24 Aralık 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XV (Hristiyanlığın Karadeniz’e etkileri; Ünye Kızılkaya Saklı Kiliseleri)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XV

(Hristiyanlığın Karadeniz’e etkileri; Ünye Kızılkaya Saklı Kiliseleri)

  

Hıristiyan dininin peygamberi Hz. İsa’nın Kudüs yakınlarında ortaya çıktığı söylense de bu dinin yayılmaya başladığı topraklar öncelikle Anadolu’dadır. Bu yayılımda Karadeniz Bölgesi, Akdeniz’deki ilk yayılım alanları olan Tarsus, Hatay ve Kapadokya bölgeleri kadar önemli bir yer tutar.

 

Hristiyanlığın İlk Dönemi

 

İlk yıllarında Hristiyanlık dini Romalılar tarafından, biraz da Yahudilerin kışkırtmasıyla büyük bir zulümle karşılaşmıştır. Yüzyıllar süren bu baskılar karşısında yayılımı oldukça yavaş ve gizli gerçekleşmiştir.

Hristiyan topluluklarının kendilerine gizleyerek tecrit ettikleri dönem en az 250yıl sürmüştür. İbadetlerini gözlerden uzak, ulaşılması güç sarp tepelerdeki kaya kovuklarında ve mağaralarda yapmışlardır. En bariz örnekleri Kapadokya Bölgesindeki Hristiyan yerleşimleridir. Ihlara Vadisi, Ürgüp ve Göreme’deki sığınaklar, Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirleri baskı altında dini yaşamlarını ifade etmeye çalışan toplulukların barınaklarıdır. 

Hristiyanlığın ilk döneminde Karadeniz’de şapel yahut küçük boyutlu kiliselere gözlerden uzak dağlık arazide yer alan mağara ve kaya oyuklarına rastlanılmaktadır.  

 

Karadeniz’deki İlk Hristiyan Sığınakları

 

Roma zulmünden korkan ilk Hristiyanlar oldukça yavaş ve gizli biçimde örgütlenmeye başlamışlardı. Karadeniz’in sarp ve gizlenmeye elverişli coğrafyası, bölgedeki ilk Hristiyanlara adeta kucak açmıştı. Sonraki yüzyıllarda bu coğrafya merkezi otoriteye karşı koyan asilerin mekânı olacaktı. Tarih boyunca hep böyle olmamış mıydı? Kuzey Anadolu’nun bu geleneksel işlevi, Kaşkalardan başlayarak tarihin her döneminde mahalli güçlere ve asilere yurt olmasıydı.

Osmanlı resmi belgelerinde ahali halkını “etraki bi idrak” olarak belirten, Sufi, Çapanoğlu vb. ayaklanmaların Canik bölgesinde ortaya çıkışı, Kurtuluş Savaşı öncesi Rum ve Ermeni çetelerinin bölgede boy göstermesi tesadüf değildir. Bu dönemde bölgeye Mustafa Kemal’in müfettiş olarak düşünülmesi ve Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı buradan başlatması da tesadüf olamaz.

Haliyle bölgenin bu elverişli konumu, Karadeniz’in ilk Hristiyanlarını engebeli dağların doğal oyuklarına, mağara kovuklarına ve gizlice ibadet edebilecekleri mekânlara yönlendirdi.

Bunlardan birkaçı Ünye Kalesi çaprazında, kaleden daha yüksek konumdaki Kızılkaya’da bulunmaktadır.  


 

Ünye Kızılkaya Saklı Kiliseler

 

Ünye kent merkezine yakın en yüksek tepe Kızılkaya’dır. Bu nedenle “Ünye’nin terası” dersek, yanlış olmaz. Ünye-Niksar karayolunun 4. km.’sinde yer alan Çatalpınar Köyü üzerindedir. Ünye Kalesi ile karşı karşıyadır. Altından Çevre Yolu tüneli geçer. Doğal bitki örtüsünden arta kalan kısımları kırmızı kalker rengindedir. Bu nedenle Kızılkaya adıyla anılır.[1]

Kızılkaya’da insan yerleşimine ait çok sayıda doğal oyuklar, geçitler ve mağaralar mevcuttur. Bu mağaraların ikisinde, duvara resmedilmiş “kilise freskleri” bulunur. Yıllar öncesinden günümüze kavuşurken zamana yenik düşmüş, tahrip görmüş olmalarına rağmen inatla var olmayı sürdürmektedir. Erken dönem Hıristiyan tapınağı gibi kullanılan bu mağaralarda önemli bir tarih gizlidir. Sadece duvarlarına çizilen resimlerle değil, çevrede meşe-pelit ağaçlarının, çalıların ve dikenlerin gizlediği çömlek kırıklarından eski yerleşimlere ait bulgular taşır.

Tepeye ulaşıldığında Ünye ayaklarınızın altındadır. Batı terasından Terme tarafını, Doğu yönünde ise Fatsa’ya ve Yason’a kadar uzanan sahil şeridini görürsünüz.

Ünye Kızılkaya, Ünye Tarih Araştırma Grubu ve Kent Konseyi’nin girişimleri sonucu 2019 yılı Mart ayında “sit alanı” olarak tescillenmiştir.

“Ünye’nin 5 km. kadar güneybatısında, Ordulular Mahallesi’nde bulunan Kızılkaya Kale’si (Resim 8) ile Kızılkaya’nın farklı yükseltilerinde iki şapel bulunarak incelenmiştir. (Şapel I, 37 351300 doğu, 45 52209 kuzey; yükseklik 264 m. ve Şapel II, 37 351286 doğu, 45 52171 kuzey; yükseklik 325 m. olarak GPS verileri alınmıştır). Kayalığın yüksek, ulaşımı güç ve tehlikeli olan sarp bir kesimine, doğal yapıdan yararlanılarak yapılan Şapel II bir rahip hücresi olmalıdır. Şapel I ve Şapel II’de tahrip edilmiş fresk kalıntılarına rastlanmıştır.”[2]

Kızılkaya'da Arkeolojik YüzeyAraştırması, Tem. 2006
Prof. Dr. Mehmet Özsait ve  Arkeolog Nesrin Özsait


Kızılkaya mağara şapellerinin freskleri

Kızılkaya'da mağara veya in,

Ünye Haritası

 

Ordu Kurul Kayalığı (Şapel Mağaraları)

 

Kurul Kayalığı, Karadeniz sahilinin yaklaşık 9 km. güneyinde konumlanmaktadır. Doğu ve Orta Karadeniz bölümlerini birbirinden ayıran Melet Irmağı (Melanthios) Kurul Kalesi’nin doğu eteğinden geçerek Karadeniz’e ulaşmaktadır. Yoğun bir bitki örtüsü tarafından kaplanmış olan kayalığın zirvesi tüm çevreye hâkim manzarası nedeniyle daha önceki yıllarda mesire alanı olarak kullanılmıştır.[3]

Helenistik bir yerleşim olan kale yakınında, zirvede bulunan doğal mağaraların (küçük oyuntular) şapel olarak kullanıldığı izlenimi yaratmaktadır. Bu kanının yaratılmasında belli belirsiz kilise fresk kalıntıların rolü vardır.

 

Trabzon Beşikdüzü Mağara Şapeli

 

Günümüzde yol kenarında bulunan ana kayanın oyulmasıyla oluşturulmuştur. Yapıda bir adet giriş açıklığı bir adet de pencere açıklığı bulunmaktadır. Giriş açıklığı güney yönünde pencere açıklığı doğu yönünde yer almaktadır. Yapı iç mekânda iki bölümden oluşmaktadır. Yapının içten üst örtüsü beşik tonoz şeklinde oyulmuştur. İç mekânda fresk kalıntılarına rastlanmaktadır.[4]

 

İlk Hristiyanlardan Mübadele Yıllarına

 

Karadeniz’in ulaşımı zor olan sarp yükseltilerinde çoğu ciddi bir incelemeden geçmemiş, sayısız mağara ve kaya oyukları bulunmaktadır. Karadeniz Kapadokya’sı yahut Pontus havalisi, o dönemden başlayarak oldukça muhafazakâr Hristiyan cemaatlere sahip olmuştur. Roma yönetimi Hristiyanlığı resmi din olarak benimseyince, bu cemaatler kent merkezlerinde ve köylerde hızla çoğalmaya başladılar.

Bölgenin Türkler tarafından fetih ve iskânından sonraki yıllarda da Hristiyan cemaatlerin ibadetlerini serbestçe yapabildiği, kiliselerin sayıca azalmadığı, aksine arttığı görülmektedir. Aynı paralelde Hristiyan nüfus da çoğalmış, yüzlerce yıl Müslümanlarla bir arada yaşamayı sürdürmüşlerdir.

Bir arada sürdürdükleri yaşam, Osmanlı’nın son döneminde barışçıl olmaktan çıkıp daha farklı bir biçiminde kendini gösterir.

Karadeniz’de Merzifon, Samsun ve Trabzon gibi merkezlerde Piskoposluklar açılmış, Hristiyan okulları ve manastırlar Ünye dâhil pek çok yerleşimde boy göstermeye başlamıştır.     

 

Devam edecek: Osmanlı Barışı’nın Sonu; Tehcir ve Mübadele

 

Kaynaklar:

 

Kabayel, A, Varilci, A D. 2006, Kızılkaya, ÜTAG Araştırma Yazısı, Ünye Kent Gazetesi

Özsait, Prof. Dr. Mehmet. 2007, Arkeolojik Verilerin Işığı Altında Ünye, 25. Araştırma Sonuçları Toplantısı, 2. Cilt, Kocaeli.

Şenyurt, Prof. Dr. S. Yücel. 2017, Ordu Kurul Kalesi, Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü, S. 43

 

24.12.2025, Ünye Kent


Dipnot:

[1] Kabayel, Varilci, 2006; 1

[2] Özsait, 2007; 297-298

[3] Şenyurt, 2017;

[4] DOKAP Karadeniz Kültür Envanteri.

17 Aralık 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIV (İsa Yaşadı mı?)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIV

(İsa Yaşadı mı?)

  

İsa Gerçekten Yaşadı mı?

 

Tarihi kaynaklarda yer almayıp daha çok dinsel metinlerde sözü edilen İsa, sadece teolojik alanda tartışılan bir figür değildir. Halen dünyada en büyük taraftara sahip din olmasına rağmen, Hristiyanlığın lideri Hz. İsa’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığı günümüzde sorgulanmaktadır, özellikle de Batı dünyasında…

“İncillerdeki İsa anlatısı, tamamen mitolojik bir yapıya sahiptir ve tarihsel bir kişiliğe dayanmamaktadır.”[1]

On sekizinci yüzyıldan beri, İncil metinlerini inceleyen akademisyenler ve tarihçiler, orada anlatılan mitoloji ve mucizelerden tarihsel gerçekleri ve biyografiyi çıkarmaya çalışmışlardır. Bu eğilim günümüzde de devam etmektedir; "İsa Semineri"ndeki akademisyenler gibi akademisyenler, "tarihsel İsa"yı "imanın Mesihi"nden ayırmak için İnciller'i ve diğer erken dönem Hristiyan yazılarını incelemektedir. Ancak, ünlü İncil bilgini Thomas L. Thompson, Mesih Efsanesi'nde, İnciller'deki İsa'nın hiçbir zaman var olmadığı için tarihsel İsa arayışının konu dışı olduğunu savunur. Thompson, kendisinden önceki Kral Davut gibi, İncil'deki İsa'nın da Yakın Doğu mitolojisi ile krallık ve tanrısallık geleneklerinden gelen temaların bir karışımı olduğunu söyler. Mesih teması -dünyayı mükemmelliğe kavuşturan, ilahi olarak atanmış bir kral- Tunç Çağı'na kadar uzanan Mısır ve Babil kraliyet ideolojisinin tipik bir örneğidir. Thompson'a göre, Eski ve Yeni Ahit'in yazıldığı çağdaş kitle, doğal olarak Davut ve İsa'yı tarihsel figürler olarak değil, köklü mesihçi gelenekleri temsil eden metaforlar olarak yorumlamış olmalıydı.

Thompson’un eserinin önsözünde İncil'in kaynakları ve tarihsel İsa arayışı hakkındaki yaygın varsayımlara meydan okuyan Mesih Mitolojisi, ilgi ve hararetli tartışmalara yol açacaktır, ifadesi yer almaktadır.

“Erken dönem Hristiyan metinlerindeki çelişkiler ve tutarsızlıkları İsa’nın gerçek bir tarihsel figürden ziyade edebi bir kurgu olduğunu göstermektedir.”[2]

Yeni Ahit'te anlatılan mucize yaratan İsa'nın hiç var olmadığından oldukça emin olabiliriz. Bilimsel bir bakış açısıyla büyücülüğünün a priori olarak reddedilebileceği gerçeğini göz ardı ettiğimizi düşünelim. Eğer gerçekten tüm o cüzzamlıları "temizlemiş", doğuştan körlere görme yeteneği vermiş, kalabalık bir topluluğa biraz balık yemi ve güvercin yemi vermiş, topallara ve sakatlara hareket kabiliyetini geri kazandırmış olsaydı mutlaka bir yerlere not düşülür, belgelenirdi.

Suyu şaraba çevirmiş, suyun üzerinde yürümüş, iki bin domuzu yok ederek yabancı bir ülkede maddi yıkıma yol açmış ve nefesiyle bir incir ağacını kurutmuş olsaydı, en azından biri o zamanlar bunu kaydeder ve bu tür olayların şokundan yeterince etkilenerek haberleri yayınlar ve raporların gelecek nesillere aktarılmasını sağlardı.




 

Nasıralı İsa Gerçeği

 

Bildiğimiz kadarıyla, Nasıralı İsa'nın hayatına dair günümüze ulaşan tüm anlatılar, Markos İncili olarak adlandırılan ilk anlatıya dayanmaktadır. Matta ve Luka İncilleri, Markos İncili'nin yeniden yazımlarıdır. Yuhanna İncili ise daha gevşek bir yeniden yazımdır, ancak yazarın en azından Luka İncili'ne aşina olduğu anlaşılıyor. Sonraki anlatılar çeşitli şekillerde, bazen de büyük ölçüde, birbirinden ayrılsa da, hemen hemen benzer bir hikâye örgüsünü takip eder ve elbette ayrıntılarda farklılık gösterir. Hiçbiri Markos İncili'nden bağımsız değildir ve Nasıralı İsa hakkında tüm bilinenler, İncil’deki dört metine dayanır.[3]

Antik çağda bu tür birçok mucize bildirilmiş olsa da, hiçbiri "Nasıralı İsa"ya atfedilmemiştir ve atfedilemezdi de, çünkü Nasıra adlı bir yerin varlığına milattan sonra ikinci yüzyıldan çok sonrasına kadar tanıklık edilmemiştir. Günümüz Filistin topraklarında olduğu bilinen Nasıra adlı yerleşim, İsa’dan çok sonra var edilmiştir. İsa’nın mucizeleri ise, çeşitli tanrılara ve kahramanlara atfedilir ve iddia edilen mesihimizin yaşadığı varsayılan zamandan önce bile sık sık anlatılan hikâyeler haline gelmiştir. Antik Yahudiler, Nasıralı İsa'yı hiç duymamışlardı. Nitekim Nasıra'yı da duymamışlardı. Bu, antik çağlardan günümüze ulaşan Yahudi kayıtlarının kapsamlı bir incelemesinin çarpıcı sonucudur. Ciddi akademisyenler tarafından tarihi İsa'ya atıf yaptığı öne sürülen her edebi kaynak incelenmiş ve Babil Talmud'unun son katmanları dışında hiçbir şekilde böyle olmadığı görülmüştür. Açıkça görülüyor ki, bu atıflar Mesih'e değil, Hristiyanlığa tepkilerdi.[4]



 

Tyanalı Apollonius

 

Roma imparatoru Septimus Severus (193-211) döneminde, Kapadokya ilindeki Tuvana’da (Niğde) doğmuş Yenipisagorcu düşünürdür. Severus'un eşi İmparatoriçe Julia Domna'nın isteği üzerine Sofist Filostratus tarafından kaleme alınan “Tyanalı Apollon'un Hayatı” bilinen en ayrıntılı kaynaktır.

Apollonius, Tarsus'ta Pisagor'un okulunda okudu ve yenipisagorcu öğretinin önemli savunucularından biri olarak birçok ülkeyi dolaştı. Bir okul kurduğu Efes kentinde öldü. Yaşamı İsa ile aynı döneme denk geldiği ve hakkında söylenenlerin İsa ile paralellik oluşturması, bu iki ismin karıştırılmasına sebep olmaktadır.

Apollonius, İsa’nın doğduğu varsayılan yıllarda (MÖ. 4 civarı) aynı gizemli tarz içinde, tıpkı İsa gibi günahsız bir bakireden doğmuştur.


Mısır ve Sümer mitolojilerinde de bazı önemli figürler, Tanrı tarafından babasız doğmuşlardır. Örneğin Mısır’da, Luxor yakınındaki Hatşepsut Tapınağı ikinci terasın kuzeyinde, Hatşepsut’un Amon-Ra’nın kızı olarak ilahi doğumunu resmeden bir sahne bulunmaktadır. Güneş Tanrısı Amon – Ra, Hatşepsut’un annesi Ahmose’ye kutsal nefesini üfleyerek onu hamile bırakmıştır.

Her şey Apollonius ile İsa’nın mucizevi güçlerine boyun eğmiştir ve her ikisi de körlerin gözlerini açmıştır. Tıpkı çoğunlukla İsa’nın keskin bir bıçakla vücuda çizikler atarak akan kanın içindeki ruhu dışarı çıkardığı gibi, Apollonius da cin çıkarmıştır. İsa ve Apollonius, topalı yürütmüş, ölmüşü hayata geri döndürmüş, seyircilerinin düşüncelerini okuyabilmiş, bazen mucizevi bir şekilde gözden kaybolmuş, şarap içme alışkanlığından ve kadınlardan uzak durmuşlar, gösteriş için süslenmekten ve tutumsuz bir yaşam sürmekten sakınmışlardır. İsa gibi Apollonius da asla çalışarak öğrenmediği pek çok lisanı konuşabilmiştir, daha bir bebekken tanrı olduğunun kanıtlarını sunmuştur, çocukluğunda olağanüstü bilgelik göstermiştir, içsel hayatın aynı öğretisini öğretmiştir, ölümden dirilmiştir, ölüp dirildikten sonra havarilerine görünmüştür.[5]

Apollonius birçok Batılı kaynakta yer aldığı gibi İslami kaynaklarda Balinas, Balinus vb. isimlerle anılır.

Apollonius, aynı zamanda tarihin ilk vejetaryeni olarak da bilinir.

Önceleri sayısı 30’u bulan İncillerin Konsil’de sayıları dörde indirildi. Gospeller ile Apokrif sayılmayarak Kutsal hale getirildi. İsa ölümünden sonra (eğer gerçekten de böyle biri yaşayıp öldüyse) önce Mesih, sonra Tanrının Biricik Oğlu en sonra da Tanrı yapıldı.

Türk yazar Aytunç Altındal’a ait bu değerlendirmenin devamı şöyledir:

“İsa’nın hayatında söyledikleri ile Grek filozoflarının söyledikleri arasında hiçbir fark yok. İsa’nın söylediklerini pagan filozoflar ondan yıllar önce söylüyorlardı.”[6]

İsa hakkındaki görüşlerin başlangıç noktası aslen Batılı yazar ve araştırmacılardır.

James George Frazer (1854 – 1941), İngiliz antropolog, halkbilimci ve klasik dönem bilimcisiydi. [7]  En çok “The Golden Bough” (Altın Dal) adlı eserin yazarı olarak hatırlanır ve İsa ile Apollonius arasındaki benzerliğe ilk dikkat çekenler arasındadır.

“Apollonius’un mucizeleri ve yaşamı, İsa’nınkiyle öylesine örtüşüyor ki, ikisinin de aynı tarihsel kişilikten türediği düşünülebilir.”[8]

Batılı yazarların önemli bir kısmı Frazer’le aynı düşüncededir:

 “Apollonius’un yaşamındaki olaylar, İsa’nın hikâyesinin birçok unsuruyla neredeyse bire bir örtüşüyor.” Kersey Graves, “The World’s Sixteen Crucifield Saviors” 

“İsa, Roma’nın Yahudilere ve diğer alt sınıflara hükmetmek için tasarladığı bir karakter olabilir. Bu figür, Roma’nın baskıcı politikalarını meşrulaştırmak için kullanıldı.” (Bruno Bauer, “Christ and Caesars”)

Batılı araştırmacıların düşüncesi bu doğrultudadır; Hz. İsa önceleri zulüm gören, çile çeken bir insan figürü iken, daha sonra ilah mertebesine çıkarılmış, tanrı yapılmıştır. Tıpkı Antik dönem önderlerinin tanrılaştırılması; Apotheosis gibi… 

 

Devam edecek: Hristiyanlığın Karadeniz’e etkileri; Ünye Kızılkaya (Saklı Kiliseler) ve Ordu Kurul Kayalığı Şapel Mağaraları.

17.12.2025, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

 

Batuk, Cengiz. 2020, Ders Notları, OMÜ İlahiyat Fakültesi.

Kur’an-ı Kerim, Diyanet İşleri Başkanlığı

Thompson, Thomas L. 2006, The Messiah Myth: The Near Eastern Roots of Jesus and David. Jonathan Cape Press.

McKellar, Scott. 2024,  Quora.com

Zindler, Frank R. 2003, The Jesus the Jews Never Knew: Sepher Toldoth Yeshu and the Quest of the Historical Jesus in Jewish Sources, Amer Atheist Pr.

Akalın, Kürşat Haldun, 2015, Yeni Ahitteki Tyanalı Apollonius, Dergi Park Yay.

Altındal, Aytunç, 2006,  Hangi İsa, Destek Yay.

Frazer, James George, 1890, The Golden Bough, University of Cambridge Press.


Dipnot:

[1] Thompson, 2006; 17

[2] Zindler, 2003; 36

[3] McKellar, 2024; 1

[4] Zindler, 2003; 1

[5] Akalın, 2015; 1

[6] Altındal, 2006: 16

[7] Klasik Dönem, Milattan Önce yaklaşık 5. ve 4. yüzyıllar için kullanılsa da genel olarak Arkaik Dönem’den sonra, Helenistik Dönem’den önceki yılları kapsar.

[8] Frazer, 1890; 25

10 Aralık 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIII (Hz. İsa’dan Hangi kaynaklar, nasıl Bahsediyor?)

 


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XIII

(Hz. İsa’dan Hangi kaynaklar, nasıl Bahsediyor?)

 

Hz. İsa hakkında din içerikli kaynaklar dışında tarihsel bir kaynak bulunmamaktadır. Bazı tarihi kaynaklar İsa’nın yaşamına dair küçük değinmeler dışında ciddi bir bilgi aktarmamıştır. Bu nedenle İsa hakkındaki bilgilerimiz din kaynaklıdır ve kutsal kitaplara dayanır.

 

Hristiyanlık ve İsa

 

Hıristiyanlık MS. I. Yy.’da Roma İmparatorluğu’nun gölgesinde küçük bir Yahudi mezhebi olarak ortaya çıkan ve IV. Yy.’da Roma İmparatorlunun resmi dini olan Hıristiyanlık günümüzde iki milyarı bulan taraftarıyla en büyük dinsel gelenektir.

MÖ. 4 yılında dünyaya gelen, MS. 28’de tebliğ hayatına başlayan ve MS. 30’da çarmıha gerilerek idam edilen İsa Mesih’in şahsı etrafında gelişip şekillenen Hıristiyanlık, Mesih merkezli (Kristosentrik) bir dindir.

Hıristiyan ismi ilk olarak İsa’dan 20-30 yıl sonra Antakya cemaati için kullanılmıştır.

“Sonra Barnaba, Saul'u aramak için Tarsus'a gitti. Onu bulunca da Antakya'ya getirdi. Böylece Barnaba'yla Saul bütün bir yıl oradaki inanlılar topluluğuyla bir araya gelerek büyük bir kitleyi eğittiler. Öğrencilere ilk kez Antakya'da Hıristiyanlar (Mesihçiler) adı verildi.”[1]

 

Hz. İsa’dan Hangi Kaynaklar Bahseder?   

 

MÖ. 4 yılında Yahudi bir ailede dünyaya geldiği ve 30 yaşlarında peygamberlik vazifesine başladığı söylenen Hz. İsa, yaklaşık iki/üç yıllık bir tebliğ vazifesinden sonra MS. 30 yıllarında tarih sahnesinden kaybolmuştur.

İsa hakkındaki bilgiler tümüyle din içerikli kaynaklara ve kutsal kitaplara dayanmaktadır.

Tarihsel olarak İsa’nın yaşamına dair dinsel kaynaklar dışında herhangi bir kaynak bulunmamaktadır.

Birkaç tarihi kaynakta oldukça küçük değinmelerle İsa’dan söz edilir.  

Flavius Josephus (37/38 -100) Antiquities (MS 90) adlı eserinde değinir.

Tacitus (56 -120), Suetonius (70 -130), Pliny (61 -112) gibi Romalı yazarlarla Samsotalı filozof Mara bar Serapion (MS. 1. Yy. sonları) ve Celsus (MS. 3. Yy.) küçük atıflarla İsa’dan söz eder.[2]

Eski Ahit’in “yazılı” metni Talmud’da “Yeşu ha Nosrî” ismi ile Ben Stada ve Ben Pandera gibi adlarla anılanın İsa olduğu kabul edilir.[3]

Kur’an, 93 ayette Hz. İsa’dan "Meryem'in oğlu", "Allah'tan bir ruh" ya da "Allah'ın Kelimesi" unvanlarıyla veya özel ismiyle toplam 180 defa bahsetmektedir. Kuran'da İsa'nın babasız yaratıldığı, Âdem Peygamberin durumuna benzetilerek vurgulanmaktadır. İsa'nın Allah'ın izniyle çeşitli mucizeler göstermiş olduğu kabul edilir.

Johann Maier, 1978, Jesus von Nazareth in der talmudischen Überlieferung 
(Almanca; Talmud Geleneğinde Nasıralı İsa), Wissenschaftliche Buchgesellschaft.

R.P.C. Hanson, 1988, The Search for the Christian Doctrine of God: 
The Arian Contro Verse Ersy, 318-381. Published by Booker T & The MGs
Hristiyan Tanrı Doktrininin Arayışı: Ariusçu Tartışma.

Kuran’a göre Tevrat ve İncil Allah'ın gönderdiği hak kitaplardır.

“O sana kitabı, gerçeğin ta kendisi ve öncekileri doğrulayıcı olarak indirmiştir; daha önce insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ve İncil’i indirmişti; furkanı da indirdi. Bilinmeli ki Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.”[4]

Endülüslü ilahiyatçı İbn Hazm’a göre, tarihi geçmişi bin yıldan fazla olan Hıristiyanlık, İsa Mesih’in getirdiği dinden kaynaklanan bir gelenek değildir. Aynı şekilde, Hz. İsa’ya nispet edilen kutsal kitap da onun getirdiği metin değildir.[5]

İslami kesim, Hz. Muhammet sonrası dönemde İncil’in Hz. İsa’ya indirilen bir kutsal kitap olmadığını ileri sürdü. İncil: İsa’ya verildiğine inanılan ilâhî kitabın Kur'an'daki adı olmasına rağmen, İslam âlimleri İncil’i sonradan yazılmış eserler olarak değerlendirdi. İznik Konsili tarafından onaylanan dört İncil’in ve Hz. İsa’ya gönderilen kutsal kitapla alakası yoktur, denildi.  

Yahudiler ise kendi kaynaklarında (Talmud vb.) İsa’dan “Meryem’in gayri meşru çocuğu” olarak söz eder.

Talmud Orijinal 


 

Yahudi Talmud’unda İsa Gerçeği

 

Yahudilerce “yazılı belge” anlamına gelen Talmudlar, Milat’tan sonraki yıllarda da tutulmaya devam etmiştir. Hristiyan âleminin dışındaki diğer hususlar arasında Talmud'da İsa'dan bahsedildiği öne sürülür. Talmud, metinleri MS. 200 ila 500 yılları arasında bir araya toplanmış olan İsrail'in ceza davalarının yürütülmesinin ayrıntılı metinleri olarak öne çıkarlar. İşte bu metinlerde İsa'dan ismiyle bahsedilmese de bakire doğumuna, Romalı bir asker "Panthera"nın gayri meşru oğluna atıfta bulunduğu bir ibare vardır.[6]

Almanya’nın Regensburg Katedrali'nin Katolik rahibi ve Talmud bilgini Johann Maier, adıyla müsemma olmasa da Talmud metinlerinde bir bakire doğumuna değinildiğine dikkat çeker. Ancak Johann Maier ve Amerikalı hümanist Bart Ehrman, bu materyalin İsa ile ilgili net bir belge olmadığını savunurlar.

Ehrman, "İsa'dan, Talmud'un eski bölümlerinde asla bahsedilmez” der, “yalnızca Gemara'nın sonraki yorumlarında görürüz" diye açıklar.

Hz. İsa’ya Atfedilen Mucizeler, Prof .Dr. Ali Bakkal, 2020;

Endülüslü ilahiyatçı İbn Hazm’ın eseri:
El Fasl, Dinler ve Mezhepler Tarihi, 
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Bşk. 


 

Hz. İsa’nın Mucizeleri

 

Kur’an’a göre Hz. İsa ülü’l-azm peygamberlerden biri olup gerek İncillerde gerek Kur’an’da gerekse hadislerde onun hakkında pek çok mucizeye yer verilmiştir. Kur’an’da Hz. İsa’nın mucizesi olarak babasız dünyaya gelmesi, beşikte iken konuşması, çamurdan yaptığı kuş heykelinin canlanması, körü ve alaca hastasını iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi, insanların evlerinde yedikleri ve biriktirdikleri şeyleri haber vermesi, semadan sofra indirmesi, bir kişinin Hz. İsa’ya benzetilmesi, göğe yükseltilmesi gibi olaylardan bahsedilmiştir.[7]

İslami kesimde bu durum bir istisna yani “mucize” olarak görülür ve peygamberlik kerameti olarak kabul edilir.

Batı düşünürleri bu konuya daha müspet yaklaşır. İsa'nın mucizeleri "kara büyü" olarak Mısır'da geçer ve bazı çağdaş bilim insanının bu durumu tarihsel olarak ele aldığını ve yazdığını bildirir.[8]

Peygamberler tarihinde sıkça görülen mucizeler, Mısır’da hatta Sümer’de başlayan bir gelenek / mitos olarak görülür. Bu mucizelerin kabulü ancak “ tarihsel” açıdan bir gerçeklik taşır ve o çağın koşullarında soyut bir durumun karşılığı olarak düşünülebilir.

Ünlü yazar Yaşar Kemal’in deyimiyle insan efsane yaratan canlıdır.

 

Devam Edecek: İsa Yaşadı mı?

 

Kaynaklar:

 

Batuk, Cengiz. 2020, Ders Notları, OMÜ İlahiyat Fakültesi.

Hanson R.P.C. 1988, The Search for the Christian Doctrine of God: The Arian Controversy, 318-381. Published by T&T

Kur’an-ı Kerim, Diyanet İşleri Başkanlığı

İbn Hazm, 2017, El Fasl, Dinler ve Mezhepler Tarihi, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başk.

Maier, Johann 1978, Jesus von Nazareth in der talmudischen Überlieferung (Almanca; Talmud Geleneğinde Nasıralı İsa), Wissenschaftliche Buchgesellschaft.

Ehrman, Bart. 2012, Did Jesus Exist?: The Historical Argument for Jesus of Nazareth. (İsa Var mıydı?: Nasıralı İsa İçin Tarihsel Argüman), New York: HarperCollins Press.

Bakkal, Ali, 2020; Hz. İsa’ya Atfedilen Mucizelerin Olağanüstülük Açısından Tahlili, S. Demirel Üniv. Yay.

 

10.12.2025, Ünye Kent



Dipnot:

[1] Resullerin İşleri 11.25-26

[2] Batuk, 2020; 3

[3] Talmud, öğrenim veya talim anlamına gelen, Yahudi kutsal metinleridir. Hz. Musa'ya biri yazılı diğeri sözlü olmak üzere iki Tevrat verilmiş olduğuna inanılır. Tanah'ın ilk beş kitabını oluşturan Tevrat (Tora), “Yazılı Tevrat” olarak kabul edilmektedir. “Eski Ahit” adıyla Hristiyanların da temel öğretilerinden biridir.

[4] Kur’an-ı Kerim; Âl-i İmrân Suresi; 3-4. Ayet.

[5] İbn Hazm, 2017; 1/224

[6] Maier, 1978; 67-69

[7] Bakkal, 2020; 1

[8] Ehrman, 2012; 67