8 Ocak 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi-Pontus Sorunu III

 


Karadeniz Arkeolojisi-Pontus Sorunu III

 

 

Çanakkale’de kazandığı muhteşem zafere rağmen, I. Dünya Savaşı’ndan (1914-1918) mağlup çıkan Osmanlı İmparatorluğu dört yandan işgal edilmeye başladı. İmparatorluğun son döneminde örgütlenmeye başlayan Rum Cemaatleri, b u defa işgal projeleri içinde kendilerine Trabzon merkezli bağımsız bir Rum Pontus devleti oluşturma ve artan iç huzursuzluk nedeniyle silahlanarak çeteler kurmaya başladılar.

Rusların özellikle 1916 yılı 16 Şubatında Erzurum ve Muş'u, 3 Mart'ta Bitlis'i, 8 Mart'ta Rize'yi, Nisan'ın 19'unda Trabzon'u, Temmuz ayında da Gümüşhane, Kelkit ve Erzincan'ı işgal etmesi, Rum ve Ermeni çetelerin Rusya saflarında harekete geçmelerine neden oldu. Her ne kadar bu kesim kendi durumlarını katliamlar karşısında bir “direnme” biçimi olarak açıklasa da, Türk Kurtuluş Savaşı’nın ateşi asıl Sevr Anlaşması (10 Ağustos 1920) sonrası kendini belli edecekti.

Sevr Anlaşması, Türkiye’de ne imzalayanların ne de imzalatanların hiç ummadığı bir tepki yarattı ve ulusal direniş, olağanüstü bir ivme kazandı. Anadolu’daki Türk egemenliğine son verildiğini gören halk, kitleler halinde direnişe katıldı; iç ayaklanmalar eridi, ayaklanmacılar Kuvayı Milliye örgütlerine ve düzenli orduya yazıldılar. Sevr’e karşı duyulan tepki, ulusal bir öfkeye ve kararlı bir direnme istencine dönüşerek ülkenin tümüne yayıldı. Anlaşma maddelerinin ayrıntıları açıklanmıyor ya da yanlış bilgiler veriliyor olsa da, halk karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi sıra dışı bir sezgi gücüyle görmüştü. Ülke, “en tiksinti duyduğu” Ermeni ve Rumların da içinde bulunduğu Batılı devletler tarafından paylaşılıyor, ata yurdu Anadolu elden gidiyordu.[1]


 

Kim Kimi Katlediyor?

 

1917 Ekim’inde Rus Devrimi patlak verdi ve 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması sonrası Rusya işgal ettiği Anadolu topraklarını terk etti. Hamisiz kalan Rum ve Ermeni kesimi, bu dönem itibariyle katliama, son dönem moda deyişle Jenosit’e (Soykırım) uğradıklarını iddia ettiler.[2]


1948'de Birleşmiş Milletler tarafından “İnsanlık Suçu” kabul edilen “Soykırım” eylemi,  Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nde (SSECS) hukuksal bir tanıma kavuşturuluyordu:

"Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: Topluluğun üyelerinin öldürülmesi, topluluğun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi, topluluğun yaşam koşullarının topluluğun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasıtlı olarak bozulması, topluluk içinde yeni doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması, topluluktaki çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi."[3]

Buna karşın Yunan askeri, Rum ve Ermeni çeteler tarafından katledilen, zulüm gören ve tecavüze uğrayan Müslüman ahali sayısı, dönemin bilgi ve belgelerine dayanak gösterilerek verilmekteydi.

Son Cüret


adlı kitabında Yılmaz Özdil, Mondros Mütarekesi’nden sonra (30 Ekim 1918) İstanbul’da adım adım işgalin gerçekleştiği bu günlerde yaşanan acı olayları, sarayın teslimiyetini ve acizliğini anlatıyor.

İstanbul’da ve Anadolu’da halka yapılan zülüm ve katliamlar, tecavüz olayları Özdil’in kitabında geniş olarak yer alıyor. Kıtlık ve yokluk yaşanmakta, Anadolu insanı kendilerine uygulanan katliam ve tecavüzlerle baş etmeye çalışmaktadırlar. Katliamı daha çok Yunanlılar yapmakta, kadınlara tecavüz etmekte, çoluk çocuk demeden herkesi vahşice katletmektedirler. Yabancıların yazdıklarına da yer veren Özdil, bir Yunan subayının hatıra defterinden hatıralarını aktarmaktadır.[4]




 

Müslüman Ahalinin Katli ve Zulme Uğraması

 

Amerikalı tarih profesörü Justin McCarthy'ye göre Kurtuluş Savaşı boyunca 640,000 Türk sivil Yunan ordusu tarafından öldürüldü.[5]

Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey’in 29 Aralık 1921’de Büyük Millet Meclisi’ne bilgi verir. İzmit, Adapazarı, Karamürsel, Kandıra, Yalova, İznik ve çevresinde Yunan Mezalimi ile Rum ve Ermeni terörü sonucu resmiyete intikal eden rakamlar şöyledir: Toplam 1.194 kişi Öldürülmüş, 151 kişi kaybolmuş, 314 kişi esir veya kaybolmuş, 192 kız ile 530 kadın tecavüze uğramıştır.[6]

1908’de kurulan Rum Milli Müdafaa Cemiyeti’nin Karadeniz kıyılarında ve iç kısımlarda şubeleri vardı. Ünye, Fatsa, Kırşehir, Kavak, İnebolu, Havza, Çarşamba, Bafra, Sinop, Kayseri, Ürgüp ve Tokat en etkili şubeleriydi.[7] 

Rum çetecileri, Rus ve Ermeni subaylardan silah ve bomba eğitimi almaktaydılar.[8]

Pontus lideri olarak görülen Vasil Usta Sivas’a gidip Niksar, Reşadiye-Tokat çevresinde genel ayaklanma başlatmak üzere 10 bin kadar gönüllü toplamıştır. Rumlar, Müslüman ahaliye karşı çok büyük katliamlar yaptı. Yunan kaynakları Vasil Usta başta olmak üzere diğer çete liderleri ve faaliyetleri hakkında detaylı bilgiler vermektedir.[9]

Bölgede otorite eksikliği ve bir kısmının işgal altında olmasından dolayı çetecilik olayları, 1917 yılında arttı. Canik Mutasarrıfı’nın raporuna göre, Samsun Kazası’nda 15, Bafra’da 13, Çarşamba’da 15, Ünye’de 6, Terme’de 3, Giresun ve Ordu’da birer çete mevcuttu. Bu çeteler köyleri basıyorlar, yiyecek ve hayvanlara el koyuyorlar, insanları evlere doldurup evleri ateşe veriyorlar, çocuklara ve kadınlara işkence ediyorlar, postalara ve askerlere de saldırıyorlardı.[10]

Rum çetelere karşı bölgede Teşkilatı Mahsusa veya yerli milis örgütleri aracılığıyla harekete geçilmişti. En ünlüleri Giresunlu Topal Osman çetesiydi. Aynı zamanda bu çevreden Rum sevkiyatı yapılmaktaydı. 1917 Ocak ayında Samsun’san 4.000 kişinin önce Havza’ya sonra Çorum’a gönderildiği, aynı günlerde Bafra, Çarşamba ve Ünye’den toplam 30.000 kişinin Ankara’ya sevk edildiği belirtilmektedir.[11]   

Erkan-ı Harbiye Reisi Lütfi Bey tarafından verilen bilgiye göre; Erbaa, Ünye, Çarşamba civarında eşkıyalık olayları devam ediyordu.[12] 

1920 yılı sonuna kadar Samsun’da Rum çeteleri tarafından 699 Türk öldürüldü, 59’u yaralandı, 15’i dağa kaldırıldı, 13 kadına da tecavüz edildi. Ayrıca 40 köy ve 27 çiftlik yakıldı, 111 köy yağmalandı, bir milyon liralık büyükbaş hayvan ve 10 milyon liralık gayrimenkule de zarar verildi. Aynı yıl Terme ve Çarşamba’da Rum çeteleri, 15 Türk’ü öldürdü; 335 ev, iki cami ve iki okul da yakıldı.[13]

Saldırıların en korkuncu Bafra’ya 45 km uzaklıktaki Çağşur köyünde yaşanmıştır. 500-600 kişilik Rum çete grubu 15 Ekim 1917’de Çağşur’a saldırarak köyü yakmış ve karşılarına çıkan herkesi katletmişlerdir. 20 kadar kadın ve çocuk ise doğrudan bıçaklanarak ve yakılarak vahşice öldürülmüştür.[14]

Hellenistik Kültür’le devam ettiğimiz tarih yolculuğu yine insanlık dışı katliamlar, tecavüzler ve göçlerle kirlendi. Pontus Sorunu’nda son bölüme doğru yol alırken, maalesef manzara bu...

 

Kaynaklar:

 

Tamer Çilingir, Pontos Gerçeği, 1914-1923 Yılları Arasında Karadeniz’de Yaşananlar, Belge Yay. İst. 2016

Agos Gazetesi, 10.12.2016, Resmi tarihin unutturulan sayfası: Pontos Rum Soykırımı

Adam Jones, Genocide: A Comprehensive Introduction.2006

Yılmaz Özdil, Son Cüret, Sia Kitap, İstanbul 2020

Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı (1821 - 1922), Türk Tarih Kurumu Yay. Ank. 2015

Adnan Sofuoğlu, Kurtuluş Savaşı Döneminde Kocaeli, Yalova, İznik Çevresinde Rum ve Ermeni Terörü, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 2006, Cilt. XVIII. Sayı 54, s. 795-814

Mesut Çapa, Pontus Meselesi Trabzon ve Giresun’da Milli Mücadele, TKAE Yay. Ank. 1993

Mehmet Aydın-Önder Duman, “I. Dünya Savaşı Yıllarında Çarşamba/Samsun ve Çevresinde Rum Çete Faaliyetleri”, History Studies, V. 4, July 2012

Stefanos Yerasimos, “Pontus Meselesi (1912-1923)”, Toplum ve Bilim, 43/44, 1988

Ahmet Efiloğlu, Osmanlı Rumları Göç ve Tehcir 1912-1918, Bayrak Yay. İst. 2011

Zafer Gölen, Rumların Bafra’da Gerçekleştirdikleri Çağsur (Esençay) Katliamı (1917),  Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi (ATAD), Yıl 2023, Sayı 35: 75-93

 


08.01.2025, Ünye Kent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/karadeniz_arkeolojisi-pontus_sorunu_iii-5129.html

 



[1] Metin Aydoğan, Kuramsal Aktarım

[2] Adam Jones 2006, Tamer Çilingir ve 10.12.2016 tarihli AGOS Gazetesi; iddialara göre 2,5 milyonun üzerinde Ermeni ve Rum tebaa bu dönemde katledilmiştir.

[3] SSECS, Madde, 2

[4] Özdil, 2020, s. 317-318

[5] McCarthy 2015, s. 17 

[6] Sofuoğlu, 206, s. 814

[7] Mesut Çapa, 1993, s. 27

[8] Aydın-Duman, 2012, s. 42

[9] Yerasimos, 1988, s. 36

[10] Efiloğlu, 2011, s. 262

[11] Yerasimos, 1988, s. 363

[12] ATASE, İSH, nr. 15/91, 15 Mayıs 1335 (15 Mayıs 1919).

[13] Türk İstiklal Harbi: İstiklal harbinde ayaklanmalar (1919-1921), Ank. 1974, s. 287.

[14] Zafer Gölen s. 86

1 Ocak 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi-Pontus Sorunu II

 


Karadeniz Arkeolojisi-Pontus Sorunu II

  

Uluslararası kamuoyunda “Pontus Sorunu” olarak bilinen sorunun ortaya çıkış nedenlerinden biri ve belki de en önde geleni Yunan mefkûresi Megali İdea’dır. Akabinde gelişen olaylar “Rum Soykırımı” olarak lanse edilir. Bu nedenle, her iki konuyu da farklı kaynaklara bakarak değerlendirmek gerekir.

 

Megali İdea

 

Türkçeye “Büyük Fikir”, “Büyük Mefkûre” ya da “Büyük Ülkü” olarak çevirebileceğimiz “Megali İdea [Μεγάλη Ιδέα]”, Yunanların kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri bölgeleri Yunanistan ile birleştirme ve Bizans İmparatorluğu’nu en geniş sınırlarıyla diriltme hedefidir. Bir diğer ifadeyle Megali İdea, Balkanlarda ulusal bütünleşme ve gelişmenin en uzun soluklu programlarından biri, “Yunan emperyalizmi”dir.[1]

Megali İdea'nın hedefi, batıda Bizans'ın zamanında İyonya Denizi'nde hâkimiyet altına aldığı toprakları, doğuda Küçük Asya ve Karadeniz'i, kuzeyde Trakya, Makedonya ve Epir'i, güneyde Girit ve Kıbrıs'ı hâkimiyet altına alıp; başkenti Konstantinopolis yaparak Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nu diriltmekti.[2]

Balkanlar’da,1830'ların başında, modern Yunan devleti bağımsızlığını kazandı. Yunanlılar bugünkü topraklarından daha azını kontrol etmekteydiler. Megali Idea ile birlikte Grek kökenli halkların yaşadıkları bölgelerde hak iddia etmeye başladılar. “Pontus Rumları” diye bilinen Karadeniz’in eski Rum tebaası, elde edebilecekleri yegâne güçtü ancak Yunan Devleti'nden çok uzaktaydılar ve onunla bağlantıları çok azdı. Zaten o dönemde birçok Pontus Rum’u daha yakınlarda olan Rusya ve Gürcistan gibi Ortodoks devletlere göç etmişlerdi. Bu nedenle Karadeniz’de Yunanistan’la toprak bütünlüğü olmayan ama tarihte Komnenoslar’ın kurduğu devlete benzer bir yapı oluşturmak üzere yola çıktılar. 1904'te Merzifon'da asli amacı bağımsız bir Pontus cumhuriyeti kurmak olan Pontus Cemiyeti kuruldu.[3]

Megali İdea, daha sonra başkenti Trabzon olan Rum Pontus devleti idealine dönüştü.

Hareket, 1910 ve 1920'li yıllarda kayda değer destek kazanmıştır. Daha sonra Atina Başpiskoposu olacak olan Trabzon Metropoliti Hrisantos Filipides, bağımsız bir Pontus Cumhuriyeti için mücadele eden liderlerden biri olmuştur.[4]

1916 yılında, 1. Dünya Savaşı sırasında, Trabzon'un Rusya İmparatorluğu kuvvetlerinin eline geçmesi, bağımsız bir Pontus devleti fikrini alevlendirmiştir.

Pontus Rumları'nın uluslararası toplulukları Pontus Cemiyeti sayesinde bir araya gelmiş, bağımsız Pontus Rum devleti için, Rusya ve Birleşik Devletler başta olmak üzere etkin biçimde lobicilik faaliyetlerine başlamışlardır. Bu dönemde, Leonidas Yasonidis Pontus Cumhuriyeti'nin kurulması hareketinin önderi olmuştur.[5]


Megali Idea
, 10 Ağustos 1920'de Paris’in bir banliyösünde imzalanan Sevr Antlaşması ile uygulama alanı bulur. Ancak o dönem devam etmekte olan Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması, bu mefkûrenin gerçekleşmesini engeller.

Achil Anthemidis-Pontus Helenizminin Kurtuluş Orduları 1912-1924.

Adam Jones-
Soykırımın Felaketi, Denemeler ve Düşünceler 

Taner Akçam-Jön Türklerin İnsanlığa Karşı Suçu-
Osmanlı İmparatorluğunda Ermeni Soykırımı ve Etnik Temizlik, 
Princeton University Yay. New Jersey, ABD, 2012
Bu kitap, Akçam'ın 2008 yılında İletişim Yayınları'ndan çıkan Ermeni Meselesi Hallolunmuṣtur adlı çalışmasının önemli bir bölümünü de kapsamaktadır. Daha ayrıntılı bilgi içim bkz.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/74008 

Aydın Özgören, Osmanlı'nın Son Döneminde Pontus Rumları, 
Ötüken Neş. İst. 2017 

Thea Halo, Not Even My Name (Adım Henüz Yok)
Kitabın adını çevirirken biraz zorlandım. Bazı kaynaklar "Benim Adım Bile Değil" biçiminde çeviriyor. "Adım bile yok!" da denilebilir. Not Even My Name , Türk Kurtuluş Savaşı sırasında canını kurtararak Amerika Birleşik Devletleri'ne taşınan Sano Halo'nun biyografisidir. Kitap, Sano Halo'nun kızı Thea Halo tarafından yazılmış ve ilk olarak 2000 yılında Macmillan Publishers'ın bir yayını olan Picador tarafından yayınlanmıştır. Biyografi, Sano Halo'nun soykırım sırasında ve hemen sonrasındaki deneyimlerine odaklanmaktadır. Üç bölümdür. Bu bölümler Thea Halo'nun şiirleri ve bazı tarihsel arka planlardan oluşur. Not Even My Name, başlangıçta ABD'de İngilizce olarak yayınlanmıştır ancak Felemenkçe, İzlandaca ve Yunanca'ya çevrilmiştir.
Bu kitap bana yıllar önce okuduğun bir romanı hatırlattı: "Şimdi Sadece Ona Bir Ad Koymam Gerek", Ali Alkan İnal, İş Bankası Yay. 2009
Maalesef bazı durumların adını koymak bile zor!

 

Rum Soykırımı İddiaları

 

Rus Devrimi ardından(Ekim 1917), Rusya kuvvetleri işgal ettikleri Doğu Karedeniz kıyısı ile Doğu Anadolu bölgesinden çekildiler.

İşte bu tarih itibariyle Osmanlı toprağındaki Gayrimüslimlerin (Ermeniler, Süryaniler ve Rumların) “soykırım”a uğradıkları ileri sürülmüştür.  Osmanlı Rumları'na yapıldığı gibi, Trabzon vilayetindeki Rumlar da önce Jön Türkler daha sonra da Kemalist kuvvetler tarafından soykırıma maruz kaldıkları iddia edildi.

Bu iki ayrı dönemdeki ortak neden Türklerin, Ermeni, Süryani ve Rum halka karşı toprak kaybı korkusu ve bu toprakları Türkleştirme çabaları olduğu öne sürüldü.


Osmanlı Devleti 1914 yılı nüfus sayımı sonuçları, Rumların nüfusu yaklaşık 1,8 milyon olarak kaydedildi. Bu sayı 1923 yılı itibariyle oldukça azalmıştı.

Türkiye'nin dağlık arazilerinde gerçekleştirilen ölüm yürüyüşleri, Anadolu'da adı çıkmış "Amele Taburları"ndaki zorla çalıştırmalar ve Topal Osman çetelerinin katliamları sonucunda 1914 ile 1922 arasında yaklaşık 350 bin Pontus Rum’u hayatını kaybetmiştir.[6]

Kanadalı araştırmacı Adam Jones bir mülakatında şunları öne sürer:

"Hristiyan karşıtı soykırımın tüm aşamalarında Pontuslu Rumların ölü sayısının yaklaşık 350.000 olduğu tahmin ediliyor; Osmanlı topraklarındaki tüm Rumlar bir araya getirildiğinde, ölü sayısı kesinlikle yarım milyonu aşmış olmalı ve ABD'li araştırmacılardan oluşan bir ekibin savaş sonrası erken dönemde bulduğu 900.000 ölü sayısına yaklaşmış olabilir. Hayatta kalan Yunanlıların çoğu, aşırı derecede 'Türkleştirilmiş' bir devletin mührünü vuran çalkantılı 'nüfus mübadeleleri'nin bir parçası olarak Yunanistan'a sürgün edildi."[7]

Amerikalı yazar ve ressam Thea Halo’nun “Türkiye'deki Ölüm Yürüyüşünden Amerika'daki Yeni Yuvasına, Genç Bir Kızın Soykırım ve Hayatta Kalma Hikâyesi” alt başlığıyla verilen “Not Even My Name” adlı kitabında şu iddialara yer verir:

“Yerel yöneticilerin bu çetelere silah desteği vermemesi ve yerli Türklerin bu çeteleri şehirden çıkarmaya çalışmaları sonucunda Şehirdeki Rum nüfusu direkt olarak hedef olmamıştır. Yerli Müslüman ahali, Hristiyan ahalide yapılan tutuklamaları protesto etmiştir.”

Rum ve Ermeni Çeteler Batılı kaynaklarda “nefsi müdafaa birlikleri” olarak gösterilir:

“Ölüm yürüyüşlerinden kaçabilen Pontus Rumları eşleri ve çocuklarıyla dağlara kaçmıştır ve 1923 yılındaki Nüfus Mübadelesi'ne kadar, Rum ile Ermeni nüfusu koruyan nefsi müdafaa birlikleri oluşturulmuştur. Bu nefsi müdafaa birliklerinin yaklaşık 60 bin Pontus Rum’u ve Ermeni’sinin hayatını kurtardığına inanılmaktadır.”[8]

Achil Anthemidis adlı yazarın iddiaları bu yöndedir. Özellikle Yunan ordusunun İzmir'e çıkmasından sonra (2 Mayıs 1919), Türklerin İtilaf Devletleri'nin Yunan müttefiklerinden intikam alma öfkesi ve aynı zamanda Küçük Asya'nın Pontus bölgesini en kötü akıbete sürüklediler, en insanlık dışı soykırım koşullarını yarattılar, demektedir.

Pontos artık Topal Osman'ın kontrol edilemeyen yağmacı çetelerinin hedefi haline gelmiştir. Tam da savaşın başında ve savaş boyunca (1914-1918) oluşan koşullar, bir kurtuluş sığınağı ve kurtuluşun karşı gücü olarak Pontus'ta İsyan'ın geliştirilmesi ihtiyacını dayattı.

Aynı kaynakta; 1917 yılının sonlarında Panagia mağarasında (Bafra'nın güneyinde), kadınların grup halinde onursuzlaştırılmasını önlemek için bu mağarayı savunanların “soykırım”a uğradıklarını görüyoruz. Altı yüzden fazla kadın ve çocukla birlikte sığındıkları mağarada kurşunları biten Rum ahali, teslim olmak yerine birbirlerini öldürmüşlerdir.

Batı Pontus en şiddetli zulme maruz kaldı, denilerek, Amisos'dan (Samsun), Bafra'dan bir o kadar ve Alaçam'dan topluca sürgün gerçekleştirildi, deniyor. Devamla: Sonuçta Amasya bölgesi ağır bir kan vergisi ödedi. Toplam 183.000 nüfustan 134.078’i öldürüldü, bu oran %73'tür. Bu durum, silahlı direnişi ve gerilla tepkisini acil bir zorunluluk olarak dayattı. Başlıca direniş merkezleri: Amisos, Bafra, Oinoi (Ünye), Thermi (Terme), Amasya, Ordu, Gangra (Çankırı) vb. oldu

 

[Devam edecek: “Direniş” mi, “Çeteci Katliamı” mı?]

01.01.2025, Ünye Kent

 

 

Kaynaklar:

 

Fikret Kürşad, Belgelerle Kıbrıs’ta Yunan Emperyalizmi, Kutsun Yay. Ank. 1978

Aydın Özgören, Osmanlı'nın Son Döneminde Pontus Rumları, Ötüken Neş. İst. 2017

J. Shaw Stanford, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye (2.Cilt). E Yay. İst. 1994

Adam Jones, Genocide: A Comprehensive Introduction.2006

Adam Jones. The Scourge of Genocide: Essays and Reflections, (Soykırımın Felaketi, Denemeler ve Düşünceler), Routledge, Abingdon (England), 2013

Taner Akçam,  The Young Turks' Crime Against Humanity (Jön Türklerin İnsanlığa Karşı Suçu: Osmanlı İmp. Etnik Temizlik, Princeton Univ. Yay. New Jersey, ABD, 2012

Achil Anthemidis, "Pontus Helenizminin Kurtarıcı Birlikleri” 1912-24

Tamer Çilingir, Pontos Gerçeği, 1914-1923 Yılları Arasında Karadeniz’de Yaşananlar, Belge Yay. İst. 2016

Agos Gazetesi, 10.12.2016, Resmi tarihin unutturulan sayfası: Pontos Rum Soykırımı



[1] Atatürk Ansiklopedisi, Megali İdea sayfası, Nilüfer Erdem. (Bazı Türkçe kaynaklarda “Megalo İdea” şeklinde yazılmışsa da fikir ve ülkü anlamına gelen “idea” kelimesinin feminen bir kelime olmasından dolayı doğrusu “Megali İdea” şeklindedir.)

[2] F. Kürşad, 1978, s. 28

[3] Stanford J. Shaw, 1994, s. 200

[4] Aydın Özgören, 2017, s. 160

[5] Adam Jones, 2006, s. 163

[6] Adam Jones, 2013; Taner Akçam, 2012; Agos Gazetesi 2016; Tamer Çilingir 2016 vb.

[7] Adam Jones, 2013, s. 166

[8] Achil Anthemidis, Pontos Gerillası adlı Yunan Sitesi’nden,

25 Aralık 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi-Pontus Sorunu I

 


Karadeniz Arkeolojisi-Pontus Sorunu I

 

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ve Kurtuluş Savaşı döneminde Karadeniz bölgesinde yaşayan Rum tebaanın ayaklanması, bölgede yaşanan topluluklar arası çatışma ve son olarak Rum nüfusun mübadelesiyle ilgili olaylar, uluslararası kamuoyunda “Pontus Sorunu” olarak bilinmektedir.

Söz konusu tarih itibariyle sorunun tarihsel ve sosyo-kültürel arka planı incelenmekte ve günümüzde bile “Pontus soykırımı” iddiaları tartışılmaktadır.

Batılı tarih yazıcıları Yirminci Yüzyılın ilk on yıllarında meydana gelen Ermeni tehciri ve Rum tebaanın ayaklanmasıyla başlayan olayları tanımlamak için “soykırım” sözcüğünü tercih ederken, Türk tarih yazımı aynı olaylar için  “sorun” sözcüğünü kullanmaktadır.

Ermeni olaylarına benzer şekilde Pontus Rumları’nın akıbetiyle ilgili rakip tarih yazımları ortaya çıkmıştır ki, konuyu belgeleriyle birlikte ortaya koyan eserlerden biri Mustafa Kemal’e ait Nutuk’tur.



 

Nutuk’ta Pontus Meselesi

 

Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk'ün 3 aylık bir süre içinde tamamladığı ve 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası'nın İkinci Büyük Kurultayında kürsüden okuduğu eserdir.[1] Meclis’te gerçekleşen ve otuz altı buçuk saat süren bu tarihî konuşma,  Türkiye tarihinin 1919-1927 yılları arasındaki 9 yıllık bir süreci, özellikle Millî Mücadele'de yaşanan olayları anlatır. Nutuk önemli tarihî bir kaynaktır ve Türkiye'nin bu dönemle ilgili en temel resmî tarih kaynağı olarak kabul edilir.  

Nutuk’a Mustafa Kemal: “1919 yılı Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye:” diyerek başlar ve ülkenin genel durumuyla ilgili olarak Rum Pontus faaliyetlerinden bahseder:

“Karadeniz’e sahil olan mıntıkalarda da bir Rum Pontus hükümeti vücuda getirileceği korkusu vardı. İslâm ahaliyi, Rumların boyunduruğu altında bırakmayıp, hakk-ı beka ve mevcudiyetlerini muhafaza gayesiyle, Trabzon’da bazı zevat ayrıca bir cemiyet teşkil eylemişlerdi.”[2]

Mustafa Kemal, iç karışıklıklara değindiği bölümde, konuyu yeniden Rum Pontus Cemiyeti’ne getirir:

“Saygıdeğer Efendiler, genel konuşmamın başında bir Pontus meselesinden söz etmiştim. Bu mesele belgeleriyle herkesçe bilinmektedir. Ancak, bizi de çok uğraştırdığından, burada, onunla ilgili bazı noktalara dokunacağım.

1840 yılından beri; yani üççeyrek yüzyıldan beri, Anadolu'nun Rize'den İstanbul Boğazı'na kadar uzanan Karadeniz bölgesinde, eski Yunanlılığın diriltilmesi için çalışan bir Rum topluluğu vardı.

Amerikalı Rum göçmenlerden Rahip Klematios adında biri, ilk Pontus toplantı yerini şimdi halkın “Manastır” dediği bir tepede İnebolu'da kurmuştu. Bu teşkilâta bağlı olanlar, zaman zaman biri birinden ayrı eşkıya çeteleri kurarak faaliyet gösteriyorlardı. Birinci Dünya Savaşı sırasında da, dışarıdan gönderilip dağıtılan silâh, cephâne, bomba ve makineli tüfeklerle, Samsun, Çarşamba, Bafra ve Erbaa Rum köyleri sanki bir silâh deposu durumuna gelmişti.

Ateşkes Anlaşmasından sonra, bütün Rumlar Yunanlılık millî davası ile her tarafta şımardığı gibi, Ethniki Hetairia (Etniki Eterya) Cemiyeti'nin propagandacıları ile Merzifon'daki Amerikan kuruluşlarının manevî destekleri ile eğitilip yetiştirilen, maddî bakımdan da yabancı hükûmetlerin silâhlarıyla güçlendirilip cesaret verilen bu bölgedeki Rumlar da, bağımsız bir Pontus hükûmeti kurma emeline düştü.

Bu maksatla genel bir ayaklanma hazırladılar. Dağlara çekildiler; Amasya, Samsun ve dolayları Rum Metropolit'i Yermanos'un idaresinde düzenli bir programla çalışmaya başladılar. Bir yandan da, Samsun'daki Rum komitecilerinin başkanı olan Reji Fabrikası Müdürü Tokomanidis, İç Anadolu ile haberleşme sağlamaya çalışıyordu.

Bazı yabancı hükûmetler, Pontus hükûmetinin kurulması için yardımcı olacaklarına söz verdiler. Samsun ve dolaylarındaki Rum nüfusunu arttırmak için de, Rusya'daki Rum ve Ermenileri Batum'da topladılar. Onları, Türk Kafkas ordularından alınıp Batum'da depo edilen silâhlarla donatarak, sahillerimize çıkarmaya başladılar.”[3]

Anadolu’ya çıkar çıkmaz, Türk halkını uyardıklarını söyleyen Atatürk, Sivas’taki Üçüncü Kolordu ve Erzurum’daki On Beşinci Kolordu vasıtasıyla bu çetelere karşı harekâta giriştiklerini ve halkı silahlandırarak ulusal örgütler kurduklarını anlatıyor.


 

Pontus Rum Örgütleri

 

Kurtuluş savaşı öncesinde Türkiye'de kurulmuş birçok Rum cemiyeti mevcuttur. Hepsinin amacı Karadeniz’de bir Rum devleti kurmaktır. İşte bunlardan bir kaçı:

Pontus Rum Cemiyeti: Merkezi Samsun olan Pontus Rum Cemiyeti Trabzon, Samsun ve diğer Kuzey Anadolu illerinde Pontus Cumhuriyeti kurmak için faaliyet göstermiştir. Osmanlı’nın son dönemde faaliyet gösteren Cemiyet, Hınçak ve Taşnaksütyun gibi gayrimüslim cemiyetlerdendir, adını eski çağlarda bölgenin eski adı Pontus'tan almıştır.  Mondros Mütarekesi'nin getirdiği şartlar altında Rumlar, başta bu örgüt olmak üzere Karadeniz'de Pontus devletini kurmak için propaganda faaliyetlerine başlamışlardır. Bu amaçla Pontus adında bir gazete kurulmuş, 25.000 kişiyi bulan bir örgütlenmeyle faaliyete geçmişlerdir.

Mavri Mira (Kara Baht) Cemiyeti: Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserinde 1 numaralı belgeyle belirtilen, İstanbul Rum Patrikhanesi'nde kurulmuş heyetin adıdır. Başkanı, İstanbul Rum Patrik Vekili Droteos'tur. Yunan hükûmetinden nakdi yardım almakta olup temel görevi Osmanlı vilayetleri içerisinde çeteler oluşturmak, bu çeteleri idare etmek, miting ve propaganda faaliyeti yürütmektir. Ayrıca insani (tıbbi ilaç vb.) yardım adı altında Osmanlı ülkesine silah ve cephane taşımakla görevlidir. Yunan Kızılhaçı ile Rum okullarındaki izci teşkilatları da bu heyete bağlıdır.


Etnik-i Eterya Cemiyeti
: Osmanlı Devleti'nden bağımsızlık kazanmak amacıyla bir grup Yunan'ın 1814 yılında kurmuş olduğu bir cemiyettir. Bazı kaynaklarda Filiki Eterya (Yunanca: Φιλική Εταιρεία, "dostluk cemiyeti") olarak da geçmektedir. Batı Avrupa'daki gizli mason cemiyetlerinin kuruluş ve işleyiş yöntemini benimseyen örgüt, 1814 yılında Emmanuil Ksanthos, Nikolaos Skufas ve Atanasios Çakalof adlı üç Yunan tarafından, o zamanki Rusya'da günümüzde Ukrayna'nın sınırları içinde kalan Odessa (Hocabey) kentinde kuruldu. Amacı Yunan Bağımsızlık Savaşı hareketini gerçekleştirip Bizans'ı tekrar canlandırmaktı. Bu örgüt paralar toplamış, silah dağıtmış, ayaklanma için propaganda faaliyetlerinde bulunmuştur. Hareketin lideri Aleksandro İpsilanti'ydi.[4]

Kardos Cemiyeti: Mondros Mütarekesi'nden hemen sonra aynı gruba dâhil olan Pontus Rum Cemiyeti'ne silahlı asker ve terörist yetiştiren, bulunduğu dönemde İzmir'in Yunanistan'a bağlanmasını amaçlayan örgütlerden biridir.


İngiliz Muhipleri Cemiyeti
(İngiliz Dostları Derneği): Sait Molla gibi üyeleri bünyesinde bulundurmuş, İngiliz Mandasını savunan ve Karadeniz’de bir Rum Pontus devleti kurulmasını teşvik eden bir örgüttür.

Karadeniz’de bir Rum devleti kurulması düşüncesi, sadece Megali İdeaya bağlı örgütlerin faaliyetlerinden ibaret değildi. Uluslararası arenada, emperyalist Batı’nın projelerinde de bir Pontus Cumhuriyeti fikri vardı. Pontus Cumhuriyeti, Karadeniz'in güney sahilinde kurulması önerilen bir Pontus Rum devletiydi. Ülke topraklarının Kuzey-doğu Anadolu'da yer alan tarihi Pontus Bölgesi ve günümüz Türkiye'sinin Karadeniz Bölgesi'nin bir kısmını da kapsaması düşünülmüştür. 1904'te Merzifon'da Pontus Cemiyeti kurulmasıyla güçlenen Pontus Cumhuriyeti düşüncesi, 1919 Paris Barış Konferansı'nda tartışılmış fakat Eleftherios Venizelos yönetimindeki Yunan hükûmeti, böyle bir devletin güvence altında olamayacağından çekinmiştir. Böylece, daha geniş çapta önerilmiş bir ülke olan Wilson Ermenistanı'na dâhil edilmiştir.[5]

 

[Devam edecek: Megali İdea ve “Soykırım” İddiaları.]

 

 

Kaynaklar:

 

Sinan Meydan, Nutuk'un Deşifresi, Truva Yayınları, Ank. 2006

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1917, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ank. 1997

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1917, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ank. 1991, bugünkü dille yay. haz. Zeynep Korkmaz.

Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınları, Ank. 1995

Richard G. Hovannisian, The Republic of Armenia, Vol. IV, Berkeley, University of California Press, 1996.

 

25.12.2024, Ünyekent

 



[1] Sinan Meydan, 2006, s. 6

[2] Nutuk, 1997, s. 4

[3] Nutuk, 1990, s.416-417

[4] Fahir Armaoğlu, 1995, s. 169

[5] Richard G. Hovannisian, 1996, s. 40