Fransa’da Neler Oluyor?
Hafta başından itibaren Paris’in kalbi sayılan Şanzelize
Bulvarı, silahlı devlet güçleri tarafından işgal edildi. Liberalizm kavramının beşiği, uygulamadaki öncüsü Fransa’dan
bahsediyoruz, hatırlayalım lütfen: “Liberté,
égalité, fraternité”...
Özgürlük, eşitlik, kardeşlik!
Üç hafta önce yazmıştık: İsrailli tarihçi Harari’nin “Liberalizm” tespitinden
yola çıkarak “Hangi Liberaliz?” demiştik.[1]
Yine Fransa, yine insanlar sokakta ve yine terör...
Fransa’da Neler Oluyor?
Liberalizmi tarihte ilk uygulayan topluluk Fransa, “Özgürlük,
Eşitlik, Kardeşlik” sloganıyla 1789’da bir devrim gerçekleştirdi.
Odur budur, Fransa insanlık tarihinin “öncü” gücü kabul
edildi.
1848-50 Fransa’da Sınıf Savaşımları, 1870 Paris Komünü, 1968
Mayıs Olayları...
Hepsi de Fransız kökenli.[2]
Fransa’da son protesto dalgası, 17 Eylül’de Paris çevresindeki liselerde başlayan eğitim sistemi
karşıtı gösterilerle ortaya çıktı. Öğrenci gösterileri anında geniş bir
toplumsal harekete dönüştü. Hayat pahalılığı, ücretlerin alım gücünü
koruyamaması, kamu hizmetlerine ayrılan kaynaklar ve hükumetin bütçe
politikaları da protestoların gündemine girdi.
İşçiler, işsizler, öğrenciler, emekliler, sendikalar,
göçmenler ve Sarı Yelekliler...
Liseli öğrencilerin başını
çektiği hareketin destekçileri arasına girdi.
Liseli gençler bu defa Sarı Yelekliler’den rol kaptı, el
aldı.
Kim Bu Sarı Yelekliler?
Fransızcada “Gilets
Jaunes” olarak adlandırılan Sarı
Yelekliler, 2018 yılında Fransa’da ortaya çıkan, belirli bir siyasi partiye
veya tek bir lidere bağlı olmayan toplumsal protesto hareketidir. Adını,
sürücülerin araçlarında bulundurmak zorunda olduğu fosforlu sarı yeleklerden
alır.
Hareket, başlangıçta akaryakıt fiyatlarına ve planlanan
yakıt vergisi artışlarına yönelik tepkilerle gündeme geldi. Ancak protestolar
kısa sürede ekonomik eşitsizlik, satın alma gücünün azalması, vergi
politikaları ve kırsal bölgelerde kamu hizmetlerine erişim gibi daha geniş
konuları kapsadı.
Hareketin temel hedefleri arasında daha adil gelir dağılımı,
referandum hakkı ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi yer alır. Gösterilerde
polis müdahaleleri ve şiddet olayları sıkça yaşandı.
Tartışmaların önemli başlıklarından biri, Fransa’nın 2027
bütçesi için gündeme gelen yaklaşık 54 milyar avroluk mali düzenleme paketidir.
Hükümet, bütçe açığını azaltmak amacıyla harcama kısıtlamaları ve gelir
artırıcı önlemler üzerinde duruyor. Sendikalar ve protestocular ise bu
politikaların ücretler, eğitim, sosyal destekler ve kamu hizmetleri üzerindeki
olası etkilerine itiraz ediyor.
Öğrencilerin talepleri arasında okullara daha fazla kaynak
ayrılması, öğretmen açıklarının giderilmesi ve eğitim koşullarının
iyileştirilmesi bulunuyor.
Çalışanlar ve sendikalar
ise ücretlerin
artırılması, alım gücünün korunması ve sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi gibi
konuları öne çıkarıyor.
İşsizler ve göçmenler, nüfusları gibi sorunları da gün
geçtikçe artmakta...
Emekliler ise bu gelişmelerden olumsuz yönde etkilenenlerin
başında geliyor. Macron yönetimi, emekli aylıklarının dondurulması ve reel olarak
geriletilmesi kararlarını savunuyor. Emeklilerden yapılan kesintilerden elde
edilecek kaynağın milli eğitim bütçesine aktarılacağı iddia edildi. Böylece kuşaklar arası dayanışma
sabote edilecek ve ekonomik darboğazın mağduru gruplar birbirine düşürülecekti.
Ancak uygulamada bunu bile başaramadılar.
Hükümetin eğitim alanında 3 bin ek yedek öğretmen
görevlendirme açıklaması yaptığı, bazı üniversite kayıt ücretlerine ilişkin
artış planlarından da vazgeçtiği bildirildi.
Fransa’da bozulan sosyo-ekonomik yapıdan en karlı çıkan
kesim Fransız Sağı idi.
2024 yılında yapılan erken genel seçimlerde Jean-Marie Le Pen’in Sağ Partisi RN (Rassemblement National-Ulusal Birlik), 10 milyon 4 yüz bin oy
alarak rekor kırdı.
Aşırı sağ ittifak, ilk turda oyların yüzde 33,15'ini
toplayarak birinci oldu.
Macron'un neoliberal politikaları, Fransız
Sağı’nı güçlendirmekle kalmadı, yabancı düşmanlığını körükledi ve sosyal
sorunlara yol açtı.
Fransa’da iktidardaki güçler protestocuların taleplerini
karşılamak yerine Fransa’da daha büyük gösterilere zemin hazırladı.
17 Ekim’deki gösterilerin büyük bölümü başlangıçta barışçıl
yürüyüşler biçimindeydi. Akabinde bazı
kentlerde protestolar şiddet olaylarına dönüştü. Paris, Marsilya, Lyon ve
Limoges gibi kentlerde polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı; bazı
mağazalar yağmalandı, araçlar ateşe verildi ve kamu binaları zarar gördü.
Limoges kentindeki belediye binasında çıkan yangın, olayların en dikkat çekici
örneklerinden biri oldu. Marsilya’da belediye binasına saldırıldı, Lyon’da ise
turizm ofisleri ateşe verildi.
Başlangıçta basitmiş gibi görünen Liselilerin eylemi
Fransa’yla sınırlı kalmadı. Paris’in bariyerlerle kapatılmış bulvarlarından
Milano’nun gösterilerle sarsılan caddelerine, Brüksel-Midi istasyonunun barikatlarından
Lizbon ve Tiran sokaklarına kadar Avrupa genelinde kitlesel bir öfke dalgasına
dönüştü.
Fransa’daki Eylemlerin Siyasi Sonucu Ne Olacak?
Protestolar, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetiminin son döneminde Fransa’nın ekonomik ve siyasi sorunlarını
yeniden teşhir masasına yatırdı.
Bütçe açığı, kamu harcamaları, eğitim sistemi ve gelir
dağılımı gibi konular hükümet ile muhalif gruplar arasında tartışmalara neden
oldu. Buna karşın mevcut gösteriler müesses nizamı yıkılacak düzeyde görülmüyor.
Hatta son gelişmeler. Sarı Yelekliler
hareketinin 2018’deki etkisine ulaşıldığı anlamına da gelmiyor.
Bugünkü hareket, farklı talepleri olan grupları bir araya
getirmiş durumda ancak bu grupların ortak bir siyasi program etrafında birleşmesi
henüz söz konusu değil. Üstelik eylemlerin boyutu büyüyüp yaygınlaştıkça,
iktidarın zor aygıtları da sahaya inmekte gecikmemiş, orantısız güç uygulamaya
başlamıştır.
Fransa’daki gelişmelerin seyrini, hükumetin bütçe ve eğitim
politikalarına ilişkin atacağı adımlar, sendikaların tutumu ve protestoların
sonraki günlerde ne ölçüde devam edeceği belirleyecek.
Şimdilik Fransız İhtilali’nin önderlerinden Danton’un “Atılım, atılım, atılım!”
dediği evreyi yaşıyor Fransa sokakları... Olan biteni, yalnızca Sarı
Yeleklilerin geri dönüşü olarak değerlendirmek doğru değil. Eğitim sorunlarıyla
başlayan gösteriler, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin kaygılarla
birleşerek ülke çapında bir toplumsal tepkiye dönüştü. Sarı Yelekliler ise bu
tepkinin içinde yer alan gruplardan biri olarak yeniden gündeme geldi.
Avrupa’ya Yayılan Öfke
Paris’in bariyerlerle kapatılmış bulvarlarından Milano’nun
gösterilerle sarsılan caddelerine, Brüksel-Midi istasyonunun barikatlarından
Lizbon ve Tiran sokaklarına kadar Avrupa genelinde kitlesel bir öfke dalgası
yayılıyor. Televizyon bültenleri ve dijital medya akışları ise bu hareketliliği
çoğunlukla aynı yüzeysel anlatıyla sunuyor: Biber gazı bulutları, alev alan çöp
konteynerleri, polisle çatışan maskeli gruplar ve "kamu düzenini bozan"
sokak kargaşası...
Oysa televizyon kameralarının odaklandığı anlık patlamaların
ve gazete başlıklarının ötesine geçtiğimizde, sokaklardaki hareketliliğin
münferit birer protesto gösterisi olmadığını anlarız. Karşımızda; İkinci Dünya
Savaşı sonrası inşa edilen refah devleti modelinin çözülüşü, kemer sıkma
politikalarının yıkıcı etkisi ve kamu kaynaklarının sermaye odaklarına
transferiyle derinleşen sistemik krizler bütünü yer alıyor.
Avrupa sokaklarını dolduran kitlelerin öfkesini nasıl
yorumlamak gerekiyor?
Fransa özelinde yeniden ivme kazanan Avrupa toplumsal
hareketinin analizini sosyo-ekonomik boyutlarıyla ele alınca karşımıza neler
çıkıyor?
Devam edecek: Avrupa
Sokakları Ne Anlatıyor?





