21 Mayıs 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi - Roma Köprüleri, Limanlar

 

İstanbul Yenikapı'daki ahşap Roma iskelesinin kalıntıları

Karadeniz Arkeolojisi - Roma Köprüleri, Limanlar

 

Bir akarsuyu geçmek veya engeli aşmak için geçit inşa edebilmenin en basit yolu, açıklığın üzerine yekpare bir taş veya ahşap kalas yerleştirmektir. Bu tip basit inşalar kadar teknik açıdan dönemine göre daha karmaşık köprüler de inşa edilebilmiştir. Bunlardan en bilineni, MÖ 7. yüzyılda Babil Kralı Nabopolassar’ın Fırat üzerinde inşa ettirdiği tuğla ve taştan payandalar üzerindeki ahşap tabliyeden oluşan köprüdür.[1]

Tamamen taş malzeme ile inşa edilen Hattuşa’daki köprüde ise bindirme (sahte) kemerden yararlanılmıştır. Bindirme kemer, kerpiç, tuğla ve taş gibi malzemelerin üst üste birbirini aşacak şekilde yerleştirilmesi ile elde edilir. Bu şekilde inşa edilen geçitler, malzemesi ne olursa olsun, ancak kısa mesafeli açıklıklar söz konusu olduğunda işe yarar.[2] (Naumann 1963: 24-32)

Roma’nın insanlık tarihine kazandırdığı köprüler ve suni limanlar ulaşımı etkilemiş ve tarihsel ilerlemeye büyük bir ivme sağlamıştır.

 

Antik Roma Köprüleri (Pons / Pontis)

 

Klasik Antik Dönem’in başlangıcında büyük akarsuları geçmek için geçici setler, ahşap direkler ve sallar kullanılırdı. Roma döneminde kalıcı geçişi sağlayan köprüler inşa edilmeye başlandı. İlk aşamada ahşap dal köprü yahut asma köprüler kullanılırken, Roma inşaat tekniğinin etkisiyle taş köprüler inşa edildi.

 Köprüler, genelde toprak set için çok derin çöküntü veya vadiler ve nehirleri karşıya geçmek için inşa edilirdi. Roma’da köprü, pons / pontis sözcüğüyle ifade edilirdi. Sözcüğün ilk anlamı “asma köprü” iken, sonraları sadece “köprü” olarak genelleşti.

Pons sözcüğü, ilk köprünün dini bağlantısı olan Pontifex Maximus’dan (Roma’nın başrahibi) geliyordu. Çünkü ilk ahşap köprü dini amaç taşıyordu. Bu anlayış, günümüz Papalık kurumuna (pope) kadar gelmiştir.

Tuna nehrini duba/şamandıra düzeneğiyle geçen Roma Lejyonu, sonraki dönemlerde inşa edecekleri köprülerle geçecekti.

En erken köprüler ahşaptandı. Roma’daki en eski ahşap köprü Etrüskler tarafından inşa edilmiş olmalıydı. Genelde en eski ahşap köprü kral Ancus Marcius’a atfedilir (Pons Sublicius). Sonraları köprü ayakları taştan, geçiş kısmı ahşaptan yapılmaya başlandı.








Silindirik sistemle suyun boşaltılıp harç aracılıyla akarsulara köprü ayakları inşa edilerek, günümüzün köprü inşasına giden yolu açtılar. (Arşimet vidası türbini).[3]

Bağlayıcı taşları keşfederek kemerli köprüler inşa ettiler. Günümüzde dahi kullanılan bu köprülerin benzerini Osmanlı döneminde Mimar Sinan kullanmıştır.

Pons Fabricius (Ponte dei Quattro Capi ): Tiber Adası ve batı yakasını bağlar. Geç Cumhuriyet Dönemi (Cassius Dio’ya göre MÖ.62’de yapıldı). Yolların yapımından sorumlu olan ve Fabricia ailesinin bir üyesi olan Lucius Fabricius tarafından yaptırıldı. Roma’daki en iyi korunmuş Roma köprüsüdür.


Justinian Köprüsü
: Erken Bizans Dönemi’nin Anadolu’daki en görkemli anıtsal yapılarındandır. Serdivan/Sakarya Köprüsü olarak da bilinen Sakarya nehri üzerindeki köprünün uzunluğu 365 m. genişliği 9.85 m.’dir. Toplam 12 kemerlidir. MS. 558-560 yıllarında İmparator Justinianus tarafından yaptırılan köprünün bir kenarında yak, diğer kenarında apsisli yapı yer alır. Yapı pontogebphyra (Rumca beş köprü) olarak hatalı bir isimle anılır. 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır.

Adana Taş Köprü: Hadrianus dönemi eseridir. Halen kullanılan en eski köprülerdendir. Aslen 21 gözlü olan köprü, Seyhan Nehri'nin ıslahı sırasında 7 gözünün toprak altında kalmasıyla 14 gözlü olarak hizmet vermektedir.

Silifke Taş Köprü: Şehir merkezinden geçen Göksu nehri üzerindedir. Aslen yedi gözlü iken köprü gördüğü onarımlar sonrası beş gözlü hale gelmiştir.


Kemere Köprüsü
: Bartın’ın Amasra ilçesindedir. Amasra Kalesi'nin yarımada ile Boztepe Adası'nda bulunan iki kısmını birbirine bağlan Roma dönemi köprüsüdür.

Çoğunluğu Ege ve Akdeniz antik kentlerinde bulunan Roma köprülerinin Karadeniz’de günümüze ulaşmayı başarabilen örnekleri enderdir. Ancak Karadeniz’in debisi yüksek akarsuları üzerinde bol miktarda bulunan “kambur” köprüler, Roma teknolojisi ürünüdür.

 

Tüneller

 

Seyrek kullanılmış olmalarına rağmen tünellere ait kanıt vardır. Uzun bir yol yerine daha kısa bir ulaşım sağlardı. En güzel örnek Furlo Tüneli’dir. Pesaro yakınlarındaki Via Flaminina üzerinde Furlo Gorge’da sağlam bir kireç taşı çıkıntısı kesilerek yapılmıştır. İmparator Vespasian bu kayayı MS. 76-77’de kestirmişti. Bu tünel 5.48 m genişlik, 5.95 m yükseklik ve 38,3 m uzunluğundaydı. Bugün hala kullanılmaktadır.

Diğer eski tünel ise Umbrialılar tarafından kazılan Pozzuoli tünelidir. Napoli yakınında Via Domitiana üzerindedir. 4 m genişlik, 5 m yükseklik ve 705 m uzunluğundadır.

Anadolu’daki en önemli örneği Hatay’daki (Samandağı) Titus tünelidir. Su tahliyesi için kullanılmıştır.

 

Su Kemerleri

 

Romalılar su kemerleri inşasında da önemli ilerleme kat etmişlerdi. M.Ö. 4. yüzyıl sonlarına kadar suyu kuyudan, kaynaktan veya sarnıçlarda biriktirilen yağmur suyundan sağlayan Romalılar, M.Ö. 312’de ilk su kemeri Aqua Appia’yı inşa ettiler. İnşaat, Censor Appius Claudius Caecus’un idaresinde gerçekleştirildiği için, su kemeri (ve yukarıda bahsettiğimiz aynı tarihte inşa edilen Roma yolu Via Appia da) onun adıyla anıldı.

M.Ö. 312’den, İmparator Traianus (M.S. 98117) zamanına kadar Roma’da on su kemeri inşa edilmişti; Traianus zamanında inşa edilen su kemeri de imparatorun adıyla anılmaktadır (Aqua Traiana). İmparatorluğun hemen bütün eyaletlerinde kentler su ihtiyaçlarını su kemerleriyle kaynaklardan getirilen suyla sağlıyorlardı.[4]

Roma’nın egemen olduğu Akdeniz dünyasının çeşitli bölgelerinde su kemerlerini görmek mümkündür. Aspendos’ta bulunan su kemeriyle İstanbul’a su taşıyan kemer en ünlüleridir.

 

Limanlar

 

Bir körfez ve burunlardan oluşan doğal limanlar, denizcilik tarihi boyunca tercih edilen en önemli ulaşım sistemi olmuştur. Antik Romalılar, doğal limanlar dışında her iki yandan dalgakıranlarla sınırlandırılan yapay limanları inşa ettiler.

Yapay olarak kazılmış koylar da yapay limanlar sınıfına girdi.

Antik Roma’da limanların bir kısmı sadece askeri deniz kuvvetlerine aitti. Büyük çoğunluğu ise ticaret amaçlıydı. Deniz ulaşımı, karaya göre çok daha fazla kullanılan bir ulaşım aracıydı.

İtalya sahilleri çok az sayıda doğal limana sahipti. Bu yüzden yapay bir liman inşa edilmek zorundaydı.

Birçok liman Roma’nın kuzey ve güney sahillerine konumlandırılmıştı. En ünlüsü Roma’ya deniz ulaşımını sağlayan Ostia limanıydı.

Kuzey Afrika’da (Libya) bulunan Leptis Magna ve İstanbul-Yenikapı limanları, diğer ünlü limanlardı.

Akdeniz ve Karadeniz’de Roma Dönemi’nde yaklaşık 1000 kadar liman vardı.

Ayrıca kuzey eyaletlerde ve nehir boylarında çok sayıda liman ve iskele vardı.

Romalılar, eski liman inşaatlarında kullandıkları teknikleri geliştirdi ve daha büyük ölçekli limanlar yaptılar. İnşaat sektöründeki yenilikleri limanlara da uyguladılar. Örneğin su altına döşenen hidrolik beton ve temeller kullandılar.[5]

21.05.2025, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

Gazzola, P. 1963, Ponti Romani, Firenze

Naumann, R. 1963. “Die hethitische Brücke über die Schlucht bei Büyükkaya (Bogazköy)”, “Boğazköy üzerindeki Hitit köprüsü”, Berlin'deki Alman Doğu Derneği Yay.

Kaplan, Davut. 2022, “Roma’da Yollar, Rotalar”, 19 Mayıs Üniv. Arkeoloji Bölümü.

Kaplan, Davut. 2021, “Nehirler, Kanallar, Limanlar, Fenerler”, 19 Mayıs Üniv. Arkeoloji Bölümü.

Tekin, Oğuz. 2011, Hellen ve Roma Tarihi, Anadolu Üniv. Yay.

Kolb, Anne. 2001, “The cursus publicus”, British Library Press


Dipnot:

[1] Gazzola 1963: 14 (Akt. Dicle Kaya Derinoğullu, “Köprü Mühendisleri Olarak Roma Lejyonları” adlı makaleden )

[2] Naumann 1963: 24-32

[3] Kaplan, 2022

[4] Tekin, 2011; 92

[5] Kaplan, 2021

14 Mayıs 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi - Roma Mil Taşları

 


Karadeniz Arkeolojisi - Roma Mil Taşları

 

Yollara çok önem veren Romalılar, ana yolların belli noktalarına mil taşları koymuştur. Yolun yönünü ve merkeze uzaklığını gösteren bu taş, yuvarlak beyaz mermerden yapılmıştır. Bazı Roma mil taşlarının üzerinde dönemin Roma İmparatorunun ve yöneticilerinin (vali) isimleri yazılıdır.

Zamanla yollar ortadan kalksa bile, bulunan mil taşları Roma yollarının mevcudiyetini gösteren önemli buluntulardı. Yollar üzerinde uzaklıkları gösteren mil taşları yolların kenarına dikilir ve her biri bir millik mesafeye dikilmiş olurlardı.

 

Mil Taşları “Milliarium”

 

Augustus (MÖ. 27 - MS. 14) tarafından Forum’un merkezine “Milliarium Aureum” adında yaldızlı bir mil taşı –sütun- yerleştirildi ve mil taşlarının başlangıç noktası olarak seçildi. Fransız şair ve filozof Alain de Lille’nin 1175’te söylediği meşhur söz, bu durumu ifade eder: “Mille viae ducunt hominem per secula Romam” (Tüm yollar Roma’ya çıkar). Lille’nin “Bin yol bir insanı sonsuza dek Roma'ya götürür” deyişi de yapılan işin mükemmelliğini ve yol ağı merkezinin Roma’da olduğunu gösterir.[1]

Böylece Roma’nın bütün mil taşlarının ölçüsü Milliarium Aureum’dan hesaplanacaktı. Bu sistemle yolcular Roma yolu üzerinde olduğunu bilecek ve iki nokta arasındaki standartlaştırılmış mesafe ve yönüne sahip olacaktı. Mil taşları yahut “Milliarium” denilen bu taşlar, kilometre taşı anlamına gelip yolların kenarlarına dikilirdi. Yol kenarına belirli aralıklarla dikilen bu taşlar, krallık döneminde kare şeklinde iken, cumhuriyet döneminde silindir şekline dönüşmüştü. [2]

Mil taşlarıyla ilgili kurallar, MÖ. 451-452’de çıkarılan 12 Levha Kanunları ile belirlenmiştir. Mil taşlarına ilişkin bazı kurallar şöyleydi:

1. Kilometre taşının atfedildiği kişinin unvanı, en yüksek unvan olan Senato’nun verdiği veya kişinin kendi askeri çabası ve becerisiyle kazandığı ödüllendirme (taltif) olan IMPERATOR’ dur.[3]

2. Kısaltmanın devamına unvanı kazanan veya verilen şahsın, varsa, aile, soy, silsile adı yazılır. Romalılar buna gentil nyme (name) derler (Anaerkil ya da ataerkil ailenin adı).

3. Gentlice ailenin adından sonra bu şahsın kazandığı başka bir ad ve unvan belirtilir.

4. İsim ve unvanlardan sonra sütunun kim tarafından veya ne için dikildiği belirtilir.[4]

5. Miliaria’yı diken, yazan kişinin adı ve görevi veya unvanı yazılır.

6. Miliaria’nın dikildiği yerle bir sonraki yerleşim yerinin adı ve uzaklığı belirtilir ve miliaria taşının en alt tarafına yazılırdı. (Kaynak için bkz. tarihçi Quintilian)

En ünlü mil taşı, yukarıda bahsettiğimiz gibi Milliarium Aureum idi.


 

Altın Mil Taşı "Milliarium Aureum"

 

Mermer veya yaldızlı bronzdan yapılmış, İmparator Augustus tarafından Antik Roma'nın merkezi Forumundaki Satürn Tapınağı yakınına dikilmiş bir anıttır. Tüm yolların bu anıttan başladığı düşünülüyordu ve Roma İmparatorluğu'ndaki tüm mesafeler ona göre ölçülüyordu. Üzerinde belki de imparatorluktaki tüm büyük şehirler ve onlara olan mesafeler listelenmişti ancak anıtın kesin konumu ve yazısı tarihçiler arasında tartışma konusu olmaya devam etti.

Mil taşlarının bir başka işlevi, yerleşimlerin birbirlerine olan mesafeleri yanında bölgenin topoğrafyası hakkında da çeşitli bilgiler içermesiydi. Bu bilgiler aracılığıyla askeri haritalar çizilebiliyor, kentlerin haritaları çıkarılıyordu.[5]

 

Anadolu’da Mil Taşları

 

Anadolu’da mil taşları çokça mevcuttur. Bunun sebebi, hem bir ticaret merkezi olması hem de ağırlıklı olarak Augustus’la birlikte Roma da meydana gelen eyalet değişimleri ve buna bağlı olarak yol ağının batıdan ziyade doğuya doğru gelişmesi; aynı zamanda Roma’nın, Anadolu üzerinde hak iddia eden Partlar ve Sasaniler’le olan mücadelesini söyleyebiliriz.[6]

Bu mil taşlarının günümüz açısından bir diğer önemi ise: Bir şekilde kayıtlarda bulunamayan yerel yöneticilerin isimlerinin tespitidir. Amasya’da Severus Alexander döneminde yöneticilik yapan, Q. Faltonius Restitutianus mil taşlarından belirlenmiştir. [7]

Mil taşları, bölgede görev yapanların sürelerini; bölgenin ismini, geçitleri, ülke sınırlarını, eyalet sınırlarını ve Roma yol ağının belirlemesini kolaylaştırıyordu. Son zamanlarda keşfedilen bir takım mil taşlarının yardımı olmasa idi, Anti-Toros yollarının geri kalanlarını anlamak imkânsız olurdu.

Mil taşlarının çapı ortalama 50, 60 cm., kare ve silindir şeklinde ve toplamda 180 – 300 cm. toprak üstünde 150 cm. bırakılırdı. Gayet kolay seçilebilir şekilde yapılmışlardı.

Fatsa’da Bulunan Roma Mil Taşı. 
(Kaynak-Arkeolog Ali Rıza Nal)
 

Fatsa’da Bulunan Mil Taşı

 

Bölgemizde de Antik Roma izlerine Mil Taşları vasıtasıyla ulaşabilmekteyiz. Fatsa ilçesinde Roma İmparatorluğu döneminde, milattan sonra 239 yılı civarında dikilen bir mil taşı, bir caminin bahçesinde 56 yıldır oturak olarak kullanılmaktaydı. Önemli bir tarihi eser olduğu tespit edilen taş, cami bahçesinden kaldırılarak Ordu Müzesine götürüldü.



Kaynak: Haber Global 

Fatsa’da Bulunan Mil Taşı Haberleri-
Kaynak: Fatsa Kültür Md. Cevat Erbil ve Arkeolog Ali Rıza Nal

Fatsa'nın Bolaman Mahallesi'nde, 1968 yılında inşa edilen Laleli Merkez Camii'nin temel kazısı sırasında bir taş bulundu. O dönemki vatandaşlar, taşın üzerindeki yazıları görünce şüphelenerek gerekli araştırmaları başlattı. Ancak herhangi bir sonuç alamayan halk, taşın düzgün yapısını göz önünde bulundurarak onu cami bahçesine yerleştirip oturak olarak kullanmaya karar verdi.

1970'li yıllardan itibaren vatandaşlar, bu tarihi taşın üzerinde oturup dinlendi; cemaat ve misafirler burada yıllarca sohbet etti. Ancak, Fatsa Cahit Zarifoğlu Anadolu Lisesi'nde görevli edebiyat öğretmeni Aydın Bal, yıllar sonra taşın üzerindeki yazıları yeniden fark etti. Bunun üzerine Bal, Fatsa Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Cevat Erbil ile irtibata geçti. İlk incelemeler, Ordu Üniversitesi akademisyenlerinin de katılımıyla yapıldı ve Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü'nden Prof. Dr. Hüseyin Sami Öztürk tarafından Latince metin çevrildi. Böylece eserin önemi anlaşıldı.

Ordu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatları Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olan Doç. Dr. Seçkin Evcim, bulunan taşın önemli bir eser olduğunu ve Karadeniz Bölgesi'nde benzerlerine ulaşmanın zor olduğunu ifade etti. Evcim, "Taş, milattan sonra 239 yıllarına ait. Roma Dönemi'nde yolları gösteren ve aynı zamanda o yolu yaptıran veya onartan imparatoru onurlandıran mil taşları oldukça yaygındı. Anadolu'da bu konuda geniş çaplı çalışmalar yapılmıştır. Biz de önceki çalışmalara baktık ve bu taşın daha önce yayınlanmadığını belirledik" dedi.

Bu durum, bölgedeki tarihi eserlerin korunması ve tanıtılması açısından önemli bir örnek teşkil ediyor.[8]

14.05.2025, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

 

Kakuturu, Jahnavi-Toker, Alper. 2022, “Do all roads lead to Rome?” European Journal of Cardio, West Virginia University Press, Morgantown, USA

French, David; 1985 ‘’Roma Yolları ve Mil Taşları’’, III. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Ank.

Quintilianus, Marcus Fabius. (MS. 30-100); Aktaran: Gwynn, Aubrey (1926) Roman Education from Cicero to Quintilian. New York City Teachers College Press - s. 140

Ramsay, William. 1960 The Via Appia, Dictionary of Greek and Roman Antiquites, London,

Haber Global Web Haber Portalı


Dipnot:

[1] Kakuturu - Toker, 2022

[2] French, 1985; s. 145

[3] Genelde miliaria taşlarında unvan kısaca belirtilir; IMP ya da IMPER şeklinde yazılır. Latince imperator kelimesini ilk kullanan Augustus’tur. Askeri kumandan anlamına gelen bu unvan, rütbe ve mevkii olarak kralların üzerindedir ve bu tarih itibariyle çok büyük devletleri yönetenlere imparator denilecektir. 

[4] Bu amaç için belli fiiller kullanılır: “munivit: sabitleştirdi/yaptı; fecit: yaptı, restituit: yeniden yaptı, onardı veya yeniden inşa etti” biçimindedir.

[5] MÖ 6200 yıllarına tarihlenen Çatalhöyük ()Konya-Çumra) kent planını gösteren harita, dünyanın bilinen en eski haritasıdır. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

[6] Roma İmparatorluğu’nun batısı ve kuzeyi, yol ağı için çok müsait değildi. Sık ormanlar ve bataklıkların yanı sıra yerel kavimlerle olan sürekli savaş hâli engel olmakta idi. Asia, Arabia eyaletleri ve Mısır her zaman, batıdaki eyaletlere göre daha revaçta idi.

[7] Ramsay,1960, s. 301-302

[8] Haber Global, 01.11.024

7 Mayıs 2025 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Antik Roma Yolları

 


Karadeniz Arkeolojisi – Antik Roma Yolları

 

Antik Roma’nın ihtişamla anılan birçok özelliği vardı. Gladyatörler, parlak zaferler ve çılgın imparatorlar bunlardan sadece bir kaçı. Ancak Roma’nın tarihe armağan ettiği en kalıcı yapı, daha önce bahsettiğimiz gibi 322.000 km uzunluğundaki yollardı.

Birbirine bir ağ sistemiyle bağlanan bu yolların teknolojisi Etrüsklerden miras kalmıştır. Bu yollarla ilgili standartlar, MÖ. 451-452’de 12 Levha Kanunları ile belirlenmiştir. 12 Levha Kanunları tarihe mal olmuş en eski yazılı ilkelerdi. 12 bronz levha üzerine yazılan bu kanunlarda yargılama, özel mülkiyet, suç, ceza ve yurttaşlık hakları ile ilgili prosedürlerin yanı sıra, düz ve kavisli yollar için ayrı ayrı belirlenen ölçüler yer almaktaydı.[1]


Roma yol yapımında işçi istihdam edilirken daha çok kölelerden ve zorunlu çalışmaya mahkûm edilmiş suçlulardan yararlanılırdı. Ordu mensupları, askeri mühendisler ve lejyonlar da yol inşasının bir parçası olarak görev almaktaydı. Fethedilen bölgelerde ise ağırlıklı olarak esir edilen yerel unsurlar kullanılırdı.

Yollar için kullanılan malzemeler taş ocaklarından taşınıyor yahut yakın bölgelerden ithal ediyorlardı.

 

Yolların Adlandırılması

 

Antik Roma yolları Latince "viae" olarak isimlendirilirdi. Kökeni Latince vehere yani taşıma, getirme ve götürme anlamına gelen sözcüğe dayanıyordu. Belirli Antik Roma yolları özel bir isim taşımaktaydı. Özel yol ismi, çok kere yolu yapmak için emri veren devlet görevlisi censor’ün adını taşıyordu. Censor, Roma Cumhuriyeti zamanında en yüksek devlet rütbesi olan konsül’ün bir altıydı. Yollara adını veren censorlar, sonradan konsül rütbesini taşısalar da yol ismi censor rütbesinde iken verdikleri emire dayanmaktadır.

Roma yolunda büyük bir değişim yapıldığında; yol sathınım tümünü değiştirilmesi veya yol güzergâhının değişmesi durumunda isim tümüyle değiştirilebilirdi.

Roma yolları, küçük yerel yollardan şehirleri, büyük kasabaları ve askeri üsleri birbirine bağlamak için inşa edilen geniş, uzun mesafeli yollara kadar çeşitli türlerdeydi. Bu ana yollar genellikle taş döşeli ve metal kaplıydı; drenaj için bombeliydi ve patikalar, at yolları ve drenaj hendekleriyle çevriliydi.

Ticaret için bariz avantajları olmasına rağmen, yollar birincil ticaret kaynağı olmadı. Karayollarında gerçekleşen ticaret ve ulaşımın çoğu kısa rotalarla sınırlıydı, çünkü deniz trafiği çok daha cazip bir alternatifti. Karayolları, malların kaynaktan doğrudan yakındaki bir limana taşınmasını kolaylaştırıyordu veya lejyoner malzemeleri deniz yoluyla nihai mesafelerine kara yoluyla taşınabiliyordu. En yoğun kullanılan yollar, iç kesimlerdeki kasabaları eyaletlerdeki yakın limanlara ve Ostia gibi limanlardan İtalya'daki Roma'ya bağlayan yollardı.

Roma’da takriben 37 yol inşa edilmişti. Bu yolların inşa tarihlerine göre en önemlileri:  Via Sacra, Via Campania, Via Salaria, Via Latina, Via Appia, Via Flaminia, Via Aemilia, Via Egnatia ve Via Sebaste idi.

Appian Yolu: Via Appia, en ünlü Antik Roma yoludur. Censor Appius Claudius Caecus tarafından Roma ile Campania ve Capua‟yı birbirine bağlayan askerî bir yol olarak inşa edildi. Via Appia en eski ve başlıca Roma rotalarından biridir. MÖ. 312 yılında açılmıştır. Roma’dan Boville’ye (yak. 18 km) uzanan bu yol, dünyada en iyi muhafaza edilmiş yollardan biridir. Via Appia, ünü ilk muhteşem ölçü ve bilimsel temeller üzerine konulmasından gelmektedir. Bu yol üstesinden gelinmesi gerekilen çok sert doğal engellere sahipti ama uygulanan yöntem sayesinde köprüler ve geçitler inşa edilerek bu zorlukların üstesinden gelindi ve tamamlandığında yolların kralı unvanını almaya hak kazandı.[2]

Via Sacra (Kutsal Yol): Antik Roma’nın ana caddesi olan bu yolun Roma tarihi için ayrı bir önemi vardır. Roma’daki 7 tepeden biri olan Palatinus tepesi üzerine Romulus‘un ilk şehri kurduğu noktada başlar, Capitolium tepesine ulaşır.[3]

Via Campana: Tiber Nehri’nin kara bağlantısı olan bu yol, nehrin kıyısındaki vadi boyunca ilerleyerek Roma önlerine gelir.

Via Salaria: Kim tarafından ve kaç tarihinde inşa edildiği bilinmeyen bu yol, başlangıçta Roma’da Via Campana’nın bittiği yerden başlar ve tuz bu yol vasıtası ile Sabinler bölgesine ve Orta İtalya’ya sevk edilirdi. 60

Via Latina: En eski Roma yollarından biridir. Roma’yı Beneventum’a bağlar.

Via Flaminia: Gaius Flaminius tarafından MÖ. 220 inşa edildi. Roma’dan Apennine Dağları üzerinden Ariminum’a ulaşır ve Roma’yı Adriyatik Denizi’ne bağlar.

Via Aemilia: En önemli Roma anayollarından biridir Kuzey İtalya Ovası’nda, Ariminium’dan yani Via Flaminia’nın bittiği yerden başlar ve kuzeydoğuya doğru (283 km) Placentia’ya uzanır; Ravenna hariç, bölgenin en önemli şehirlerini Roma’ya bağlar.[4]

 

Anadolu’da Antik Roma Yolları

 

Sebaste Yolu: Roma’nın Anadolu’da inşa ettiği en önemli yoldur. MÖ. 6’da Augustus tarafından inşa edilen Via Sebaste, Ramsay’in araştırması esnasında ortaya çıkarılan mil taşı sayesinde varlığı ve güzergâhı tespit edildi.[5]

Via Sebaste, Lykaonia ve Galatia Bölgeleri’ni Akdeniz’e bağlayan en kısa yollardan biridir. Seydişehir’den geçerek Toroslar üzerinden Alanya’ya ve Antalya’ya ulaşır. Suğla (Trogitis) Gölü’nün kuzeyinden geçerek Isauria’ya ve Akdeniz’e ulaşır.


Via Sebaste, MÖ 6 yılında Romalı vali Cornutus Arruntius Aquila tarafından inşa edilen askeri bir yoldur. Pisidia’daki Antiocheia’dan başlayarak Taurus Dağları’nı aşarak Perge’ye ulaşır ve Roma kontrolü için stratejik öneme sahiptir. Yol, 6-8 metre genişliğinde olup tekerlekli araçların geçişine uygundu. Aziz Pavlus’un birinci misyonerlik yolculuğunda burayı kullanmış olabileceği düşünülmektedir. Roma döneminde iki kez büyük onarım görmüş, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde daraltılarak basamaklı hale getirilmiştir ve 19. yüzyıla kadar kullanılmıştır.[6]

Anadolu’da yolların inşa edilme gayesi, merkezi yapıyı güçlendirmek ve eyaletleri Roma’ya bağlamaktı. MÖ. 129’da Prokonsül Manius Aquilius, Asia eyaletinin yollarını tanzim ederek Roma için bu bölgede meydana gelecek tehlikelerin önüne geçmeye çalışmıştır.[7]

 

Anadolu’da Roma Egemenliği

 

Augustus Actium Savaşı’ndan sonra en önemli mücadeleyi Anadolu’da Homonadlar’a karşı vermiştir. Augustus’un görevlendirmesiyle Public Sulpicius Quirinus bölgeyi Roma hâkimiyetine tâbi kılacak ilk atılımı yapmış ve bu savaşla bölgeyi tamamıyla Roma hâkimiyetine almıştır.[8]


Roma’nın hâkimiyetinin kalıcı olması için ihtiyaç duyulan insan gücünü yine bölge haklından temin etmiştir. Bölgedeki insanlara Roma kültürü zorla benimsetilmişti.[9]


Anadolu’da Roma kolonilerinin temeli, Galler Lejyonu tarafından Antiocheia’da (günümüz Antakya’sı) atıldı. Kazanılan zaferi sağlama almak ve kolonilerin bağlantısını sağlamak amacıyla da bir yol ağı oluşturuldu. Doğu sınır hattındaki garnizonlar, güneyden kuzeye doğru; Zeugma, Samosata, Melitene ve Satala biçiminde sıralanmaktaydı. Haliyle yol ağı Doğu Karadeniz’e doğru ilerleyerek sahile ulaşıyor ve kıyı kesimini boydan boya kapsıyordu. 

Anadolu’da yolların büyük bir bölümü Augustus zamanında (MÖ 27-MS 14) inşa edilmiştir. Trajan (MS. 98- 117) ise, Roma İmparatorluğu’nun sahip olduğu en önemli yolların mimarıdır, Anadolu’da mevcut Roma yollarını geliştiren de Trajan’dır.

 

Devam edecek: Roma Mil Taşları, Köprüler ve Limanlar

 

07.05.2025, Ünye Kent

 

Kaynaklar:

 

Tekin, Oğuz. 2008, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İletişim Yay.

Ramsay, William. 1960 ‘‘ The Via Appia’’ Dictionary of Greek and Roman Antiquites, London,

Mitchell, Stephen (2012). "Via Sebaste” The Oxford Classical Dictionary

Hamilton, Gray. 1844, The History of Etruria, 2.Cilt, 3. Baskı, Piccadilly, London,

Livius. Titus. MÖ. 1. Yy. Ab Urbe Condita, "Kentin Kuruluşundan İtibaren"

Robinson, David M. 1924. “A Preliminary Report on the Excavations at Pisidian Antioch and Sizma’’, American Journal of Archaeology. Vol. 28, No: 4 oct- dec 1924


Dipnot:

[1] Tekin, 2008; s. 199

[2] Ramsay, 1960, s. 1194

[3] Hamilton, 1844; s. 25

[4] Livy, 39. S. 2.3.4

[5] Ramsay, 1960, s. 48

[6] Mitchell, 2012

[7] Ramsay, 1960, s. 48

[8] Tacitus, Annales, Book III. 48

[9] Robinson, 1924; p. 435- 444