23 Mayıs 2018 Çarşamba

Yeniden "Reklam Filmi" Üzerine


Yeniden "Reklam Filmi" Üzerine


Ünye Reklam Filmini gören tanıdıklar arıyor...
- Yahu biz bu yerleri görmedik, gerçek mi?
- Tamam, gelince oraları da gösteririz!
Şimdiden konukların listesi kabardı...
Dağ Çileği siparişi verenler oldu bu ara.
- İlle bulun!
Diyorlar, işimiz zor...
Çekin geri şu reklamı kardeşim!
Zor durumdayız, görmüyor musunuz?

****
Şaka bir yana, son bir aydan bu yana ekranlarda Ünye bombardımanı yaşanıyor. Geçen akşam Habertürk'de Cüneyt Özdemir Çakırtepe'den canlı yayın yaptı. Yaklaşık 20 dakika süren yayın boyunca Ünye'den tüm dünyaya bire bir görüntüler iletildi...
Akşamüstü Ünye!
Şaka yapmıyorum... Sadece biz değilmişiz uzaktaki yakınlarından telefon ve elektronik posta alan.
Reklam mağduru Ünyeliler olarak, kara kara düşünüyoruz...
Ziyaretçi akınına uğrarsak ne yaparız?
(İşin şaka kısmı burası; Ünyeli misafirperverdir, her kim olursa olsun hoş gelir, sefa gelir!)

****
Ünye Reklam Filmi'nde bir ayrıntıyı atlamışım!
Yücel Arzen...
Önemli bir müzik insanı; "Alemin en yetenekli müzisyenlerinden biridir" diyor bir "Ekşi Sözlük" yazarı... Bir diğeri "Çok kral adamdır" diyor.
"Ah le yar" O'nun bestesi...    
"Kimseler Bilmez" adlı albümünün yanı sıra, Devrim Gürenç'le yaptığı "Bir Aşk On Şarkı" adlı albümü var...
"Hazan Oldu", "İki alyans" gibi çok dinlenen parçaları mevcut.
Bir dönem İbrahim Sadri'nin şiirlerine müzik yapmış.
Funda Arar'ın söylediği "Aysel" ve "Kaldırımlar" şarkılarının bestecisi...
Yaptığı müzik türünün yelpazesi oldukça geniş...
Son çalışması Ünye Reklam Filmi müziği...
"Ünye Senfonisi" vermiş adını A. Selim Tuncer...
Reklam filmi dışında, müzik formuyla dinledim parçayı, enfesti...
Sn. Tuncer'in ifadesiyle söylersek: "Tam 33 senfonik yaylı, elektro gitar, klasik gitar, kanun, ud hatta kaşık bile var!"
"Synthesizer mı?" diyorum.
"Hayır" diyor.
"Bu sazların hepsi canlı. Bir başka projeye denk getirdik, yoksa bizim bütçelerle altından kalkılabilecek bir iş değildi."
Dinledikçe kendisine çeken bir beste bu...
Yerelden evrensele zengin bir çalışma.
Kitaro'dan McKennitt'e, New Age'in doruklarında dolaşıyorsunuz...
Eline, yüreğine sağlık Yücel Arzen!

****
Son bestesi Yücel Arzen'in "Ünye Şarkısı". En azından biz öyle biliyoruz. Şarkının bestesi, Ünye Senfonisi formuna yakın, Sultanı Yegah tarzında...
Yücel Arzen'in bu çalışmasını ve diğer şarkılarını bizzat kendisinden dinleyebileceğiz..
25 Mayıs Cuma akşamı Ünye'ye gelecek konser için...
(Ünye'de Ramazan Şenlikleri kapsamında bu yıl Yücel Arzen dışında, Zara, Niran Ünsal ve Soner Kabadayı gibi isimler de mevcut. Kapsamlı bir tanıtım yapılmadığı için olsa gerek, fazla duyurulamadı. Buradan duyurmuş olalım.)

****
Reklam filminden küçük bir ayrıntı daha...
Bakırcılar Arastası'ndan güzel bir açı; çarşıda çalışan bakırcı ustaları, arka planda Orta Cami'nin kemerli bahçe kapısı ve kapının üstünde her ne kadar fark edilmese de caminin tek kitabesi...
Simit sepetiyle sokaktan geçen simit satıcısı...
Anne-kızın o "doğal" halleri...
Ve fonda Yücel Arzen'in tasavvuf müziğine kapı aralayan nağmeleri.
Birden Orta Cami'den yükselen ezan sesi!
(Spartacus dizisinde finale doğru bir sahne vardı, onu hatırlattı bana... Orada da araya "Eledim eledim" türküsü giriyordu!)
Sn. Arzen'in müziğiyle görüntüler neredeyse dile gelmiş.
"Reklam olsun!" diye sarf edilen sözler fazla kaçmış.
(Antalya'dan bildiriyor kızım, reklam filmi güzel olmuş diye... Bilirim, zor beğenir. Anlaşılan özlemiş Ünye'yi diyorum. bu reklam filmi görmeyenlerde merak uyandırdığı kadar, gurbetteki Ünyelilerde "fena" özlem yaratıyor.)


Not 1: Milletvekili Adayları kesinleşti. Hayırlı olsun. Ordu CHP aday listesinde Prof. Dr. Sait Kapıcığlu'nun adını göremeyince üzülmüştük. Neyse ki, liste son anda yeniden düzenlenmiş, beşinci sırada da olsa değerli hocamıza yer verilmiş. Ak Parti Ordu listesinde ise Ünye tamamen unutulmuş. Saadet Partisi Ordu listesinde Muammer Bilgiç hocamıza ikinci sırada yer verilmiş. Liste başında olmasını temenni ederdik. Her iki hocamıza ve diğer adaylara başarılar diliyoruz.  
Not 2: Meral Akşener, "Erdoğan ikinci turda kimi karşısında görmek istemez!" diye soruyor... Matematik hesaba göre Erdoğan, karşısında Temel Karamollaoğlu'nu görmek istemez. Çünkü Karamollaoğlu Erdoğan karşısında her kesimden oy alabilir, Ak Parti seçmeni dahil. Şu ortamda başka hiç bir lider bunu başaramaz. Bir başka ayrıntı; ilk turda Cumhurbaşkanı seçilemedi diyelim. İkinci turda İnce ile Erdoğan karşı karşıya gelse, SP seçmeni tümüyle İnce'ye oy verir mi?

23.05.2018 Üntekent

http://www.unyekent.com/yazi/237-yeniden-reklam-filmi-uzerine.html



15 Mayıs 2018 Salı

Ünye Logosu


Ünye Logosu


Yaklaşık yarım asırdan bu yana Ünye  Sadık Karamustafa'nın tasarımı olan logoyu kullanıyor. Ünye Belediyesi'nin resmi amblemi durumundaki bu grafik tasarım oldukça sade... Ünye dört simgeyle anlatılıyor; fındık, balık, deniz ve çamlık.
Nihayet, yeni bir tasarımla karşı karşıyayız...
Minyatür sanatçısı Gülçin Anmaç'ın hazırladığı yeni logo, Ünye Reklam Filmiyle birlikte karşımıza çıkıyor.
Reklam filminin galasında Sn. Anmaç, kendi çalışmasını anlatıyor...
Bu logonun geleneksel sanatımıza yaslanan, tezhip ve minyatür tarzında bir çalışma olduğunu söylüyor.
Anlatılınca fondaki şekiller daha anlaşılır hale geliyor.
Zaten sanatçımız konuşmasında değiniyor, geleneksel sanatla ele alınan bu figürler, söylendiğinde yahut biraz eğitimle "anlaşılır" hale geliyor.
Nihayetinde bu tasarım bir sanat eseridir. Aykırı bir durum yok!
Ünye'yi yansıtan unsurlar geleneksel sanatımızda yer alan soyutlamalar biçiminde verilmiştir.
Sorun nerede?

Ünye'yi Anlatan Unsurlar

Yarım asırdan bu yana yöreyi anlatan unsurlarda bir değişim olmamış...
Sn. Karamustafa'nın tasarımında yer alan unsurların hemen hepsi yeni tasarım logoda da kullanılmış.
Fındık, deniz, balık ve çam ağacı...
Bunlara deniz kabuğu, patlıcan inciri ve bulut eklenmiş.
Çam ağacı figürü yerine, "yeşili anlatmak için kozalak" kullanılmış.
Fazla bir farklılık yok...
Yıllardır Ünye logosunu tartışıyoruz, artık yenilenmesi gerekir diye...
(Hatta GENNA Ajans sahibi hemşehrimizle konuşuyorduk konuyu... Selim Tuncer "Sadık abi bir el atsın da yenilensin şu logo!" diyordu. "Hayır" demiştim, "Gençlere fırsat tanıyor Sadık abi...")  
Şimdi yeni bir logomuz var.
Bu zamana kadar eski amblemi kullanıyor olmamız inanılır gibi değil... Çok başarılı bir çalışma mıydı? Yoksa bu konuda tembel mi davrandık?
Geçen hafta "Kim bilir, belki bu yeni logo eskisinin yerini alır." demiştik.
Acaba eskisinin yerini alacak mı?
Bunu zaman gösterecek.

Yeni Logo Beğenildi mi?

Ünye'nin yeni logosuyla ilgili küçük bir anket yaptım. Çoğu üniversite mezunu ve çoğu Ünyeli... Nasıl buldunuz yeni logomuzu?
Ortalamanın üstünde bir kültür seviyesine sahip bu kesimden "olumsuz" bir eleştiri gelmedi. Eleştiriler genelde yapıcıydı, ufak tefek kusurlarını ifade edenler de oldu tabi...
Simgelerin minyatür sanatıyla ifade edilişini olumlu buldular.  Öncekinde fazla sanatsal bir yapı (soyutlama) yoktu, bu daha iyi olmuş dediler. Tezhip ve minyatür  sanatı gibi geleneksel tarza yer verilmesi tarihsel bir derinlik katmış.
Öte yandan bu tür simgelerin daha sade ve "çarpıcı" olması gerekirdi. Örneğin tek simgeyle Ünye'yi anlatması daha doğru olurdu. Bu hem eski çalışmanın gölgesinde kalmış, hem de çok girift (kalabalık) olmuş diyenler de oldu.
Bir de logo, amblem ve simge konusunda küçük tartışmalar yaşandı.

Logo nedir?

Logo yahut logotype denilen çalışmalar, tek bir blok haline dökülmüş harfler, kısaltmalar vb. kümesi anlamına geliyor. Logo, ticaretin başladığı Antik Çağlardan bu yana ürünleri, kuruluşları ya da hizmetleri birbirinden ayırt etmeyi sağlayan bir ya da birkaç tipografik karakterden meydana gelmiş bir işaretleme yöntemidir.
Amblem ise tipografik karakterlerin henüz bilinmediği zamanlarda kullanılmaya başlanan ve günümüzde daha çok sembollerle ifade edilen işaretlemelerdir.
Bu iki kavram günümüzde birbirine karıştırılmaktadır. Hatta logo deyişi, daha havalı durduğu için olsa gerek, amblemi de kapsayacak biçimde kullanılmaktadır.
Simge ve Ticari Marka kavramları da logo ve amblem ile iç içe girince, durum iyice karmaşık hale geliyor. Neyse, konuya Selim kardeşimiz kendi bloğunda bir açıklama getirir sanıyorum. Belki getirmiştir de, bizim gözümüzden kaçmıştır.
Biz bildiğimiz kadarıyla konuya devam edelim. Amblem, çizgi ve resimle yapılan işaretlerdir. Daha geniş tanımıyla söylersek, ürün ya da hizmet üreten kuruluşlara kimlik kazandıran, sözcük özelliği göstermeyen; soyut ya da nesnel görüntülerle ya da harflerle oluşturulan simgelerdir.
Logoda ise, bir ürünün, firmanın ya da hizmetin ismi önde gelir. Resimsel öğeler kullanılsa da harf ve rakam gibi tipografik unsurlar ağırlıktadır. Bilgisayar teknolojisiyle hayatımıza giren font çeşitliliği logoların ana unsurlarını oluşturur.
Bu nedenle logolar özgün, sade, kolay ve anlaşılır olmalı, ürünü yansıtmalıdır.
GENNA Ajans'ın Ünye Kent Konseyi için hazırladığı tasarım "logo" kavramına daha çok uyarken, Ünye için tasarlanan bu çalışma "amblem" kavramında karşılığını bulmaktadır.
Sonuçta sanatsal bir çaba olduğu için bu tip çalışmaları kavramlarla sınırlamak doğru değil... Ancak geleneksel sanatları bu tip çalışmalar içine sokmak da yeni bir tarz değil. Özellikle Kültür Bakanlığı için yapılan tasarımlarda, bir süredir bu tür çalışmalar yapılmaktadır.
Ünye için yapılan bu çalışmanın değerli hocamız Sadık Karamustafa'nın yaptığı çalışma kadar tutup tutmayacağı zamanla anlaşılacaktır.
Ünye'nin yeni logosu için izlenimlerimiz şimdilik bu kadar...
Eserin sahibi minyatür sanatçısı Gülçin Anmaç Hanımefendiyi kutluyor ve tüm Ünyeliler adına teşekkür ediyoruz.

 Ünyekent, 16.05.2018
http://www.unyekent.com/yazi/222-unye-logosu.html

9 Mayıs 2018 Çarşamba

Yeşilin Gölgesine Mavinin Ötesine



Yeşilin Gölgesine Mavinin Ötesine


İçi boş eserlerin karşılığı, çoğunlukla kuru övgülerdir!
Kim, ne zaman etmiş bu lafı, bilemedim...
Lakin, geçen hafta yayınlanan Ünye'nin reklam filmi üzerine kayda değer bir söz duyamayınca geldi aklıma bu deyiş...
Hayır, bu reklam filmi böyle bir muameleyi hak etmiyordu...
Daha derinlikli bir analiz, aklı başında bir eleştiriyle karşılanmalıydı.
Bekledim, maalesef şimdiye kadar beklentimi haklı çıkaran bir değerlendirmeyle karşılaşmadım...
Gala gecesi, ajans sahibi hemşehrimiz, değerli dostumuz A. Selim Tuncer'in açıklamaları da olmasa, söz konusu film "sıradan bir çalışma" olarak arşivdeki yerini alacaktı.        

A. Selim Tuncer ne diyor?

İtalya'dan örnek veriyor Sayın Tuncer, "marka" değerinden söz ederek aynı malı bizden beş kat daha fazla fiyatla pazarladıklarını söylüyor...
"Çünkü markalama becerilerinin arkasında Rönesans var" diyor.
"Kültür ve sanat soyut düşünebilme, soyut değerler yaratabilme işidir." diyerek, orta gelir tuzağına takıldığı söylenen Türkiye'nin "soyut değerler inşa ederek" bu dönemi aşacağını iddia ediyor.
Bu anlamda, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin en önemli bakanlığının Kültür ve Turizm Bakanlığı olacağını öngörüyor. 
Konuşmasının başında bu filmin bir "tanıtım filmi" değil, "reklam filmi" olduğunu söyleyen Tuncer, her ikisini de şöyle tanımlıyor:
"Tanıtım filmi sadece tanıtır. Reklam filmi ise inşa eder, mevcut değerler üzerine yeni değerler yükler."
Evet, bu açıdan bakıldığında bilinenin ötesinde farklı bir Ünye inşa edilmiş gibi GENNA Ajans'ın reklam filminde...
İzleyenler, "Bu bizim Ünye mi?" diyebiliyor.
Sanki yaşadığımız Ünye yeniden inşa edilmiş...
  
Ünye'nin Yeşili, Mavisi...

Doğrudan mevzuya giriyorum. Hep merak ettiği, bi türlü gidemediği yere, Ünye'ye yolculukla başlıyor filmimiz... Demek ki, birileri kulağına fısıldamış, aklını çelmiş bu reklam filmi kahramanının...
Öyle ki, "Karadeniz'in kalbi" belletmiş Ünye'yi, daha görmeden, yaşamadan!
Eh, sonuçta hayal kırıklığı yaşatmamışız, önemli olan bu...
Mavisiyle yeşiliyle, renklerin bin bir tonuna şahit olmuşlar...
Mavinin ötesinde ruhlarının özlem duyduğu nice renkleri bulabilmişler ya, ne mutlu bize!
Dört dakika, kırk saniyelik filmi izleyince böyle düşünmek de mümkün.
Ancak kurguda tanık olduğumuz bu aksaklık, filmin çekim tekniği karşısında eriyip gidiyor. Tempolu bir akış, dört dakikaya sığdırılan güzelim görüntüler...
Muhteşem görüntüler de diyebilirdik!
Ertuğrul Karslıoğlu yahut Süha Arın gibi üstatların yapımlarına ayıp olmasın diye, daha dikkatli bir dil kullanıyoruz.
Öncelikle ifade edeyim; çekim ekibi Ünye'yi çok iyi bilen biri tarafından gezdirilmiş, doğal olarak... Dikilitaş'tan Çamlığa, kıyıyı kare kare görüntülemişler.
Fega'yı, Fokfok'u görünce, "Yahu bu mağara bizim kıyıdaki kovuk mu?" tereddüdünü yaşıyorsunuz. Çamlık'taki çekimler, bir yerin reklamdan ziyade yok edilmeye karar verilmiş bir simgenin belgeseli gibi duruyor.
Kazankaya'yı ve çevremizdeki çağlayanları görmeyen hemşehrilerimiz için ise, bu film bir "tanıtım" vasıtası... Ben de epeydir gidip görmemiştim, bu filmde gördüm Kazankaya'daki kemerli küçük Roma köprüsünün restore edilmiş halini...
Eksik bulduğum kısmı yok mu? Elbet de var. Örneğin Ünye'nin elde kalan tarihsel dokusu çekimlerde yansıtılamamış. Tarihi evlerin önüne kadar gelinmiş, bütünsellik verilememiş, içine girilememiş.
Sahildeki kafeye, Uzunkum'daki motel barakalarına daha az yer verilebilirdi... Asarkaya'dan efsane görüntüler getirilebilirdi. Cevizdere, Tozkoparan Kayamezarı es geçilmeyebilirdi, vs. vs.   
(Selim kardeşimin, "İnsaf, dört buçuk dakikada Ünye ancak bu kadar verilir" dediğini duyar gibiyim. Dost "acı" söyler... Tıpkı Ünye'nin Acı Suyu gibi. Acı Su, Ünye dönerinden daha meşhurdur!)  
Gayemiz burada reklam filmini enine boyuna eleştirmek, eksiğini fazlasını ortaya koymak değil. Ancak böyle bir işlemin yapılmasına kapı aralamaktır.
Başta ifade ettiğimiz gibi, bu yapım kuru övgülerin ötesinde, gerçek bir değerlendirmeyi hak ediyor.
Benzerini, Kültür ve Turizm Bakanlığının ülke turizmi reklamlarında gördüğümüz bu çalışma, ilk kez ilçe bazında çıkıyor karşımıza... Sadece bu yönüyle bile profesyonel bir değerlendirmeyi hak ediyor.
Şimdilik erken, sanıyorum ilerleyen günlerde böyle bir eleştiri yapılır...
Alanında daha iyisi yapılana kadar, bu film Ünye'nin en iyi reklam filmi olmayı sürdürecektir.
Emeği geçenlere teşekkürlerimizle...

Ünye Logosu

Gala gecesi, Gülçin Anmaç'ın hazırladığı Ünye logosu da tanıtıldı. Minyatür sanatçısı Sn. Anmaç, minyatür sanatına yaslanan bir Ünye logosu tasarlamış. Yaklaşık 45 yıldan bu yana Sadık Karamustafaoğlu'nun tasarımı Ünye logosunu kullanılıyorduk. Kim bilir, belki bu yeni logo eskisinin yerini alır.
Ünye Logosu, reklam filmi kadar önemli bir konu ve bir başka yazıya saklayalım, şimdilik bu kadar olsun.

Not 1: Reklam filminden bir ayrıntı; filmin 1.17 dakikasında çakıl taşları üzerine konan denizyıldızının Ünye'yle alakası ne?
Not 2: Sn. Tuncer'in "soyut değer inşası"na bir katkı da bizden olsun; "İnsan özünün nesneleştirilmesi, hem kuramsal, hem de pratik bakımdan, insani hayatın ve doğal tözün (cevher) büyük zenginliğini karşılayan insani duyular yaratmayı olduğu kadar, insanın duyularını insanileştirmeyi de gerektirir." (Sanat ve Edebiyat Üzerine, Çev. Murat Belge)

Ünyekent. 09.05.2018
http://www.unyekent.com/yazi/207-yesilin-golgesine-mavinin-otesine.html

Youtube; Ünye Reklam Filmi.








2 Mayıs 2018 Çarşamba

Ünye Otogarı


Ünye Otogarı


Oldum olası şu Ünye Otogarı'nı sevemedim. Zaten inşası itibariyle de sorunluydu. Lahne Deresi'nin denize kavuştuğu bu alanda önce derme çatma bir "otogar" bir otogar olmadı.
Çevre Yolu'nun Doğu kavşağı olarak düzenlenen bu alan, yıllar sonra yeni bir anlam kazandı. Kimsesiz köpeklerin barındığı bu alandaki terk edilmiş, atıl durumdaki binası inşa edildi... Oldukça yetersiz ve ilkel inşa edilen yolcu terminali yıllarca atıl vaziyette kaldı. Samsun'a giden midibüslerin çekildiği bir garaj olarak kaldı ve asla binalar yıkılarak yerine, günümüzdeki "modern" otogar inşa edildi.
Ne var ki, bu yeni otogar da Ünye'ye yakışan, kentin şehirler arası toplu taşımacılık merkezi konumunda olan bir otogar olamadı.   

Ünye Otogarı'nın Günümüzdeki Hali

2018'in Ocak ayı... Uzak kentlerden birinden hareket ettik, Ünye'ye geleceğiz... Kışın ayazında, sabaha karşı indik Ünye Otogarı'na... Eşimin deyimiyle bizi "kedi yavrusu" gibi otobüsten indirip bıraktılar. Gün henüz ışımamış, otogarda in cin top atıyor. "Kent merkezine servisimiz var!" demişlerdi ama servisin gelmesine en az üç saat var. İşin tuhafı otogar binası da kapalı. Güvenlik gerekçesiyle gece kapatılıyormuş. Sabah belli bir saatte açılıyor... Bizi otogara indirdikleri saatte, dolmuşlar da henüz sefere başlamamış... Tek seçenek kalıyor, özel bir araç kiralamak.

Çevre İlçelerin Otogarları

Bakıyoruz çevre ilçelere, oldukça hareketli... Fatsa ve Çarşamba otogarları tam kapasite çalışıyor. Terme biraz atıl kalsa da, nüfus yoğunluğuna oranla o da canlı bir ulaşım merkezi durumunda.
Ünye öyle değil.
Bir türlü Ünyeliler yeni otogara ısınamadı.
Önceki yıllarda, aynı yere yapılan otogarı ise Ünyeliler hiç kullanmamıştı.
Ünye Çevre Yolu tamamlanınca, aynı yere yeni bir otogar projesi hazırlandı.
Otogar inşaatı yapımı başladı ve yıllarca sürdü.... Yerel basında otogarın ne zaman bitirileceği konuşulmaya başlandı. Çünkü akşam 19.00 ile gece 23.00 saatlerinde otobüslere Belediye önünden binildiği için kentin merkez trafiği felç oluyordu... Bir türlü bitmek bilmeyen otogar inşaatı, şehrin göbeğinde anlamsız bir izdihama sebep oluyordu... Sonunda Şubat 2015'te otogar inşaatı tamamlandı ve törenle hizmete açıldı.
Ama aynı canlılık otogarda yaşanmadı.  

Otogarda İsim Karmaşası

Otogar inşaatı sürerken yerel seçimler yapıldı. Belediye Başkanı değişti. Henüz hizmete açılmayan otogarın işletmesi ve mülkiyeti Ordu Büyükşehir Belediyesi'ne geçmişti. Bu esnada beklenmedik bir skandal yaşandı. Otogara eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in ismi verilmişti. Binanın ön cephesine iri puntolarla yazılan Şahin'in adı indirildi. Otogarda sadece "Otobüs Terminali" ibaresi kaldı.
Böylece Ünye Belediyesi Otobüs Terminali'ne 20 Mart 2014'te yazılan İdris Naim Şahin ismi Büyükşehir Belediyesi tarafından 5 Nisan'da kaldırılmış oldu.
Otogarla ilgili akla gelen en önemli "değişiklik" bu oldu.
Otogarın hizmete açılmasıyla birlikte otobüslerin şehir merkezinden yolcu alması yasaklandı.
Sadece gece yarısından itibaren sabah 07.00'ye kadar büyük otobüsler şehre girebilecek, sair saatlerde çevre yolunu kullanacaktı.

Ünye Otogarı Atıl Konumdan Kurtulamadı

Meğer otogarın atıl konumundan muzdarip olan sadece biz değilmişiz. Otogarda inen veya aktarma yapacak olan bir çok yolcu mahsur kalmış... Gecenin bir vakti aynı bizim gibi terminal binası dışında ne yapacağını bilemez hale gelmiş.
Otobüs yazıhanelerinde, ilerleyen saatlerde görevli kalmadığı için güvenlik gereği terminal binasının kapıları kapatılıyor. Terminale gelen herkes, gece saat 23-24'ten sonra sabahın 08.00'ine kadar dışarıda kalıyor. Oysa bu saatlerde gelen yolcular vakit geçirmek için otogarları seçerler ki, açık bir yer bulabilsinler.
Ünye'de tam tersi oluyor.
Üstelik bu saatlerde otogara geldiniz, gelip-geçen bir otobüse bineceksiniz...
Binemezsiniz.
Çünkü otobüsler o saatlerde Ünye Otogarı'na uğramıyor.
Otogarda herhangi bir hayatiyet olmadığından doğrudan çevre yoluna sapıyorlar.

Ne yapmalı?

Hafta başında yine yollardaydık. Ünye'ye gelmek için Ankara'dan bilet alacağız. Yazıhaneleri dolaşıyoruz. "Şehir merkezine girmiyoruz!" diyorlar, "ceza" yazılıyormuş... Öyle bir şey olmadığını, belli saatlerde kent merkezine girişin serbest olduğunu, keyfi olarak otobüslerin girmek istemediklerini söylüyoruz. Bilet satıcısına ayrı, otobüs sürücüsüne ayrı anlatıyoruz.
Kimi firmanın servisi yok, olan da sabah 08.00'dan sonra  servise başlıyor.
Ne yapmak gerekiyor...
Terminaldeki hizmetler neden kesintili biçimde sürüyor?

Ünyekent, 02.05.2018

24 Nisan 2018 Salı

Erken Seçim



ÜNYEKENT'TE BİR KÖŞE YAZISI...

Erken Seçim



Otobüs, mola yerinden harekete geçti. Ünye'ye dönüş yolundayım, Çorum’a doğru gidiyoruz. Yol boyu haberleri izliyorum. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir gün önceki erken seçim önerisini değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklama yapacak. Çıkacağı kürsüyü gösteriyor CNN Türk... Çorum’u geçtik, Havza’ya doğru ilerlerken Erdoğan beklenen açıklamayı yaptı. Erken seçim tarihini açıkladı:
24 Haziran
Herkesin beklediğinden daha erken!
Hatta Bahçeli’nin önerisinden de erken.
(Bahçeli'nin "Erken seçim vatana ihanettir!" deyişini hatırlıyorum. Yakın bir zamanda Erdoğan: "Ne erken seçimi, seçimler zamanında yapılacak!" demişti. Ne olmuştu ki, bu "ittifakçı" ikiliye?)
Haberleri telefonumdan dinlemiştim. İlk konuştuğum kişi, otobüsün muavini oldu. 24 Haziran’ı duyunca ön tarafa hareket etti. Nece sonra döndü:
-         İyi parti de seçime girebilecek mi? Dedi.
-         Bilmem, dedim. Erken seçime ilişkin düzenlemeyi YSK yapacak, ancak o zaman netleşir. Aralık’ta büyük kongreyi yaptıklarını söylüyorlardı ama ilçe kongreleri sonradan tamamlandı. İktidar istemezse, Akşener’in partisi seçime giremeyebilir.

****
Aynı konu bir sonraki gün gazetelerin köşe yazılarında da işlendi.
Seçimlerin öne alınacağı beklentisi vardı ama bu kadar erken olması beklenmiyordu. En çok konuşulan kısmı da İyi Parti'nin seçime katılıp katılamayacağı  mevzusuydu. Tartışma otobüste başladı, evde, sokakta, mecliste ve medyada sürüyor…
Erdoğan'ın seçimleri 24 Haziran'a alması ne anlama geliyor?
Aslında vatandaştan saklanan son anket sonuçları, O'nu buna mecbur etti diyorlar. Meral Akşener, Meral Akşener’in bile tahmininden daha yüksek oy alıyor demek ki! Diye yazmış medyanın çok okunan köşe yazarlarından biri...
(Halkımız mağduru sever, destekler, ardından gider… Erdoğan yerine bu defa Akşener’i mi tercih ettiler? Önümüzdeki dönem Akşener iktidara yürüyecek galiba diyorum. Tabi tersi de mümkün… Meral Akşener için mutlak yok oluş!)

****
Yargıtay, İyi Parti'nin seçime katılmasına onay verdi, Yüksek Seçim kurulu (YSK) sessizliğini korudu...
Bu esnada beklenmedik bir şey oldu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu 15 Milletvekilini İyi Parti'ye transfer etti.
Böylece meclis'te grup kuran İyi Parti, seçime girme hakkını kazandı. Akşener'in C.Başkanı adaylığı için 100 binin üzerinde imza toplamasına gerek kalmadı.
 YSK, bu gelişmelerin ardından bir açıklama yaparak İyi Parti dahil, 10 partinin seçime katılabileceğini açıkladı.
CHP'den İyi Parti'ye vekil transferini iktidar cephesi "Güneş Motel Olayı"na benzeterek tepki gösterdi.
Güneş Motel Olayı neydi?
5 Haziran 1977 Seçimlerinden CHP galip çıkmış, ancak kazandığı 2013 sandalye ile tek başına iktidar olamıyordu. Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel II. Milliyetçi Cephe'yi kurdu. 11 Aralık 1977'de yapılan yerel seçimleri de CHP kazanınca dengeler iyice değişti... CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, AP'den istifa eden 11 milletvekiliyle Güneş Motel'de bir araya geldi. Gensoru'yla II. MC'yi devirdikleri gibi, kendi partisine transfer ettiği bu vekiller aracılığıyla Ecevit, 5 Ocak 1978'de 42. Hükümet'i kurdu.
(Bu taktik, "milletvekili transfer olayı" bakımından günümüzdekiyle benzeşirken, iktidar oyunu açısından 7 Haziran 2015 Seçimleri sırasında iktidar cephesinin taktiğine benzemektedir. 7 Haziran 2015 Seçimleri Ak Parti'nin 15 yıllık devri iktidarında tökezlediği ilk seçimdir... Seçimlerin ardından muhalefete fırsat verilmemiş ve yeniden seçime gidilmişti, hatırladınız mı?)

Erken Seçim mi, Baskın seçim mi?

Yıldırım Seçim diyenler var, Hızlandırılmış Seçim diyenler de...
Adına ne derseniz deyin, seçimlerin belirlenen tarihten daha erkene alınması bir sıkıntının ifadesidir.
Kimileri baskın seçim diyerek, sevimsizleştiriyor...
Kimileri de sevimli kılmaya çalışıyor, "Hızlandırılmış Seçim" diyor...
Bizim kuşak bilir, 70'li yılların sonunda Eğitim Enstitüleri'nde üç yıllık eğitim üç ayda verilerek "eğitimci" yetiştirilmişti...
Günümüz ekonomisinde ve siyasette etkin unsurlarının çoğu bu eğitimcilerimizin tedrisatından geçti...
İşte o dönemdeki eğitimin adı "Hızlandırılmış" eğitimdi...
OHAL koşullarında yapılacak olan olağan dışı (erkene alınmış) seçime de "Hızlandırılmış Seçim" dersek yanlış olmaz!
Son yıllarda "Hızlı Tren" denilen trenler de aynı mantıkla sefere kondu.
"Hızlı"dan ziyade "Hızlandırılmış" trendi onlar...
İlk seferinde kazayla tanıştılar.
Erdoğan ittifakını yaptı, Afrin zaferinin ardından seçim önlemini de erkenden aldı ama rahat değil... Nedense çok gergin, iktidar cephesinin tansiyonu yüksek.
Şimdi hamle muhalefette.
Bakalım doğru adımı atabilecek mi?

25 Nisan 2018 Ünyekent

18 Nisan 2018 Çarşamba

Canikler'den Batı Toroslar'a Bir Bahar Yolculuğu


Canikler'den Batı Toroslar'a Bir Bahar Yolculuğu


Baharın gelişiyle birlikte başlıyor yolculuklar, bu defa Batı Torosları aşarak Antalya'ya gidiyorum...
Batı Toros dağ kuşağı, "genç dağlar" diye bilinen oluşumlardır, yörenin jeolojik yapısı genellikle kalker ve serpantin kayaçlarından meydana gelir. Akdeniz Bölgesi'nin bütün ekolojik şartlarına sahip olan bu sahada yol alarak, Burdur üzerinden Antalya'ya yöneliyorum... Yüksek dağların sedir ağaçları artık gözükmüyor, kızılçam, karaçam ağaçlarını da geride bırakıyorum... Burada bitki örtüsü deniz kıyısından itibaren fıstık çamları ile başlıyor... Otomobilin havalandırmasından gelen yoğun çam kokusu bana Ünye Çamlığını hatırlatıyor.
Yola Ünye'den çıkıyorum. Antik adıyla söylersek, Halibya'dan... Antik Çağ'da Ünye ve çevresinde Halibler denilen bir dolayı Ünye yoprağına Halibya demek yanlış olmaz. Canikleri aşarak Anadolu'yu çaprazlamasına geçmiş, Batı Toroslar'a varmıştık. Boydan boya Likya topraklarındayız şimdi. Antik Çağ'ın en önemli yerleşim yerleri bu yörede kurulmuş. MÖ VII. yüzyılda Rodos Kolonosi olarak kurulan Phaselis (Tekirova) ve Olympos şehirleri bunlardan sadece ikisi... Likya'dan günümüze epey antik kalıntı ve belge kalmasına karşın, Haliplerle ilgili bilgilerimiz oldukça sınırlı. Yunan gezgin ve asker Ksenofon'un (MÖ. 430-355) Anabasis isimli eseri olmasa, bölgemizde Halipler diye bir topluluktan haberdar olamayacaktık.

Antalya'da Bahar

"Bahar" yerine "erken gelen yaz etkinliği" demeliydim... Antalya'yı kuşatan dağların zirvesinde henüz kar kalkmamıştı. 30 Dereceyi aşan sıcağı fırsat bildik... Soluğu denizde aldık.
Ünye'nin Haziran denizi kıvamında bir Antalya deniziydi bizi karşılayan. 2018'in deniz sezonunu, tatlı bir Akdeniz ürpertisiyle açtık... Konyaaltı Plajları "düzenleme" nedeniyle kapatılmıştı, biz de Küçük Çaltıcak koyunda kulaç attık.

Konyaaltı Plajları

Yıllar önce bu sütunlarda Konyaaltı Plajlarını örnek göstererek, Ünye için aynı işletme modelini önermiştim. Lara Plajlarıyla birlikte Konyaaltı Plajları Antalya'nın neredeyse tüm sahil kesimini temsil ediyor ve kentin kıyısında yer alan dünyanın en büyük plajlarından. Benzeri ABD'de Miami ve Los Angeles'te var. Brezilya'da ise Rio Pajları (Kopakapana) en yakın örneklerdir.
Konyaaltı'nda sahil boyunca uzanan plajların temizliği, duş ve giyinme kabinleri, şezlong ve şemsiye hizmetleri tamamen ücretsiz olarak belediye tarafından sağlanmaktaydı. Dileyen, ücretini ödeyerek, araya serpiştirilen özel işletmelerden hizmet alabiliyordu. Başkan Menderes Türel'in ikinci döneminde yeni bir düzenlemeye gidildi.
Kilometrelerce uzunluktaki Konyaaltı Plajları tümüyle kapatıldı. Bu yılın başında özel hizmete verilmek üzere ihale açıldı.
İhaleye tek firma olarak Alkoçlar Turizm Seyahat Acentesi iş ortaklığı katıldı. Hülya Koçyiğit'in damadı Ender Alkoçlar'ın şirketi, ilk adımı 8.5 milyon TL + KDV karşılığında Konyaaltı Sahil Projesini gerçekleştirecek ve 8 yıl işletecek.
Böylece bizim Ünye için önerdiğimiz örnek "Halk Plajı" modeli güme gitti.
Bu yaz Antalya'da denize girmek isteyenlere kötü haber; tüm sahil şantiye, denize ulaşım yok!

Hadrian Kapısı ve Gazi'nin Kaldığı Ev

Antalya ziyaretimde bu defa Hadrian Kapısı'nı ıskalamadım. 14. Roma İmparatoru Hadrianus'un (MÖ. 117-138) yaptırdığı kale kapısı, şehrin giriş çıkışları için önemli bir kontrol noktasıymış. Kendisi hümanist bir entelektüel, sanatı seven ve himaye eden bir devlet yöneticisi... Sıkı bir Helen hayranı olduğu bu tarihi kapının mimarisinden de belli.
Atatürk'ün Antalya'yı ziyareti sırasında kaldığı ev müzeye dönüştürülmüş... Üç kez gelip kaldığı bu mekanda kullandığı bazı eşyalar, fotoğraflar ve o dönemi anlatan gazete haberleri kupürüyle donatılan binayı ziyaret ettik.
Antalya'nın falezleri, marinası derken kısa bir kent gezisi yaptık. Nisan ayı Antalya'da dolaşmak için en ideal mevsim. Tek tük yabancı ziyaretçiler görüyorum, Uzak Doğu'dan, Orta Doğu'dan... Batılı ayrımı yapmak uzaktan zor, konuşmalarını duymak gerekiyor. Yakın Doğu'da süren savaşa karşın Antalya yeni bir turizm sezonuna hazırlanıyor.
(Yahut "hazırlanıyor olması gerekir" diyeceğim ama görünür bir ekinlik yok! 15 Nisan'da başlayan Turizm Haftası'na zannettiğimden de sönük girdik!!!)  

Dönüş Yolundayım...

Fıstık Çamı kokulu Batı Torosları geride bıraktım. Henüz yolculuğum bitmedi. Nisan ortasında açığımız denize girme sezonunu Karadeniz'de devam ettireceğim ama kaç zaman sonra...
Umarım Karadeniz'in hırçın dalgaları ve denizanalarıyla buluşmamız fazla zaman almaz.

18 Nisan 2018 Ünyekent:

10 Nisan 2018 Salı

ÇÖP II


Çöp II



Çöp konusunu yıllardır yazıyoruz, "Çöp" başlığıyla bu ikinci yazımız...
Birincisini geçen yıl yazmıştık, Temmuz 2017'de...
"Ünye'ye kıymayın efendiler" demiştik.
"Neden Ünye?" diye sormuştuk.
Yine soruyoruz!

****
"Çöp" adlı ilk yazımızda, Ordu Büyükşehir Belediyesi'nin Ünye'de yapılması düşünülen çöp ayrıştırma tesisi ihalesini gerçekleştirdiğini yazmıştık.
Önce Kızılcakese'de yapılacaktı bu tesis...
"Eyvah!" dedik, "Babaannemizin köyü..."
Allah'tan "tarım alanı" denildi, tepki gösterildi...
Kızılcakese'ye çöp tesisi yapmaktan vazgeçtiler.
Ardından Cevizdere gündeme geldi.
Ünye'nin yeni çöp alanı seçiminde Çimento etkili olmuştu.
Yahu, burası da anneannemizin köyü!!!
Dedik, fayda etmedi...
Büyükşehir Belediyesi iki ay önce çöp ayrıştırma tesisinin inşasına başladı.
Her gün onlarca kamyon Cevizdere Havzası'na çöp taşıyacak...
- Neden Ünye?
- Bu çöpleri Çimento fabrikası yakıt olarak kullanacak!

****
Ordu'nun çöpü yetmezmiş gibi çevre illerden de çöp taşınacak Ünye'ye...
Çöp tesisi Cevizdere'yi kirletecek, yakılınca Çimento bacalarından gelecek kirlilik tüm Ünye'yi etkileyecek...
- Kömür yaksa daha mı iyi!
- İlle daha ucuz bir yakıt kullanılacak...
- Doğalgaz pahalı diye tercih edilmedi.
- Kömürden daha ucuz bir yakıt var şimdi..
- Çöp!
Ya çevreye vereceği zarar?

Cevizdere Platformu

İşte bu konuda Ünye tamamen sahipsiz değil.
Öncelikle yöre sakinleri tepkili...
Çimento Fabrikası'nın kurulduğu 60'lı yıllardan bu yana mağdurlar.
Fabrika çevreyi duman etmekle kalmamış, karşı tepelerden kireçtaşı alarak Cevizdere Havzası'nı tarumar etmişti.
Doğu Karadeniz'de ilk insan yerleşimine sahne olan arkaik havza, ünlü arkeologumuz Prof. Dr. İ.Kılıç Kökten'in ardından tarifsiz bir zulme uğramıştı. Kökten'in "Anadolu-Ünye'de Eski Taş Devrine (Paleolitik) ait yeni bulgular 1962" adlı araştırmasında işaret ettiği tarihi sekiler moloz yığınına dönüşmüştü. Tozkoparan Mağaralarından biri bu molozlarla birlikte çimento fabrikasında öğütüldü.
Arıtma Tesisi, mezbahana, kömür deposu derken Cevizdere siyasilerin beceremediği Organize Sanayi modeline "kendiliğinden" eğilim göstermeye başladı.
Ama baştan beri yöre ahalisinin çevreci mücadelesi sürmekteydi.
Hukuk mücadelesine giriştiler, davalar sürüp giderken gündeme çöp ayıklama hadisesi düştü. Cevizdere Platformu bu koşullarda oluştu.
Şimdiye kadar neredeydiniz diyenler, sanıyorum bu durumu bilmiyor!
En son Ordu İdare Mahkemesi tarafından katı atık ayrıştırma tesisi yapımına iptal kararı verildiğini duyduk... 
Her konuda olduğu gibi, bu konuda da hızla cephelere ayrıldık.
Çevre duyarlığı, Ünyelilik bir yanda...
Siyasi yandaşlık diğer yanda!
Eleştiri dozunu aşan, hakarete varan söylemler...
Yahu ne oluyoruz diyemeden, "Enverciler" bir tarafta, "Ünyeciler" diğer tarafta yerlerini aldı.

Çöp Konunda Hangi Noktadayız?

Cevizdere Platformu'nun son temaslarından biri Ak Parti İlçe Başkanlığı'na yapıldı. Platform sözcüsü Avukat İrfan Yıldız Beşlioğlu Cevizdere'deki vahameti anlattı, iktidar temsilcilerinden destek istedi.
İlçe Başkanı Hüseyin Tavlı, iki hatta üç nokta üzerinden itiraz etti...
- Daha önce de oraya tesis, işletme açıldı, neden buna karşı çıkıyorsunuz?
- İleri sürülenler "bilimsel" verilere dayanmıyor, duygusal davranıyorsunuz.
- Oraya kurulacak kapalı tesis çevreye zarar vermez.
Sn. Tavlı Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde Kimya eğitimi gördü... Kendi alanı bu konuda mı, bilmiyoruz ama "verilerin" bilimsel olup olmadığını anlamak zor değil...
Zaten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu konuda ÇED raporu istiyor.
Çevresel etkinin değerlendirilmesinde, halkı proje hakkında bilgilendirmek, öte yandan projeye ilişkin çevre sakinlerinin görüş ve önerilerini almayı zorunlu buluyor, konuyla alakalı toplantılar yapılmasını öneriyor.
Konunun uzmanları bir araya gelir, sivil toplum kuruluşları girişimiyle durum enine boyuna tartışılır...
Kamplaşma, algı operasyonu, yandaşlık falan yapılacağına...
Gereği yapılsa, diyorum.

Not: Türkiye Sakatlar Derneği Ünye Şubesi'nde geçtiğimiz hafta görev değişimi gerçekleşti. Mevcut Başkan Arslan Güdek, görevi Mahmut Bek’e devretti. Yıllar önce birlikte çalıştığımız Sn. Bek'i çalışkanlığı ve enerjik kişiliği ile tanımaktayım. Yeni görevinde başarılar diliyorum.


ÜNYEKENT'TE BİR KÖŞE YAZISI...
http://www.unyekent.com/yazi/137-cop-ii.html