5 Ocak 2009 Pazartesi

Filistin Kronolojisi


Dokuz gün önce ajanslara bir haber düştü:
İsrail, Gazze’ye saldırıyor. Günlerden Cumartesi, 27 Ocak 2008. Çoluk çocuk demeden yüzlerce kişinin ölümüne sebep olacak bu saldırı, belki aylar önceden planlandı. Belki de yıllar önce düşünülen bir stratejinin gereğiydi.
Neydi de, ne olmuştu fokur fokur kaynayan Ortadoğu kazanına? Jandarma ABD’nin tam bölgeden “asker çekme” niyetini uygulamaya koyacağı aşamada, İsrail sıkça giriştiği katliamlarından birini daha neden uygulamaya koymuştu?
20.000 km. karelik alanda, 10 milyon insanın paylaşamadığı neydi?
Kudüs, Mescidi Aksa, Beyt-ül Rahim, Nablus, Cenin, Ramallah ve Gazze…
Gelinen yer ve neden bu noktaya varıldığı; olsa olsa tarih’in bize çizdiği motiflerle ilgilidir. Gelin Filistin tarihine bir göz atalım.


Filistin Kronolojisi:


Yerleşik topluma geçiş evresinde dünya

Anadolu'da ilk yerleşimler


Bereketli Hilal




Tarıma dayalı ilk kalıcı yerleşimler, Mezopotamya'ya komşu ve yeterli yağış alan Anadolu ile Levant bölgelerinde ortaya çıkmış olsa da, dünya tarihinde ilk şehirler Güney Mezopotamya'da görülür.

İ.Ö. 2000'de Arap hâkimiyeti,
İ.Ö. 1800'de Hitit egemenliği,
İ.Ö. 1286'da Mısır hâkimiyeti. Takiben Hz Musa öncülüğündeki İsrailoğulları buraya yerleştiler.
Hz Davud ve Hz Süleyman'ın yönetimleri. Sürgünler ve işgaller.
İ.Ö. 64'te Roma egemenliği.
Milat: Hz İsa. Milattan 6 ila 4 gün önce Beyt-ül Rahim’de doğduğu kabul edilir.
İ.S. 395'te Bizans Egemenliği.

637 İslam hâkimiyeti. Emeviler, Abbasiler, Fatımiler ve Selçuklular dönemi.


1094-1270 Haçlı Seferleri.

1516'da Osmanlı toprağı olur. (1516 – 1916) Osmanlı’nın mutlak egemenliği… 400 yıl.
Kudüs, Gazze ve Nablus sancakları. Yahudilerin Filistin hayali her daim vardır: 1896 Gazeteci Theodor Herzl'in önderliği.
Filistin Yahudi devleti için 21-31 Ağustos 1897'de Basel’de I. Siyonist Kongre. Örgütler kurulur, fonlar oluşturulur, Filistin'de yaşayan Araplardan topraklar satın alınır.
19 Mayıs 1901, Herzl, II. Abdülhamid görüşmesi. Filistin'de Yahudiler için bir yurt verilmesinin reddi.
1914, meşrutiyet ilanından sonra “Azınlık Hakları” adı altında Yahudilerin Filistin'deki Araplardan yeniden toprak satın alması.
1916, Sykes-Picot Antlaşması.
Osmanlı toprakları İngiltere, Fransa ve Rusya arasında paylaştırılır.
Filistin için uluslararası bir statü öngörüyor.
1917, İngiltere Yahudilerin Filistin'de yurt kurmalarını destekler.
1918 yılında Osmanlı askerleri Filistin'den çekilir. İngiliz hâkimiyeti.
1880-1918 arası Filistin'deki Yahudilerin sayısı 24 binden 65 bine, nüfusun % 10'una çıkar.
Arap- Yahudi gerginliğinin başlangıcı.
1933, Nazilerden kaçan Yahudiler de Filistin'e gelir. Nüfusun dörtte biri, 335 bin kişi olurlar.
1937, Peel Paylaşım Planı, Yafa ve Tel Aviv İngilizlerce Araplara terk edilir.
Faysal, bu planı reddeder. Filistin Arap Devletinin kurulmasına daha o yıllarda engel olur.
1947,Arap, Yahudi, İngiliz anlaşmazlığı Birleşmiş Milletler'de. Filistin ikiye bölünür, Kudüs uluslararası bir statüye kavuşturulur. Arap ülkeleri, BM önerisini reddeder.

1946 – 48 arası, Irgun ve Haganah gibi illegal Yahudi terör örgütleri sivil binalara, sivil hedeflere pek çok bombalı saldırılarda bulundu. İngilizlerin de olduğu pek çok sivilin saldırılarda ölmesi. Moshe Dayan, İzak Şamir, Menahem Begin, Golde Meir gibi isimlerin terörist ilan edilmeleri, İsrail kurulduktan sonra Başbakan, Milli Savunma ve Dışişleri Bakanlığı yapmaları, Batılılarca benimsenmeleri.

14 Mayıs 1948, İsrail Devleti kurulur.
Arap - İsrail savaşları.
Mısır Gazze Şeridini, Ürdün Batı Şeria’yı, kalan toprakları da İsrail işgal eder.
Paylaşımdan komşu Arap ülkeleri ve İsrail kazançlı çıkar. Filistin halkının toprakları paylaşılır.

1950, Yaser Arafat öncülüğündeki el-Fetih kuruldu.

21 Mart 1963, El Karameh Savaşı. İsrail 150 El Fetih askerini öldürür, 20 Ürdün, 28 de İsrail askeri ölür. FKÖ, İsrail’in çekilmesinden dolayı bu savaşı zafer olarak kabul eder.

1964, Kudüs'te diğer Arap ülkelerinin desteğiyle Filistin Kurtuluş Örgütü ve buna bağlı olarak Filistin Kurtuluş Ordusu kurulur.

1967 Altı Gün Savaşı yenilgisi, Ahmet Şukayri önderliğindeki FKÖ’nün prestij kaybı. Nasırcılığın sonu. Mısır, Ürdün ve Suriye yenilir. Gazze, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri İsrail'in eline geçer. 1 milyondan fazla Filistinli komşu Arap ülkelerine ve özellikle de Ürdün'e kaçar.
1967 Kasım'ında George Habbaş'ın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi kurulur.
1968 Haziran'ında el-Fetih hareketi FKÖ'ye hâkim olur.

Eylül 1970 - Kara Eylül: Ürdün’e sığınan 1,300,000 mülteciyi sınır dışı etmek için Zerka kampına Ürdün askerlerinin İsrail destekli yaptığı baskın, binlerce Filistinlinin katledilmesi. 7 Haz. 1970’de başlayan çatışmalar Eylül’de son buldu.
15 Eylül 1970, FHKC, toplam sayıları 5'i bulan İsrail bağlantılı uçak kaçırma eylemleri.

17 Mayıs 1971- İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom, THKP-C tarafından kaçırıldı. Balyoz Harekâtı, İstanbul ev ev aranıyor, tutuklamalar yoğunlaşıyor, 23 Mayıs’ta Elrom’un ceseti bulunuyor. Mossad ile Türk istihbaratı ilişkileri…

1972 Münih Olimpiyatları’nda Ebu Nidal'ın Kara Eylül örgütü İsrail'li 11 sporcuyu rehin alır, sporcular ve eylemciler öldürülür. Aynı yıl Viyana uçağı kaçırılır, Ben Gurion hava alanında 24 sivil öldürülür. (FHKC ve Japon Kızıl ordu).

1973 Arap-İsrail Savaşı, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'dan çekilme eğilimi, FKÖ’nün uzlaşma ve Arap -Filistin yönetimi kurma düşüncesi. 1. Petrol Krizi, OPEC’in fonksiyonel konumu. Arap güçlerinde bölünme. İsrail'in bölgedeki varlığını tanımayacak olan FHKC ve FDHKC (Ret Cephesi), Suriye ve diğer Arap ülkeleriyle birlikte tavır alışı. Suriye müdahalesi. Çatışmaların Lübnan’a sıçraması.

FKÖ (Arafat), Suriye ve Libya karşıtı Arap ülkelerinin desteğini alır, Filistin'in tek yasal temsilcisi olduğunu ilan eder.

21 Aralık 1975, OPEC Baskını: Viyana’da toplanan OPEC toplantısı, Carlos (Çakal, Ilich Ramirez Sanches) ve Hans Joachim Klein tarafından basılır.

1976 Lübnan iç savaşı ve Tel El Zaatar Katliamı: FKÖ ve LUH (Lübnan Ulusal Hareketi), Falanjistlerin Damaur kampını basarak 330 kişiyi öldürmeleri üzerine, Tel El Zaatar mülteci kampında çoğu çocuk ve silahsız sivillerden oluşan binlerce Filistinli öldürüldü. İsrail, Lübnan’daki kamplara doğrudan yahut dolaylı saldırı desteğinde bulundu.


3 Temmuz 1976- Entebbe Baskını: Filistin Kurtuluş Örgütü'ne bağlı militanların (FHKC ve Alman RAF örgütü), Tel Aviv - Paris seferini yapmakta olan "Air France Flight 139" sefer sayılı Air France uçağını, Uganda'nın Entebbe Havaalanı'na indirmeleri ve İsrail'in beklenmedik bir operasyonla 1 saat içinde tüm militanları ölü olarak ele geçirmesi ile sonuçlanan askeri operasyondur. Operasyon sonucu üç rehine öldü, beş İsrail askeri ise yaralandı. Dördüncü rehine olan yaşlı bir kadın ise Uganda Ordusu'na ait askerler tarafından yakınlardaki bir hastanede öldürüldü. Operasyonda ölen tek İsrail askeri, operasyonun yöneten komutan, sonradan İsrail başbakanı olan Benjamin Netanyahu'nun ağabeyi Yonatan Netanyahu'dur. 245 Yolcu kurtarıldığı bu operasyonda İsrail hükümeti, operasyondan Uçaklar havalandıktan sonra haberdar edildi. FKÖ’nün dünya siyasetinde yalnızlaştırılma süreci.

19 Şubat 1978 – İsrail Mısır uzlaşmasına tepki olarak, iki Filistinli eylemci Kıbrıs’ın Larnaka Havaalanında bir Mısır yolcu uçağını rehin alır. Operasyona gelen Mısırlılara Rumlar ateş açar. 15 Mısır askeri öldürülür. Akabinde rehineler kurtarılır.

1978 Eylül ayında Enver Sedat İsrail ile Camp David antlaşmasını imzalar.

3 Temmuz 1979 – Ankara’daki Mısır Büyükelçilik baskını: İki güvenlik görevlisinin öldürüldüğü eylemde, araya FKÖ temsilcisinin girmesiyle rehineler serbest bırakıldı, 4 eylemci teslim oldu.


5 Ekim 1979, Arafat – Ecevit buluşması: FKÖ, Ankara’da temsilcilik açtı. ABD ve Batılı Devletlerin terörist saydığı FKÖ Heyeti ve Arafat, Ecevit ile Başbakanlık’ta görüştü.

1981, İsrail’in ekonomi ve askeri alanda en yoğun ilişkide olduğu ülke Türkiye olacaktır. ABD Dışişleri Bakanı bizzat Türkiye’ye gelerek arabulucu olur. GAP Bölgesinde en çok toprak satın alan yabancı ülke İsrail'dir.

16 Eylül 1982, Sabra ve Şatilla Katliamları: İsrail yanlısı Hristiyan Falanjistler, Batı Beyrut’taki iki Filistin kampını basar, binlerce (700 ila 3500) kişi öldürülür.

1982, Lübnan’ın İsrail tarafından işgali. Arafat Tunus’a sürgüne gider, 1993’e kadar Filistin’e dönemez.

Hasan Nasrullah liderliğinde, İran destekli Şii Hizbullah örgütünün ortaya çıkışı.
1985 Şubat, Ürdün Kralı Hüseyin ile Yaser Arafat anlaşması.
1985 Kasım, İsrail ile FKÖ arasında süren savaş, Arafat’ın direktifiyle sadece işgal edilen topraklarda sürdürülecektir. FKÖ, Lübnan'da Suriye yanlısı örgütlerle, işgal altındaki topraklarda İsrail ile mücadeleye girişir.
1986, FKÖ - Ürdün ile arası bozulur.
1987, Sürgünde Bağımsız Filistin Devleti, Birleşmiş Milletler'in 242 sayılı kararı ile 15 Kasım 1988’de Cezayir'de ilanı. Yaser Arafat devlet başkanı.

1988, Filistinliler, İntifada hareketini başlatır, işgal altındaki bölgelerde silah kullanmadan taşlarla yapılan sivil savaş.

Mısır Kaynaklı Müslüman Kardeşler'den esinlenen Hamas'ın kuruluşu. El Fetih'e alternatif olarak birçok odaktan beslenen örgütün önderleri, daha sonraki yıllarda Mossad tarafından öldürülür.
13 Eylül 1993, Özerk Filistin Devleti. İshak Rabin ve Yaser, Arafat, Washington'da imzaladıkları "Filistin Özerklik İlkeleri Deklarasyonu” gereği, Gazze ve Eriha’da 5 yıl içinde Filistin Özerk Yönetimi'nin kurulması ön görülür.
1993 Oslo Anlaşması, FKÖ, Rabin ve Perez’le anlaşır. Gazze ve Batı Şeria’da Filistin Ulusal Yönetimi Kurulur. (Arafat ve Isac Rabin Nobel Barış ödülü alırlar.)

1994, Hamas, İslami Cihat ve El Aksa Şehitleri barış anlaşmasına uymaz.
26 Ekim 1994, İsrail - Ürdün barış anlaşması imzalanır.
4 Kasım 1994, Rabin, İsrail Gizli Servisi'nin bir şubesi(?) tarafından öldürülür.

28 Ağustos 1996 Türkiye İsrail askeri protokolü: Türk Hava Kuvvetlerine bağlı F4 ve F16 uçaklarının modernizasyonu için İsrail’le anlaşma. (54. Hükümet, 28 Haz. 1996-Refahyol hükümeti ve Erbakan Başbakan. Çevik Bir, askeri ilişkileri yürütüyor…)

1998, İkinci İntifada.

2003 Nisan- Cenin Katliamı: Batı Şeria'nın Cenin kamplarına yapılan baskında bini aşkın Filistinli, İsrail ateşi altında katledilir.
2002 Arafat Ramallah’ta kuşatılır. Karargahı basılarak el koyulan evraklardan, El Aksa Tugayları dahil, bir çok örgüte Arafat’ın destek sağladığı öne sürülür. Batı Şeria ve Gazze'de eylemler yapan El Aksa Tugayları lideri Mervan Barguti tutuklandı.

Ecevit, Bahçeli, Yılmaz koalisyonu; Genel Kurmayın girişimiyle İsrail ile tank anlaşması imzalar.
2003, Arafat, Başbakanlığı Mahmut Abbas’a devrediyor.
19 Nisan 2004 – Hamas Lideri Abdülaziz Rantisi’nin öldürülmesi üzerine FHKC, İsrail, ABD ve Arap müttefiklerine açık savaş ilan ediyor.
11 Kasım 2004, Arafat Paris’te ölüyor.
6 Mayıs 2005, seçimlerde El Fetih %56, Hamas %33 oya sahip.
16 Aralık 2005 Yerel seçimlerinde Hamas, Gazze’de dört büyük beldenin üçünde seçimi aldı. 2005-2006 – Hamas – El Fetih gerginliği ve çatışmalar.
17 Şubat 2006 – Hamas heyetini Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP Genel Merkezinde karşılıyor. Erdoğan görüşmüyor.
12 Temmuz 2006, Hizbullah 10 İsrail askerini kaçırır, 2’sini öldürür. Lübnan’a havadan ve karadan saldıran İsrail, bir ayda 1000 sivili öldürür. Ateşkes ilanı ve Türkiye’nin de dâhil olduğu BM barış gücünün Lübnan’a konuşlandırılması.
9 Aralık 2007, FHK-C ve İslami Cihad ortak eylemi, Gazze’de bir İsrail Ordusu’na ait petrol işletmesine saldırı.

26 Ocak 2008 – FHKC kurucusu ve önderi Dr. George Habbaş Öldü.
22 Aralık 2008 – İsrail Başbakanı Eduh Olmert – Erdoğan’la ve Gül’le görüşür.

27 Aralık 2008 Cumartesi, İsrail Havadan ve karadan Gazze’ye saldırıyor.
Türkiye saldırıları “sert” bir dille kınıyor.
Türkiye-İsrail protokolü gereği, askeri ve ekonomik anlaşmalar sürüyor.
İsrail uçakları Konya’da eğitim uçuşu yapmaya devam ediyor.
29 Aralık 2008 Gazze’de yoğun füze saldırısında çocuklar dâhil, ölen sivil halkın sayısı 300’ü buldu.
3 Ocak 2009, İsrail Gazze’ye kara harekâtına girişiyor. Denizden ve havadan destelenen harekâtta şimdiye kadar ölenlerin sayısı 500’ü aştı.
Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde (İsrail’de İsraillilerinki dâhil) mitinglerle katliam protesto edildi.


Sorular:

1- Neden İsrail ile yapılan stratejik işbirliği anlaşması yeniden gözden geçirilmiyor?
2- Konya'da İsrail uçaklarının eğitim uçuşuna neden hâlâ izin veriliyor?
3- Ekonomik ilişkilerde İsrail’in neden hala en fazla alım satım yaptığı ülke Türkiye?

İsrail'in son saldırısının üzerinden dokuz gün geçti. Üç günden bu yana "kara harekâtı" sürüyor.

 

Katliam devam etmekte. Tepkiler yoğunlaşmakta. Nefret artmakta.

İnsan belleği "unutmak"la var edilmiş.

Tarihi düşünelim, hatırlayalım. Eğer sonuna kadar okuyup, belleğimizi tazelersek, bu katliamdan daha katmerlisinin defalarca yaşandığını görürüz.

Gözlerin kör, kulakların sağır olduğu bir dünyada yaşıyoruz...

Bu katliamın özünde de, tamamen "duygusal" (petro dolar cinsinden) sebepler yatmakta.

Vitrinde yer alan motifler, Ortadoğu paylaşım savaşının inanç dünyasına kattığı imgelerdir.

Filistinli sürgünlerin, vurulmuş bedenlerin dilinden söylersek: Sonunda Filistin Kazanacak!

“Ve ant içerim ki,
bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
"Bir Filistin vardı,
bir Filistin gene var!"
(Filistinli şair Mahmut Derviş'in Sabra-Şatila katliamı için yazdığı “Gölgeyi Yüksekten Övmek-Beyrut

Kasidesi”nden…)

24 Kasım 2008 Pazartesi

OBAMA’YI BEKLEYEN…

Obama’yı bekleyen sadece ekonomik kriz, “global” çöküş değildir…
Karmaşık dünya coğrafyasında yaşanan siyasal - askeri çalkantılar da değil…
O halde Obama’yı bekleyen nedir?
Obama'yı bekleyen en büyük tehdit yine ABD’nin kendi bünyesinden gelecektir.

ABD’den...
Kuzey Amerikan Devleti'nin nesinden, neresinden?
Hangi güç Başkan Obama’nın gidişine “Dur!” diyecektir?

Ehlileştirilmiş, “beyazlaştırılmış” bir Harwardlı olan Obama için, böyle bir tahmin fazla “kâhince” bulunabilir. Öyle ya, seçimlerden galip çıkmadı mı?
Oysa birkaç ay önce, Obama’nın tarihsel bir fırsat kaçırdığından dem vuruluyordu.
Başkanlık yarışında, ta başından beri fazla şans vereni yoktu.
“Amerika'nın kaderini reklamcılar belirliyor” belirlemesiyle seçim öncesi ABD’nin nabzını tutan Fatoş Karahan gibi pek çok kişi, fena halde yanılmışlardı:
“San Francisco’da karşılaştığım herkesle seçimi konuştum. İzmir gibi, tavrı hep belli bir kent. Demokratlar’ın kalesi. Ancak, Palin sonrasında moraller bozuldu. Zenci bir taksi şoförü, “60 yaşımı geçtim, tüm hayalim siyah bir başkan görebilmekti ama Beyaz Saray’ın adı Beyaz. Oraya siyah almazlar ki. Ne yapıp edip, yine Cumhuriyetçiler kazanacak” dedi. Bence haklı. Palin sonrası kararsız seçmenin yüzde 13’ü hemen yön belirledi. Yarışta ileri giden Obama yerini McCain’e kaptırdı. Biden yeterli olmadı. Hillary Clinton gibi bir şansı kullanmamayı seçti. Ve galiba, Obama tarihi bir fırsatı kaçırdı.” (24.09.2008)
ABD’nin makus talihini yenmek için Obama’nın nesi eksikti?
“Müthiş bir pazarlama ürünü” olan Sarah Palin kadar pazarlanamaz mıydı?
Elbette pazarlanabilirdi.
Üstelik Obama, ABD’nin içinde bulunduğu ahval ve şeraitte, diğer adaylara göre daha avantajlıydı.
Adeta bir zorunluluk hali…

Ve her ne oldu ise ABD’nin dev şirketlerini temsil edenler; Neoconlar, Soroslar, Obama’yı desteklediler.
(Sonuç belli olduğu için, şimdi böyle gerine gerine konuşabiliyorum.)

Her şey iyi güzel de, Obama’yla ABD icraatında değişen ne olacak?
Değişimi yaşayıp göreceğiz, ancak fazladan bir “change” beklemek, hele bunu “iyimserlik” adına düşünmek bence safdillik olur. (Kahinlik sırasını şimdi de ben ele aldım!)

Esas değişimin, ABD’deki sosyal yapıda çelişkilerin iyice keskinleşmesi olacağından şüphem yok.
Beyaz olmayan; Afrika kökenliler, zenciler, Latin Amerika göçmenleri, melezler, tüm beyaz olmayanların, statü olarak daha hoş yerde olan beyazlara karşı geliştireceği tavır Obama’nın sorunu. Başkan, bu sorunun üstesinden eşsiz hitabetiyle gelebilir. Diğer cenah için ise, Hillary Clinton’dan Joe Biden’e, “muhalif” olanların yönetime taşınmasıyla bazı çatlaklar yamanacaktır. Ama Senato’daki ve Pentagon’daki Şahinler’in başını çektiği anti-negroid hareketin kabarmasını nasıl engelleyecektir? Amerikan Neo-Nazilerinin, hatta Ku-Klux Klanların yükselişe geçmeyeceğinin garantisini kim verebilir? Kedilerini de alıp gittikleri Beyaz Saray’da alınan güvenlik önlemleri, Obamaları korumak için yeterli olacak mı?

Sorun burada!

“Amerikan Gücü” sayesinde, yeni Başkan'a tepkileri pasifize etmek, karşıtları hizaya getirmek bir süreliğine mümkündür. Bu sürenin ne kadar olacağını kestirmek zor.
Ya sonra!
Sonrası kaos.
Demedi demeyin...

Benden buraya kadar…


Şimdiden Obama sözcüğünü duymak istemeyen, “Yetti gayri” nidası atanlara, sabırlı olmalarını önereceğim. Bu adı daha çoook duyacağız!

Ne mi istiyorum Obama’dan?
Hiiiiç, hiçbir şey.
İlhan Ağabeyin dediği gibi, “Gölge etmesin” yeter!*
23/11/2008, Ünye


[*] “İlhan Ağabey”, dedim de, sırf saygımdan. Ergenekon adı verilen yapılanmayla alakam olmadığı gibi, Cumhuriyet Gazetesini arada bir okurum.

10 Kasım 2008 Pazartesi

HOŞ GELDİN BARACK OBAMA / BÜYÜK SİYAH UMUT



2008 Kasım’ının ikinci günü…
ABD’de 44. Başkan seçildi.
Bu defa siyahi bir lider:
Barack Obama!

ABD tarihinde ilk defa, beyaz olmayan biri Başkan seçiliyor.

Bu ne demek?
Köle emeği üzerine kurulmuş Amerika Birleşik Devletleri'nde, köleler çoğunlukla Afrika kökenli zencilerdi. Şimdi onlardan biri ABD’ne başkan oluyordu.
Kâhinlerin kehaneti mi gerçekleşiyordu?
Şiilerin Batı’dan gelmesini beklediği “uzun boylu” kurtarıcı bu muydu?
Sam Amca, Tom Amca’ya yenilmiş miydi?

Haberler manşetlere taşınırken, benzer ibarelere yer verildi.
Yerli basınımızda başlık:
“Amerika'da Devrim Oldu!”

Dost ve müttefikimiz, stratejik ortağımız Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekten bir devrim mi oldu... Martin Luther King’in rüyası gerçekleşti mi?
Henüz dün zencilerin diri diri yakıldığı bu ülkede, beyazlara ait kafeteryalara dahi alınmayan, toplu taşıma araçlarının ayrıldığı ABD’de önemli bir değişim gerçekleşmişti. Değişimin sloganı sadece “Yeni Yüz, Yeni Lider!” değildi. “Yoksullara sağlık, işsizlere iş!” gibi sosyal sloganlar bağrılıyordu.
Kendileri gibi olmayan herkesi “siyahi” ilan ederek “ötekileştiren” beyazlar, iktidarı kaybetmişlerdi. Obama, beyaz rakiplerinin tüm popülist propagandalarına karşılık vermiş, usta bir manevrayla önce Hillary Clinton’u, ardından Cumhuriyetçi McCain’i devirerek Başkanlık koltuğuna tırmanmıştı. Şüphesiz bu başarıda başat iki öğe vardı:
1- Ötekileştirilenler.
2- Dünya konjonktürü.

ABD ekonomisi krizdeydi.
Askeri ve politik açmazlar çözüm bekliyordu.
Sosyal yapıdaki problemler üst seviyedeydi.
Çoğunluğu zencilerden ve melez göçmenlerden oluşan yoksul nüfus, bulundukları statüsünden hiç hoşnut değildi.
Bir zamanlar Tracy Chapman’ın söylediği “Devrim Hakkında Konuşuluyor” şarkısı, şimdi yerli yerine oturmakta mıydı?

“Bilmiyor musun?
Devrimden söz ediliyor
Fısıltılı seslerle…
”

Artık fısıldamak yerine, iktidar kapıları aralanmıştır.
"ABD’de devrim oldu" denilmektedir.
Hoş geldin Barack Obama. Büyük siyah umut…
Hoş geldin!

Obama gelmeden önce (henüz ortada yokken), ABD’de önemli bir yerde bir başka siyahî isim vardı:
1991’deki Körfez Savaşı’nı yöneten Eski Genel Kurmay başkanı Colin Powell. Amerikan Ordusu’ndan emekli olduktan sonra da Bush’a Dışişleri Bakanlığı yaptı.
Daha sonra Obama’nın destekçisi oldu.

Obama’yı yalnız bırakmayan başka isimler de vardı.
Yahudi asıllı, ABD’nin ünlü finans spekülatörü George Soros.
Turuncu ya da Kadife Devrimlerin finansörü Soros, bu defa Liberal girişimlerini bizzat dünya devinin beyninde gerçekleştirmeyi denemişti.
Soros, daha önce de Baba Obama’nın ülkesi Kenya’da Turuncu Devrim finanse etmişti. Hareket başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Blanço, bin ölü, binlerce yaralı ve sürgün olmuştu.
Tesadüf, iktidardaki Kikuyu Kabilesi mensubu Mwai Kibaki’ye karşı, Kenya’daki muhalefet Baba Obama’nın kabilesi; Luoların lideri Raila Odinga desteklenmişti. Üstelik Odinga, Baba Obama’nın yeğeni, yani Barack Obama’nın kuzeni idi.
Kenya’daki iki büyük kabileden biri olan Luolar, diğer kabile Kikuyularla sürekli çatışmalarına karşın, Yahudi kabile Yabirslerle dost olagelmişlerdi. Dostlukları, ta Amerikalı beyazların Afrika’dan köle avladıkları zamana dayanmaktaydı. Luo kabilesi köle taciri Yabirslerle ticari birlik içindeydi.(Ayrıntı için, bkz. Soner Yalçın, Hürriyet Gazetesi, 09/11/2008)

Seçim propogandaları sırasında "hiç köle olmadı" sloganı, Obama'ya ne kazandırdı , bilmiyoruz ama Obama'nın kazanmasında emekçi kölelerinin torunları zaferin olmazsa olmaz'ı idi.

Baba Obama’nın ABD bursuyla gittiği Harward Üniversitesi, aslında ABD’yi yönetmeye aday adaylarının “seçkinler kulübü” dür.

Sonuç:

Yönetme sanatında her daim bir başka seçeneği elde bulundurmak gerekiyor. En ağır işlerde çalışan, hatta dünyanın öbür ucunda Amerikan çıkarları için can veren paralı askerler çoğunlukla siyahi değil mi?Her zaman büyük beyaz umudun sökmediği ABD’de, şimdi umutları renklendirmenin zamanı geldi.

3 Kasım 2008 Pazartesi

Fil Mezarlığı ya da Sebile Hanım Konağı

Hasan Şimşek arkadaşımız bu evi restore etmek üzere satın aldığı zaman, hepimiz orada ne yapmak istediğini merak etmiştik. Ahşap iki sütun üzerine çıkması olan bu yapının önünden her geçtiğimde, terk edilmişlik ve yalnızlık duygusuna kapılırdım... İyiden iyiye harabeye dönen bu eski konak, bir zamanlar kim bilir kaç hayata tanıklık yapmıştı? Kimlerin mahremiyetini gizlemiş, acılarına veya mutluluklarına ortak olmuştu?
-Ne yapacaksın burayı? Diye, sorduğumda, her zaman kullandığı yerel şiveyle:
-O’lum, sonunda düşceksiz buraya! Yaşlanursak kim uraşcak biznen? Hep birlikte galcamız bi huzur evi işte...
Demişti Hasan Şimşek. Haksız da sayılmazdı. İleride her birimizin sığınacağı, ömrümüz olursa bizlerle ilgilenecek yerlerin olmasında fayda vardı.
Sadece gurbettekilerin değil, bu kasabada yaşayanların da ömrü ahirinde böyle mekanlara ihtiyacı vardı. Bir ölçüde yaşlı fillerin sürüden ayrılarak ölüme gittikleri mekanlar gibi…
Öleceğini hisseden filler, içgüdüsel olarak böyle bir mezarlığa yönelirlermiş. Filler dışında, ölümle bu kadar içli dışlı olan tek yaratık insanlar olsa gerek. Fillerle aynı yazgıyı paylaşan insanların başında galiba Eskimolar geliyor. Yaşlanan Eskimo üyesi, üretim sürecinden düşünce, klanın diğer mensuplarına yük olmamak için ölümü tercih ediyor ve ücra bir yere (fil mezarlığı gibi) götürülerek, ölüme terk ediliyor. Anthony Quinn’in oynadığı “Vahşi Masumlar / The Savage Innocents” (1960) filmi, ağırlıkla bu konuyu işliyor. Bir başka film, 1983’te Cannes’da en iyi yönetmen seçilen Shohei Imamura’nın “Narayama Türküsü / Narayama Bushiko”dur. Eskimoların vahşi (ilkel) klanı yerine, bu defa Uzakdoğu’nun (Japonya) ataerkil yapılanışı ve yaşlıların Narayama Dağı’nda ölüme terk ediliş öyküsü vardır.
Hasan Şimşek’in annesinin adını verdiği bu güzel yapının filler mezarlığıyla, Eskimolarla yahut Narayama Dağı ile hiçbir ilgisi yok. En azından ilgisi olmamalı diye düşünüyorum.
Yine de bana bunları anımsattı.

6 Ekim 2008 Pazartesi

26 Eylül 2007 Tarihli Hizmet Gazetesi'nde yayınlanan Röportaj...



Avustralya Ünye’den 13.000 kilometre uzaklıkta. Uçakla kesintisiz 15 saat süren bir yol. Kanguruların ve “Aborijin” adı verilen yerlilerin ülkesi. Dünyanın en küçük kıtası ve en büyük ada ülkesi: Avustralya… Tam iki yıl önce, işte o kıtadan, dünyanın öteki ucundan kalkıp buralara gelerek Ünye’ye yerleşen bir çift var: Wendy Blake ve eşi. Henüz dilimizi çat pat konuşmaya başlayan bu çift ile, unutulmaya yüz tutmuş İngilizce’mle ve sevgili öğretmenim Gül Önderen aracılığı ile iletişim kurmaya çalıştım. Malum soru ile başladık Wendy ile söyleşiye:


- Neden Ünye?

Emekli olduktan sonra eşimle daha sık seyahat etmeye başladık. İklimi yumuşak, yazları fazla sıcak olmayan bir yöre aradık. Karadeniz kıyıları düşündüğümüze yakın nitelikteydi. Yaşam standartları eşimle geçimimizi zorlaştırmadan sürdürebileceğimiz biçimdeydi. Amasra, Sinop ve Ünye üzerinde düşündük. Ünye’yi gelip gördüğümüzde, bu şehirden sıcak bir duygu, olumlu bir elektrik aldık. Şehir merkezindeki koruluğu (Çamlık) gördük. Çoğu kent merkezinde olmayan bu güzellik, yeşil ve mavinin bu boyutta buluşması ikimizi de çok etkilemişti. Emlakçi Dursun Bey’in yardımıyla kalabileceğimiz bir yer edindikten sonra Ünye’ye yerleşmeye karar verdik. Yılın altı ayı, Nisan ila Ekim arasında Ünye’deyiz. 2005’ten bu yana üç yıl oldu, “iyi ki Ünye’yi tercih etmişiz” demekteyim. Ünye artık benim evim sayılır.

- Yılın diğer altı ayında neredesiniz?

Ekimin başında Hindistan’ın güney batı sahillerinde yer alan Gokana’ya gideceğiz. Nisan ayına kadar orda kalıyoruz.

- Oryantalist bir yaklaşımla mı hareket ediyorsunuz…Türkiye ve Hindistan?

Her iki ülke de bizim için ilginç. Yoga en büyük hobilerim arasına girdi. Ancak, kast sistemi nedeniyle Hindistan, “Batılı” gibi olma yolunda Türkiye’ye göre çok daha gerilerdedir. Bir milyara yakın nüfusuyla Hindistan’da konuşulan yüzlerce yerel dil var. Giderek İngilizce ortak anlaşma dili haline geliyor. Çoğunluk, yakın bir zamanda İngilizce konuşmaya başlayabilir. Bunun bazı avantajları var. Türkiye ise seksen beş yıl önce Atatürk isimli önderleriyle çok önemli bir mesafe kat etmiştir. Doğu ile Batı arasında farklı bir konumda bulunmaktadır. Taşıdığı dinamizm doğru kullanılırsa, Türkiye her açıdan dünyanın cazibe merkezi haline gelebilir.

- Kısa yaşam öykünüz?

Adım tam olarak, Wendy Seana Blake. 1959’da Batı Avustralya’da Perth ‘de doğdum. Babam Avustralyalı .Elektrik mühendisliğinden emekli. Aslen Kuzey Britanya’dan bir İskoç olan annem kütüphanecilik yapmış. Her ikisi de hayatta. Öğrenimimi Pert’de yaptım. Mordoch Üniversitesi sosyoloji bölümünden mezun oldum. Kültür ve İngiliz diliyle ilgili, antropolojik bir meslekte çalıştım. Eşim Michael Blake ile 1980’de tanıştım. Aslen Londra doğumlu olan eşim, Avustralya’da sosyal bilimler ve tarih dalında görevliydi. Onun da babası ses mühendisliği, annesi devlet memurluğu yapmış. Biri erkek, diğeri kız, iki çocuğumuz var. İkisi de Avustralya’da.. Erkek 24 yaşında: Immanuel, tarih okudu. Master yapıyor. Kızım Elvira 20 yaşında, Tarih ve feminist sosyoloji öğrenimi görüyor.



- Yolunuz Ünye’den nasıl geçti?

Seyahati sevdiğimizi söylemiştim. Daha önce Kuzey Afrika (Fas), bazı Ortadoğu ülkeleri, Yunanistan ve Bulgaristan’ı görmüştük. Eşim Michael 1964’te Çanakkaleyi görmüş. Birlikte 1986’te Hatay’a gelmiştik. Bu gezilerimiz sırasına Türkiye kontak noktalarımızdan biri oldu. Karadeniz’in ılıman iklimi, turizm akışının az olması ve daha az masraflı olması nedeniyle Ünye veya benzeri bir yerleşim bölgesinde yerleşmeyi düşündük. Ünye’ye tepeden bakınca, yeşili ve mavisiyle, koyuyla şirin bir görüntü bıraktı belleğimizde. Fatsa – Ordu arasındaki kıyı şeridi de aynı oranda cazip geldi bize. Sonuçta Ünye’ye yerleştik.

- Ünye ve Türkiye dışında, halen kafanızda “yerleşebilirim” diyebileceğiniz bir ülke yahut şehir var mı?

Belki Romanya…AB üyesi bir ülke. Kolayca çalışma ve yerleşme imkanına sahip olabiliyorsun. Romanya’da Ünye benzeri bir yer bulursam, tercih edebilirim. Yine de emin değilim. Buraya alışmaya başladım.

- Güzel, Romanya’da bir başka Ünye bulmanız mümkün olmaz, yahut Türkiye dilediğiniz gibi bir AB ülkesi statüsüne girer de sorun kalmaz.

Temenni ederim.

- Peki, Ünye için “Bu böyle olmamalı!” diyebileceğiniz , en önemli konu ya da konular?

Öncelikle çöp sorunu. Caddeler, sahiller ve plajlar çöp dolu. Kesinlikle bir çöp dönüştürme aygıtına ihtiyaç var. Deniz kıyıları çok güzel ama geleceğinden endişeliyim. Üstelik şehir merkezine kanalizasyonlardan lağım akıyor. Sağlıksız bir büyüme var kentinizde. Alt yapıya hiç önem verilmemiş. Batılı ülkeler bu çalışmaları yaparken, kentin 50 yıllık nüfus artışına cevap verecek biçimde projelendirilir. Gördüğüm kadarıyla burada günü kurtarmakla meşguller. Tıkanan yeri bypass yapmakla yetiniyorlar.

- Galiba imkanlar sınırlı(!) Ünye’nin turizm kenti olma potansiyeli var mı? İstikbali turizmde mi? Lüks otellerle donatılması bir getiri sağlar mı? Örneğin sizin ilk gelip gördüğünüz Çamlık’a çok yıldızlı bir otel yapılsa nasıl olur?

Büyük otel projeleri kenti kimliksizleştirme operasyonlarıdır. Her birinin diğerine benzediği, deniz kıyısında sıralanan beton yapılaşmalar giderek turistlerin ilgisini çekmemeye başlıyor. Her şeyden önce şehrin doğal yapısı değişiyor. Ünye’de bu tür oteller iş yapmaz. Akdeniz ve Ege kıyıları tercih edilir. Çünkü Karadeniz’in güneş garantisi yoktur. Yayla ve kongre turizmi ile eşit ağırlıkta ele alınırsa Ünye’de ihtiyaca karşılık gelecek bir iki büyük otel yeterli olur. Ünye’de turizme yönelik, eski evlerin korunması, restore edilmeleri ve konukevlerine dönüştürülmeleri bence daha uygundur. Günümüzde turistler daha değişik, otantik şeyler arıyor. Çamlık’a otel iyi bir fikir değil. Kent merkezinde kalan umuma açık bir koru ve sahilin koruma altına alınmasına şiddetle ihtiyaç var.

- Atatürk Parkı için yapılan dolguya ne diyorsunuz?

Gezdiğimiz ülkelerde bazı deniz dolgularına rast geldik. Dünyanın bazı bölgelerinde bu tür işlemlere baş vuruluyor. Hindistan’ın Bombay kentinde doldurulmuş alanlar gördük. Kendi ülkem Avustralya’da, bir ırmak havzasının doldurulup, kanallarla Venedik tarzı bir yapılaşmaya gidildiğine tanık oldum. Sonuç berbattı. Ekolojik denge bozulmuş, mevcut yeşillik ve su ürünleri tamamıyla transformasyona (olumsuz başkalaşım) uğramıştı. Bu tür işlemlere baş vurmadan önce, uzmanlarca konunun bilimsel bir analizi yapılmalı, çok zorunlu değilse kıyılar doğal haliyle muhafaza edilmelidir. Aksi halde doğaya bir günde yapabileceğimiz bir kötülüğü, doğa onlarca yıl tamir edemeyecektir.

- Ünye’de günü nasıl geçiriyorsunuz?

Okuyorum, müzik dinliyorum ve yoga yapıyorum. Aynı zamanda Yoga ve İngilizce öğretmenliği yapıyorum. Dışa dönük bir insanım. Eşim daha çok içe dönük. Ben sosyal ilişkileri olan biriyim. İngilizce öğretiyorum. İki öğrencim var. Türkçe öğrenmeye çalışıyorum. Bazen okullara gidip İngilizce derslerine katılıyorum.
Müzik derken, daha çok “rock” grupları Rolling Stones gibi… Quinn müzik grubunu, caz müziği ve klasik müzik; Mozart, Bach dinliyorum. Yoga önemli bir hobi benim için. Fizik hareket ve meditasyon sağlıyor. Kan dolaşımını düzenliyor. Bol bol çevreyi dolaşıyoruz. Özetle Ünye’yi seviyoruz.

- Çok teşekkür ederiz. Sizi yorduk ama Ünye için fikirleriniz bizim için çok önemliydi. Son olarak Ünye için bize iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Ben artık Ünye’yi evim olarak görüyorum. Lütfen çevreye özen gösterilsin. Hızla kirlenen bir dünyada öncelikle temiz kalabilmek, elde olanı korumak gerekir. Natürel (doğal) olanı her zaman tercih etmeliyiz. Ben de size teşekkür ediyorum. Daha doğal bir Ünye için, tüm Ünyelileri sevgiyle kucaklıyorum.



10 Mayıs 2008 Cumartesi

Cephe'den Mektup Ulusal Basında...

Bir süre önce Hizmet ve Kuzey Gazetelerinde yer alan “Cephe’den Mektup” araştırma – haber yazımız, 04 Mayıs 2008'de Radikal Gazetesi’nin Eki Radikal 2’de Nazan Özcan imzasıyla haber yapıldı. Sayın Mehmet Kavaklıoğlu’nun girişimiyle yerelden Ulusal Basın’a taşınan “Cephe’den Mektup”, bilindiği gibi 95 yıl önce Çanakkale Cephesi’nden yazılmış bir asker mektubu idi… Eyüboğlu Osman’a cephedeki oğlu Hüseyin’den yazılan mektup, bir inşaat için yıkılan bir binanın duvarında bulunmuştu. Ünye ile ilgili bir tarihi belge yerel basında işlendi, Ulusal basına şöyle yansıdı:







Küpürün tamamı.

04 Mayıs 2008'de Radikal 2'de yaınlanan haberin ardından 05 Mayıs'ta Hizmet TV'de haber olarak yayınlandı. Ertesi gün, (06 Mayıs) TRT Trabzon Radyosu'ndan bize ulaşan ekip aracılığıyla canlı yayına katılarak, haber üzerine bir söyleşi yaptık. Henüz Akkuş Çavdar Köyü ve "mahdum" Hasan Dede'yi bulmazdan önce Ünye Flash Radyo'da konuyla ilgili bir söyleşimiz olmuştu. Mektubun transkripyonunu yapan Sn. İrfan Dağdelen Mart'ın ikinci haftasına girerken bize çalışmasını göndermiş, biz de değerlendirerek yerel bir gazetede basımına hazır hale getirmiştik. Ünye Tarih Araştırması Grubu (Ü-TAG) olarak sayın Ahmet Kabayel ile birlikte yaptığımız değerlendirme sonucunda, haberi Çanakkale zaferinin yıldönümünde, Şehitler Haftasında duyurmayı düşündük. Gazetede o hafta yer alma imkanı olmayınca, ilgili yazıyı Ünye Gönüllüler Grubu (ÜGG)'na mail olarak atmış ve bir hafta sonra bir başka gazetede Kuzey Gazetesinde haber olarak yer almıştı.


Ünye Flahs Radyo söyleşisi ve Kuzey Gazetesi'nde yapılan haber sonrası, mektupta bahsi geçen Çavdar Kariyesi'ni araştırdık. Askerlik Şubesi ne Ünye Nüfus Müdürlüğü dahil bir çok yerde yaptığımız araştırma sonucunda Akkuş Çavdar Köyü'nü ve asker Hüseyin'in "mahdumum" dediği oğlu Hasan'ı 97 yaşında bulduk.
Yerel basında yeniden yer alan haber şu şekildeydi:

Kuzey Gazetesi 09 Nisan 2008


Hizmet Gazetesi, 31 mart 2008
Baskı Tarihi 07 Nisan 2008
Yerel Basından Ulusal Basına taşınan Cephe'den Mektup, böyle sonuçlandı...

Ahmet Derya Varilci