7 Ağustos 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Kimmerler

 


Karadeniz Arkeolojisi – Kimmerler

  

MÖ. birinci binyılda atlı göçebe kavimlerden Kimmerler ve İskitler’in Karadeniz’de ve Anadolu’nun iç kesimlerinde önemli bir yere sahip olduklarını biliyoruz. Aynı coğrafyada yaşayan ve kültürel kalıntıları birbirine benzeyen bu atlı göçebe toplulukları birbirinden ayırt etmek oldukça güçtür. Her iki kavim de Karadeniz’in kuzeyinden hareketle birbirlerini takip ederek Anadolu’ya girmişlerdir. Karadeniz’in kıyı kesiminde ve dağlık bölgelerde yaşayan topluluklarla kaynaşmış, karşılaştıkları birçok kavimle savaş yapmışlardır. Bıraktıkları izler ve mücadele ettikleri kavimlerin yazılı belgeleri bize onların varlıkları hakkında bilgiler vermektedir.

 

Kimmer Toplumu

   

Urartulular, Asurlular, Geç Hitit Şehir devletlerinden en başta Tabal Krallığı olmak üzere Melitene ve Que Krallıkları, Frigler ve Lidyalıların bıraktığı yazılı ve arkeolojik veriler Kimmerler hakkında çeşitli deliller sunmaktadır. Kendilerine ait yazılı belgeler bırakmamış olmalarına rağmen Arkeolojik kalıntılar yanında ilişkilerde bulundukları kavimlerin yazılı belgelerinde adlarına rastlıyoruz. Kimmerler adı ile bilinen atlı göçebe bozkır kavminin Kapadokya bölgesini de içine alan Orta Anadolu’da teşkilatlı bir yapı oluşturarak hâkimiyet kurduklarını gösteren deliller mevcuttur.

Elde edilen bulgulara rağmen Kimmerlerin kökeni hakkında bilim çevreleri net bir saptama yapamamaktadır. Hint-Avrupa kökenli oldukları varsayılan bu topluluğun yaşam tarzına ve bıraktığı delillere bakarak Türki topluluklardan olduğu veya Orta Asya topraklarına ait  bir topluluk olduklarını ileri sürenler bulunmaktadır.

 





Kimmerler Türk müydü?

 

M.Ö. IX. yüzyılda İskitler'in baskısıyla yerlerinden oynayan bir Kimmer kolu, daha sonraki yıllarda Güney Karadeniz kıyılarına yerleşmişlerdir. Prof. Dr. M. Taner Tarhan, Kimmerler ve İskitler hakkında yazdığı bir makalesine şöyle bir girişle başlıyor. "Kimmerler ve İskitler Eskiçağdaki "Türk Kültür Tarihi"nin, daha genel bir deyişle de "Millî Tarihimizin” ilk temsilcileridir.

Kökenleri hakkında detaylı ve kesin bilgiler olmamakla birlikte, Hint-Avrupa halklarının Yakın Doğu kökenli olduğu varsayımına dayanan en son araştırmaya göre; Kimmer kabilelerinin atalarının muhtemelen Ummān-manda adlı kabileler olduğu varsayılmaktadır.

Ummān-manda MÖ 3. binyıl'ın sonlarından MÖ 1. binyıl'ın ortalarına kadar, Mezopotamya'da bölgenin kuzey ve kuzeydoğusunda yaşayan Sami ve Sümer olmayan halklara atıfta bulunmak için kullanılan kolektif bir terimdi ve Eski Yakın Doğu'da farklı bağlamlarda Kimmerler olarak da adlandırıldılar.

Kimmerler arkeolojik olarak Orta Asya ve Sibirya'nın doğusundan (bilhassa özel olarak Karasuk, Arjaan ve Altay kültürlerinden) ve gelişimine katkıda bulunmuş olan Kafkasya'nın Kuban kültüründen kaynaklı güçlü etkileri içeren, Batı Avrasya bozkırlarının Erken Demir Çağı Çernogorovka-Novoçerkassk kültürleri ile ilişkilendirilirler. Diğer bir başka görüş ise Kimmerlerin maddî olarak erken (Kelermes-Evresi) İskit kültürüne ait oldukları yönündedir.

Buradan hareketle Kimmerler’i İskitlerle aynı soydan gelen kabileler topluluğu olarak görmek gerekir.

Kitab-ı Mukaddes'te gecenin yarısı uzak (kuzey) dünyanın uçlarından gelen bir halk olan Gomer'den bahsedilir. Kimmerler’e atfedilen bu tabir genelde Kimmerler ile eş tutulur. Gomer'in çocukları arasında Rifat ve Tōgarmā'nın yanı sıra İskitler/Aşguzai) ile eş tutulan Aškənāz'da vardır.

Yazılı belge bırakmayan Kimmerlerin ve İskitlerin yazılı kaynaklardaki ve arkeolojik verilerdeki kültürel yakınlıkları göz önüne alındığında, genel olarak dillerinin İranî dil grubunun (Doğu İran dilleri) bir parçası olduğu kabul edilir. Kimmerler dilini Trak ve İran dilleri arasında "kayıp bir halka" olarak kabul edenler vardır. Öte yandan bu dili apayrı bir Hint-Avrupa dil grubundan olduğunu da varsayarlar.


 

Kimmer Tarihi

 

MÖ. 8. yüzyılın ilk yarısına kadar Kimmerya olarak da tabir edilen İdil Nehri'inden Karadeniz'in kuzeyine doğru uzanan geniş bir alanda yaşadıkları bilinmektedir. Kılıç kullanmada, ok atmada ve balta kullanmada usta olan bu kavim, atlı göçebe ve savaşçı bir topluluktu.

Homeros Kimmerlerin ıssız dünyanın sisli ve karanlık ülkesinde yaşadıklarını yazar. Herodot Kimmerlerin Kuzey Pontus bölgesinden geldiğini söyler. Kimmerya, MÖ 8. yüzyılın ortalarında İskitlerin eline geçince yerlerinden olan Kimmerler büyük kafileler halinde güneye inerek Kafkaslardaki Demir Kapı ve Derbent geçitlerini aşarak Urartuların yaşadığı Doğu Anadolu'ya girdiler.

Yurtları İskitler tarafından ele geçirilen Kimmerler ilk defa MÖ. 709 yılında Anadolu’ya gelerek Kapadokya’ya yerleşmişler ve ülkeye büyük zarar vermişlerdir. Kimmerler İç Anadolu’nun siyasi tablosunu baştan aşağı değiştirmişlerdir. [Mehmet Mandaloğlu, Doğu-Batı Kültürel etkileşiminde Orta Asya’dan Göçler (M.S.VI.yüzyıla Kadar),Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2011, S.155.]

Frigler’le yaptıkları mücadelelerde yıkıcı etkilerini gösteren Kimmerler’in ana göç koluna mensup olan boylar bu dönemden sonra Kapadokya’ya yerleşerek burada bir devlet kurmuşlar ve bu devletin varlığından dolayı Ermeni kaynaklarında Kapadokya bölgesine Gomer veya Gamirg adı verilmiştir. [M. Taner Tarhan” Eski Anadolu Tarihinde Kimmerler”, İstanbul 1984, s.114, “Eski Çağ’da Kimmerler Problemi”, VIII. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1976, s.366.]

Kimmerler’in İskitler’in baskısı sonucu Kafkaslar’dan Anadolu’ya girerek buradaki Urartulular ve Asurlularla karşılaştıkları ve mücadelelerde bulundukları, oradan da daha Batıya doğru Anadolu içlerine hareket ettikleri ve Orta ve Batı Anadolu’ya kadar gelip buralarda etkili oldukları anlaşılmaktadır. [İ. Durmuş, İskitler (Sakalar),Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1993, s. 64.]

Kafkas Dağları’nı aşıp Anadolu’ya geçen Kimmerler için Urartulular’ın toprakları bir geçiş bölgesi durumundaydı. Urartulular kralı II. Argişti aldığı yenilgiler üzerine ülkesinin topraklarını ve krallığını korumak amacıyla Kimmerler’in kendi ülkesinden geçerek batıya doğru ilerlemelerine izin vermiştir. [A. Çilingiroğlu, Urartu Tarihi, Ege Üni. Edebiyat Fakültesi Yayınları, Bornova-İzmir 1994, s. 99]

 

Anadolu’da Kimmerler

 

MÖ. 8. Yüzyıl Anadolu konjonktüründe Kimmerler tarihin akışını değiştirecek ölçüde önemli bir faktördü. Asur kralı II. Sargon ile Frig kralı Midas (Mita) M.Ö.709 yılında Kimmer tehlikesi yüzünden yakınlaşmaya başlamışlardır. Bu yakınlaşma ve işbirliğine rağmen M.Ö. 705 yılında II. Sargon Kimmerler tarafından Tabal memleketinde öldürülmüştür.

Kimmerler’in varlığı bu devletler için hem bir fırsat hem de tehlike arz etmiştir. [Selim Pullu, Tabal Bölgesi Tarihi İstanbul Üniv. Sos. Bil. Enst. Doktora Tezi, İstanbul 2006, s.52.]

Kimmer tehlikesine karşı Asur kralı II. Sargon ile Muşki kralı Mita arasındaki antlaşma Kimmerler’i durdurmaya yetmedi. Asur Devleti ile müttefiklerinden oluşan ordunun Kimmerler’e yenilgisi ve Asur kralı II. Sargon’un hayatını kaybetmesi üzerine Kimmerler bölgeyi talan etti. Ardından batıya doğru ilerlediler. Friglerle mücadele ettiler ve tarih sahnesinden silinmelerine neden oldular.

Kimmerler, Frigler’in başkenti Gordion’u yakıp yıktıktan sonra Giges yönetimindeki Lidyalılarla savaştı. Özellikle M.Ö. VII. Yüzyılda Lidya Devleti’nin dış siyasetine Kimmerler yön verdi. Ancak dördüncü Lidya kralı Alyattes Kimmer tehlikesine son vererek sınırlarını doğuda Kızılırmak’a kadar genişletebildi. [E. Schwertheim, Antik Çağda Anadolu, Çev. Nuran Batu, Kitap Yayınevi,1.basım, İstanbul 2009, s.27.]

Kimmerler bir süre sonra yeniden Lidya'ya saldırdı, başkentleri Sardis'i yakıp yıktı. Daha sonra Edremit yakınlarına yerleştikleri, Antandros Kenti'nde yurt kurdukları tespit edildi.


 

Barbar Conan

 

Çizgi Roman karakteri Barbar Conan bir Kimmer savaşçısıdır. Sinemada Arnold Schwarzenegger ve Jason Momoa’nın canlandırdığı bu karakterden hareketle Kimmerler oldukça tanınmış bir figürdür.

Çizgi roman kahramanı Conan'ın kavmi olan barbar Kimmerler'in izine Anadolu’da ulaşılmaya çalışılıyor. Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürcan Polat, Antandros Antik Kenti kazılarında, antik dönem yazarlarından Stefanos Bizantios'un eserinde adı geçen ve hiçbir yerde yerleşik olarak yaşadıkları kanıtlanamayan Kimmerler'e ait bulgulara ulaşılmayı hedefliyor.

 

Kimmer Toplumsal Düzeni

 

Kimmerler’i Kimmerya olarak bilinen İdil Nehri'inden Karadeniz'in kuzeyine doğru uzanan geniş topraklardan güneye inmeyen zorlayan en önemli faktör İskit (Saka) saldırılarıydı. İskitler gibi savaşçı ve atlı göçer bir topluluk olmalarına rağmen at üzerinde savaşmayı İskitler kadar bilmiyorlardı. İskitlerle kapışmak yerine toprağı işleyen, düzenli ürün yetiştiren toplulukları yağmalamayı tercih ediyorlardı. Tıpkı kendilerinden önce Orta karadeniz’de yaşayan Kaşka toplukları gibi düzensiz kabile yaşamı sürdüren Kimmerler, Anadolu’ya geldiklerinde kabile yaşamları daha örgütlü bir hal aldı.

Kimmerler kralları Teuşpa zamanında Asur ve onun kontrolündeki Que Devleti’ne karşı Tabal kralı İşagallu ile ittifak yapmış ancak Asur kralı Asarhaddon onlar üzerine sefer yaparak Kimmer kralını da öldürmüştür. Bu bilgiler bize Kimmerler’in bölgede bir kral önderliğinde teşkilatlandığı ve diğer komşu devletlerle ittifak antlaşmaları yaptığı, bunun da ancak teşkilatlı bir devlet örgütlenmesi ile olabileceği, dolayısıyla Kimmerler’in Kapadokya bölgesine yerleşerek bozkır göçebe geleneklerini devam ettiren bir devlet kurdukları tezinin doğruluğunu göstermektedir. [Hacı Çoban, s. 128]


 

Ünye’de Bulunan Kimmer Tası

 

Ünye’de bulunan Gümüş Tas Kimmerlerin Karadeniz bölgesindeki varlığını gösteren arkeolojik kanıttır. Ünye'de bulunan bu gümüş kap (Phiale) Ekrem Akurgal tarafından M.Ö. VI. yüzyılın sonuna tarihlendirilmekte ve Kimmer sanatının son eserlerinden biri olarak nitelendirilmektedir. [Kaynak: Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, Lev. 59, s. 570]

Orta Karadeniz’deki Kimmer varlığı MÖ. 8. Yüzyıl’a tekabül eder. İskit baskısı nedeniyle göç etmek zorunda kalan Kimmerler, Karadeniz’e ulaştıklarında buradan bugünkü Gürcistan üzerinden Doğu Anadolu’ya gelmiş, Urartu ve Asur devletlerine büyük darbeler vurduktan sonra İç Anadolu’ya yönelmişti. İç Anadolu’daki Frig devletini yıkan Kimmerler, bölgede, bozkır-göçebe geleneklerinin Anadolu’daki ilk örneği sayılan bir hâkimiyet tesis etmişlerdir. Bu arada bazı Kimmer boyları kuzeye yönelerek Karadeniz sahiline yayılmaya başlamıştır.

Yaklaşık bir asır boyunca devam eden Anadolu ve Orta Karadeniz’deki Kimmer hâkimiyetinden bölgede bir arkeolojik delil kaldığını söylemek en azından şimdilik mümkün değildir. Amasya/Gümüşhacıköy ve Ordu/Ünye’de yüzey araştırmaları sırasında ele geçen buluntular Orta Karadeniz’de Kimmerler’e ait tek arkeolojik delil olarak envantere geçmiştir. [M. Taner Tarhan, “Eski Anadolu Tarihinde Kimmerler”, Ankara 1984, s. 111-118.]

Bölgedeki Kimmer hakimiyeti İskitlerin güneye inmeleriyle sona erer. Orta Asya’dan Kimmerler’i takip ederek aynı güzergâh üzerinden Anadolu’ya ulaşan İskitler, Orta Karadeniz’deki Kimmerleri tekrar kuzeye, Kırım bölgesine sürmüşlerdir. [Herodot Tarihi, 1991, s. 196.]

Bu yer değişiminden sonra Orta Karadeniz’de ve Anadolu’da İskit iskânı ortaya çıkmıştır.

 

Kaynaklar:

 

 

Herodotus, Herodot Tarihi (nşr. M. Özmen), İstanbul 1991

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, TÜBİTAK Yay. Ankara 2005.

Prof. Dr. M. Taner Tarhan, “Eski Anadolu Tarihinde Kimmerler”, I. Araştırma Sonuçları Toplantısı Bildirileri, Ankara 1984.

Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu, İlk Çağdan Osmanlılara Samsun, Samsun 2012.

Doç. Dr. Hacı ÇOBAN, Kapadokya’da Kimmerler, Bozok Üni. Yozgat, Makale

Doç. Dr. Hacı ÇOBAN, Anadolu’da Kimmer-İskitler ve Orta Anadolu’daki İzleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal bilimler Ens. Doktora Tezi, Afyonkarahisar 2013.

 

07.08.2024, Ünyekent

31 Temmuz 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Kaşkalar

 


Karadeniz Arkeolojisi – Kaşkalar

 

Kaşkalar, Karadeniz’in bilinen en eski insan topluluğudur. Orta Karadeniz’in dağlık kesiminde yaşayan bu insanlar, Hitit metinlerinde Gašga, Kašga, Kaška adıyla anılır ve Kuzey’den gelen yağmacı, istilacı kavimler olarak kaydedilmiştir.

Hitit tabletlerinin bulunması ve deşifre edilmesi sayesinde varlığından haberdar olduğumuz bu kavme ait yeterli arkeolojik bulguya rastlamak mümkün olmamıştır.

Kaşkalardan II. Ramses yazıtlarında Kškš, Asur kaynaklarında māt Kašku diye söz edilir. Ugarit dilinde ise ktk olarak geçer.


 

Kuzey’in “Barbar” Kavmi

 

Bronz Çağı’nda “barbar” olarak nitelendirilen halklardan Kaškalar, Hatti ülkesine yaptığı saldırılarla ve tarım alanlarını yağmalarıyla tanınır. Aslında bu yağma hareketleri bulundukları coğrafyanın yapısı ile doğrudan ilişkilidir. Öyle ki Kaška ülkesinde tarım alanları azdır. Mevcut tarım alanları da çekirge istilalarına uğramaktadır. Bu sebepten dolayı Kaškalar, Hattuša’nın kuzeyinde bulunan verimli tarım arazilerini yağmalayarak, ihtiyaç duydukları gıda maddelerine kolay bir şekilde ulaşmak isterler. Bununla birlikte yaylacı bir yaşam tarzına sahip olan Kaškalar için tarımdan ziyade hayvancılık daha önemlidir. Ayrıca Kaškalar için madencilik de önemli bir yere sahiptir. Kaška ülkesi maden kaynakları açısından zengindir ancak ticari faaliyetleri Hititler tarafından sınırlandırılmıştır.

Başlıca uğraşları çobanlık, dokumacılık ve profesyonel askerlik olan Kaškaların dağınık bir kabileler topluğu olduğu, merkezi bir otoriteye bağlı olmadıkları ve Hitit ordusunda görev yapan Kaška askerlerinden söz edildiği bilinmektedir.

Kaškalar hakkında verilen bilgilerin kaynağı Hitit tabletleridir. Spekülasyona açıktır, Hititlerin sübjektif değerlendirmelerine dayanır. Objektif bakış açısıyla değerlendirirsek, Kaškalar da yaşadıkları topraklara sefer düzenleyen Hititleri “barbar” olarak nitelemiş olabilirler.


 

Hitit Metinlerinde Kaškalar

 

Kaška ismine eski krallık devrine ait belgelerde rastlanılmaz, bunun yanında III. Hattuşili ve IV. Tuthaliya dönemine ait belgelerde Kaşkaların Hitit İmparatorluğu'nun daha eski dönemlerindeki varlığından bahsedilir. Kaškalardan söz eden çiviyazılı belgelerin çoğu Hattuša (Boğazköy), Tapigga (Maşathöyük) ve Šapinuva’da (Ortaköy) bulunmuştur.

Kaškalar İlk Tunç Çağı’ndan Demir Çağı’na, bir başka deyişle Assur Kolonileri Dönemi’nden Grek Kolonileri Dönemi’ne kadar Karadeniz’de varlığından söz edilen bir kavimdir. Hiti tabletlerinde ve Mısır kaynaklarında yer alan bilgilere göre, Kaškaların Hitit topraklarına ilk kez, I. Hantili (MÖ 1590-1560) döneminde saldırdıkları ve bu saldırıların Hitit devleti yıkılıncaya kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.

 

Kaşkaların Kökeni

 

Kaškaların Anadolu’nun yerli halkı olup olmadıkları ya da ne zaman, nereden geldikleri ve neden Orta Karadeniz’e yerleştikleri bilinmemektedir. Bu kavmin kendileri hakkında ne dediği, kendilerini nasıl tanımladıkları belli değildir.

Kaškaların etnik kökeni hakkında iki görüş ileri sürülür; biri Hatti kökenli oldukları yahut onlarla akraba oldukları biçimindedir. Bu görüşün en önemli dayanağı, Kaška tanrı isimlerinin Hatti tanrılarına olan yakınlığıdır. Bu durumda Kaškaların Hititlerle savaşını, dışarıdan gelen işgalci güçlere karşı bir direniş hareketi olarak görmek gerekir.

Diğer görüş, Kaškaların, Anadolu’ya dışarıdan geldikleridir.

Kaskaların konuştuğu dil bilinmemektedir. Sadece kişi ve yer adları bilinen bu kavmin kökenleri de çözülememiştir. Kaškaların dili üzerine bilinen sınırlı malzemenin Hititçe kişi ve yer adlarıyla benzeşmesine karşın, Kaška dilinin kökenini ve Hititçe ile akrabalık ilişkilerini açıklayacak yeterli veri bulunmamaktadır.

Öte yandan Kaškaların Batı Kafkasyalı oldukları varsayımı ileri sürülmüşse yeterli kanıt bulunamadığından kabul görmemiştir.


 

Lokalizasyon (Yerleşim)

 

Kaška aşiretlerinin MÖ 2. binyılda Hatti ülkesinin kuzey kesiminde yaşadıkları bilinmektedir. Ancak Kaška ülkesinin lokalizasyonu kesinlik kazanmış değildir. Genel kabul edilen görüşe göre Kaška ülkesi, hemen hemen günümüzün Orta Karadeniz bölgesine tekabül etmektedir. (Leyla Murat, 1998, s. 443.)

Kaška ülkesinde bulunan Kuzey Anadolu Dağları, yalnızca birkaç dar kıyı ovası bırakarak dik bir şekilde Karadeniz’den yükselir. Orta plato ırmakları, birkaç yerde Kuzey Anadolu Dağları arasından geçerek, büyük ölçekli tarımın mümkün olduğu geniş alüvyon yelpazeleri yaratmıştır. Bunların arasında en önemlileri, bugünkü Samsun yakınlarındaki Çarşamba ve Bafra’dır. Çarşamba ve Bafra ovaları yörenin yiyecek depolarıdır. Diğer taraftan Kuzey Anadolu Dağları’nı geçmek bugün bile zordur. Kıyıyı hinterlanda bağlayan çok az sayıda yol vardır ki bu yapı kuşkusuz geçmişte daha belirgindi. Bölgenin bu coğrafi yapısı Kaškaların yaşam tarzını şekillendirmiştir. (Harmankaya, 2002: 20)

Anadolu’nun özellikle dağlık bölgelerinde yaşayan tüm toplumlarında olduğu gibi Kaškalar da belirli aylarda yaylacılık faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Kaškaların neredeyse hiç arkeolojik materyal bırakmamalarının sebebi de onların yaylacı yaşam tarzı ve bu kültüre sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. (Yakar, 2008: 821)

 


Kaškaların Yaşam Tarzı

 

Kaškalar yarı göçebe topluluklardır ve yaylacı yaşam tarzını benimseyen dağınık aşiretlerden oluşurlar. Onlar için Hititler, barbar anlamına dampupi ifadesi üretmişlerdir. Bu barbarlık “göçebelikten” ziyade “teşkilatsızlık” ya da “devletsizlik” gibi bir anlam taşır.

Hititlerin Kaška tarım arazilerini yaktıkları bilindiğine göre, Kaškaların da tarım yaptığı anlaşılmaktadır. Ancak tarım alanları sınırlıdır ve çekirge istilalarına uğramaktadır. Yaylacılık yaşam tarzı gereği tarımdan çok hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. Bir Maşathöyük mektubunda: “..daha ekinler olgunlaşmadı. Kaška’da çekirgeler ekini yedi. Onlar da (Kaškalar) Gašipura’da senin ekinlerine saldırıyorlar” denilmektedir.

Kaškaların yaşadığı coğrafya maden kaynakları bakımından oldukça zengindir. Küre bakır kaynaklarına; Ünye ile Fatsa arasındaki bölge, kurşun ve gümüş kaynaklarına; Gümüşhacıköy de önemli gümüş kaynağına sahiptir. (Bkz. Jak Yakar, 2008: 821.) Maden endüstrisindeki yetenekleri, savaşçı bir topluluk oldukları ve ürettikleri silahlarla kendini açığa çıkarmaktadır.

Üretimin diğer kollarında ve ticari alanda oldukça geri konumdadırlar. Bunun en büyük nedeni Hitit ambargosudur.

Hitit metinlerine göre Kaškalar, yeme içme ve eğlenceye düşkün bir halktı. Hititler onların yemek yeme alışkanlıklarından şikâyetçidir. (Ünal, 2003: 49.) Şarap onlar için vaz geçilmek içeceklerdendir. Eğlenceye düşkün olmaları Hitit devletinin askerlere sunduğu eğlence olanakları nedeniyle Kaškaların Hitit ordusunda görev yapmayı kabul etmelerinde etkili olmuştur.

 Kaška yerleşimleri ahşap mimariye dayanır. İkiztepe kazılarıyla kesinleşen mimari olguya göre, Karadeniz halkları bölgede rahatlıkla elde ettikleri kalın ve ince tomrukları üst üste yerleştirip çantı tekniği ile birbirlerine çatarak evlerinin duvarlarını oluşturmuşlardır. Bu nedenle yaşam alanlarına ilişkin arkeolojik verilere ulaşmak oldukça zordur.

Dini inançları bölgedeki diğer kavimlerle paralellik göstermektedir. Kaškalarda da Hititler ve Luvilerde olduğu gibi Fırtına tanrısı baş tanrıdır. Çiviyazılı metinlerde Fırtına tanrısı, Hititçe Tarḫunna-; Hititçe veya Luvice Tarḫu-, Tarḫun-; Luvice Tarḫunda-; Hurrice Teššub olarak geçmektedir. Ancak Kaškaların bu tanrıya ne dedikleri bilinmiyor.

Kaškalarda, “mimari tapınak” anlayışının bulunmaz. Kuzey Anadolu Dağları tapınak vazifesi görmekteydi. Su kaynakları da onlar için kutsaldı.

Ay Tanrısı Kašku

 

Kaška Hitit İlişkileri

 

II. / III. Tuthaliya zamanında Hatti topraklarının büyük bir kısmının düşman saldırısına maruz kaldığını ve Kaškaların Kızılırmak’ı geçip Kutsal Nerik Kentini kendine sınır yaptığını öğrenmekteyiz. Nerik kentinin ele geçirilişi ve Başkent Hattuşa’ya yapılan saldırılar sonrası Hitit krallığı başkentini Šamuha adlı bir kente taşınmıştır. Bu saldırılarından nasibini alan bir kentin de Çorum il sınırları içinde yer alan Eskiyapar olduğu anlaşılmaktadır. Eskiyapar’ın Orta Hitit Çağında Kaškaların saldırılarından dolayı yangınla tahrip olduğu düşünülmektedir.

I. Şuppiluliuma döneminde ise Šamuha bölgesinin yakınlarındaki Kaška gruplarına karşı harekât düzenlenerek geri püskürtülmüş ve yağmalanmışlardır. I. Şuppiluliuma dönemi yoğun Kaška isyanları ve onların egemenlik altına alınmasıyla sürmüştür.

II. Murşili döneminde Hitit saldırıları artmış, Kaškalara ağır kayıplar verdirilmiştir.

Muwatalli döneminde Kaška saldırıları III. Hattuşili’nin ve Muwatalli’nin ortak çabaları sonucunda geri püskürtülmüştür.

III. Hattuşili döneminde Kaşkalara ağır kayıplar verdirilmiş ve karşılıklı barış sağlanmıştır. IV. Tuthalya döneminde de süren barış Batı Anadolu’daki Arzava ve Viluşa kentlerinde çıkan isyanlar nedeniyle bozulmuş ve yeniden Kaška saldırıları başlamıştır.

III. Arnuwanda’dan sonra Hitit imparatorluğunun son kralı II. Şuppiluliuma tahta geçti. Kaška saldırılarının yanı sıra yaşanan şiddetli Ege göçleri, kuraklık ve kıtlık, insan gücü eksikliği, Hitit imparatorluğunun yıkılmasında büyük bir etkiye sahip olmuştur Ahmet Ünal’a göre Hititler ağır vergi yükü ve askeri baskı altında kalan yerli Anadolu halkının önderlik ettiği bir isyan sonucu dağılmıştır.

İç Anadolu Demir Çağı’nın ilk dönemi önceleri “Karanlık Çağ” olarak adlandırılıyordu, çünkü Hitit İmparatorluğu’nun yıkılışından sonda yaklaşık 300 yıl devam bu dönemde hiçbir yerleşme görülmüyordu. Şimdi bu döneme tarihlenen çeşitli yerler saptanmıştır. Hattuşa’nın kuzeydoğusundaki Büyükkaya yerleşmesi de bunlardan biridir. Yerleşmede Hititlerden bildiğimiz pek çok özelliğin eksik olduğu görülür. Örneğin seramik kapların üretiminde büyük ölçüde çömlekçi çarkı seri üretim aracı olarak kullanılmıştı. İlkel barınaklarının Hitit Mimarlığı ile ortak hiçbir yanı yoktu ve yazı kullanmıyorlardı.

Hitit İmparatorluğu çöktükten sonra yerli (kuzey) Anadolu boyları, Eski Hitit çekirdek bölgesine sızarak ülkeyi ele geçirmişlerdir. Bu insanların sözü edilen Kaškalar olma olasılığı vardır.

 

Sonuç

 

Hattilerin Ay tanrısı, Kašku adını taşımaktadır. Kaška isminin Ay tanrısından türemiş olduğu varsayılmaktadır. Hitit metinlerinde, Kaškaların ayın gökyüzünde yer aldığı gecelerde baskın yaptığından bahsedilmesi, Hititlerin korkulu rüyasının Kaškalar olduğunu göstermektedir. Hitit imparatorluğunun dağılmasının ardından Kaška topluluklarının Asur sınırlarına kadar ilerlediği ve çevre krallıklarla birlikler kurdukları, en sonunda Asur baskınları ve Kimmer istilası sonucunda tarih sahnesinden silinmişlerdir.

 

Kaynaklar:

Ahmet Ünal, 2002. Hitit Devrinde Anadolu I, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul.

Ahmet Ünal, 2003. Hitit Devrinde Anadolu II, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul.

F. Gülden Ekmen, Hamza Ekmen, S. Fidan, Hititlerin Batı Karadeniz Bölgesinde Yaşayan Komşuları hakkında Yeni Bulgular, Anadolu Arşivleri, 2021, S. 59 – 96

Kürşat Bardakcı, Eski Anadolu’nun Barbar Halkı Kaşkalar, Doktora Tezi, Oannes Dergisi

Leyla Murat, 1998. “Hitit Dünyasında Gašgaların Yeri”, IX. Uluslararası Hititoloji Kongresi, Eylül 1996, Çorum

Leyla Murat, (2016). Anadolu’da Kaškalar. Ankara: Hel Yayınları

Jak Yakar, 2008, “The Archaeology of the Kaška”, 6.Congresso Internazionale di Ittitologia, SMEA 50.

Savaş Harmankaya, 2002. “Türkiye’nin İlk Tunç Çağı Araştırmaları Üzerine Bir Değerlendirme”, TAY 4,

Sedat Alp, Hititler Devrinde Anadolu, TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları, İstanbul 2002.

Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu I.-II. İstanbul, 2003, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

Marc Desti, Anadolu Uygarlıkları, 4. Baskı, 2019, Dost Kitapevi

Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, 2. Baskı, 2017, Phoenix Yay.

Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, 2. Baskı, 2019, Phoenix Yay.

31.07.2024, Ünyekent

24 Temmuz 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi – Hititler

 


Karadeniz Arkeolojisi – Hititler

 

Karadeniz Arkeolojisi, Hititlerin tarih sahnesine çıktıkları dönemi farklı bir kategoride ele alır. Kalkolitik Çağ sona ermiş, yazısız dönemden tarihin başladığı yazılı dönemlere geçişmiştir. Mübadele (ticari mal değişimi) artmış, savaş ve göçler kitlesel boyuta ulaşmıştır.

Hititlerin Avrupalı bir kavim olduğu ve Anadolu’ya Kafkaslar üzerinden geldikleri kabul edilir. Dolayısıyla Karadeniz kıyısında, özellikle Orta Karadeniz’de Hititlerin izlerini sürerken, Batı Karadeniz’de de var olduklarını gösteren bulgura rastlanmaktadır.

Örneğin Batı Karadeniz kıyısında bulunan İnönü Mağarası kazılarında, III. tabakaya ait ahşap tabanlar açığa çıkarılmıştır. Bu tabanlar üzerinde metalden yapılmış çok sayıda alet, süs eşyası ve silah ele geçmiştir. Yine aynı kontekste, iyi korunmuş bir adet tunç boğa heykelciği ve bir adet pişmiş toprak heykelcik bulunmuştur. Heykelcik başı, stil olarak Hitit tasvir sanatından tanınan insan tasvirleri ile benzerlik göstermektedir. Üstelik buluntuların karbon örnekleri M.Ö. 1431-1285 ile MÖ 1295-1123 aralığını vermektedir. Bu bağlamda Batı Karadeniz Bölgesi’nde önceki yıllarda tesadüfen ele geçen Geç Tunç Çağı’na ait bazı tekil bulgulara ek olarak, ilk kez sistemli kazılarla, tanımlı tabakalarda bulgular elde edilmiştir. Söz konusu bulguların Hitit kentlerinde ele geçen örnekler ile yakın benzerlik göstermesi, Batı Karadeniz Bölgesi’nin Hitit Ülkesi ile uzun yıllardır sorgulanan ilişkisi hakkında ipuçları sunmaktadır. Ayrıca, Hitit belgelerinde adından sıkça söz edilen Kaşkalar ve Pala-Tum(m)ana eyaletlerinin bölgedeki olası lokalizasyonları tartışılmaya başlanmıştır.

Aynı dönemde Kuşşara (Alacahöyük) ve Neşa (Kültepe) şehirlerinin kralı olan Anitta'ya ait metinlerde, Orta Karadeniz kıyısındaki Zalpuwa kentinin ele geçirildiği ve kuzey topraklarına seferler düzenlendiğini yazmaktadır. I. Hattuşili'nin askeri seferlerini anlattığı bir metinde, Kaşkaların adı geçmemekle beraber, Kaşkaların hâkimiyet alanında bulunan Šanahuitta ve Zalpa'ya seferler düzenlediği anlatılır. Hattuşili, bu seferlerden sonra Anadolu'da siyasi birliği sağlamış ve nihayetinde Kuzey Suriye'ye yönelmiştir.

Kaşka ismine eski krallık devrine ait belgelerde rastlanılmaz, bunun yanında III. Hattuşili ve IV. Tuthaliya dönemine ait belgelerde Kaşkaların Hitit İmparatorluğu'nun daha eski dönemlerindeki varlığından bahsedilir. III. Hattuşili’nin kutsal Nerik Kentinde ayinler yaptığı ve Fırtına Tanrısına adaklar sunduğu Hitit tabletlerinde yazmaktadır. Yaklaşık 200 yıl Kaşkaların elinden geri alınamayan kutsal Nerik kentinin, 2015 yılı kazılarında Samsun ili Vezirköprü ilçesi yakınındaki Oymaağaç Höyük’te olduğu anlaşıldı.

Ünye Kalesi ve çevresinde yapılması muhtemel bir arkeolojik kazıda Hitit varlığına rastlamak sürpriz sayılmamalıdır. Değerli öğretmenin Merhum Osman İrfan Işık’ın yıllar önce sık sık ifade etmiş olduğu gibi, kapsamlı bir kazıda Hitit yapısı potern yahut benzeri buluntulara karşılaşabileceğimizi zannediyoruz.

 




Anadolu’da Hitit Çağı

 

Anadolu’da MÖ. 1.650 – 1.200 yılları Hitit Çağı olarak bilinir. Anadolu’nun ilk merkezi gücü Hititler Avrupalı bir kavimdi. Neden Karadeniz’in kıyı kesimini yahut dağlık bölgelerini tercih etmemişlerdi? Çünkü geldikleri bu topraklarda kendilerinden daha üstün bir medeniyet kurmuş olan Hattiler vardı, onların kültürlerinden etkilendiler.

Alacahöyük’te ele geçen Güneş Kursu, boğa ve geyik figürinleri önceleri Hititlere mal edilse de Hattilere ait olduğu ortaya çıktı. Dini törenlerde Hatti inancını sürdürüyor, ibadetlerini onların diliyle yapıyorlardı.

Hititler MÖ. 13. Yy. ’da en görkemli dönemini yaşadı ve birçok ülkeyi yasal olarak kendine bağladı. Kendilerini “bin tanrılı halk” olarak tanımlıyorlardı. Yendikleri komşularının tanrılarını kızdırmaktansa adlarına tapınak inşa ediyor, onları kendi tanrıları arasına katıyorlardı. En amansız düşmanları Karadeniz’in kıyı kesiminde düzensiz göçmenler olarak yaşayan Kaşkalardı. Anadolu’da Son Tunç Çağı’nda kendilerine “Nesili” diyen ve Nesice konuşan Hititler, Orta Anadolu’da bir dünya imparatorluğu kurdular. Başkent Hattuşa’daki devlet arşivlerinde bulunan 25 bin tablette mitolojiden tıbba, dinden hukuka çeşitli konular kaydedilmişti.

Hititlerin Kökeni ve Hatti Ülkesinin Fethi

 

Hitit etnisitesi, konuştukları dile göre Hint – Avrupalı bir topluluk olduklarını göstermektedir. Ancak söz konusu olan kitlesel bir istila değil, belirgin arkeolojik izler bırakmayan ve MÖ. 3. Binin son yüzyılları boyunca işleyen yavaş bir yerleşme sürecidir. Anadolu kökenli olmayan bu halk, öncülleri Hattilerin güçlü etkisinde kalacak ve Anadolu’nun en güçlü maddi kültür geleneklerini (mimari, mitoloji…) kendine özgü bir şekilde yeniden üretecekti. Hititlerin gelmesiyle birlikte Anadolu’da mübadeleler başladı. Tunç Çağı sonunda (MÖ. 1950-1850) Hatti ülkesinde ticaret kolonileri kuran Asurlu tüccarlar Anadolu’ya yazıyı getirdiler. Başlangıçta bağımsız Hatti beylikleri biçiminde yaşayan topluluklar yavaş yavaş Hititlerin eline geçti. Kussara kralı Anitta bu bağımsız beylikleri birleştirdi. Asur kolonisi Neşa-Kaniş’te güçlenen bu krallık MÖ. 1750 civarında Neşa’yı, ardından Hattuşa’yı alarak imparatorluğun başkenti yaptı.

 




Anitta Tableti ve Anitta’nın Hançeri

 

MÖ 18. yüzyılda Anadolu'daki Kuşşara (Alacahöyük) ve Neşa (Kültepe) şehirlerinin kralı olan Anitta'ya ait metinler, Hattuşa'da bulunan en eski Hitit çivi yazısı ile yazılmış belgelerdir. Bu tablette Anitta, Kuşşara şehrinin kralı olan babası Pithana zamanında, Neşa şehrinin nasıl ele geçirildiğini ve Hattuşa’yı yakıp yıktıklarını anlatır. Lanetlediği bu şehri kendinden sonra gelen kral başkent yapacaktı.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen ve üzerinde Kral Anitta’nın adı kazılı olan 30 cm. uzunluğundaki tunçtan bir hançer veya mızrak ucunda Hitit devletinin kuruluş efsanesi yer alır. Hançerin Kaniş kazılarında ele geçirilmiş olması, Neşa ile Kaniş’in aynı yerde olduğunu göstermektedir. Kaniş’in düşüşü, Asurlu kolonistlerin ülkeyi terk ettiği ve Babil’deki Hamburabi iktidarının yıkıldığı döneme rastlar.

Giderek güçlenen Hitit devleti Babil’i ve Ortadoğu’nun bir kısmını (Elba) ele geçirir Mısır’la karşı karşıya gelirler. Kadeş Savaşı, tarihin kaydettiği ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması ile sonuçlanacak, Hitit imparatorluğu Kuzey Suriye’deki hâkimiyetini garanti altına alacaktı.

 

Hititlerin Sonu

 

Hititler bu üstünlüklerini, tanıdıkları ve kullanımını yaygınlaştıracakları demir madenine borçluydular. Yine de bu güçlü imparatorluk MÖ. 13. Yy. ‘ın sonunda kuzeyden gelen Kaşka akınları ve batıdan gelen deniz kavimlerinin korkunç darbeleri altında yok olup gidecekti. Paramparça olan imparatorluk devletinin devamı niteliğinde Geç Hitit Devletleri ile birkaç yüzyıl daha Hitit Kültürü devam ettirdi. Sonraki dönemde Hititlerin varlığı tamamen unutuldu. Antik Yunan ve Roma’nın bu medeniyetten haberleri olmadı.

1834 yılında Fransız mimar arkeolog Charles Texier Boğazköy’de Hitit başkenti Hattuşa’nın kalıntılarını saptayana kadar, dünya Hititlerin varlığından haberdar olamayacaktı.  

1835’de Texier’in raporlarının yayınlanması üzerine, 1836 yılında W.J.Hamilton Boğazköy’e geldi, ayrıca Boğazköy’ün 25 km. kuzeydoğusundaki Alaca Höyük kalıntılarının ilk belgelendirmesini yaptı.  Gezilerini sürdürürken 1837 yılında Beyşehir yakınlarındaki Eflatunpınar anıtını da keşfetti. Boğazköy’de, 1906 yılında, H. Winckler ilk kazılara başladı.

Boğazköy’de tabletler bulundu. Bunlar okunabiliyordu ama bilinmeyen bir dilde yazılmışlardı. Ancak Arzawa mektuplarına benziyordu. “İki Arzawa Mektubu: Hint-Avrupa Dilinde En Eski Belgeler” başlığı ile 1902 yılında Knudtzon çalışmasını yayınladı. Aslında Hititçe olan bu mektupları “Arzawa dilinde” yazılmış olarak adlandırdılar. 1906 yılında İstanbul müzesinde görevli Teodor Makridi Bey ile Alman Winckler, Boğazköy’de kazılara başladı. Winckler, kazılarını 1913’teki ölümüne kadar sürdürdü.

Nihayet Macar asıllı Alman Assur Bilimci, Kültepe'nin aşağı kısmında yer alan Karum'u kazan ilk kişi Bedřich Hrozný, Hitit tabletlerini deşifre etti. 24 Kasım 1915’te verdiği “Hitit Sorununun Çözümü” adlı konferansta Hitit tabletleri dilinin bir Hint-Avrupa dili olduğunu açıkladı.

 

“Hitit” Sözcüğü

 

Sargon’un kurduğu ve tarihin ilk imparatorluğu olan Akkad Devleti (M.Ö. 2270-2080) kayıtlarında Anadolu’dan (URUHa-at-ti), “Hatti Ülkesi” diye söz edilir. Bu adlandırma neredeyse 1500 yıl boyunca geçerli kaldı. Bu ad Anadolu’nun bilinen en eski adıdır ve burada yaşayan insanlara da Hattiler deniyordu.

Hititler yurt edindikleri bu topraklar için “Hatti Ülkesi” diyorlardı.

1915 yılında Bedrich Hrozny’nin Hitit Çivi Yazısı’nı çözmesinin ardından, okunan kil tabletlerde “Hatti” sözcüğüne çok sık rastlanmasından dolayı, ilk zamanlarda Nesililer de Hatti olarak adlandırılmıştı. Oysa bu halk bambaşka bir dil konuşuyordu.

Kavram karmaşası öyle bir boyuta gelmişti ki hatalı bir şekilde Hititler ile Hattilerin aynı kavim oldukları kabul edilerek Hattilere, Proto-Hititler ve Proto-Hattiler gibi mantık dışı adlar takıldı.

Ancak araştırmalar ilerledikçe gerçek anlaşıldı ve iki halkın farklı diller konuşan farklı kavimler olduğu tespit edildi.

Ne var ki “Hitit” sözcüğü de uydurmaydı…

Hititlerden (Geç Hititlerden) ilk bahseden kaynak Eski Ahit (Tevrat) idi,  “Hittim” kavminden bahsediyordu. İbranice’de sesli harfler olmadığı için “ht” olarak yazılıyordu.

Martin Luther, Tevrat’ı Almanca’ya çevirirken bu harfleri “hethit” olarak yazdı.

Buradan yola çıkılarak Almanca Die Hethiter, İngilizce The Hittities, Fransızca Les Hittities ve İtalyanca Gli Ittiti gibi terimler uyduruldu.

Hattuşa kazılarına başlanıp tabletler çözülene kadar Hititlerin Kuzey Suriye’de yaşamış semitik bir kavim olduğu zannediliyordu. Bu yanılgı, Tevrat’ın yanı sıra Suriye’de ele geçen Arzawa mektuplarından kaynaklanıyordu.

Türk Tarih Tezi’nin ileri sürüldüğü yıllarda Hititler için Fransızca okunuşundan dolayı “Eti” sözcüğü kullanılmışsa da günümüzde “Hitit” terimi kullanılmaktadır.

Oysa bu kavim kendisine asla “Hitit” demedi. Neşa dili (Nesice) kullanan bu halk kendilerine Nesililer diyordu.

Boğazköy kazılarında ortaya çıkan kil tabletlerde sadece Neşa dili keşfedilmemişti. Politikadan, dine; faldan, büyüye; mitolojiden, edebiyata; hukuktan, ticarete çok geniş bir konu yelpazesine sahip bu tabletler bizlere Hattice, Luwice, Hurrice, Palaca gibi birçok Anadolu dilinin varlığını gösterdi. Hititler, tarih sahnesinde rol aldıklarında bu yazıları ve dilleri kullanan Anadolu toplulukları yanında, sık sık kuzeyden gelen amansız akınların sahibi Kaşkalardan söz ediyorlardı.

 

 

Kaynaklar:

F. Gülden Ekmen, Hamza Ekmen, S. Fidan, Hititlerin Batı Karadeniz Bölgesinde Yaşayan Komşuları hakkında Yeni Bulgular, Anadolu Arşivleri, 2021, S. 59 - 96

Sedat Alp, Hititler Devrinde Anadolu, TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları, İstanbul 2002.

Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu I.-II. İstanbul, 2003, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

Marc Desti, Anadolu Uygarlıkları, 4. Baskı, 2019, Dost Kitapevi

Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, 2. Baskı, 2017, Phoenix Yay.

Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, 2. Baskı, 2019, Phoenix Yay.

 

24.07.2024, Ünye Kent