18 Kasım 2020 Çarşamba

Sonbahar Yaprakları


 

Sonbahar Yaprakları

 

Uzun süren yazın belki de son günleri.

Güneş eskisi kadar etkili değilse de, yazdan kalma…

Şairin dediği gibi “Sonbahar sanattır”…

Diğerleri sadece mevsim.

 

****

Sararıp dökülen yapraklarla geliyor Sonbahar.

Ne çok tanıdığımızı yitirdik.

Hele yakından tanıdıklarımız yok mu?

İki durumda insanın ömrü gözünün önünden geçermiş, saniyelerle…

Bir film şeridi gibi…

Kâfi’nin aramızdan ayrıldığını duyunca öyle oldum.

Ne kadar uzun zamana dayanıyormuş meğer tanışıklığımız.

Abdul Kâfi Keskin’le Ortaokula başladığımız yıl karşılaştık...

İki kardeş gelmişlerdi, Abdülaziz ve Kâfi….

Kâfi kardeşlerden en küçüğüydü.

Anlatırdı kendisi esprili bir dille, babası bunca çocuk yeter, bu sonuncusu olsun demiş…

Büyüğü Abdülaziz ne denli ağır başlıysa, Kâfi bir o kadar hareketliydi…

İlk yılımızda kara don, beyaz atletle katıldık 19 Mayıs törenlerine.

Beden Eğitimi öğretmenimiz Ali Kayadelen idi.

Sonraki yıllarda yolumuz jimnastik grubunda birleşti.

İkimizin de üzerinde beyaz triko jimnastik giysileri vardı.

Uzun boylu sayılmazdı hatta orta boyun ortasında bir yerdeydi…

Ama sıçradığı yüksekliğe ulaşmak her babayiğidin harcı değildi.

Liseyi bitirdiğimiz yıl, yeteneğine uygun bir branşa yöneldi.

Beden Eğitimi Öğretmenliği ve Spor Yöneticiliği eğitimi aldı.

Öğretmenlik ve spor eğitmenliği yaptı.

İlçe Spor Müdürlüğü görevinde bulundu.

Kendisi gibi eğitmen olan, ortaöğrenim döneminden arkadaşımız Mediha ile hayatını birleştirdi. 

Kızları Seçil, her ikisinin ortak tutkusu oldu.

 

***

Yıllar ne çabuk geçti…

Seçil şimdi üniversitenin son sınıfında.

Ve Kâfi aramızdan amansız bir salgın nedeniyle ayrıldı.

İkinci dalga daha yıkıcı olacak deniyordu.

Öyle oldu.

Artık Covid19’un sıcaklığı yanı başımızda.

Aramızdan ayrılıp gidenlerimize rahmet diliyoruz.

Geride kalanlara sabır…

 

Salgınla daha bilinçli, daha karalı bir mücadele gerekiyor.

Kâfi kardeşimiz gibi kaç insanımızı kaybedeceğiz?

 

 

 

Ünyekent, 18.11.2020

http://www.unyekent.com/yazi/2046-sonbahar-yapraklari.html

 

 






28 Ekim 2020 Çarşamba

Asarkaya’da Bir Pazar Sabahı


 

Asarkaya’da Bir Pazar Sabahı

  

Ekim’in son Pazar gününde Asarkaya’ya çıktık.

Uzatmaları oynayan güneşli günlerin sonuncusunu kaçıramazdık...

Pandemi ortamında, hasta sayısı ve ölümlerin yeniden tırmanışa geçtiği bir aşamada insan içine dalmak akıllı bir davranış mı?

Çarşı pazar zorunlu ama bu zorunlu değil…

Olsun, dedik…

Kim gider bu ortamda Asarkaya mesire yerine?

Yanılmışız.

 

****

Otomobille zorlu bir tırmanıştan sonra ulaştık, zirvedeki mesire alanına….

Tırmanış zorluydu…

Çünkü yolda muazzam bir genişletme çalışması vardı.

Delik deşik olmuştu…

Asfalttı bu yol güya, çoğu kısmı bozuk satha dönüşmüştü.

Benzer çalışma mesire alanında da vardı.

Park yeri genişletilmiş, seyir terası kısmı inşaat alanına dönmüştü.

 

****

Mesire alanına ulaştığımızda, şaşkınlığımız arttı.

Park edecek yer bulmakta zorlandık.

Asarkaya’da neredeyse boş masa kalmamıştı.

Pandemiymiş, virüsmüş…

Kimsenin umurunda değil!

Neyse ki açık hava…

Maske takıyoruz.

Mesafeyi koruyoruz.

Kimseyle muhatap olmuyoruz…

Ve oturup pikniğimizi yapıyoruz.

 

****

Arada dolaşmaya çıktık ama mesafeyi korumayı ihmal etmedik.

Onca doluluğa rağmen, alan geniş…

Pandemi’nin getirdiği eve kapanma tepkisi…

Yahut mevsimin son sıcak günlerini kaçırmama güdüsü…

Ne derseniz deyin, herkes gibi biz de sonbahara tanıklık ettik.

Sararmış, dökülmüş yapraklar ipek bir halı gibi tüm zemini kaplamıştı.

Kimi mangal başında açlığını gideriyor, kimi semaverden çay içiyor.

Çocuklar koşturuyor, salıncaklar dolu…

 

****

Tıpkı geçen haftaki Çamlık gezimiz gibi, burada da iki şey dikkatimizi çekti.

Birincisi…

Asarkaya’ya çıkarken gördüğümüz yol çalışmasıydı.     

Benzer genişlikte ikinci bir ol açılmaktaydı.

Sanki çift şerit, bölünmüş yol inşa ediyorlar.

Ne gereği var, diyorsun…

Sadece bir mesire ulaşımı için bunca masrafa…

Doğal ortamın tahribine, ağaçlık alanların yok edilmesine değer mi?

Düne kadar stabilizeydi bu yol, asfalt yapıldı.

Asarkaya ulaşımı için hayli yeterliydi.

Asarkaya’nın otantik yapısına müdahale edilmemeliydi!

İkinci konu seyir terasıyla ilgili…

Ahşap teras gitmiş, yerine devasa bir beton yığını gelmişti.

Yığının altında iki göz oda, ne amaçla kullanılacağı henüz belli değil.

Daha neresini yazayım canım efendim!

 

****

Özdemir Asaf’la bağlıyorum bu haftaki yazımı:

 

“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu.

  Birinciliği beyaza verdiler.”

 


28.10.2020, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/2006-asarkaya-da-bir-pazar-sabahi.html

 

21 Ekim 2020 Çarşamba

Mutad Bir Tatil Sabahı Gezisi


Mutad Bir Tatil Sabahı Gezisi

 

Uzun bir aradan sonra eşimle yeniden sabah yürüyüşüne başladık. Alışık olduğumuz üzere (bize göre erken sayılan bir saatte) Çamlık’a doğru yürüyüşe geçtik. Güz mevsiminin belki de son sıcak günlerini yaşıyorduk. Pastırma yazı boyunca ne yazık ki sabah yürüyüşlerimizi ihmal etmiştik. Çamlığa girince iklimin değiştiğine yeniden tanık olduk. Nefes alma biçimimiz değişmişti. Ciğerlerimize dolan oksijeni daha derinden hissetmeye başladık.

Çamlık’ta bir başka şey daha dikkatimizi çekti.

Bunca bakımsızlığa, terk edilmişliğe rağmen ağaçlık alandaki masaların çoğu doluydu. Kimi aile, çoluk-çocuk, gençler gelip burada piknik yapıyorlardı.

Eskiden kent dışındaydı, şimdi Ünye’nin orta yerinde kaldı ÇAMLIK.

Adeta kentin akciğeri gibi...

 

****

Çamlık’ta dikkatimizi çeken diğer şey, doğal olarak bir gece yarısı betonu dökülen ve alelacele inşaatına başlanan yapı oldu.

Kimilerinin “kır kahvesi” olarak nitelediği ve çevreyi bozmadığı için BŞB Başkanına şükranlarını ilettiği kafeydi bu…

(Böylece inşaat 100 metrekare mi olacak, 400 metrekare mi ikilemi giderilmiş oldu!)

Kimi arkadaşlar ise, başlanan inşaatı “Sarı İnek” öyküsüne benzetti.

Malum öyküdür; aslanın biri çıkıp “bana sarı ineği verin, yoksa hepinizi yerim” dediği öykü…

İlk kez, üç gün önce aramızdan ayrılan gazeteci-yazar Bekir Coşkun’dan okumuştum, mekânı cennet olsun. Nur içinde yatsın!  

Ve aslan sarı ineği yedikten sonra her gün bir inek ister.

Tüm inekleri yiyinceye kadar asla durmaz.

Sıra öküze gelince, o ünlü söz söylenir:

“Sarı ineği vermeyecektik!”

 

****

Aslında bu öyküyü hatırlatan arkadaşımız ziraatçıydı.

Hayvanlar âlemini de biliyor olmalı…

Korkarım ki haklı çıkacak!

Lakin aslanı aslan yapan biziz, geldiği gibi göndermesini de biliriz.

Analojiyle başladık madem, benim de durumu açıklayan bir benzetmem var.

“Çamlık Ünye’nin akciğeridir” deriz ya…

O kafe şimdilik bir tümör gibi duruyor.

Kötü huylu mu (habis mi?), kansere çevirir mi bilmiyoruz. 

Akciğer kanserinin belirtileri sırasıyla; nefes darlığı, balgamda kan gelmesi, kronik öksürük şeklinin değişmesi, göğüs ağrısı, zayıflama, yorgunluk, iştah kaybı, ses kısıklığı ve yutma güçlüğü gibi semptomlardır.

Akciğer kanseri genel olarak 4 evreden oluşur:

1. evre tümörün boyutları (çapı) ve yerleştiği yerle alakalıdır.

2. evrede lenf bezlerine yayılıp yayılmadığına bakılır.

3. evrede başka organlara doğru bir ilerleme yani tıp dilinde metastaz oldu mu kontrol edilir.

4. Aşama ise kanserin en ileri aşamasıdır, artık bu aşamada kanserin diğer doku ve organlara sıçraması söz konusudur.

Geç kalınmamışsa bu hastalığın tedavisi mümkün görünüyor!

(Ee, biz de bunca yıl sağlık bilimlerinde boşa dirsek çürütmedik!)

 

Son Söz

 

Biz Ünyeliler için Çamlık, vazgeçilmez mekânlardan sayılır.

Bir nevi mutad meskendir.

Uluslararası özel hukukta Mutad Mesken kavramı, genel olarak kişinin gerçek hayat ilişkilerinin sürdüğü, kişinin fiilen oturduğu ve oturmak isteği ve iradesinde olduğu yer olarak tanımlanmaktadır.

 

 

21.10.2020, Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/1994-mutad-bir-tatil-sabahi-gezisi.html

 


 

14 Ekim 2020 Çarşamba

Bir Fotoğraf, Bir Yorum

 

Kryssia Campos: Nicoya Yarımadası, Montezuma-Kosta Rika

Bir Fotoğraf, Bir Yorum

 

Yukarıdaki fotoğrafa iyi bakın…

Ünye’nin Çamlık sahiline ne kadar da benziyor değil mi?

Fokfok, Feneraltı, Ayanikola gibi…

Fotoğraf, Kryssia Campos adlı bir hanım fotoğrafçıya ait.

Altında şöyle bir not:

“Burayı özel kılan ticari kaygılar değildir. Etrafta konutun az oluşu, doğa ve denizle baş başa yaşayabilme arzusu, yöreye daha fazla insan gelmesini sağlıyor.”

Burası, Kosta Rika'daki Nicoya Yarımadası...

Yakın bir tarihte Montezuma adında bir balıkçı kasabası olarak kurulmuş.

Bölgeye gelen ziyaretçiler burada tatil köylerinden farklı olarak yürüyüş yaparlar…

Spor ve yoga inzivalarında bulunur…

Körfezde sörf etkinlikleri düzenlerler.

 

****

Kosta Rika bir Orta Amerika ülkesi.

Kuzeyde Nikaragua, güneydoğuda Panama ile komşudur.

Batısında Büyük Okyanus, doğusunda ise Karayip Denizi vardır.

Hani Acun’un yarışma programı için tercih ettiği ada ülkesi Dominik, bu körfezde yer alan onlarca adadan biridir.

Kosta Rika adı İspanyolcada zengin sahil anlamına gelmektedir.

Ama ülkemiz gibi muhteşem bir geçmişe sahip değildir.

Bölgedeki diğer ülkeler gibi, tarihinde bir İspanyol sömürgesiydi.

19. yüzyılda İspanya'dan bağımsızlığını kazandı.

Dış dünyaya kapalı ve fakir bir ülkeydi.

Aradan geçen yıllarda Latin Amerika'nın en istikrarlı, müreffeh ve gelişmiş ülkelerinden biri haline geldi.

1949 yılında ülkede ordu tamamen kaldırıldı.

İyi mi oldu, kötü mü, bilmiyoruz ama…

Kosta Rika egemen bir devlet olmasına rağmen, ordusu olmayan ender ülkelerden biri haline geldi.

Kendisiyle aynı gelir seviyesine sahip ülkelere göre,  insani kalkınma seviyesi yükseldi.

Sırf bu nedenle 2010 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından örnek ülke seçildi.

2011 yılında ise yine aynı kuruluş tarafından insani kalkınma ve eşitsizlikle mücadele yanı sıra, sürdürülebilir çevre politikaları konularında UNDP'nin örnek gösterdiği bir ülke oldu.

 

****

Demek ki, kalkınma denilince…

Akla ilk gelen şey beton olmamalı.

Betonlaşma olmadan da kalkınma mümkün!

Gelişmişliğin ölçütü çok katlı-yüksek yapılar…

Nüfus artışıyla gelen dikey büyüme değildir.

Doğal kalan güzelliklerle de kalkınabilir ülke.

 

Kentin sokaklarına sıcak asfalt ve beton dökerek kalkındığımızı zannetmeyelim…

Batı metropollerine bakın.

Tarihi kentlere bakın...

Londra, Paris, Viyana...

New York’a gidin.

Kentin orta yerinde yer alan kadim parkları göreceksiniz.

Metropollerde bile yeşil alanlar her zaman önemlidir.

 

Ülkesini ve kentini sevenlerin yaşadığı her yerde;

Yeşillikler korunur.

Park ve bahçeler, mesire yerleri imara açılmaz…

Ağaçlar rant amacıyla yok edilmez!

 

(Çamlığa bugün göstermelik bir kafe konduruldu. Perşembenin gelişi bir önceki günden belli, farkındayız!)

 

14.10.2020 Ünyekent

http://www.unyekent.com/yazi/1978-bir-fotograf-bir-yorum.html

 



30 Eylül 2020 Çarşamba

Kurul Kalesi Buluntuları III [Sikkeler]


Kurul Kalesi Buluntuları III

[Sikkeler]

 

{Bu yazı Ünyekent Gazetesi’nin web sayfasında tek bölüm, gazetede iki bölüm halinde yayınlanacaktır.}

 

Kurul Kalesi’nde 2010 yılından itibaren yürütülmekte olan kazı çalışmalarında çok sayıda buluntu ele geçmiştir. Bu buluntularda tarihlendirme açısından en önemli grubu sikkeler oluşturur. Kurul Kalesi’nde bugüne kadar ele geçen sikkelerin beşi dışında tüm örnekler, VI. Mithradates Eupator dönemine aittir.

 

Sikke Nedir?

 

Klasik tanımıyla sikke, tarihte değişim aracı olarak kullanılan madeni paradır.

Ticaret ve günlük alışverişlerde, ödeme aracı olarak kullanılan, ağırlığı ve içindeki değerli maden miktarı onu basan devlet tarafından üzerine konan resim ve yazı ile garanti altına alınmış, küçük madeni bir para/parçadır. 

Paranın atası olan sikke, Anadolu topraklarında ortaya çıkmıştır. İlk sikke M.Ö. 7. yüzyılda Lydialılar tarafından icat edilmiştir.  Altın gümüş karışımı (%40 altın, %60 gümüş) bir maden olan ve “beyaz altın” denilen elektrondan yapılmışlardır. Daha sonra altın ve gümüş sikkeler de basılmıştır.

 

Sikkenin İcadı

 

Sikkenin icadına ilişkin iki veri mevcuttur:

1 – Antik kaynaklar

2 – Arkeolojik veriler

Sikkenin icadı ile ilgili bilgi veren antik kaynaklardan ikisi son derece önemlidir. Bunlar Ksenophanes ve Herodot’tur.

Herodot’ta “ …. Bizim bildiklerimiz içinde ilk olarak altın ve gümüş sikke basan ve kullanan ve ilk olarak ufak tefek ticaret işlerine girişenler onlardır”(Lydialılar) Bu metinden anlaşıldığına göre de Herodot’ta tıpkı Ksenophanes gibi sikkenin icadı ile ilgili olarak Lydialıları işaret etmektedir. Her iki antik yazarın yaşadığı dönem dikkate alındığında verdikleri bilgiler sikkenin icadı konusunda dikkate alınmalıdır.

 

Paranın kökeni olarak sikkeye ait ilk arkeolojik veriler

 

1904 – 1905 yıllarında British Museum adına D.G.Hogarth başkanlığında Efes Artemis Tapınağı’nda yapılan arkeolojik kazılarda çeşitli keramik ve mücevher parçalarıyla birlikte 93 adet elektron ( = λενκόδ χρμσός) sikke ele geçmiştir. Bu sikkelerin çoğu tapınağın temelleri altındaki altyapı altında ve çevresinde bulunmuştur. Bunlardan başka Artemis Tapınağı’nın temelleri arasında sikke öncesi kullanılmış oldukları sanılan ve üzerlerinde hiçbir işaret bulunmayan gümüş ve elektrondan parçalar ele geçmiştir. Kazılar sırasında bulunan 93 adet elektron sikkeden 91’i Lydia – Milet, 2’si ise, Phokaia (= Foça) ağırlık sisteminde basılmıştır.

Efes Artemis Tapınağı kazılarında gerçekleştirilen kazılarda ele geçen bu elektron sikkeler, sikkenin icadı konusunda bir takım tartışmaları da beraberinde getirmiştir. B.V.Head, bu elektron sikkeler ve Ksenophanes’in sözlerinden, sikkenin Lydialılar tarafından icat edildiğini belirtirken, S.Karwiese ve O. Tekin sikkelerin Lydia bölgesinde bol miktarda doğal halde bulunan elektrondan basılmaları ve daha da önemlisi üzerlerinde Lydia devletinin arması olan aslan protomlarının yer alması, ayrıca “FALFET” ve “RKALIM” gibi lydia kralları Kroisos ve Alyattes’in isimleri olabileceği söylenen yazıların bulunmasını kanıt göstererek, sikkenin bir Lydia icadı olduğunu söylemektedirler.

J.M.Kraay ve C.Howgego gibi numizmatlar ise, bu konuda biraz daha ihtiyatlı davranarak, meselenin sikke ile ilgili en erken arkeolojik tabakadaki Lydia sikkelerinin çokluğu ve Lydia’nın en eski sikkelerinin basıldığı elektron madeninin Lydia’da bol olduğunun düşünülmesi ile ilgili olduğunu söylerlerken; sikke ile ilgili en erken arkeolojik tabakanın Lydia topraklarında değil, bir Hellen kenti olan Ephesos’ta bulunmuş olmasının da üzerinde önemle durulması gereken bir durum olduğunu belirmektedirler. Her iki numizmat, ayrıca sikkenin bir Hellen icadı olması gerektiğine bir başka kanıt olarak, sikkenin Hellen dünyasında çok çabuk yayılmasını, buna karşın diğer yerlerde yayılmanın daha yavaş gerçekleşmiş olduğunu – Sikke Pers imparatorluğunda ancak M.Ö.6.yy.da ve Hellenize olmuş bölgelerde basılmış, Fenikeliler M.Ö.5.yy.a kadar sikke basmamışlar, Etrüskler ise, M.Ö.5 – 4. özellikle 3.yy.da sikke basmışlardır – gösterirler.

John Boardman ise, sikkenin bir Hellen icadı olduğunu ileri sürerek, siyasal gücüne rağmen Lydia’nın Hellen kültürü etkisi altında olmasını; buna kanıt olarak da, Lydia’nın başkenti Sard’da bir agoranın bulunmasını gösterir.

Tüm açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla bazı araştırmacılar sikkenin Lydia, kimileri de Hellen icadı olduğunu söylemektedirler. Sikke, ister Lydia, ister bir Hellen icadı olsun, söylenmesi gereken tek şey elektron sikkelerin bulunduğu tabakanın, inşasına Lydia kralı Kroisos’un maddi katkıda bulunduğu M.Ö. 560 tarihli yapının altında olduğunu ve M.Ö.560 tarihini bir terminius ante quem olarak ele almak; yada E.S.G.Robinson’un bu sikkeleri yeniden inceleyerek sikkelerin M.Ö. 640 – 30 dan daha önceye ait olamayacağını söylemesi ve buna dayanarak bu gün için yaygın bir görüş olan, M.Ö.650 – 600 gibi bir tarihi sikkenin icadı olarak kabul etmektir.

 

Para Neden Anadolu’da İcat Edildi?

 

Metaların değişim aracı olan paranın ilk kez Anadolu topraklarında MÖ. 7. Yüzyılda ortaya çıkması bir tesadüf değildir. Bu tarihten binlerce yıl önce Ön Asya’da, Mezopotamya’da medeniyetler ortaya çıkmış, kentleşme ve ticari hayat başlamış, yazı icat edilmiş olmasına rağmen, tarihte parayı ilk kullananlar Lidyalılardır.  

Asurluların MÖ. 2. Bin yılda Anadolu’ya geldiklerini, Kayseri’de (Kültepe-Kaniş)  koloni kurduklarını ve Anadolu’ya yazıyı getirdiklerini biliyoruz. Ancak o dönemde para bilinmiyordu. Bu tarihten 1400 yıl sonra Lidya’da ilk sikke basıldı ve para tedavüle girdi. Başta Anadolu’da olmak üzere tüm topluluklara yayıldı.

Ege uygarlıklarının yükselişe geçtiği bu süreçte, Anadolu’nun Doğu ile Batı arasında köprü olması, paranın bu topraklarda ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Sikkeden önce tahıl ürünleri, aletler, üç ayaklı kazanlar, sığır ve ingot (öküz derisi şeklindeki büyük bakır külçeler) vb. para yerine kullanılmaktaydı. Takas usulü ise, bir ürünü başkasıyla değiş tokuş etme esasına dayanan yöntemdi. Malı malla değiştirme anlamına gelen ayni sistemde, değerleri eşitlemek her zaman problem yaratmaktaydı. Bu nedenle elektron, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin eşdeğer= sikke olarak kullanılmasında öne çıkan olgu ağırlıktır. Sikkenin değeri kullanılan madenin ağırlığına bağlıdır.

Antik çağda, belli bir sikkenin ağırlığı, bu sikkeyi basan şehirlere göre değişiklik gösterebilmektedir. Aynı birim her şehir tarafından farklı ağırlıklarda basılabilmekteydi. Ancak ortak ağırlık sistemini benimsemiş şehirler de vardı.

Büyük birimler daha çok ticari, küçük birimler ise daha çok günlük alışverişlerde kullanılmıştır.

 

İktidar Gücü Olarak Sikke

 

Sikke, ticari işlevi yanında iktidarın (devletin) bir güç simgesiydi.  Nümismatik terminolojisinde tip olarak isimlendirilen sikke üzerindeki resim, sikkeyi basan kişi, şehir ya da devletin tanınmasını sağlar. Örneğin Lydia sikkelerinin ön yüzlerinde aslan figürü, Atina kentinin sikkelerinin ön yüzünde şehrin koruyucu Tanrıçası Athena’nm başı, arka yüzünde de tanrıçanın kutsal kuşu baykuş yer almaktadır.

Sikke üzerinde yer alan yazıya lejand denmektedir. Sikkeyi bastıran hükümdarın ismini, sikkenin basımından sorumlu, yüksek dereceli memurun (magistratus) ismini, sikke tipinin açıklamasını, sikke kalıpçısının ismini, Hellenistik dönemden itibaren tarihini ve birimini de vermektedir. Bir sikkenin üzerinde, sikkeyi basmış olan halkın ismini belirten yazıya ethnikon denmekteydi.

Sikkelerin ele geçtikleri alanlar ve miktarları, diğer devletlerle olan ticareti, politik ve ekonomik ilişkileri açıklar.

 

Kurul Kalesi Sikkeleri

 

Tarihlendirme açısından en öne çıkan buluntular çeşitli tiplerdeki bronz sikkelerdir. Kurul Kalesi’nde 2010-2015 yılları arasındaki kazılarda toplam 270 adet sikke ele geçmiştir. Bunlar içerisinde beş örnek dışında geriye kalanların tamamı VI. Mithradates Dönemi sikkeleridir. Pontos Krallığı’nın siyasi ve askeri yönden en hareketli yılları olan VI. Mithradates döneminde, Roma ile yapılan çok sayıdaki savaş sebebiyle askeri harcamaların arttığı ve bu sebeple ödemeler için çok sayıda sikke basıldığı düşünülmektedir.

VI. Mithradates döneminde Pontos Krallığı’ndaki birçok kentte bronz sikke basılmıştır. Bu kentler arasında en yoğun sikke darbı gerçekleştiren kent Amisos (Samsun) olmuştur. Kurul Kalesi’nde bulunan sikkelerin basıldığı darphaneler içerisinde de Amisos başı çekmektedir. Ayrıca Amastris (Amasra), Khabakta (Ünye-Kaleköy), Komana (Tokat), Pharnakia (Giresun) ve Sinope (Sinop) darphanesine ait sikkeler de ele geçmiştir. Kurul Kalesi, VI. Mithradates Dönemi sikkeleri sekiz tip içermektedir. 1. Tip’teki sikkelerin ön yüzünde Tanrıça Artemis’in başı sağa dönüktür ve başında stephane vardır. Ayrıca omuzunda sadak ile betimlenmiştir. Arka yüzde ise tripod bulunmaktadır. Bu tip Amisos darbı ile temsil edilmektedir29. Artemis-Tripod tipi Imhoof-Blumer tarafından ikinci grup içinde gösterilip, MÖ 120-111 yıllarına tarihlendirilirken30, SNG BM Black Sea bandında MÖ 125-100 yılları aralığına verilmiştir31. Callataÿ32 ise bu sikke tipini MÖ 110-100 yılları aralığına tarihlendirmektedir. 2. Tip sikkelerde, ön yüzde Perseus’un başı sağa dönüktür ve başlığı kanatlıdır. Perseus bu tipte genç olarak betimlenmiştir. Arka yüzde, iki pileus arasında cornucopia yer almaktadır ve pileusların üzerinde birer tane yıldız bulunmaktadır. Dikhalkos33 biriminde darp edilen sikkeye Sinope darbı örnek oluşturmaktadır34. Imhoof-Blumer’de, bu tipler birinci grup içinde gösterilmiş ve MÖ 120-111 yılları arasına tarihlendirilmiştir. SNG BM Black Sea bandında MÖ 120-100 tarih aralığına verilmiş olup35, Callataÿ36 bu tipi MÖ 110-100 yılları aralığına tarihlendirmektedir. 3. Tipteki sikkelerin ön yüzünde, başında sarmaşık çelengi ile sağa bakan Genç Dionysos, VI. Mithradates gibi betimlenmiştir. Arka yüzde cista mystica, panter postu ve thrysos yer almaktadır. Tetrakhalkos biriminde darp edilen sikkeler Amisos kenti ile temsil edilmektedir37. Imhoof- Blumer’a göre beşinci grup içinde gösterilmiş ve MÖ 90-80 yılları arasına tarihlendirilmiş, SNG BM Black Sea bandında MÖ 85-65 yılları arasına, Callataÿ38 da ise MÖ 100-95 yılları aralığına tarihlendirilmiştir39. 4. Tipi oluşturan sikkelerin ön yüzünde, başında grifon sorguçlu miğferi ile sağ profilden Perseus başı, arka yüzde ise Pegasos ayakta, sola dönük şekilde, ön ayaklarından biri havada ve su içerken betimlenmiştir.

Tetrakhalkos birimindeki tip Amisos darbına örnektir. Imhoof-Blumer’a göre altıncı grup içinde gösterilmiş olup MÖ 80-70 yılları arasına, SNG BM Black Sea bandında MÖ 85-65 yılları aralığına, Callataÿ41 tarafından ise MÖ 100-95 yılları aralığına tarihlendirilmiştir. 5. Tip altında değerlendirilen sikkelerin ön yüzündeki Ares’in başı sağa dönüktür ve sorguçlu miğferi ile genç olarak tasvir edilmiştir. Arka yüzde kını içerisinde kılıç vardır. Tetrakhalkos biriminde darp edilen beşinci tip ile temsil edilen kentler Amisos43 ve Sinope44’dir. Imhoof-Blumer’a göre dördüncü grup içinde gösterilmiş ve MÖ 105-90 yılları arasına, SNG BM Black Sea bandında MÖ 100-85 yılları arasına, Callataÿ tarafından ise MÖ 95-90 yıllarına tarihlendirilmiştir.

6. Tip içerisindeki örneklerin ön yüzünde Zeus’un başı sağa dönüktür ve başında defne çelengi bulunmaktadır. Arka yüzde ise tanrının sembolü olan kartal, kanatları açık, başı sağa dönük olarak, şimşek demetinin üstünde durmaktadır. Zeus-kartal tipi, biri 25 mm’lik (obolos), diğeri 15 mm’lik (tetrakhalkos) iki birimde kullanılmıştır47. Kazı sikkeleri içindeki örnekler Amisos48, Pharnakeia49 ve Sinope50darpları olup, tetrakhalkos biriminde basılmışlardır. Imhoof-Blumer obolos birimindeki sikkeleri üçüncü grup içinde göstermiş ve MÖ 111-105 yılları arasına tarihlendirilmiştir.

Tetrakhalkos birimindeki sikkeleri ise yedinci grup içinde göstererek MÖ 80-70 yılları arasına tarihlemiştir. SNG BM Black Sea bandında ise obolos birimindekiler MÖ 100-85 arasına, tetrakhalkos birimindekiler ise MÖ 85-65 yılları arasına tarihlendirilmiştir51. Callataÿ’da ise her iki birim MÖ 95-90 yılları aralığına önerilmiştir52.

7. Tip’deki sikkelerin ön yüzlerinde, başında Attika miğferi ile sağa bakan Athena Parthenos (Pallas) başı vardır. Miğferi bitkisel bezeme, pegasos ve dört at protomu ile süslüdür. Sikkenin arka yüzünde Medusa’nın başını kesmiş, ayakta, cepheden betimlenmiş, kısa khitonlu ve başında sivri külahı ile Perseus vardır. Sağ elinde harpa, sol elinde Medusa’nın kesik başını tutmaktadır. Ayaklarının dibinde ise Medusa’nın cansız bedeni uzanmaktadır. Her zaman 25 mm.’lik büyük birimde (obolos) basılan Athena- Perseus tipine, Amisos54, Komana55 ve Sinope56 darpları örnek teşkil etmektedir. Imhoof-Blumer’a göre dördüncü grup içinde gösterilmiş olup MÖ 105-90 yılları arasına, SNG BM Black Sea bandında57 MÖ 85-65 yılları arasına, Callataÿ58 ise MÖ 90-85 yılları aralığına tarihlendirilmektedir.

8. Tipi oluşturan sikkelerin ön yüzünde, ortasında Medusa başının bulunduğu bir Aigis vardır. Medusa bazen cepheden, bazen de ¾ profilden betimlenmiştir. Başı çevresinde çatı kiremidi sistemi ile yerleştirilmiş iki ya da üç sıra yaprak biçimli pul vardır ve köşeleri fiyonklu sekizgen bir şerit bordürle çevrelenmiştir. Arka yüzde, ayakta, sağa doğru ilerleyen ve omzunda palmiye dalı taşıyan Nike vardır. Aigis-Nike tipi yalnızca 15 mm’lik birimde (tetrakhalkos) basılmıştır59. Pontus ve Paphlagonia kentleri tarafından yoğun olarak basılan bu tip Amastris60, Amisos61, Khabakta62, Komana63 ve Sinope64 kentlerini temsil etmektedir. Imhoof-Blumer tarafından dördüncü grup içinde gösterilmiş ve MÖ 105-90 yılları arasına tarihlenmiştir. SNG BM Black Sea bandında MÖ 85-65 arasına tarihlendirilirken65, Callataÿ66 bu tipi MÖ 90-85 yılları aralığına tarihlendirmektedir.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Prof. Dr. S. Yücel Şenyurt – Doç. Dr. Atakan Akçay-Kurul Kalesi (Ordu) VI. Mithradates Dönemi Yerleşimi Üzerine Ön Değerlendirmeler / Seleucia | Sayı 6 | Mayıs 2016

Cécile Morrison - Antik Sikkeler bilimi Nümismatik, İstanbul 2002, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

Prof. Dr. Vedat Keleş, Roma Sikkeleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

John Boardman, The Greeks in Asia (2015), Thames & Hudson Yay.

Christopher H. Roosevelt, Lydia Arkeolojisi, İst. 2017, Koç Üniv. Yay.

 

 

 

30.09.2020, Ünyekent

http://www.unyekent.com/k41-canik-dergisi/h15815-kurul-kalesi-buluntulari-iii-sikkeler.html

 











 

23 Eylül 2020 Çarşamba

Şehitler Anıtı


Şehitler Anıtı

 

Birkaç hafta önce Ünye Şehitler Anıtı’nın tamamlandığı haberini gördüm sosyal medyada…

Paylaşımın altına bir hemşehrimiz şerh düşmüş:

- Benim de büyük babam Kafkas Cephesi’nde şehit düşmüş, O’nun niye adı yok?

 

****

Hemşehrimiz haklı.

Aynı mevzuyu birkaç gün önce Ünye Tarih Kültür ve Doğa Araştırma Derneği’nin Başkan Yardımcısı arkadaşım Ahmet Kabayel ile de görüştük.

Epeydir tamamlanmasını beklediğimiz bir anıttı…

Yer seçimi uygun, anıtın biçimi güzeldi…

Lakin eksik vardı.

Bu eksik veya hatalı durum neydi?

 

Ünye’deki ilk “Şehitler Anıtı” kent meydanındaymış; adı Meçhul Asker Anıtı…

1950’li yıllardaki bu anıta biz yetişemedik.

(Belki Fikri abim –Fikri Terzioğlu- bizi bu konuda aydınlatır.)

1990’lı yıllarda ise, yine aynı meydanda, elektrik trafosunun yanına bir anıt yapılmıştı.

Oldukça militarist görünümlü bu anıtın üzerinde kocaman bir tüfek figürü olduğunu hatırlıyorum. Meydan çalışması sırasında yıkıldı, nice sonra hükümet binasının yanına geçici bir “anıt” konduruldu. Onu da tamamlanmadan ortadan kaldırdılar.

Odur budur Ünye’ye ve şehitlerimize yakışır bir anıt bekliyorduk.

 

****

Nihayet, Belediye’nin yanındaki parkta yeni bir Şehitler Anıtı yapımına başlandı.

Genel görünümüyle fazla standart olsa da, helezonik kıvrımlarıyla farklılaşan, iddiasız ama estetik bir anıt formunda…

Kaideden yukarı doğru daralan anıtın tepesinde, benzer anıtlardaki gibi gibi ay-yıldız kondurulmuş.

Gece, ışıklı görünümü daha hoş…

Ama dediğimiz gibi eksik.

Neresi eksik?

Kaidenin üst kesiminde iki sıra halinde şehit adlarını içeren plaketler var. Üçüncü sıra tamamlanmamış, devamı gelecek gibi…

Yirmiyi aşkın plaket, her birinde ayrı bir şehidin adı mevcut...

Son dönem şehit düşen Ünyeli isimler bunlar; polis, asker ve sivil isimlerden oluşuyor.

Ünye Kaymakamlığının web sitesindeki “Ünyeli Şehitler” albümü ile aynı muhtevada…

Neden sadece son dönem şehitleri?

 

****

Bazı anıtlar sadece özel bir durumu yansıtır.

Örneğin Çanakkale Şehitleri Anıtı, Çanakkale il sınırları içindeki Gelibolu Yarımadası'nda, Çanakkale Boğazı'nın ucunda Morto Koyu önündeki Hisarlık Tepe üzerinde yer alan anıttır. 1915 yılında I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Savaşları'nda hayatını kaybeden Türk askerlerin anısına yaptırılmıştır.

Ünye’de Türk-Japon Dostluğu ve Ertuğrul Fırkateyni Şehitler Anıtı vardır ki, sadece vurgulanan olayın anıtıdır.

Son dönemde Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminde, şehit olan ve yaralanan vatandaşların anısına, İstanbul ve Ankara'da dikilen "15 Temmuz Şehitler Abidesi Anıtları" açılmaktadır.

Hepsi de belli olay ve durumları yansıtırlar.

Ünye’deki Şehitler Anıtı, özel bir dönemin şehitleri için olmasa gerek…

Daha kapsayıcı olmalı.

Bu topraklar için can vermiş ecdadımızı, bilinen isimleriyle yansıtabilmelidir.

 

****

Yerimiz dar, bunca ismi anıta sığdırabilmemiz mümkün değil, denebilir…

Teknik sorunları aşmak, sanıldığı kadar zor olmasa gerek.

Yeter ki, o işte gönüllü olabilelim…

O isimleri yüreğimizde hissedebilelim.

Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale’de, Balkanlar’da, Trablus’ta, Galiçya’da, Yemen’de, Kafkaslar’da şehit olanları da şehidimiz bilelim…

Çifte standart kullanmayalım.

Ben yaptım oldu kolaycılığına kaçmayalım…

İşi layığıyla yapalım!

 

****

Teknik olarak, o anıta ismi bilinen Ünyeli şehitlerin tümünü sığdırabiliriz.

Kaidenin yan duvarı boş!

Olmadı, kaidenin dibine, yere kadar inebiliriz…

Daha eski isimleri yazabilmek için zemin çok müsait…

Eskiden yeniye, anıtı tamamlayan bir bütünlük ortaya çıkacaktır.

Anıtın yer aldığı zemindeki parke taşları arasına yerleştirilmiş Yemen şehitleri…

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı” diyen İstiklal Marşı şairimizi de hatırlatacaktır…

Ne demişler:

Dünü olmayanın, yarını olmaz!

 

 

Not: Anıta hangi Ünyeli şehit isimleri yazılmalı derseniz; Osman Doğan’ın Tarih Boyunca Ünye adlı kitabı yeterli kaynaktır.  

 

 

23.09.2020, ÜNYEKENT

http://www.unyekent.com/yazi/1940-sehitler-aniti.html