7 Aralık 2022 Çarşamba

Ünye'de İpçilik (Son Bölüm)

 



Ünye'de İpçilik

(Son Bölüm)

  

Ünye’de ip üretiminin Osmanlı’dan günümüze kadar süren serüvenini beş bölüm halinde anlatmaya çalıştık. Altıncı bölüm olan bu son bölümle bitireceğimiz bu yazı dizisinde amacımız, Ünye’de ip mesleğinin köklerini ortaya koymaktır. Osmanlı merkez tersanesinin (Tersane-i Amire) bir alt yapısını oluşturan Ünye Tersanesi ve Ünye Ocaklığı, Osmanlı donanmasının uzun yıllar malzeme ve ip ihtiyacını karşılamıştır.

Günümüze kadar ulaşmayı başarmış gibi görünen Ünye’de ipçilik mesleğinin köklü konumu, ne yazık ki artık sönmüş durumdadır, unutulmuştur.

19. Yüzyılın ortalarında Ünye’nin “sancak” seçildiği 1864-1868 yılları geride kalmıştır.  Buna rağmen Ünye’nin yaşadığı görkemli yüzyılın gerçeği ve mirası günümüze önemli bir potansiyel bırakmıştır. Tıpkı Osmanlı’nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti gibi Ünye de kabuğunu kıracak ve olması gereken yere ulaşacaktır.

İp üretiminin son yüz yılı, Ünye’nin panoramasıdır; sosyo-ekonomik yapıyı ve geçirdiği evreleri oldukça net gösterir. O yılların tanıklığını günümüzde yaşayan Ünyelilerin ağzından aktarıyoruz.


Mustafa Kalafat (d. 1927)          

 Eski Ünye esnaflarından emekli Mustafa Kalafat (d. 1927), dayısı Mehmet Kavaklı’yı anlattı. Meslektaşı Tahsin Cinbaş gibi ip imalatı ve satışının önde gelen isimlerinden biridir Mehmet Kavaklı… Tepedekilerden farklı olarak, katranlı halat üretir ve mavnalara yükleyerek Ünye açıklarına demirleyen Fransız “pake ” gemilerine gönderirmiş.




Mustafa Kavaklı’nın ilk eşinden iki kızı (Refika ve Emine hanımlar) ve Ahmet adında bir oğlu vardır. Ahmet Kavaklı, Orta Cami avlusuna bitişik dükkânında terzilik yapmıştır. Yan dükkân, fotoğrafçı Keleşoğlu’na aittir. Kavaklı’nın ikinci eşi Saray Camii imamımın kızı Şaziye’dir ve O’ndan da bir kızı (Naciye) ve iki oğlu (Naim ve Dursun) vardır. Çocukları baba mesleği olan ipçiliği sürdürmeyip başka meslek icra ederler.    

1935-36 yılları Kavaklı dayının ip piyasasında bir numara olduğu yıllardır. Köprübaşı ile Han Boğazı arasında yer alan Kavaklı’nın Tersanesi Ünye’de uzun yıllar üretim yapmış ve istikrarlı bir ticaret sürdürmüştür. İlk tersaneyi kurduğu arsanın mülkiyeti Hüsrev Yürür’e aittir. Açtığı ikinci tersanenin mülkiyeti Acemlerin Haydar’a aittir. Daha önce yazdığımız “Ünye’de Rus Bombardımanı” adlı çalışmamızda, Köprübaşı’nda bombalanan iş yeri olarak o dönem kendilerinin kullandığı bu mekânı göstermiştik.

Kavaklı’nın faaliyet yıllarında Köprübaşı’nda Şükrü Yanlıoğlu ve Mehmet Kavlu isimli müteşebbislerin de tersanesi vardır. Katranlı halat üretilen tersanelerin yurt dışına halat ve kendir ihraç ettikleri bilinmektedir. Kavaklı, yanında çalışan emekçileri koruyup gözetmektedir. Ali Özpişirici gibi çalışkan olanları çifte tayınla ödüllendirmektedir.


Kavaklı’nın tersanesi, Tepe’dekiler gibi mahallelinin katılımıyla değil, piyasa kurallarına göre üretim yapmaktadır. Tepe’de Cinbaşların tersanede ipçiliği öğrenen herkes kendi tezgâhını kurmuş, neredeyse tüm Tepe Mahalleliler “ipçi” namıyla anılır olmuştur. Ünye Düzü’nde ise (Çarşı Mahalli) piyasa kuralları geçerlidir. Ünye’nin ticari yoğunluğunu ve iş hacmini artıran Kavaklı, ip piyasasında Ünye’nin görkemli yıllarını hatırlatır.[1] En büyük rakibi Tepe’deki Cinbaşların tersanesidir.[2]

 

Osman Cinbaş (d. 1947)

Emekli eğitimci Osman Cinbaş, Tepe Mahallesi Büyük Tersane’nin müteşebbislerinden Ali Cinbaş’ın oğludur. O’nun anlatımıyla Tepe İpçiliği ayrıntılı biçimde ortaya çıkmıştır. Tersaneyi kuranlar, dört Cinbaş kardeşlerden ikisi, Tahsin ve Hüseyin Cinbaş kardeşlerdir. Fransızca bilen Hüseyin Cinbaş’ın yurt dışına ip ihracı ve “Cinbaş-zade Kardeşler” başlıklı zarfın basımı gibi faaliyetlerde rol oynamıştır. Tersane işini Tahsin Efendi’den oğulları Ali Cinbaş ve Abdullah Cinbaş devralmıştır. Tepe’de su deposu mevkiindeki tersaneyi çalıştıran Cinbaş kardeşleri, Osman Cinbaş şöyle aktarır:



Tersane işinde Tahsin Efendi’nin oğlu Ali Cinbaş


“Babamın tersanesinde ben de çalıştım. Çocuktum ama hatırlıyorum. Birden fazla ip çarkı vardı. Amcamın çarkıyla babamınkiler aynı anda döner, birinde ip bükmeye gelinirken, diğerinde kendiri bükmek için geri geri gidilirdi. Babam oldukça yakışıklı, uzun boylu ve çok çalışkan biriydi. Tersanede gece gündüz çalışırdı. Belki de bu nedenle çok genç yaşta, 38’inde zatürreden hayata veda etti.”

 

Murat Koşak (d. 1949)

Ünye’de Haznedar İşhanı altında Büfe işleten Murat Koşak, Köprübaşı mevkiinde tersane çalıştıran babası Mehmet Koşak’ı anlattı.



“Babam Mehmet Koşak (d. 1927) köprübaşında ip üretirdi. Ben de çocukluğumda babamın çalıştırdığı, tersane denilen ip üretim tezgâhlarında çalıştım.1955-1960 yılları arası, ip imalatının ve bizim tersanenin en aktif olduğu dönemdi. Tersane Fiskobirlik binasının tam karşısındaydı.[3] Tersanede ip bükülen altı çark (çıkrık) bulunmaktaydı. Hatırladığım kadarıyla daha çok gırnap üretilmekteydi. Kendirden üretilen gırnap, nispeten ince bir ipti ve çuval ağzı dikmek için fazla talep görürdü. İstenilen kalınlığa göre çarklarda bükülen ipler bir araya getirilerek urgan ve halat yapılırdı.”

Çeşitli dönemlerde İpçi Sebahattin, İpçi Şükrü gibi isimlerle çalıştıklarını, Tepe’den Efelek Mustafa (İnş. Müh. Eren Tokgöz’ün sözünü ettiği, Tepe Camii çaprazında ikamet eden “Süslü Mustafa” lakaplı Mustafa Kavas olmalı) gibi ip üreticilerini hatırlayan Murat Koşak, kendirden ip üretimini diğer anlatıcılarla aynı minvalde ayrıntısıyla anlattı.

 

Kendirden İp Üretimi

Tek yıllık, otsu bir bitki olan kendir (Cannabis), ılıman ve tropik bölgelerin çoğunda yetişir ve kültürü yapılır. Kendir ya da kenevir olarak isimlendirilen bu bitkinin liflerinden ip elde edilir. Eşeyli olan bu bitkinin erkek cinsi 2-3 metre kadar büyüdükten sonra toprak yüzeyine yakın bir noktadan kesilmekte veya elle sökülmektedir. Bitkinin gövdesi ıslatılıp yumuşatıldıktan sonra ezilerek “tel bükmek” amacıyla liflerine ayrılır.

Kendir ıslağı denilen beton yahut taş yalaklarda 5-10 gün suya yatırılan kendir gövdeleri iyice yumuşatılır. Fatsa’nın Tayalı köyünden Hulusi Çavuşlu, 1940-50 yıllarında neredeyse her köyde 10-15 kendir ıslağı teknesi olduğunu söylemektedir. Yumuşayan kendirler kurutulup dövmek suretiyle kabuğundan ayıklanır ve liflerine ayrılır.

Akkuş, Tekkiraz ve Çaybaşı gibi yakın çevrelerden kendir çoğunlukla liflerine ayrılmış vaziyette gelir, ihtiyaç arttıkça Vezirköprü ve Gümüşhacıköy gibi uzak üretim yerlerinden de kendir alınırmış. Kendirler bazen tersanelerde ayıklanır; duvara asılarak iyice kurutulur, döverek lifleri ayrılır, gevreklerden arındırılır sonra taraktan geçirilir ve üç metrelik sırığa bağlanır. Bir kayış (yularga) vasıtasıyla palaska (pasgara) yapılıp bele alınan sırık, çıkrığa kendirin takılmasıyla geri geri gidilerek ip gerilir ve bükmeye başlanır. İstenen kalınlığa ve uzunluğa göre iki yahut üç gözlü çarkta bükülen ip bu eylemle birleştirilir. Bükne işlemi sırasında ele takılan meşinle ipler düzeltilir, uzunluklarına göre balya (top) haline getirilir ve satışa sunulur.

Çıkrıkta bükülen ip bazen saç örgüsü biçiminde belde sarılır. At kılıyla at torbası yapılırken, ıslatılıp kaşağı ile üzeri temizlenir, tüylerinden arındırır ve kurutulur. Makaraya bağlanan ve eğrilen ipler bazen de topuz yapılır.

Kırnap: (Ar. ḳinneb, kınnap'tan kırnap) İnce sicim, gırnap, kınnap. Örnek, çuval ağzı kınnabı, hayvan yularıdır. İnce olanlar sicim olarak adlandırılır.

Urgan: keten, kenevir, pamuk, jüt gibi türlü dokuma maddelerinin herhangi birinden yapılan ince halattır. Halk arasında urgan olarak bilinen, keten (kenevir) ve benzeri hammaddelerden oluşan, bitki ağaçlarının liflerinden yapılan halatlara urgan halat denir. Gemicilikte, tarım ve hayvancılıkta, dağcılıkta, çadır ve hamak kurmak için, dekorasyonda ve çeşitli aksesuarları süslemek için, bebek ve çocuk salıncağı kurmak için kullanılır.

Halat: kenevirden yapılmış çok kalın ve sağlam iptir. Halat çekme, halat fitili, halat ızgarası, halat tamburu, çelik halat, hamhalat, tel halat, açmaz halatı, baş halatı, çekme halatı, varagele halatı gibi varyasyonları mevcuttur.

İspavli terimi birlikte bükülmüş üç telden yapılmış olan ve 30 kulaç boyundaki sicimi ifade eder. (Bkz. Metin Karayazgan, age. , s. 61.)

Gomina terimi anlam olarak gemi demirlerine bağlı bulunan kalın halatı ifade etmektedir. Teller, daha çok gomina ve gomina aletlerinin hazırlanması ile direk, seren, yelken, top ve yüklerin sabitlenmesi amacıyla kullanılmaktaydı.

 

Sonsöz Yerine

 Tersane-i Amire’den Ünye’nin ip tersanelerine uzanan tarihsel yolculuğumuz burada son buluyor. Bu süreçte başka neler sona erdi, hangi meslekler tarih oldu? İp tersaneleriyle birlikte Ünye’de ipçilik, bakırcılık, çapulacılık, tabaklık (debbağ), saraçlık, soğuk demircilik, hallaçlık, nalbantlık bugün biten meslekler arasındadır. 1970’li yıllarda başlayan naylon ip imalatı kendirin yerini almış, 1940 yılında başlayan kendir yasağı da bunda etkili olmuştur. Ülkemizde denetime alınan ve bazı dönemlerde kısmen yasaklanan kendir ekimi bu sektörün tamamen sentetik ip üretimine geçişini hızlandırmıştır.

Önümüzdeki süreç yeniden doğal ürünlere geçiş dönemi olacaktır.

  

Ünye Tarih Araştırma Grubu

A. Kabayel – A. D. Varilci

 

7.12.2022, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/unyede_ipcilik-3623.html



[1] 19. Yüzyıl’ın ikinci yarısında gerçekleşen Ünye’nin halat üretim seviyesi kastedilmektedir. Bu nedenle önceki bölümlerde değindiğimiz Ünye’nin “sancak” olduğu 1864-1868 yıllarını, daha önceki dönemi ve sonrasını hatırlatmakta yarar görüyoruz.

[2] Fatsa’daki ip üretimi hiçbir dönem Ünye için rakip değildir. Ünye ve çevresinde üretilen ip, Ünye Tersanesi’nin bir iskelesi olan Fatsa’dan yüklendiği için Fatsa Teli adıyla bilinse de bu durum ip üretimi yoğunluğunun her daim bu bölgede (Ünye ve çevresinde) gerçekleştiğini gösterir. Osmanlı döneminde başlayan ip üretimi ve kendir yetiştiriciliği büyük oranda Orta Karadeniz’de gerçekleşmiştir.

[3] Şimdi o binada zincir marketlerden biri bulunmaktadır. Han Boğazı ile Tabakhane Köprüsü arasında kalan bu mevkide bir zamanlar Tersâne-i Âmire’ye bağlı eski Ünye Tersanesi bulunmaktaydı. 


7.12.2022, Ünyekent


30 Kasım 2022 Çarşamba

Ünye'de İp Üretimi


Ünye'de İp Üretimi

  

Ünye, Osmanlı donanmasının uzun yıllar ip ihtiyacını karşılamıştı. Kendirden üretilen bu ipler haliyle günlük kullanım nesnesi olarak hayatın her alanında kullanılmış ve yakın tarihimize kadar üretimine devam edilmiştir. 1970’li yıllara gelindiğinde, bir zamanların gözde mesleği bakırcılık, çapulacılık ve saraçlık gibi tümüyle ortadan kalkmamış, ancak kendir yerine naylon ip büken iş yerlerine dönüşmüşlerdir.

Osmanlı arşivlerinden izini sürdüğümüz Ünye ipliciğinin son bölümünde, yakın tarihimize kadar süren Ünye’de ip üretiminin son yıllarını araştırdık. İpçilik yapmış yahut yapanların tanığı olmuş Ünyelileri dinledik. Günümüze ulaşmayı başarmış ip çarklarını, atölye olarak kullanılan üretim yerlerini gördük.

 

Ünye’nin Son İpçileri

2022 Kasım’ının ikinci günü (Çarşamba) İnşaat Mühendisi Eren Tokgöz’le buluştuk. Buluşma mekânımız, O’nun da ikamet ettiği Ünye Tepe Mevkii idi. Aynı sokaktaki komşusu Yılmaz İpcioğlu’na uğradık. Yılmaz İpcioğlu (d. 1946), son dönem ipçiliği meslek edinmiş bir aileden geliyor. 10 yaşında başladığı ip üretimini yakın bir tarihte terk etmiş. Babası Cevdet İpcioğlu da ipçiymiş. Kendirden nasıl ip elde edildiğinin ilk bilgilerini Yılmaz ustadan öğrendik. İpin hammaddesi kendir bitkisi, dipten sökülür veya koparılarak taş yahut beton yalaklar içindeki suya yatırılır, bekletilir. Soyulacak kıvama geldiğinde kabukları soyulur, kurutulur. Kendir sert bir yere vurulup, taraktan geçirilerek liflerine ayrılır. Temizleme (arındırma) işleminden sonra ip yapılmak üzere tersanelere gönderilir.

Birlikte Tepe’nin ip tezgâhlarının olduğu yere geliyoruz. Bu işliklere “tersane” [1] deniyor. İlki “Büyük Tersane” yahut Yukarı Tersane de denilen atölyedir. Bugün aynı yerde OSKİ Su Deposu bulunuyor. Tahsin ve oğlu Abdullah Cinbaş’a ait bu mekândan günümüze hiçbir şey kalmamış. Torunu Cinbaşlar, Belediye binası karşısındaki dükkânlarında market işletiyor. İp imalatı ve ticaretiyle bağlantılı olarak, dışarıdan kahve alımına başlamışlar ve o günden sonra kavurdukları kahveyle Ünye’de tanınır olmuşlar.

 

Sebahattin Doğrul

Cinbaş’ın mekânından sola devamla biraz daha alt irtifada Sebahattin Doğrul’un evine geliyoruz. Sebahattin Doğrul (d. 1933) da babadan ipçi ve halen ip mesleğini sürdüren Ünye’nin son ipçisi…

Babası Yusuf Doğrul, 17 yaşında cepheye gitmiş (1914-Birinci Dünya Savaşı). Bir dönem Fatsa’da fırın işletmiş, Ünye’ye dönüp ipçiliğe devam etmiş. İpçiliği kendinden sonrakilere miras bırakmış, aynı zamanda Tepe Camii’nde imamlık yapmıştır. Mezarı Tepe’de, Türbe Mezarlığındadır.

Ünye’de son dönem ip üretimine ilişkin en ayrıntılı bilgiyi Sebahattin ustadan aldık. Halen ip üretimine devam ediyor ama bir fakla. Artık kendir yok. 70’li yıllarda üretimi sınırlandırılmış. Kendirin yerini naylon almış. Doğal ürün yerine petrol atığından üretilen sentetik maddeler kullanılıyor.[2] Kendilerine ince urgan olarak gelen naylon iplerin üçünü veya dördünü bir araya getirip çarkta büküyor ve kalın urgan haline getiriyor.

İkinci durağımız, yıllar önce kendisiyle söyleşi yaptığımız merhum Süleyman Kösecioğlu’nun (Çavuş Emmi) oğlu Mehmet Kösecioğlu oldu. Emekli bir bürokrat olan  (Cezaevi Müdürü) Kösecioğlu’nu, babadan kalma tezgâhının başında gördük. Sipariş aldığı naylon ipleri istenen kalınlıkta çarkta bükerken, işin nasıl yapıldığını tüm ayrıntısıyla bize gösterdi.

 

Tepe Mahallesi İpçileri

Cumhuriyet Döneminde ipçiliği Ünye’de en üst boyutta yapan Tepe Mahallesi Tersanesi sahibi Cinbaşlar’dır. 1933 tarihli Ünye Ticaret ve Sanayi Odası Broşüründe kaydedilen Müteşebbis Halatçı Tahsin Efendinin Halat imalathanesi, bu dönem ip üretiminin merkezi konumundadır. Diğer ip üreticileri bu tersanede çalışarak yetişmiş, bir anlamda Tahsin Cinbaş, bu mesleğin öncülüğünü yapmıştır. Babası Tahsin Efendi’den iş yerini devralan Abdullah Cinbaş da, ip üretiminin Ünye’deki öncüleri arasında yer almıştır. Su deposu mevkiinde yer alan tersane, Ünye üretim sektörünün önde gelen iş yerleri arasına girmiştir. Bugün Cinbaşlar, belediye karşısındaki iş yerlerinde marketçilik ve kendi kavurdukları kahvenin satışını yapmaktadır. Cumhuriyet’in ilk yıllarından kalma “Cinbaş-zade Kardeşler” başlıklı zarftan, o dönem halat imalatını dışsatım boyutunda yaptıklarını anlıyoruz. 

 Tepe Mahallinde Cinbaşlar’ın tersanesinde ipçiliği öğrenen, bu işi meslek edinen ve tersane açan kişiler şöyle ifade edilmektedir:

Yusuf Doğrul (Tepe Cami İmamı), Sebahattin Doğrul’un babası.

Bekir Tokaç; İpçi Bekir adıyla bilinir, Küçük Ev Restoran’ın işletmecisi merhum İsmail Tokaç’ın babası.

Mustafa Varilci; İpçi Mustafa, Arif Varilci’nin babası.

Süleyman Kösecioğlu; Çavuş Emmi, Mehmet Kösecioğlu’nun oğlu.

Abdulkadir Dokgöz ve oğlu Mehmet Dokgöz (İpçi Mehmet); merhum Ahmet Dokgöz’ün babası, Eren ve Abdulkadir kardeşlerin dedesi.[3]

 

Köprübaşı Tersaneleri ve İp Ticareti

Ünye’de ip üretiminin son yetmiş yılına damgasını vuranlar sadece Tepe Mahallesi’nde değildi. Köprübaşı ile Han Boğazı arasında ip tersaneleri ve ip ticareti yapan işletmeler vardı.

Bu tersanelerden en önde geleni Mehmet Kavaklı adlı girişimciye aitti. İp üretimi ve ticareti yapan Kavaklı’yı yeğeni Mustafa Kalafat anlattı.

Köprübaşı’nda diğer tersane işletmecisi Mehmet Koşak’ı oğlu Murat Koşak’tan (Haznedar İşhanı altında büfeci) dinledik.

Tersanelerde üretilen ipin ticaretini Cinbaşlar yahut Mehmet Kavaklı gibi bizzat tersane işletmecilerinin kendisi yaptığı gibi, bu tersanelere kendir temin edip urgan olarak alan ve satışını yapan tacirler de vardı. Köprübaşı’nda dükkânı olan Ahmet Baskan, ip üretimiyle doğrudan ilgili olmayıp ticaretini yapan bir tüccardı. Çilader (Çaybaşı), Tekkiraz ve Akkuş gibi beldelerden aldığı kendiri tersanelere verir, üretilmiş ipleri alarak satışını yaparmış. Tüfekçinin Ahmet yahut Tüfekçi Hacılar lakabıyla bilinen Baskan,  Alman Harbi[4] sırasında dünyanın ip üretiminin daralmış ve ip ihtiyacının artmış olduğu bir dönemde ip satışını hızlandırmış, dış ülkelere de ihraç ederek çok kâr elde etmiş olduğunu Sebahattin Doğrul’un anlatımından öğrendik. Yine bu dönemde olmak üzere Ünye ve Fatsa kırsalında üretilen kendirin kent merkezlerindeki tersanelere yetmediği, kendir fiyatının yükselmesi üzerine Samsun Vezirköprü ve Amasya Gümüşhacıköy’den kendir getirildiğini, bu durumun 60’lı yıllara kadar sürdüğünü bilmekteyiz.

 (Son Bölüm: Mustafa Kalafat ve Murat Koşak’ın anlatımıyla Ünye’de ipçilik,

kendir hammaddesinden halat üretiminin tüm aşamaları.)

Ünye Tarih Araştırma Grubu

A. Kabayel – A. D. Varilci

  

30.11.2022, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/unyede_ip_uretimi-3610.html



[1] İp tezgâhlarına neden “tersane” deniyor? İlk akla gelen gemi yapım-onarım yeri olan tersanelerinin yan tesisi olduğu için bu adla anılmaları. Ancak ip işiyle ilgilenenler farklı düşünüyor. Kendir liflerini çarka takanların beline tutturdukları üç metrelik sırıkla geri geri hareket etmeleri yani ters gitmeleri nedeniyle, bu işin yapıldığı tezgâhlara tersane diyorlar.

[2] Kimyasal adı polihekzametien adipamit'tir. Yüksek mol kütleli poliamitlerden oluşan sıcağa, aşınmaya ve kimyasal maddelere karşı dayanıklı plastik malzemedir. Modern plastiklerin çoğu, doğal gaz veya petrol gibi fosil yakıt bazlı petrokimyasal'lardan elde edilir. Bazıları mısır veya pamuk türevleri gibi yenilenebilir malzemelerden yapılabilmektedir. Genellikle lif halinde üretilen naylon, ip halat ve dokuma üretiminde kullanılmaktadır. 1930'da Amerikalı kimyacı Wallace H. Carothers tarafından bulunup geliştirildi.

[3] İp üretimine doğrudan girmeyip ticaretini mi yaptılar, tersaneleri var mıydı, Tepe’de mi, Köprübaşı’nda mı, bilinmiyor?

[4] 1939-1945 yılları arasında cereyan eden II. Dünya Savaşı. 


1- Müteşebbis Halatçı Tahsin Efendinin (Cinbaş) Halat imalathanesi. Bu sayede bir çok Türk  amelesi müstefit oluyor

2- Tepe'de su deposunun olduğu yerde Cinbaş'ın Büyük Tersanesi vardı .

3- Cinbaş Kardeşlerin antetli zarfı.

4- Son İpçi Sebahattin Doğrul-Artık naylon ip büküyor..

5- Sebahattin Doğrul'un torunu Alper-Dedesinin ip çıkrığıyla.

6- Üç gözlü iplik bükme çıkrığı.

7- Mehmet Kösecioğlu-İpçi babası Süleyman Çavuş'un çıkrığıyla emeklilik günlerini değerlendiriyor.

8- İpcioğlu Yılmaz-Solda kendirden ip ürettiği dönem ve sağda günümüzde üretim dışı durumu

9- İnş. Müh. Eren Tokgöz İp Çarkıyla.

10- Mehmet Kavaklı-işaretli-bir grup Ünyeliyle.

11- Ahmet Baskan (sağda) ve babası Hakkı Bey-Samsun'daki evlerinde .

30.11.2022, Ünyekent


23 Kasım 2022 Çarşamba

Osmanlı’dan Günümüze Ünye’de İpçilik

 


Osmanlı’dan Günümüze Ünye’de İpçilik

 

 Sırtını Canik dağlarına yaslayan Ünye, 16. Yüzyıldan itibaren Tersane-i Amire’nin ihtiyaç duyduğu keresteyi ve diğer malzemeleri temin etmekle yükümlü bir Ocaklık Bölgesiydi. Devlet desteğiyle Ünye’de kurulan tersane, Osmanlı donanmasının da alt yapısını oluşturuyordu. Donanmanın en büyük ihtiyaçlarından biri olan ip temini büyük oranda yine bu bölgeden sağlanıyordu. Böylece Ünye ve çevresinde önemli bir iş kolu olan “ipçilik” mesleği önem kazanmıştı. Ünye, Osmanlı donanmasının uzun yıllar ip ihtiyacını karşıladığı gibi, günlük kullanım nesnesi olarak ulaşımda, tarımda ve hayvancılıkta kullanılmak üzere yakın tarihimize kadar kendirden ip imalatını sürdürdü.

 

Osmanlı Döneminde Ünye

Bu dönemde Ünye’nin en büyük özelliği kaptanları ve gemi ustaları ile meşhur olmasıdır. Ünye demir madenlerinden çıkarılan madenler, toprakta yetiştirilen kendir ve resen, dağlardan indirilen büyük ağaçlar, Ünye tersanesinde askeri ya da ticari gemi yapımında kullanılıyor veya İstanbul’da bulunan Tersane-i Amire’ye gönderiliyordu. Bununla yetinmeyen Ünye, marangoz, burgucu ve kalafatçı ustalarını da ihtiyaç halinde göndermekteydi. Karadeniz’deki gemi inşa tezgâhlarından biri de Ünye’deydi ve burada 1703’te iki adet firkateyn inşa edilmişti. Osmanlı arşivlerine göre Ünye tersanesi 1799 ve 1801 senelerinde tamir edilmiştir.[1]

Osmanlı donanmasının ihtiyaç duyduğu halatların çoğu Orta Karadeniz bölgesinden, birazı da Ege ve Trakya’dan karşılanıyordu. Kendir temin edilen bölgelerin başında Canik Sancağı gelmektedir. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bu havalide bütün cihana yetecek kadar kendir bezi üretildiği kayıtlıdır. Canik sancağına bağlı Erim, Terme, Ünye, Hisarcık, Ayvacık, Ökse, Fenâri, İfraz-ı Fenâri ve Akçay kazalarından müteşekkil dokuz kaza Tersane-i Amire’ye kendir veren ocaklardı. Bu ocaklıklardan kendir temin etmek için civardaki bazı gelirlerin tahsis edildiği anlaşılmaktadır. Örneğin 1633’te Canik’teki “müsellemân-ı mensûs” gelirlerinden 280.000 Akçe, Samsun iskelesi mukataasından 100.000 Akçe ve Ünye’nin mübâyaa Akçe’sinden 60.000 Akçe olmak üzere toplam 440.000 Akçe bu işe ayrılmıştır. 17. Yy. ‘ın sonunda Canik muhassılı Ömer Paşa tarafından 22.710 kuruş ödenerek Ünye’den kendir teli temin edilmiştir.[2]

21 Nisan 1656’da Sinop, Samsun ve Ünye kadılarına, kethüda yerlerine halat toplamaya memur olan Ahmed Ağa’ya ve Yeniçeri serdarına hitaben yazılan bir emirde maktû olan 5.000 kantar halatın gönderilmesi isteniyordu.[3]

Osmanlı donanmasının ihtiyacı olan ip, urgan ve halat “resen” adıyla anılıyordu. 18. Yy. ’da kalyonların ortaya çıkmasıyla ip ihtiyacı had safhaya ulaştı. Tersane-i Amire için temininde büyük ihtiyaç duyulan kendir üretimi, Ünye ve çevresinde en üst seviyeye ulaştı. 19. Yy. ‘da Ünye’de bir “kendir mahzeni” bulunmaktaydı. Ünye ve civarından toplanan kendirin muhafazası için 1861’de Kaptan Paşa’nın emriyle bu mahzen onarıma alınmış, hacmi artırılmıştır.

19. Yy. ‘ın ikinci yarısında Samsun gümrüğüne tabi üç gümrük ve iskele bulunmaktadır. Samsun gümrüğü mülhakatı olan gümrükler Samsun, Ordu ve Ünye olmak üzere üç tanedir. Ayrıca Ünye gümrüğü 1 gümrük ve iskeleden oluşmaktaydı. Bunlar Ünye gümrüğü ve Fatsa iskelesidir.[4]   


 

Bir El Sanatı Olarak Ünye’de İpçilik

 

Araştırmacı-yazarlarımızdan merhum Yüksel Şen, bir makalesinde “Ünye'de bilinen en eski el sanatlarından biri İpçilik mesleğidir” demektedir.

“Eski Fatsa Caddesi üzerinde, Şükrü Yanlıoğlu'nun Fındık Fabrikası'nın bitişiğinde ve Tepe Mevkii'nde ip imal eden pek çok tersane vardı. (Aslında tersane, gemi yapılan yere denir ama kentimizde çokça üretilen ip, halat ve çımalarla, deniz vasıtalarının donanımı yapıldığı için, halkımız bu imalâthaneleri ‘Tersane’ diye isimlendirmiş.) Bu tersanelerde, Ünye ve köylerinde üretilen Kendir Elyafı işlenir ve çeşitli boylarda ip, halat, sicim, çarık bağı, çuval kınnabı yapılırdı.”[5]

Gerçekten de Ünye’de ip imal edilen atölyelere “tersane” denmektedir. Ünye’de ipçilik mesleğinin geçmişini araştırırken, halen bu işi yapan ama kendirden değil naylon ipten urgan imal eden meslek erbaplarıyla görüştük. İp atölyelerine tersane denmesinin kökenini, kendiri çarka verirken geri geri gidilmesine yormaktadırlar. Ters yürüdüklerinden dolayı bu işlikler tersane olarak isimlendirildiği ifade edilmiştir.

Yüksel Şen’den önce konuya ilişkin beyanda bulunan bir başka yazarımız merhum öğretmen Hasan Tahsin Kadıoğlu’dur. Bir makalesinde: “Osmanlı Donanması'nın ihtiyaç duyduğu ip, halat, çıma gibi pek çok malzemeyi Ünye’den temin ettiğini”[6] yazmıştır.

Aslında Ünye’de ip imalatına ait araştırma oldukça sınırlıdır.

Bir başka kaynak İrfan Tosun’un “Oney'den Ünye'ye” adlı kitabında yer almaktadır.

"İmar Gazi Ali tarafından Ünye'ye getirilen ipçilik mesleğinin tarihi 1700'lü yıllara dayanmaktadır ve bugüne babadan oğula gelen bu meslek maddî yönden tatmin etmemesine rağmen, imalâthane sayısı sekizdir. İpin hammaddesi olan kendir, Amasya'nın Gümüşhacıköy ve Samsun'un Vezirköprü ilçelerinden temin edilmektedir. Ham kendir maddesi alınır, bir ağaca asılır. 1,5 metrelik bir ağaç ele alınarak dövülür ve bu vesile ile hasılanmış (temizlenmiş) olur. Sonra 3 m boyunda bir sırığa bağlanır. 35 m boyunda, 3 m eninde, 4 m yüksekliğindeki bir baraka içerisinde imalâtı başlar. Bele takılan pastara ve omza takılan yılarga ile sırık kaldırılır. Çırak, takım olan çıkrık ve sandarayı demir elinden çevirmek şartıyla imal edilmeye başlanır. Bir çengele takılır ve bütünleşme başlar. Bir keçi kılı çöpürüyle perdah verilir. Daha sonra 5 - 6 saat kurumaya bırakılır. Dörtlü olan takım yine çıkrık ile 27'li bir büküm olur ve satışa sunulur. Dört çeşit ip imal edilmektedir. 1 - Çuval ağzı kınnabı, 2 - At urganı, 3 - Hayvan yuları, 4 - Sicim. İlçemizde bu şekilde imal edilen bu ipler, genelde çevre il ve ilçelere gönderilmektedir."[7]


 

Cumhuriyet Dönemi Tersaneleri ve İp Üretimi

Tersane-i Amire’ye bağlı tersaneler Osmanlı’nın son döneminde işlevlerini yitirerek kapatılmıştır. Ünye Tersanesi de uzun yıllar Osmanlı Donanmasına hizmet vermesine rağmen aynı akıbeti yaşamıştır. Buna rağmen Ünye’de kurulan gemi tezgâhları mavna, çapar, çatana, sandal gibi deniş taşıtlarını üretmeye devam etmiştir. Sahil kesimi Niksar caddesinin başladığı noktada 1950’li yıllara kadar tersaneler varlığını sürdürmüştür. Bu işliklerde ustalar Akkuş’tan gelen tomrukları şekillendirir ve hızarda biçimlenmesini sağlar, tekneler kalafata çekilirmiş.  

Donanmaya yıllarca ip sağlayan Ünye, eski üretim hacmine ulaşmak şöyle dursun, çevre ilçelere yayılan ip üretim tezgâhlarıyla birlikte neredeyse bitme noktasına gelmiştir. İp üretimi diğer tüketim nesnelerine yönelmiş ancak kendir üretimi bölgede önemli bir ihraç ürünü olarak varlığını sürdürmüştür.

1933 tarihli Ünye Ticaret ve Sanayi Odası Broşüründe en önemli ihracat maddeleri olarak fındık, kendir, kendir tohumu, yumurta, ceviz ve fasulye gösterilmektedir. Bunların içinde fındık ürünü miktar ve nitelik açısından diğerlerinin önüne geçmiştir. Sahilden itibaren 350 m. yüksekliğe kadar çoğunlukla fındık fidanları dikilmiş ve dikilmeye devam etmektedir. Ayrıca sebze ve meyve çeşitlerine değinilmekte, pekiyi olan şarabı ile hırtarıç üzümünün bol ve ucuz olduğu belirtilmektedir.

Kilo

Cinsi

Senesi

200.250

Fasulye

 

1927

614.176

Kabuklu fındık

166.726

Kendir ve tohumu ve mamulâtı

397.140

Yumurta

396.198

Fasulye

 

 

1928

684.713

Kabuklu fındık

233.378

Kendir ve tohumu ve mamulâtı

425.200

Yumurta

269.880

Ceviz

445.568

Fasulye

 

 

1929

362.100

Kabuklu fındık

88.355

Kendir ve tohumu ve mamulâtı

399.160

Yumurta

204.460

Ceviz

309.124

Fasulye

 

 

 

1930

38.966

Kabuklu fındık

230.312

İç fındık

33.470

Kendir

53.574

Kendir tohumu

350.100

Yumurta

99.274

Ceviz

Yıllara göre Ünye’de dışsatımı yapılan ürünler.

 

1930 yılında kendir ve kendir tohumu ayrı kalemlerde gösterilmesine rağmen, mamulâtı olan iple ilgili herhangi bir kayıt düşülmemiştir. 1931 ve 1932 yıllarında da kendir ve kendir tohumu ayrı kalemde gösterilirken; kendir 1931’de 18.800, 1932’de v24.200 kg., kendir tohumu ise 1931’de 157.500, 1632’de 98.005 kg. olarak belirtilmiştir.

1933 yılında yayınlanan bu broşürde 1927’den önceki yıllar yoktur ve en son 1932 yılı ihracat kayıtları yer almaktadır. Yine bu tabloda gıda sektöründe kullanılan kendir tohumunun giderek değer kazandığı görülmektedir. 

Kendirden imal edilen ip ihracatının ise 1930 sonrası düşüşe geçtiği anlaşılmaktadır. 

 

Yükseliş ve Düşüş

18. Yy. ‘da kalyonlarla birlikte yükselişe geçen tersane ocaklığı ve ip imalatı, 19. Yy. ‘da düşmeye başladı. Çünkü 19. yüzyılda yelkenlilerin yerini buharlı gemiler aldı. Bu da ahşap gemi yapımı ve ip imalatını doğrudan etkiledi.

Birinci Dünya Savaşı arifesinde teknolojik donanımı son derece gelişmiş tersanelerde büyük tonajlı gemiler imal edilirken, Osmanlı ve Rusya gibi devletler alıcı (pazar) konumundaydı. Metalürji endüstrisi üretimi savaş gemileri (kruvazör, muhrip vb.) Almanya, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin tersanelerinde üretiliyordu. Yavuz Zırhlısı ve Midilli Kruvazörü, bu dönemde Almanya’dan alınmış Goeben ve SMS Breslau adlı gemilerdi.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Ünye’de ip üretimi sona ermedi. Zamanla üretim hacmi daralsa da, ip tezgâhları kapanmadı. 1940’lı yıllarda (İkinci Dünya Savaşı yılları) ip üretiminde görece artışlar kaydedildi. 1950’li yıllarda canlanma devam etti. 1960’lı yıllar; Ünye’de ipçilik, çömlekçilik ve bakırcılık mesleğinde atılım yılları oldu. 70’li yıllar sonun başlangıcıydı; kendir ekimi devlet kontrolüne alındı, kendirin yerini naylon ip aldı. Ünye’de sınırlı sayıdaki ip atölyelerinde bugün çıkrıklar kendir bükmeye değil, naylon ip dolamaya hükümlüdür.

Son yetmiş yılda Ünye’de ip üretimine damgasını vuran kimlerdi?

 

(Devam Edecek)

 

Ünye Tarih Araştırma Grubu

A.    Kabayel – A. D. Varilci

 


23.11.2022, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/osmanlidan_gunumuze_unyede_ipcilik-3593.html



[1] Osman Doğan, Tarih Boyunca Ünye, s. 165

[2] Hanefi Bostan, Anadolu’da Çepni İskânı, s. 299

[3] MAD 9837, s. 64

[4] Osman Doğan, Karadeniz’de Bir Boğaziçi Ünye, s. 276

[5] Yüksel Şen, “Ünye’de İpçilik, Bakırcılık ve Diğer El Sanatları”

[6] Hasan Tahsin Kadıoğlu, "Tiryaki Hasan Paşa Ünyelidir"

[7] İrfan Tosun, “Oney'den Ünye'ye”, s. 122