22 Mart 2013 Cuma

Büyük Şehir


Büyük Şehir

            Ordu ilinin Büyük Şehir Belediyesi olmasını öngören yasa teklifiyle birlikte yakın çevremizde “Büyük Şehir Belediyesi” olmanın artıları ve eksileri olanca hızıyla tartışılıyor.
Teklif bir hafta önce yasalaştı.
İktidar cephesinde “Hayırlı olsun!” mesajlarıyla karşılandı. Bilgilendirme adı altında uzun uzadıya “Büyük Şehir Belediyesi” olmanın faziletleri sıralanmaktadır.
İktidarın dışında kalanlar ise; bu kesime “muhalifler” demek mümkündür, biraz temkinli gibi… Kuşkulu, tedirgin hatta olumsuz bakanlar bile var. (“Yetmez ama evetçiler”i bu bağlamda bir yere konuşlandıramadım.)
Ünye Gönüllüsü bir arkadaşım bu konudaki kişisel kanaatimi sorduğunda, “şimdilik Ordu için olumlu, Ünye için olumsuz bir adım gibi göründüğünü” söyledim.
“Şimdilik” diyorum, çünkü kesin yargıya varmak için vakit henüz erken.
İşe biraz hukuk - felsefe katarsak, Alman düşünürü Hegel gibi “Minerva’nın baykuşu gece karanlık bastıktan sonra uçar!” dememiz gerekir…
Yunan mitolojisindeki Athena’nın Roma’daki karşılığı olan Minerva, bilge bir tanrıçadır ve ihtiyatı elden bırakmaz. Simgesi baykuştur, “önce olaylar yaşanır” der ve ardından “yaşananlarla ilgili düşünceler elde edilir.”
Hegel’in bu metaforunu daha iyi Anlamak için bizden bir halk deyişine başvurmak yeterlidir:
“Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu!” 

****

“Karaman” derken, aklıma Konya geldi… Hanya ile Konya’yı birlikte ele alan ve “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir” sözünün ardından söylenen bir söz:
“Görürsün Hanya’yı Konya’yı!”

Hanya, son döneminde Osmanlı’nın başını epey ağrıtan Girit Adası’nda bir şehirdir. 1645’te 54 gün süren bir kuşatma sonrası fethedilir. 1669’da adayı tümüyle ele geçiren Osmanlılar Hanya’yı idari merkez yapar.
1877 – 1878 Osmanlı – Rus Savaşı sırasında çıkan Rum isyanı sonrası adada Osmanlı egemenliği fiilen sona erer. Adaya gönderilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın imzaladığı Halepa Sözleşmesi ardından Hanya’da Rumlar bağımsızlık elde eder, giderek güçlenir ve adadaki Müslümanları adayı terk etmek zorunda bırakırlar.
Gerisi bir Çağan Irmak filmidir; “Dedemin İnsanları”… 

****

Belki Ordu ve Ünye için “Büyük Şehir Belediyesi” konusu yeni gündeme geldi ama mesele hayli eskidir.
Şöyle ki…
Ekim 2012’de çıkarılan yeni Büyük Şehir Belediye Yasası sırasında “Belediye Seçimleri Deyip Geçmeyin” başlığıyla bu köşede bir yazım yayınlanmıştı.
Bu yazıda gidişin nereye doğru olduğunu ilk ipuçlarıyla birlikte yazmıştım. Şimdi konuya ilişkin yorum bombardımanı yaşanırken malumu yeniden ve yeniden yazmanın âlemi yok. Zaten allayıp pullayarak ulusal ve yerel basında önümüze sürenler olduğu gibi, şurasına şu kadar, burasına bu kadar karşı çıkanlar da olacaktır.
Sonuçta yazılanlar kâğıt üzerinde kalacak ve uygulamaları birçok konuda olduğu gibi bu konuda da yaşayıp göreceğiz.

Hal böyleyken, büyük şehir belediyeciliğinin 12 Mart dönemi ürünü olduğunu ve 1982 anayasasının 127. maddesi gereği “büyük yerleşim yerlerinde özel yönetim biçimleri oluşturulabilir” hükmüne dayanılarak 1984 yılında uygulamaya başlandığını belirtmek durumundayız.    
Ekim 2012’de yapılan değişiklikle Büyük Şehir Belediyeleri’nin sınırları ve yetki dağılımı daha da genişletilmiş, adeta “eyalet sistemi”ne geçişi mümkün kılacak hale getirilmiştir.
Eee, başkanlık sistemine de ancak böyle bir idari yapı uygun düşerdi.
Fakat benim zihnimi asıl kurcalayan mesele şudur:
Düne kadar “göç veren” bir il durumundayken, nasıl oldu da Ordu vilayeti birkaç ay içinde nüfus patlaması yaşayarak 750 binin üzerine çıkabildi?
Siyasi hesaplar uğruna ya Rab, ne mucizeler yaşanıyor!  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder