6 Kasım 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi-Pontuslar (II)

 


Karadeniz Arkeolojisi-Pontuslar (II)

 



 

VI. Mithradates Eupator (MÖ 135/134- MÖ 63)

 

Roma emperyalizmine karşı Anadolu halklarının savunuculuğunu yapan Vl. Mithradates ve dönemi birçok antik yazar tarafından kaleme alınmıştır.[1]

Sinop doğumlu Vl. Mithradates, babası V. Mithradates öldürüldükten sonra kendisini de yok etmek isteyen annesinin elinden canını zor kurtardı. En yakın arkadaşlarıyla birlikte kaçarak, gençlik yıllarını Karadeniz dağlarında geçirdi. Bir yandan kuvvet, çeviklik, zor şartlara dayanıklılık, cesaret, azim gibi bedensel ve zihinsel melekeler geliştirirken bir yandan da doğanın hem hayat verici, hem de öldürücü gücünü; hayvanların, bitkilerin ve madenlerin zehir ve panzehirlerini keşfetti. Zor şartlarda yıllarca peşinden gelen çekirdek kadrosuyla beraber yürekli bir genç adam olarak indi Sinop şehrine. Annesini ve kardeşini öldürdü, iktidara el koydu. Kız kardeşi Laodike ile evlendi.[2]

Pontos tahtının tek hâkimi olarak egemenlik alanını genişletmek amacıyla komutanı Diophantos'u önce Karadeniz'in kuzey kıyılarına (Kırım) daha sonra da Pontos'un doğusundaki Kolkhis'e sefere gönderdi, buralardan önemli miktarda gelir ve asker elde edildi. Bosporos Krallığı'nın başında bulunan Parisades, 180.000 medimnoi buğday ve 200 gümüş talanton karşılığında krallığını Mithradates'e bırakmak zorunda kaldı. Mithradates, Bithynia Kralı III. Nikomedes'i yanına çekerek Paphlagonia'yı işgal etti (M.Ö.108-107).  Daha sonra Galatia, Kappadokia ve Bithynia'yı ele geçirdi.



"Büyük" lakabı ile anılan Vl. Mithradates, soyunu dayandırdığı Pers Kralı Dareios ile Büyük İskender’in azametine sahipti. Roma’ya rakip Doğulu bir imparatorluk misyonu taşıyan kral, becerikli ve hırslı bir hükümdar olarak önce Karadeniz çevresine hâkim oldu; Kırım’dan Doğu Karadeniz kıyı şeridine uzanan kesimi ele geçirdi, sonra hükümranlığını, kurtarıcı olarak görüldüğü Anadolu’ya ve Yunanistan’a yaydı.

Pontus Krallığı, en geniş topraklara VI. Mithradates döneminde sahip oldu. Pontus coğrafyasının ehemmiyetini çok iyi kavrayan Mithradates Dionysos Eupator, krallığı döneminde, Karadeniz Bölgesi’nin stratejik konumundan yararlandı. Karadeniz'in her tarafını gezerek, ekonomik, askeri ve siyasi açıdan önemli olan stratejik noktalarını keşfetti. MÖ. 88 yılında Anadolu’da yaşamakta olan seksen bin Romalının katledilmesini sağlamak amacıyla Anadolu’nun yerel güç sahiplerini örgütledi.  

Lucius Cornelius Sulla

Gnaeus Pompeius Magnus

Mithradates Savaşları MÖ. 87-86

 

Mithradates Savaşları

 

Mithradates Savaşları, MÖ 88 ve MÖ 63 yılları arasında Roma'nın Pontus Krallığı ve müttefikleriyle gerçekleştirdiği üç savaştan oluşur.

O dönemde Anadolu'nun çoğunu kapsayan Roma'nın Asya eyaletini Pontus Krallığı'na dâhil eden ve yerli Roma halkına katliamlar yapan VI. Mithridates, Pontus Krallığını imparatorluğa dönüştürdü.

Orta Karadeniz’den Ege’ye kadar ilerleyen Mithradates’in hedefinde Yunanistan vardı. Roma birlikleri bölgeyi kurtarmak için gönderildiklerinde, Yunanistan'da organize edilen ve desteklenen bir ayaklanma ile karşı karşıya kaldılar. Mithradates Roma'ya karşı isyanlar organize etti ve Roma'daki iç savaşlarda populares partisine karşı optimates partisinin magistratuslarının savunuculuğunu yaptı.

I. Mithradates Savaşı, Lucius Sulla ve Mithradates tarafından imzalanan Dardanos Antlaşması ile sona erdi. Roma zaferiyle sonuçlanan ilk savaştan sonra Yunanistan Roma egemenliğine girdi. Ayrıca Pontus'un Anadolu'daki savaş öncesi durumu muhafaza etmesi kararlaştırıldı.

II. Mithradates Savaşı Dardanos Antlaşması’nın Anadolu'da gereğince uygulanmaması sonucu fiilen başlamış oldu. Roma'nın Asya eyaletindeki topraklarından sorumlu General Murena, Pontus'a karşı ikinci kez savaş açmaya karar verdi. Ancak bu savaş Roma'nın yenilgisiyle sonuçlandı ve Mithradates daha da güçlenerek Ermeni Kral II. Tigran ile ittifak yaptı. Mithradates’in damadı olan Tigran, Levant bölgesi sınırlarındaki Ermeni imparatorluğunu kontrol etmekteydi. Pontus, Kalsedon Savaşı'nı (MÖ 74) kazandı ve Kilikya korsanlarına Roma ticaretine karşı destek verdi. Bunun sonucunda üçüncü savaş kısa süre sonra başladı.

III. Mithradates Savaşı'nda Romalılar, Konsül Lucullus'u Ermenistan ve Pontus'a karşı savaşması için gönderdi. Lucullus, Cabira ve Tigranocerta Savaşlarını kazandı, ancak MÖ. 67 yılı yazında Mithradates, Roma ordusunu Zela(Zile) yakınlarında büyük bir yenilgiye uğrattı. Artaşata ve Zela Savaşlarından sonra Lucullus görevinden alındı. Aynı dönemde, Pompeius'un Akdeniz'deki Kilikya korsanlarına yaptığı seferi kazanmış ve Senato tarafından Lucullus'un yerine seçilmiştir. O sırada Kilikia'da bulunan Pompeius, Galatia üzerinden Pontos'a girdi. İki ordu Lykos Irmağı (Kelkit Çayı) kıyısında karşılaştı. Yapılan savaşta Pompeius komutasındaki Roma ordusu Mithradates'in ordusunu kesin bir yenilgiye uğrattı ve Mithradates Kolkhis'e kaçtı (MÖ. 63).

Böylece III. ve son Mithradates Savaşı Mithradates'in başarısızlığı ile sonuçlandı. Pompeius onu izleyerek Kolkhis'e ulaştı. Mithradates'e yardım eden Tigran’a savaş açtı ve başkent Artaksata'ya girdi. Çaresiz kalan Tigran teslim oldu.  Pompeius daha sonra Amisos'a (Samsun) gelerek, Pontos'un batısını Bithynia Eyaleti ile birleştirmiş ve Bithynia-Pontos Eyaletini (Provincia Bithynia et Pontus) oluşturmuştur. Roma'ya teslim olan Tigran, Roma'nın vasal kralı olmuştur.[3]

Anadolu’da Roma hâkimiyeti Anadolu kentlerine ağır vergi ve haraç yükü getirmesinin yanı sıra Helenizm’in gerilemesine, doğuda Ermeni krallığının güçlenmesi ve yayılmacı bir politika izlemesine yol açmıştır.[4]    

Mithradates-Roma savaşlarının en uzun süreli olan üçüncü aşaması (MÖ 74-63) Pontos coğrafyası ve Kurul Kalesi gibi tahkimatlı yerleşmelerin kaderinde önemli bir rol oynamıştır. Çünkü bu savaşın çok büyük bir bölümü Pontos topraklarında yaşanmıştır. Lucullus ve Pompeius’un art arda gelen iki büyük istilası sonrasında neredeyse tüm şehirler ve kaleler yakılıp yıkılmış, ülke âdeta büyük bir enkaz yığınına dönmüştür.[5]  

 

Pontus Krallığı’nın Sonu

 

Tekrar eski gücüne ulaşamayan Mithradates, sonunda krallığını terk ederek Kimmeria Bosporos’una çekilmek zorunda kalmıştır. Yine pes etmemiş, MÖ. 63 yılında Roma orduları doğudayken, büyük bir orduyla Balkanlar üzerinden Alp Dağları’nı aşarak, İtalya’yı istila etmeyi planlamıştır. Fakat Roma’ya doğru yürüyüşe geçeceği sırada son kalan oğlunun ihaneti sonucunda kendi yaşamına son vermek zorunda kalmıştır.[6]

 Pontus Krallığı MÖ. 63 yılında VI. Mithradates’in Pantikapaion’da (Kırım, Kerç) yüksek dozda zehir içerek intihar etmesiyle fiilen sona ermiştir. Kendi hayatına son verdiği sarayının bulunduğu dağ, bugün de “Mithradates” adını taşımaktadır. Oğlu II. Pharnakes babasının cenazesini Pompeius’a teslim etmiş ve cenaze Sinope'ye getirilerek burada bir yere gömülmüştür.

Roma her ne kadar Pontos'a hâkim olduysa da, Mithradates'in oğlu Kırım Kralı Pharnakes,  MÖ. 48 yılı son baharında Roma ordusunu Nikopolis'te (Yeşilyayla, eski Pürk) yenilgiye uğratarak Pontos'ta hak iddia etmeye başlamıştır. O sırada Roma'da ki iç savaş la meşgul olan Julius Caesar, Aleksandreia'dan (İskenderiye) yola çıkarak, Kilikia ve Kappadokia üzerinden Pontos'a girer. Zela (Zile) mevkiinde Pharnakes'in ordusuyla karşılaşan Caesar, savaştan galibiyetle ayrılır. Pharnakes önce Sinope'ye, oradan da kendi ülkesi olan Kırım’a kaçar. Caesar’ın tarihe geçen ünlü "veni, vidi, vici" ("geldim, gördüm, yendim") sözü, Pharnakes'i yenilgiye uğrattığı savaştan sonra Roma'ya yazdığı bir mektupta yer alır. Caesar, MÖ. 47’de söylediği bu sözle, diğer sloganların aksine ne yapıldığını değil, ne kadar hızlı yapıldığını vurguluyordu. Aynı tarihlerde Doğu Anadolu’da Armenia ve Seleukos Krallıkları da Roma’ya bağlanmış, Küçük Asya’nın tamamıyla Suriye ve Mısır fethedilmiştir.

Karadeniz’in güney kıyılarında Roma’ya bağlı iki yeni eyalet kurulur; Bithynia ve Pontus.[7]

 

Karadeniz’de Roma Egemenliği

 

İki yüz yılı aşkın süre Karadeniz’e damgasını vuran Hellenistik Dönem Krallığı Pontuslar, MÖ. 47’de tarih sahnesinden silinse de üst yapı kurumlarında varlığını idame ettirdi. Orta Karadeniz’in Pontus Eyaleti MS. 395’e kadar Büyük Roma İmparatorluğu’nun yönetimi altında yaşadı. Roma İmparatorluğu’nun bölünmesinin ardından Doğu Roma (Bizans) egemenliğinde kaldı. Bu egemenlik Türklerin bölgede boy göstermeye başladığı 1071 yılına kadar sürdü. 1461’de Fatih’in Trabzon’u alması ve son Roma hanedanı Komnenoslar’ın egemenliğine son vermesiyle Romalılar tarih sahnesinden tümüyle silindiler.

Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, Karadeniz’de Hellenistik kültürün izleri ve Pontus kavramı asıl anlamından koparılsa da tekrar tekrar gündeme geldi, getirildi.

Ne var ki, Roma’ya karşı mücadelesiyle tarih boyunca saygı duyulan; zaferleri, bozgunları, entrikaları ve gözdelerine dair efsanelerle Mozart’ın operasına, Racine’in tragedyasına esin kaynağı olan, Roma’nın en amansız düşmanı, antik çağ biyolojik ve kimyasal savaş uzmanı Mithradates’in tarihsel konumu unutulmadı.

Çünkü Pontos-Roma ilişkileri öyle bir noktaya gelmişti ki Romalılar için en büyük ganimet birçok milletin gözünde efsaneleşmiş olan Pontos kralının kendisiydi.[8]

 

 

Kaynaklar:

 

Mayor, Adrienne. Mithradates - Zehirlerin Kralı, İş Bankası Kültür Yay. Ankara 2013

Arslan, Murat. Mithradates VI Roma’nın Büyük Düşmanı, Odin Yay. İst. 2007

Öztürk, Özhan. Pontus, Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Yapısı, Genesis Kitap, Ankara 2011

Şenyurt, S.Y.-Zoroğlu, U.-Akçay, A. Mithradates-Roma Savaşları ve Kurul Kalesi’nden Roma Silahları, Höyük, TTK Yay. Ankara 2022

Diakov, V.-Kovallev, S. İlkçağ Tarihi, c. 2, Yordam Kitap, İst. 2015

 

06.11.2024, Ünyekent



[1] Bu yazarların eserlerinden büyük bir kısmı günümüze kadar ulaşamamıştır. Bir kısmı da tam değildir. Nispeten yeterli bildiklerimiz arasında Plutarkhos'un Sulla'nın Yaşamı'nı, Appianos'un Romaike Historia adlı eserinin bir bölümü olan Mithridateios'unu, Strabon'un Geographika'sını, Memnon'un "Herakleia Pontike"nin (Karadeniz Ereğlisi) tarihi üzerine kaleme aldığı eserini, lustinus'un Epitoma Historiarum Philippicarum'unu ve Cicero'nun bazı söylevlerini sayabiliriz.

[2] Mayor, Adrienne, 2013, s.113

[3] Arslan, Murat. 2007, s. 497

[4] Öztürk, Özhan. 2011, s. 354

[5] Şenyurt, S.Y.-Zoroğlu, U.-Akçay, A. 2022, s. 99

[6] Arslan, Murat. 2007, s. 531

[7] Diakov, V.-Kovallev, 2015, s. 166

[8] Şenyurt, S.Y.-Zoroğlu, U.-Akçay, A. 2022, s. 103

30 Ekim 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi-Pontuslar (I)

 


Karadeniz Arkeolojisi-Pontuslar (I)

 

Büyük İskender’in ölümünün ardından (MÖ. 23 Haziran 323) komutanları (Diodokhoi) arasında 42 yıl süren kanlı bir savaş başladı. Korupedion Savaşı (MÖ 281) ile yeni bir aşamaya ulaşan bu savaşlar sırasında Anadolu’da birçok bölge Diadoklar arasında el değiştirdi.[1]

Karadeniz Bölgesi nispeten Diodokhoi savaşının dışında kaldı ama bu bölgede yeni bir krallığın doğuşuna tanıklık edildi: Pontus Krallığı.

Pontos yahut Pontus adı nereden geliyordu ve neden bu krallığa “Pontos” deniyordu?

 

Karadeniz Kappadokia’sı (Pontos)

 

Pontos yahut Pontus, Hellen dilinde “Deniz” demektir.[2]

Antik Çağ’ın erken dönem yazarlarının, özellikle de Herodotos’un Pontos Kappadokia’sı diye andığı yer, Paphlagonia ile Kolkhis arasında kalan kısımdır. Günümüzde Anadolu’nun Doğu Karadeniz bölgesidir. Dolayısıyla Pontos deyişi siyasi yahut etnik olmaktan çok coğrafi bir terimdir.   

Kappadokia adı, Anadolu kökenlidir. Öz biçimini biraz değiştiren ve kendi ağızlarına uyduran Med’ler ve sonra onları izleyen Persler, onu Katpatuka biçiminde kullanmışlardır. İsmin kaynağı belirsizdir. Bazı uzmanlar Luvi dilinde "Alçak Ülke" anlamına geldiğini öne sürmüşlerdir. Ama daha sonraki araştırmalar "aşağı, aşağıda" anlamına gelen "katta" zarfının Hititçe olduğunu, Luvi karşılığının ise "zanta" olduğunu göstermektedir.

Katpatuka adının İran kökenli olduğu ve eski Pers dilinde “Güzel atlar ülkesi” anlamına geldiği yolunda bazı çağdaş kitaplarda görülen açıklama, kesinlikle uydurmadır. Zaten, Bartholomae’nin yayınladığı, Eski Pers dilinin dev sözlüğü, böyle bir sözcük göstermez; o dilde, “Güzel atları olan” anlamındaki sözcük, "Huv-aspa"dır.[3]



 

Pontus Krallığının Doğuşu

 

İskender’in ardılları arasında süren savaşın gediklerinden doğan Hellenistik krallıklardan biri de Karadeniz’de 200 yıldan fazla hüküm süren Pontus Krallığı idi.

Pontos, Küçük Asya’nın kuzeyinde Halys (Kızılırmak) ile Kolkhis (Anadolu'nun kuzeydoğu ucu) arasındaki bölgeye verilen addır. Güney’de Kappadokia ve Küçük Armenia ile sınırlanır.

İskender'in ölümünün ardından Babil'de yapılan toplantıda, İskender'in generallerinden Eumenes'e Paphlagonia ve Trapezos'a kadar olan Kappadokia Bölgesi verilmiştir. Ancak Diadoklar (İskender'in halefleri) kendi arasında paylaşım savaşına girdiğinden, Kuzey'in satrapı Pergamon kralı Eumenes ve imparatorluk naibi Perdikkas Karadeniz'de hâkimiyet kuramadılar. Bu tarihten sonra Ünye ve çevresinde 200 yıl Pontos Krallığı egemen oldu.

Pontus’taki Mithradates adını taşıyan krallar yaklaşık olarak M.Ö. 4. Yüzyılın sonundan itibaren görülürler.[4]

Bu adı taşıyan altı kralın ilki olan I. Mithradates, bir Pers soylusunun oğluydu. Baba oğul bir ara Küçük Asya'da güçlü bir yere sahip olan Tek-gözlü (Monophthalmos) Antigonos'un yanında görev almışlardı. Bir süre sonra Antigonos, baba oğul Mithradateslerin sadakatinden şüphelenmiş ve onları öldürmeyi planlamıştı. Fakat Antigonos'un oğlu Demetrios, genç Mithradates'e babasının planından bahsedince Mithradatesler kaçmışlardı. Çok geçmeden baba Mithradates yakalanıp öldürülür; genç Mithradates Paphlagonia'da izini kaybetmeyi başarır ve iyi tahkim edilmiş bir kale olan Kimiata'yı (Kurmalar, Ilgaz) kendisine karargâh seçer ve çok geçmeden Orta Karadeniz bölgesinin satraplığını üstlenir. M.Ö 301 yılında Antigonos'un Seleukos ve Lysimakhos tarafından öldürülmesinin ardından bölgenin satrapı olan I. Mithradates, MÖ 281’de Amasia’da bağımsızlığını ilan eder.


7. Pontos Kralı Euergetes (Hayırsever) Mithradates V 
(Louvre Müzesi-terrakota heykel)


 

Pontos Kralları

 

İlk kral I. Mithradates dönemi istikrar ve refah içinde geçmiştir. Satraplığın krallığa dönüşmesini bölge halkı mutlulukla karşılamış ve bu devlete tabi olduklarını belirtmişlerdir. Bunun en mühim nedenleri, I. Mithradates’in yerelliğe çok önem vermesi ile birlikte, kültürel açıdan da hoşgörülü bir yönetim gerçekleştirmiş olmasıdır. Ayrıca Kuzey Anadolu dağlarının sağladığı güvenliğin de önemli bir katkısı vardır.[5]

I. Mithradates, Yeşilırmak (İris) ve Kızılırmak (Halys) çevresini hâkimiyeti altına alarak, Amastris (Amasra) ve Amisos (Samsun)’u almış ve sınırlarını Thermedon Çayı’na (Terme Çayı) kadar genişletmiştir.[6]

Korupedion Savaşı'ndan yirmi yıl sonra Seleukos Nikator'un komutanı Diodoros, Mithradates'i yener ve onu öldürür (MÖ. 266). Pontos Krallığı tahtına oğlu Ariobarzanes (MÖ. yakl. 266-250/240) geçer ve yaklaşık on yıllık iktidarından sonra da II. Mithradates (MÖ. yakl. 255-2207210) Pontos Krallığına getirilir.

Kral Ariobarzanis ve üçüncü kral II. Mithradates dönemlerinde krallık önemli bir güç haline gelmiştir. MÖ. 227/6 tarihinde Rodos’ta meydana gelen yıkıcı depremde II. Mithradates yardımda bulunmuştur. Ünye Kalesi girişinin sol üst tarafında yer alan kaya mezarının II. Mithradates’e ait olduğu ileri sürülmüştür ancak bu savı kanıtlayacak bir delil bulunmamaktadır.

III. Mithradates döneminde ticari etkinliklerin daha yoğun olduğu görülmektedir. En önemli kanıt ise O’nun dönemine ait olduğu bilinen sikkelerin, İskender’in paralarından esinlendiği, Hellen etkisi taşıdığıdır. Ön yüzünde Athena başı, arka yüzünde ise ayakta duran Nike figürü ve “Kral Mithradates”in simgesi yer almaktadır.

I. Pharnakes (MÖ. 189-160), önce krallığın merkezini değiştirmiş sonra da yayılma siyasetini güçlü devletlere karşı da yürütmüştür. MÖ 189 tarihi aynı zamanda Doğu Akdeniz’de yeni bir gücün egemen olmaya başladığı bir tarihtir. Roma İmparatorluğu, Magnesia Muharebesinin ardından Anadolu’ya girmeye başlamıştır. Egemen olmaya başladıkları bölge halkları üzerinde baskıcı yöntemler kullanmaları, insanların Roma’ya karşı kin beslemelerine neden olmuştur. I. Pharnakes, M.Ö 183’ten sonra önemli ticaret merkezi Sinop’u ele geçirince devletin merkezini Amasya’dan Sinop’a taşımıştır. Bu aynı zamanda politika değişikliğinin başladığı tarihtir. Sinop’un doğusunda yer alan Kotyora (Ordu) ve Kerasus’u (Giresun) ele geçirip daha sonra Küçük Asya’nın orta kesimlerini işgal hareketine girişmiştir.[7]

I. Pharnakes, Giresun’u MÖ. 183'te fethettikten sonra şehre kendi adını vererek Pharnaceia olarak değiştirmiştir. Giresun, MS. 2. yüzyıla kadar bu adla anılmıştır. A. H. M. Jones'a göre Giresun, resmi olarak MS. 64'te orijinal adı Kerasous'a geri dönmüştür.[8]

I. Pharnakes’in ardılı olan kardeşi IV. Mithradates (M.Ö 160-150) ılımlı bir politika oluşturup, Roma ile iyi ilişkiler kurmuştur. Kız kardeşi Laodike ile evlenen IV. Mithradates krallığı birlikte yönetmiştir.[9]

IV. Mithradates’in ölümünden sonra tahta çıkan V. Mithradates (M.Ö 150-120) Seleukos Kralı Antiokhos IV. Epiphanes’in kızı Laodike ile evlenmiştir. Roma ile dostane ilişkiler kurarak Kartaca Savaşları’na müttefik olarak iştirak etmiştir. Aynı dönemde Ermenistan Beyi I. Ardaşes bağımsız devlet olunca onlarla da iyi ilişkiler kurma yoluna gitmiştir.

I. Pharnakes’in ikinci eşi Nysa’dan olan V. Mithridates’in dönemi Karadeniz’de yeniden Hellen Çağı’nın başlangıcı olarak anılmaktadır. Hatta Pontic ya da Pontus denmesi bu döneme tekabül ettiği iddia edilmektedir.[10]

Eski Yunanca’da “Hayırsever” anlamına gelen Euergetes unvanıyla anılan V. Mithridates, M.Ö 120 yılında Sinop’ta saray entrikaları sonucu öldürülünce, tahta VI. Mithridates (M.Ö 120-63) geçti. V. Mithradates’in Zehirlenerek öldürülmesinde Romalıların yahut Seleukos Prensesi karısı VI. Leodike’nin parmağı olduğu söylenmektedir.

VI. Mithridates, Pontus’un en önemli kralıdır. O’nun döneminde imparatorluğa dönüşen Pontos Krallığı, Karadeniz’de Kırım’a, Anadolu’da Ege topraklarına kadar egemen oldu. En güçlü olduğu bu dönemde Pontos Krallığı Roma karşısında yenik düştü, varlığını 10-15 yıl daha “bağımlı” bir krallık olarak sürdürse de sonunda yok edildi. 

  

Kaynaklar:

 

 

Umar, Bilge. Karadeniz Kappadokia’sı (Pontos), İnkılap Yay. İst. 2000

Demircioğlu, Halil. Roma Tarihi 1. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yay. 1993

Arslan, Murat.  Mithradates VI. Eupator: Roma’nın Büyük Düşmanı, Odin Yay. 2007

Kantor, Georgy, ‘Mithradates, I–VI of Pontos’, Wiley-Blackwell’s Encyclopedi, 2012

Şen, Ömer. Trabzon Tarihi, Derya Kitabevi Yay. Trabzon, 1998

 

 

30.10.2024, Ünyekent

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Örneğin Pisidia (Akdeniz Göller Bölgesi) sırasıyla MÖ 319 yılında Perdikkas, MÖ 301 yılında Lysimakhos ve MÖ 281 yılında da Seleukos egemenliğine girmiştir ki, bu süreç kesintilerle de olsa MÖ. 188 yılına kadar devam etti. Önemli değişikliklerin meydana geldiği bu zaman diliminde koloniler el değiştirdi hatta yeni koloniler kuruldu.

[2] Pontus, Yunancadaki Pontos kelimesinin Latince kullanım şeklidir, Romalılar kullanmıştır.

[3] Umar, Bilge, 2000, S. 2

[4] Mithridat, Pers ismidir. Farsçası Mihrdâd “Mithra’nın (veya Mitra’nın) lütfu” anlamına gelir. Latin kaynaklarında Helenleştirilmiş Mithridat yerine Mithradates şeklinde kullanılmıştır (Ball, 2018: 167, dn.9). I. Mithridat’ın babası Ariobarzanes, Ahameniş saltanatı sırasında Pers ülkesinin yedi büyük ailesinden birinin mensubu ve hanedanlığın da akrabasıydı. Pontus bölgesinin ona verilme gerekçesi I. Dareios’un tahta çıkmasında desteğinin olmasından ötürü olduğu belirtilmiştir (Ball, 2018: 167).

[5] Şen, 1998, S. 15

[6] Özsait, 2000: 39

[7] Demircioğlu, 1993, S. 359

[8] Arrian: Periplus Ponti Euxini, edited and trans. by Aidan Liddle London: Bristol Classical Press, 2003, p. 117

[9] Arslan, 2007, S. 68 (Bu evlilik, Pers geleneklerinin bir göstergesi kabul edilse de, Zerdüşt inancında böyle bir geleneğin olmadığını savunanlar da bulunmaktadır. Bkz. Hamidullah, 1995: III/383 ve Vahidi, 1390/2012: 180 )

[10] Kantor, 2012, S. 4

23 Ekim 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi - Helenistik Kültür (II)

 


Karadeniz Arkeolojisi - Helenistik Kültür (II)

 

“Bu dönemin sanatından genellikle Yunan Sanatı değil de Hellenistik Sanat diye söz edilir. Çünkü Büyük İskender’in Doğu’daki ardıllarının (haleflerinin) kurdukları imparatorluğa genellikle bu ad verilir. Bu imparatorlukların, örneğin Mısır’da İskenderiye, Suriye’de Antakya ve Küçük Asya’da Bergama gibi başkentlerinin gereksinmeleri, Yunan başkentlerinkinden değişikti. Mimaride Dor üslubunun güçlü ve yalın biçimleriyle, İyon üslubunun rahat zarafeti yetmez olmuştu. Korint üslubu, Doğu imparatorluklarının ölçüsüne ve geleneklerine uyarlandı.” E. H. Gombrich  

 

Hellenistik Devir’de, Klasik Devir’in görkemli tanrı ve tanrıçaları yavaş yavaş insanlaşmaya, insansı özellikler kazanmaya başlarken, dönemin iktidar sahibi kişileri de tanrılaşmaya, tanrısal özellikler kazanmaya başlamıştır. Diğer bir ifadeyle bu dönemde tanrılar insanlaşırken, insanlar tanrılaşmıştır.[1]

Büyük İskender’in bir resmi geçseydi elimize, tümden değişik bulurduk onu. Olsa olsa Lisippos’un yaptığı heykelin Asya’nın gerçek fatihinden çok, bir tanrıya benzediğini söyleyebilirdik.[2]


  

Hellenistik Dönem Sanatı

 Sanatın dönemin dönüştürücü yapısı en fazla heykelde kendini gösterdi. Dinamik ve coşkulu yüz hatları, muktedir ve zinde kral imgesi, heykelde hareket ve kusursuzluk bu dönemde zirve yaptı. İskender heykelleri, soyluların örnek alarak taklit ettirdikleri eserler arasında yer aldı. İskender’den VI. Mithridates’e kadar tanımlı ve tarihli eserlerdir. Sporcu heykelleri arasında Lysippos’un Apoksyomenos’u ve Delphoi’daki Daokhos Anıtı vardır.




Giyimli tanrıçalar ve kadınlar, MÖ.300’lere tarihli Euthydikes’in Tykhe’sinden birinci yüzyılın başına tarihlenen Magnesia kadınlarına üç yüzyılı da kapsayan bir seri tarihli örnekle temsil edilmektedir. -Çıplak Aphroditeler için MÖ. 4. yy sonunda Knidia (Datça), Knidos Aphroditesi, Praksiteles tarafından MÖ. 4. yy ortası veya sonunda yapılmıştır.


Barok gruplar
içerisinde Büyük Galat grubu (Attalos Galatları) bilinmektedir. Ludovisi Galat’ı ve eşi. (intihar sahnesi) içlerinde en tanınmış olanıdır.[3]


Heykel sanatında vücutla drape (giysi kıvrımı) ilişkisinde ortaya çıkan bir başka durum da ıslak tarz olarak adlandırılan, şeffaflığı sağlayan buluştur. “Sandalet Bağını Çözen Zafer Tanrıçası” (Victory Untying Her Sandal) rölyefinde bu etki gözlenebilmektedir. Islak kumaşın vücut üzerinde yarattığı şeffaflık efekti, vücuda yapıştığı yerler dışında figür yüzeyi boyunca ilerleyen kumaş bölümlerinin vücuttan uzaklaştırılmasıyla sağlanmaktadır. Burada drapenin çizgisel formları kompozisyonun etkisini arttırmada önemli bir araç olmuştur.


“Samotrake Nikesi” (Victory of Samothrace) ise Helenistik-Barok üslupla yapılmış, drapeleri açısından heykelde ıslak etkiye verilebilecek iyi bir örnektir.


Pergamon’daki Zeus Sunağı

Pergamon, en iyi bilinen Hellenistik sanat merkezidir. Pergamon kralı Attalos’un Galatlara karşı kazandığı zafer, Hellenistik Barok denen sanat akımını ortaya çıkardı.

Pergamon’daki Zeus Sunağı, Olympos Tanrıları ile Devlerin savaşını (gigantomakhia) betimleyen yüksek kabartmaları, dönemin başyapıtları arasındadır.[4]

 


İskender Sikkeleri

 İskender, bir “dünya imparatorluğu” niteliğini taşıyan devletinde para birliğini sağlamış, çok sayıda darphanede benzer tiplerle İskender sikkeleri basılmıştır. Tek bir para sisteminin kabul edildiği bu sikkelerin ön yüzünde Herakles başı, arka yüzde ise tahtta oturan Zeus tasvirleri kullanılmıştır. Büyük İskender’in Anadolu’daki ilk darphanesi olasılıkla Tarsus’ta idi. Birim ağırlıkla drahmi ve tetradrahmi’dir.[5]

İskender sikkelerinde zamanla “basileus” (kral) unvanı kullanıldı. Bu unvanı ölümünden sonra da pek çok kral kullanmaya devam etti.

Barok Stilin miladı sayılan Lakoon ve Oğulları - Vatikan

 

Hellenistik Çağı Açıklayabilmek

 

Hellenistik Çağ İskender’le başlamıştır. İskender’in Doğu seferine başladığı M.Ö. 334 yılı ile son Hellenistik krallık olan Ptolemaioslar’ın Roma tarafından ortadan kaldırıldığı M.Ö. 30 yılı arasındaki dönem Hellenistik Çağ olarak adlandırılmaktadır. İskender iyi eğitimli bir liderdi. Pers Devleti’ne son verdikten sonra da onların idare sistemini sürdürmüş, Hellen ve Makedonlarla Persleri kaynaştırmaya çaba göstermiştir.

Eski Yunanca onun zamanında yaygın olarak kullanılan bir dil oldu. Hellen kültür ve uygarlığının, Doğu’daki kültür ve uygarlıklarla kaynaşması ve etkileşim Hellenistik Çağ’ın karakterini belirlemiştir. Hellenistik Çağ’ın ardından ondan çok daha uzun süren Roma Dönemi’nde Hellen kültürü ve dili etkisini sürdürmüştür. Anadolu’da Roma tebaası anlamına gelen ve “Rum” denilen kesimin dili de ağırlıkla Yunanca’dır. Hıristiyanlığı benimsemiş olan bu kesim, Anadolu’nun Türklerce fethinin ardından, önce gayrimüslim sonra da “Yunan” kabul edilmişlerdir.[6]   

İskender’in ölümünden sonra ortaya çıkan Hellenistik Krallıklar, Hellenistik Çağ’ın daha iyi anlaşılmasına olanak sağlar. Karadeniz’in tarihsel yapısında önemli izler bırakan Pontos Krallığı da bu çağı açıklayabilmenin önemli bir argümanıdır.

  

Kaynaklar:

 

Gombrich E.H. Sanatın Öyküsü, İst. 1980, Çev. Bedrettin Cömert, Remzi Kitabevi

Özgan R. Hellenistik Devir Heykeltraşlığı I, İst. 2016, Arkeoloji ve Sanat Yay.

Akurgal, Ekrem-Anadolu Uygarlıkları, 2017, Phoenix Yay.

Akurgal, Ekrem-Anadolu Kültür Tarihi, 2019, Phoenix Yay.

Tekin, Oğuz-Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İstanbul 2018, İletişim Yayınları.

Tekin, Oğuz-Hellenistik ve Roma Dönemlerinde Anadolu, 2023, Yapı Kredi Yay.

Schuler, Christof-Kırılganlık ve Direnç: Hellenistik Küçük Asya’da Hellen Kent Devletleri (Poleis) [Tekin, Oğuz-Hellenistik ve Roma Dönemlerinde Anadolu, 2023, Yapı Kredi Yay]

Erbaşı, F.S., Doğancı, K.-Anadolu Uygarlıkları, Paradigma Akademi Yay. Çanakkale, 2023

 

23.10.2024, Ünyekent

 



[1] Özgan R. 2016, S. 10

[2] Gombrich E.H.1980, S.72

[3] Barok Sanat’ın kökleri Hellenistik döneme dayanır. Avrupa’da XVI. yüzyılın sonlarında başlayıp XVIII. yüzyılın ortalarına değin süren, güzel sanatlarda şaşırtmayı, görkemi ve göz kamaştırıcılığı yeğleyen bir sanat biçemidir. Özelikle Laocoön ve Oğulları heykeli Barok tarzın ünlü antik bir sanat eseridir. 1506 yılında yapılan kazılar sırasında Roma'da bulunmuş ve Vatikan'da halka açık bir şekilde sergilenmektedir. Şaheser kalitesindeki eserde gerçek hayat ölçülerinde bir grup insan temsil edilmiştir.

[4] Bergama’dan Berlin’e taşınan Zeus Sunağı, at nalı biçimde yapıdır. 35,64 m genişliğinde 33,4 m derinliğindedir. Yapının ön tarafında bulunan merdivenler 20 m. genişliğindedir. Dış cephe freskleri antik Helen dünyasının Olympos tanrıları ile devler -Gigantlar- arasındaki savaşı, iç alandaki freskler Pergamon'un kuruluş söylencesi olan Herakles’in oğlu Telefos söylencesini anlatır. Yapının kalıntıları 1870'li yıllarda Alman mühendisi Carl Humann tarafından, o zamanın Prusya'sına götürülmüştür. Bugün, Berlin'de bulunan Pergamon (Bergama) Müzesi'nde sergilenmekte ve her yıl binlerce insan tarafından ziyaret edilmektedir.

[5] Tekin, Oğuz, 2023, S. 202, [Hellenistik Krallıkların Sikkeleri ve Anadolu’da Tedavülü]

[6] Anadolu’daki Rum tebaanın baskın dilinin Yunanca olması, Anadolu’daki gayrimüslim kesimin “Yunan” kabul edilmesine neden olması yanında, Türkçe konuşan Türk kökenli Hıristiyanlar da Yunan sayılmışlardır. Bu nedenle 1923 Mübadelesi sırasında Hıristiyan Karaman Türkleri “Yunan” muamelesi görmüş, Yunanistan’a göç ettirilmiştir.