmek ve tüm dünyada “normale dönme” trendine bir parça olsun yaklaşmak doğru bir yaklaşımdır.

Ama geç kalınmıştır.

Kararın eksik yanları vardır.

 

****

Öncelikle asgari koşullarda bile geçimini sağlayamayan insanlarımıza ekonomik ve sosyal destek sağlanabilecek mi?

Öyle “Ben kapattım!” demekle olmuyor. 

(Belki de sırf bu nedenle tam kapanmaya gidilemiyordu. Salgın tavan yapınca, başka çare kalmadığı için zorunlu gündeme geldi.)

Şimdi yaşayıp göreceğiz…

17 gün boyunca sessiz sedasız bir “kapanma” öngörülüyor.

Şimdiye kadar mağdurlar zaten mağdurdu.

Esnaf bitti.

Ramazan alışverişi falan kalmadı.

Vatandaşın mecali kesildi.

Sosyal-psikolojik eşik çoktan aşıldı.

17 gün neler getirecek?

Merakla beklenen bu olmalı!

 

****

Kapanmanın boyutu ne olmalı…

Klasik hafta sonu kapanması gibi mi?

Yiyecek ve temizlik maddeleri için marketlere gidilebilecek…

17 Günlük “Tam Kapanma”da aynı koşullarla mı yetinilecek?

17 günlük kapatmayla, bir iki günlük kapatma aynı değil.

Günlük yaşamdan, üretim faktöründen tamamen yalıtık bir kapanma söz konusu olursa, bunun sosyal ve psikolojik sorunlar yanında büyük bir ekonomik açık yaratacaktır.

Hangi sektörü bu kapanmadan muaf tutacaklar?

Vatandaşın bir parça rahatlayabilmesi için belli zamanlarda ve evinin yakınında açık alanlarda hava almak, yürümek serbest bırakılabilecek mi?

Tüm bu soruların cevabı henüz bilinmiyor.

Bu kararı alan iradenin de bildiğini sanmıyorum.

 

Yaşayıp göreceğiz.

Sosyal bir deney kabul edin!

 

****

Evet, dünya normalleşme aşamasında.

Bazı ülkeler “aşılama” sürecini bitirdi.

Birçoğu da bitirmek üzere…

Avrupa’da pik yapan Pandemi süreci çoktan kontrol altına alındı.

Örneğin İngiltere, 12 Nisan’dan bu yana “ikinci adım” olarak tanımladıkları aşamayı uyguluyor.

Koronavirüs kısıtlamalarını kaldırılmaya başladılar. Virüsle mücadelenin başarılı seyrettiğini gözlemleyerek, halkın göstermiş olduğu sabrın karşılığını aldıklarını söylüyorlar.

12 Nisan'dan itibaren İngiltere'de kuaförler, spor salonları ve kütüphaneler tekrar açıldı. Restoranlar ve publar açık hava alanlarında hizmet vermeye başladı.

Durum tersine dönerse ne olacak?

Kapanma türü tedbirlere İngiltere sıcak bakmıyor.

Şimdiye kadar 30 milyondan fazla kişi aşılandı.

Bu sayı, yetişkin nüfusun yarısından fazlasına denk geliyor.

İngiltere'nin programında AstraZeneca-Oxford ve Pfizer-BioNTech aşıları kullanılıyor.

Bu konuda başarılı olduklarını ve aşının işe yaradığını ifade ediyorlar.

İngiltere’den daha başarılı olan ülkeler de var.

İsrail’de günlük Salgın vakası neredeyse sıfırlanmış durumda.

 

Bizdeyse kontrol elden çıktı.

Umarız bu son uygulama aklımızı başımıza getirir.    

 

 

Ünyekent, 28.04.2021

http://www.unyekent.com/yazi/2369-tam-kapanma.html