20 Nisan 2016 Çarşamba
Cücür Kitap Kırtasiye
12 Nisan 2016 Salı
Kültür Yolu
"TRT'den gelen ekibe Kadılar Yokuşu'nu anlatıyorum...
5 Nisan 2016 Salı
Ordu'nun Dereleri
Haberi okuyunca gözlerime inanamadım!"
Ordu'nun
Dereleri
Ordu
Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz,
HES'lerin bölgede mevcut su kaynaklarını kuruttuğunu söylemiş...
Haberi
okuyunca gözlerime inanamadım!
"Muhalefetten
biri olsa, neyse!" diyecektim ama iktidara mensup bir başkanın bu şekilde
bir açıklama yapması şaşırtıcı...
Nasıl
karşı çıkar HES'lere? Mevcut iktidarların izniyle Karadeniz'de yaygınlaşan bu
çevre felaketini nasıl eleştirir anlayamadım.
Başkan
Yılmaz, İstanbul’da bir hemşehri derneğinin düzenlediği yemekte, barkovizyon
gösterisi eşliğinde Ordu’da sürdürülen su çalışmalarını anlatıyor. Ordu’nun
coğrafi yönden büyük ve engebeli bir araziye sahip olduğu gibi bölgenin yağışlı
bir bölge olmasına rağmen su kaynakları açısından sorunlu bir bölge olduğunu söylüyor.
HES’lerin de mevcut su kaynaklarını ve su gözlerini kuruttuğunu belirtiyor.
****
HES
(Hidroelektrik Santral), elektrik enerjisi üretmek amacıyla kurulan nehir tipi
tesislerdir. Akarsuyu borulara hapseden ve suyun akış gücünden
yararlanarak elektrik elde etmeye yarayan bu düzenekler toprağın can suyunu
emiyor.
On
yılı aşkın süredir HES'ler Doğu Karadeniz'in baş belası...
Başkan
Yılmaz şöyle diyor: "Türkiye'nin en yağmurlu illerinden bir tanesiyiz. 365
günün 260 günü yağmurlu ve kapalı geçiyor ama Ordu'da su sorunu var. Şuna
aldanmayalım, bizim suyumuz gördüğümüz su. Su tutan barajımız doğru dürüst yok.
Yeraltı suyumuz hiç yok. Konya'da, İç Anadolu'da Yozgat'ta, Kırşehir'de kazmayı
vurun iki metreden su çıkar, bizim Karadeniz Bölgesi'nde kazmayı vurun 200
metreden su çıkmaz. Biz de yer altı suyu yok, bizde yer üstü suyu var. Fakat bu
yer üzerindeki sularda başta HES'ler olmak üzere ve tünel çalışmaları olması
nedeniyle su gözlerinin tamamı kayboldu, çekildi. Kendi köylerinizde,
mahallelerinizden hatırlayın. Eskiden ‘filanca sokakta su vardı’ dersiniz şimdi
o suyun deresi bile kurudu.” -İHA-
Bu
sözler "çevreci" diye
bilinen bir aktiviste ait olsaydı, üzerinde fazla durmazdık...
Benzer
sözleri, yakın geçmişte eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da sarf etmiştir. Tabi bu "yakın geçmiş",
henüz bakan olduğu dönemde ve 17 Aralık 2013 "Yolsuzluk Operasyonu"
öncesinde sarf edilmişti...
"HES'lerle ufak dereleri mahvediyoruz"
diyen Bayraktar, "10 megavattan az enerji üretecek HES'lere kesinlikle
izin vermeyeceğiz!" diyordu.
****
Anlaşılan
iktidar cephesinin bu tavrı yeni değil...
Peki
bu halisane duygunun altında yatan ne?
Erdoğan
Bayraktar'ın üç yıl önce yaptığı o açıklamaya dönüyoruz yeniden:
"HES'lerle olmaz,
nükleer santral olmadan bu işin altından kalkamayız."
İşte
HES'lere karşı çıkan ve açıktan açığa nükleer santrallere zemin hazırlayan anlayışın
özeti bu...
Ordu
Büyükşehir Belediyesi Başkanı Yılmaz'ın açıklamasında nükleer santrallere
ilişkin bir öneri yok...
Herhangi
bir enerji politikası, bir alternatif düşünce de yok.
Sadece
bölgemizin o meşhur şarkısını mırıldanıyor:
"Ordu'nun dereleri
aksa yukarı aksa
Vermem seni ellere
Ordu üstüme kalksa."
30 Mart 2016 Çarşamba
Bilmesinler Anlayışı
"Felsefe dilinde Obscurantism olarak bilinir.
Türkçesi "bilmesinlercilik"dir...
Osmanlıca karşılığı "Zulmeti Cehli İltizâm"dır..."
23 Mart 2016 Çarşamba
Ünye Limanı
"Ünye Limanı ve Devlet Hastanesi...
16 Mart 2016 Çarşamba
Sahilde Reklam Panoları
"Bir ara pencereden sahile baktığımda
Sahil, reklam panolarıyla donatılmıştı..."
Sahilde
Reklam Panoları
"Ünye'yi
henüz görmediyseniz, hatırladığınız bütün yeşilleri unutun."
Diyor Ünyeli bir Kalem...
Kendi meşrebince yazmış; iznine sığınarak, bir iki
küçük değişiklikle aktarıyorum yazdıklarını:
"Ünye'de izlemediyseniz, güneşin batışını,
doğuşunu, duruşunu...
Henüz güneşle tanışmamışsınız demektir.
'Karadeniz'in insanı merttir, sıcaktır.' cümlesini
duymuşsunuzdur...
Bir de gelin Ünye'de yaşayın, benzer daha pek çok
cümle kuracaksınız.
Ve modern
çağın "ışıltılı" diye tabir edilen metal kutuları; okunduğu gibi
yazacağım "Bilbord" mudur, ne zıkkımdır...
Şimdi bu
güzel kentimizin dokusunu iyice kapatma çabasında olduğunu anlıyoruz.
Doğum yerim Ünye İçin, bu güzelim memleket için, buna
bir anlam veremiyorum...
Ve bir Ünyeli
olarak bu ucubeleri istemiyorum!"
(10 Mart 2016, Dengesiz Kalem)
****
Sol baldırımda kas incinmesi nedeniyle geçen hafta
evden çıkamadım. Bir ara pencereden sahile baktığımda kaldırım kenarlarının
işgale uğramış olduğunu gördüm, gözlerime inanamadım...
Sahil,
reklam panolarıyla donatılmıştı...
Uzaylıların istilasına uğramış bir dünyalızede edasıyla
bir süre manzarayı izledim.
Sonra sosyal medyada sahilin sembolü o tarihi evin
önündeki panoyu gördüm.
Çıldırmak işten değil.
Sağduyulu
Ünyelilerden tepkiler gecikmiyor...
Sakatlığı süren ayağımın üzerine doğrulup
pencereden görebildiğim kadarıyla panoları görüntülüyorum.
Ertesi gün, sahildeki tarihi evin önünden panoyu kaldırıyorlar.
Ama diğerleri duruyor...
(Ölümü gösterip, sıtmaya razı edecekler anlaşılan...)
****
Önce kentin
meydanına yerleştirdiler rastgele...
Yavaş yavaş o reklam panolarını her yere koydular.
Meydanı doldurdukları yetmiyormuş gibi, şimdi
sahilde...
Güzelim Ünye sahilini boydan boya donattılar.
Elektrik direklerine bile koymuşlar, sanki reklam
vermek için ticaret erbapları kuyruğa dizilmiş gibi...
Zaten karşı kaldırımı kocaman billboardlarla
doldurmuşlardı, yetmedi.
Ordu Büyükşehir Belediyesi "gelir sağlama" uğruna KARMA adlı şirkete acaba Ünye'yi peşkeş çekmeye mi niyetli?
****
Ünye Kent Konseyi'nden sıcağı sıcağına gelen
açıklama, Ünye adına yüreklere su serpiyordu...
"Bu konuda uğraşıyoruz. Hep birlikte hareket
edersek, sesimizi duyurabiliriz." deniyordu.
Başka tepkiler de katıldı bu sese, Kıbrıs'ta
öğrenci olan Ünyelilerden bile tepki yağıyordu.
Ünye sevdalıları "Sahildeki reklam panoları içimizi çok acıttı." diyordu...
Ak Parti İlçe Başkanı Arif Ergün Ünye’nin sahildeki "estetiğini bozan ve sorumsuzca
koyulan" reklam panoları hakkında şöyle bir açıklamada bulunuyordu:
"Sevgili Ünye sevdalıları dostlar dünden
itibaren sosyal medyada çokça adından söz edilen Ünye sahilindeki reklam
panoları hakkında Büyükşehir Genel sekreteri Mustafa Çöpoğlu’yla görüştük, bu hafta sonunda reklam panolarının kaldırımlardan
kaldıracağı müjdesini verdi."
Gereği yapılıyor...
Ada
mevkiindeki tarihi evin önündeki pano kaldırılıyor.
Ama diğerleri
duruyor...
Müjde,
sadece bir panoyla sınırlı.
****
Aslında
sorun "pano" değil...
Sorun, reklam panolarının bu kadar hoyratça sahili
istila etmesidir.
O halde şu soruyu sorabiliriz:
Tepkiler karşısında kaldırılan pano gibi,
sahildeki diğer panolar da kaldırılabilir mi?
"Kaldıracağız,
kaldırtacağız demelerine sakın inanmayın."
Diyor bir arkadaş, belki de haklı; belli ki
belediyeyi bizden iyi tanıyor.
"Bir katakulli yapıp Ada'daki tarihi evin
önündeki panoyu kaldırıp 'Aha kaldırdık' diyecekler, algı operasyonunu devreye
sokacaklardır. Sahildeki panoların hiçbiri kaldırılmayacaktır." diyerek,
İstanbul örneğini veriyor...
"Para
uğruna, İstanbul'un siluetini bozan gökdelenler neyse Ünye'nin doğal
güzelliğini bozan, görüntü kirliliği oluşturan reklam panolarıyla aynı eşdeğerdedir. İstanbul'un
siluetini bozan gökdelenleriyle ilgili mahkemenin yıkım kararı almasına rağmen
yıkıldı mı? Yıkılmadı!"
Bu arkadaş özetle; Ünyeliler ne tepki gösterirse
göstersin, reklam panoları kaldırılmayacaktır,
diyor.
Bir başka arkadaşın "vahşi kapitalizm" tanımlamasına benzer bir tespit...
Sahildeki Antikçağ
sütunları, üstüne kondurduğumuz plastik leylekler ve feodal yel değirmenleri ardından gelen bu kapitalizmi çok görmemek gerekir!
****
En kötü yorum "Ne
var reklam panosu konduysa?" diyen arkadaştan geldi...
"Bir
sorununuz bu mu kaldı?" diye ekliyor bu arkadaş, azarlıyor... Elinden
gelse bizi bir karış suda boğacak.
"Ha amacınız farklıysa bilmem!" diyerek
niyet okuyor ve ültimatom veriyor:
"İnsanların
kafasını bunlarla bulandırmayın..."
(Her düşünceye saygılıyız ama ortada önce bir
düşünce olması gerekiyor!)
****
Dünyada terörün zirve yaptığı, sivil hedeflere yöneldiği ve vahşete
dönüştüğü bir aşamada reklam panolarının sözü mü olur?
Elbet de olur!
İnsani duygularımızı yok etme çabalarına karşı, yasal
yollar tüketilmeden ve "elimizdeki
tüm imkânlar" kullanılarak verilen bir mücadeledir bu.
9 Mart 2016 Çarşamba
Genç Bedenlere Yakışmıyor Ölüm
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü karşılamak,
Olmadı!
Aman vermeyen çatışmaların ateşi bu defa Ünye'ye düştü..."
ÜNYEKENT'TE BİR KÖŞE YAZISI...






