25 Mart 2020 Çarşamba

Knidos’tan Demeter



Knidos’tan Demeter

 Marmaris’ten İçmeler’e doğru giderseniz, şehrin bittiği yerde yol ayrımına denk gelirsiniz. Sağa saparsanız, yaklaşık 70 kilometre sonra Datça’dasınız.
Datça, Ege’nin Akdeniz’le kesiştiği bir yarımada üzerindedir.
Datça Ege’nin yeni keşfedilen turizm merkezlerinden biridir. Şair Can Yücel sayesinde tanınmıştır biraz da… Strabon’a göre şarabın tarihi burada yazılmıştır. Bal, badem ve balık ülkesidir, Datçalılara göre.
Biz orayı biraz da Nurver’den biliriz, sevgili kardeşim… Şimdi aramızda olmayan, nur içinde yatsın!    
Bir saat süren yolculuk boyunca, uçurumla dolu yolun bir tarafında Ege’yi, diğer tarafında Akdeniz’i görürsünüz.
Uzak Asya’dan Akdeniz’e uzanan ve bir kısrak başına benzeyen Anadolu’nun mavi sulara uzattığı bir el gibidir bu yarımada…
Tanrı’nın Adem’e uzattığı ele benzer…
Bir ucunda hayat, diğerinde ölüm vardır.
(Adem, bir anlamıyla hayat/ insan demektir. Diğer anlamıyla ölüm!)
En uç noktasında ise, antik kent Knidos yer alır.


Adem’in Yaradılışı-Michelangelo / “The Creation of Adam”-Sistina, Vatican

Knidos, Karia kent birliği içinde bulunan altı yerleşimden biridir. Kuzeyinde Halikarnasos ve Kos, güneyinde Rodos (Lyndos, Ialysos ve süt beyazı Kamiros) bulunur.
Bu ufacık antik kentte ki o zamanki nüfusu 10.000-15.000 kişi arasındadır, iki tiyatrosu vardır. Küçüğü 5.000, büyüğünün kapasit.esi 20.000 kişi civarındadır. Demek ki teatral etkinliklere kent dışından da hatırı sayılır bir katılım sağlanmaktaymış.
Deve boynunu andıran yarımadaya, bu benzerliğinde dolayı “Deveboynu Adası” denmekteymiş. Gerçekten de bir zamanlar burası adaymış, zamanla ana karayla birleşmiş.
Devamını Amasyalı coğrafyacı Strabon’dan aktaralım:  

“Sonra, çifte limanlı Knidos’a gelinir. Bunlardan biri açık, diğeri ise trierleri* içine alabilen, yirmi gemilik bir donanma merkezi olan ve de kapatılabilen bir limandır. Ondan uzakta, yaklaşık olarak çevresi yedi stadia olan ve bir tiyatroyu andırır şekilde, görkemle yükselen ve karaya mendirekle bağlantılı olan bir ada uzanır ve bir bakıma bu, Knidos’u bir çifte kent yapar. Halkının büyük bir kısmı, her iki limanı da gözden saklayan adada yaşar.”
(Strabon, Geographika, Kitap XIV, C 656, 15) [*Trier: Üç sıra kürekli savaş gemisi


Strabon’un bir tiyatro amfisine benzettiği Knidos, Ünye’nin 15.000 nüfuslu haline benzemektedir. İç limandan Akropolis'e doğru yükselen yamaçlarda resmi binalar kurulmuş. Doğu batı yönünde uzanan 4 ana caddenin bağlantısı, yine merdivenlerle ve dik eğimli sokaklarla sağlanmaktaymış.
Kentte dört büyük tapınak yer almaktaymış. Her iki limana hakim Afrodit tapınağı, Knidos’u simgeleyen en önemli sembol durumundadır. Güzellik tanrıçası Afrodit, kentin simgesi durumundadır. Praksiteles’in Knidos’ta ele geçirilen Aphrodite heykeli, Geç Klasik Yunan heykelinin zirvesi kabul edilir. (MÖ. 350)
Kentin ilginç buluntularından biri de mevsimleri ve zamanı gösteren güneş saatidir. En tepede Apollon Tapınağı vardır ve kentin oraya doğru bir tiyatro gibi yükseldiği söylenir. Aşağıdaki Tiyatronun üzerinde yer alan Corinth Tapınağı ünlü mimar Stratos’un eseridir. Diğer tapınak Dor Tapınağı olarak bilinir ki, Knidosluların aslen Dor kökenli olduğu kabul edilir.
Strabon’un da bahsettiği gibi, tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, doktor Euryphon, ressam Polygnotos ve yedi harikadan biri olan İskenderiye Feneri'nin mimarı Sostratos Knidos’ta yaşamıştır.
                                                                                     
Knidos’tan Demeter

Bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz mitolojide Bereket Tanrıçası Demeter’dir. Bereketin, mevsimlerin ve anne sevgisinin tanrıçasıdır. "Güzel saçlı kraliçe" ya da "güzel örgülü Demeter" diye geçer Homeros'un destanlarında… Toprağı ekip biçmesini öğretir, özellikle de buğdayı simgeler.
Demeter, Hesiodos’un eseri Theogonia’da Kronos’la Rheia’nın ikinci kızıdır. Tanrılar tanrısı Zeus'un dördüncü eşidir. Demeter'in Zeus’tan olan kızı Persephone (Kore), yeryüzü kraliçesi olarak bilinir.
Örgülü saçlarıyla güzel bir kadın olarak tasvir edilen Demeter’in sağ elinde bir buğday başağı, diğer elinde bir meşale bulunur.
Knidos antik kentinde ele geçen antik eserlerden biri de bir tahtta oturan Demeter heykelidir.
Knidos Akropolünün hemen aşağısında, Demeter Kutsal Alanı denen yerde insan eliyle düzeltilmiş gibi duran büyük bir kaya vardır. Kayada düzgünce yapılmış nişler (oyuklar) bulunmaktadır.  İngiliz Arkeolog Sir Charles Newton bu nişlerin içinde heykeller bulunduğunu tahmin ederek kısa bir araştırma sonrasında oyukların altında bugün British Museum’da sergilenen ünlü Demeter heykelini bulmuştur. Büyük olan nişte Demeter heykeli bulunuyordu, küçük olanda Kızı Persephone’ ye ait bir heykel vardı. Çevrede Demeter kutsal alanına ait taş duvarlar ve özellikle Newton tarafından kazdırılmış çukurlar var. Charles Newton 1850 li yıllarda Knidos’a gelip birçok eseri savaş gemileri ile İngiltere’ye götürmüştür.


Demeter Kutsal Alanında bulunan oturur durumdaki Tanrıça Demeter Heykeli ve Bryaksis’in yaptığı Dionysos Heykeli, Rahibe Nikokleia Heykeli British Museum’ da sergileniyor. Hepsi 1857 de İngiliz Arkeolog Sir Charles Newton tarafından bulundular.
Klasik döneme özgü Demeter heykelinin yüz hatları; mağrur, koruyucu ve asırlar sonraki azize heykellerine örnek oluşturacak düzeyde masumdur. Knidos’tan görkemli Demeter, bir kült heykeli değildir ama giysisinin (artık aşındığı halde) işlenişindeki incelikle birleşen kütlesi ve sakin yüz hatları gibi ona kesinlikle kolay tanınabilecek bir mevcudiyet kazandırır.
Anadolu’da örnekleri bolca bulunan Ana Tanrıça kültü, Artemis veya Anadolu Kybele sembolleri çağlar boyu değişmeyen inanç ve ritüellerin ifadesidir.
Ordu Kurul Kayası’nda Yücel Şenyurt hocamızın bulduğu “Oturan Kybele Heykeli” ile oturur vaziyetteki Knidos’tan Demeter arasında nitel farklılık bulunmaktadır. 


           


Biri Anadolu’nun bir ucunda yıllar önce bir İngiliz Arkeoloğu Sir tarafından bulunduğu için British Museum’da sergilenmektedir. Diğeri bizden biri tarafından bulunmuştur, ait olduğu topraklardadır.
Her ikisi de Anadolu’nun çağlar boyu süren kültürel zenginliğini temsil etmektedir.


Ünyekent, 25.03.2020

18 Mart 2020 Çarşamba

Koronavirüs (Covid-19) Salgını yahut Güncel Paylaşımlar


Koronavirüs (Covid-19) Salgını yahut Güncel Paylaşımlar


Üç hafta boyunca tatil...
Fakültede ön sınavlar (Quiz) sona erdi, eve kapanıp ödev yapma zamanı.
Üç hafta sonra ne olacak?
“Panik yok, önlem var!” deniyor.
Ne olacağını bilsek, daha rahat edeceğiz.
Okulun internet sayfasından, TV haberlerinden gelişmeleri izleyeceğiz.
Tatil uzar mı?
Eğitime devam edilir mi?
Günlük yaşama dönebilecek miyiz?
Şimdilik hiçbir şey belli değil!

****
Dünya kaynarken bizde virüs vakası yoktu…
Sonra birden bizde de nüksetti.
(Kimileri Dünya Bankasının vaadine bağlıyor!)
Tatilin başladığı ilk gün bir kişi dendi.
Üçüncü gün beş vaka…
Beşinci gün 15, 18…
Altıncı gün 47…
Virüs vakası hızla ilerliyor.
Şükür şimdilik bizden yana ölümden söz edilmiyor!

****
Dünyada ise, vaka sayısı korkutucu boyutta!
Ölümler hızla artıyor.
Biz işin daha çok latife kısmındayız.
Henüz olayın ekonomik sarsıntısını yaşamadık.
Örneğin tatil edilen iş yerleri, çalışanları…
Özel kurumlardan başlayarak, iş kaybının ücretsiz izinlileri sayılacak!
Sosyal sıkıntının, sarsıntıya dönüşeceğini tahmin etmek güç değil.
Kapanan iş yerleri, kafeler, restoranlar…
Esnaf nasıl etkilenecek?
Henüz bilmiyoruz.  
Şimdilik işin komik yanındayız.
(Sosyal medya paylaşımları “ölüm” algısını ve ekonomik krizi bizden uzak gösteriyor.)

****
Market raflarında kolonya ve makarna kalmamış.
(İki markette de kolonya bulamadık. Üçüncüsüne bakma gereği duymadık. Makarna henüz karaborsaya düşmemişti. Maske, piyasada yok. Olanlarınsa fiyatı döviz gibi, sürekli değişiyor. Eldivenlerde de sıkıntı yaşanıyor.)
Yeniden keşfettik “kapitalizm” denen olgunun kötülüğünü.
Fırsatçılara kızıyoruz.
Oysa sistem “fırsat” üzerine kurulmuş değil mi?
En azından ölümcül değil.
(Ünye’de salgınla ilgili gözle görülür bir önlem alındığını sanmıyorum. Toplu kullanım alanları dezenfekte ediliyor mu? Ordu ilinin çöpü “dönüştürme” işlemi için Ünye’ye getiriliyor. Ünye’deki çöp toplama ve işleme tesisleri çığ gibi büyüyor. Ünye korona ve benzeri salgınlar için büyük tehdit altında, durumun farkında mıyız!)  

****
Bilim kurgu filminde gibiyiz.
Arada bir İtalya’dan görüntüler geliyor ekrana, eve hapsolmuş insan manzaraları…
(Balkondan, pencerelerden dans eden insan görüntüleri…  Komşusuna konser veren tenor. )
Tam oturup film izleme sırası diyorum ama sinemalar kapalı.
TV’ye, akıllı telefonlara yahut bilgisayara baş vurmak gerekiyor.
Okuma seansları düzenlemeliyim.
Camus’un “Veba”sını okumalıyım yeniden, diyorum.
Yahut Marquez’in, Kolera Günlerinde Aşk’ını…
(Hatırladığım kadarıyla, Veba’da salgın kontrol altına alınamayınca kent karantinaya alınıyor. Mektup yazmak bile yasaklanıyor. Günümüzde elektronik posta var, en azından. Sanıyorum sorun olmaz!)
Soderdergh’in “Contagion” (Salgın-2011) adlı filmini izlemenin tam sırası.
İyi seyirler.


18.03.2020 Ünyekent

4 Mart 2020 Çarşamba

Cıngırt Kayası (Dördüncü –SON- Bölüm)


Cıngırt Kayası
(Dördüncü –SON- Bölüm)


Bölgemizde yapılan ilk arkeolojik araştırma, Cumhuriyet’in öncü bilim kadrosu Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten tarafından gerçekleştirilmiştir. 29 Şubat 1940’ta Samsun Mert Irmağı kıyısında Dündartepe ve Tekkeköy’de Mezolitik yerleşimler tespit eden Kökten, buralarda arkeolojik kazıların başlatılmasını sağlamıştır. [Bkz. "Anadolu'da Prehistorik Yerleşme Yerlerinin Dağılışı Üzerine Bir Araştırma" 1952, Kılıç Kökten Doktora Tezi.]
Kökten, daha sonra memleketi Ünye’de ilk arkeolojik araştırmaları gerçekleştirmiş ve bu çalışmaları “Ünye’de Eskitaş Devrine (Paleolitik) Ait Yeni Buluntular” adıyla yayınlamıştır. Ünye’ye ait ilk ve uzun zaman süresince tek ciddi araştırma olarak kayıtlara geçmiştir.
Bu yayının ardından uzun yıllar unutulmuş Ünye ve çevresinde arkeolojik araştırmalar adeta unutulmuş, ihmal edilmiştir.
Yaklaşık otuz yıl sonra Prof. Dr. Mehmet Özsait bölgemize gelerek Mesudiye’de yüzey araştırmaları yapmıştır. “1990 Yılında Ordu-Mesudiye Çevresinde Yapılan Yüzey Araştırmaları” adıyla yayınlanan bu kayıtta 85 adet eski yerleşim yerinin tespit edildiğini görmekteyiz.
2006 Senesinde yine Prof. Dr. Mehmet Özsait tarafından Ünye ve çevresinde yüzey araştırmaları gerçekleştirildi. Ünye Tarih Araştırma Grubu’nun ve Ünye Belediyesi’nin yardımcı olduğu bu araştırmalar sonrasında, yakın çevremizde ilk arkeolojik kazı başlatıldı.
“Arkeolojik kazılar, 2010 yılından beri Ordu Müzesi başkanlığı ve Prof. Dr. S. Yücel Şenyurt’un bilimsel sorumluluğundaki bir ekiple yürütülmektedir.” [Türk Eskiçağ bilimleri Enstitüsü Haberler, Sayı 43, 2017]
Gazi Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şenyurt’un sorumluluğunda, Kurul’da çok önemli arkeolojik buluntular ele geçirilmiştir. Pontus Kralı VI. Mithradates dönemine ait yerleşime ve buluntulara sahip Kale’de 2300 yıl öncesine ait Dionysos kültüne ait heykelciklerle, Ana Tanrıça Kibele heykeli ele geçirilmiştir.
“İn-situ halde ele geçirilen Kybele heykeli (Resim: 14), buluntu yeri itibariyle Ana Tanrıça Kybele’nin kent-koruyucusu, surların koruyucusu özelliği ile birebir örtüşmektedir.” [ S. Yücel ŞENYURT, Atakan AKÇAY, Emirhan BULUT,  Kurul Kalesi 2016 Yılı Kazı Çalışmaları, 39. Kazı Sonuçları Toplantısı, 3. CİLT, 22-26 MAYIS 2017, BURSA, s. 140]
Cıngırt’ta 2012-2014 Yılı arkeolojik Kazıları

Kurul’u ardından, çok geçmeden aynı fakülteden bir bilimsel ekip Ordu müzesi Başkanlığında bölgemizdeki ikinci önemli kazıyı başlattı. Gazi Üniversitesi’nden Dr. Ayşe F. EROL sorumluluğun da üç kazı sezonu sürdürülen kazılarda Pontus krallığı ve Helenistik Döneme ait önemli arkeolojik buluntular elde edilmiştir.
“Cıngırt Kayası kazıları 2012-2014 yılları arasında yürütülmüş ve kazı çalışmaları sırasında ele geçen unguentarium parçaları arasından profil veren örnekler seçilerek, bu çalışmada değerlendirilmiştir. Unguentariumların çoğunluğu zirve kesiminde yürütülen kazı çalışmalarından ele geçmiş olup, bu çalışmada tanıtılan örneklerin çoğunluğunun, katalogda belirtildiği gibi K 16 açması güneydoğu sektöründen, Geç Hellenistik Dönem malzemesinin yoğun geldiği tabakalardan ele geçtiği görülmüştür. Basamaklı Tünel yapısının kuzeyinde oluşturulan mimari düzenleme, duvar temellerinden anlaşılacağı üzere, yan yana dizilmiş kare mekânlardan oluşmaktadır.” [Doç. Dr. Ayşe Fatma Erol, Deniz Tamer, Fatsa/Cıngırt Kayası 2012-2014 Sezonu Kazılarından Ele Geçen Unguentariumlar, SEFAD, 2018, s. 273 ]
Unguentariumlar Hellenistik ve Roma Dönemi nekropollerinde mezar hediyesi olarak ve libasyon amaçlı kullanımlarının yanı sıra kutsal alanlara sunu amacıyla da bırakılmışlardır. Ayrıca az sayıda evlerin ambarlarında da bulunmuşlardır. Kadınlara ait mezar stellerindeki tasvirlerde unguentariumların yanında pyksis ve aynaların da bulunması, bu formun kadınlar tarafından kullanılan kozmetik amaçlı günlük kullanıma yönelik kaplar olduğunu da göstermektedir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. yukarıda adı geçen eser, s. 270)

Cıngırt Kayası Kazısı Bronz buluntuları

2012 yılında başlayan kazı çalışmaları üç kazı sezonu boyunca öncelikli olarak yerleşimin zirve kesiminde yürütülmüş ve açığa çıkan mimari kalıntılar, arkeolojik buluntular üzerinden yapılan değerlendirmeler, iskanın son Pontos kralı VI. Mithradates (MÖ 120-63) Dönemi’nden başlayarak, Roma ve Bizans Dönemleri’ndeki sürekliliğini kanıtlayan veriler ortaya konmuştur.
“Cıngırt Kayası 2012-2014 kazı sezonlarından ele geçen madeni eserler, metal türüne göre farklı kullanım alanları gösteren gruplardan oluşturmaktadır. Bu çalışmada Cıngırt Kayası metal buluntuları arasından az korozyonlu, tüm ya da tüme yakın durumda ele geçen bronz örnekler seçilerek form ve işlevleri bakımından değerlendirilmiştir. Bronz eserler; Ahşap aksamları, balıkçılık malzemeleri, ecza veya kozmetik gereçleri, kıyafet aksamları, dokumacılıkla ilgili aletler olmak üzere antik çağdaki kullanım alanları esas alınarak tasnif edilmiş, katalog ve levha bilgileriyle birlikte .. sunulmuştur.” [Doç. Dr. Ayşe F. Erol – Ertaç Yıldırım, Ordu/Fatsa Cıngırt Kayası Kazısı Bronz Buluntuları, OLBA XXIV, Mersin 2018, s. 99]
Kazılarda kapı, kutu ve mobilyaların üretimi veya dekorasyonu gibi çeşitli amaçlar doğrultusunda kullanılmış olabilecek birçok metal buluntu ele geçmiştir. Bu buluntular arasında filiseler, halkalar, anahtarlar, zincirler ve bunların yanı sıra kapı ve mobilya yapımında ve dekorasyonunda kullanılmış olabileceği düşünülen çiviler, levhalar, kulplar gibi çeşitli metal buluntular yer almaktadır.
Filiseler genellikle bir halkayla birlikte, farklı amaçlar doğrultusunda kullanılmak üzere bir yere çakılan eklentilerdir. Saplamalı filiseler ve çift saplamalı filiseler olmak üzere iki farklı formda üretilmişlerdir. İki form da aynı amaçlar için kullanılmış olmakla birlikte, çift saplamalı filiselerin kullanımı daha yaygındır. Cıngırt Kayası kazılarından tek saplamalı olarak tanımlanan bir adet bronz filise ele geçmiştir.
Levhalar ve çok sayıda çivi, balıkçılık malzemeleri, ecza ve kozmetik gereçleri gibi çok sayıda buluntu elde edilmiştir.

Hellenistik Dönem Kalıp Yapımı kabartmalı Kaseleri

Kalıp yapımı kâseler Hellenistik Dönemin önemli seramik formları arasındadır. Hemen hemen her Hellenistik yerleşimde rastlanan bu kâseler, yarı küresel formlu, kulpsuz ve ayaksız, genellikle dış yüzeyleri kabartma bezemelerle süslenen içki kaplarıdır. MÖ 3. yüzyılın ortalarından biraz sonra Atina’da ortaya çıkan ve kantharosların yerini alan kalıp yapımı kâseler, metal kapların taklitleri olarak üretilmişlerdir. Fatsa Cıngırt’ta ele geçen örnekler; Ağız Kenar Bandı ve kalyks üzerinde yer alan motifler, Uzun Taç Yapraklılar, Kozalaklılar ve Bindirme Yapraklılar olmak üzere 4 grup altında incelenmiş ve bu kâselerin çoğunluğunun bölgesel/yerel üretimler olduğu anlaşılmakla birlikte, ithal örneklerin de olduğu tespiti yapılmıştır.
“Cıngırt Kayası 2012-2014 kazı sezonu çalışmaları ağırlıklı olarak yerleşimin zirve kesiminde yürütülmüş olup, söz konusu kesimde yürütülen kazı çalışmalarından ele geçen kalıp yapımı kabartmalı kâselere ait parçalar arasından seçilen örnek, bu çalışma kapsamında değerlendirilmektedir. Katalogta belirtildiği gibi, bunların 23 adedi K16 açmasından, geriye kalan 4 adedi K17, L17, L18 ve P20 açmalarından ele geçmiştir.” [Ayşe F. Erol-Deniz Tamer, Ordu Fatsa Cıngırt Kayası Hellenistik Dönem Kalıp Yapımı kabartmalı Kaseleri, Anatolia 43, 2017, s. 115]

Bizans Kurşun Mühürleri

Cıngırt Kayası’nda bulunan Bizans Mühürleri arasında en ilgi çekeni haç motifli ve Meryem Ana’lı olanıdır.
“Kurşun miihriin on yiiziinde kollann uçlannda harfler bulunan bir haç motifi bulunmakta olup, Meryem'e dua monogram1 yer almaktadır. Monogramın açılımı  "Theotoke Boethei: Tanrımın anas1 (Meryem) yardımcı ol!" duas1 şeklindedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, haç dua monogramı özellikle M.S. VIII. ve IX. yüzyıllar arasında ikonoklazma Dönemi olmak iizere, X. yüzyıla kadar kullanım1 çok yaygınd1r.” [Ayşe F. Erol-Erdal Ünal. Fatsa Cıngırt Kayası’ndan Ele Geçen Bir Bizans Kurşun Mührü, Ömer Çapar’a Armağan, 2012, Hel Yay. s. 120]

Sonuç

Orta Karadeniz ve özellikle yakın çevremiz (Ordu-Ünye ve çevresi) bakımından sözünü ettiğimiz arkeolojik kazıların önemi büyüktür. Çıngırt kazıları önce “ödenek olmadığı” gerekçesiyle devam ettirilememiştir. Ardından “kazı güvenliği sağlanamadığı” için kazıların sürdürülemediği açıklandı. Acilen güvenlik sağlamaya yönelik sponsor arandı…
Fatsalıların Cıngırt’ı “turizme kazandırmayı” hayal ettiği bir anda kazılar sonlandırıldı. Ünye kalesi gibi, Cıngırt Kayası da definecilerin insafına terk edildi.
Dört bölüm halinde yayınlanan yazımızda küçük alıntılarla bölgemizdeki arkeolojik gelişmeleri ele aldık. Umarız kesintiye uğrayan bilimsel çalışmalar bu boyutuyla kalmaz, bölgemizdeki tarihi zenginlikler hak ettiği ilgiyi görür.



Ünyekent, 04.03.2020




Figür 2 Cıngırt Kayası Zirve Kısmı Planı-A.F.Erol



Mührün Arka Yüzü

Mührün Ön Yüz Monogram Çizimi

Mührün Ön Yüzü

Mühürün Transkripsiyonu

Çıngırt Kalesi Menfezi Çalışmaları

Çıngırt Kalesi Tarihi Kalıntıları


25 Şubat 2020 Salı

Cıngırt Kayası (Üçüncü Bölüm)


Cıngırt Kayası
(Üçüncü Bölüm)


Kurul’un ardından Fatsa Cıngırt’ta bölgenin ikinci önemli arkeolojik kazısı başlatıldı. Kazı, Kurul’u kazan Prof. Dr. Yücel Şenyurt Başkanlığındaki ekibin bağlı bulunduğu, o dönem Ankara Gazi Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Ayşe Fatma Erol ve aynı üniversiteden Araştırma Görevlisi Ertaç Yıldırım ve Doktora Öğrencisi Deniz Tamer tarafından gerçekleştirdi. (O yıllarda Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne bağlı olan Arkeoloji Bölümü, 2018’de yeni açılan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’ne taşınmıştır.)
Yine o tarihte yayınlanan haberlerde: “Cıngırt Kalesinde 27 Temmuz -26 Ağustos 2012 tarihleri arasında Müze Müdürlüğü Başkanlığında Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Erol danışmanlığında 8 kişiden oluşan uzman ekip tarafından ‘kurtarma kazısı’ yapılmıştır.” denilmektedir.
Haberlerde “kurtarma Kazısı” olarak geçen “kazı”nın neden bu şekilde nitelendirildiğini anlayamadık. Yüzlerce yıl aynı biçimde duran, Ünye Kalesi gibi definecilerin insafına terk edilmiş Cıngırt’ta yapılan bu kazıya “kurtarma kazısı” demek doğru değildir..   
2012-2014 yıllarında gerçekleşen kazıda Pontus, Roma ve Helenistik Dönemlere ait çok sayıda seramik, cam ve bronz eşya, dokumacılık ve balıkçılıkta kullanılan ürünler (alet-edevat), ok uçları ve sikkeler bulunmuştur. 
Kazı Danışmanı Dr. Ayşe F. EROL, kazı sonuçlarını şu şekilde değerlendirmektedir:

“Bu çalışmada Cıngırt Kayası'nda 2012-2014 yıllarında gerçekleştirilen kazılardan ele geçen pişmiş toprak tezgah ağırlıkları arasından seçilen örnekler katalog bilgileriyle birlikte tanıtılarak, söz konusu malzeme üzerinden yerle­şimdeki dokuma çeşitliliği deneysel arkeolojik bakış açısıyla değerlendirilerek sunulmaktadır. Bahsi geçen ağırlık­ların dokumacılıkta kullanıldığını düşündüren gerekçeler, kazılar sırasında ele geçen ağırşaklar ve iğ kancalarıyla destek bulmaktadır.
Tezgah ağırlıkları uçları ağırlıklı dikey dokuma tezgahının kullanımı için işlevsel özellikleri belirlemede saptayıcı bir rol oynamaktadır. Deneysel arkeoloji çalışmaları, günümüze kalıntısı ulaşmamış ve bu nedenle dokuma ürünü ele geçmeyen antik dönem yerleşimlerinin tekstil üretimleri ile ilgili değerlendirme yapılmasına olanak sağlamaktadır. Çalışmamızda Cıngırt Kayası'ndan ele geçen ağırlıklar üzerinden yapılan deneysel uygulamalarla tespit edilen dokuma sıklıkları göz önüne alınarak, yerleşimin tekstil ürünlerindeki çeşitlilik yorumlanmaya çalışılmıştır.
Söz konusu yerleşimden ele geçen kurşun ağırlıkların ise balıkçılık aktivitesiyle ilgili olarak kullanıldıkları düşü­nülmektedir. Sualtı arkeolojisiyle ilgili çalışmalar batıklardan ele geçen piramidal kurşun ağırlıkların ve katlanmış dikdörtgen ağırlıkların olta ve ağ ağırlığı olarak kullanıldıklarını kanıtlamaktadır. Bu verilerden yola çıkarak söz konusu yerleşimin balıkçılık faaliyetlerine ışık tutacak bulguların sunulması, çalışmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır.”
(Fatsa Cıngırt Kayası 2012-2014 Sezonu Kazılarından Ele Geçen Ağırlıklar Üzerine Değerlendirmeler, Dr. Ayşe F. EROL, Deniz Tamer, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi)

Kazı ile Birlikte Gelen Tanıtım

Prof. Şenyurt ve ekibinin Ordu Kurul Kayası’nda başlattığı kazı Fatsa Cıngırt’ı da kapsayınca, bölgede bilimsel çalışmaların da önü açılmış oluyordu. Bölge hakkında tarihi veriler yeniden gündeme geliyor, arşivler taranarak yerel bilgiler gün ışığına çıkarılıyordu.  

“Antik Çağ’da Pontos Bölgesi1 coğrafi sınırları içinde yer alan Cıngırt Kayası, günümüzde Ordu/Fatsa İlçesi, Yapraklı Köyü sınırları içinde, Karadeniz’e kuş uçumu yaklaşık 750 m mesafede2, 200 m rakımlı doğal bir kayalığın üzerinde, deniz ve vadiye hakim bir noktada konumlanmaktır. [Bkz. Fig. 1] Günümüzde Fatsa İlçe merkezine 5 km mesafede yer alan Cıngırt Kayası’nın bulunduğu yöre, antik yazarların kayıtlarında aşağıda sunulan ifadelerle tanımlanmaktadır. Olshausen–Biller, Arrianus’un kayıtlarında belirttiği mesafelerden yola çıkarak Phadisane’nin Fatsa yakınlarına lokalize edilebileceğini belirtmektedir. Phadisane’nin içinde yer aldığı Sidene yöresi, adını Sidenos Çayı’nın (Bolaman Çayı) denize döküldüğü yerde konumlanan Side isimli kaleden almaktadır. [Bkz. Strabon Geographika, XII. 3. 16 ]. Strabon, Sidene yöresinde sahil boyunca yer alan tahkimli üç kaleden söz etmektedir. Bunlar Khabakta (Ünye/Kaleköy), Phabda ve Side/Polemonion (Bolaman) kaleleridir. VI. Mithradates Küçük Armenia bölgesini ele geçirdikten sonra, söz konusu bölge ve çevresinde hâkimiyetini güçlendirmek için 75 adet kale yerleşimi kurduğu yine Strabon’un kayıtlarında geçmektedir. Wilson 1960 yılında bölgede yaptığı yüzey araştırmalarında, Phabda’nın Kahveler Deresi yakınlarındaki Cıngırt Tepesi’ne lokalize edilebileceğini önermektedir. Weimert bahsi geçen kalenin Sidene’nin doğu kesimindeki demir madenlerini koruma altında tutmak için yapıldığından söz etmektedir. [H Weimert, Wirtschaft als landschaftsgebundenes Phänomen. Die Antike Landschaft Pontos – Eine Fallstudie, Stuttgart 1984, s. 152.] Cıngırt Kayası, Pontos coğrafyasındaki konumu itibariyle erken dönemlerden itibaren madencilik faaliyetlerinin yaşandığı, zengin maden rezervlerinin bulunduğu bir bölgede yer almaktadır. [Ünye ve Fatsa kesimindeki bakır cevheri, kurşun-gümüş ve demir yatakları için Bkz. MTA 1972, 23-24; E Kaptan, Türkiye Madencilik Tarihi ve Kalay’ın Kökeni Hakkında Kahramanmaraş, Tokat, Ordu, Kastamonu ve Çorum Bölgelerindeki Eski Cüruf Depolarında Yapılan Genel Bir Araştırma, MTA Raporu, No: 5546 Ankara 1976, 48.]
2012 yılında başlayan kazı çalışmaları1 üç kazı sezonu boyunca öncelikli olarak yerleşimin zirve kesiminde yürütülmüş olup (fig. 2), açığa çıkan mimari kalıntılar ve arkeolojik buluntular üzerinden yapılan değerlendirmeler, iskânın son Pontos kralı VI. Mithradates (MÖ 120-63) Dönemi’nden başlayarak, Roma ve Bizans Dönemlerindeki sürekliliğini kanıtlayan veriler sunmuştur.”
(Ordu/Fatsa Cıngırt Kayası Kazısı Bronz Buluntuları, Dr. Ayşe F. EROL, Ertaç Yıldırım, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi)

2012 yılında başlayan kazı çalışmaları, üç kazı sezonu boyunca öncelikli olarak yerleşimin zirve kesiminde yürütülmüştür. [Bkz. Fig. 2] Açığa çıkan mimari kalıntılar ve arkeolojik buluntular üzerinden yapılan değerlendirmeler, iskanın son Pontos kralı VI. Mithradates (MÖ 120-63) Dönemi’nden başlayarak, Roma ve Bizans Dönemlerindeki sürekliliğini kanıtlayan veriler sunulmuştur.
Yerleşimin VI. Mithradates Dönemi’nde phrourion işlevinde olduğu önerilmiştir. [Phrourion askeri karakterli garnizonlar için kullanılan bir terimdir.] Bu kalelerin Pers idari teşkilat geleneğinin devamı olarak hem askeri hem de ekonomik işlevleriyle Pontos Krallığı idari sisteminin çekirdeğini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Ünye Kalesi ve Ordu Bayadı Köyü’nde yer alan Kurul Kalesi phrourion karakteri gösteren VI. Mithradates’in kale yerleşimlerinden birisidir. [Bkz. S. Yücel Şenyurt – Atakan Akçay 2016, Kurul Kalesi (Ordu) VI. Mithradates Dönemi Yerleşimi Üzerine Ön Değerlendirmeler, s. 239.]
Cıngırt Kayası metal buluntuları ise,  “Ordu/Fatsa Cıngırt Kayası Kazısı 2012-2014 Sezonu Metal Buluntuları” başlıklı Yüksek Lisans tezi kapsamında yer almıştır. [Bkz. Yıldırım 2017.] Bu çalışmada buluntu gruplarının kullanım alanları ve işlevleri bilim dünyasına sunulmuştur.

Cıngırt Kazı Raporu’ndan:

Kazılan alandaki stratigrafi, topografik özelliklerden dolayı açmalar arasında farklılık göstermekledir. Yüzey dolgusu olarak adlandırılan bitki ve ağaç köklerinin yoğunlukta olduğu orman dolgusu ile karşılaşılmakta ve bu dolgunun kaldırılmasının ardından toprak renginin değişmesiyle birlikte açık kahverengi bir dolguya ulaşılmaktadır. Tüm sektörlerde söz konusu dolgudan yoğun irili ufaklı taş, çatı kiremidi parçaları, çiviler, yer yer karbonlaşmış ahşap parçaları ve küçük buluntular ele geçmiş olup, bahsi geçen verilere dayanarak kültür dolgusu olarak tanımlanmıştır.
Kültür dolgusunda seviye inme çalışmalarına devam edildiğinde, yanık izleriyle birlikte koyu renkli 1. Tabakanın yangın dolgusuna ulaşılmaktadır. Söz konusu dolgunun bölgede MÖ 1. Yüzyılda yaşanan VI. Mithradates-Roma çekişmesinin bir sonucu olduğu düşünülmektedir.
Yangın dolgusunun ardından duvar akslarının açığa çıktığı mimariyle birlikte yoğun Helenistik malzemenin ele geçtiği tabakaya ulaşılmaktadır. Kazılan alanların geneline yayılmamakla birlikte, Roma ve Bizans tabakalarının bulunduğu sektörler de mevcuttur. Arazinin topografik yapısı oldukça engebeli olup, yukarıda bahsedilen katmanların başlangıç ve bitiş kotları açmalar arasında ve hatta aynı sektör içinde bile farklılıklar gösterebilmektedir.
Cıngırt kazısı üç kazı sezonu sonrası, yarıda bırakılmıştır.
Önce maddi kaynak yokluğu, ardından koruma tedbirlerinin yetersizliği (güvenlik gerekçesi) nedeniyle son bulmuştur.

[Haftaya Dördüncü-son- Bölüm]


26.02.2020, Ünyekent










19 Şubat 2020 Çarşamba

Cıngırt Kayası (İkinci Bölüm)


Cıngırt Kayası
(İkinci Bölüm)


2000’li yıllara yeni başlamıştık. O yaz tanıdıklarımızdan oluşan bir grup ile Ünye çevresinde küçük bir tarih turuna çıktık. Keş-Esenkale’nin ardından yolumuz Ünye-Fatsa sınırındaki Cıngırt Kayası’na düştü. Tepeye doğru tırmanışa geçmek yerine, Cıngırt’ın eteklerinden aşağıya indik. Dere içine geldiğimizde gördüğümüz manzara muhteşemdi.
 Kaya içine oyulmuş odalar, yan yana dizilmiş kaya mezarları, dere içine inilen basamaklı yapı ve sunağa benzeyen oyuntular…
Antik Döneme ait kutsal bir alanın içindeydik.
Bizi buraya getiren değerli akrabam (şimdi aramızda olmayan) Erol Karamustafaoğlu, daha önce buradaki mezarların kapaklı birer lahit olduklarını ve birkaç yıl içinde tahrip edilerek bu hale getirilmiş olabileceklerini söyledi. (Ayrıca Cıngırt’ın zirvesine yakın bir kaya üzerinde Malta Şövalyelerine ait bir HAÇ işareti olduğunu söylemişti ki oraya kadar çıkıp tespit edebilme fırsatımız olmadı.)
O dönem dijital fotoğrafçılığa geçmediğimiz için, gördüklerimizi fotoğraflayamadık. Ancak elimizde bulunan amatör video kamerayla hatırı sayılır bir görüntü kaydetmiştik. Ne yazık ki o kayıtları nereye koyduğumuzu bilemiyoruz. Kasetin üzerine başka bir kayıt almamışsak, bir gün o görüntüleri bulabileceğimizi sanıyorum.  

Ünye ve Çevresinde İlk Yüzey Araştırması (Survay)

2006 yılının yazında Ünye’de ilk yüzey araştırması gerçekleşti. En son 60’lı yılların başında Prof. Dr. İ. Kılıç Kökten’in, memleketi Ünye’de yaptığı incelemeden bu yana, çevremizde ciddi bir arkeolojik araştırma yapılmamıştı. (Bkz. Kökten 1963, Ünye’de Eski Taş Devrine Ait Yeni Buluntular.) 
“Samsun -Ordu arası kıyı gezisinde arkadaşlarımdan ayrıldım. Memleketim olan Ünye'de Cevizderesi boyunda ve bu derenin doğusundaki sekiler (taraçalar) üzerinde Tarihöncesi (Prehistorya) araştırmaları yaptım. Evvelce (1944-1945) Rize'ye kadar yaptığım bir gezide, bu noktadan geçerken uzaktan birkaç tabii mağara görmüş, sekiler üzerinde çakmaktaşından yapılmış aletler toplamıştım.” (Kökten, Age)
Arkadaşımız Osman Doğan’ın girişimiyle, 2006 yılında İstanbul üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorya Kürsüsünden Prof. Dr. Mehmet Özsait Başkanlığında bir grup gelerek Ünye ve Çevresinde ilk Yüzey Araştırmasını gerçekleştirdi. (Bkz. Mehmet ÖZSAİT, Arkeolojik Verilerin Işığı Altında Ünye; T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, 25. Araştırma Sonuçları Toplantısı 2. Cilt, s. 293-306)
Ünye Belediyesi ve Ünye Tarih Araştırma Grubu’nun katkılarıyla gerçekleşen yüzey araştırmaları Temmuz 2006 yılında başladı.
Ünye dışında olduğum için başlangıçta katılamadım, Fatsa Cıngırt’la ilgili kısım ben olmadan gerçekleşmişti. Geziye kılavuzluk eden arkadaşımız Ahmet Kabayel’e Cıngırt’ın eteklerindeki antik oluşumdan bahsetmiş, araştırmaya dâhil edilmesini önermiştim.
Cıngırt’ın tepesine yakın bir düzlükte yer alan “Kutsal Alan” ile benzerlik içeren dere yatağına yakın bu alanı ziyaret etmişlerdi. Raporda sadece tepeye yakın alan anlatılmıştı.       
Özsait Hoca’nın raporunda yer alan “Cıngırt Kalesi”  şöyle açıklanmaktadır:

“Fatsa İlçesi’nde yalnızca, Yapraklı Köyü sınırları içinde yer alan ve Cıngırt Kalesi olarak bilinen kesim incelenmiştir. Çok geniş bir alan kapsayan orman içinde, yeşillikler arasında tarihî kalıntılar bulunmaktadır. Kale içinde, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, aynen Ünye ve Amasya kalelerinde, Ordu-Bayadı-Kurul Kayası’nda, Ordu Mesudiye-Arık Musa’da olduğu gibi, geniş ağızlı, yaklaşık kırk beş derecelik bir açıyla, basamaklı olarak ana kayaya tünel şeklinde oyulmuş bir su menfezi bulunmaktadır. Su menfezinin 50 m. kadar üst kesiminde, sık ağaçlar arasında alçak bir kayalıkta bizi bir kült mahalli olduğu yönde düşündüren bir alana geldik. Kayalık bir kütleyi çevreleyen dairemsi bir kanal çeşitli yönde farklı şekilde kanallara ulaşıyor. Ormanda tüm taşlar gibi bu kayalık ta yeşil yosunlarla kaplı. Otlar arasında buraya ulaşan birkaç kademeyi izleyebildikse de yapısı açıkça anlaşılamadı. Birbirine ulaşan ince kanalları göz önüne alırsak burasının bir kehanet merkezi olabileceğini de düşünebiliriz. Ayrıca kalede, basamaklı sunak olabilecek kalıntılar, ana kayaya oygu lahit mezarlar, kazılan kesimlerde yapı duvarları, mezarlar gibi son derece ilginç kalıntılar vardır. Kalenin güneydoğusunda, kayalık yamaçta düzlenen bir kesimden iki yandan basamaklarla bir alt seviyeye iniliyor ve burada, tam yamaçta, düzlenen kaya üzerinde bir stel yuvası bulunmaktadır. Kalenin belirli bir kesiminde yer yer kayaya oyularak devam eden bir yol kalıntısını izledik. Bu kale kesiminin ayrıntılı olarak incelenmesinin yanı sıra, tümüyle koruma altına alınması, tarihî kalıntıları ve yeşil örtüsüyle “Tarihi Millî Park” olarak değerlendirilmesinin ülkemize büyük bir hizmet olacağı düşüncesindeyiz. On iki günlük süre içinde, kapsamlı sayılabilecek bir yüzey araştırması yaptık. Yeşil doğa örtüsü istediğimiz sonucu almamızı önlemiş olmakla birlikte, küçümsenemeyecek sonuçlar elde ettik. Yalnız, gezip incelediğimiz tüm kesimlerin çok önemli ölçüde tahrip edildiğini görmemiz bizi çok üzdü. Önlemlerin arttırılmasıyla tahribatın bir dereceye kadar da olsa önüne geçilebileceği düşüncesindeyiz.”

[Prof. Dr. Mehmet ÖZSAİT, Arkeolojik Verilerin Işığı Altında Ünye, Age, s. 299]

Özsait, Cıngırt’tan “Kale” diye söz etmektedir. Birinci Bölüm’de yazdığımız gibi; antik yerleşimlerin ve kentsel oluşumların (Polis) surlarla tahkim edilmiş olması (militarist yapılma) nedeniyle, “kale” denmesi doğaldır.
Nitekim Hocamız, Ünye’nin 5 km. güneybatısında yer alan Kızılkaya için de  “Kızılkaya Kale’si” demektedir.

Sonuç olarak Prof. Dr. Mehmet Özsait Cıngırt Kayası için ağırlıklı olarak “Kutsal Alan” yahut “Kehanet Merkezi” nitelemesinde bulunmuştur.

Özsait’in 2006 yılı yazında gerçekleştirdiği yüzey araştırması, Ordu İline olan arkeolojik ilgiyi artırmış ve bir süre sonra Kurul’da kazılar başlamıştır.
Kısa bir süre sonra da Cıngırt’ta arkeolojik bir kazı gerçekleşmiştir. Uzun süren bir kazı olmasa da Kurul’dan sonra bölgemizdeki ikinci ciddi kazıdır.
Ünye Kalesi’nde ise yüzey temizliği ile yetinilmiştir.

(Haftaya; Cıngırt’ta Arkeolojik Kazı ve Sonuçları.)


19.02.2020, Ünyekent

 Cıngırt Kalesi Stel Yuvası, 
Basamaklı Kutsal Alan -M. Özsait

Cıngırt Kalesi Su Menfezi-M. Özsait 

M. Özsait ve Ekibi 
Ünye Tozkoparan Kaya Mezarında 

Ünye - Fatsa 
ve Cıngırt Kayası