12 Haziran 2024 Çarşamba

Karadeniz Arkeolojisi

 


Karadeniz Arkeolojisi

 

Karadeniz Bölgesi, özellikle Doğu kesimi birçok yönden Türkiye’nin en dinamik bölgelerinden birisidir. Karadeniz’in sadece havası değişken, denizi dalgalı ve dağları engebeli değil, insanı da son derece hareketli ve toplumu dinamiktir. Dolayısıyla bölge kültürü de özgün ve zengindir. Buna karşın Karadeniz’in kültürü ve etnik yapısı yeterince incelenmiş değildir.

Aynı belirlemeyi Karadeniz Arkeolojisi için de yapabiliriz.

Anadolu’nun bu bölgesi, bunca insan ve kültür zenginliğine rağmen, maalesef arkeolojik araştırmalardan nasibini yeterince alamamıştır.

Karadeniz arkeolojik açıdan Anadolu’nun en bakir bölgesidir.

Neden böyledir?

Çünkü aşılmaz dağları, yağışlı iklimi ve haşin coğrafyası arkeolojik verilerin elde edilmesine engel olmaktadır.

İklimin yağışlı olması, yeşil bitki örtüsünü ve ormanları beslemektedir. Doğal olarak bölgede ahşap yapılaşma egemendir. Ahşabın ömrü diğer malzemeler kadar dayanaklı olmadığı için bölgede tarihöncesinden bugüne ulaşmayı başaran kalıntılara rastlayamıyoruz.

Erozyon ve sel baskınlarına taş yapılar bile dayanamamakta, nemli-yağışlı ortamda devasa surlar hızla dağılmaktadır.

Buna rağmen toprak, çok iyi bir saklayıcıdır. Arkeolojik veriler toprağın altındadır. Tarihi kalıntılar çürüse, dağılsa dâhi tarihe ve tarihöncesine ait bize çok önemli ipuçları sunmaktadır.

Özetle söylersek, Karadeniz’de arkeolojik kazılar meşakkatlidir, zordur ama imkânsız değildir. Nitekim 1940-41 yıllarında Ünyeli Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten’in başlattığı çalışmalar kesintiye de uğrasa Karadeniz Kazılarını başlatmıştır. Ardından 1954’te Ünye’den Rize’ye kadar süren yüzey araştırmalarına (surway) girişmiştir.

 Ünye çevresinde ilk insan yerleşimi, günümüzden yaklaşık 15.000 yıl öncesine rastlamaktadır.  İ. Kılıç Kökten'in Cevizdere Havzası'nda yaptığı arkeolojik çalışmalar sonucunda bu bulguya ulaşıyoruz.

En baştan başlayalım.


İlk İnsan Göçleri

 

Tarihöncesi Anadolu ve Karadeniz  

 

Canlıların memeli türü olan primat (insansı), günümüzden yaklaşık 60 milyon yıl önce ortaya çıktı. (Güven Arsebük, İnsan ve Evrim, 1990)

Hominidler, insanımsı fizyolojiden araç kullanmaya elverişli fizyolojiye günümüzden 10 milyon yıl önce geçti.

Homo Habilis (Yetenekli İnsan), 2,5-3 milyon yıl önce; 2 milyon yıl süren Dördüncü Zaman’da ortaya çıktı. Buzul Devri ve Buzul Sonrası (Pleistosen ve Halosen). Yer: Afrika, Etiyopya (Australopithecus Afrensis, 3,8 milyon yıl önce).

Homo Erectus (Ayağa kalkan İnsan): insan evriminin başlangıcı. 1,8 milyon yıl önce başladı. (Dinozor Çağı).

Homo Erectus’tan iki insan (homo) türü evrimleşti:

Homo Neanderthalensis. (Almanya, Neandarth Bölgesi) ve Homo Sapiens.

Günümüze ulaşmayı başaran insan türü Homo Sapiens olarak bilinir, diğer tür(ler) devam edememiştir.

İnsan türün en eski buluntuları; Fransa’da Kromagnon (Cro Magnon Mağarası), Endonezya’da Java İnsanı, vb.

Ülkemizde bulunan en eski insan fosilleri:

Denizli Kocabaş köyü, 1,2-1,6 milyon yıl öncesine ait Homo Erectus kafatası, (Prof. Dr. M. Cihat Alçiçek, 2002)

Trakya’da (İstanbul) Yarımburgaz Mağarası, 400.000 yıllık geçmişiyle dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biridir. Homo erectus'un Avrupa'ya geçiş rotasındaki yerleşimlerindendir.

Anadolu’da Karain Mağarası (Antalya, Alt Paleolitik Dönem‘den Roma Dönemi'ne kadar yerleşim görmüştür)

Anadolu'nun Paleolitik dönemine ait fosil insan kalıntısı bulunan alanları Antalya'da Karain Mağarası yanında, Beldibi kaya altı sığınağı, Hatay'da Merdivenli Mağarası, Kanal Mağarası, İncili Mağara (Büyük Mağara) ve Üçağızlı Mağarası'dır. (Şenyürek, 1949; Şenyürek ve Bostancı, 1956, Bostancı, 1963, 1971, 1973; Güleç vd. 2007)

Karadeniz’de tespit edilen en eski yerleşimler:

Samsun İlinde Dündartepe ve Tekkeköy.

İsmail Kılıç Kökten 1940 yılında Samsun-Tekkeköy’de Fındıcak ve Çınarlık vadilerindeki volkanik karakterli arazide 2 mağara, 30’dan fazla sığınak ve inler tespit etti. Tahsin ve Nimet Özgüç ile birlikte burada “A. Mağarası’nda yaptıkları kazıda Mezolitik olduğunu söyledikleri aletler bulmuşlardır. (Belleten DC/35. 1945, s.361-^00, Lev. 63-74; Türk Tarih Kongresi III, 1943, s.393)

Karadeniz Ereğlisi'nde İnönü Mağarası; Karadeniz Bölgesinin bilinen en eski yerleşim yeri ile Erken Tunç dönemine, Balkan kökenli kavimlere ve Hitit İmparatorluğuna ait tarihi eserler bulundu. Anadolu'daki en eski ahşap arkeolojik kalıntılar olması muhtemel bulgular keşfedildi. (Dr. Hamza Ekmen, 2019)

Kastamonu'nun Tahta ve Malak köylerinde (Achelleen ve Mousterien tipte âletler, E. Bostancı, DTCFD V/2,1952, s.224).

Kastamonu Gölköy Enstitüsü yakınında MÖ. 100.000-10.000 yıllarına tarihlenen Orta Paleolitik safhaya ait Levalloisien tipte aletler. (M. Şenyürek, DTCFD 11/2, 1944, s.349-352.)

Trabzon'un Kuzey'inde, Bayburt'un 13 km Güneydoğu'sunda, Çoruh Irmağı'nın kollarından biri olan Gez Deresi kıyısındaki Gez alanında Achelleen tipte el baltası, Levalloisien - Mousterien tipte kazıyıcılar ve yonga âletler bulunmuştur. (N. Gündüzalp, 1979 – 1980)

Ünye’nin Yüceler Köyü ve Ceviz Deresi sekilerinde (Achelleen tipte el baltası). İsmail Kılıç Kökten, DTCFD XX/3-4, 1962, s.275.

Ünye-Tozkoparan mevkii, MÖ. 40.000-12/10.000 yılları arasına tarihlenen Üst Paleolitik Safhaya ait buluntular İ. K. Kökten tarafından yapılan sondaj sonucunda ele geçmiştir. Aynı yerleşmede Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı buluntuları da görülmüştür.


 


Paleolitik Dönem  (Taş Devri) Aletleri

Ünye ve Karadeniz’de Arkeolojik Bulgular

 

Yazımızın başlangıcında Karadeniz Bölgesinin ülkemizin Eski Çağ Tarihi ve Arkeolojisi yönünden en az araştırılan bölgelerinden biri olduğunu söylemiştik. Bunda bölgenin dağlık bir yapıya sahip olması ve yağışlı iklim yapısı en önemli etkendir. Sahile bakan toprakların neredeyse tümü yeşil bitki örtüsüyle kaplıdır.

Yine de bölgede bilimsel diyebileceğimiz çalışmalar, yabancı gezginler aracılığıyla da olsa 1800'lü yıllarda başlamıştır.

 

Karadeniz Ereğli-İnonu Mağarası

Karadeniz’de Alt Paleolitik Dönem Buluntuları

 

13. Yüzyıldan itibaren seyyah ve araştırmacıların ilgi alanı olan Karadeniz Bölgesinin en eski tarihi günümüzden bir milyon yıl öncesine (Alt Paleolitik Dönem) kadar gitmektedir.

İnsan türünün ilk yerleşim alanı mağaralardır.

Bu döneme denk düşen aletler (üretim araçları) bölgede üç yerde ele geçmiştir: Kastamonu, Ünye ve Trabzon.

1 - 1951 yılında Kastamonu'nun Tahta ve Malak köylerinde (Achelleen ve Mousterien tipte âletler).

 2 - 1960 yılında İsmail Kılıç KÖKTEN tarafından Ünye'nin Yüceler Köyü Cevizdere'si sekilerinde (Achelleen tipte el baltası).

3 - 1979 - 1980 yıllarında Trabzon'un Kuzey'inde, Bayburt'un 13 km Güneydoğu'sunda, Çoruh Irmağı'nın kollarından biri olan Gez Deresi kıyısındaki Gez alanında N. Gündüzalp ve ekibi tarafında Achelleen tipte el baltası, Levalloisien - Mousterien tipte kazıyıcılar ve yonga âletler bulunmuştur.




Prof. Dr. Mehmet Özsait

 

Devam edecek: Karadeniz’de Orta Paleolitik Dönem ve Ünye

 

Yararlanılan Kaynaklar: 

KÖKTEN, İsmail Kılıç, Ünye'de eski Taş Devri'ne (Paleolitik) ait yeni buluntular, 1962

ÖZSAİT, Mehmet, “Eskiçağ Tarihinde Trabzon ve Çevresi”, Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon, 6 – 8 Kasım 1998, Zorlu Grand Otel – Trabzon 1999

 

13.06.2024, Ünyekent

 

5 Haziran 2024 Çarşamba

Sevgili Ağabeyim Yaşar Karaduman

 



 

Sevgili Ağabeyim Yaşar Karaduman

 

 

Aslında yıldönümlerinde anmak gerekirdi seni, sekiz Ocak’ta…

Aramızdan ayrılalı iki buçuk yıl olmuş.

Ajanda usulü çalışma alışkanlığı olmayınca, aylar sonra düşüyorsun usuma.

Ahmet Kaya şarkısındaki gibi:

“Hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan, sonradan…” 

 

Yine sahilde yürüyoruz Çömlekçi Mahallesi’ne doğru…

Sahildeki sütunların yanından geçiyoruz.

Tam da deniz sezonu açılırken!

Sütunların yeni olduğu, henüz birinin dikildiği tarihte...

Feneraltı’ndan dönüyoruz.

Ben, Ahmet Kabayel ve sen Yaşar ağabey.

O anı fotoğraflıyoruz, sonra da yazıyorsun...

Arşivden bulup, çıkarıyorum işte.

Paylaşma gereği duyuyorum izninle.

 

(Birken üç oldu o sütunlar, tepesine kel kartal, leylek maketi falan konduruldu. Sütunlar hala orada duruyor ama üstündeki kuş maketleri kaldırıldı. Dün sahilde sütunları görünce hatırladım değerli ağabeyim Yaşar Karaduman’ı. Âşık Veysel’in dediği gibi, hatırlanası dostlardandı. Kendi gitti, adı kaldı. Bir de özlemi.)

 

Ünye’den çıktım başım selamet

İstanbul’u görünce koptu kıyamet.

 

Aşağıda kısa bir Ünye yolculuğunu yazmak istiyorum size.

Uzun metinlerden çok fotoğraf bulacaksınız dosyada.

O nedenle hemen kapatmayın, sizi sıkmayacağım.

 

Ünye sakin ve huzurlu bir kasaba…

Bu sakin Karadeniz kasabasından İstanbul’un keşmekeşine dalınca

Yukarıda yazdığım gibi kıyamet kopuyor.

 

İlk fotoğraflı konu: Sütunlar

 

Aşağıda fotoğraflara dikkatle bakın bunlar ne olabilir?

Biz ne olacağını biliyoruz acaba siz ne yorum getireceksiniz bakalım.

Bunlardan beş tane yan yana yapacaklar

Ünye taşından yapacaklar

 





 

Bu sütun şimdilik tek olarak fotoğrafta görülen yere dikilmiştir.

Ünye taşından olduğunu öğrendik.

 

Özellikle bu konuda Amerika’da yükseköğrenim görmüş sevgili arkadaşımız Mehmet Kavaklıoğlu’na soruyorum:

Mehmetçiğim bunlar hangi tip sütunlardır, buraya neden dikilmiş olabilirler, kaidenin üzerine, yani tepesine sence ne konacaktır?

 

Bir sabah denizden dönerken, Varilci, ben ve Kabayel…

Sütunun önünde durup anlamaya çalıştık.

Fikir yürüttük bu nedir, şimdi durup dururken neden buraya dikilmiş?

 

 

Varilci, önce sütuna hayran hayran baktı

-Vay beee, dedi, bu tam Memet Abi’nin işi. Ahmet sen biliyor musun bunun buraya neden dikildiğini ve ne işe yarayacağını?

-Vallahi hiçbir bilgim yok, ben de anlamaya çalışıyorum. Kaidenin dibinde bir yazı falan da yok. Acaba üzerine ne oturtacaklar?

Varilci:

-Buraya neden diktiler, tarihle ilgili bir şey mi acaba?

Kabayel:

-Tepesi düz buraya kesin bir şey oturtacaklar ama ne?

 

Kabayel:

-Gelin şöyle dibinde bir hatıra fotoğrafı çekelim, Yaşar Abi senin fikrin nedir, bu ne işe yarayacak acaba, sen sütundan anlarsın tarihçisin…

Karaduman:

Varilci fazla dayanma yıkılır mıkılır, zaten adımız bozguncuya çıkmış başımıza kalır. Ben şimdi Mehmet Kavaklı’nın önüne geçip yorum yapamam, fırça mırça yeriz Memet’den. O zaten bunu görünce yazar bize.

Varilci:

-Abi bunun tarihle bir ilgisi var, tarih senin işin, eskiden Ünye’de böyle direkler mi vardı acaba, onların yerine dikiyor olabilirler mi, hiç fikrin yok mu?

Karaduman:

-Benim tahminim şöyle: Bunlardan yan yana beş tane yapacaklar. Tepelerine de, ya ayakta ya da büst olarak Ünye’nin beş Ünlü Paşasının heykelini dikecekler.

Varilci:

-Kim abi bu beş Ünyeli ünlü paşa?

Karaduman:

-Onu da siz bulun…

 

İkinci Tema: Eski iskelenin üzerindeki ışıklar.

 

Ünye’de gözümüze çarpanlardan biri de eski köprünün üzerine konulan altı yedi adet, enerjisini gündüz güneşten depolayıp hava kararınca yanıp sönmeye başlayan kırmızı lambalar.

 




 

Gündüz lambaların görünüşü bu şekilde…

Hava kararınca kırmızı olarak peş peşe yanıp sönüyorlar.

 


Biz yalnız bu kadar yakalayıp fotoğraflayabildik.

 

Acaba bu ışıklar ne amaçla buraya konuldu?

Sizin tahminleriniz nedir?

 

Ben Ünye’de birkaç kişiye sordum, biri

-Limana gemiler geliyor, gelip giderken eski iskeleye çarpmasınlar diye koymuşlardır, dedi

Biri de:

-Dolgu var ya, Atatürk Parkı dolgusu, yukardan hava alanına benziyormuş, Rusya-Ankara seferini yapan uçaklar yanlışlıkla inmesin diye koymuşlar ışıkları dolgunun yakınında bulunan eski iskelenin üzerine, işaret olsun diye.

 

Bana söylenilenler bunlar

Siz ne dersiniz?

Bir başka dosyada size, bir Ünye konağında, dünyada iken gömdüğü üç küp altını,  öldükten sonra almaya gelen prensesin hikâyesini yazacağım.

 

Hepinize sevgiler.

 

Yaşar KARADUMAN

 

 


05.06.2024, Ünyekent

https://www.unyekent.com/kose-yazilari/sevgili_agabeyim_yasar_karaduman-4741.html

29 Mayıs 2024 Çarşamba

İktidar ve Ekonomi

 


İktidar ve Ekonomi

 

Dokuz yıl önce, 1 Temmuz 2015’te değerli hemşerim, varlığıyla gurur duyduğumuz Prof. Dr. Öner Günçavdı’nın “Yolun Sonu” adlı kitabından söz etmiştim.

Özellikle Ünyeli okuyucularımdan çok sayıda “görüş” ve eleştiri beklemiştim.

Ama yanılmışım...

Ülke ekonomisi okuyuculardan o yıllarda da fazla ilgi görmemiş.  

Öğrencilerin iktisat derslerinden biliriz; fazla kuru ve ruhsuz bulunur bu konu, sadece öğrenilmesi gereken bir “ders” gözüyle bakılır.

Oysa 23 yıl iktidarda kalmayı başaran AK Parti, bir ekonomik krizle, 2001 Şubat kriziyle iktidara geldi.

Gidişi de bir ekonomik krizle olacak dersek, kehanette bulunmuş olmayız.

Bu nedenle ekonomik krizi önemsiyoruz…  

Günçavdı’nın kitabından söz ederken meselenin daha çok bu yönüne dikkat çekmiştik. 

 

Dokuz Yılda Ne değişti?

 

Biri erken seçim olmak üzere üç genel seçim, iki de yerel seçim geçirdik.

Günçavdı’nın kitabında altı çizilen konuların hemen hepsi, daha ilk seçimle birlikte doğrulandı.

2019 Yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara belediyelerini kaybeden iktidar partisi tökezledi, son yerel seçimle birlikte birinci parti olma özelliğini de kaybetti.

24 yıldan bu yana açık ara 1. Parti durumundaydı iktidardaki AK Parti…

İlk kez 31 Mart 2024 seçimlerinde 2. Parti konumuna düştü.

Değerli hemşerimiz Günçavdı’nın “Yolun Sonu” dediği bu muydu?

Dokuz yıl önce ortaya attığı tezleri güncellemekte yarar var… 

Günçavdı, AK Parti iktidarını iki temel döneme ayırıyor:

Birinci dönem; 2002-2007 dönemi ki buna "nispi yükseliş" dönemi demek yanlış olmaz.

İkinci dönem 2008'den 2014'e uzanan dönemdir ki, uygulanan ekonomi politikalar açısından "yolun sonu" dediği dönem bu yıllarda ortaya çıkıyor.

2014 yılı “uygulanan ekonomi politikalar açısından” gerçekten yolun sonu muydu?

Bu dönemde iktidarın temel açmazı neydi?

Soruların cevabı “Yolun Sonu” adlı eserde çözüm önerileriyle birlikte getiriliyor.

 

İktidarın Yeniden Dağıtım Politikası

 

Ülkemizde her iktidar kendi zenginlerini oluşturdu. AK Parti iktidarında da öyle oldu. "Yeniden dağıtım" denilen kavramın popüler söylemdeki ifadesi "yandaş sermaye"dir.

 

"İktisadi sistemin önceliklerini göz ardı ederek, salt siyasi amaçlara yönelik olarak uygulanan kaynak tahsislerinin ülkemizdeki geçmiş deneyimleri istisnasız finansal kriz ile sonuçlanmıştır. Bu bakımdan, bugünlerde siyasi güç tarafından tercih edilmiş iktisadi faaliyetlere yönelik talebi canlı tutmaya çalışan yeniden dağıtım politikasının nasıl sürdürüleceği, hâlihazırda AKP iktidarının en temel açmazını oluşturmaktadır."

[Prof. Dr. Öner Günçavdı, Yolun Sonu, "Türkiye'nin Büyüme, Faiz, Bölüşüm Açmazı ve Yeni Türkiye Söylemi" Efil Yayınevi, Haziran 2015, s. 11]

 

Sonuçta Günçavdı şu saptamayı yapıyor:

İktisadi büyümeyi elde kalan iki sektörle; inşaat ve ticaret sektörü ile sağlamayı düşünen Türkiye, iktisadi politikalar açısından yolun sonuna gelmiştir.

 




2008 Kriziyle Bozulan Denge

 

2 Kasım 2002'de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi 2007 yılına kadar IMF gözetiminde başlatılan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı uygulamaları ve uluslararası kurumlarla yapılan anlaşmalarla birinci döneme damgasını vurdu.

Ak Parti iktidarının ilk döneminde, daha önceki yıllarda uygulanan Dünya Bankası patentli Kemal Derviş restorasyonları etkili oldu ancak çok sürmedi, 2008 kriziyle birlikte bu dönem kapandı.

"Teğet geçtiği" söylenen 2008 Dünya Krizi ise söylendiği gibi teğet geçmemiştir. Ülke ekonomisi tarihinde görülmemiş oranlarda cari açıklara maruz kalmıştır. 2013 Haziran'ında patlak veren Gezi Parkı Olayları ile birlikte hükümetin ezberi bozulmuştur.” [Age. s.7]

İktidarını seçim başarılarını siyasetin muhafazakârlaşmasına bağlayan Günçavdı, bu durumun giderek toplumsal çatışmalara ve kaçınılmaz olarak otoriter yönetimlere yol açabildiğini ifade ediyor.

Yeni Türkiye anlayışının doğurduğu "Yeni Devletçilik" uygulaması, mevcut gelirin hatta servetin yeniden dağıtımını amaçlayan ve iktisadi yapıya müdahale ederek ülkenin sosyal yapısını değiştirmeye zorlayan bir uygulamadır. Daha müdahaleci ve baskıcı olması bu yüzdendir.


 

İktidar Partisi Düşüşe Geçiyor

 

Hükümetin düşük faiz politikası, dışa açılma, cari açık, enflasyon ve ekonomik büyüme stratejileri bir dizi iktisadi soruna yol açmıştır.

Servet dağılımı ve gelir eşitsizliği dengelenemez hale gelmiştir.

İktidarın zaafı, seçim başarılarının önüne geçmiştir.

Bu durum ana muhalefet partisinin işine yaramış, CHP 1977’den bu yana yakalayamadığı oy oranına bu dönemde ulaşmıştır.

Gelinen noktada bu değişimin müsebbibi CHP midir?

Kerameti ana muhalefet partisinde aramak, doğru bir tespit midir?

Sanmıyoruz… 

Nitekim henüz iktidara gelmeden, yerel yönetimlerdeki uygulamalarıyla daha ilk günden mevcut iktidar partisi belediyelerinden “farklı” görüntü vermeyen bir muhalefet görmekteyiz.

Muhalefetin siyasi iktidarı ele geçirmesiyle de sorunlar çözülmeyecektir.

Tabi ülkenin iktisadi sorunlarına, bozulan sosyal ve kültürel yapısına gerçekçi çözümler getiremediği sürece.  

Sözü Prof. Dr. Öner Günçavdı ile sonlayalım:

 

"Bugün ülkemizin maruz kaldığı iktisadi sorunlara çare olacak yeni bir büyüme hikâyesinin daha nitelikli (katma değeri yüksek üretim), daha katılımcı (istihdamı yaratıcı), daha çok katma değer yaratan (yüksek büyüme) ve nihayetinde elde edilen nimetleri hakça dağıtmayı (adil ve tüm kesimleri kapsayıcı bir gelir dağılımı) hedefleyen bir hikâye olması gerekmektedir. Elbette çevremizde ortaya çıkan yeni dünya konjonktüründe bu hedefleri dikkate alan bir hikâyenin başrol oyuncusu inşaat değil, aksine sanayi olacaktır. Önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminde, bu amaçları ve bu aktörü önemseyen ve teşvik eden bir anlayışa ihtiyaç duyulmaktadır." [Age. s. 352] 

 

Daha iyi bir Türkiye her zaman mümkün!

Esenlik dileklerimle.

 


29.05.2024, Ünyekent


22 Mayıs 2024 Çarşamba


 

Kozmos yahut Evrenin Sonsuzluğu

 

“Ben Carl Sagan... Su, kalsiyum ve organik moleküllerin toplamıyım. Siz de öylesiniz, yalnız adınız başka. Ama hepsi bu kadar mı?” diye soruyor Gezegen Araştırmaları Laboratuvarı başyöneticisi ve Cornell Üniversitesi Uzay Bilimleri ve Astronomi Bölümü öğretim üyesi ünlü yazar Carl Sagan.

Mariner, Viking ve Voyager uzay araçları yolculukları ve araştırmalarında başrolü oynayan, Uluslararası Astronomi Ödülünü kazanan bu ünlü bilim insanı, “Amerikan Astronomi Derneği Gezegenler Bilimi Bölümü”, “Bilimin İlerleyişi Derneği” ve “Amerikan Jeofizik Birliği” başkanıdır.

Dr. Sagan dört yüz bilimsel ve popüler makale yayınlamıştır. Yazarı olduğu bir düzineden fazla kitabı vardır. Evrende Akıllı Yaşam (Intelligent Life in the Universe), Kozmik İlişki (The Cosmic Connection), Cennetin Canavarı (The Dragon of Eden), Dünyanın Fısıltıları (Murmurs of Earth) bunlardan bazıları.

Carl Sagan için, yukarıda özetlenen bunca önemli ve onurlu görevi yüklendiğini söylemek yeterli mi, hepsi bu kadar mı?

1975'te “İnsanlığın Refah ve Huzuruna Büyük Katkıda Bulunmuş Kişi” ve 1978'de Pulitzer Edebiyat ödüllerini alan Carl Sagan tüm insanlığa şu mesajı iletiyor:

“Kozmosun keşfi, kendi kendimizi keşif yolculuğudur... Biz hem gökyüzünün, hem yeryüzünün çocuklarıyız. Bu gezegen üzerindeki varlığımız süresince tehlikeli bir evrimsel yük sırtlamış bulunuyoruz. Bu yük torbasının içinde saldırıya ve töreye yatkınlık, liderlere baş eğme ve yabancılara düşmanca davranış gibi kalıtsal eğilimler yer alıyor.

Fakat aynı zamanda başkalarına karşı şefkat, çocuklarımıza karşı sevgi, tarihten bir şeyler öğrenme ve giderek zekâ ve yeteneklerimize bir şeyler katma eğilimlerine de sahibiz; bunlar da hayatta kalmamıza ve refahımızı sürdürmeye yarayan etkenler... Yapımızdaki bu eğilimlerin hangileri üstün gelecek bilmiyoruz...

Bizi Kozmos'un enginliklerinde kaçınamayacağımız bir hedef beklemekte. Dünya dışı akıllı varlıkların bulunduğuna ilişkin henüz açık belirtiler yok. Bu, bizimkine benzer uygarlıklar acaba hiç durmamacasına kendi kendilerini yok mu ediyorlar, diye bir soru getiriyor aklımıza.

Yerküremize uzaydan baktığımızda, ulusal sınır diye bir şey göremiyoruz.

Uzaydan gezegenimizin incecik mavi bir hilâl, sonra da yıldızlar kenti arasında bir ışık noktası olarak göründüğünü izleyince; etnik, dinsel ya da ulusal şovenist davranışların sürdürülmesi akıl almaz bir duruma dönüşüyor...

Hayatın hiçbir zaman başlama olanağı bulunmadığı dünyalar var.

Kozmik felaketlerin yakıp yıktığı dünyalar da var. Biz talihliyiz, hayattayız, güçlüyüz. Uygarlığımızın ve türümüzün refahı elimizde olan bir şey. Eğer yerküre adına bizler söz sahibi değilsek kim olabilir? Varlığımızı sürdürmede karar veren bizler olamazsak kim olabilir?”

Carl Sagan’ın en çok okunan eserlerinden biri olan “Kozmos Evrenin ve Yaşamın Sırları” adlı kitabına Dr. Turhan Bozkurt tarafından yazılan Önsöz’den aktardım bu pasajı…

Sagan bu yapıtında Kozmos’un yapısıyla yeryüzündeki yaşam arasında bağ kurarak insanın ne olduğunu, nereden geldiğini ve ne yapması gerektiğini açıklıyor.

Koskoca evrende ki buna bilim dünyasında kozmos deniyor, uzayı fethe hazırlanan insanı sorguluyor Sagan…

Bu çabasından dolayı ünlü yazarın adı, gözlemlenebilir evrendeki yıldızların sayısıyla ifade ediliyor. Sagan sayısı denilen bu sayı gökyüzündeki yıldızları sıralıyor. Oldukça iyi tanımlanan ancak belirsiz bir çokluğa tekabül eden bir sayıdır bu... Çünkü evrende sonsuz sayıda yıldız gelişmiş teleskoplarla gözlemleniyor ve her geçen gün yeni yıldızlar keşfediliyor. Örneğin 1980’de Sagan, 10 sekstilyon yıldıza tekabül ederken, 2003’te 70 sekstilyon, 2010’da 300 sekstilyon olduğu tahmin ediliyor. Sayılara vurulduğunda kozmosta ne kadar çok yıldız olduğu ve keşfedilen yeni yıldız sayılarının çığ gibi büyüdüğü görülmektedir.

[1 Sekstilyon (1021)= 1 000 Kentilyon, 1 Kentilyon (1018)= 1 000 Katrilyon, 1 Katrilyon (1015)=1 000 Trilyon]

 

Carl Sagan Kimdir?

 

Carl Edward Sagan (9 Kasım 1934 - 20 Aralık 1996), Amerikalı bilim insanı, gök bilimci ve astrobiyologtur. Astrobiyolojinin öncülerinden olan Sagan, asıl ününü bilimin popülerleşmesi yolunda yapmıştır. Popüler bilim kitapları, makaleler ve ödüllü televizyon dizisi Cosmos (Kozmos) ile dünya çapında tanınmıştır.

Sagan’ın ünlü olmasına neden olan bilimi popülerleşme çabası, belki de en çok eleştirilen yanıdır. Bilimi sevdiren, benimseten ve herkes için anlaşılır kılan Sagan bir yandan takdir edilirken, diğer yandan akademik çevrelerden olumsuz eleştiriler alır.

Çalışmaları abartılı bulunur ve bazı konularda intihale başvurduğu ileri sürülür.

ABD’nde 90’lı yılların başında Sagan Dünya'nın önde gelen astronomi bilimcisi olmasına rağmen, ABD Ulusal Bilimler Akademisi tarafından adaylığı reddedilmiştir.  

Oysa 1999 yılında yayınlanan üç ayrı biyografi, Carl Sagan'ın Bilimler Akademisi adaylığı için sahip olduğu akademik çalışmaların, akademiye kabul edilen diğer bilim insanları ile eşdeğer olduğunu kanıtlamaktadır.

Sagan’ın Bilimler Akademisi üyeliğine seçilmemesinin sebebi, medyada tanınan biri olması, biraz da kıskanılmasıdır. Popüler bilim, akademik çevrelerde o dönem aşağılık bir uğraş gibi görülmektedir.

Ülkemizde ise Sagan’ı eleştirenlerin başında, kendisi de medyatik bir kişi olan Jeolog Prof. Dr. Celal Şengör gelmektedir.

Bilim dünyasında Sagan’ı yerenler kadar övenler de mevcuttur. Kendisi gibi popüler bilimle ün yapmış bir yazar olan Isaac Asimov, Sagan'a yazdığı mektupta şöyle demektedir:

“The Cosmic Connection’ı yeni bitirdim ve her kelimesini sevdim. İyi yazar olma konusunda sen benim idealimsin çünkü doğal bir tarzın var. Yazdıklarını okuduğumda ne söylediğini duyuyorum. Kitapla ilgili bir şey beni tedirgin etti. Senin benden daha akıllı olduğun çok açıktı. Bundan nefret ediyorum.”

Isaac Asimov, Sagan’a Mektup, 1973


 

Sagan Etkisi

 

Akademik çevrelerin popüler bilimcilere saldırısı, birçok bilim insanını bilimin popülerleştirilmesi alanında çalışmaktan alıkoymuştur. Popüler bilimden uzak durmaya meyilli olma hali, bilimde Sagan Etkisi olarak bilinmektedir.

Nobel Ödüllü Arthur Kornberg, ekolog Barry Commoner ve kendisi gibi Nobel Ödüllü olan Paul Ehrlich hakkında, araştırmalarını popüler bilim aracılığıyla halka anlattıkları için şunları söylemiştir:

“Onlar artık bilim insanı değildir. Yazar ya da girişimci olmuşlardır.”

Kültürel antropolog Margaret Mead, Yeni Gine'de yaptığı çalışmaları popüler bir dille Blackberry Winter isimli kitabında anlattığı için kariyer bilimcisi Bronislaw Malinowski tarafından suçlanmıştır. Mead bu suçlama karşısında Yeni Gine yolculuğunu 3 ay ertelemiş ve suçlamayla ilgili konuya odaklanmıştır.

1950'lerden başlayan ve 2010'lu yıllara dayanan taciz artık gücünü yitirmiş hatta 2000’li yıllarda popüler bilim çalışmaları yükselişe geçmiştir.

Akademik alandaki başarılarını popüler bilim alanında da sürdüren ünlü isimlerden biri, Kudüs İbrani Üniversitesi’nden Yuval Noah Harari’dir. Sapiens: İnsan Türünün Kısa bir Tarihi, Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi ve 21. Yüzyıl için 21 Ders kitapları 60 dile çevrildi ve 27,5 milyondan fazla sattı.

 



Soluk Mavi Nokta

 

Carl Sagan, Cornell Üniversitesi'nde 1994'te verdiği derslerin kaydından oluşan Pale Blue Dot: A Vision of the Human Future (Soluk Mavi Nokta: İnsan Geleceğinin Bir Vizyonu) adlı yapıtta insanları düşünmeye davet ediyor:

“Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya küçük bir sahne… Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferlerle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi.”

 

Kozmos Evrenin ve Yaşamın Sırları

 

Sonsuz uzay boşluğunda kendi yolunu arayan insana yüklediği işlevi ünlü yapıtı Kozmos’ta Sagan nasıl ortaya koyuyor? Eserin final paragrafıyla verelim:

 “Kendisi konusunda bilinçlenmeye başlayan bir Kozmos’un bölgesel temsilcileriyiz. Kökenlerimizi araştırabilmeye başlamışız. Harcında yıldız bulunduranlar yıldızlar hakkında kafa yoruyor; on milyar milyar milyar atomun örgütlenmiş toplulukları atomların evrimini inceliyor; en azından bizim diyarda beliren bilincin buralara gelinceye dek geçtiği uzunca yolu saptamaya çalışıyor. Bizim sadakatimiz türlere ve gezegenedir. Biz yerküremiz adına konuşuyoruz. Varlığımızı sürdürme yükümlülüğümüzse, yalnızca kendimize karşı değil, aynı zamanda Kozmos’a karşıdır da. Yaşam kaynağımız olan o eski ve engin Kozmos’a...”






 

Yararlanılan kaynaklar:

Carl Sagan, Kozmos Evrenin ve Yaşamın Sırları

Carl Sagan, Soluk Mavi Nokta: İnsan Geleceğinin Bir Vizyonu

Dr. Çağrı Mert Bakırcı-Evrim Ağacı: "Sagan Etkisi" ve Ötesi

 

 

22.05.2024, Ünyekent