10 Ocak 2024 Çarşamba

Eski Ünye’nin Dünkü Çocukları

 


Eski Ünye’nin Dünkü Çocukları

 

 

Yıl 1912-1913.

Osmanlı’nın son yılları...

Henüz 93 Harbi’nin (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) yaraları sarılamamış.

Birinci Dünya Savaşı’nın eli kulağında…

Bir yıl sonra Osmanlı Devleti Dünya Savaşı’nın ortasında bulacak kendini…

Doğu’da Kafkas, Sarıkamış… Batı’da Çanakkale… Güney’de Hicaz - Yemen Cephesi…

İngiliz, Fransız, İtalyan işgallerinin başlamasına üç beş yıl kalmış.

Ünye’de bir Rüştiye mektebindeyiz.

Mektebin talebeleri Eski Ünye’nin “Dünkü Çocukları”…

En büyüğü 1896 doğumlu, 17 yaşında.

En küçüğü 1904 doğumlu, 9 yaşında.

Ortalama yaşları 10-12 civarında.

Bu öğrencilerden bir kısmı yukarıda saydığımız cephelere gidecek yahut Kurtuluş Savaşı’na katılacaklar.

Ünye Rüşdiyesi’nin (Ortaokul) sınav cetvelini gösteren 78 öğrenci…

Belge Osmanlı Arşivlerinden derlenmiş…

Sınav cetvelinde mutlaka tanıdık bir isme, ecdadınızdan birine rast gelmeniz mümkün.

Biz bazılarını tespit ettik, açıklıyoruz...


 

Suyabatmazzâde Sami Efendi

 

1317 (miladi 1901) Ünye doğumlu Suyabatmazzâde Sami Efendi’nin şeceresi:

1947’de Ünye’de Ege Lokantası’nı kuran Aşçı Hamit Suyabatmaz’ın kendisinden iki yaş büyük kardeşi olduğu tahmin ediliyor. Sami Efendi çok erken yaşta ölmüş. Aşçı Hamit kendi oğluna genç yaşta ölen kardeşinin adını vermiş. Amcasının adını taşıyan Sami de genç yaşta ölmüş.

Kaynak: Aşçı Hamit’in torunu Avukat Cengiz Suyabatmaz.

 

Çevanarjeoğlu Hüsni Efendi

 

1312 (Miladi 1897) doğumlu Çevanarjeoğlu Hüsni Efendi, Civanbay ailesinin ferdidir. İbrahim Civanbay’ın dedesi Hasan Paşa’nın kardeşidir. Bir dönem Ünye dışında Komiser olarak görev yapıyor. Hasan Paşa’ya ilişkin Ünye Müze Evi’nde sergilenen eşyalarla ilgili bir anekdotumuz mevcuttur. Atatürk tarafından Hasan Paşa’ya hediye edilen bir tabanca müze evde sergilenmiştir.

 

Köylüoğlu Hüseyin Efendi

 

1316 (Miladi 1900) doğumlu Köylüoğlu Hüseyin Efendi, bugün Ayakkabıcılık yapan Hüseyin Köylü’nün dedesidir.

 

Gazezzâde mahdûmu Hulusi Efendi

 

1315 (Miladi 1899) doğumlu Gazezzâde mahdûmu Hulusi Efendi, emekli mühendis Faruk Alp’in amcasıdır.

 

Hacı Seyyidzâde birâderzâdesi Seyyid Ali Efendi

 

1316 (Miladi 1900) doğumlu Seyyid Ali Efendi, Kenan Dönmez’in dedesidir. Fındık ticaretiyle iştigal eden, bu konuyla ilgili yazımızda adı geçen şahıstır.

 

Hacıeminoğlu mahdûmu Mehmed Emin Efendi

 

1317 (miladi 1901) doğumlu Mehmed Emin Efendi, Güven ailesinin (Orhun Güven) amcazadeleridir. Samsun'da PTT müdürüyken Atatürk'ün idam Fermanı telgrafını sakladığı için kendisi de idama mahkûm edilmiştir. Belli bir süre Kaçak yaşamış. Mehmet Emin Efendinin oğlu Ankara'da Kömür İşletmeleri müdürlüğü yapmış bir dönem.

 

Bu ve benzeri detaylar için bilgi edinildiğinde konu yeniden ele alınacaktır.




 

Osmanlı Eğitim Kurumları ve Ünye Rüştiye Mektebi

 

1862’de sübyan (sıbyan) mektepleri yerine açılan İptidai Mektepleri’nin, günümüzdeki karşılığı “İlkokul”dur.

Tanzimat döneminde sıbyan mektepleri dışında rüştiye ve idadiye gibi yeni eğitim kurumları açılınca buralara devam eden öğrencilerin eğitim düzeyinin çok düşük olduğu görüldü. Öğrencilerin okuma ve bilgi eksikliklerini gidermek için yeni usulde ve vakıfların denetimi dışında Maarif Nezareti’ne bağlı iptidai mekteplerinin açılmasına başlandı. Ancak eski usulde eğitim yapan sıbyan mektepleri ile yeni usulde eğitim yapan iptidai mektepleri birlikte eğitim hizmeti vermeye devam etti. Devlet hızla sıbyan mekteplerini iptidai mekteplere dönüştürüyor, bu mekteplere darülmuallimlerden mezun öğretmenleri atıyor ve bu mekteplerde yeni ders programını uyguluyordu.[1]

Rüştiye (Mekteb-i Rüşdi): 1839 yılında Tanzimat sonrası açılan, günümüzdeki karşılığı “Ortaokul” düzeyindeki okullardır.

İdadi: Sultanilere ve meslek yüksekokullarına öğrenci yetiştiren, günümüzün “Lise” düzeyindeki eğitim kurumlarıdır.

Âli: İki yıllık eğitim veren, günümüzdeki “Yüksekokul” karşılığı kurumdur.

Devlet tarafından açılan ve yönetilen rüştiye, idadi ve âli okulların aynı zamanda askeri okul kapsamında olanları orduya subay yetiştirmek maksadıyla kullanılmıştır.

Bu okullar Tanzimat sonrası kurulan Maarif Komisyonları aracılığıyla yönetilirdi.

Ünye’de ilk rüştiye 1871 senesinde açılmıştır. Henüz bu tarihte muallim-i evvel ile idare edilen rüştiye bölgede sadece Trabzon, Samsun, Giresun ve Batum’da bulunmaktadır.

1320/1903: Bu yıla ait TVS’deki (Trabzon Vilayeti Salnameleri) bilgilere göre, Ünye Kazası Maarif Komisyonunda “efendi” unvanıyla 1 reis ve 5 aza görev yapmaktadır.[2]

Bu yıla ait salnameye göre, Ünye, Canik Sancağı’nın en mühim kaza merkezlerinden biridir ve merkez kazadır. Kazanın genel nüfusu (zükur ve inas) 51.169 İslâm, 4.554 Rum ve zükur: 2440, inas: 2280 olmak üzere toplam 4.720 Ermeni’den ibarettir. Bunlardan 5.299 İslâm, 3.074 Rum ve 797 Ermeni kasabada oturmakta iken diğerleri köylerde ikamet etmektedir.[3]


Yine bu yıla ait salnameye göre, kazada, 9 medrese, 1 rüştiye mektebi ve iptidaî derecesinde olarak 102 İslâm, 5 Rum, 15 Ermeni mektepleri ile 1 kütüphane bulunmaktadır. Bunlardan 1 medrese ve 17 iptidaî mektep ile kütüphane kasabada olup küsuru kazaya bağlı köylerle Karakuş Nahiyesi dâhilindedir.

Ünye Kazası’nda bulunan mülkiye mekteb-i rüştiyesinde “efendi” unvanıyla 1 Ulûm muallimi, 1 Fünûn muallimi, 1 de Hüsn-i hat muallimi görev yapmaktadır. [4]

 

Ünye Tarih Araştırma Grubu

Ahmet Kabayel- Ahmet Derya Varilci

 

Devam edecek:

Sınav cetvelinde tanıdık diğer isimler hangileri ve akrabaları kimlerdir?

Ünye Rüştiye Mektebi hangi tarihte, nerede kuruldu?

Rüştiyelerin yapısı, eğitim biçimi ve ders içerikleri nelerdi?

Not: Osmanlı arşivlerinden bularak transkribe eden ve bize ulaştıran değerli araştırmacı, Envanter Tasnif Şube Müdürü Sayın Sabri Bacacı’ya teşekkürlerimizle.

 

Kaynaklar:

 

Sabri BACACI, Araştırmacı, Dosya Envanter Tasnif Şube Müdürü. T.C. Cumhurbaşkanlığı

Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi (İstanbul); Ünye Rüştiye Mektebi'nin 1912-1913 eğitim ve öğretim yıllarına ait umumi imtihan cetveli. Osmanlı Arşivi, MF. İBT 492/1902.01.2024

 

Prof. Dr. Ertan GÖKMEN, II. Abdülhamid Döneminde İptidai Mekteplerinin Yaygınlaştırılması, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2022; 20 (Özel Sayı); s. 77-98

TVS - Trabzon Vilayeti Salnameleri, 1903/1320; Akt. M. Abdullah ARSLAN,  XIX. Yüzyılın II. Yarısında Ordu Kazası, A.Ü.Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 44 ERZURUM 2010

 

10.01.2024, Ünyekent



[1] Gökmen E., s. 77

[2] TVS, 1320/1903, s. 255

[3] TVS, 1320/1903, s. 258-59 (Zükur=Erkek, İnas=Kadın)

[4] TVS, 1320/1903, s. 260

3 Ocak 2024 Çarşamba

Giden Dostlara II

 


Giden Dostlara II

 

İki yıl önce bugün İsmail Torunoğlu’nu kaybettik, 3 Ocak 2022’de…

İlkokuldan bu yana arkadaştık, benim için gerçek bir dosttu.

Babası Hasbi Torunoğlu babamla arkadaştı.

Aile dostumuzdu…

Kız kardeşi Seyhan, İsmail, ben ve kız kardeşim Leyla…

İlkokulu hep birlikte, aynı sınıflarda okuduk.

İlkokul arkadaşlığımız, ortaokul ve lisede de sürdü.

Okul bitti, dostluğumuz hep devam etti.

Hayatımız unutulmaz anılarla geçti.  

 

Bir Bisiklet Öyküsü

 İkimizin de bisikleti vardı; benimki ince tekerlekli Eagle, onunki Dartanyan markaydı. Ortaokul yıllarında biz Çarşı’da oturuyorduk. Evimiz, babamın dükkânının üstündeydi. Bisikleti Orta Cami yanında “Bisikletçi Hoca” dediğimiz Ahmet Kuru’dan almıştık. Orada beğenip görmüş, babama söylemiştim. Babam da sıkı bir pazarlık sonrası Ahmet amcadan satın almıştı. Zarif görünümlü, güzel bir bisikletti. Satın almazdan önce arada bir onu yarım saatliğine Ahmet amcanın oğlu Mustafa ağabeyden kiralar, Ünye turuna çıkardım. Ünye turu dediğim, Köprübaşı’ndan Burunucu’na kadar… O dönem Ünye o kadardı ve kiralık bisikletler meşhurdu. “Bi tur versene, ben de bineyim.” diyenden geçilmezdi. 23 Nisanlarda bisikletleri süsler, korteje katılırdık. Sonuçta beğendiğim bisiklet tümüyle benim olmuştu. O yaşta en önemli mal varlığımız sayılırdı. Yıllar sonra Vittorio De Sica’nın “Bisiklet Hırsızları” filmini izleyince, bisikletin bu özelliğini daha iyi anladım.

İsmail’in bisikleti de güzeldi üstelik sıfır alınmıştı ama gözü hep en iyilerdeydi. Dartanyan yerine o yıllarda çok meşhur olan Yale marka bisikletlere takmıştı. Bu arayışı ömrü boyunca devam etti.

Bir gün Ortaokul yokuşundan iniyoruz bisikletle. Tam yokuşun başında Hacı Osman Ağa Camisi’ni geçmiştik ki, İsmail yokuş aşağı birden hızlandı. Yoldakilere çarpmamak için direksiyonu kırınca dengesi bozuldu, yolun kenarına çarptı. Durduk, toparlandık. Durumu fazla vahim görünmüyordu. Yola devam ettik. Meğer bisikletin üzerine düşmüş ve fren çubuğu kasığına batmıştı. Canı çok pekti, oralı olmamıştı ama ciddi bir yaralanmaydı. Okula birkaç gün taksiyle gidip gelmek zorunda kalmıştı.  

Onu aradan geçen uzun yıllar sonra inşaat malzemeleri satıcısı olarak buldum. En iyi olma arayışı meslek hayatında da sürüyordu. Bana da aynı tavsiyede bulundu, “Yapacağın işin en iyisi olmalısın!” diyordu.  

Kendine olan güveni ve liderlik eğilimi her zaman ağır basıyordu. Bu özelliği siyasi yaşamında da etkili oldu. Siyasi partilerle temastaydı. Bir dönem Anavatan Partisi İl Genel Meclisi Üyeliği ve Ünye İlçe Başkanlığı görevlerinde bulundu. Ardından Demokrat Parti Ünye İlçe Başkanı oldu.

Ünye’de sosyal ve siyasi etkinliklerin merkezindeydi. Ünye’nin Dünkü Çocukları etkinliğinde özel bir yeri vardı. Grubun trampet takımında tıpkı Ortaokul lise yıllarımızdaki gibi yerini almıştı. Fener alaylarında, Çamlığa sahip çıkma konusunda yine ön saflardaydı.

Son dönem siyasi faaliyetlerini oğlu Berkay’a devretmişti. 2019 yerel seçimlerinde oğlu Berkay Torunoğlu, İyi Parti ve CHP’nin Ünye Belediye Başkanı ortak adayıydı.

 


İki Anı Daha

İlki ortaokula yeni başladığımız dönemden kalma siyah-beyaz bir fotoğrafa ilişkin.

1966 veya 1967 yılındaydık. O yıllarda bayram günlerinde, özel günlerde veya havanın güzel olduğu zamanlarda sahilde, özellikle parkta (o zamanlar yalnızca bir park vardı, iskele yanında bugün Yunus Emre Parkı diye bilinen yerde) elinde fotoğraf makinasıyla fotoğrafçılar olurdu. Orada olmasalar da stüdyoya gidip randevulaşırdık. En meşhurları Foto Öndersev ve Foto Yayla idi. Ayrıca Orta Cami yanında Keleşoğlu vardı, daha çok vesikalık çekerdi. Bir de Enver Lüleci’yi hatırlıyorum.

İsmail’le bir hatıra fotoğrafı çektirelim dedik. Orta cami yakınında stüdyosu olan Foto Yayla’ya parkta fotoğraf çektireceğimizi söyledik, “Siz gidin, ben hemen geliyorum” dedi. Park’ta küçük bir çay ocağı binası, dışarıda çimenlerin üstünde birkaç tahta masa ve tahta sandalyeler vardı. Arkamız denize dönük, Foto Yayla’ya poz verdik. Parasını peşin ödedik, kural öyleydi. Ertesi gün gidip siyah-beyaz fotoğrafımızı alacaktık. Babam parayı bozuk vermiş yahut cebimde biriken harçlıklardan dolayı parayı çıkarıp tek tek saymak zorunda kaldım. İyi para ediyormuş anlaşılan o yıllarda fotoğraf çektirmek. İşte İsmail kardeşimle çektirdiğimiz siyah beyaz fotoğraf o günlerden kalma.

İkinci anım daha yakın bir geçmişe ait. Eşi Firdevs hanımla bir gece konuk olarak gelmişlerdi. Ne yazık ki iadeyi ziyarette bulunamadık, araya Pandemi girdi. Güzel bir sohbetti, her zaman olduğu gibi. Daha çok geçmiş günlerden bahsetmiştik... Kaledere İlkokulu yıllarından, Niksar Caddesi’ndeki baba evinden, bizim Çarşı’da ikamet ettiğimiz yıllardan söz ettik.

Çayı şekersiz içiyordu İsmail, bana da şekersiz içmemi önerdi. Çayın tadını daha iyi alabileceğimi söyledi. Bense çayı çift şekerle içerdim ama denemeye karar verdim. Önce teke düşürdüm şekeri, sonra hep kaldırdım. Gerçekten de şekersiz olunca çayın tadını daha fazla almaya başladım. O’nun deyişiyle, şerbet içiyormuşuz meğer.

İçtiğim çayda bazen İsmail kardeşim düşüyor usuma.


 

Berkay Torunoğlu

5 Ocak 2022 tarihinde oğlu Berkay’ın “Acı kaybımız” diye başlayan sosyal medya paylaşımı İsmail Torunoğlu’nu evladının gözünden tanımlıyor:

“Hayatta en çok babam gibi olmak istedim. Babam benim rol modelim. Ailesine çok düşkündü. Annem Firdevs Hanım için çok iyi bir yol arkadaşı, kader arkadaşı ve iyi bir eşti. Çok sevdiği torunu Demir Berk için iyi bir oyun arkadaşı ve harika bir dede oldu. Ne eşim Asiye’yi ne de Barkın’ın eşi Gizem’i gelini olarak gördü, hep kızları olarak kabullendi ve çok sevdi. Hayatı boyunca tanısın tanımasın birçok insana dokundu. Tam bir toplum ve siyaset adamıydı. Ardında yollar, köprüler okullar gibi birçok eserler bıraktı. Bu gücü kendisi için değil çok sevdiği Ünye’si için kullandı.”

Evladının gözünden bu şekilde anılmak ne güzel…


 

Şimdi Uzaklardasın

İsmail Torunoğlu 3 Ocak 2022 Pazartesi günü evinde kalp krizi geçirdi.

Özel Ünye Çakırtepe Hastanesi’ne kaldırıldı. Yapılan tüm müdahalelerle rağmen kurtarılamadı, 69 yaşında hayatını kaybetti.

4 Ocak 2022 Salı günü Nadirli Mahallesi’nde aile kabristanlığına defnedildi.

Siyasi görüşümüz aynı olmasa da, çocukluk döneminde başlayan dostluğumuz bu durumdan hiç etkilenmedi.

Bir dost, bir arkadaş olarak başladı ilişkimiz, öylece devam etti...

Aramızdan ayrıldı ama kalbimizde hep var edeceğiz.

Anısına saygıyla, rahmetle, sevgiyle ve özlemle...

Mekânı cennet olsun.







03.01.2023, Ünyekent

27 Aralık 2023 Çarşamba

Giden Dostlara

 


Giden Dostlara

 

 

İlkgençlik yıllarımızın sevilen dizelerindendi Ümit Yaşar’ın “Sana şiirler okuyacağım, gitme” diye başlayan şiiri…

Şiir çoğunlukla gidene yazılırmış.

Gençlik heyecanının yatıştığı dönemde eski büyüsünü yitirir, sıradanlaşırmış.

İlerleyen yaşlarda ise şiir bazen yeniden canlanır, kendini dışa vururmuş. 

Aziz Nesin’den biliyoruz bunu, 70’inden sonra şair yönünü tanımıştık ünlü öykücümüzün…

Şimdilerde şiirin hangi dönemindeyim, karar veremedim.

Zaman zaman azalsa da şiire olan tutkum, hiç bitmedi...

Kronik bir vakıa idi benim için.


 

Doğum Günüm

 

Aralık ayının sekizinci gününde doğmuşum.

Sağ olsun arkadaşlardan kutlama mesajları geldi.

Bu yaş günü biraz daha anlamlıydı benim için; annemin öldüğü yaşı geride bıraktım.

Ölüm söz konusu olunca, nedense önce anne-babamızı, sonra da akranlarımızı ölçü alırız.

2023’ün son günlerinde birçok arkadaşımızın aramızdan ayrıldığına tanık olduk.

Hayata veda edenler ve hayata gelenlerle sağlanıyor bu döngü…

Yıllar önce, yine böyle bir doğum günümde kutlama mesajları almıştım dostlardan…

Bir sosyal medya hatırlatması olarak yeniden düştü önüme:

Tarih 08.12.2010…

Tamı tamamına 13 yıl önce.

“Doğum günün kutlu olsun sevgili kuzenim. Sana sağlıklı, mutlu, nice yaşlar diliyorum.” demiş, sevgili Nurver...

Hemen altında değerli araştırmacı-yazar arkadaşım M. Ufuk Mistepe:

Ünye ağzıyla; “Bu günnerde dovan dovana” deyip, “daha birçok günler doğacaksın” temennisinde bulunmuş.

Bugün, ikisi de aramızda yok!

Nurver Tokaç Oralgül’ü 10 Kasım 2017 günü kaybettik.

M. Ufuk Mistepe’yi 5 Ağustos 2020’de kaybettik.

Aynı sınıftaydılar, arkadaşlardı her ikisi de Ünye Lisesi’nden.

Benim iki yıl ardımdan geliyorlardı.

Doğum günlerinde onlar için ben de benzer temennilerde bulunmuştum…

İyi dileklerim yetmemiş olmalı ki, aramızdan ayrıldılar.

Ardından şiirler okudum.


 

Hulusi Sağlam

 

Ortaokul, Lise…

Hangi yıl, hangi sınıfta birlikte okuduğumuzu hatırlamıyorum.

Tek hatırladığım…

Son gördüğüm gündeki gibi gülümseyen yüzüydü…

Sevgi dolu bir insandı,  kimseyi kırmayan bir kalpti.

Ah Hulusi, sen de mi bırakıp gittin bizi…

Ayrıldın aramızdan?

 

Geçtiğimiz yaz bana bir kitaptan söz etmişti.

Sınıf arkadaşımız Aydın Düzkaya’nın kardeşine ait bir eser:

“Aşkın Rengi İle İstavritin Rengi Aynıdır”.

Ayhan Nadi Düzkaya, 2015, İkinci Adam Yayınları.

Ünye’den bahsediyormuş kitabında Ayhan…

Yaz boyunca zevkle okuduğum kitaplardan biri oldu.

Kitapta yazılan Ünye bahsi önemli tabi, Hulusi’nin dediği gibi…

Her kuşak aynı ayrıntıyı görmüş, aynı duyguları yaşamış Ünye’de. 

Bizim kuşağın yaşadıklarına bizden bir sonraki kuşağın nasıl baktığını da öğrenmiş olduk böylece Ayhan’ın kitabından…

Teessüf ederiz Ayhan, demiştim kitabı okurken…

Ağabeyin Aydın hiç kızmadı mı sana?

Bizden önceki kuşağı biz ölümüne sevip saymıştık, demedi mi?

Bizden sonraki kuşak, bizim kadar bağlı değillermiş büyüklerine.

 

Ünye’nin Dünkü Çocukları

 

Geçtiğimiz ay Orta Cami Avlusu’nı yazarken değinmiştim Ünye’nin Dünkü Çocukları’na… Aramızdan ayrılan Özer Kayır’dan bahsetmiştim. Grubun mensubu bir başka ismi daha kaybettik şimdi. Hulusi Sağlam. O’nunla Ünye’nin geçmişine yolculuk yaptık demiştim. Her gün bulup buluşturduğu eski Ünye fotoğraflarıyla eşsiz bir arşiv derlemişti… Adına Ünye’den İnsan Manzaraları diyordu.

Fotoğraflar arasında en çok Hulusi vardı, Özer’in, Sevdiye’nin ve benim çektiğimiz...

Nasıl olmasın? Ünye’nin ve Ünye’nin Dünkü Çocukları grubunun bütün etkinliklerinde O vardı…

Kadrajıma giren görüntülerden birinde, bir akşam vakti İstanbul Taksim Meydanı’nda tentürük çevirirken görünüyor. Esra Alkan’ın yönettiği Ünye Fatsa Arası adlı yapımın galası için gitmiştik İstanbul’a.

Orada tentürük çevirmesi sakıncalı kişi idi.

Bir başka fotoğrafta Orta Cami avlusunda trampet takımı kıyafetiyle, önünde “mektep kaçakları” yazıyor. Bir başkası Ünye Kordonu’nda; Fener Alayı, Taksim Destek Mitingi, Çamlık Direnişi... Milli bayramlarda tulumbacı, tahta araba sürücüsü…

En çok da Bilgin Hasdemir’in “göğüslük” dediği siyah önlüğüyle görünüyor fotoğraflarda... Çocukluğumuzun, ilkgençlik yıllarımızın okul giysisi.

Ben daha çok eski fotoğraflarını sevdim Hulusi’nin...

1970’lerde top koştururken Yalı kumsalında…

Todori’nin mekânında Sait Tabak’la.

Sahilde Hüseyin Güven’le…

Dedim ya geçmişten bir belge gibi her fotoğrafı…

Adeta bizim kuşağın arşivi, Ünye’den İnsan Manzaraları…

Mekânın cennet olsun Hulusi kardeşim.

Işıklar içinde uyu.

 

 

Not: Ayaküstü sohbetlerimizde “Yukarı gel Ahmet, çay içip sohbet ederiz” diyordun. Bir türlü yukarıdaki mekâna çıkıp sohbetimizi sürdüremedik. Daha çok yitip giden dostlarımızdan söz ederdik; Ahmet Ellibeş’ten, Hüseyin Güven’den, Sait Tabak’tan, Cihan Kocaoğlu’ndan… Hepsine yürek dolusu sevgimizi götür Hulusi, olanca hasretimizin orta yerinde şimdi sen varsın. Onlara şiirlerimizi götür, giden dostlara selam söyle.

 

27.12.2023, Ünyekent

20 Aralık 2023 Çarşamba

Gazeteci Bilal Çetin


 

Gazeteci Bilal Çetin

 

Üniversite son sınıftaydım.

Nasıl olduysa yolumuz bir biçimde kesişmişti O’nunla…

Siyasal’a bağlı Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okuduğu kalmış aklımda.

O yıllarda başladığı okulu bitirip, deneyimli bir gazeteci olacaktı.  

Birçok ulusal gazetede muhabirlik, köşe yazarlığı ve temsilcilik görevlerinde bulundu.

Ankara gazeteciliğinin önde gelen isimlerinden biri oldu.

Bilal Çetin, 18 Aralık Pazartesi günü 65 yaşında hayatını kaybetti.

Bir süredir Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde karaciğer kanseri tedavisi görüyormuş. 

"Cumhuriyet yıllarında birlikte çalışmıştık. Sessiz, sakin ama haberin kokusunu iyi alan bir gazeteciydi…” diyor Faruk Bildirici, Bilal Çetin için…

“O da veda etti bizlere…" demiş.

 

Bilal Çetin Kimdir?

1958 yılında İzmir’in Bergama ilçesinde doğan Çetin, Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksel Okulu’nu bitirdi.

Mesleğe 1979 yılında Türk Haber Ajansı’nda başlayan Çetin, Rapor, Yeni Asır, Dünya ve Cumhuriyet gazetelerinde ekonomi muhabirliği yaptı. Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl, Radikal ve Sabah gazetelerinde Ankara temsilcisi ve köşe yazarı olarak çalışan Çetin, Vatan gazetesinin kuruluşundan itibaren 12 yıl Ankara temsilcisi olarak çalıştı.



“Hayali İhracatın Boyutları – Soygun” isimli bir kitabı bulunan Çetin, Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından verilen “Başarı ödülü” ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2003 yılı Sedat Simavi ödülünün sahibiydi.

Gazeteci Semra Çetin ile evli olan Bilal Çetin’in bir de kızı vardı.

Epeydir medyada görünmüyordu.

Üzüldüm, sessizce aramızdan ayrılışına…

Ailesine ve sevenlerine dayanma gücü diliyorum.

Mekânı cennet, yattığı yer nur içinde olsun.


 

Ünye Cumhuriyet Meydanı

Yaklaşık on beş gün önce Başkan Tavlı tarafından Cumhuriyet Meydanı’nın yenilenmeye ihtiyaç duyulduğu belirtildi.  “Böyle bir projeyi Büyükşehir Belediyemiz planlamakta. Bundan sonra ki dönem için planlıyorlar. Bu proje meydan bölgesinde ciddi bir rahatlamaya vesile olacak.” dedi.

Aralık ayı olağan belediye meclis toplantısında Başkan Tavlı, Ünye Cumhuriyet Meydanı ile ilgili projesinin Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne ait olacağı vurgulandı.

Meydanın yenilenmeye ihtiyaç duyduğunu Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Hilmi Güler’le istişare ettiklerini, artık Cumhuriyet Meydan’ında peyzaj olarak kullanılan parke taşlarının kırıldığını, söküldüğünü, tamir edilse de eski görseline kavuşmadığını söylüyor Sn. Tavlı…

Özetle meydanda artık bir yenilenmeye ihtiyaç olduğu ileri sürülüyor.

Durum “yenilenme” ile sınırlı değil…

Cumhuriyet Meydanı’na altı otopark olacak yeni bir projenin planlandığı da açıklanıyor:

“Bundan sonra Cumhuriyet Meydanı’nın yenilenmesi, altı otopark yapılarak bu bölgenin de rahatlatılmasına vesile olacak. Böyle bir projeyi Büyükşehir Belediyemiz planlamakta. Bundan sonra ki dönem için planlıyorlar. Bu proje meydan bölgesinde ciddi bir rahatlamaya vesile olacak.”

Henüz Ünye Çamlık Mesire Alanı için elinden geleni ardına koymayan Büyükşehir Belediyesi, bu defa Meydan Projesi ile sahaya çıkıyor.

Henüz belleğimizden silinmedi, bir önceki BŞB Başkanı döneminde Ünye Çamlığı’nı parsel parsel pazarlamayı düşünüyorlardı.

Rant projesi Ünyelilerin tepkisine tosladı, dikey mimariden vaz geçildi. Çam ağaçları yerinde kaldı. Daha mütevazı olan yatay yapılaşmayla yetinildi.


Son dönem faaliyetleriyle eski projelerin unutulmadığı, er geç yeniden gündeme geleceğinin sinyalleri verildi. Nasıl mı? Çamlık girişine “Ordu Büyükşehir Belediyesi Çamlık Tesisleri” yazan bir beton kapı kondurdular ki, zannedersin Antik Efes kenti girişi…

Şimdi de altında otopark olan yeni bir meydan projesiyle gündeme geliyor Sn. Hilmi Güler.

2019 yerel seçimlerinden önce görevden el çektirilen eski BŞB Eski Başkanı Sn. Enver Yılmaz’a gelirsek… Duyduk ki 2024 yerel seçimleri için ısınma turlarına başlamış. Yeniden aday yapılır mı Ordu’dan, bilmiyoruz.

Tek bildiğimiz, bu kesimden kim gelirse gelsin Ünye için sonuç değişmeyecek!

 

Ünyeli Bir Hemşerimin Meydan Projesi Manifestosu

Düşüncemi yansıttığı için yinelememek adına değerli hemşerimin iznine sığınarak, sosyal medyada yayınladığı görüşünü buraya aktarıyorum:

“Bugün sosyal medyada yerel bir gazetenin bir haberini okudum içimde dağ gibi bir endişe belirdi. Büyükşehir yöneticileri eğer yeniden seçilirler ise ilk olarak meydana yeraltı otoparkı projesi düşünüyorlarmış. Son zamanlarda yerel yöneticilerin yaptıkları beni mutlu etmek şöyle dursun ıstıraba sevk ediyor. İçimde şöyle bir his beliriyor sanırım orada büyük bir rant imkanı var. Kimseyi kanıtsız suçlayamam. Olayın bu tarafı devletin denetimle görevli yetkililerinin işi. Gerçek gazetecilerin ilgi alanı... Ben sadece birkaç soru sormak istiyorum:

1) Madem yeraltı otoparkı ihtiyacı vardı, neden yapılmış olan projeye daha önce dâhil edilmedi, şimdi orayı yeniden kırıp kazmak israf değil mi?

2) Mevcut alanı olduğu gibi koruyacak mısınız, yoksa hem daraltıp hem de bütünlüğünü parça pürçek edip dağıtacak mısınız?

3) Çınarı mevcut alandan ayırıp güya trafiği rahatlatmak için iç taraftan yol geçirecek misiniz?

4) Mevcut projenizde belki 60 yıl önce dikilmiş ağaçları yok etmeyecek misiniz?

5) Atatürk parkının karşısındaki alan hem yeraltı hem yer üstü katlı otopark için gayet uygun hem de yakın iken meydanı bozmak doğru mudur? Ekonomik midir?

6) Gelişmiş kentler şehrin dokusunu olabildiği kadar korumaya ve şehrin merkezindeki şehirle özdeş yerleri aynı tutmaya çalışırken şehirde iyi kalmış iki üç şeyden biri olan meydanı yeniden şekillendirmeye çalışmak şehre iyilik midir, kötülük müdür?

7) Bu kararı şehrin sakinleri ile konuşacak projelerinizi insanlarla paylaşacak mısınız, yoksa burnunuzun doğrultusunda giderek kafanıza göre mi yapacaksınız?

8) Şehir merkezinin öncelikli sorunu şehre arabasız gelemeyen azınlık beyefendilere otopark yapmak mıdır yoksa şehrin tamamına trafikten arınmış çok daha geniş meydan ve parklar yapmak mıdır?

9) En merkezi caddeler olan hükumet ve belediye caddelerinin kaldırımların bile işgalden koruyamayanlar otopark yapıldığında koruyacaklar mı? Vatandaş için bir şey değişmeyecek ise belediyenin otopark gelirinin artmasının halka ne faydası vardır?

10) Şehrin sakinlerinin genel rızasını almadan karar almanın yerel yönetim felsefesi ile bağı var mıdır?

Neyse şimdilik 10 tane ile sınırlı tutalım. Çünkü dinlemeye muradı olmayana elli madde sıralasan sivrisinek sazı muamelesi görür. Benim için hava hoş, emekli olunca memlekete gelince, iki üç kez sevip sayarım, rahatlar sonra da sittir olup giderim. Daimi olarak yasayacak Ünyelilere yazık olmaz mı?

 

Not: Beni bir kez mahcup etmelerini temenni ediyorum, kanaatim odur ki en güzel bir proje bile mevcut olandan daha iyi olmaz. İnşallah böyle bir şeye girişmezler. Öyle bir proje olsun ki bütünlük bozulmasın alan daha çok genişlesin meydan tamamen trafikten arındırılsın ağaçlar proje bitiminde yerlerine yeniden dikilsin sosyal amaçlı bir takım ilaveler ile insanların oturduğu dolaştığı kültürel etkinliklerin yapıldığı çok güzel bir şey olsun. Ama ne kadar hassas olunursa olunsun bu temennilerimin olması çok çok zor. Neredeyse imkânsız üstelik o proje için harcanacak para ile Ünye’ye en az üç otopark yapılır. Şehrin parasına yazık. Gelecek de bir gün gelecek, bakalım nasıl gelecek? Lütfen beni mahcup eder ve vazgeçerler. Teşekkür etmeyen namerttir!” 

20.12.2023, Ünyekent