19 Şubat 2019 Salı

Karain (3.Bölüm) -Son-


Karain
(3.Bölüm) -Son-


Karain Mağarası Tabakaları


"Karain Mağarası 1946 yılında, Gurma (Kurma) Köyü mağaralarına yapılan bir gezi sırasında İsmail Kılıç Kökten tarafından keşfedilmiştir (Kökten 1947: 232). Aynı tarihte başlayan kazılara, 1974'te Kökten’in vefatı nedeniyle uzunca bir süre ara verilmiştir. Karain Mağarası kazıları 1985 yılında Işın Yalçınkaya başkanlığında, uluslararası bir ekibin de katılımıyla tekrar başlamıştır (Yalçınkaya 1987: 21). 2015 yılına kadar Işın Yalçınkaya başkanlığında devam edilen kazılar, söz konusu tarih itibariyle Harun Taşkıran başkanlığında modern yöntemlerle ve disiplinler arası bir yaklaşımla devam etmektedir."[1]
Karain'deki kazılar yaklaşık 70 yıl önce Kökten tarafından başlatıldı ve bazı aralıklarla günümüze dek sürdü. Kökten'e göre Karain'de sekiz tabaka (I-VIII) ve bu tabakalarda 13 evre (A-M) bulunmaktadır.
Kökten'in Karain çalışmaları 1974'te ölümüne dek sürdü. Kökten'den sonra bir süre sessizliğe bürünen Karain'de kazılar 1985'te Prof. Dr. Işın Yalçınkaya başkanlığında yeniden başlatıldı. Bir dönem Kökten'in asistanlığını yapan Yalçınkaya'dan sonra kazı başkanlığını 2015'ten itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Taşkıran üstlenmiştir.
I. tabakanın A ve B evreleri klasik, ilktarih ve tarihöncesi dönemin sonunu temsil etmektedir. II. tabakanın dört evresi (C-D-E-F) Üst Paleolitik Çağ'ı, III. tabakanın G-H evreleri Orta Paleolitik Çağ'ı, IV. tabaka Anadolu'ya özgü bir taş işleyimini, V tabaka kısır bir dönemi, VI. Tabaka Mindel-Riss buzular asındaki Anadolu'ya özgü bir tür yonga işleyimini, VII. tabaka VI benzeri bir dönemi ve VIII. tabaka da eski bir yonga işleyimini temsil etmektedir [Arsebük 1995:20-21].
Karain'in Orta Paleolitik Çağ tabakasından Electron Spin Resonance (ESR) yöntemiyle elde edilen tarihler günümüzden 160.000-60.000 yıl öncesi tarihlerini vermektedir. Alt Paleolitik Çağ'da ise Clacton türü yongalar ve Tayac benzeri bir taş işleyiminin olduğu bilinmektedir [Arsebük 1998a:43]. Ancak yapılan son kazı çalışmaları Kökten'in tabakalanmasını değiştirecektir [Arsebük 1999:45].
2017 yılı Karain Mağarası kazıları E ve B gözlerinde gerçekleştirilmiş olup söz konusu alanlar dışında F gözünde de düzenleme ve temizlik çalışmaları yapılmıştır. E gözü kazıları toplam 19 plankare içerisinde gerçekleştirilmiştir. Kazısı gerçekleştirilmiş olan plankarelerin tümü Orta Paleolitik Dönem içerisinde depolanmıştır.[2]

Prof. Taşkıran'ın Karain Kazısı

Karain Mağarası'nın kazı başkanı Prof. Dr. Harun Taşkıran, 50 metre derinliğindeki mağaranın üç büyük boşluktan oluştuğunu, derinlere ancak profesyonel mağaracıların inebildiğini söyleyerek, ekliyor:
"Kazılarımız biraz meşakkatli. Çünkü yaz aylarında tırmanmak kolay değil. Yaklaşık 500 basamak merdiven tırmanarak geliyorsunuz. Burada kazdığımız bütün kazı toprağını biz kovalarla aşağıya taşıyoruz. Her gün in çık biraz zor bir iş. Bu işin kaderi böyle, severseniz yaparsınız. Biz 10 kere, zaman zaman 20 kere inip çıkmaktan rahatsızlık duymuyoruz."
Kazı ekibinin 35 kişiden oluştuğunu belirten Taşkıran, çalışmalara yurt dışından uzmanların ve Türkiye'deki üniversitelerden farklı alanlardan bilim insanlarının da katıldığını anlatıyor.
"Sadece kazı boyutu yok. Kazılan toprağın tamamı, aşağıda laboratuarda eleklerden geçirilip, yıkanıp, ayıklanıyor. İşlemler çok uzun sürüyor, bilinen en eski dönemleri çalıştığımız için kazılarımız ince ve titiz sürmektedir." diyen Taşkıran, son olarak şu açılamayı yapıyor:
"Mağara kazıları diğer kazılardan farklıdır. İğneyle kuyu kazmak tabiri var ya aynen onun gibi santim santim kazıyoruz. Çok ince ve titiz bir çalışma gerektiriyor çünkü çok eski dönemleri çalışıyoruz. Geriye dönük hiçbir şeyin kaçmaması gerekiyor. Tüm kazı toprağı üç farklı elekte elenip, yıkanıyor kurutuluyor ve içindeki bütün kültürel kalıntıları ayıklanıyor. Çalışmaların uzun yıllardan bu yana devam etmesinin nedeni budur." [3]


Dip Notlar:

[1] Yavuz Aydın, Karain Mağarası Geç Holosen Dönem Yontmataş Endüstrileri, Anadolu Prehistorya Araştırmaları Dergisi, Ankara 2016
[2] Prof. Dr. Harun Taşkıran, "2017 yılı Karain Kazıları", Anadolu, Anatolia 43, 2017
[3] Milliyet Gazetesi, 29.07.2018 Ayşe Yıldız Röportajı


19.02.2019,Ünyekent


 Ünyeli hemşehrimiz: 
Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten (1904-1974)

 Prof. Dr. Güven Arsebük (1936-2017) 
Yarımburgaz ve Karain'deki incelemelerde bulunmuştur.

 Prof. Dr. Işın Yalçınkaya Karain'de bulduğu 
binlerce yıllık su aygırı dişleriyle

 Prof. Dr. Harun Taşkıran
ve
Mağarada Yapılan 
Son Dönem Arkeolojik Çalışmalar





13 Şubat 2019 Çarşamba

Karain (2.Bölüm)


Karain (2.Bölüm)


Antalya Müzesi Karain Mağarası buluntularıyla başlar. Girişte paleolitik döneme ait çok sayıda yontmataş aletleri karşılar sizi...
Müzedeki en önemli buluntularından biri Alt Paleolitik döneme ait neandertal insan kalıntısıdır ki, Karain'i dünya çapında şöhrete ulaştıran keşiflerden biridir. Sonra sırasıyla Orta ve Üst Paleolitik kültürlerin ürünleri yer alır. Bunlar çeşitli tipte yongalama aletleri, çekirdek ve çekirdek parçaları (makrolitler ve mikrolitler) ile 60.000 yıl öncesini yansıtan insanın insan olma çabasına tanıklık eden ürünlerdir.  
Üst Paleolitik döneme ait stilize insan figürini cilalanmış bir kaburga kemiğinden yapılmıştır. Bu eser, mağara resimleriyle zamandaş olup, Anadolu insanının tarihöncesi çağlarda oluşturduğu ilk sanat eserlerinden biridir.
Müze girişindeki galerinin sonuna geldiğinizde, Karain'in kaşifi Ünyeli hemşerimiz Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten'in  çerçevelenmiş bir fotoğrafıyla karşılaşırsınız. Fotoğrafın altında bir başka çerçevede ise, Karain Mağarası ve Kökten hakkında bilgiler verilmektedir.

Karain'de bulunan Neandertal İnsan

Karain'de bulunan neandertal insan kalıntısı, aslında bu coğrafya'da bulunan ilk ve şimdilik tek buluntudur.
Neandertal ya da Neanderthal insanı, günümüzden yaklaşık 200 bin ila 28 bin yıl önce yaşamış bir insan türüdür. Bilim dilinde Homo neanderthalensis denilmektedir. Fosilleri muhafaza etmeye müsait kireç taşı mağaralarda yaşadıkları için haklarında en fazla bilgi sahibi olunan ve bunun bir sonucu olarak modern kültürde tipik "mağara adamı" kalıbını yaratan tarih öncesi insan türüdür.
İlk neandertal fosili Almanya'nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Neander vadisinde 1856'da bulundu. Bu nedenle Neandertal ismi verildi. Almanca "tal" ve eski Almanca'da "thal" sözcükleri vadi anlamına gelir.
Neander Vadisi'nde 1856'da bulunan ilk fosiller 16 parçadan oluşuyordu. İlk etapta bunların tarih öncesi bir insan ırkına ya da anormal bir modern insana ait olabileceği düşünüldü. 1886'da Belçika'nın Spy bölgesindeki bir mağarada bulunan fosiller ilk tespiti haklı çıkardı. Mağaradaki Neandertal fosillerinin yanında, Orta Paleolitik döneme ait taş aletler ve soyu tükenmiş hayvanların fosilleri vardı.
1910'da batı ve orta Avrupa'da bir dizi Neandertal iskeletine ulaşıldı. Bu verilere dayanarak bilimadamları Neandertalların tam dik ayakta duramayan, modern insandan daha az zekaya sahip bir yarı-insan oldukları sonucuna vardı. O dönemde, daha eski insan formları yaygın olarak kabul görmediği için, Neandertalların insansı maymunlar ile modern insan arasında bir tür olduğu, modern insandan çok farklı oldukları için de insanın atası olamayacakları düşünüldü. II. Dünya Savaşı'ndan sonra bu görüşün hatalı olduğu, evrimsel bir bakış açısıyla Neandertal ve modern insanın oldukça yakın olduğu görüşü hakim oldu. Bu nedenle Neandertaller Homo sapiens türüne dahil edildi ve sıklıkla "Homo sapiens neanderthalensis" olarak anılmaya başlandı. Yakın dönemde Neandertaller Homo sapiens olarak değil de yakın fakat farklı bir tür olarak, "Homo neanderthalensis" şeklinde adlandırıldı.[1]
Neandertal iskeletleri, birçok arkeolojik materyalle birlikte Avrupa, güneybatı Asya ve en son Özbekistan dahil Orta Asya'da yoğun olarak bulundu. Günümüzde yaklaşık birkaç yüz tane bireye ait Neandertal fosiline ulaşılmıştır. Bunlardan bir kısmı neredeyse tam iskeletlerdir.
Neandertaller ile ilk modern insanlar arasındaki en önemli fark güçlülük ve dayanıklılıktır. Neandertaller de tıpkı diğer tarih öncesi insan türleri gibi modern insandan daha güçlü ve dayanıklı canlılardı. İlk modern insanın kol ve baldırları günümüz insanına nazaran daha kalın olmakla birlikte Neandertallere göre daha inceydi. İlk modern insanın el anatomisinin daha hassas tutuş için değiştiği düşünülmektedir. Bacak anatomisinin fazla değişmediği anlaşılmaktadır. Zira tüm Pleistosene dönemi avcı-toplayıcı topluluklarında hızlı hareket etme önemliydi. Ön dişler küçüldü, yüz kısaldı, çene sivrildi, kaş çıkıntıları küçüldü. Beyin boşluğu daha yukarıya çıktı, yuvarlaklaştı ancak büyümedi. Bunun yanı sıra Neandertallerin geniş kafatasının farklı bir beyin şekli dolayısıyla da farklı bir düşünme yapısına işaret ettiği, bu yüzden de modern insandan daha zeki olabileceği yorumları yapılmaktadır.
Neandertallerin soyu yaklaşık 28 ila 35 bin yıl önce tükenmiştir. Atlas Okyanusu kıyılarından Orta Asya'ya, en kuzeyde Belçika'dan, güneyde Akdeniz ve güneybatı Asya'ya kadar olan bölgede yaşamışlardır. 
İnsanların bilim dünyasında kabul gören atası Homo sapiens ise, yaklaşık 200 ila 100 bin yıl önce doğu veya güney Afrika'da ortaya çıkmıştır. Modern insan, yaklaşık 40 bin yıl önce kuzeye doğru yayılmış, bu esnada yerel tarih öncesi insan türlerini sürmüş veya tüketmiştir. Bunun sonucu olarak, güneybatı Asya, Orta Asya ve orta Avrupa'daki Neandertaller çeşitli oranlarda modern insan ırkı tarafından absorbe edilmişlerdir. Modern insana geçişin göreceli olarak geç yaşandığı batı Avrupa'da bile Neandertaller ile ilk modern insanların çiftleştiğine dair kanıtlar vardır.[1]
Neandertallerin hikâyesi yeni keşifler ve paradigma sarsıcı bilimsel yenilikler sayesinde her geçen gün değişikliğe uğramaktadır. [Karain'deki Neandertal buluntusu bunlardan biridir.] Artık Avrupa’daki evrimlerinin ve Asya’ya yayılımlarının izini sürmek, DNA’larını incelemek ve nasıl yaşayıp nasıl öldüklerini anlamak için daha fazla materyale sahibiz. Neandertallerin davranışları yaygın yargıların aksine şaşırtıcı derecede modern olduğu ortaya çıkmaktadır. Ölülerini gömüyor, hastalarına bakıyor, büyük hayvanlar avlıyor, kırmızı boya kullanıyor ve konuşuyorlar. Buna karşın Neandertaller yok oldular ve Homo sapiens hayatta kaldı.[2]
Karain'de bulunan neandertal kalıntısı, mağaradaki buluntuların önemli bir parçasıdır:
Korunaklı konumu, ağzının güneye açık oluşu ve geniş bir oturma alanına sahip bulunuşu yüzünden insanların her evrede sığınabilmiş oldukları bu mağarada Alt Paleolitik Çağ’ın sonlarından başlayıp Roma Çağı'na değin süren 8 tabaka açığa çıkarılmıştır. Homo sapiens neandertalensis türünde insana ilişkin bir çocuğun sut azı dişi, Homo sapiens sapiens türde bir insan kafatası ile antik fil, su aygırı, mağara arslanı, mağara sırtlanı, mağara ayısı, okuz, at, geyik, alageyik gibi hayvanlara ait kemikler ve çakmak taşı aletler bu erken donemin insan, hayvan ve aletleri hakkında bilgiler sağlar.[3]

Devam edecek: Haftaya 3. (son) Bölüm. Mağaradaki Tabakalanma, Kökten hocanın ardından yeni dönemde yaşanan farklı bulgular... 

[1] Encyclopædia Britannica; Neandertal
[2] Dimitra Papagianni, Michael A. Morse, Neandertal, Trend Yay. 2017
[3] Prof. Dr. Veli Sevin, "Anadolu Arkeolojisi", s. 9 -10, DER Yay. İst. 2003

13.02.2019, Ünyekent


 İ. Kılıç Kökten ve Karain buluntuları
Antalya müzesinde

Karain Mağarası Yontmataş Buluntuları
Antalya Müzesi 

 Karain Mağarası Alt Paleolitik Buluntuları
Antalya Müzesi

Karain Neanderthal İnsan kalıntısı
Antalya Müzesi 

 "Mağara Adamı" da denilen Homo Neanderthalensis

Karain Mağarası Orta Paleolitik Buluntuları
Antalya Müzesi 

 Karain Mağarası Üst Paleolitik Buluntuları
Antalya Müzesi

İnsan Başı Figürini, Anadolu'nun İlk Eserleri.


5 Şubat 2019 Salı

Karain


Karain

 Adı sıkça geçtiği halde görmediğim ender yerlerden biriydi Karain Mağarası, nihayet gidebilme fırsatı buldum...
İnsanın insan olma serüveninde neredeyse beş bin yıllık bir tanıklığa sahip olan bu mağara için "tarihin sıfır noktası" dersek, yanılmış olmayız.
Karain Mağarası'nın öyküsü "ilk insan" barınağı olarak kullanılan Paleolitik Çağ'ın (Eskitaş Devri) alt dönemlerinde başlıyor...
Sonra sırayla Mezolitik, Neolitik, Kalkolitik ve Tunç Çağı insanları kullanıyor bu mağarayı...
Ardından Arkaik Dönem ve Roma egemenliği dönemi geliyor.
Bu zamanların tümünü kapsayan, kesintisiz bir yerleşim mekanı olma özelliği taşıyor Karain Mağarası...
Bu yönüyle Yarımburgaz Mağarasıyla birlikte sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en önemli doğal mağaralarından biri olma özelliği taşıyor.

Karain Mağarasını Kim Buldu?

Bu arkeolojik mekan 73 yıl önce Ünyeli hemşerimiz Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten tarafından keşfediliyor. Kökten burada öldüğü yıl olan 1974'e kadar araştırmalarda bulunuyor.
Karain Mağarası Antalya'nın 30 km kuzeybatısında, eski Antalya-Burdur karayoluna 5–6 km uzaklıkta bulunan Yağca mahallesi sınırları içinde yer alan yüksekçe bir tepededir.
Denizden yüksekliği 430-450 metredir.
Zirvedeki mağaraya 480 basamaklı bir merdivenle tırmanılmaktadır.
(Merdivenlerin orta yerinde durup, İ. Kılıç Kökten hocamızı hatırlıyoruz . Üstelik o tarihte buraya böyle "şık" bir merdivenle çıkılmıyordu, yıllarca bu tepeye nasıl tırmanabildi? Aynı merdivenlerden Ünye Kalesi için kullanılabilir mi.... Ergonomik, yormuyor!)

Karain Mağarası'nın Keşfi

Karain Mağarası keşfeden bilim insanı Ünye kökenli İsmail Kılıç Kökten hocamız, Cumhuriyet dönemi arkeolojik kazılarının üç önemli isminden biridir. Karain'i keşfettiği yıllarda Ünye'de, Cevizdere Havzası'ndaki sekilerde ve Tozkoparan Mağaralarında da araştırmalar yapmış ve bunları "Ünye'de Eskitaş Devrine (Paleolitik) Ait Yeni Buluntular" adıyla yayınlamıştır.
Karain Mağarası ve Kökten hakkında yazılanlara gelirsek...  
Karain Mağarası, 1946 yılında Merhum Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten’in son derece güç koşullar altında ve sınırlı olanaklarla, dolayısıyla büyük bir özveriyle yaptığı yüzey araştırmaları sırasında bulunmuş ve böylece arkeoloji dünyasına kazandırılmıştır. Kökten, 1947-1973 yılları arasında, bazı aralarla, mağaranın A Gözü hariç diğer gözlerinde kazı ve sondaj çalışmaları yapmıştır. Türkiye Prehistoryasının duayeni olarak bu alana çok büyük emeği geçmiş olan Kökten’in 1974 yılında vefatı üzerine kazılara uzun bir süre ara verilmiştir.[1]
Karain Mağarası alt paleolitikten geç Roma dönemine kadar görülen kesintisiz yerleşim izleriyle Anadolu arkeolojik çalışmalarında önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Klasik dönemlerdeki kullanım daha çok Adak Mağara (tapınak) niteliğinde olup, mağara alnı ve dış duvarları üzerinde Grekçe kitabe ve nişler bulunmaktadır.
Yeryüzünde bilinen paleolitik mağaraların çoğu sadece bir dönemi temsil ederken Karain alt, orta ve üst olmak üzere kesintisiz bir katmanlaşma (stratigrafi) göstermekte ve bu katmanlardan elde edilen veriler, özellikle Avrupa ve Yakın Doğu arasındaki bağlantılar ve göç yolları hakkında fikir vermesi açısından önem taşımaktadır.
Karain'den ele geçirilen Anadolu'da bilinen en eski insan kalıntılarının yanı sıra mağarada ortaya çıkarılan taşınabilir sanat ürünleri de Anadolu sanatının ilk örnekleridir. (Karain'de bulunan stilize bir insan figürini, cilalanmış bir kaburga kemiğinden yapılmıştır ve Anadolu sanatının ilk örneğini oluşturur.)

Karain Mağarası Tespitleri

Karain Mağarası Türkiye'de en uzun süre araştırılan Paleolitik Çağ buluntu yeridir. Geçen yılın Nisan ayında kaybettiğimiz değerli bilim insanı Prof. Dr. Güven Arsebük, bu mağarada 1999'da Neanderthal insan fosili bulmuştur. Ülkemizde ve bu coğrafyada şu ana kadar bulunan ilk ve tek Neanderthal fosili olan bu kalıntı bilim dünyasında epeyce tartışılmıştır.

Devam edecek: Karain Mağarasında önemli tespitler, Neanderthal  İnsan nedir, Mağaradaki Tabakalanma, Kökten hocanın ardından yeni dönemde yaşanan farklı bulgular...  

Dip Notlar:

[1] Aktüel Arkeoloji, "Mağaralara Yolculuk", Sayı 45, Mayıs-Haziran 2015
[2] Prof. Dr. Veli Sevin, "Anadolu Arkeolojisi", s. 9 -10, DER Yay. İst. 2003


Ünyekent, 06.02.2019



Karain Merdivenleri, 478 basamak

Karain Mağara Girişleri

Mağara Üst Girişi

İ Kılıç Kökten

Karainde Stratigrafik Yapılanma
Karain'de Alt Paleolitik buluntular, Antalya Müzesi

Karain'de geç dönem kutsal alan işlemeleri, nişler...

Karain'de geç dönem kutsal alan yazıtları.

Mağaranın iç görünümü.

Karain'den stilize insan figürini.
Cilalanmış bir kaburga kemiğinden yapılmıştır.

30 Ocak 2019 Çarşamba

Gündem Dışı


Gündem Dışı


Yerel seçimlerin gündemde olduğu bir zamanda, bir parça gündem dışına çıkmak ve bu hafta farklı bir konuda yazmak istiyorum.
Yedi yıl önce Ünye turizminden ve kentsel markalaşmadan söz etmiştik ve şöyle demiştik:
"Turizm, kabuğunu kırmak için çabalayan Ünye’nin hâlihazırda en umut veren sektörüdür. Hatta turizm projeleri, ticaret ve sanayi girişimlerine engel olmak şöyle dursun, diğer sektörleri de canlandırır, daha fazla ticaret, daha yetkin bir sanayi ve daha kaliteli bir hizmet sektörü demektir. Bütün mesele, Ünye’nin sahip olduğu potansiyeli doğru hesaplamak ve bu konuda samimi, ciddi ve tutarlı bir çaba gösterebilmektir."
"Ünye’nin Turizm Potansiyeli ve Markalaşma", Ünye Ticaret ve Sanayi Odası'nın 2012 yazında çıkardığı bir bültende yayınlanan bu yazıyı Ünye Tarih Araştırma Grubu olarak değerli çalışma arkadaşım Sayın Ahmet Kabayel'le birlikte yazmıştık.
Bunca zaman geçti aradan; belediye başkanları, mülki amirler, ve yöneticiler değişti, kimler geldi, kimler geçti...
Şimdi merak ediyoruz.
Bu süre zarfında değişen bir şey oldu mu?
Bu ve benzeri konularda önemli bir çaba gösterildi mi?

Marka Şehirler

Sözünü ettiğimiz yazıda Pazarlama uzmanı Philip Kotler'den bir alıntı yapmıştık:
“Ürünler birbirine benzedikçe, şirketler ‘marka’ yaratma yoluna gidiyor. Rekabet sadece ürünler ve firmalar arasında gerçekleşmez. Ülkeler ve şehirler de birbirleriyle rekabet eder.”
Bu minval üzre Ünye'yi bir "Marka Şehir" yapma ideali üzerinde durmuştuk.
Ünye'den bir marka şehir çıkabilir miydi?
Çok iddialı bir sav gibi dursa da, "imkansız" değildi.
Bu konuda en ciddi adımlardan biri, geçtiğimiz yıl Ünye Belediyesi'nin bir reklam ajansına yaptırdığı Ünye'nin reklam filmiydi.
"Yeşilin Gölgesine Mavinin Ötesine" mottosuyla sunulan bu çalışma, Ünye'ye yeni bir simge arayışını da beraberinde getirdi.
[Merak edenler; https://varilci.blogspot.com/2018/05/yesilin-golgesine-mavinin-otesine.html adresinden yahut Ünyekent'in web sayfasında http://www.unyekent.com/yazi/207-yesilin-golgesine-mavinin-otesine.html adresinden ilgili yazımıza ulaşabilirler. Ünye Logosu ise; https://varilci.blogspot.com/2018/05/unye-logosu.html adresinde yahut Ünyekent'in web sayfalarında; http://www.unyekent.com/yazi/222-unye-logosu.html adresinden ulaşabilirler.]  
Reklam filmini GENNA Ajans çekmişti. Ajans sahibi hemşerimiz Sayın Ahmet Selim Tuncer, İtalya'dan örnek vererek " markalama becerilerinin arkasında Rönesans var" demişti. "Soyut değerler inşa ederek bu dönemin [içene düştüğümüz kısır döngüyü kastediyor olmalı] aşılabileceği" savını öne sürüyordu.     

Gümüşhane Kongresi

27-29 Eylül 2018'de Gümüşhane'de düzenlenen "International Brand and Brand City Congress" [Uluslararası Marka ve Marka Kent Kongresi] son dönemde bu konuda atılan en önemli adımlardan biriydi.
Gümüşhane, "Ne alaka?" demeyin...
Birileri çıkıp, yüreklilikle böyle bir çabayı gösterebilirse, oluyor.  Gümüşhane Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyelerinin çabalarıyla başarılan uluslararası bir kongre muhteşem bir katılımla gerçekleşiyor. Hemşerimiz Sn. Tuncer de bu kongrede açılış konuşması yapanlar arasındaydı.
Kongrede marka, pazarlama ve marka kent oluşturma konusunda üç gün süren yoğun bir bilgi alışverişi ortaya konuyor. Özellikle şehir markalaşmasında, tarihi yapıların rolü Ünye açısından önemli... Konuya ilişkin bilgiye aşağıdaki adresten ulaşmak mümkün:

Marka Kent Ünye?

Gümüşhane'de bu gelişmeler yaşanırken, aynı tarihte Ünye'de canhıraş bir hesaplaşma içindeydik. Yerel seçimler öncesi adaylık mücadelesi, belediye üzerinden yaratılan fırtına, teftiş, istifalar ve nihayet görevden el çektirmelerle yaşanan bir süreç...
Sevabıyla günahıyla yapılanlar yahut yapılamayanlar ortadadır.
Örneğin şehrin en işlek noktasına kondurulan çok katlı bir AVM, kent markasına nasıl katkı (!) sağladı?
Cevizdere tarihi sit alanı mı, çöplük mü olmalı?
Çamlık ne olacak?
Tarihi Ünye Evleri'nin durumu...
Üniversite kampusu, Niksar Yolu, OSB, kültür sarayı ve kütüphane inşaatlarına ne oldu?
Seçimlere günler kala, aslında bunları konuşuyor olmalıydık.
Gündemin ne kadar dışında kaldık, değil mi?

30.01.2019, Ünyekent


22 Ocak 2019 Salı

Ünye'de Başkanlık Yarışı


Ünye'de Başkanlık Yarışı


Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ordu'ya gelmesiyle Ünye'deki düğüm çözüldü...
Tüm beklentileri boşa düşürecek biçimde Erdoğan'ın ağzından Ünye Belediye Başkan adayı olarak Hüseyin Tavlı ismi telaffuz edildi.
Belki de en iyisi buydu...
Ünye'de geçtiğimiz dönemde olağanüstü durumlar yaşanmıştı.
Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı'nın ardından Ünye Belediyesi'nde de istifalar, görevden "el çektirmeler" görüldü.
Halen devam etmekte olan fiili bir durum var...
Sayın Tavlı'nın gelişi, bir ölçü de bu durumun aşılabileceği görüntüsünü yaratıyor.
En azından nispi bir barış ortamı içinde teşkilattan kopma noktasına gelmiş unsurlar yeniden  "yuva"ya dönebilecek.
İlk günden bunun işaretlerini görüyoruz.
Bakalım, bu gelişme sandığa nasıl yansıyacak?
Aslında "yeni" bir gelişme değil bu, bazılarının ifade ettiği gibi "eski günlere dönüş!"
Bu vesileyle, yeni görevinde Sayın Hüseyin Tavlı'ya hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

****
Öte yandan muhalefet adayları Ordu'da ve doğal olarak Ünye'de henüz belirlenebilmiş değil.
CHP - İyi Parti seçim ittifakı Ünye'de sessiz.
Sanki seçim yokmuş gibi...
Ordu Büyükşehir için Seyit Torun'un adı geçiyor ki, daha çok bu isim tabandan geliyor. Sayın Torun'un yeniden böyle bir göreve soyunması ihtimaller dahilinde değil. Eski Enerji Bakanı Hilmi Güler, Enver Yılmaz'ın ardından emanete bırakılan başkanlık koltuğunu şimdiden benimsemiş görünüyor. Ünye'nin kadim beklentisi "Organize Sanayi ve Üniversite binası" projeleri değil de Sayın Güler'in başka projeleri olduğunu biliyoruz.
Bu projelerin neler olduğu; Ünye Çamlığı'nın satışa çıkarılması ve Cevizdere'nin "çöplük" yapılması konusunda neler düşündüğünü önümüzdeki günlerde öğreneceğiz.
(Ünye'yi ziyaretleri sırasında umarız yerel basınımız bu soruları Sayın Güler'e sorar. Ben şimdiden kendisine bu soruları buradan sormuş oluyorum.)

****
Genele bakınca,yerel seçimlerin Ordu'dan daha karmaşık olduğunu söylemek mümkün...
Ordu'da yoğun seçim heyecanı yok...
Ünye'de seçim atmosferi daha da düşük.
Ama ülke genelinde öyle değil.
Özellikle İstanbul...
Sayın Erdoğan'ın on yıllar sürecek olan iktidar sürecini bitirmeye aday bir atmosfer!
İstanbul'u kazanarak gelmişti zirveye.
İstanbul'u kaybederse zirveden iner!
Elbet de bunun farkında.
Ne yapıp, edip...
İstanbul'u kazanmak zorunda!

****
Diğer önemli faktör Ankara!
Anketler muhalefeti önde gösteriyor.
İktidar Ankara'yı kaybederse, önümüzdeki dönemi tahmin etmek zor değil.
"Gökçeksiz" bir Ankara yeterince şok ediyor zaten...
Ak Partisiz bir Ankara nasıl olur, düşünmesi bile zor!


****
Ya İzmir'e ne demeli?
CHP, elindeki imkanı biraz daha kötü kullanırsa...
İzmir dedikleri "kale" yerle yeksan olabilir!

****
Karadeniz'de bu seçimlerde heyecan yok, fazla bir değişim yaşanmayacak gibi...
O atmosfer, o hareketlilik yok.
(Muhtar seçimleri daha renkli, daha iddialı...)

Ama Başkent'te ve Metropol'de heyecan üst noktada.
Önümüzdeki günlerde neler yaşarız, ekonomik krize rağmen hangi sürprizler var sırada bilemiyoruz...
Bakalım, göreceğiz!     

23.01.2019, Ünyekent

15 Ocak 2019 Salı

2019 Model Çevrecilik




Çağımızda en büyük felaket çevre sorunu olarak görülüyor. Tüm dünya ile birlikte ülkemiz de hızla bir çevre felaketine doğru sürükleniyor...
Evet, böyle deniyor!..
Abartma falan yok.
Tam bir çevre felaketi yaşanıyor.
Dünyanın dengesi bozuldu; küresel ısınma, iklimsel taşkınlıklar, sel, deprem, tusunami, vs. vs.
Soluduğumuz havadan, içtiğimiz suya kadar...
Kirlettiğimiz dünyanın kurbanları olmaktayız.
Önlem mi?
Önlem de alınıyor tabi!
Alın işte bizde 2019 yılbaşından bu yana, marketlerde poşet ücretli verilmeye başlandı...

****
Ülkemizde yılda kişi başına 400-500 poşetin kullanılıp çöpe atıldığı tespit edilmiş. Bu çok afaki bir rakam. Peki ne yapıldı? Marketteki poşete 25 kuruş bedel biçildi. Böylece poşet israfının önüne geçmeyi düşündüler. "Hedef 2023" sloganını benimseyen iktidarımız, poşet tüketimini 2019'da kişi başına doksan adete, 2023'de ise 40'a düşürmeyi planlıyor. Plastik poşetlerin marketlerde 25 kuruştan satılması bu yüzden.
Poşet yasasının mimarlarından TBMM Çevre Komisyonu Başkanı, AKP Trabzon Milletvekili Muhammet Balta “Atık miktarını azaltmak siyaset üstüdür" diyor. Kendisi de poşet üreticisi olan Balta "Amacımıza ulaştık, şu anda her yerde poşet konuşuluyorsa, bu iş bitmiş demektir!"

****
Sadede gelelim.
Poşet atığı ülkemizde önemli bir kirlenme kaynağı, tamam, kabul... Diğer plastik maddeler gibi çevreyi kirleten etkenlerin başında geliyor ve doğada bin yılda yok oluyor. Tüm çevreciler gibi, ben de bu sorunun çözümünden yanayım.
Gel gelelim poşeti markette parayla vermek çözüm mü?
Alternatif malzemeler kullanılamaz mı?
Çevre dostu poşet imalatı, kağıt vb. yenilenebilir malzemeler falan...
Atıkların doğada kayboluş süreleri, aslında malzemesinin ne kadar kaliteli veya sağlam olduğuyla ilgilidir. Atılan atık ne kadar sağlam ve kaliteliyse, doğada o kadar geç kayboluyor. Örneğin ülkemizde sıkça kullanılan bina yalıtım malzemeleri (strafor ve benzeri poliüretanlar) iki bin yılda ancak doğaya dönüyor.
Yani konuyu poşete bağlayıp, onu da paralı yaparak "işi bitirmek" pek mümkün görünmüyor.
Konunun  gündeme gelmesi ve " sık konuşuluyor" olması, çevrecilik adına nasıl bir kazanımdır anlamak mümkün değil.
Poşet, çevresel kirlenmenin yalnızca bir boyutu ve "ücretli" yapmakla üretilen çözüm nereye kadar?
Üstelik marketler dışında ücretli uygulama yok. Manavda, kasapta ve fırında poşete ücret ödenmeyecek. Markette poşete ödenen 25 kuruşun, 15 kuruşu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gidecek. Geri kalan markete kalacak. Manava, kasaba ve fırına haksızlık olmuyor mu?
Bakanlık, 15 mikron ve altında olup 200x350 mm ebadındaki poşetler için de eczanelerde ücret talep edilmemesini kararlaştırıyor. Kozmetikçiler de bu kapsama girecek mi, merak ediyoruz.

****
Olay, Nasrettin Hoca'nın mezarına benziyor:
Dört yanı açık ama devasa bir kapısı var bu mekanın, üstelik kapının üstünde kocaman bir kilit...
Her uygulamada olduğu gibi, poşetçi çevreciliğin de mizahı gecikmiyor...
Örneğin Okan Bayülgen...
"Eğer satmaktan geçiyorsa bu işin çözümü, hemen o poşeti satalım. Hatta 25-50 kuruşa, 1 liraya değil, 10-20 liraya satalım ki insanlar bunları kullanmaktan kaçınsınlar. Bu yolla poşet kullanımını azaltalım hatta zamanla yok edelim." diyor.
Ücretli poşet uygulamasını protesto etmek için  markete el arabası, çuval ve sırtında küfe ile girip alışveriş yapanlar oldu...
Alışveriş sonrası poşetleri iade edip parasını geri almak isteyenler!!!
Ve daha çokları...
Ormanların, milli parkların betona dönüştürüldüğü bir ülkede bu tür önlemleri ancak mizahi bir mantıkla çözümleyebiliyoruz.
Ülkemizde çöp ve diğer atıklarla ilgili daha önce de alınmış bir çok önlem mevcuttu. 2000’lerin başında, ambalaj atıklarının (plastik, metal, cam) toplanması ile ilgili bir yasa ve yetkilendirilmiş kuruluşların olduğu bir yöntem uygulanmaktaydı.
Ama işlemedi, işletilemedi.
Bakalım bu uygulama ne ölçüde işleyecek?

****
Poşet konusunda en radikal kararı veren başka birileri de var ki, Allah beterinden saklasın...
İşte haber:
Dünyanın ilk "çevreci cihatçı örgütü" Eş Şebab plastik poşeti yasakladı.
04.07.2018 tarihli, AFP Ajansının haberine göre; "Somali'de radikal İslamcı Eş Şebab örgütü, kontrolü altındaki bölgelerde insanlık ve çevre için "ciddi bir tehdit" dediği plastik poşet kullanımını yasakladı.
Haber, yorum gerektirmiyor, apaçık ortada... Onlar da kendi yöntemleriyle "çevrecilik" yapıyor. 2019 model çevrecilik bu olsa gerek.


16.01.2019, Ünyekent

2 Ocak 2019 Çarşamba

Ülkemizin Tarihi Zenginliği - 3


Ülkemizin Tarihi Zenginliği - 3


Gazi Mustafa Kemal'in henüz Kurtuluş Savaşı'na başladığı dönemde ülkemizin tarihi zenginliklerinin farkına vardığını ve ülkenin kurtuluş meselesi kadar önemli gördüğünü söylemek mümkündür.

***
Konuya ilişkin son günlerde satış rekorları kıran  Yılmaz Özdil'in Mustafa Kemal adlı kitabından bir bölüm aktarmak istiyorum:

"TBMM'yi kurdu.
Sadece 16 gün sonra...
Asar-ı Atika Müdürlüğü kurulması talimatı verdi.
Daha memleketin ne olacağı belli değilken, kültür varlıkları müdürlüğü tarafından 'envanter' çalışmasına başlanmasını, ören yerlerinin tespit edilmesini, korunmasını istedi.
Topkapı Sarayı'nı müzeye dönüştürdü.
1921-1936 yılları arasında Topkapı'nın yanı sıra...
Efes antik kentinin,
Bergama antik kentinin,
Ankara arkeoloji müzesinin,
Ankara etnografya müzesinin,
Konya Mevlana müzesinin,
İzmir, Diyarbakır, Antalya, Sivas, Adana, Edirne, Kayseri, Tokat, Kütahya, Samsun, Van, Alanya, İznik, Silifke, Manisa, Amasya, Bursa, Afyon, Denizli, Isparta, Niğde, Kırşehir, Sinop ve Çanakkale müzelerinin açılmasını sağladı. 15 yılda 30 müze açtırdı.
'Melhame-i kübra, kan deryası'
olarak nitelendirdiği Sakarya Savaşı olanca şiddetiyle devam ederken, işgal kuvvetleri Ankara'nın burnunun dibine kadar yaklaşmışken, top sesleri şehirden duyulurken, Meclis'in Kayseri'ye taşınma ihtimali varken, akıbetimiz belirsizken... 'Eti müzesi' kurulması için talimat vermişti!
Memleketi 'kültür' üzerine inşa etmek istiyordu.
Kültür yoksa, kültür kökleştirilmezse, savaşı kazansak bile ayakta kalabilmenin mümkün olmadığını düşünüyordu. Eti müzesi fikri, Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak hayata geçirildi.
Hitit ve Asianik Araştırmalar Derneği tarafından Fransa'da yayınlanan Hitit Dergisi'nin sponsoruydu. Fransız tarih ve arkeoloji profesörleri tarafından yayına hazırlanan derginin künyesinde 'Gazi Mustafa Kemal'in himayesinde yayınlanmaktadır' ibaresi yer alıyordu.
Yıkık dökük durumda bulunan ve avlusu kahvehane olarak işletilen Ayasofya'nın müze olmasını sağladı.
Arkeolojik kazıları başlattı.
Alacahöyük, Mustafa Kemal'in talimatıyla 'ilk milli arkeolojik kazı' oldu. Defalarca uğradı, kazı alanını gezdi, buluntuları inceledi.
Ankara'nın simgesi olan güneş kursu 1935'te bulundu, duyar duymaz derhal Alacahöyük'e geldi, heyecanı ve mutluluğu gözlerinden okunuyordu.
1924'te sırf bu iş için İzmir'e gitti, Efes'i gezdi.
Bergama antik kentini gezdi.
Vahdettin'le Almanya seyahatinde Zeus Sunağı'nı incelemişti, o günkü hislerini, üzüntüsünü Bergama'da anlattı.
1930'da Antalya'ya gitti, Aspendos'u gezdi.
Hasankeyf'in yüzey araştırması 1932 yılında Mustafa Kemal'in talimatıyla başlatıldı. 1933'te ilk kazması vurulan Truva kazılarını, elde edilen bulguların korunmasını titizlikle takip ediyordu.
9 Eylül 1922'de işgalciler denize dökülürken, İzmir cayır cayır yanarken, Sardes antik kentine ait bulgular çalınmıştı.
Çünkü... Manisa Salihli'deki Sardes antik kenti Osmanlı döneminde Amerikalılar tarafından kazılıyordu. Buluntular  İzmir'e taşınmış, bugünkü İzmir Atatürk Lisesi'nin depolarına yerleştirilmişti.
İzmir cayır cayır yanarken Amerikan konsolosluğu fırsat bu fırsat diye düşünmüştü. Sardes buluntuları 56 sandığa yerleştirilerek, New York'a gönderilmiş, Metropolitan müzesi'ne teslim edilmişti.
Kelimenin tam manasıyla yangından mal kaçırılmıştı!
Mustafa Kemal bunu asla unutmadı.
Cumhuriyet ilan edilir edilmez son derece sert bir dille diplomasi başlattı. 53 sandık dolusu eser 1924 yılında geri alındı. Üç sandık hakkında 'biz de bulamıyoruz, kayıp' filan demişlerdi ama, hiç olmazsa gerisi kurtulmuştu.
1933 yılında Üniversite yasası hazırlanıyordu.
Taslakta yer almıyordu, 'arkeoloji enstitüsü'nü monte ettirdi.
2Tbiatın esrar dolu sinesine her gün daha çok girmekte olan insan zekası, realiteye kavuşmak için, insanlık tarihini aydınlatacak ilimler bulmuştur. Arkeoloji işte o ilimlerin başında gelir. Tarih, bu ilimlerin bulduğu belgelere dayandıkça temelli olur. Bizim topraklarımızdaki tarih belgelerimizin her bir parçası, bizim kültürümüzün bir aynasıdır' diyordu.
'Ne Mutlu Türküm Diyene' kavramının kökeniydi...
Irk, din, dil, hatta zaman farkı gözetmeden, bu topraklarda varolan, bizden'di."


(Yılmaz Özdil, Mustafa Kemal, Kırmızı Kedi Yay. 2018, s. 418-422)

****

2019 yılının bu ilk yazısında yeni yılın tüm dünyaya barış, huzur, sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum...

(Devam Edecek.)
      
Fotoğraf:
Mustafa Kemal Atatürk'ün Efes antik kentini ziyaretleri

02 Ocak 2019, Ünyekent