24 Ekim 2018 Çarşamba

2019 Yerel Seçimleri'ne Doğru


2019 Yerel Seçimleri'ne Doğru


31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimler için Ordu ve Ünye'de aday adaylarının isimleri ortaya çıkmaya başladı. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı için ilk resmi aday adaylık açıklaması İstanbul’dan geldi...
AK Parti Genel Sekreter Yardımcısı ve Ordu eski Milletvekili Mustafa Hamarat, Ordu BŞB aday adayı olduğunu açıkladı.
Önümüzdeki günlerde ardı ardına siyasi parti aday adaylarının isimleri açıklanacak gibi...
Ancak o noktaya gelmeden, bazı isimlerin gayrı resmi biçimde ortalıkta dolaştığı...
Sahibinden habersiz bazı isimlerin de aday adayıymış gibi lanse edildiği...
Bu konuda anketler yapıldığı bilinmektedir.

****
İstanbul'da aday adaylığını açıklarken Sn. Hamarat önemli bir mesaj verdi:
"Bir makama hangi yolla gelirseniz, o makamı öyle yönetirsiniz!"
Aday adayı Sn. Hamarat her ne kadar yönetime talip olma durumunu "Müslümanlık" olgusuyla açıklanmış olsa da, bazen işler öyle yürümüyor...
Makam ve akçeli işler, inanç sistemini aşıyor.
Ama konumuz o değil.
Asıl değinmek istediğim...
Makama "geliş" yolu, "gidiş" biçimini de belirliyor.
Geliş kadar, gidiş de önemli...
İşte bu noktada "siyaset" denen unsur ortaya çıkıyor.
Bizde maalesef siyaset denince, siyasetin kirli yüzü anlaşılıyor.
Şöyle yakın geçmişe bakınca net olarak görüyoruz:
Siyasi kumpaslar, komplolar ve karanlık tezgahlar geliyor aklımıza...
Kaset skandalları, şantajlar vs.
Anlayacağınız...
Bu ve benzeri yollarla makam sahibi olanlar, aynı yöntemlerle makama veda edebiliyor.
En açık örneklerini "FETÖ" kumpaslarında gördük.
Siyasi kirlenme her alanda sürüyor.
Aynı siyasi harekette bile olmadık olaylara tanık oluyoruz.
Yaklaşan yerel seçimler nedeniyle daha da göreceğiz sanki!

****
Şimdi biraz daha somuta inelim.
Mevcut durumdan yalnız biz rahatsız değiliz...
Konunun doğrudan muhatabı, el'an icraatın başında olanlar da şikayetçi.
"Sosyal medya üzerinden dedikodu üretildiğini" ileri sürüyorlar.
Kirlenme her alanda almış başını gidiyor.
Oysa sadece yapılan yahut yapılamayan hizmetler üzerinden yürüyebilseydi şu tartışmalar, Ünye için daha yararlı olmaz mıydı?
Dış cephe giydirmeleri, Kültür Yolu çalışmaları, restorasyonlar...
Tamamlanan ve / veya kesintiye uğrayan doğalgaz  çalışmaları...
Tasarruf tedbirlerine toslayan kültür sarayı...
Satışa çıkarılan Çamlık.
Sel sularına esir düşen ve çöpe teslim edilen Cevizdere...

****
Alıp bunları tartışabilseydik.
Tıpkı 20 yıl önceki gibi, tüm partilerin başkan adayları bir araya gelip ekran karşısında Ünye'nin sorunlarını tartışabilseydi...
Sahi o yıllarda Ünye'de yayın yapan bir televizyon vardı, değil mi?
Hizmet TV.
Ordu'da değil de, bizdeydi...
Şimdi AVM yapılan yerde, iyi kötü bir kültür sarayımız vardı...
Daha şeffaf, daha açık, daha mağrurdu insanımız.
Anlamaya ve anlatmaya yönelikti.
Ne oldu bize?


24.10.2018

17 Ekim 2018 Çarşamba

Başkan İstifa Etmeli mi?


Başkan İstifa Etmeli mi?


Son yerel seçimler 2014 yılının 30 Mart günüydü... Ordu, son yerel seçimlere "Büyük Şehir" yapılarak girdi. İlk Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimini Ordu'da iktidar partisi aldı. Üstelik açık ara önde götürdü seçimi.
Önceki dönemin Ordu Belediye Başkanı Seyit Torun idi...
Ana muhalefet partisi mensubuydu, CHP'dendi.
Son yerel seçimde merkez ilçe dahil, Ordu'nun tüm ilçelerinde belediye başkanlıklarını iktidar partisi adayları kazandı.
Adalet ve Kalkınma Partisi, Orduya damgasını vurdu.
İktidar partisi adayı Enver Yılmaz, geçen dönem Ordu Belediye Başkanı olan Seyit Torun'a karşı il genelinde alınan oyların etkisiyle muazzam bir zafer kazandı...
Ordu'da 2014 yerel Seçimleri, BŞB Başkan adayları oy oranları şöyleydi:
Enver Yılmaz % 54.34
Seyit Torun % 34.20

****
Enver Yılmaz, göreve başlar başlamaz Ünye'de Hükümet Konağı'nın arkasında bir binayı geçici bir süre "irtibat bürosu" olarak kullandı. Kendisiyle ilk defa o günlerde karşılaştık.
(Evden çıkmış çarşıya gidiyordum. Yeni Başkan Yılmaz, Askerlik Şubesi'nin yanından "asfalt"a çıkmak üzereydi. İki-üç araçlık bir konvoydu... Resmi plakalı bir aracın içindeydi. Birden göz göze geldik. Karşılıklı selamlaştık. Konvoyla birlikte ilerleyip gitti. Kötü birine benzemiyordu. Bekleyip görecektik icraatlarını.)
Aradan yıllar geçti.
Daha çok Ünye'yle ilgili çalışmalarını izlediğimiz, bazen de eleştirdiğimiz bir başkan oldu.
Eleştirilerimizi bu sütunlarda paylaştık...
Okuyucularımız bilir.
Sonra.
2019 Yerel seçimlerine bir yıldan az bir süre kala İstanbul, Ankara, Bursa gibi Büyükşehir Başkanlarına görevden el çektirme furyası başladı.
Enver Yılmaz'ın adı ilk o zaman "istifası istenenler" arasında geçti.
Yerel basında, "çalışma arkadaşlarıyla vedalaştığı" haberleri çıktı.
Ama Sn. Yılmaz'dan bir ses çıkmadı.
Görevine devam etti.

****
Derken, yerel seçime altı ay kala...
Birden Enver Yılmaz'ın "tweeti" ile ortalık çalkalandı.
Birkaç gün sonra da istifasını verdi.
Üstelik siyasi yaşamını bitirdiğini açıkladı.
Ne oldu, nasıl oldu...
Niçin böyle bir karar aldı?
Bilmiyoruz.
Ne muhalif kesim, ne de yandaşları...
Hiç kimse, bir açıklama getiremedi.
Seçmenin oyuyla göreve gelen bir yerel yönetici, "yukarıdan" bir emirle derdest edilmişti!

****
Evet, kendisini eleştirmiştim.
Ama hiçbir seçilmiş, bu şekilde gitmeyi  hak etmiyordu.
Varsa bir kusuru; yerel yönetim yasası, yönerge ve yönetmenliklere göre değerlendirilmeliydi...
Suç işlemişse savcılık devreye girmeliydi.
Tepeden bir emirle görevine son verilmemeliydi.
(Türkiye'de hala "demokrasi"den söz ediyorsak, bu tür uygulamaların olmaması gerekir. Mutlakıyet anlamına gelen, muktedirlerin iktidarında ancak bu tür uygulamalar mevcuttur ki, bir adım ötesi monarşidir... Her ikisinde de demokrasi yoktur.)

****
Şimdi bir başka şayia yayılıyor Ünye'de...
Büyükşehir'den sonra, Ünye'nin de aynı direktifle çalkalandığını duyuyoruz.
Ünye Belediye Başkanı'nın istifası istenmiş!    
(MHP adayı %20, CHP adayı %18 oy alırken, iktidar partisi adayı Ahmet Çamyar % 58 oyla bu göreve getirilmişti.)
Şimdi görevden azledildiği söyleniyor.
Doğru mu, bilmiyoruz...
En yandaş kesimlerden servis ediliyor bu haber!
Sözde "kınama" üslubuyla pompalanıyor...
Ama kimse şunu diyemiyor:
Hayır! Böyle gidemez, gitmemeli...
Hiç kimse, demokrasi dışı bu tür buyruklara pirim vermemeli!
Demiyor, diyemiyor.

17.10.2018 Ünyekent

10 Ekim 2018 Çarşamba

Çocuk Koruma Kongresi


Çocuk Koruma Kongresi


Ünye son dönemde çok önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.
Bu etkinlik "Çocukların Koruması"na yönelik uluslararası bir kongreydi...
3. Uluslararası Çocuk Koruma Kongresi.
30 Eylül-03 Ekim tarihleri arasında Ünye Ramada Otel'de (eski adıyla Kalibya Otel) gerçekleşen kongreye, yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda bilim insanı katıldı.
Ünye Belediyesi'nin ana sponsorluğunda gerçekleşen kongreye Ünye'nin iş çevrelerinden de destek geldi.
Bu önemli etkinliğin Ünye'de gerçekleşmesini sağlayan isim, şehrimizde bilimsel konferansların mimarı Prof. Dr. Ayşe Yalın'dı...
Konferansın yükünü üç dernek üstlenmişti.
1- Çocuk İstismarı ve İhmalini Önleme Derneği (ÇİİÖDER),
2- Çocuk Koruma Merkezlerini Denetleme Derneği (ÇOKMED),
3- Ordu Üniversitesi Çocuk Koruma Birimi ve Uluslararası Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği (ISPCAN).

****
Öncelikle Kongre'nin kimler tarafından ve nasıl hazırlandığına değinmek istiyorum.
Ayşe hocanın önerisine kulak vererek Ünye yollarına koyulan ÇOKMED Başkanı Prof. Dr. Tolga Dağlı'nın, kongrenin tüm aşamalarında en çok emeği geçenlerden biri olduğu kanısındayım.
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı olan Sn. Dağlı, aynı zamanda Üniversite'nin Çocuk Koruma Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü'dür.
(1976 Yılında mezun olduğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde, 2004-2007 yılları arasında dekanlık yapmıştır.)
Ünye'de gerçekleşen 3. Uluslararası Çocuk Koruma Kongresi'nin iki başkanından biridir...

****
Kongre'nin diğer başkanı, TED Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahar Gökler'dir.
Prof. Dr. Bahar Gökler, Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği kurucu üyesidir. Derneğin iki dönem başkanlığını yürütmüştür. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi’nin onursal yayın yönetmenidir. Kendisi bir dönem Avrupa Tıp Uzmanları Birliği Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi / Psikoterapisi Birimi’nin Türkiye temsilciliğini üstlenmiştir. Yine, iki dönem Türk Tabipler Birliği Onur Kurulu üyeliği yapmıştır.
İki yıl önce de Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Akademisi’nin Uluslararası Bilim İnsanı Ödülü’ne layık görülmüştür.
  
****
Üç gün süren kongrede çocuk İstismarı, fiziksel saldırılar ve çocukların korunması gibi konular ele alındı. Kongre'nin Sosyal Komitesi'nde yer alanlardan biri de bendim. Baştan itibaren kongrenin hazırlık aşamalarında bulundum.
Ne var ki, Üniversite'ye kaydım ve başlayan dersler nedeniyle Ünye'deki etkinliğe son anda katılamadım, kongreyi kaçırdım...
Böyle bir kongrenin Ünye'de gerçekleşmiş olmasından son derece mutlu oldum.
Ünye'de bu tür etkinliklerin yapılabilmesinden dolayı onur duydum.
Haliyle, son aşamada katılamadığım için üzüldüm.
Mutluluk ve üzüntüyü (bir arada) hiç bu kadar yoğun yaşamamıştım...
Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

****
Dünyada her yıl 1,5 milyar çocuk şiddete maruz kalmakta ve cinsel istismara uğramaktadır. Çocuk emeğinin sömürüldüğü bir dünyada yaşıyoruz...
Açlıktan, yoksulluktan ve savaşlardan önce çocuklar nasibini alır.
Ünye'den yükselen bu sese umarız tüm dünya kulak verir...
Daha özgür bir dünyada çocuklar mutlu olur!


09.10.2018, Ünyekent




3 Ekim 2018 Çarşamba

Yerli Üretim


Yerli Üretim   


İki hafta önce tip 2 diabet için (şeker hastalığı) raporla alınan iki çeşit ilaçtan söz etmiştim...
Yaklaşık 10 yıldan bu yana kullandığım ilaçlardı bunlar, birinin adı Starlix idi.
Nateglinid etken maddesi içeren ve ağız yoluyla alınan Starlix'i artık SGK ödemiyor...
Çünkü bu ilaç ülkemizde üretilmiyormuş....
Onun yerine ülkemizde üretildiği söylenen muadilleri öneriliyor.
Starlix yerine aynı etken maddeye sahip "yerli üretim" iki ilaç adı öne çıkıyor.
Ne var ki, her iki ilaç da haftalardır dağıtım depolarında mevcut değil.
Çaresiz ilacın bedelini cepten ödeyeceğiz...
Ben ve benim gibi binlerce şeker hastası, oldukça pahalı olan bu ilacı Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan temin edemiyor!   
Bu durum çok daha ileri boyutlarda kanser tedavisi ilaçlarında, kalp ve damar hastalıklarında ve diğer kronik vakalarda da yaşanıyormuş.
Şu ekonomik kriz ortamında, ortaya çıkan mağduriyeti varın siz hesap edin.

****
İki hafta önce yazdığımız, "Ne Kadar Yerli?" adlı yazımızda, "yerli"   denilen ilaçların aslında yerli olmadığını, bu ilaçları üreten "yerli" ilaç firmalarının çok uluslu sermaye çevreleriyle iç içe geçtiklerini yazmıştık.
Starlix'in ödenmediği, muadillerinin piyasada bulunmadığı bu aşamada, "yerli malı" güzellemesi yapan siyasi iktidar sözcülerine de şüpheyle bakmaktan başka yol kalmıyor.
Hele son dönemde krizi fırsat bilerek konkordato ilan eden iş adamlarına ne demeli...
Son dönmede iyice daralan üretim sektöründe iflaslar sürerken, sermaye çevreleri daha karlı buldukları bankacılık-finans sektörüne kaymakta yahut yabancı sermaye ile ortaklıklar kurarak "dışa" açılmaktadır.
İşte bu ortamda "yerli üretim" aldatmacasına karşı 15 gün önce sormuştuk:
"Bu kadar yerli ilaç üretiminden yanaydınız da 2005 yılı sonunda neden SSK İlaç Fabrikası'nı kapattınız?"  

***
İşte bu sorunun cevabı, Sağlık Bakanlığı'nda bir dönem ilaçtan sorumlu bir makamda bulunan bir isimden geldi...
Yrd. Doç. Dr. Mahmut Tokaç.
Şöyle diyor Sn. Tokaç:
"Ünye Kent Gazetesindeki İlaç yazısını okudum. SSK İlaç Fabrikası ile ilgili denetim dosyası bana gelmişti. Gerçekten içler acısıydı fabrikanın durumu. Orada üretim yapmak vatandaşına ihanet demekti. Kendilerine iyileştirme yapıp yapamayacaklarını sordum. Yapamayacaklarını söylediler. O rapora göre mutlaka kapatılması gerekiyordu. Ben kapatma kararını uygulamanın kamuoyu nezdinde sıkıntı doğuracağını belirttiğimde, eldeki hammadde bitince üretime son vereceklerini bildirmeleri üzerine kapatma kararını sümen altı ettim. Kendiliklerinden üretimi durdurdular. Yani kapatma uygulanmadı Sağlık Bakanlığı tarafından."
Samimiyetinden zerre kadar şüphe etmediğim Mahmut Tokaç, yakından tanıdığım bir insandır.
"Yaptığın açıklamayı kullanma hakkına sahip miyim?" diye sormuş ve kendisine kısa bir açıklama yazmıştım.
Henüz kendisinden bir cevap alamadım.
Yukarıdaki açıklamayı da iznine sığınarak, olduğu gibi aktardım...
Kendisine verdiğim cevap da şöyleydi:

"Açıklama için öncelikle teşekkür ediyorum. Ancak bu kadarı bile durumun vahametini ortaya koymaya yetiyor. Kapatmaya karar verme ile üretime son verme arasında bir fark var mı? (Öldürmekle hayatına son vermek arasındaki nüans gibi...) Önemli olan bu fabrikanın nasıl "içler acısı" hale getirildiğidir. Sonuçta SSK, kayıtlı üyelerine ücretsiz "yerli" ilaç temin etmeyi bu aşamada terk etmek zorunda kalmıştır."

****
Yerli Üretim Nasıl Olur?

Balık baştan kokar... Eğer bir ülkede ekonomik-sosyal yapı yukarıdan aşağı çarpık hale getirilmişse, yerli ve milli olanı bulmak imkansızdır.
Haliyle iç ve dış politikada kimin ne zaman dost, ne zaman düşman kesildiğini anlamak mümkün değildir. 
Şayet yerli üretimden söz edeceksek, önce tam bağımsız bir ülke olmalıyız.
Eskilerin deyimiyle...
İstiklali tam Türkiye!
Aksi halde sadece sanayi ve tarım sektöründe değil....
İthal samanla beslediğimiz hayvancılıkta da çoktan sıfırı tüketmişiz demektir.


Ünyekent, 03.10.2018








26 Eylül 2018 Çarşamba

Adem Kardeşimin Anısına



Adem Kardeşimin Anısına

Ben bu dünyadan giderken ne yalanlarla kurgulanan insan kahkahasının eksik olduğu, insan umudunun tüketildiği, yeşilli şırıl şırıl suların aktığı daha ilk anında asık suratlı sorgucuların olduğu cennet yada cehenneminize gitmek istemiyorum... Benim gitmek istediğim yer, insanın düşlerinde yarattığı çocukların gülüp koştuğu, şımardığı, yaramazlık yaptığı toplumsal kahkahaların evreni tuttuğu, her türlü insanlık düşmanı değerlerin yerle bir sayıldığı, insan olma aşkının her değerin üzerinde tutulduğu, insan yüreğinin melodik yaratılıcılığıyla yaratılmış musikisinin eksik olmadığı bir sonsuzluğa gitmek istiyorum.
Böyle bir yere gitmeyi istediğim için geride kalanlarımdan da ne yas, ne tasa, ne de üzüntü yaratmalarını istemiyorum.
O an geldiğinde sevenlerimden beklediğim; en güzel elbiselerini giyip, en umutlu şiirlerini kuşanıp çocukları en komik elbiselerini giydirip umutlu anılarını yüksek sesle anlatarak göndermelerini, doğanın en güzel meyvelerinden elde edilmiş şaraplarının yudumlanmasıyla birlikte yolcu edilmemi istiyorum...
Artik insanlık ölüm gidişini de değiştirmeye girişmeli, değil mi?

****
Son paylaşımlarından birinde böyle diyordu Adem Sucu kardeşim...
Onu kasvetli bir 12 Eylül duruşmasında tanımıştım.
Aynı davanın sanığı olmaktan gurur duyduğum bir dava arkadaşımdı.
Mahkeme salonundaki tanışıklığımız, 12 Eylül zindanlarında sürdü.
Zor anlarımız oldu, sırt sırta verip direndiğimiz...
Tecritte, hücrede, koğuşta...
Güzel sohbetlerimiz de oldu...
Ama her defasında...
Yüzündeki o kocaman gülümseme...
Hiç eksilmedi!

Son yolculuğuna çıkarken de...
"Ölüme gidişin" değiştiğine tanık olduk seninle. 
Işıklar içinde yat...

24.09.2018

26 Eylül 2018, Ünyekent

18 Eylül 2018 Salı

Ne Kadar Yerli?


Ne Kadar Yerli?


Tip 2 Diabetes Mellitus...
Halk arasındaki adıyla "ikinci tip şeker" hastalığı.
Raporla alınan iki çeşit ilacı var bu hastalığın...
Yaklaşık 10 yıldan bu yana kullandığım ilaçlardan birinin ticari adı Starlix idi.
Nateglinid etken maddesi içeren ve ağız yoluyla alınan bir antidiyabetiktir bu...
Aynı etken maddeye sahip "yerli üretim" ilaçlarımız olduğu gerekçesiyle artık Starlix SGK tarafından kabul görmüyor.

****
Starlix, İsviçre kökenli bir firma olan Novartis lisansıyla üretiliyor.
Prospektüsünde ilacın üretim yeri İtalya yazıyor ama ne kadarı İtalya'da üretiliyor bilmiyoruz...
Çünkü ilacın İstanbul Kurtköy'de nihai şeklini almasını sağlayan ve ambalajlayan bir distribütörü var.
Ülkemizde Novartis ürünleri bu adresten pazarlanıyor.
Başta Türkiye ve Ortadoğu ülkeleri olmak üzere dünyanın bir çok yerine dağıtımı yapılıyor.
Novartis, dünya ilaç devi... 1996 yılında Ciba-Geigy ile Sandoz’un birleşmesiyle kurulmuş. Çokuluslu bu şirketin kökleri 250 yıl öncesine uzanıyor.
Novartis’i üç ayrı firma bir araya gelerek oluşturmuş: 18. yüzyıl ortalarında İsviçre’nin Basel kantonunda kimyasal madde ve boya ticaretiyle faaliyet gösteren Geigy, 1859 yılında boya üretimine başlayan Ciba ve 1886 yılında Basel’de kurulan kimyasal madde firması Sandoz. 
Hisse senetleri dünyaya açılan Novartis'in bünyesinde başka şirketlerin hisseleri  bulunurken...
Novartis'i kuran üç şirket de uluslararası pazarda farklı iştiraklere, ortaklıklara girmiş durumda.
İç içe geçmiş çokuluslu ilaç şirket manzarası işte böyle; diğer çokuluslu tekellere benziyor.
İnsan sağlığı hassas bir konu olmasına rağmen, ilaç sanayi otomotiv sektöründen farklı değil.
Örneğin ilaç firmalarının promosyon harcamaları korkunç... Bir dönem ilaç firmalarının "Rus hatun ayarlama" işine kadar rekabeti azıttıklarını duymuştuk...
O akım bitti, şimdi "yerli malı" aşkı başladı.
Son dönemde "yerli otomobil" üretimine benzeyen "yerli ilaçları teşvik" hamlesi ne anlama geliyor?
Biraz daha yakından bakalım...

***
Starlix yerine,  Nateglinid etken maddesi içeren başka bir antidiyabetik öne sürülüyor: Incuria!
Incuria'nın üreticisi Sanovel adlı "yerli" firma...
Kurucusu, Ahmet ve Zafer Toksöz kardeşler. (5 Mart 2016'da köşesinde Ertuğrul Özkök, bu iki kardeşi öve öve bitirememişti.)
Sanovel, 24 Ocak 2014'te ABD'den ilaç patenti alan ilk Türk şirketiymiş...
İlaç konusunda bunca parlak bir geçmişe sahip olan firmanın sahipleri Toksöz Holding'in ilaç dışında da bir çok girişimi mevcut...
Gel gelelim, 5 Temmuz 2018'de Sanovel satışa çıkarılır.
(Bloomberg haberine göre Türkiye'de Acıbadem Hastaneleri gibi yatırımlarıyla ünlü Dubai'nin Abraaj Group adlı şirketi, Sanovel'in hisselerini almaktan vazgeçince, yerli ilaç firmamız bu defa satış işlemi için Barclays'ı yetkilendirmiş.)
Barclays, Avrupa, Kuzey Amerika, Orta Doğu, Latin Amerika, Avustralya, Asya ve Afrika'da çalıştığı 60'a yakın ülkede 300 yıldır banka ve finans sektöründe faaliyet gösteren dünyanın önde gelen büyük finans grubu şirketidir. Kullandığı sloganı; Now there's a thought'dır. (Şimdi bir düşüncemiz var!)
Günümüzde sermaye nasıl düşünür?
"Yerli" yahut "yabancı" sermaye ne anlama gelir?
Düşünmek gerekir!

****
Ülkemizde faaliyet gösteren en önemli "yerli" ilaç firması Abdi İbrahim'dir. 2012'de Japon şirketi Otsuka ile ortaklık kuran yerli ilaç şirketimiz uluslararası pazarın yabancısı değil...  Abilify, Pletal, Oronamin, Samsca gibi ilaç markalarını bünyesinde barındıran Japon devi sayesinde "yerli" firmamız dünya çapında...

****
Yıl 1976.
İzmir'de Ege üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğrenci Derneği'nin bir panelindeyiz.
Konu: İlaçta Emperyalist Sömürü.
Yer: İzmir Eczacılar Odası'nın sağladığı bir konferans salonu.
Panelistlerden biri 2010 yılında hayata gözlerini yuman Aydın Köymen'dir.
Panelde emperyalizm, çokuluslu şirketler ve ilaç tekelleri tartışılıyor.
Ülkemizde "yerli" ilaç üretiminin durumu, etken madde ithalatı, montaj sanayine benzeyen ambalajlama işlemleri, isim-patent hakkı, teknik iş-teknik eleman ithalatı (know-how) gibi konular ele alınıyor...
İnsan hayatı gibi insani ve hayati bir mevzuda, yerli-yabancı sermaye ortaklığının sömürü tezgahı deşifre ediliyor...
İnsan sağlığı söz konusu olunca sermayenin evrensel oyunlarına devletin ve toplumun pirim vermemesi gerektiği vurgulanıyor.
Aydın Köymen'in Tüm iktisatçılar Birliği Yayınları (TİB) arasında çıkan "Çokuluslu Tekeller ve İlaç Sömürüsü" adlı broşür, orada tartışılanların ana temasını oluşturuyor. (Kendisini saygıyla, rahmetle anıyorum.)
Şimdi bugün Sağlık Bakanlığı'nın "yerli ilaç firmalarını teşvik" girişimine tanık olunca, kırk iki yıl önceki dernek etkinliğimizi hatırladım.
20-21 Yaşlarında genç çocuklardık. Eğitimini aldığımız "ilaç konusu" üzerinde dönen oyunları görecek denli cesurduk.
(Şimdi aramızda olmayan Atilla İskit'i, Mehmet Yaprak'ı ve Mesut kardeşimi sevgiyle, özlemle anıyorum. Işıklar içinde yatsınlar.)
Ve bugün, Sağlık Bakanlığı'nın Novartis alerjisi karşısında şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum:
Bu kadar yerli ilaç üretiminden yanaydınız da 2005 yılı sonunda neden SSK İlaç Fabrikası'nı kapattınız?        

19.09.2018, Ünyekent

12 Eylül 2018 Çarşamba

Kent Konseyleri Toplantısı


Kent Konseyleri Toplantısı


Eylül'ün başında önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptık...
Türkiye Kent Konseyleri Birliği Karadeniz toplantısı Ünye'de yapıldı.
Yurdun dört bir yanından "Kent Konseyi" yetkilileri Ünye'ye geldi.
Ünye Belediyesi ve Ünye Kent Konseyi'nin ev sahipliğinde yapılan toplantıların ana teması; kent bilinci ve hemşehrilik hukuku temelinde gönüllülük ve katılımcılık idi.

****
Kent Konseyleri

Ünye'de yapılan toplantıda neler görüşüldüğüne geçmeden önce, kısaca Kent Konseylerinden bahsedelim.
Kent Konseyleri, bilindiği gibi 2005 yılında Belediye Kanunu çerçevesinde kurulmasına karar verilen yarı-resmi kuruluşlardır. İçerisinde resmi temsilcilerin ve sivil toplum kuruluşlarının da bulunduğu geniş katılımlı bir oluşumdur.
"Konsey" adı, yönetim görevini üstlenmiş bir üst kurul olmasından ileri gelir. Bir anlamda "üst akıl" niteliği taşımaktadır. Ancak belediyelere olan bağımlılığı, yönetme ve karar verme konusunda yaşadığı sistematik sorunlar nedeniyle kent konseylerinin ne olduğu yahut ne olmadığı net olarak ortaya konulamamaktadır.
Bir başka deyişle Kent Konseyleri, yeniden ve yeniden tanımlanmak durumundadır.
Ünye toplantısı da bu konu üzerinde yoğunlaşmıştır.
Türkiye Kent Konseyleri Birliği'nin yayınladığı ve Kent Konseylerine birer adet tevdi ettikleri "100 Soruda Kent Konseyi" adlı kitap, bu savımızı doğrular niteliktedir.
Aynı algı yahut anlaşılmazlık durumu vatandaşta da mevcuttur.
"Bu Kent Konseyleri ne iş yapar kardeşim?"
Yahut.
"Kent konseyi uyuyor mu?" türünden sorulara muhataptır.
Yani farklı bir misyon biçilir kent konseylerine...
Oysa yaptırım gücü olmayan...
Ödeneği belediyelerden gelen...
Proje dahi yapamayan bir konseydir söz konusu olan kuruluş.
Peki bu kadar "güçlü" bir imaja nasıl ulaşmıştır?
Galiba bu güç, bir "üst kurul" olmasından gelmektedir.
Çok sayıda sivil toplum kuruluşunu kapsayan bu yapılanma, gücünü sivil toplumdan yani "halktan" almaktadır.
(Konsey yetkililerinin bir kısmı, işin bu kısmını iyi kavramış olmalı ki, halkın yönetime katılması konusunu "yönetişim" terimiyle açıklamaktadırlar.)

****
Ünye'deki Toplantının Özeti

Kent Konseyleri'nin işleyişi ile ilgili Ünye Toplantısı'nda iki konu üzerinde duruldu...
1- "Bütçe" işi nasıl halledilecek?
2- "Proje" üretebilecek miyiz?
Etkili olmak ile "edilgen" kalmak arasında bir bocalama durumu...
Biraz daha somuta inersek.
"Bütün mesele Başkan'ı kafalamakta" diyor, Batı illerinden gelen bir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Konsey Temsilcisi...
Kent Konseylerinin belirlenen alan dışına çıkmamaları gerektiğini söylüyor.
Konsey icraatlarına ilişkin toplantıda ortaya atılan en somut saptama şimdilik bu!
İktidara yakın olanlarla, muhalif görünenler arasındaki mahut çelişki...
Kent Konseylerinin tüzel statüye kavuşturulması ve halkın kent yönetimine katılması gibi konular (yönetişim), bu anlayış çerçevesinde ikinci planda kalırken, ilgili yasa gereği mülki amir (vali yahut kaymakam), belediye başkanı veya temsilcileri Kent Konseyinin mecburi üyeleri olarak bu kuruluşun asıl amilleri oluyor.
Bu gerçeğe rağmen, toplantıyı "sivilleşme" çabalarının bir parçası olarak görüyor ve sivil toplum oluşumunda Ünye'nin öncü ve örnek konumu buraya kaydediyoruz.   

****
Ünye Toplantısında Neler Görüşülebilirdi?

Daha güncel ve somut olaylar üzerinden gidilebilirdi...
Belki o zaman taşlar daha çok yerine oturur, toplantı daha yararlı hale gelirdi.
Örneğin Ünye Çamlığı gibi kamuya ait bir mesire yerinin imara açılması ve satışa çıkarılması...
Cevizdere'nin çevre felaketine davetiye çıkaracak düzeyde gözden çıkarılması gibi sorunlar, Kent Konseyleri'nin önüne konulabilirdi...
Çözüm bekleyen bu sorunlar sayesinde belki, Konsey'in teknik sorunlarına da pratik çözümler getirilebilirdi diye düşünüyorum.
Saygı ve selamlarımla...

****
Not: 19 Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'ne kaydımı yaptırdım. Artık öğrenciyim, bu eğitim kurumunun bir nüvesiyim. Kayıt sonrası, söz verdiğim gibi ilk olarak değerli öğretmenim Osman İrfan Işık'ı aradım. Gerek sosyal medya üzerinden, gerek telefonla çok sayıda dost ve tanıdığımdan tebrik mesajları aldım. Yolda önümü kesip doğrudan kutlayan veya mesaj gönderen herkese teşekkürlerimi iletiyorum, sağ olun, var olun.



12.09.2018, Ünyekent