10 Kasım 2021 Çarşamba

İnsulalar yahut Çok Katlı Yapılar


İnsulalar yahut Çok Katlı Yapılar

 

 

Uzun yılların ardından 90’ların başında Ünye’ye dönmüştüm.

Bıraktığım şehir bu değildi.

Sahil tanınmayacak hale gelmişti.

O şirin Karadeniz kıyı yerleşimi gitmiş, yerine düzensiz betonlaşmanın yer aldığı, yan yana dizilmiş ucubelerden oluşan, silueti tamamen bozulmuş bir Anadolu kasabasıyla karşılaşmıştım.

Bu duruma alışmam hayli zaman aldı.

Alıştım diyemem.

Yıllar geçtikçe, bir çeşit “kabullenme”, tevekkül veya “ne yapalım” anlayışıyla yaşamaya devam ettik.

Aslında kentsel bozulma, 70’li yıllara girerken başlamıştı.

İnsan içinde olunca anlayamıyor.

Tıpkı yavaş yavaş ısıtılan su içindeki kurbağa örneğindeki gibi…

Su kaynamaya başladığında iş işten geçmiş oluyor.

Çocukluğumun geçtiği o sahil kasabasını özlüyorum.

 

****

60’lı yıllarda Ünye’de iki katlı evler çoğunluktaydı.

Üç katlı olanlar “yüksek” evlerdi, makbul sayılmazlardı.

Çoğumuz artık büyük şehirlerde görülen çok katlı apartmanlarda yaşıyoruz.

Bunun en absürt örneği dünyanın en yüksek binası sayılan Burj El Halife’dir.

(Petrol zengini bir Arap diyarı olan Dubai’deki bu gökdelen, 828 metrelik yüksekliğe sahiptir ve 160 katı kullanılabilir. Binanın yaklaşık 150. kattan sonra geri kalan katları çelik olarak yapılmıştır. Bu da dünyada ilk defa betonarme kütle üzerine çelik konstrüksiyonla devam edilen ilk bina özelliğini kazandırmıştır.)

İlk apartman fikri nasıl ortaya çıktı, nasıl gelişti?

Tarihte çok katlı apartman tipi konutları ilk olarak Antik Roma'da görüyoruz.

Daha önceki konutlar en fazla iki kattan oluşmaktaydı.

Çok katlı konutlara Antik Roma’da insula deniyor.

Çoğul olarak insulae denen bu kelimenin anlamı Latince’de “ada” demektir.

 

****

Neden çok katlı konutlara gerek duyuldu?

Tek nedeni var. Nüfus yoğunluğu!

Tek katlı konut yapıları artık yeterli gelmiyordu. Kirlilik, kiraların yüksekliği, suç oranındaki artış gibi sorunlar Romalıları çok katlı konut yapılarını inşa etmeye yönlendirdi.

Daha önceki dönemlere ait domus ve villa adı verilen yapılar çoğunlukla tek katlı yapılardı. Insulalar ortaya çıktıktan sonra zengin ve soylu kesim bu konutlarda yaşamaya devam etti.

Çok katlı insulalar alt ve orta sınıfın meskenleriydi.

Çok katlılık varsıllığın değil, yoksulluğun sonucuydu.

İnsulalar ucuz ama sorunlu yapılardı. 6 - 7 kata kadar inşa edilmekte ve ucuz olması için ucuz malzeme kullanılmaktaydı. Sonuçta bu yapılar sık yıkılmakta, yangın gibi durumlarda özellikle üst katları oldukça güvensiz durumdaydı. Su tesisatı üst katlara kadar ulaşamadığı için kirlenme had safhadaydı. Üst katlardakiler kirli sularını pencereden sokağa dökmek zorundaydılar. Kanalizasyon probleminden dolayı çok katlı evlerde tuvalet yoktu. Bu evlerde yaşayanlar latrine adı verilen umumi tuvaletleri kullanıyorlardı. Kalabalık nüfusun kısıtlanmış bir alanda yaşaması salgın hastalıklara davetiye çıkarıyordu.

İnsulaların sıkça yıkılmaları nedeniyle çeşitli tedbirler gündeme gelmekteydi.

İmparator Augustus bu yapıların 70 ayak yani 21.3 metreden yüksek olmamasını emretti.

Neron ise,  büyük Roma yangınından sonra çok katlı konutlarda yanmaz malzeme kullanılması konusunu gündeme getirdi.

Insulalarda kullanılan malzeme tuğla ve betondu. 3 katlı bir insulada 60 cm kalınlığında duvarlar örülürken 5 katlı bir insulada 1 metre kalınlığında duvarlar örülmekteydi. Zemin kat yükseklikleri 4 metreyi bulabilirken daha üst katlar genellikle 3.5 metre yüksekliğindeydi.

Insulaların alt katları dükkanlara ayrılmıştı. Üst katlar ise genellikle mutfak ve banyonun bulunmadığı tek bir odadan ibaretti. Ayrıca blok halindeki bu yapıların ortalarında bahçeli bir avlu bulunmaktaydı.

M.S. 4. yy'ın ortalarında Roma'da 46.000 insulaya karşı sadece 1.700 domus bulunmaktaydı. Nüfusun büyük çoğunluğu insulalarda yaşamaktaydı.

Günümüze ulaşabilen insulaların en korunmuş olanları Ostia kentinde bulunmakta ve üst katları yıkık durumdadır. Bu yapıların ancak üçüncü kata kadar sağlam kalabilmiş olanlarını görebilmek mümkündür. Bunun dışında Roma'da da ayakta kalan birkaç örnek daha mevcuttur.

 

****

Sıkça seyahat eden bir dostuma “Yeni Bir Ünye Müzakere Toplantısı”ndan söz ederken, bana “Dört kattan yüksek konuta izin verilmesin!” önerisinde bulunmuştu.

“Keşke!” demiştim.

Keşke!

 

 

Kaynak:

 

Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Batı Anadoluda Konut, Yerleşme ve Kent Planlaması  (MÖ. 3000- 30), Tarihten Günümüze Anadoluda  Konut ve Yerleşme, Tarih Vakfı Yayınları, 1996, İstanbul.

Prof. Dr. Halet Çambel, (1987) 1986 Yılı Çayönü Kazısı, 9. Kazı Sonuçları Toplantısı,  1. Cilt, Ankara.

Prof. Dr. Oğuz Tekin, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İletişim Yayınları, 2011, İstanbul.

Mert Şahinsoy, Roma Evleri ve Özellikleri, Lisans Tezi, 2020

Vitruvius, (2015) Mimarlık Üzerine 10 Kitap, (çev. Güven, S.), Şevki Vanlı Mimarlık Yayınları, İstanbul.

Kostas Papadapoulos, Apartmanların Kökeni, Onedio

 

 

 

10.11.2021, Ünyeknt

http://www.unyekent.com/yazi/2749-insulalar-yahut-cok-katli-yapilar.html


 

3 Kasım 2021 Çarşamba

Yeni Bir Ünye


Yeni Bir Ünye

 

 

2040 Yeni Bir Ünye adlı kitabın 27 Haziran’daki tanıtım toplantısının ardından, 26 Ekim’de kitapta yer alan projelerle ilgili müzakere toplantısı yapıldı.

Atatürk Sosyal Tesislerinde yapılan toplantı Hazırlık Heyeti’nin çalışmalarıyla gerçekleşti ve toplantıya sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere önemli sayıda resmi kurum ve sivillerden oluşan hemşerilerimiz katıldı.

Yaklaşık on beş kişi söz alarak, “Yeni Bir Ünye” için görüşlerini belirtti.

Toplantı sonunda üç hanım hemşerimizin gönüllü katılımıyla, müzakere sonucu belirlenen faaliyetlerle ilgili “Yürütme Kurulu”nun ilk nüvesi oluşturuldu.

 

Müzakerede Neler Görüşüldü?

 

2040 Yeni Bir Ünye kitabının müellifi eski milletvekilimiz Sayın Hasan Öz, kitapta yer alan proje başlıklarına değinerek, müzakere noktasına nasıl gelindiğini anlattı.

Yaklaşık 25 davetlinin söz alarak düşüncelerini belirttiği müzakerenin ortak paydası, hemen her kesimden insanın bulunması ve siyasi eğilimlerin bu görüşmelerde etken olmamasıydı.

Özetle söylersek, ortak payda  “Ünyeli olmak”tı.

Sınırlı sürede müzakere edilen konuların ana başlıkları şöyleydi:

Engelli insanlarımızın 2040’ta ne durumda olacağı?

Taşıt ve yaya trafiğiyle ilgili sorunlar.

Sıl ticari kaynağımız olan fındıkla ilgili düzenlemeler.

Ekonomik kalkınmada gençlerin yer almaması.

Köylerimizin sorunu ve buralardan elde edilen zenginliğin değerlendirilmiyor olması.

Doğanın korunması, kent merkezinde yeşil alanın yok denecek kadar azalmış olması.   

Eski hemşehrilik ilişkilerinin yaşatılması.

Geçmişte konuşulan projelerin (Sanayi Sitesi vb.) gerçekleştirilmesi.

Meslek gruplarının destek ve dayanışmaları.

Ünye Kimliği.

Bir Yürütme Kurulu’nun oluşturulması.

Fındığın kurtarılması, verimli çalışma, fındık kavsağının değerlendirilmesi.

Sanatın ve sanatçıların korunması.

Tarihi evlerin restorasyonu, Ünye Kalesi, Taş Eserler Müzesi.

Ünye konusunda tüm hemşerilerimizin bir araya gelebilmesi.

Tertip Komitesi ile bir yerden başlanması.

Eğitim Şehri Ünye, Yunus Emre Üniversitesi.

Bireylerin ekonomiye katılımı.

Kentleşme, kentlileşme ve kent kültürünün oluşturulması.

Kadınların sahada olması, eğitim, çocuk yetiştirilmesi.

Yaşam Merkezi.

Projelerin sürdürebilirliği, İnsan yetiştirilmesi.

Marka Şehir Ünye.

Çamlık sorunu.

Gelecekte su sorunu.

Kent konseyi, proje konusunda yetkinlik.

Sanat Sokağı, Avrupa Projelerinde Ünye.

Tersane, Organize Sanayi. Ticari atılım. Bentonik üretimi.

Deniz turizmi, arastaların bir araya gelişi.

Turizm Master Planı. Tarih-Kültür Kenti Ünye.

 

Müzakere Toplantısı Sonuçları

 

Üç hanım hemşerimizin katılımıyla oluşturulan “Yürütme Kurulu”nun ilk nüvesi, Yeni Bir Ünye’nin ilk adımıdır.

Bu konuda olumlu adımlar atabiliriz.

Önümüzdeki en büyük engel, bireysel çıkarlarımızı Ünye’nin geleceği önüne koymak olacaktır.

Şüphesiz bu görüş ve öneriler ilk kez ortaya konmuyor.

Daha önce de defalarca söylendi, yazıldı, çizildi…

Toplumsal yönetişimde eşitlik ve çoğulculuk; tüm Ünyelilerin katılımı ve karşılıklı müzakereyle bu engellerin aşılacağı kanaatindeyiz.

Yeni Bir Ünye için kentsel planlama sürecinde buluşmak umuduyla.

 

Önemli Not:

 

Ünye’de 31 Ekim 2008 tarihinde günlük olarak çıkarılmaya başlanan Ünye Kent Gazetesi gün itibariyle 13. yılına girmiş bulunuyor. Acısı, tatlısıyla 13 yılı geride bıraktık. Birlikte olduğumuz Osman İrfan Işık Hocamız aramızdan ayrıldı, rahmet ve özlemle anıyoruz... Bu süre zarfında Ünye Kent ailesinin bir üyesi olmaktan daima onur duyduk. Ünye Kent’le yayın hayatında nice başarılı yıllara ulaşmak dileğiyle…

 

 

03.11.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2730-yeni-bir-unye.html


 

27 Ekim 2021 Çarşamba

Osman İrfan Işık


Osman İrfan Işık

 

 

Hocamdı.

Geçtiğimiz Perşembe kaybettik.

On gün önce ikamet ettiği sitenin önünde kızıyla karşılaşmıştım.

İyi olduğunu söylemişti.

Rutin rahatsızlıkları dışında özel bir durumu yoktu.

 

Sağlıklı günler dileyerek, diplomamı aldığım gün ilk O’nun yanına uğrayacağımı söyledim. Benim gibi O’nun da idealiydi arkeoloji eğitimi almak...

“Arkeoloji eğitimini ben gerçekleştireceğim” demiştim.

İkimiz adına.

 

Altmış yaşımı devirmeme rağmen bir lise öğrencisi gibi sınavlara girdim.

Başardım.

Tüm tercihlerim arkeoloji bölümlerineydi.

İlk tercihim Samsun On Dokuz Mayıs Üniversitesi

Fen Edebiyat Fakültesi

Arkeoloji Bölümü...

 

Şimdi son sınıf öğrencisiyim.

Okulu bitirmeme birkaç ay kaldı...

Hocam aramızdan ayrıldı.

 

O’nun güler yüzünü,

sert bakışlarını,

yargılayan-sorgulayan yanını...

Doyumsuz sohbetlerini özleyeceğim.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

 

 

37.10.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2716-osman-irfan-isik.html


İrfan Hoca Ünye Kalesi'nde 
SAMDAK ekibine bilgi veriyor., 17.05.2013

İrfan Hoca-SAMDAK 
ve Ünye Kalesi Dehliz Girişi-
17.05.2013

Ordu Kurul Kalesi İrfan hocayla birlikte. 
24.09.2010

Ünye'nin Kayıp Hikayeleri buluşması-
İrfan Işık hocayla-Ünye Müzesi- 08.08.2018

Ünye'nin Kayıp Hikayeleri buluşması-
İrfan Işık hocayla-Ünye Müzesi- 08.08.2018


20 Ekim 2021 Çarşamba

HAVAŞ Sorunu Çözüldü mü?


HAVAŞ Sorunu Çözüldü mü?

 

 

Ordu-Giresun ve Samsun Havalimanlarından HAVAŞ’la Ünye’ye gelen yolcular sorun yaşıyordu.

Giderken bir sorun yok.

Sorun dönüşte...

Günün her saatinde kent merkezinden bu araçlara binip havaalanlarına gidilebiliyor.

Ancak....

Havaalanından HAVAŞ’a binen yolcular kent merkezine bırakılmayıp, otogarda indiriliyor.

Otogarın kapalı olduğu saatlerde, otogara bırakılan yolcular mağduriyet yaşıyor.

Gecenin geç saatlerinden sabahın ilk ışıklarına kadar süren bu mağduriyetin Ünye Sivil Toplum Platformu’nun girişimleriyle çözümlendiğini öğrendik...

Otogarın kapalı olduğu “geç” saatlerde yolcular artık otogar yakınında indirilmeyecek.

Tıpkı “yolcu alma” pozisyonundaki gibi, kent merkezine girilecek.

Yolcular kent merkezinde indirilecek.

 

Sorun Kısmi Olarak Çözülmüş Görünüyor

 

Ancak mağduriyet tümüyle giderilememiştir.

Gecenin ilerleyen saatleri dışında HAVAŞ’ın güzergahı şehir merkezinden geçmiyor.

Çevreyolu tercih edildiği için, yolcular otogarda bırakılıyor.

(Yerel haberden böyle anlaşılıyor.)

Otogara bırakılan yolcular ne yapmak zorunda?

Dolmuş yahut özel araç vasıtasıyla şehre ulaşmaları gerekiyor.

Yani mağduriyet bu kısmıyla devam ediyor.

(Yine bildiğimiz kadarıyla Ordu merkezde böyle bir uygulama yok!)

 

Sorun HAVAŞ’la Sınırlı Değil

 

Benzer durumu bir dönem Samsun’dan yolcu getiren Ordu Birlik otobüslerinde de yaşadık. Alırken sorun yok, bırakırken çevreyolu zorunluluğundan dolayı yolcular otogara bırakılıyordu. Oradan bir başka araçla kent merkezine servis ediyorlardı.

O dönem, bu sütunlarda yazmıştık...

Bildiğimiz kadarıyla şimdi böyle bir sorun yaşanmıyor.

Ordu Birlik dönüşte de kent merkezinden geçiyor.

 

Geçtiğimiz yıllarda yazdığımız benzer bir sorun daha var.

Bu da büyük yolcu otobüsleriyle ilgili...

Gündüz saatlerinde kent merkezine giremedikleri için yolcuları otogarda bırakıyorlar.

Gündüz kent içi trafiği büyük araçları kaldıramayacak durumda...

Buraya kadarını anlamak mümkün.

Gece geç saatlerde ise, otobüslerin kent içinden geçmeleri serbest.

Kent merkezine giriyorlar ve yolcularını indiriyorlar.

Ancak bazı firmalar gece geç saatlerde kent merkezine girmeyip, kimseciklerin olmadığı otogara yolcuları bırakıp gidiyor.

Tamamen keyfi olan bu uygulamayı anlamak mümkün değil.

(Biletleri alırken bu konuda hiç bir uyarıda bulunmadıklarını da belirtmek gerekir.)

 

Pandemi’de Yeni Dönem ve Ulaşım Sorunu

 

Koronovirüs salgınında en çok zorlandığımız konuların başında ulaşım sorunu geliyor. Seyahat özgürlüğümüz sınırlandırılmıştı. Pandemi önlemi olarak, sokağa çıkamadığımız saatler kadar zorlu bir uygulamaydı seyahat sınırlaması.

Yeni dönemde evde kalma zorunluluğu yok, seyahat sınırlaması yok.

Yüz yüze eğitime geçtik.

Virüs vakalarında artış sürse de, günlük ölüm sayıları artsa da, vaka artışlarında dünya üçüncüsü olsak da... Yeniden yasaklar dönemine dönmemiz mümkün görünmüyor.

 

O halde,,,

Sokakta, eğitimde ve seyahatte önlemleri elden bırakmamalıyız.

Seyahat konfor ve kolaylığı, ilgili taşıyıcıların inisiyatifindedir.

Yolculara Pandemi öncesindeki keyfi uygulamaları dayatmak yerine, kolaylık sağlamak zorundalar.

Ordu Büyükşehir Belediyesi’nde ilgili İşletme ve İştirakler Dairesi Başkanıyla bu konuları da görüşmek gerekiyor.

Esenlik dileklerimle.

 

 

20.10.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2698-havas-sorunu-cozuldu-mu.html


 

13 Ekim 2021 Çarşamba

Koronavirüs Ünye’de Zirve Yaptı!

 

 

Geçen haftanın özel haberiydi...

2020 yılı aralık ayında ve bu yılın ağustos ayında iki kez 1200’lere kadar yükselen vaka sayısı, geçtiğimiz hafta ilk kez 1322’ye yükselmiş.

Üstelik bu vakalarının önemli bir kısmı ilçedeki 10-14 ve 15-19 yaş aralığındaki gençlerde görülmüş.

Haliyle dikkatler yüz yüze eğitime geçen okullara çevriliyor.

Yani öğrencilere.

Aktif vakaların çoğunluğu aşıya direnç gösteren genç nüfusta yoğunlaşmış... 

Virüsün Ünye’de zirve yapma nedeni böylece belirlenmiş oluyor:

Aşı yaptırmayan gençler!

“Okullara ve öğrencilere dikkat!” denilerek, gençler hedef gösterildi.

 

Aslında bizim kuşağın yaşadığı dönemden bu yana gençliğe yönelik bakış açımızda değişen fazla bir şey yok.

Pandemi’de bir ara 65 yaş üstünü hedef almıştık.

Eğitim yüz yüze değil, online idi.

Yüz yüze eğitime dönünce, 65 yaş üstünü bıraktık...

Gözümüzü orta öğretime diktik!

 

Bir Zamanlar Orta Öğretimde    

 

Bizim ortaokul dönemimizde aşı seansları olurdu.

60’lı yılların ikinci yarısı.

Koridorda tek sıra beklerdik.

Sağlık ekibinin önünde kaynar suya daldırılmış enjektörler.

Kesif bir ispirto (alkol) kokusu...

Korkardık hepimiz. Aşı vurulanlara sorardık: “Çok acıtıyor mu?”

İçimizden önceliği alanlar cesaretlendirirdi biraz...

“Sivri sinek ısırığından biraz daha fazla...”

Kimi kolumuza bir çimdik atar, “anca bu kadar” derdi.

İçimizde kötümser olanlar da vardı.

“Bu aşıyı yaptıranın kolu davul gibi şişmiş ya, n’aber!”

Aradan kaytarıp, aşı yaptırmadan tüyenler...

Marifetmiş gibi bir de anlatanlar çıkardı.

 

Biliyorduk.

Hepimizin sağlığı için vururlardı bu iğneyi...

Şüphemiz yoktu.

Bize soran olmasa da...

Velilerimizin rızası alınmasa da...

“Aşıya direnç” diye bir şey bilmezdik.

Bizim dönemin aşısızlığı, içimizdeki haşarıların uyanıklığından ibaretti.

Hemen hepimiz bu aşının gerekliliğinden emindik.

Velilerimiz dahil.



 

Korono’da Gelinen Son Nokta

 

Geçtiğimiz hafta içinde Ünye Devlet Hastanesi’nde koronavirüs tedavisi gören hasta sayısı 30, yoğun bakımdaki hasta sayısı 20, entübe hasta sayısı ise 7 olarak belirtildi.

Vaka sayısındaki artış, Ünye’de gelinen son noktayı gösteriyordu.

Korono’da zirve demekti bu...

Aktif vakalar genç nüfusta yoğunlaşıyor.

Dolayısıyla faturayı gençlere kesiyoruz.

Mutasyona uğrayan virüsün gençleri de etki alanına alması...

Yüz yüze eğitimin başlamış olması...

Hepsi birer etken.

 

Önlem olarak ne yapıyoruz?

Okullarda alınan önlemler yeterli mi?

Maske, mesafe, hijyen...

Seyreltilmiş sınıflar, bahçe, koridor.,

Kontrolü yeterli mi?

 

Ünye nasılsa, ülkenin diğer yerleri de aynı...

65 yaş üstü çok da önemli değildi.

Ama gençler...

Gençlerimiz.

İşte onlar çok önemli!

 

 

13.10.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2680-koronavirus-unye-de-zirve-yapti.html

 




 

6 Ekim 2021 Çarşamba

Kumsalı Korumak


Kumsalı Korumak

 

 

Ünye Çevre Yolu’na çıktığınızda kente dikkatlice bakın...

Sıradan bir Anadolu kasabası göreceksiniz.

Derme çatma beton yapıları, sıvasız evleri ve plansız konumuyla sıradan bir kasaba.

 

Ünye’yi özgün kılan tek özelliğidir sahilimiz.

Karadeniz’deki çarpık yapılaşmadan nasibini alsa da, elimizdeki tek ayırt edici yan kumsalımızdır. Yıllardan bu yana kumsalımızı, sahilimizi koruyalım diye yazmışımdır. Halen yazmaktayım. Her geçen gün ne yazık ki sahillerimiz elden gidiyor. Üstelik “Kıyı Kenar Kanunu”na rağmen... Özel kişilerden kamu kurumuna kadar, birileri tarafından istismar ediliyor.

Kamu adına kıyılarımızı korumakla yükümlü olan kurumların başında belediyeler gelmelidir. Ancak korumak şöyle dursun, bizzat kıyı ihlaline neden olduklarını –üzülerek- görüyoruz.

Örneğin toprak kazanmak amacıyla denizi dolduruyorlar.

Kıyılara müdahale, denizden gelecek bir tehlike söz konusu olduğunda yapılır.

Denizi doldurarak, denizden gelmesi muhtemel bir tehlikeye zemin hazırlamaktayız.

Tıpkı dere yatağını imara açmak gibi tehlikeli bir iştir.

Gün gelir, denizden aldığımızı deniz bizden geri alır.

Öte yandan sahildeki işletmelerin kumsala doğru genişlediğini, beton dökerek sahili işgal ettiklerini görüyoruz.

Sonuç: Ünye’yi Ünye yapan özelliğini kendi ellerimizle yok ediyoruz.

Körfezi öldürüyoruz.

 


Bisiklet Yolu

 

En çok eleştirilen projelerden biriydi.

Tabi arada bir övgü yağdıran da olmuyor değil.

Bisiklet Yolu çağdaşlıktır ama bu şekilde değil.

Mevcut sahil kaldırımını daraltarak, yarısını bisiklet için düzenlemek, işin kolayına kaçmaktır.

Zaten sahilde kaldırım insanlara dar geliyor.

Şimdi tam bir karmaşa yaşanmakta.

Çok geçmez kaldırım kazalarına tanık oluruz.

Yağmurlarla birlikte, sahildeki yaya ve bisikletli trafiği azalsa da, kazalar kaçınılmaz gibi görünüyor.

 


Yeni Kaldırım Düzenlemesi   

 

Sadece sahil tarafındaki kaldırım değil, iç kesimdeki de düzenlendi.

Özellikle Yalı Kahvesi’ni geçince kaldırım iki üç katı genişlemekte...

Eskiden kaldırımın bir bölümüne park edilmekteydi.

Yeni düzenlemeyle birlikte, otomobillerin park etmesi yasaklandı.

Sahil Yolu’nun (asfaltın) iç kesimi park yeri olarak kabul edildi.

Ama eski alışkanlıkla kaldırıma otomobili koyanlar oluyor.

Trafik bazen bu araçlara ceza yazıyor.

Yaya trafiğini engelleyebilecek biçimde park edenler cezayı hak ediyor.

Ancak bu geniş kaldırımın bir kısmı araç park yeri olarak düzenlense...

Park etme sorunu büyük ölçüde ortadan kalkacaktır.

Düzensiz park edenlere de izin verilmemiş olacaktır.

 

Kültür Sarayı

 

İnşaatına yeniden başlandı diye haber çıktı...

Gerçekten de bir kaç direk fazla dikilmiş, sanki inşaat yapılıyor.

Ama gözle görülür bir faaliyet göremedik, yeniden mi durdu?

Devam ediyor da biz mi takip edemiyoruz...

Anlayamadık! 

 

 

06.10.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2664-kumsali-korumak.html

 


 

29 Eylül 2021 Çarşamba

TOPYANI (Üçüncü-Son- Bölüm)

 Yavuz Zırhlısı (Geoben)

TOPYANI

(Üçüncü-Son- Bölüm)

 

Karadeniz Tabyaları ve Ünye

 

Karadeniz’de tabyalar daha çok 19. Yüzyılda görülür. Osmanlı-Rus savaşları sırasında denizden gelebilecek tehlikelere karşı yapılmışlardır. Bu tarihe kadar Osmanlı’nın Karadeniz’de mutlak üstünlüğü söz konusudur. 1460'da Candaroğulları Beyliği'ne son veren Fatih Sultan Mehmet, 1461'de Trabzon'u, 1475'de de Kırım'ı fethederek Karadeniz’i bir Türk gölü haline getirdi. Bu sayede Karadeniz'deki Ceneviz üstünlüğü sona erdi ve İpekyolu'nun tüm denetimi Osmanlı Devleti'ne geçti.

Çarlık Rusya’sının 1739’da Azak’ı ele geçirmesiyle birlikte Karadeniz’de Osmanlı hakimiyeti sona erdi. 1768 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Rusya Karadeniz’de Osmanlıyla eşit konuma geldi. Rusya’nın bu imtiyazlı durumu 1784’te  Avusturya’nın, 1802’de İngiltere, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin katılımıyla genişledi. Karadeniz’de rekabet ve savaşların önü açılmıştı. Karadeniz’deki Osmanlı limanlarının ve kentlerinin hiç biri güvende değildi.

Sinop Yarımadası’nın güneydoğusunda olan Paşa Tabyaları denizden gelebilecek tehlikelere karşı tersanenin emniyetini sağlamak ve limanda bulunan gemileri korumak amacıyla yapılmıştı. Yarı ay şeklinde olan tabyalar 11 top yatağı, cephanelik ve mahzenlerden oluşmaktadır.

1912’de Balkan Savaşı’nda yenilen Osmanlı’ya “Hasta adam” gözüyle bakılıyordu.

Alman savaş gemileri Boğazlardan girip Karadeniz’de Ruslara saldırınca, Rusya 2 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne savaş ilan eti. Bolşevik Devrimi’nin yapıldığı Ekim 1917’ye kadar Karadeniz’in kıyı kasabaları Rus saldırılarına maruz kaldı.

Almanya’nın yanında I. Dünya Savaşı’na giren Osmanlı, Çanakkale’de zafer kazansa da yenik ilan edildi.

Müttefikler, Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra, aralarına Yunanistan ve İtalya da katılmış olarak İstanbul’a girip, Boğazları kontrollerine aldılar. Bu durumda Osmanlı ve hatta Rusya topraklarını istedikleri gibi paylaşabileceklerdi. Bu paylaşımın gerçekleşebilmesi için önlerinde yapmaları gereken bazı işler vardı. Öncelikle stratejik bölgeler olmak üzere hemen işgallere başladılar. Bu işgaller kendi aralarında ki tarihi rekabetin uzantısıydı ve yarış da sessiz bir şekilde sürüyordu.[4]

Karadeniz’e sökün eden İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan donanmalarına “gözlemci” statüsüyle ABD de katıldı. Mayıs 1919’da Anadolu’ya giren Yunan ordusu, sadece Ege’de değil, Karadeniz’deki saldırıların da merkezi durumundaydı.

Düşmanın 1922 yazında Karadeniz’deki gücü şöyleydi: Averoff Zırhlısı, Kılkış Zırhlısı, Limni Zırhlısı, Elli Kruvazörü, Panter sınıfı dört muhrip, Niki sınıfı dört muhrip ve en az iki yardımcı kruvazör.[5]

Karadeniz kıyıları baştan beri İtilaf Devletlerinin kontrolündeydi ve bazı önemli noktalar işgal edilmiş durumdaydı. Türk kurtuluş Savaşı için de en önemli deniz Karadeniz’di. Sovyet yardımı İstanbul’dan ve Almanya’dan getirilen malzeme buradan Anadolu’ya giriyordu. Kurtuluş Savaşı ağırlığını hissettirdikçe İtilaf kontrolü adeta yerini mYunan savaş gemilerine bırakıyor ve onlara zaman zaman yardımcı oluyordu. Yunanistan, İnönü Zaferi’nden sonra bu ablukayı resmileştirdi. Yakalanan subay ve erlere korsan muamelesi yapılacağı, savaş malzemelerine el konulacağını, Türk gemilerini batıracağını ilan ett. Yunan donanması nakliyat yapan Türk gemilerini yakalayamayınca, çareyi limanları bombalamakta buldu ve sahneye Kılkış çıktı. Samsun, Trabzon, İnebolu, Sinop gibi limanları abluka altına aldı, bazen küçük ve bazen de büyük çapta bombardıman yaptı.[6]  

Kıyıdaki önemli kentlerin bombalanmasıyla yerli Rumlara moral, Türklere ise gözdağı verilmek isteniyordu.

2 Haziran 1921’de bir Yunan muhribi İnebolu açıklarında kayıkları aradıktan sonra batıya gitmiş, Ereğli’de bir Yunan muhribinin şehri bombalamak istemesi üzerine kısa bir topçu düellosu olmuştu. Daha sonra Cide, Bartın, Ünye önlerinde Yunan muhripleri tarafından arama ve kontroller yapılmış, Amasra önlerinde Yunan torpidosu tarafından bir kayık tahrip edilmişti.[7]

1 Eylül 1921’de Terme bombardıman edildi ve üç kotra batırıldı.

7 Haziran 1922’de Samsun bombardıman edildi.

22 Temmuz ve 26 Temmuz’da Sinop, 30 Temmuz’da ise İnebolu ve Trabzon bombalandı.

 Bombalanan yerler buraya kadar anlattıklarımızla sınırlı değil. Rize’den Zonguldak’a, Giresun, Gerze, Vona (Perşembe) ve daha bir çok yer bombardımana tabi tutulmuş, aralarında kadın ve çocukların olduğu bir çok vatandaşımız can vermişti.

 

Buna karşılık olarak, Karadeniz’deki mal sevkiyatının tahsis ve tanzimi, düşmanın işgal ve saldırılarına karşı  daha önceden bir çok önlem alınmış; Umur-u Bahriye Müdürlüğü adıyla bir kuruluş teşkil edilmiştir.

Karadeniz kıyıları ikiye ayrılmış ve birinci bölge Samsun Liman Reisliği’ne bağlanmıştır. Samsun Merkez Liman Reisliği’ne bağlı liman reislikleri şunlardı: Hopa, Pazar, Çayeli, Rize, Of, Sürmene, Araklı, Trabzon, Polathane, Büyük Liman, Görele, Trebolu, Giresun, Ordu, Vona, Fatsa, Ünye, Terme, Gebze, Sinop. Zonguldak ise ikinci bölgeye merkez yapılarak adı da Zonguldak Merkez Liman Reisliği’ne dönüştürülmüştür. Bu reisliğe bağlı liman reislikleri de şunlardı: Cide, Kurucaşık, Amasra, Bartın, Filyos, Kilimli, Kozlu, Ereğli, Arpalı ve Akçakoca ve Büyüktuğrul.

Asayişi sağlamak ve savunma gücü oluşturmak amacıyla muhtemelen Ünye’deki tabyaların yenilenmesi ve asker konuşlandırılması da bulunmaktaydı. III. Kolordu Kumandanı Selahattin Bey, Heyet-i Temsiliye’den gelen talimat doğrultusunda Samsun’da 15. Fırka Kumandanlığı’na gönderdiği telgrafta alınacak tedbirleri sıralıyor: “Ünye, Çarşamba ve Bafra mıntıkalarının Fırka ile suret-i muhaberesinin şimdiden tanzim ve kendilerine tefhimi lazımdır.” diyordu.[8]

Bu tedbirler sebebiyle olsa gerek, 1919-1922 arası Karadeniz kıyı bombardımanı kayıtlarında Ünye kentinin adına fazla rastlanmıyor.[9]

Ancak 1915-1917 arası yani Bolşevik Devrimi öncesi Rus Donanması’nın bombardımanlarından Ünye fazlasıyla nasibini almıştır.

 

Rus Donanmasının Ünye Bombardımanı

 

Birinci Dünya Savaşımım çıkması ile Karadeniz sahilindeki Osmanlı kentleri Rus harp gemilerinin bombardımanlarına hedef olmaya başladı. Rus filosunun mayınlama ve kıyı bombardımanlarıyla hedefi, Karadeniz'deki Osmanlı ticaretini ve bu sırada Trabzon üzerinden III. Orduya yapılan askerî nakliyatı durdurmaktı. Bunun için de bazen tek gemi ve bazen de filo halinde hareket etmişlerdir. Mayınlama ve bombalama hareketlerinin hedefi Türk donanmasının çıkışına engel olmak, Karadeniz sahilinde kömür nakliyatım sekteye uğratmak ve Kafkas cephesinin ikmalini aksatmaktı.[10]

Rus harp gemileri 10 Haziran 1915’te Samsun’u bombalamaya gelirken Ünye açıklarında bulunan yük gemilerine de saldırdılar. Ünye liman dairesinin 23 Haziran 1915 tarihli hasar tespit raporuna göre altı tane yüklü gemi bombardımana maruz kalmış bulunuyordu. Saldırıya uğrayan gemilerin dört tanesi sandal iki tanesi de Kotra türü gemiydi. Bunların tamamı Ünyeli gemicilere aitti. Gemilere yönelik yapılan bombardımanda insan kaybı olmazken, hasarın maliyeti toplam 33860 kuruş değerinde tespit edildi. Ünye şehir merkezine ise herhangi bir saldırı olmadı.[11]

Ruslar, yük gemilerine yönelik bu saldırıdan sonra Temmuz ayında Ünye’yi daha kapsamlı olarak bombardımana tuttular. Bu defa Ünye açıklarındaki deniz hedeflerinden başka şehir merkezini de topa tuttular. Şehir merkezinde Belediye caddesi ile Köprübaşı caddesi bombardımandan isabet alan noktalardı. Fakat bombardıman hafif zayiatlarla atlatıldı ve insan kaybı olmadı. Belediye caddesinde dört tane mağaza ve iki dükkan duvarı yıkılırken, Köprübaşı caddesinde de bir ev ve bir tane de mağaza hafif bir şekilde hasara uğradı. Yine belediyeye ait yük iskelesi de hasara uğrayan yerler arasındaydı. Saldırıya uğrayan dokuz hedeften iki tanesi Ünyeli Rumfara ait mağazalardı. Belediyenin 26 Temmuz tarihli raporuna göre şehir merkezindeki hasarın toplamı 6700 kuruş değerindeydi.[12]

Şehir merkezinin bombardımanı günü, Ruslar en büyük zayiatı Ünye açıklarında çeşitli noktalarda seyir halinde veya beklemekte olan yük gemilerine saldırarak yaptılar. Toplam 29 gemi bombardımana maruz kaldı. Bunlardan 22 tanesi karada çekili bir vaziyette dururken, dört tanesi sahilde demirli, bir tanesi Ceviz deresi, bir tanesi Polathane ve bir tanesi de Akçakale’de saldırıya uğradı.

 

Sonuç

 

1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşının başlaması, Karadeniz’deki dengeleri değiştirdi. Osmanlı deniz gücünün zayıflaması, Karadeniz’de Rus donanmasının hakim güç olmasıyla,  Karadeniz kıyı kentlerinin güvenliği sorununu gündeme getirmiştir.

Ünye tabyasının oluşumu ve askeri yapının tahsis edilmesi bu döneme denk gelmektedir. Ünye ve tevâbi‘i kazâlarında mevcûd olan topçu neferâtlarının defter kayıtları da muhtemelen bu aşamada tutulmaya başlanmıştır. Osmanlı Arşivi’nden elde edilen 12 Nisan 1841 tarihli maaş kaydı, Ünye tabyalarının mevcudiyetini doğrular niteliktedir.

Samsun Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 25,04.2012 tarih ve 540 sayılı kararına istinaden tescillenen Ünye Burunucu mevkiinde yer alan bu alandaki tabyaların toprak altında kalan kısımlarının tespiti, yapıların plan ve mimarisinin açığa çıkarılması gereklidir.

Koruma Bölge Kurulu’nun 25 Mart 2021 tarihli toplantısında görüşüldüğü gibi, Ordu Müzesi yahut bir başka akademik kuruluşça söz konusu alanda bir kazı  çalışması yapılması gündemdedir. Süreci hızlandıracak rapor ve belgelerin hazırlanarak, ivedilikle Koruma Bölge Müdürlüğüne iletilmiş olması temennimizdir.

 

 

 ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

Ahmet Kabayel-Ahmet Derya Varilci

 

 

 

 

[4] Rahmi Doğanay, Milli Mücadele’de Karadeniz (1919-1922), Atatürk Araştırma Merkezi, S. 306, Ankara 2001

[5] Mithat Işın, İstiklal Harbi Cephesi, TC. Deniz Basımevi, S. 110, 1946

[6] Afif Büyüktuğrul, “Anadolu’ya Sevkiyat” Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 26, Sayfa 411, 1962,

[7] ATASE Arşivi, Kls. 1125, D. 24, F. 3

[8] Mehmet Okur, “Karadeniz Bölgesi’nde Milli Mücadele’nin Örgütlenmesi: Sivil ve Askeri Teşkilatlanmalar”, Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 6/10, (Millî Mücadele’den Milli Egemenliğe Karadeniz Özel Sayısı)2020, s. 202

[9] Bu dönemde Ünye’nin bombalanmamasını, kentteki Rum nüfusuna yoranlar bulunmaktadır. Ünye’nin bombalanması halinde, kentteki Rum ahalinin hedefe konulacağından bahisle “dokunulmazlık” elde edilmiştir.

[10] Osman Köse, Rusların Samsun’u Bombardımanı, (1915), Ondokıız Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 11

[11] BOA. DH.İ.UM. E/37-74-4, Hasar tespit defteri. 10 Haziran 1331 ( 23 Haziran 1915).

[12] BOA. DH.İ.UM. E/37-74-12, Hasar tespit defteri. 25 Temmuz 1331 ( 7 Ağustos 1915).

 

 

29.09.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2649-topyani-ucuncu-son-bolum.html


Samsun Muhribi

30 Kasım 1853  Rusların Sinop Baskını

Topyanı Tabyası Koruma Kurulu Kararı

Topyanı, Ordu Müze Müdürlüğü Raporu