17 Mart 2021 Çarşamba

Andımız ve Atatürk


Andımız ve Atatürk

 

 

Sosyal medyada her gördüğüne inanma, derler…

Ama bu sosyal medya geyiği değil…

Düpedüz haber…

“Danıştay’ın verdiği son kararla Andımız, okullarda okunmayacak.”

“Devlet madalyalarında Atatürk kabartmaları kaldırıldı!”

Tam unutulmuşken, yıllar sonra yeniden şaşırıyorsun.

 

****

 “Andımız” tartışması daha dün gibiydi…

Yedi yıl önce yer yerinden oynadı...

Karar iptal edilmiş, zamanla unutulmuştu.

Danıştay dün aldığı iki kritik kararla yeniden gündeme getirdi...

Bunlardan biri devlet madalyalarından kaldırılan Atatürk kabartması oldu.

Danıştay 10. Dairesi'nin aldığı kararla devlet madalyalarından Atatürk kabartması çıkarıldı.

Aslında daha önce yönetmelikte yapılan değişiklikle Atatürk madalyalardan çıkarılmıştı. Ancak bu değişikliğe itiraz edildiği için, Danıştay kararıyla Atatürk kabartmalarının kaldırılması iptal edilmişti.

Tıpkı “Andımız” gibi…

Danıştay kararıyla aynı gün Atatürk kabartmalarının da kaldırılmasına karar verildi.

Olayın ayrıntısı şöyle:

Devlet Nişanı, Cumhuriyet Nişanı, Liyakat Nişanı'nda bulunan Atatürk kabartması, 15 Aralık 2013 tarihinde yönetmelikte yapılan değişiklikle kaldırılmıştı. Dönemin Türk Kamu Sen Genel Başkanı ve halen Bağımsız Milletvekili İsmail Koncuk, yönetmelik değişikliğinin iptali için Danıştay'a dava açmıştı. Danıştay nişanlarda Atatürk kabartmasının kullanılmasını öngördü. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı karara itiraz etti, temyize gitti.

Basında yer alan habere göre, Danıştay İdari Daireleri kurumu 2019'da 10. Daire'nin kararını tek oy farkla yerinde buldu. Şimdi ise yine başa dönüldü. Mahkeme kararıyla madalyalara konulan Atatürk kabartması, yine mahkeme kararıyla kaldırılmış oldu.

 

****

Diğer karar ise, öğrenci andı ile ilgili.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, okullarda öğrenci andının okunmasını sona erdiren MEB yönetmeliğini iptal eden Danıştay 8. Dairesi'nin kararını bozdu. Bu karar sonrası okullarda artık andımız okunmayacak.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB), 2013 yılında çıkardığı yönetmelikle, 1933'ten beri ilköğretim okullarında okunan öğrenci andı kaldırılmıştı.

Hatırlarsınız, anında tepkiler geldi.

Yer yerinden oynadı.

Türk Eğitim-Sen Danıştay'da dava açtı.

Danıştay 8. Dairesi de, 2018 yılında andımızı kaldıran yönetmeliği oy çokluğu ile iptal etti.

Milli Eğitim Bakanlığı, dairenin bu kararını temyiz etti.

Temyiz üzerine dosya Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na geldi.

Kurul da Andımız ile ilgili nihai kararı verdi.

Buna göre Kurul, MEB'in itirazını oyçokluğuyla kabul etti, Danıştay 8. Dairesi'nin yönetmeliği iptal eden kararını kaldırdı.

Bu karar uyarınca okullarda “Andımız”ın okunmasını kaldıran yönetmelik uygulanmaya devam edecek.

Yani bundan sonra andımız okunmayacak.

 

****

Basında çıkan bu habere de tepkiler gecikmedi.

2013’teki gibi, aynı çevrelerden tepki geldi.

Cumhur İttifakı ortağı hariç!

Üç-dört gün Bahçeli’den ses soluk çıkmadı.

Haliyle herkes merak etti, ne oluyor diye…

Daha önce yeri göğü inletenlerin dili mi tutuldu?

Nihayet dün malum açıklamayla karara itiraz edildi.

Hedefte sadece Danıştay vardı.

Sanki bu iş Danıştay’ın marifetiymiş gibi.

İttifak uğruna nelerden vazgeçilebiliyor…

İnanılır gibi değil!

 

 

 

Ünyekent, 17.03.2021

http://www.unyekent.com/yazi/2287-andimiz-ve-ataturk.html

 


 

10 Mart 2021 Çarşamba

Yunus Emre Etkinlikleri


Yunus Emre Etkinlikleri

 

Yunus Emre'nin doğumunun 750'nci yıl dönümü dolayısıyla 1991'de UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri'nde yer almıştı. Bu etkinlik ülkemizde çeşitli biçimlerde değerlendirildi. Ünye’de Yunus Emre’yle ilgili çalışmaların ivme kazandığını hatırlıyorum.

2021 yılında, vefatının 700. yılı kapsamında ülkemizde Cumhurbaşkanlığının 2021/1 Genelgesi ile “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” olarak ilan edildi. Bu kapsamda, “Dünya Dili Türkçe” adıyla yurt içinde ve dışında etkinlikler düzenlenmesine karar verildi. Düzenlenecek etkinliklerin Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinasyonuyla yürütüleceği duyuruldu.

29 Ocak 2021 tarihli Genelge’nin ardından, Ordu eski Milletvekili Hasan Öz “Yunus Emre Ünye’de anılmalı” önerisinde bulundu.

“Yunus Emre Hazretlerinin makamı Ünye’dedir ve en iyi anma programları Ünye’de yapılmalıdır” dedi.

2021 Yunus Emre Yılında, Ünye’nin güçlü bir şekilde sesini duyurması gerektiğini belirtti. Refah Partisi’nin 20 Dönem Milletvekili Sayın Hasan Öz açıklamalarını şu şekilde sürdürdü:

“1970’li yıllarda başlayan Ünyelilerin Yunus Emre araştırmaları kademe kademe ilerleyerek bu günlere geldi. En önemli çalışmalar da 1984’te Çağrı Gazetesi öncülüğünde başlattığımız derin araştırma ve kampanya ile değer kazandı. Devamında önce hemşerilerimizin genel kabulü, sonra Ünyeli öncülerin ve yöneticilerin ilgileri ve sivil kuruluşlarımızın artan gayretleri, çalışmalarımızın belgelenmesi neticesini doğurdu.  Ve bugün fedakârca çalışmalar sonucu Ünye’de Şeyh Yunus Emre Hazretlerinin makamı ihya edilmiş, derneği kurulmuş, yayınları ortaya konmuş durumdadır. Ancak halen bu gerçek, istenen ölçüde tüm dünyaya duyurulamamıştır. Ünyeliler olarak bize düşen görev ise bu yıl Yunus Emre’yi en fazla Ünye’den anlatmak, tanıtmak, anmak ve sesimizi duyurmaktır.”

Sayın Öz’ün bu çağrısına, başta Ünye Belediye Başkanı Hüseyin Tavlı ve Ünye Yunus Emre Derneği Başkanı Yaşar Argan olmak üzere çok sayıda resmi-sivil, kurum ve kişilerden destek geldi.

Bu kapsamda, 2021 yılında neler yapılması gerektiği düşünüldü.

Mayıs’ta görkemli bir anma günü düzenlenmesi…

Yunus Emre adına Ünye veya Ordu’da bir vakıf kurulması.

Yapılacak olan Üniversite kampusuna “Yunus Emre” adı verilmesi.

Ve Ünye Devlet Hastanesi’nin adına “Yunus Emre” adının eklenmesi gibi öneriler gündeme getirildi.

Ünye’deki sivil toplum örgütlerinin ve Ünye Belediyesi’nin bu konudaki çalışmaları son günlerde yeniden gündemde…

Ancak…

Görkemli bir anma programının önünde, “Pandemi” engeli bulunmaktadır.

Sanıyorum, bu etkinliğe Valilik’ten izin çıkmadı.

Eskişehir’de Yunus Emre adı verilen bir hastane hali hazırda mevcut.

Adına Tahsis edilen “Vakıf” cemiyetleri de var.

Var olmaları, bizde de olmayacağı anlamına gelmiyor.

Daha önceki yıllarda yazdığımız gibi, Yunus Emre’nin ülkemizde 14 mezarı bulunuyor. Hatta Azerbaycan’da bile mezarı olduğu söyleniyor. Sembolik bir türbe de Ünye’de var. Azımsanmayacak ölçüde ziyaretçisi bulunan bu mekânla birlikte, Yunus Emre’nin bir makamı da Ünye’de bulunmuş oluyor.

Önemli olan Yunus’un yaşadığı ve öldüğü yerler değildir.

Yunus’u gönüllerde yaşatmaktır!

Bu kapsamda Ünye üzerine düşen görevi yapmalıdır.

 Yunus Emre Kütüphanesi

 Yunus Emre adını Ünye’ye yakıştırmak için bir öneride tarafımızdan olsun…

İnşaatı yavaş ilerlese de, Ünye’de eski pazar yerinin olduğu yerde sürmekte olan kütüphane kompleksine Yunus Emre adının verilmesi uygun düşecektir.

İlgililerin dikkatine.

Saygı ve selamlarımla….

  

10.03.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2274-yunus-emre-etkinlikleri.html

 


 

3 Mart 2021 Çarşamba

Sahil Yolu Kaldırım Yenileme Çalışmaları


Sahil Yolu Kaldırım Yenileme Çalışmaları

 

 Ünye Bisiklet Yolu yapımından, “Bu kadar da olmaz!” dedirten bisiklet yolu betonu tahribatından, Sahil Yolu kaldırım yenileme çalışmalarından, Ünye Belediye Başkanı’nı beğenen CHP’li Vekil Adıgüzel’den, bölgenin kaderini değiştirecek Ünye Limanı’ndan, halkla buluşan Ordu Valisi Sonel’den, Kızılay’a devredilen Yalı Kilisesi’nden, arabasına konulan nottan dolayı olay yaratan Sayın Ünye Cumhuriyet Savcısı’ndan söz edecektim.

Demiştik, sözümüzdeyiz…

 Sahil Yolu “Kaldırım Yenileme Çalışmaları”ndan başlayayım. Çünkü tam karşımda, penceremim önüne kadar geldi, durdu. Tıpkı, birkaç ay önce Eski İskele’nin yanındaki ambara kadar gelip durması gibi. Neden kaldırdılar eski kaldırımı, alttan bir şey mi geçecek gene, eskimiş miydi bir önceki Başkan’ın yenilettiği kaldırım?

Hiç birine yanıt alamadım.

İşi yapan birkaç çalışan var, biri kepçe operatörü…

Yerde yakalamak mümkün değil.

Yakalayıp sorduklarım da sadece gördüğümüz kadarını anlatıyor.

Biz de biliyoruz kaldırımı kaldırdıklarını.

Niçin kaldırılıyor?

Cevabı yok!

Ünye’nin nüfusu 130 bin 464 kişi olmuş.

Bu kadar nüfusu taşımaz bu kaldırım diye mi?

 ****

Belediyeden aldığımız bilgi, “Meydan-Gölevi Arası Kaldırım Düzenlemesi” biçimindedir.

Ayrıntısı, nedeni ve nasıl olacağı bilinmiyor.

Bisiklet yoluyla mı ilgili, o da belli değil.


Sahile İlk Kaldırım

 Sahile ilk kaldırım bizim ilk gençlik dönemimize rastlar.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, Mithat Kısacıkoğlu dönemiydi.

Oluklu kare taşlarla döşenmişti.

İzmir Kordonu’nu anımsattığı için, “kordon” demeyi tercih ederdik.

Son durak, Burunucu Camisi altındaki Hasan Baba Çay Ocağı idi.    

Kaldırım orada biterdi...

Kordon gezisine çıkarken “Bir Hasan Baba yapalım mı?” diye sorardık.

Yürürken, dört adımda bir ayağımız oluklu kare taşların enine döşeli renkli versiyonuna denk gelirdi.

Uygun adım giderdik farkında olmadan.

Kendiliğinden bir yürüme disiplini tutturmuştuk…

Epey kullandık o kaldırımı.

Şimdikiler gibi zırt pırt yenilenmiyordu.

Üstelik beton ruhsuzluğuna sahip değillerdi…

Şirin bir görünümü vardı.

 

Vatandaş Ne Diyor?

 

Üzülüyor, “Ne gerek vardı?” diyor.

Kimi ise, “Birileri buradan rant sağlıyor!” demeye getiriyor…

“Yazsana!” diyor.

“Siz söyleyin, ağzınızdan aktarayım!” diyorum.

Sohbet anında bitiyor.

Vatandaş üzülse de, karşı da çıksa ismi bilinsin istemiyor.

Burunucu tarafından gelen, Yüzüncü Yıl Parkı’ndan karşı kaldırıma geçiyor.

Espriye vuruyorlar:

“Salgın döneminde fazla dolaşılmasın diye kaldırmışlar kaldırımı!”

 

Dr. Mustafa Adıgüzel

 

Merak ettim, neden beğenmiş Ünye Belediye Başkanı’nı CHP’li Vekil Mustafa Adıgüzel… “Tavırlarını ve çalışmalarını beğeniyorum.” demiş, iletişimini iyi bulmuş ve her kesime sempatik baktığını söylemiş.

Muhalif olmasına rağmen bir politikacının böyle bir yaklaşımda bulunması, tam da özlemini duyduğumuz bir erdem.

Sayın Adıgüzel bir de şu kaldırım yenileme işine bir açıklık getirseydi.

Onun yerine Ünye Limanı’na girmiş.

“Ranta kurban ediliyor!” demiş.

 

Not 1: Kaldırım yenilenmesinin gerekçesi deformasyon imiş. Yer yer onarılsa bile fazlasıyla kabaran, çatlayan yerler olduğu için tümüyle yenilenmesi yoluna gidilmiş. Oysa bir önceki Başkan zamanında yenilenmişti. Bu arada, görev süresi tamamlanmadan işten el çektirilen eski başkan hakkındaki tüm suçlamalardan aklandı. Burada ifade etmek durumundayız.

Not 2: Kovid19 Salgını’nda nüfusa göre en yüksek vaka bizim ilde, Ordu’da; 100 bin kişide 301.62... Diğerleri, sırasıyla Giresun (264,71), Samsun (262,17), Trabzon (239,52), Rize (213,10), Tokat (166,50), Sinop(160,03), Gümüşhane (114,58) ve Amasya(110,50). Bölge olarak el ele vermişiz ve en riskli il olmayı başarmışız. Bu kadarını biliyoruz ama mahallede durum ne, komşumuz nasıl bilmiyoruz?

  

03.03.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2261-sahil-yolu-kaldirim-yenileme-calismalari.html


 

24 Şubat 2021 Çarşamba

Ünye’de Neler Oluyor?


Ünye’de Neler Oluyor?

 

 Tam Ay’a gideceğimiz haberi düşmüştü ajanslara…

Ülkemiz adına tarihi bir dönüm noktası olarak:

“Gökyüzüne bak, ayı gör. Milli uzay Programı’ndaki birincil ve en önemli hedefimiz, Cumhuriyetimizin 100. Yılında Ay’a ilk teması gerçekleştirmektir. İnşallah Ay’a gidiyoruz.”

Denilmişti ki, Ünye yerel basınından duyduk…

Cevizdere Çöp Ayrıştırma Tesisinde bebek cesedi…

 

Aradan iki hafta geçti.

Henüz çöpte bulunan bebek cesedinin sırrı çözülemedi.

Bu konuda basına yansıyan bir ayrıntı gözümüze ilişmedi...

Besbelli istenmeyen bir ilişkinin sonucuydu.

Çöpe atılırken hayatta mıydı?

Bilmiyoruz.

Fransız yazar André Malraux'nun başyapıtı İnsanlık Durumu’nu çağrıştırdı bana…

Ama bu olayın insani bir yanı yok…

Kim yaptıysa, insan demeye dili varmıyor insanın.

Belki de bu nedenle fazla üstüne gidilmemeli, diyeceğim ama olmaz ki…

Tam Ay’a gitmeye hazırlanırken, bir kez daha utanıyoruz Ünye’de çöp ayrıştırma tesisinde bulunan bebek cesedinden dolayı.

Bir kez daha diyorum, çünkü bu haberden birkaç gün önce de “Ünye’de psikolojik sorunları olan 24 yaşındaki genç kendini asarak intihar etti.” haberiyle irkilmiştik.

Son dönemde ülkemizde iyice artan intihar olayları geliyor önümüze…

En çok gençlerde görülüyor bu tür vakalar, geçim sıkıntısı ve işsizlik en çok onları vuruyor.

Galiba en trajik olanı şuydu:

“İstanbul Zeytinburnu'nda 25’li yaşlarda karı koca ekonomik sıkıntılarından dolayı 1,5 yaşındaki çocuklarını komşuya bırakarak intihar etti.”

 

Ekmeğe yüzde 25 zam!

 

Çocukluğumdan buyana hatırlarım rahmetli eniştem, teyzemin eşi her şeye yapılan zammı anlardı ama ekmeğe yapılan zamma büyük tepki gösterirdi.

Şöyle derdi:

“Bu ülkede ekmek, vatandaşın temel gıda maddesi… Onu da alamaz hale gelince işler çığırından çıkar!”



Fırından her zamanki kadar aldığım ekmeğin bu defa iyice küçülmüş olduğunu gördüm. Haliyle çabuk tükendi, ekmeksiz kaldık. Bir dahakini ilaveli almak zorunda kalınca, ekmeğe ödediğimiz kısmın bütçeleri zorlayacağını fark ettim.  

Bu kış ve pandemi ortamında durumu iyi olmayanlar geldi aklıma…

Pandemi başladığından bu yana vatandaşına en düşük nakit yardımında bulunan ülkeler arasındayız.

Hiç değilse ekmeğe sübvansiyon sağlanamaz mıydı?

İşler iyice çığırından çıkmadan!

 

Tam Kapanma 

 

Haftalık vakalar artık illere göre tespit ediliyor.

Artan koronavirüs vakaları nedeniyle beş il için tam kapanma kararı çıkabilir deniyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın paylaştığı vaka sayısı haritasına göre en çok vakanın görüldüğü Ordu dâhil beş il için uzmanlar, 15 günlük tam kapanma, ulaşım kısıtlaması ve bölgesel karantina önerisinde bulunuyor.

Karadeniz Bölgesi’nden Trabzon, Rize, Ordu, Giresun ve Samsun Kovid-19 vaka sayılarının nüfusa oranla en fazla olduğu iller sıralamasında ilk beş sırada yer alıyor.

Bu nedenle Sağlık Bakanlığı Ünye’yi de içeren bir dizi önlemler paketi öneriyor.

Önümüzdeki hafta “yüz yüze eğitim” programını hayata geçirmeyi düşünüyorlardı.

Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim’in Ünye odaklı çelişkisi nasıl çözümlenecek?

Çözümü oldukça güç görünüyor.

 

Son olarak, devam etmekte olan Ünye Bisiklet Yolu yapımından, “Bu kadar da olmaz!” dedirten bisiklet yolu betonu tahribatından, Sahil Yolu kaldırım yenileme çalışmalarından, Ünye Belediye Başkanı’nı beğenen CHP’li Vekil Adıgüzel’den, bölgenin kaderini değiştirecek Ünye Limanı’ndan, halkla buluşan Ordu Valisi Sonel’den, Kızılay’a devredilen Yalı Kilisesi’nden, arabasına konulan nottan dolayı olay yaratan Sayın Ünye Cumhuriyet Savcısı’ndan söz edecektim…

Yerim kalmadı, belki başka zaman.

 

 24.02.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2248-unye-de-neler-oluyor.html

 


 

16 Şubat 2021 Salı

Gara’da 13 Şehit


 

Gara’da 13 Şehit

 

“Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde terör örgütü tarafından şehit edilen 13 vatandaşımıza Allah’tan rahmet; yakınları ve sevenlerine baş sağlığı dilerim. Milletimizin başı sağ olsun.”

Taziyeyi aynen paylaşıyorum.

Kuzey Irak’ta yaşanan vahim olayla ilgili en aklı başında mesaj buydu.

Buna rağmen altında onlarca provokatif yorum, tetikçi-kışkırtıcı ifade…  O kadar ki, basında ve sosyal medyada olayla ilgili yazılanlar, söylenenler olayın vahametini unutturuyor.

Sürüp giden kör dövüşü, bu vahim olayı başka mecralara döküyor.

En hafifi şu:

“Terörist caniler, elinde silah olmayan rehineleri katletti.”

“PKK, Alçaklığın evrensel tarihini yazmaya devam ediyor.”.

Hatta hızını alamayıp muhalefete vuranlar, HDP’yi yeniden hedefe koyanlar var:

 

“HDP demek PKK demektir. HDP, PKK’dan aldığı emirle hareket eden bir siyaset kuklasıdır. Bu gerçeği bugün bir kere daha gördük. HDP’yle olan ittifakları zarar görmesin diye PKK’nın adını dahi anamayanları da gördük.”

 

Dönüp dolaşıp, aynı noktaya geliyoruz hep...

 

****

Gara’da yaşanan vahşet, 13 yurttaşımızın 2015’li yıllarda esir alınan altısı asker, ikisi polis ve iki de sivil vatandaşımızın hunharca katledildiğini ortaya çıkarıyor.

Üç kişinin ise kimliği açıklanmıyor.

Öncelikle şunu anlıyoruz…

Beş buçuk yıl bu vatandaşlarımızın terör örgütü elinde rehin edilmesine göz yummuşuz.

Oysa aynı gün, Nijerya açıklarında kaçırılan 15 gemici kurtarılmış ve İstanbul’a getirilmişti.

Ne karşılığında, nasıl serbest bırakıldılar?

“Teröristle pazarlık yapılmaz!” diyenler, gemicileri kaçıranları farklı mı gördüler…

Devlet baypas mı edildi…

Ya İŞİD’le rehine pazarlığı yapanlar kimdi?

PKK’ya sınır kapılarını açanlar?

Oslo’da PKK ile görüşenler!

 

****

Neyse, biraz daha eskiye gidelim.

Aralık 1996, neredeyse 25 yıl önce…

PKK, 18 aydır rehin tuttuğu altı askeri Refah Partisi Van Milletvekili Fethullah Erbaş başkanlığındaki heyet ve ailelerine, dağlık bir alanda, teslim tutanağı imzalatarak teslim ettiğine tanık olmuştuk.

Yani ilk kez karşılaşmıyoruz PKK’nın “rehin alma” olayıyla…

Nedense bu defa altı yıla yakın zamandır, rehine konusunda hiçbir gelişme yaşanmıyor.

Zaman zaman rehin alınanlarla ilgili Youtube videoları ve kaçırılanların gönderdiği mektuplar olmuşsa da, bunlar yeterli etkiyi yaratmıyor.

Bu konuda Meclis’te 6 kez soru önergesi verilmiş. Sadece birine yanıt alınabilmiş. Yıllardır ne aileleri muhatap alınmış, ne de sorulara yanıt verilmiş...

Hepsinden önemlisi beş buçuk yıl bu rehinelere dokunulmamış, ta ki Gara’da bu operasyon yapılıncaya kadar…

 

****

Genel Kurmay Başkanlığı’nın açıklamasından da belli, bu operasyon rastgele bir baskın değil; rehinelerle ilgili bir kurtarma harekâtı…

Her ne kadar “PKK’yı bitirme harekâtı” dense de…

Bu defa kökleri kazınacak… Harekât son terörist yok edilinceye kadar sürecek gibi, hamasi serzenişler ve alışıldık deyişlerden de anlıyoruz…

Sonuç, hiç te gösterildiği gibi başarılı değil.

 

36 yıldır benzer nidalarla bugüne geldik.

Elimizde katledilen 13 rehine ve şehit düşen üç nefer var!

 

Bunca gürültü koparmak yerine, “Ne oluyor?” diyerek, serinkanlı bir durum analizi yapmak gerekmiyor mu?

 

 

Not: Ünye Yerel Tarih çalışmalarımızın kaynaklarından birini daha yitirdik. Şekerci Metin (Uzbay) hakkın rahmetine kavuştu. Baba dostu bu büyüğümüzle birlikte Ünye Esnaf Tarihi’nin bir dönemi daha kapandı. Kendisi ilerlemiş yaşına rağmen aktif olarak “şekercilik” mesleğini sürdürmeye çalışan bir Ünye esnafıydı. Metin amcamıza Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır diliyoruz. (Değerli çalışma arkadaşım Ahmet Kabayel’le birlikte “Şekerci Metin” adlı çalışmamızı yaparken, bize ikram ettiği fındıklı kurabiyenin tadını hala damağımızda hissetmekteyiz.)

 

 

17.02.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2231-gara-da-13-sehit.html

10 Şubat 2021 Çarşamba

İkiztepe Buluntuları ve Karadeniz Arkeolojisi



İkiztepe Buluntuları ve Karadeniz Arkeolojisi

 

Prof. Dr. Önder Bilgi Karadeniz kıyılarında yaşayanlarla akraba olan İkiztepe halklarının Hint-Avrupa kökenli olduğunu ileri sürmektedir.

İkiztepe’de ele geçen hayvan-bitki kalıntıları, bölgede temel geçim şeklinin tarımdan çok avcılık, hayvancılık ve balıkçılığa dayandığını göstermektedir. Aynı zamanda metal işçiliği, dericilik ve dokumacılıkta da ileri oldukları anlaşılmaktadır. Metal işçiliği çok özel bir yere sahiptir. Erken Tunç Çağı II mezarlarından ele geçen 1000’den fazla metal buluntu içerisinde silah (mızrak ucu, balta, hançer, ok ucu,), alet (delici, kesici, ustura, keski, kalem, maşak kanca, iğneler), takı (halhal, bilezik, küpe, yüzük, pendantif= sarkıtma gerdanlık) ve semboller (ikili veya dörtlü sarmal ve boynuzlu plakalar) dikkati çeker.

Metal işçiliğine dair çok açık kanıtlar (atölyeler, potalar, kalıplar, bileyi taşları, tonlarca cüruf atıklar) bulunmuştur.  

İkiztepe nekropollerinde (mezarlık) ele geçen çok sayıda ve çeşitte silah, takı ve sair buluntular, Erken Tunç Çağı'nda Karadeniz kıyısında yaşayan bu halk ile Karadeniz’in diğer halkları ve Orta Anadolu halkları arasında kültürel-ticari ilişkiler, gömü gelenekleri ve etnik oluşum açısından önemli bağlantılar ortaya çıkarmaktadır.

İkiztepe Erken Tunç Çağı III Mezarlığı Buluntuları

Sadece Erken Tunç Çağı III dönemine ait 634 mezar üzerinde çalışılmıştır. Gömüt verilerinin cinsiyete ve yaşa özgü bazı özellikler göstermelerinin yanı sıra gerek mezarlık alanının kullanılışı gerekse prestij eşyalarının ve ayrıcalıklı mezarların varlığı nedeniyle sınıflaşma aşamasında bir topluluğa ait ipuçları taşıdığı görülmektedir.

Ayrıcalıklı Gömütler: Gömütler arasında bazıları mezar eşyalarının zenginliği, mezar eşyalarının düzenlenişindeki özen ve farklılık, yaş ve cinsiyetle uyumsuz eşyaların seçimi gibi bir takım kriterler ile değerlendirildiği zaman diğer mezarlardan ayrılmaktadır. Bu durum toplumsal yapının işleyişine dair bazı ipuçları vermekte, sınıfsal ayrımın İkiztepe’de halkları arasında da başladığını göstermektedir.

Aşı Boyası: İkiztepe gömüt gelenekleri içinde karşımıza çıkan bir başka özel uygulama ölülerin üzerine aşı boyası serpilmesidir. Bölgede toplam 11201 mezarda aşı boyası serpilmesi geleneğini görmekteyiz.

Dörtlü Sarmal Plakalar: İkiztepe’de Erken Tunç Çağı III dönemi mezarlık buluntuları arasında ele geçirilen İkili ve Dörtlü Sarmal Plakaların işlevleri net olarak belli olmamakla birlikte saygınlık nesneleri arasında yer alıyor olmaları düşünülmektedir. Toplam 15 adet dörtlü sarmal, 3 adet de ikili sarmal ortaya çıkarılmıştır. Kabartmalı törensel mızrak ucu veya dörtlü sarmal plakalar yüksek arsenik içeren bakırdan yapılmıştır.

İkili ve dörtlü sarmal plakaların genelde genç ve erişkin mezarlarında ele geçmiş olması ve bunların mızrak uçları ile beraber bulunması bu plakaların savaşçı kültürünün bir parçası olabileceğini düşündürmektedir. Normalde kadınlara ait olmayan bu geleneğin örneklerinin 50 yaş üstü kadınlarda da görülmesi, kadınların ileri yaşlarda erkeklere tanınan bir takım ayrıcalıklara sahip olabildikleri şeklinde yorumlanabilir.

İkiztepe iskeletlerinde sıkça rast gelinen kafa yaralanmalarının çoğunlukla erişkin erkeklerde görülmesi ve ölümle sonuçlanan bu yaralanmaların kesici, delici ve küt silahlardan kaynaklanmış olması, İkiztepeli erkeklerin içinde yer aldığı bir savaş durumuna yorumlanmıştır.

Trepanasyon Uygulaması

İkiztepe’de hepsi ETÇ III dönemine ait toplam 7 iskelete ait kafataslarında trepanasyon (beyin ameliyatı) izlerine rastlanmıştır. İskeletlerin hepsi erişkin sınıfa ait bireylerdir. Bunlardan genç erişkin bir kadına ve cinsiyeti belirsiz erişkin bir erkeğe ait olan dışındakilerin hepsi erkek iskeletleridir. Erkeklerden biri genç erişkin, ikisi erişkin, ikisi ise 50 yaş üzeri bireylerdir. Toplam 7 birey için beş farklı yatış yönünün varlığı trepanasyon uygulanan bireylerin belirli bir yön tercih edilmeden gömüldüklerini gösterir şekildedir.

İkiztepe Yerleşiminin Mimari Özelikleri 

Kalkolitik Çağdan itibaren ahşap mimari uygulan İkiztepe’de bu mimarinin çağlar boyu Karadeniz bölgesinde sürekliliğini koruduğu görülmektedir.

Tarihöncesi dönemlere ilişkin tabakalarda tespit edilen bu yapı tekniği, günümüzde Karadeniz bölgesinde "çantı" adı verilen mimari geleneğin bilinen ilk örnekleridir. Bu yapılar, üst üste dizilen tomrukların köşelerde “geçme” tekniğiyle birleştirilmesiyle inşa edilmiştir.

İkiztepe mimarisinde ana malzeme ahşaptır. Ahşap evler gruplar halinde ama ayrık düzende köy içine serpiştirilmiştir. Yapılar genelde dörtgen planda, 25 ile 70 metrekarelik alanlara sahiptir.  Evlerin tabanları sıkıştırılmış kille yapılmıştır. Bazı yapıların ise zemini ahşaptandır. Yapılar kesinlikle taş temel üzerine oturmamaktadır. En alt sıra tomrukların çürümemesi için alta geliş güzel yassı taşlar konmuştur. (ETÇ I’de)

Tabanları sıvalıdır ve ahşap duvarları günümüze ulaşmamış olan yapıların planları, sıvalar ve dikme delikleri izlenerek anlaşılabilmektedir.

Çatının ise yine ahşaptan yapıldığı; ters ya da düz çatallı ahşap kafesin üstüne de su geçirmemesi için kurutulmuş saz ve ot döşendiği tahmin edilmektedir. Tomrukların araları soğuk geçirmemesi için dışardan sıvanmıştır. Yapıların tek ya da çok gözlü olduğu görülmektedir.  Girişlerde ahşap direklerle taşınan sundurmalar bulunmaktadır.

Yapılarda pencere olup olmadığı bilinmiyor. Günümüz ahşap yapılarından hareketle dama yakın küçük pencereler olduğu sanılmaktadır.

Ahşap kapıların rahat açılabilmesi için girişlere taş ya da kil söveler yerleştirilmiştir.

Yapıların içinde fırın ve ocak yerleri bulunmamıştır. Nispeten büyük ocak ve fırınlar avlularda bulunmaktadır. Avluların üzeri kısmen sundurma ile kapatılmıştır Bu fırınların hemen yanında kilden yapılmış işliklerin var oluşu günlük yaşamın yapı içlerinden çok avlularda geçtiğini işaretlemektedir. Çoğunlukla her yapının çitle sınırlandırılmış bir avlusu vardır.  Avlulu yapılardan birinde çok sayıda idolün bulunduğu bir fırına rastlanmış ve burası çevresiyle birlikte kutsal alan kabul edilmiştir.

Birçok ailenin ortak kullandığı avlularda çömlek imalatından idol üretimine, maden dökümünden yemek pişirmeye kadar bir dizi faaliyet yürütülür, dinsel törenler gerçekleştirilir, aynı zamanda ahır olarak kullanılırdı.

Ahşap mimari, Karadeniz Bölgesinde Samsun civarında yer alan Eski Tunç Çağı yerleşimlerinden İkiztepe dışında, Dündartepe ve Tekkeköy’de de aynı geleneğe bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konutlar kalın ağaç gövdelerinin çantı tekniği ile yükseltilmeleri ve üstlerinin semer ya da beşik dam türünde bir çatıyla kapatılması sonucu oluşmuş, tek veya çiftgözlü, avlulu veya avlusuz yapılardan oluşur.

Ahşap mimari pek fazla değişikliğe uğramadan ETÇ II ve III. Evrelerinde de varlığını sürdürür. İlk Tunç Çağı III. Evre mimarisine ilişkin örnekler Tepe III’ ten gelmektedir. Ahşap evler gruplar halinde ama ayrık düzende köy içine serpiştirilmiştir. Yapı planına baktığımızda tek ya da çok gözlü olduğu görülmektedir. Girişin olduğu duvarın dış önüne, ahşap direklerle taşınan bir sundurma inşa edildiği, direk deliklerinin izlerinden anlaşılmaktadır. 

Erken Tunç Çağı’nda Karadeniz

Karadeniz’in Erken Tunç Çağı kültürü ile ilgili bilgilerimiz bölgenin sadece orta kesiminden gelmektedir. Doğu ve batı Karadeniz kesimleri ile ilgili bilgilerimiz yok denecek kadar azdır.

Orta Karadeniz kesimi tarıma uygun toprakları (Çarşamba ve Bafra ovaları gibi) ile Erken Tunç Çağı sürecinde yerleşimlerin yoğunlaştığı alan olmalıdır. Bu çağda bölgede nehir taşımacılığı önemli bir faaliyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Kızılırmak ve Yeşilırmak akarsuları bölgede sadece iklimsel ve topografik anlamda etkili olmakla kalmayıp, taşımacılık açısından da önemli bir olgudur. Son yıllarda bölgede devam eden yüzey araştırmaları bu çağda bölgede yerleşim sayısının hiç te az olmadığını göstermiştir.

İkiztepe kazıları ışığında Erken Tunç Çağı Orta Karadeniz’de M.Ö. 3200-2800 tarihleri arasına tekabül eder ve bu kültürün yöreye özgü ahşap-kerpiç/çamur mimarisi ve keramiği ile karakterize edilir.

 Kırk yıldan bu yana İkiztepe’de kazı yapanlar, yörenin bu dönemde Güneydoğu Avrupa ve Karadeniz civarındaki büyük bir kültürün izlerini taşıdığını öne sürmektedirler. Onlara göre İkiztepe kültürünün geniş çaplı yayılımı Karadeniz merkezli bir deniz ticareti ile olmaktadır.

 

Yararlanılan kaynaklar:

Davut Yiğitpaşa, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü

Uluğ Bahadır Alkım, Birinci ve İkinci Dönem İkiztepe Kazıları (1983)

Önder Bilgi, Samsun İkiztepe Arkeolojik Kazıları Tepe III çalışmaları (1993-94).

Önder Bilgi, İkiztepe Kazılarının 1999 Dönemi Sonuçları, Kazı Sonuçları Toplantısı 2000

Önder Bilgi, İkiztepe Kazılarının 2000 Dönemi Sonuçları, Kazı Sonuçları Toplantısı 2001

Tahsin Özgüç,  Samsun Hafriyatının 1941-1942 Yılı Neticeleri, III, TTKong. 1948

İ.K.Kökten, N. Özgüç, T.  Özgüç, Samsun TTK Raporu, Belleten 1945

 

10.02.2021, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2221-ikiztepe-buluntulari-ve-karadeniz-arkeolojisi.html
































3 Şubat 2021 Çarşamba

İkiztepe Buluntuları


İkiztepe Buluntuları

 

 İkiztepe, Karadeniz bölgesi Erken Tunç Çağı kültürünün anlaşılması için anahtar olmuş bir yerleşmedir. Antik Çağ’da Halys adıyla bilinen Kızılırmak’ın denize döküldüğü delta üzerindedir. Yerleşim dört tepe (höyük) üzerinde kurulmuştur.  Tepe II’de Geç Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı III, Tepe III’de Erken Tunç Çağı, Orta Tunç Çağı ve Demir Çağı yerleşimleri vardır.

Yapılan kazılarda ele geçen buluntular, MÖ. 4000 yıllarına aittir. Anadolu’da henüz yazının bilinmediği Tarihöncesi dönemdir.

 İkiztepe Höyüğü

 İkiztepe Samsun’un 55 km. Bafra’nın 7 km. kuzeybatısında ve bugünkü İkiztepe köyünün sınırları içinde yer alır. Deniz seviyesinden yaklaşık 20 m. yükseklikte, Bafra ovasının batısını sınırlayan alçak tepelerden en kuzeydekinin uzantısı üzerindedir.

İkiztepe topografik açıdan iki büyük iki de küçük olmak üzere toplam dört tepeden oluşmaktadır. Bu tepeler 360 m. (kuzey-güney) ve 200 m. (doğu-batı) boyutlarında, oval biçimli 66 dönümlük bir alanı kapsar.

Tepe I:  Bu yükseltilerin en büyüğüdür. Ovanın bugünkü düzeyinden 29 m. yüksekliktedir. Doğu-batı doğrultusunda yer alan oval biçimli yerleşim, 180x130 m. boyutundadır.

Tepe II: Tepe I’in 50 m. kadar kuzeyindedir.  (115x90 m.)

Tepe III: Tepe II.’nin 50 km. kuzeybatısında, 16 m. yükseklikte, oval biçimlidir. (45x108 m.) En önemli buluntuların elde edildiği yerleşimdir.

Tepe IV: Tepe I’in 40 m. kuzeybatısındadır.16 m. yüksekliktedir. (90x80 m.)

Bugün deniz kıyısının 6-7 km. güneyinde kalan İkiztepe’nin bir zamanlar deniz kenarında bulunduğunu jeolojik incelemeler ortaya koymaktadır. Aynı şekilde bugün Kızılırmak’ın esas kolunun 1,5 km. batısında yer almasına karşın vaktiyle nehrin kenarında yer aldığı bilinmektedir. Bu durumda İkiztepe, Bafra Ovası dolayısıyla Kızılırmak deltası oluşmadan önce, bir zamanlar Kızılırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü noktada yer alıyordu. Bu durum İkiztepe’yi kıyı ve nehir balıkçılığı açısından önemli bir konuma yerleştirmektedir. Bu aşamada bölge halklarının ağırlıkla avcı-toplayıcı topluluklardan oluştuğunu söylemek mümkündür. Ancak toprağa bağlı hayat tarzını da sürdürdükleri yani tarımsal üretim yaptıkları, çanak çömlek üretimi yanında Erken Tunç Çağı’nın habercisi olan maden işçiliğinin de bölgede başlamış olduğunu görmekteyiz.

Coğrafi konumu nedeniyle İkiztepe, hem Karadeniz kesimiyle hem de Kızılırmak Nehri boyunca Anadolu’nun diğer kesimleriyle oldukça güçlü ticari-kültürel ilişkiler içerisinde olduğunu söyleyebiliriz.  

Tabakalaşma

29 yıldan bu yana gerçekleştirilen İkiztepe kazılarında toplam 3 kültür katı saptanmıştır.

I. Kat: Er-Hitit ya da Geçiş Çağı (MÖ. 2100-1700)

II. Kat: Erken Tunç Çağı (MÖ. 3000-2500)

III. Kat: Geç Kalkolitik Çağ. (MÖ. 4300-3200)

Tepe I’de A açmasında Dromoslu Mezar yapısı Hellenistik Döneme aittir.

Tepe III’de Geç Demir Çağı, Hellenistik Çağ ve Bizans dönemi yerleşmeleri tespit edilmiştir. Son yıllarda yapılan bu tespitler özellikle çanak çömlek parçalarında yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkmıştır. 

İkiztepe Buluntuları ve Ana Tanrıça İdolleri

Neolitik dönemden itibaren devam eden Ana Tanrıça Kültü’nü temsil eden, aynı zamanda bereket ve çoğalma ile ilgili idoller ve heykelcikler İkiztepe buluntuları arasında önemli bir yer tutar.  1974’de U. Bahadır Alkım’ın başlattığı, 1981’de Önder Bilgi’nin devam ettiği kazılarda ele geçirilen Ana Tanrıça idolleri farklı bir idol geleneğinin temsilcileridir. Pişmiş topraktan üretilen bu heykelciklerin benzer figürleri İkiztepe mızrak uçları üzerinde kabartma bezeme olarak yer almaktadır. Boğa başını andıran “W” biçimindeki figürler ise Anadolu’da Neolitik Dönem’de görülür. Çatalhöyük kazılarında benzer figürinlerin ele geçirilmesi, İkiztepe kültüründe ve Hititlerin Fırtına Tanrısı Logosunda tekrar karşımıza çıkması, Anadolu Kültür yapılanmasında özel olarak incelenmesi gereken bir olgudur.

İkiztepe, Orta Anadolu’nun kuzeyinde ana tanrıça ve boğa kültüyle ilgili inancın yaygın olduğu bir yerleşimdir. Kilden yapılmış bir sunakla birlikte açığa çıkarılan kadın figürinleri, Orta Karadeniz yöresine has özellikler taşıyan Ana Tanrıçalardır. İkiztepe mezarlarına bırakılan mızrak uçları üzerinde görülen, başlarında kabartma diskler yer alan, erkek ve kadın figürlerin Güneş Tanrısı ve Tanrıçasıyla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. (Prof. Dr. Tayfun Yıldırım)

İkiztepe buluntuları ağırlıklı olarak ETÇ III dönemine aittir ve İkiztepe mezarlıklarında ele geçirilmiştir. Samsun Arkeoloji ve Etnografi Müzesi’nde sergilenmektedir. Ancak müze günümüzde yapı ve kapasite açısından yetersizdir. Bunun farkında olan yetkililer, yeni ve yeterli bir Samsun Müzesi inşasına karar vermişlerdir. Birkaç yıl önce inşaat başlamış, inşaatı üstlenen firma, dövizdeki yükselişi bahane ederek, faaliyetini durdurmuştur. Mevcut yeri yetersiz bulan müze yöneticileri ise, müze eserlerinin teşhirinde sorun yaşamakta ve çoğunlukla müze ziyaretçilere kapalı durumdadır.

 İkiztepe Mezarlığı

 İkiztepe Kazısının 1980 dönemi çalışmalarının en önemli sonucu, Karadeniz'in bu orta kesiminde Eski Tunç lll'e, ait büyük bir nekropolün varlığının saptanması ve gömüt hediyeleri arasında bulunan çok sayıdaki madeni eserlerin söz konusu çağda Anadolu'nun maden endüstrisine olan katkılarının belirlenmesidir. [Bkz. Prof. Dr. U. Bahadır Alkım 1980 Dönemi İkiztepe Kazısı.]

Madeni eşyalar yanında diğer en önemli buluntular yine İkiztepe Mezarlarında ele geçirilmiştir. Kazılarda Tepe I civarında 665 adet mezar bulunmuştur. Bunlar basit toprak mezarlardır ölüler mezarlara kolları iki yanda sırtüstü yatırılmışlardır. Ölü eşyası olarak çok çeşitli seramikler, metal eserler /silah-takı) figürinler, taş eserler bırakılmıştır. Bebekler ise ev içlerine gömülmüştür.

ETÇ III’de İkiztepe halkının özellikle madeni savaş araç gereçlerine bu kadar çok sayıda sahip olması, kadın mezarlarında bile bu nesnelerin bulunması, halkın savaşçı bir toplum olduğunun göstergesidir.

Ayrıca halkın ana ve bereket tanrıçasına inandıkları, çok sayıda ele geçen idollerden anlaşılmaktadır. İdareci sınıf ise halk gibi yaşamakta, İç Anadolu Bölgesi'nin beyleri gibi ayrıcalıklı sınıf özellikleri taşımamaktadır.

(Devam edecek.)

 Yararlanılan kaynaklar:

 Doç. Dr. Davut Yiğitpaşa, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü

Prof. Dr. Uluğ Bahadır Alkım, Birinci ve İkinci Dönem İkiztepe Kazıları (1983)

Prof. Dr. Önder Bilgi, Samsun İkiztepe Arkeolojik Kazıları Tepe III çalışmaları (1993-94).

Prof. Dr. Mehmet Özsait, Orta Karadeniz Bölgesi’nde Yeni Prehistorik Yerleşmeler, TBKKB II; 124-130

Prof. Dr. Tahsin Özgüç,  Samsun Hafriyatının 1941-1942 Yılı Neticeleri, III, TTKong. 1948

Prof. Dr. İ.K.Kökten, N. Özgüç, T.  Özgüç, Samsun TTK Raporu, Belleten 1945

 

Ünyekent, 03.02.2021

http://www.unyekent.com/k41-canik-dergisi/h18463-ikiztepe-buluntulari.html